İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/12582 Tarih:

Kerem Amal Başvurusu (B. No: 2014/12582)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

KEREM AMAL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/12582)

Karar Tarihi: 21/6/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yargılamanın makul sürede tamamlanmaması, aynı

eylemden dolayı iki kez ceza verilmesi, tanık sorgulama ve dinletme

taleplerinin gerekçesiz reddedilmesi ve delillerin hatalı değerlendirilmesi

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5.Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca muhtelif suçlardan yürütülen soruşturma kapsamında 14/2/2006 tarihinde başvurucu gözaltına alınmış ve 17/2/2006

tarihinde tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26/6/2006

tarihli iddianamesiyle haksız ekonomik çıkar sağlamak amacı ile kurulmuş örgüte

üye olma, yağma, yağmaya teşebbüs ve ruhsatsız silah bulundurma suçlarından

başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır.

9. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK mülga 250. madde ile

görevli) 20/1/2010 tarihli kararıyla başvurucunun

yağmaya teşebbüs dışındaki suçlardan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Yağmaya

teşebbüs suçu yönünden hüküm kurulması unutulmuştur.

10. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi 17/10/2011 tarihli kararıyla zamanaşımı süresi içinde mağdur

A.ya yönelik yağmaya teşebbüs suçu açısındanher zaman karar verilmesi mümkün olduğu gerekçesi

ile kararı bozmuştur. Dosya, bozma sonrası aynı Mahkemenin E.2012/6 sırasına

kaydedilmiştir.

11. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/7/2013 tarihli kararı

ile müşteki ve tanık anlatımları, ele geçen suç eşyaları ile ilgili düzenlenen ekspertiz raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirilerek başvurucunun müsnet suçtan

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

12. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 1. Ceza

Dairesinin 25/3/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.

13. Anılan karar, başvurucu vekiline 3/7/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Bireysel başvuru 23/7/2014

tarihinde yapılmıştır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 21/6/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

16. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

18. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin

başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak

ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden

davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır(B.E.,

B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).

19. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29).

20. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 8 yıl 1 ay 11 günlük

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B.Aynı Suçtan İki Kez

Yargılanmama ve Cezalandırılmama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu, hem yağma suçuna azmettirme hem de yağmaya

teşebbüs suçundan cezalandırılmasının aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama

hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri

sürmüştür.

23. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası gereği Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) veya Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına

da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

24. Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün

4. maddesinde aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı

tanınmış ise de başvuruya konu ihlal iddiası tarihi itibarıyla anılan Protokol

yürürlüğe girmemiştir. Bu itibarla başvurucunun hak iddiasının Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanının dışında kaldığı anlaşılmaktadır (İffet İnci Gültekin, B. No: 2013/9585, 9/3/2016, § 42).

25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Tanık Sorgulama ve Dinletme Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu, atılı suçun mağdurunu ve isimlerini bildirdiği

tanıkların dinlenilmesi talebinin gerekçesiz olarak reddedildiğini belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

"adil yargılanma" hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak tanık

sorgulama ve dinletme hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte adil

yargılanma hakkının somut görünümlerinden biri olantanık

sorgulama ve dinletme hakkı esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da zımni bir unsurudur.

28. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendinde, bir suç ile itham edilen herkesin iddia tanıklarını

sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı

koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek

hakkı düzenlenmiştir.

29.Anayasa Mahkemesi de benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında "tanık dinletme ve sorgulama hakkı"yla ilgili ilkeleri belirlemiştir.

30. Sanığın; hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması

sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların

beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın

yapılabilmesi bakımından gereklidir. Ancak başvurucuların tanıklara soru

sorabilmesi, onlarla yüzleşebilmeleri mutlak bir hak değildir. Makul

gerekçelerle getirilen kısıtlamalar, kimi zaman başvurucunun iddia tanıklarına

soru sorabilme ve onlarla yüzleşme imkânını da ortadan kaldırabilmektedir.

Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma

veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse

tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36.

maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Az.

M.,

B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 46-67; Levent

Yanlık, B.No: 2013/1189, 18/11/2015, §§

67-77; İsmet Özkorul,

B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§44, 45).

31. Savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla "aynı

koşullar altında" davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını

isteme hakkı, silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Tanıkların dinlenmek

üzere çağırılmasının uygun olup olmadığının değerlendirmesi, kural olarak

derece mahkemelerinin takdir yetkisi dâhilindedir. Ancak bu hak, sanığın lehine

olan bütün tanıkların çağrılmasını ve dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin

esas amacı, sanığın "aynı koşullar altında" ve "silahların

eşitliği ilkesi"ne uygun olarak tanık dinletme

talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Dolayısıyla bir sanığın bazı

tanıkları dinletemediğinden şikâyet etmesi yeterli olmayıp ayrıca bu tanıkların

dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için

neden gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebini desteklemesi

gerekmektedir (Atila Oğuz Boyalı,

B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 47; Ahmet Zeki Üçok, B. No: 2013/1966,

25/3/2015, § 70).

32. Bozma sonrasındaki yargılamanın 17/7/2013 tarihli ikinci

celsesinde başvurucunun, aleyhte beyanda bulunan mağdur A.Y.nin

ve daha önce huzurda beyanlarına başvurulmayan tanıklar A.D. ve M.V., C.A. ve H.A.nın dinlenilmesi

talebi, mağdurun daha önce dinlenildiği ve dinletilmek istenen tanıkların ise

dosyanın geldiği aşama ve dosyadaki diğer deliller nazara alınarak dosyaya

yenilik katmayacağı değerlendirilerek reddedilmiştir.

33. Başvurucu, mağduru sorgulama fırsatının kendisine

tanınmadığı yönünde bir şikâyette bulunmamaktadır. Diğer yandan tanıkların

dinlenmesinin hangi nedenlerle önemli olduğu ve gerçeğin ortaya çıkması için

neden gerekli olduğu da başvurucu tarafından açıklanmamıştır. Mahkeme; arama,

el koyma ve yakalama tutanaklarını, telefon görüşme içeriklerini, ekspertiz raporlarını, banka hesaplarına ilişkin yazıları,

mağdur ve tanık anlatımlarını birlikte değerlendirmek suretiyle başvurucunun

mahkûmiyetine karar vermiştir.

34. Anılan ilkeler ve Anayasa

Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar dikkate alındığında somut

olayda başvurucunun aleyhinde beyanda bulunan mağdurun sorgulanmasına daha önce

imkân verilmiş olunması ve hangi nedenlerle önemli olduğu ve gerçeğin ortaya

çıkması için neden gerekli olduğu açıklanmak suretiyle tanık dinletme talebinin

desteklenmemesi nedenleriyle tanık sorgulama ve dinletme hakkına yönelik bir

ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Diğer İhlal İddiaları

36. Başvurucu, delillerin takdirinde yanılgıya düşülmesi

suretiyle haksız olarak mahkûm edildiğini ve kararın açık bir keyfîlik içerdiğinibelirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren

tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet

Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

38. Somut olayda İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan

yargılamada sanık savunmaları, mağdur beyanları, tanık anlatımları, olay

nedeniyle düzenlenen tutanaklar, aramalar sonucu elde edilen deliller, ekspertiz raporları, telefon görüşme içerikleri ve tüm dosya

kapsamı birlikte değerlendirilmek suretiyle bir karar verildiği anlaşılmıştır.

Başvurucunun anılan iddialarının esas itibarıyla Derece Mahkemelerince verilen

kararların delillerin değerlendirilmesinde isabet bulunmadığına ve dolayısıyla

kararın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir. Yapılan yargılamada, Mahkemenin

ve Yargıtayın kararında bariz takdir hatası veya açık

bir keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilmemiştir.

39. Başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının

yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu

sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

E. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

40. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

41. Başvurucu 5.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

42. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

43. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya 8.400 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

44. Başvurucu maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla

beraber tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

45. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tanık sorgulama ve dinletme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Diğer ihlal iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin (kapatılan) İstanbul 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin (E.2013/68, K.2013/146) yerine bakan mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/6/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Recai AKYEL

Raportör

:

Akif YILDIRIM

Başvurucu

:

Kerem AMAL

Vekili

:

Av. Davut ERKAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/12582, 21 Haziran 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası