İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Çınar ve Nuray Çınar Başvurusu (B. No: 2015/4807)

1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

Başvuru No2015/4807Tarih19 Nisan 2018Okuma16 dk · 3.114 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Çınar Ve Nuray Çınar Başvurusu

Karar tarihi
19 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2015/4807
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.114 kelime·16 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucular Nuray Çınar ve Mehmet Çınar evlidir.

9. Başvuruculardan Mehmet Çınar (başvurucu); Türk Silahlı

Kuvvetleri (TSK) emrinde ve Hakkari Yüksekova 2.

Jandarma Özel Harekât Bölük Komutanlığında jandarma uzman çavuş olarak görev

yapmaktayken 15/9/2005 tarihinde, içinde bulunduğu askerî aracın geçişi

sırasında teröristlerce yola döşenen mayının patlaması neticesinde

yaralanmıştır.

10. Başvurucu, olayın hemen akabinde yapılan ilk müdahalesinin

ardından sol ayağında meydana gelen kırık nedeniyle Van Yüzüncü Yıl

Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde 2005 yılı Eylül ayı içinde

ameliyat edilmiştir. Söz konusu ameliyat sonrasında Van Asker Hastanesi

tarafından düzenlenen 27/9/2005 tarihli sağlık kurulu raporu ile başvurucuya sol talus boyun kırığı

tanısı konulmuş ve bir buçuk ay istirahat verilmiştir.

11. Başvurucunun 27/9/2005 tarihli sağlık kurulu raporu ile

verilen istirahatinin bitmesini müteakiben muhtelif hastanelerde kimi zaman

yatışı da yapılarak takip ve tedavisine devam edilmiştir. Bu takip ve tedaviler

sırasında başvurucu hakkında Van Asker Hastanesi sağlık kurulu tarafından

düzenlenen 27/2/2007 tarihli raporda "sol

talus kırığı ameliyatlısı+geçirilmiş

hemotoraks" tanısı ile "A/166 F-1, A/51 F-1 arızalı sağlam sınıfı görevini

yapar. Komando olamaz."; 21/6/2007 tarihli raporda ise "sol opere talus boyun kırığı + sol ayak bileği hareket kısıtlılığı"

tanısı ile "A/58 F-1 sınıfı görevini

yapar. Komando olamaz. Medikal ve cerrahi tedavi ile %100 iyileşme beklenmez."

tespitlerine yer verilmiştir.

12. Başvurucu, söz konusu raporlarda tespit edilen sağlık

durumuna uygun sınıfta TSK emrindeki görevine devam etmiştir.

13. Görevine devam eden başvurucunun İzmir Asker Hastanesi

sağlık kurulunun 8/8/2011 tarihli raporu ile talus kırığı tanısı nedeniyle bir yıl süreyle fiziki yeterlilik

testlerinden, ağır sportif ve bedenî faaliyetlerden, uzun süreli ayakta durmayı

ve yürümeyi gerektiren temel ve savaş beden eğitimi faaliyetlerinden muaf

tutulması uygun görülmüştür.

14. Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi (GATA) Haydarpaşa

Eğitim Hastanesi sağlık kurulu tarafından düzenlenen 9/1/2013 tarihli raporla

başvurucu hakkında sol ayak mayın yaralanmasına bağlı tarsal

dejenerasyon teşhisine istinaden "TSK'da

görev yapamaz." kararı verilmiştir.

15. Söz konusu raporun Millî Savunma Bakanlığınca (MSB)

24/1/2013 tarihinde onaylanıp kesinleşmesinin ardından başvurucunun sağlık

nedeniyle TSK ile ilişiği kesilmiştir.

16. Başvurucular, TSK'da görev yapma niteliğinin kaybedilmesine

ve ilişiğin kesilmesine sebep olan rahatsızlığın görev sırasında ve görev

nedeniyle maruz kalınan mayın patlaması sonucu meydana geldiğini belirterek bu

sebeple uğradıkları maddi ve manevi zararların karşılanması talebiyle 21/8/2013

tarihinde idareye yaptıkları başvurunun zımnen reddi üzerine 17/12/2013

tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.

17. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 24/9/2014 tarihinde

oyçokluğuyla verdiği kararla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın

gerekçesinde başvurucuların eylemi ve eylemden doğan zararı 21/6/2007 tarihli

sağlık kurulu raporu ile öğrendiği, dolayısıyla bu tarihten itibaren 4/7/1972

tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 43.

maddesi uyarınca bir yıl ve her hâlükârda beş yıl içinde zorunlu idari

başvuruda bulunmaları gerektiği belirtilmiştir. Başvurucuların ise bu süreleri

geçirdikten sonra 21/8/2013 tarihinde idareye yaptıkları başvurunun zımnen

reddi üzerine 17/12/2013 tarihinde açtıkları davanın süresinde olmadığı ifade

edilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucu hakkında 2011 ve 2013 yıllarında

düzenlenen sağlık kurulu raporlarının zararın öğrenilmesine ve dava açma

süresine bir etkisinin bulunmadığı da vurgulanmıştır.

18. Karşıoyda ise 2007 yılında

düzenlenen raporlarda başvurucu hakkında sınıfı görevini yapar kararı

verildiğinden bu tarih itibarıyla TSK ile ilişiğinin kesilmesinden kaynaklanan

zararların oluşmasının ve dolayısıyla öğrenilmesinin söz konusu olamayacağı ifade

edilmiştir. Başvurucunun TSK'da görev yapamayacağının 9/1/2013 tarihli sağlık

raporu ile tespit edilmesi nedeniyle dava açma süresinin bu rapor esas alınarak

hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.

19. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Mahkemenin

28/1/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

20. Nihai karar başvuruculara 12/2/2015tarihinde tebliğ

edilmiştir.

21. Başvurucular 16/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

22. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve

6771 sayılı Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici 21. maddenin birinci fıkrasının

(E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanunlar

23. 1602 sayılı mülga Kanun’un43. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki

işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde

cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi

içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

25. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta

bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine

izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmî yetkilerin kullanımı

sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından

doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan

mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda

belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam

yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik

olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."

26. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

31/5/2016 tarihli ve E.2016/4241, K.2016/3896 sayılı kararı şöyledir:

"[2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinde], idareye başvuru

için öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı

zaman zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir

hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle

ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya

işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla

birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve

hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

...

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncü

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama

özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

27. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Ahmet Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017,§§ 19-28.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 19/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

29. Başvurucular, TSK'da görev yapma niteliğinin kaybedildiğine

dair sağlık raporu üzerine TSK ile ilişiğin kesilmesi dolayısıyla uğranılan

zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim; hak edilen tazminata hükmedilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

30. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak

iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular her ne kadar mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de şikâyetlerin özü, idari eylemden doğan

zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasının süre aşımından

reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesidir. Bu itibarla

belirtilen ihlal iddiası da mahiyeti itibarıyla adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

33. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerde de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

34. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin

adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk

olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir

ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

35. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

36. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre

aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucuların

mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

37. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

38. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

39. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

40. Başvurucuların idari eylemden doğan zararın tazmini

istemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme

kararının 1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir.

Dolayısıyla somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

41. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defalar incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu incelemelerinde idari

işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en

genel ifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı

bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No:

2014/12354, 9/11/2017, § 52).

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

42. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

43. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken

yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten

kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka

açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması

nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını

kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., §

38).

44. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma

süresinin hangi tarihte başlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle

yorumlama görevi esasen derece mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun

ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin

belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi

tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerinin

yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında

incelemektir (Ahmet Yıldırım, § 46). Bu kapsamda dava açma süresinin henüz dava

hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar

olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan

nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını

anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Yaşar Çoban, § 66).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

45. Başvurucular, dava açma süresinin başlangıcında 21/6/2007

tarihli sağlık kurulu raporunun esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal

ettiğinden şikâyet etmektedir.

46. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 25, 26) Danıştay içtihadında

ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini

istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi

için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında

illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin

veya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.

47. Bu bağlamda somut olayda öncelikle tam yargı davası

açılmasına sebep olan, bir başka ifadeyle zararı doğuran olgunun ne olduğunun,

başvurucuların davanın temelini teşkil eden bu olgudan ne zaman haberdar olduğu

ya da haberdar olması gerektiğinin ortaya konulması mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin ölçülülüğü bakımından önem arz etmektedir.

48. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucuların tam yargı

davası açmasının sebebinin TSK'da yürütülen görev sırasında maruz kalınan mayın

patlaması sonucu "TSK'da görev yapabilme niteliğini kaybedecek

şekilde" bir maluliyete uğranılması olduğu görülmektedir. Başvurucuların

bu sebeple oluşan zararlarının karşılanması için dava açtığıanlaşılmaktadır.

Bir başka ifadeyle somut başvuruda, salt olay nedeniyle bedensel bütünlüğün

bozulmasından doğan zararların tazmininin talep edildiği bir dava söz konusu

değildir. Nitekim başvurucuların gerek 21/8/2013 tarihli idareye başvuru

dilekçelerinde gerekse 17/12/2013 tarihli dava dilekçelerinde bu hususu açıkça

vurguladıkları görülmektedir.Dolayısıyla

somut olayda tazmini talep edilen zararı doğuran/davanın temelini teşkil eden

olgu, mayın patlamasına bağlı yaralanma sonucunda TSK'da görev yapabilme

niteliğinin kaybedilmiş olmasıdır.

49. Bu itibarla öncelikle AYİM tarafından dava açma süresinin

başlangıcına esas alınan 21/6/2007 tarihli sağlık raporunun tazmini talep

edilen zararı doğuran/davanın temelini teşkil eden bu olgunun öğrenilmesine

imkân sağlayan bir mahiyet taşıyıp taşımadığının açıklığa kavuşturulması

gerekmektedir. Anılan raporun böyle bir niteliği haiz olduğu yönünde sonuca

ulaşıldığı takdirde ise bu kez, raporun düzenlendiği 21/6/2007 tarihi

itibarıyla söz konusu olgunun başvurucular tarafından bilinip bilinmediğinin ya

da bilinmesi gerekip gerekmediğinin ortaya konulması da başvurucuların

mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti açısından önem arz

etmektedir.

50. Olayda başvurucunun 2005 yılında askerî görevi esnasında

maruz kaldığı mayın patlaması sonucunda yaralandığı ve sol ayağında meydana

gelen kırıktan dolayı uzun bir süre tedavi gördüğü, bu tedaviler sonucunda

vücudunda belirli düzeyde ve kalıcı nitelikte birmaluliyet

oluşmuş olsa da TSK emrinde sağlık durumuna uygun bir sınıfta 2013 yılına kadar

görev yapmaya devam ettiği anlaşılmaktadır.

51. Bu zaman zarfında başvurucu hakkında düzenlenen ve Mahkeme

tarafından dava açma süresinin başlangıcına esas alınan 21/6/2007 tarihli

sağlık kurulu raporunda başvurucunun sol ayağındaki kırık nedeniyle hareket

kısıtlılığı bulunduğu, medikal ve cerrahi tedavi ile dahi tam iyileşme

olamayacağı, belirtilen durumun komando olmaya engel teşkil ettiği ancak sınıfı

görevini yapmasına mâni olmadığı yönünde tespitlere yer verildiği

görülmektedir. Başvurucunun mayın patlaması sonucu yaralanmasına bağlı olarak

oluşan mevcut sağlık durumu itibarıyla TSK'da görev yapamayacağının ise ilk kez

GATA tarafından düzenlenen 9/1/2013 tarihli sağlık kurulu raporu ile tespit

edildiği ve bu rapora istinaden başvurucunun TSK ile ilişiğinin kesildiği

anlaşılmaktadır.

52. Buna göre başvurucunun mayın patlaması sonucu yaralanması

nedeniyle TSK'da görev yapma niteliğini kaybettiğine dair herhangi bir tespit

içermediği açık olan 21/6/2007 tarihli sağlık raporunun bireysel başvuruya konu

tam yargı davasının temelini teşkil eden olgunun ve dolayısıyla bu olgudan

kaynaklı zararın öğrenilmesine imkân sağlayan bir mahiyet taşıdığından söz

edilemez.

53. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde Mahkemenin zararın

öğrenilmesine ve değerlendirilmesine imkân tanımayan nitelikteki sağlık

raporunun düzenlendiği 21/6/2007 tarihini esas alarak dava açma sürelerini

belirlemesine ilişkin yorumunun başvurucuların dava açmasını aşırı derecede

zorlaştırdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın

süre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

54. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

56. Başvurucular, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi talebinde bulunmuştur.

57. Adil yargılanmahakkı kapsamındaki

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

58. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin

birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı

merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 24/9/2014 tarihli ve

E.2014/277, K.2014/1323 sayılı kararıyla ilgilidir),

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucular

:

1. Mehmet

ÇINAR

2. Nuray ÇINAR Vekili : Av. Mustafa Sait AKSU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/4807, 19 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  14. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  15. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Yıldırım
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Çınar
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/4807
Tarih
19 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Savaş Başçik Başvurusu (B. No: 2015/6883)
  • Şahin İnşaat Taşımacılık Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/15723)
  • Özlem Korkut ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14571)
  • Recep Ayhan Başvurusu (B. No: 2015/2500)
  • S.n. D.p. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/10583)
  • Mevlüt Huzeyfe Uğur ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2924)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.