İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

M.c. Başvurusu (B. No: 2014/15910)

1. Başvuru, sağlık personeli bulunmayan ambulansla yapılan nakil

Başvuru No2014/15910Tarih7 Şubat 2018Okuma27 dk · 5.372 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm M.C. Başvurusu

Karar tarihi
7 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2014/15910
R.G. Tarih ve Sayı
8/3/2018-30354
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.372 kelime·27 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sağlık personeli bulunmayan ambulansla yapılan nakil

sırasında ölüm olayının meydana gelmesi üzerine başlatılan ceza soruşturmasının

etkili bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edilen ve Ulusal Yargı Ağı

Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 5/5/2007 tarihinde yaşamını yitiren 1975 doğumlu Ö.N.nin kardeşidir.

A. Başvurucunun Kardeşi Ö.N.nin

Hastalanması Üzerine Yaşanan Süreç

9. Altı aylıkken geçirdiği menenjit hastalığı sonrasında

bedensel ve zihinsel engelli hâle gelen başvurucunun kardeşi Ö.N., karın ağrısı

şikâyeti ile 5/5/2007 tarihinde Kelkit Devlet Hastanasi

Acil Polikliniğine götürülmüştür. Burada belli bir süre müşahade

odasında tutulan hasta daha sonra akut batın

tanısıyla Gümüşhane Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Kelkit

Devlet Hastanesinden Gümüşhane Devlet Hastanesine gerçekleştirilen sevk işlemi,

içinde sağlık memuru bulunan bir ambulansla yapılmıştır.

10. Hasta, aynı gün Gümüşhane Devlet Hastanesi Acil

Polikliniğine götürülmüştür. Gümüşhane Devlet Hastanesi kayıtlarına göre

5/5/2007 tarihinde nöbetçi uzman, Dr. S.S.; nöbetçi pratisyen ise Dr. S.Ş.dir.

11. Hasta, Gümüşhane Devlet Hastanesi Acil Polikliniğinde Dr.

S.Ş. tarafından muayene edilmiştir. Muayene sonucunda hasta, o sırada Hastanede

bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. B.A.Ö.ye yönlendirilmiştir.

12. Kendisine yönlendirilen hastayı muayene eden Genel Cerrahi

Uzmanı Dr. B.A.Ö., muayene sonucunda hastanın Trabzon Numune Eğitim ve

Araştırma Hastanesine sevk edilmesine karar vermiştir. Bunun üzerine hasta,

içinde hiçbir sağlık personeli bulunmayan, Şoför Z.A. kontrolündeki ambulans

ile Gümüşhane Devlet Hastanesinden ayrılmıştır. Hasta, sevk edildiği Trabzon

Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüğü sırada yolda fenalaşmış ve

hayatını kaybetmiştir.

B. Ceza Soruşturması

Süreci

13. Başvurucu, Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığına muhtelif

tarihlerde sunduğu dilekçelerle Gümüşhane Devlet Hastanesinde yapılan

işlemlerden yakınarak kardeşinin yaşamını yitirmesine neden olan olayda

sorumluluğu bulunan kişilerin cezalandırılması talebinde bulunmuştur.

Başvurucu, dilekçelerinde özellikle Gümüşhane Devlet Hastanesinden Trabzon

Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine yapılan sevk sırasında ambulansta sağlık

personeli bulunmamasına vurgu yaparak yolda solunum yetmezliği krizine giren

kardeşine hiçbir müdahalede bulunulmadığını ifade etmiştir.

14. Olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında

6/5/2007 tarihinde ölü muayene işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü harici

muayenesine katılan doktor bilirkişi tarafından kesin ölüm sebebinin tespit

edilemediğinin belirtilmesi üzerine klasik otopsi yapılmasına karar

verilmiştir. Aynı gün gerçekleştirilen klasik otopsi işlemi sonucunda

hazırlanan 25/5/2007 tarihli otopsi raporunun sonuç kısmının ilgili bölümü

şöyledir:

"(...)

Kişinin ölümünün bağırsaklarda aşırı gaz ve

gaita birikimi nedeniyle ortaya çıkmış olması muhtemel kendisinde mevcut kalp

ve akciğer yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğunu bildirir tıbbi kanaat

raporudur."

15. Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı, yaşanan olayla ilgili

olarak Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan bilirkişi raporu almıştır. Adli

Tıp Kurumundan alınan 9/5/2008 tarihli raporda, Gümüşhane Devlet Hastanesi Acil

Polikliniğinde görev yapan Dr. S.Ş.nin hastayı

muayene ederek genel cerrahi uzmanından konsültasyon istemesinin tıp

kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca, kendisinden

konsültasyon istenen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. B.A.Ö.nün

ileri tetkik ve tedavi için hastayı başka bir hastaneye sevk etmesinin de tıp

kurallarına uygun olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte raporda; hastanın

sağlık personeli eşliğinde sevkinin yapılması gerekmesine rağmen bunun yapılmadığı,

sevk kararının hastane nöbetçi şefinin yetkisinde olduğu, 5/5/2007 tarihinde

nöbetçi uzman hekimin Dr. S.S. olduğu, bu hususun Savcılıkça

değerlendirilmesinin uygun olacağı yönünde değerlendirmeler yapılmıştır.

16. Bunun üzerine Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı, Gümüşhane

Devlet Hastanesinden Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine

gerçekleştirilen sevk sırasında Dr. B.A.Ö.nün

ambulans içinde sağlık personeli görevlendirmesi gerekirken bunu yapmayarak

görevini ihmal suretiyle ölüme neden olduğu iddiasıyla 31/12/2008 tarihinde adı

geçen doktor hakkında Gümüşhane Valiliğinden 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 4. maddesi

uyarınca soruşturma izni istemiştir. Bunun üzerine başlatılan ön inceleme

neticesinde Dr. B.A.Ö. hakkında soruşturma izni verilmesine karar verilmiştir.

17. Bu kararın kesinleşmesi üzerine Gümüşhane Cumhuriyet

Başsavcılığının 26/5/2009 tarihli iddianamesiyle Dr. B.A.Ö. hakkında görevi

ihmal suretiyle ölüme neden olma suçundan kamu davası açılmıştır. Ö.N.nin Gümüşhane Devlet Hastanesi Acil Polikliniğinde ilk

muayenesini yapan Dr. S.Ş. hakkında ise aynı tarihte ek kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

18. Dr. B.A.Ö. hakkında açılan davada katılan sıfatıyla yer alan

başvurucunun 21/1/2010 tarihinde Mahkeme huzurunda ifadesi alınmıştır.

Başvurucu ifadesinde özetle önceki beyanlarında kardeşinin ölümü ile

neticelenen olayda sorumlu kim ise onun cezalandırılmasını talep etmiş ise de

sonrasında esas sorumlunun sevk kararı vermesine rağmen kardeşine refakat için

ambulansta herhangi bir sağlık memuru görevlendirmeyen Dr. B.A.Ö. olduğunun

ortaya çıktığını, ambulansta sağlık görevlisi bulunmamasının kardeşinin ölümüne

yol açtığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca dosyanın Yüksek Sağlık Şûrasına

gönderilmesi ve oradan alınacak rapor doğrultusunda karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

19. Dr. B.A.Ö. savunmasında özetle hastanın karın şişliği ve

sertliği şikâyetiyle Kelkit Devlet Hastanesinden Gümüşhane Devlet Hastanesi

Acil Polikliniğine getirildiğini, ildeki tek genel cerrahi uzmanı olması

nedeniyle hastayı kendisinin muayene ettiğini, gerekli tahlil, röntgen ve

tetkikleri yaptırdıktan sonra hastayı Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma

Hastanesine sevk ettiğini, yapılan işlemlerin tıbbi açıdan doğru olduğunu,

nitekim bu hususun Adli Tıp Kurumu raporunda da ifade edildiğini belirtmiştir.

Dr. B.A.Ö. savunmasında ayrıca ambulansta sağlık personeli bulundurulmaması

nedeniyle vuku bulan ölüm olayından sorumlu tutularak hakkında dava açıldığını,

doktorun görevinin gerekli tıbbi müdahaleyi yapmak ve gerekiyorsa hastayı sevk

etmek olduğunu, ilgili mevzuatın hastayı sevk eden doktora ambulansın sevk ve

idaresinde herhangi bir sorumluluk yüklemediğini, kendisinin herhangi bir idari

görevinin bulunmadığını ifade etmiştir.

20. Tanık sıfatıyla ifadesi alınan ambulans şoförü ise özetle

olay günü hastayı Trabzon'a ambulans şoförü olarak kendisinin götürdüğünü,

ambulansta doktor ve sağlık görevlisinin bulunmadığını, ambulansta sadece hasta

ve yakınlarının olduğunu, hastanın dikkat çekecek kadar ağır bir hasta

olduğunu, ambulans şoför defterini Uzman Dr. B.A.Ö.ye imzalatırken sağlık

memuru gelip gelmeyeceğini sorduğunu ancak Dr. B.A.Ö.nün "Gerek yok." dediğini ifade

etmiştir.

21. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi; Dr. B.A.Ö.nün

eylemleri ile başvurucunun kardeşi Ö.N.nin ölümü

arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, ayrıca ambulansta sağlık

görevlisi bulundurulup bulundurulmayacağı noktasında kimin takdir hakkına sahip

olduğu hususlarının tespiti ile ilgili olarak Yüksek Sağlık Şûrasından rapor

istemiştir.

22. Yüksek Sağlık Şûrasının 24-25/2/2011 tarihli raporunda, Dr. B.A.Ö.nün hastayı ileri tetkik ve tedavi için Trabzon

Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk etmesinin tıp kurallarına uygun

olduğu belirtilmiştir. Raporda hastanın sağlık personeli refakatinde sevk

edilmesi gerektiği, sevk kararının ise hastane nöbetçi şefinin yetkisinde

olduğu ifade edilmiştir. Raporda ayrıca klasik otopsi sonucu yapılan işlemlere

göre kesin ölüm sebebi belli olmadığından hasta naklindeki kusur ile ölüm

arasında illiyet bağı kurulamayacağı yönünde görüş bildirilmiştir.

23. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi, gerek tarafların

beyanlarını gerekse hasta hakkındaki tıbbi belgeler ile raporları dikkate alarak

Dr. B.A.Ö.nün beraatine

karar vermiştir. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesinin 16/11/2011 tarihli

kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosya içerisindeki bütün bilgi ve

belgeler bir arada değerlendirildiğinde, olay zamanı maktül [ölen] Ö.N.nin karnındaki şişme

sebebi ile Kelkit Devlet Hastanesine kaldırıldığı, ilk müdahalesinin

yapılmasını müteakip ambulansla sağlık ekibi eşliğinde Gümüşhane Devlet

Hastanesine sevk edildiği, Devlet Hastanesinde ilk tedavinin doktor S.Ş.

tarafından yapıldığı, daha sonra sanık olan icapçı uzman hekim tarafından

muayene edildiği ve tedavi maksatlı Trabzon'a sevkinin sağlandığı, araç

içerisine sağlık memuru görevlendirilmediği, maktulün Trabzon'a götürüldüğü

sırada öldüğü sabit olsa da, ölüm ile ambulans içerisinde sağlık memuru

görevlendirilmesinin yapılmaması arasında illiyet bağı kurulamadığına dair şura

raporu da dikkate alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlemekte taksirin

bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Kaldı ki, Ambulanslar ve Acil Sağlık

Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliğinin 7. maddesinin b fıkrasında

'hasta nakil ambulanslarında en az bir sağlık personeli olmak üzere iki

personeli görev yapar, hastanın nakli sırasında en az bir sağlık personeli

hasta kabininde bulunur, gerekiyorsa bir de şoför eklenir' ibaresinin

bulunduğu, söz konusu hükümün emredici mahiyette

olduğu, bu nedenle hastanın sevki sırasında sağlık memurunun hasta kabininde

bulunmasının zorunlu olduğu, bunun doktorun ya da hastane yönetiminin

taktirinde bulunmadığı, sevk kararının da hastane nöbetçi şefinin yetkisinde

bulunduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar Gümüşhane Devlet Hastanesinin 23/11/2009

tarihli yazılarında belirtildiği gibi personel görevlendirmenin hastanın

sevkinin yapan uzman hekimin görüşü doğrultusunda acil sorumlu doktoru tarafından

yapıldığı bildirilse de, hastane uygulamasının mevzuatla çeliştiği, bu nedenle

söz konusu görevlendirmenin sanığın görevine girmediği dikkate alınarak beraati yönünde aşağıdaki hüküm kurulmuştur."

24. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi aynı kararda ayrıca Hastane

yönetiminin ve olay günü nöbetçi olan uzman doktorun eyleminin görevi ihmal

suçunu oluşturma ihtimalinin değerlendirilmesi için Gümüşhane Cumhuriyet

Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.

25. Dr. B.A.Ö. hakkında kurulan hüküm, Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 8/4/2014 tarihli ilamı ile onanmıştır.

26. Başvurucu, anılan kararı 16/9/2014 tarihinde öğrendikten

sonra 25/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. Bireysel Başvuru

Yapılmasından Sonraki Süreç

27. Somut olayda, Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesince suç

duyurusunda bulunulması sonrasında olay günü Hastanede nöbetçi uzman doktor

olan Dr. S.S. hakkında Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığının 25/8/2015 tarihli

iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

28. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi 24/5/2016 tarihli kararıyla

Dr. S.S.nin 10 ay hapis cezası ile tecziye edilmesine

ve bu cezanın ertelenmesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde; sanığın olay tarihinde nöbetçi uzman hekim olarak görev

yaptığı, olay tarihinde maktülün [ölenin] Kelkit Devlet hastanesinden Gümüşhane devlet

hastanesine sevk edildiği, buradan da ilk müdahalenin ardından, 7 Aralık 2006

tarihli ve 26369 sayılı Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans

Hizmetleri yönetmeliği 7. maddesi b fıkrasında 'Hasta nakil ambulanslarında en

az biri sağlık personeli olmak üzere iki personel görev yapar. Hasta nakli

sırasında en az bir sağlık personeli hasta kabininde bulunur, gerekiyorsa ekibe

şoför eklenir.' hükmüne aykırı olarak ambulansla herhangi bir sağlık personeli

görevlendirmeden Trabzon'a sevk edildiği, sevk sırasında maktulün vefat ettiği,

sevk kararının hastane nöbetçi şefinin yetkisinde olduğu, Adli Tıp Kurumu 3.

Adli Tıp İhtisas Kurulunun 09 Mayıs 2008 tarih 3346 Karar sayılı raporunda;

sanığın sevk esnasında sağlık personeli bulundurmaması nedeni ile kusurlu

olduğunun belirtildiği, sanığın yönetmelik kurallarına aykırı olarak ambulansla

hastayı sevk etmek suretiyle ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılmakla, sanığın

üzerine atılı ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak suçunu işlediği sabit

görülmüş, sanığın eylemine uyan ve sanığın lehine olan 08.12.2010 tarihve 6086 sayılı kanun 1.maddesi ile değişik TCK 257/2

maddesi gereğince, meydan gelen neticenin ölümle sonuçlanması dikkate alınarak

üst sınırdan, hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş aşağıdaki

şekilde hüküm kurulmuştur.

Sanığın hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasını kabul etmemesi nedeni ile hakkında Hükmün Açıklanmasının Geri

Bırakılmasına karar verilmemiştir.

Yine meydana gelen neticenin ölümle

sonuçlanması dikkate alınarak sanık hakkında verilen kısa süreli hapis cezası

seçenek yaptırımlara çevrilmemiştir.

Sanığın adli sicil geçmişi dikkate

alındığında, sanığın hüküm olunan hürriyet bağlayıcı cezası bir daha suç

işlemeyeceği yönünde mahkememizce oluşan kanaatle ve TCK 51/1 maddesi gereğince

ertelenmiş, sanığın TCK 51/3-5 maddesi gereğince kendisine rehberlik edecek bir

uzman kişi görevlendirilmeksizin takdiren, bir yıl

süre ile denetim altında bulundurulmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde

hüküm kurulmuştur."

29. Bu karar, Dr. S.S. tarafından temyiz edilmiştir. UYAP

kayıtlarında temyiz talebinin sonuca bağlandığına dair bir bilgi ve belge

bulunmamaktadır. Başvurucu da bu konuda Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgi

ve belge sunmamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel

Kanunu’nun "Temel esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının

a, c, g ve ibentleri şöyledir:

“Sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslar

şunlardır:

a) Sağlık kurum ve kuruluşları yurt sathında

eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım

Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanır, koordine

edilir, mali yönden desteklenir ve geliştirilir.

c) Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile

sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılması

esastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esas

içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir. Bu düzenleme ilgili

Bakanlığın görüşü alınarak yapılır. Gerek görüldüğünde özel sağlık

kuruluşlarının her türlü ücret tarifeleri Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca

onaylanır. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık kuruluşları veya sağlık

işletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatları Sağlık ve Sosyal Yardım

Bakanlığınca tespit ve ilan edilir.

g) Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı; sağlık

ve yardımcı sağlık personelinin yurt düzeyinde dengeli dağılımını sağlamak

üzere istihdam planlaması yapar, ülke ihtiyacına uygun nitelikli sağlık

personeli yetiştirilmesi amacıyla hizmet öncesi ya da kamu kuruluşlarında

mesleklerini icra eden sağlık ve yardımcı sağlık personeline hizmetiçi eğitim yaptırır. Bunu sağlamak amacıyla

üniversitelerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile kamu kurum ve

kuruluşlarının imkanlarından da yararlanır. Hizmetiçi

eğitim programını ne şekilde ve hangi sürelerle yapılacağı Sağlık ve Sosyal

Yardım Bakanlığınca çıkartılacak yönetmelikte tespit edilir.

i)

Sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla;

bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlık

kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında

koordinasyon ve işbirliği yapılır. Sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik ve

fonksiyonel hizmet alanları,verecekleri hizmetler,

yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konularda tespit edilen esaslara

uymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlüdürler. Çağdaş tıbbi bilgi ve

teknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşviki sağlanır.”

31. 7/12/2006 tarihli ve 26369 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans

Hizmetleri Yönetmeliği'nin olay tarihindeki şekliyle "Ambulans ve acil sağlık aracı personeli" kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

"(1) Kara ambulanslarından;

a) Acil

yardım ambulanslarında en az bir hekim ve/veya ambulans ve acil bakım teknikeri

ve bir sağlık personeli olmak üzere en az üç personel görev yapar, gerekiyorsa

ekibe şoför eklenir. Hekim bulundurulmayan ambulanslarda hasta kabininde nakil

esnasında hastaya müdahale etmek üzere görev yapan personelden en az biri

ambulans ve acil bakım teknikeri olmak zorundadır.

b)

Hasta nakil ambulanslarında en az biri sağlık personeli olmak üzere iki

personel görev yapar. Hasta nakli sırasında en az bir sağlık personeli hasta

kabininde bulunur, gerekiyorsa ekibe şoför eklenir.

c) Özel

donanımlı ambulanslarda, en az bir hekim ve/veya ambulans ve acil bakım

teknikeri olmak üzere en az üç personel görev yapar, gerekiyorsa ekibe şoför

eklenir. Yoğun bakım ambulanslarında çalışacak hekim ve sağlık personeli;

Bakanlıkça onaylanmış erişkin ileri yaşam desteği ve travma resüsitasyon

kurslarını, yenidoğan ambulanslarında çalışacak hekim

ve sağlık personeli ise Bakanlıkça onaylanmış çocuklarda ileri yaşam desteği

kursunu başarı ile tamamlamış ve sertifika almış olmak zorundadır.

(2)

Hava ve deniz ambulanslarında en az bir hekim ve bir sağlık personeli veya iki

sağlık personeli ile hava/deniz ambulansını kullanma ehliyetine sahip personel

görev yapar.

(3)

Acil sağlık araçlarının personeli, aracın kullanım amacına ve kapasitesine

uygun olmalıdır. Hekim, sağlık personeli ve şoför yanında aracın görev alanı ve

içinde bulunan ekipmanları kullanabilecek teknik personel

bulundurulabilir."

B. Uluslararası Hukuk

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur(...)"

33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkının

devlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlet

hastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına alma

zorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,

27/1/2015, § 67).

34. Bununla birlikte sağlık personeli yönünden yüksek mesleki

standartların sağlanması ve hastaların yaşamının korunması için gerekli

önlemlerin alınması hâlinde belli bir hastanın tedavisi kapsamında yapılan

değerlendirme hatası ya da yaşanan koordinasyon eksikliği gibi sorunların,

yaşam hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediği

sonucuna ulaşılması için tek başına yeterli olduğu kabul edilemez (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,

B. No: 13423/09, 8/4/2015, § 80).

35. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -ister

özel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğu

altında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiği

takdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkân

tanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye, §

81).

36. AİHM, Sözleşme'nin üçüncü kişilere karşı ceza soruşturmaları

açma hakkını güvence altına almadığını ancak yaşam hakkının gerektirdiği etkili

bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün bazı durumlarda ceza

hukuku yollarını gerektirebileceğini birçok defa ifade etmiştir (Calvelli ve Ciglio/İtalya

[BD], B. No: 32967/96, 17/1/2002, § 51; Asiye

Genç/Türkiye,§ 72).

37. AİHM; devlet görevlilerine ya da organlarına atfedilebilir

kusurun değerlendirme hatasının veya ihmalinin ötesine geçtiği durumlarda,

insanların yaşamını veya vücut bütünlüğünü tehlikeye atan kişiler aleyhine

hiçbir suçlamada bulunulmamasının ya da bu kişilerin yargılanmamasının

Sözleşme'nin 2. maddesinin ihlaline neden olabileceğini kabul etmektedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 93). Bu yaklaşım, Sözleşmeci bir devlet makamının vatandaşların

tümüne sağlamakla yükümlü olduğu tıbbi bakımı vermeyi reddederek bir kimsenin

hayatını tehlikeye atması veya tehlikeye attığının kanıtlanması hâlinde kamu

sağlığı alanında da geçerlidir (Asiye

Genç/Türkiye,§ 73).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 7/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu; Gümüşhane Devlet Hastanesinden Trabzon Numune

Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen kardeşinin yanına ilgili mevzuat

uyarınca en az bir sağlık memuru verilmesi gerekirken bunun yapılmaması sonucu

kardeşinin ölümüne neden olunması üzerine ilgili kişiler hakkında başlatılan

ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmediğini, suçun gerçek

tavsifinin yapılmaması nedeniyle Dr. B.A.Ö. hakkında görevi ihmal suçu yerine

taksirle ölüme neden olma suçu yönünden dava açıldığını, olay günü sevk kararı

verme yetkisi kendisinde olan Dr. S.S. hakkında da etraflı ve etkin bir

soruşturma yürütülmediğini, bu durumun Sözleşme'nin 6. ve 13. maddelerinde

tanımlanan haklarını ihlal ettiğini, nitekim AİHM kararlarında da etraflı ve

etkin bir soruşturma yapılmamasının hak ihlali olarak kabul edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca, kardeşinin ölümü üzerine başlayan ceza

soruşturmasının yaklaşık yedi yıl sürdüğünü, yargılamanın makul sürede

bitirilmediğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu temel olarak yetkili makamların

ihmali nedeniyle kardeşi Ö.N.nin yaşamını

yitirmesinden ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmemesinden şikâyet etmektedir. Bu nedenle başvurucunun iddialarının

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkı kapsamında olduğu

değerlendirilmiştir.

41. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

42. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

43. Somut olayın koşulları değerlendirildiğinde mevcut başvuru,

tıbbi müdahale sırasında bir doktor ya da başka bir sağlık personeli tarafından

yapılan bir hata yahut hastalık hakkında konulan yanlış bir teşhis nedeniyle

yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olmayıp durumunun ciddiyeti

yetkili makamlarca bilinen yahut bilinmesi gereken bir hastanın yaşamının

korunması için gerekli önlemlerin alınmaması ve sorumlu kişi/kişiler hakkında

etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal

edildiği iddiası ile ilgilidir. Başka bir anlatımla başvuru konusu olayın

merkezinde, tıbbi müdahale esnasında yapılan bir hatadan yahut hastalık

hakkında konulan yanlış bir teşhisten ziyade durumunun ciddiyeti yetkili

makamlarca bilinen yahut bilinmesi gereken bir hastanın yaşamının korunması

için gerekli olan önlemlerin alınması noktasında yetkili makamların duyarsız

kalması hususu bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin hukuk mahkemelerinde tazminat

davası ya da idare mahkemelerinde tam yargı davası açılmadığı gerekçesiyle

başvuru yollarının tüketilmemiş olduğu sonucuna ulaştığı tıbbi hataya ilişkin

başvuruların temelinde, genel olarak tıbbi müdahale anında yapıldığı iddia

edilen bir hata yahut hastalık hakkında konulan yanlış bir teşhis bulunmasına

rağmen(Nail Artuç,

B. No: 2013/2839, 3/4/2014; Saadet Ergün ve

diğerleri, B. No: 2013/4194, 14/10/2015) mevcut başvuruda böyle bir

durum bulunmamaktadır. Başvuru konusu olay bu yönüyle Anayasa Mahkemesinin

kabul edilemezlik kararı verdiği tıbbi hataya ilişkin diğer başvurulardan

farklılık göstermektedir. Bu sebeple başvuru konusu olayın klasik bir tıbbi

değerlendirme hatası ile ilgili olmadığı değerlendirilmiş ve somut olayda ceza

soruşturması sürecinin incelenmesinin gerekli olduğu kanaatine varılmıştır.

Çünkü bu tarz olayların koşullarının tam olarak açıklığa kavuşturulmaması

ve/veya bu tarz olaylarda insanların yaşamını veya vücut bütünlüğünü tehlikeye

atan kişiler aleyhine bazı durumlarda hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu

kişilerin yargılanmaması Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir.

44. Bununla birlikte ceza soruşturmasının Anayasa Mahkemesince

kapsamlı bir şekilde incelenmesi neticesinde bu tarz olaylarda dahi somut

olayın koşullarına göre -olayın ağır kişisel kusur ya da kasıttan ziyade

idarenin işleyişindeki, kuruluşundaki veya düzenlenmesindeki nesnel nitelikli

bir aksaklıktan kaynaklanması gibi durumlarda- tazminat yolunun yeterli

olabileceği ve bu yolun ölen kişinin yakınlarının mağduriyetini ortadan

kaldırabileceği sonucuna ulaşılabilmesinin mümkün olduğu belirtilmelidir.

45. Somut olayda başvurucu, olay hakkında etkili bir soruşturma

yürütülmediği iddiasının yanı sıra sağlık personeli bulunmayan ambulansla

yapılan nakil sırasında ölüm olayının meydana gelmesi nedeniyle yaşamı korumaya

ilişkin pozitif yükümlülüğün ihlal edildiğini de ileri sürmektedir. Ancak

yukarıda "Olaylar ve Olgular" bölümünde ifade edildiği üzere olay

hakkında açılan kamu davalarından bir tanesi devam etmekte olup bu davada,

olayın gerçekleşme koşulları ile bu koşullara göre ölümde bir sorumluluğun

bulunup bulunmadığı araştırılmaktadır. Başka bir ifadeyle başvurucunun

kardeşinin ölümüyle neticelenen olayın yetkili makamların ağır kişisel kusuru

ya da kasti davranışları nedeniyle mi yoksa personel yetersizliği gibi kusurlu

idari işleyiş nedeniyle mi gerçekleştiği sorusu bu konuda bir inceleme

yapılabilmesine olanak verecek ölçüde cevaplandırılabilmiş değildir. Bu nedenle

olayın gerçekleşme koşulları henüz tam olarak belirlenmediğinden Anayasa

Mahkemesinin söz konusu iddiayı bu aşamada değerlendirebilmesi mümkün değildir.

46. Bu nedenle inceleme, doğal olmayan ölüm olayını devletin

etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında; diğer bir ifadeyle yaşam hakkının

usul boyutuyla sınırlı olarak yapılmıştır.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının usul boyutunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

48. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif

ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

49. Pozitif yükümlülüklerin korumaya ilişkin maddi yönünün yanı

sıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

50. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım

gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da

saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin ölümcül saldırı durumunda

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte

cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda,

yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ile davalar sonucunda sadece tazminat

ödenmesi yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak

için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 55).

51. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise

"etkili bir yargısal sistem kurma"

yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası

açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili

hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

52. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri

göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek

için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda -bireyler kendi

inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların

hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62).

53. Aynı durum yetkili kişi ve kurumların mesleki ödevlerini

hiçe sayarak sağlık kuruluşlarına başvuran hastanın hayatına veya vücut

bütünlüğüne zarar vermeleri hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde de

geçerlidir (Kenan Sayın, B. No:

2013/5376, 14/10/2015, § 47).

54. Yaşam hakkı kapsamında yürütülen ceza soruşturmalarının

amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

55. Soruşturma yükümlülüğünün sonuç yükümlülüğü değil uygun

araçların kullanılması yükümlülüğü olması, her soruşturmada mağdurların

olaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca varılması gerektiği anlamına

gelmemektedir. Ancak soruşturma kural olarak olayın gerçekleştiği koşulların

belirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun kanıtlanması hâlinde sorumluların

tespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır (Doğan Demirhan, B. No: 2013/3908,

6/1/2016, § 66).

56. Bu bağlamda ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması

imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme

riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 57).

57. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

gerekmektedir(Doğan Demirhan, §

70).

58. Yaşam hakkına ilişkin soruşturmanın etkili olabilmesi için

soruşturmanın makul bir sürat ve özenle yürütülmesi de gerekmektedir. Elbette

ki bazı özel durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel

olan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında

yapılan kovuşturmada yetkililerin süratli hareket etmeleri, yaşanan olayların

daha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne

olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya

da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.

No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).

59. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp

yapılmadığına ilişkin tespit başvuruya konu olayın kendi koşullarına,

soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın

karmaşıklık derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da

güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 91).

60. Öte yandan soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlüklerin

bulunduğu bir durumda dahi yetkililerin süratle -mümkün olduğu ölçüde- hareket

ederek olayı aydınlatabilmeleri, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması

açısından kritik bir öneme sahiptir (Deniz

Yazıcı, § 96).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

61. Somut olayda başvurucu, Gümüşhane Devlet Hastanesinden

Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen kardeşinin yanına

ilgili mevzuat uyarınca en az bir sağlık personeli verilmesi gerekirken bunun

yapılmaması sonucu kardeşinin ölümüne neden olunması üzerine ilgili kişiler

hakkında başlatılan ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmemesinden

yakınmıştır. Başka bir anlatımla başvurucu, sevk kararının tıbben doğru olup

olmadığını başvuru konusu yapmamıştır. Kaldı ki derece mahkemelerince alınan

bilirkişi raporlarında hastanın daha ileri tetkik ve tedavi için Gümüşhane

Devlet Hastanesinden Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk

edilmesinin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 15, 22).

62. Bu durumda başvuru konusu olayda anayasal yönden incelenmesi

gereken temel mesele, başvurucunun kardeşinin sağlık personeli bulunmayan

ambulansla yapılan nakil sırasında ölmesinde sorumluluğu bulunan kişi ya da

kişiler hakkında etkili bir soruşturma yürütülüp yürütülmediği ve bu soruşturma

neticesinde olayın ağır kişisel kusur ya da kasıttan mı yoksa idarenin

işleyişindeki, kuruluşundaki veya düzenlenmesindeki nesnel nitelikli bir

aksaklıktan mı kaynaklandığının açıklığa kavuşturulup kavuşturulmadığıdır.

63. Somut olayda başvurucu, kardeşinin ölümünde kusurunun

bulunduğunu iddia ettiği Dr. B.A.Ö. hakkında verilen beraat kararından sonra

bireysel başvuruda bulunmuştur. Dr. B.A.Ö. hakkındaki ceza soruşturması ve

kovuşturması incelendiğinde Gümüşhane Devlet Hastanesinden Trabzon Numune

Eğitim ve Araştırma Hastanesine gerçekleştirilen sevk sırasında ambulans içinde

sağlık personeli görevlendirmesi gerekirken bunu yapmayarak görevini ihmal

etmek suretiyle ölüme neden olduğu iddiasıyla Dr. B.A.Ö. hakkında kamu davası

açıldığı ancak Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesinin 16/11/2011 tarihli kararıyla

Dr. B.A.Ö. hakkında beraat kararı verildiği görülmektedir. Gümüşhane Asliye

Ceza Mahkemesinin beraat kararında, sevk kararı vermenin hastane nöbetçi

şefinin yetkisinde bulunduğunun ve ambulansta sağlık personeli görevlendirmenin

Dr. B.A.Ö.nün görevine girmediğinin ifade edildiği

görülmektedir.

64. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi ambulansta sağlık personeli

görevlendirmenin Dr. B.A.Ö.nün görevine girmediği

tespitini yaptıktan sonra bu hususta kusuru bulunan kişi ya da kişilerin

cezalandırılması istemiyle Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda

bulunmuştur. Bunun üzerine olay günü Hastanede nöbetçi uzman doktor olan Dr.

S.S. hakkında kamu davası açılmış ve bu kişinin ihmal suretiyle görevi kötüye

kullanma suçundan 10 ay hapis cezası ile tecziye edilmesine ve bu cezanın

ertelenmesine karar verilmiştir. Bu karar Dr. S.S. tarafından temyiz edilmiş

ise de gerek UYAP kayıtlarında gerekse başvuru formu ve eklerinde bu kararın

başvurucu tarafından temyiz edildiğine yahut Dr. S.S.nin

temyiz talebinin sonuca bağlandığına dair bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

65. Somut olayda başvurucu her ne kadar Dr. B.A.Ö. hakkında

verilen beraat kararının kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruda bulunmuş ise

de Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi kararında ambulansta sağlık personeli

görevlendirmenin Dr. B.A.Ö.nün görevine girmediğinin

açıkça ifade edildiği, Yüksek Sağlık Şûrası tarafından hazırlanan rapor

doğrultusunda verilen bu kararın açık bir keyfîlik

içerdiğinin ve yaşanan olayda sorumluluğu bulunan kişi ya da kişilerin

korunması yahut cezasız kalması sonucunu doğurduğunun söylenemeyeceği

değerlendirilmektedir. Nitekim yaşanan olayda sorumluluğu bulunduğu

değerlendirilen kişi/kişiler hakkında Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesince suç duyurusunda

bulunulduğu, bu suç duyurusu üzerine olay günü Hastanede nöbetçi uzman doktor

olan Dr. S.S. hakkında kamu davası açıldığı ve bu davanın derece mahkemeleri

önünde derdest olduğu görülmektedir.

66. Bu durumda mevcut başvuruda anayasal yönden incelenmesi

gereken temel meselenin derece mahkemeleri önünde hâlihazırda incelenmekte

olduğu görülmektedir. Yani somut olayın gerçekleşme koşulları henüz tam olarak

belirlenememiş, başka bir anlatımla ölüm olayının ağır kişisel kusur ya da

kasıttan mı yoksa idarenin işleyişindeki, kuruluşundaki veya düzenlenmesindeki

nesnel nitelikli bir aksaklıktan mı kaynaklandığı hususu tam olarak açıklığa

kavuşturulmamıştır. Somut olayın gerçekleşme koşullarının henüz tam olarak

belirlenememiş olması ise somut olayda yaşam hakkının usul boyutu kapsamında

tüketilmesi gereken etkili hukuk yolunun hangisi olduğunun dahi tespit

edilememesine neden olmuştur. Çünkü yukarıda da belirtildiği üzere olayın ağır

kişisel kusur ya da kasıttan mı yoksa idarenin işleyişindeki, kuruluşundaki

veya düzenlenmesindeki nesnel nitelikli bir aksaklıktan mı kaynaklandığının

tespiti, yaşam hakkı kapsamında tüketilmesi gereken uygun hukuk yolunun

belirlenmesi açısından son derece önemlidir (bkz. §§ 43, 44).

67. Dolayısıyla somut olayda üzerinde durulması gereken asıl

meselenin ölüm olayının üzerinden on yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen

olayın tam olarak aydınlatılamaması ve ölüme neden olan eylemin niteliğinin

açıklığa kavuşturulamaması olduğu açıkça görülmektedir.

68. Bu aşamada yaşam hakkına ilişkin soruşturmaların makul bir

sürat ve özenle yürütülmesi gerektiği tekrar ifade edilmelidir.

69. Bu husus ile ilgili olarak ayrıca belirtmek gerekir ki

sağlık kurumlarında işlenen kusurlu eylemlerin bilinmesi; ilgili kurumlara ve

sağlık personeline, potansiyel kusurlarını giderme ve benzer hataların meydana

gelmesini önleme imkânı vermesi bakımından büyük önem arz etmektedir.

Dolayısıyla bu tür olaylara ilişkin soruşturma veya davaların süratli bir

şekilde incelenmesi, sağlık hizmetlerinden faydalanan tüm bireylerin güvenliği

için son derece önemlidir (İlker Başer ve

diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 76).

70. Somut olay bu bağlamda incelendiğinde başvurucunun

kardeşinin 5/5/2007 tarihinde yaşamını yitirmesi üzerine olay hakkında bir

soruşturmanın başlatıldığı, bu kapsamda 6/5/2007 tarihinde ölü harici muayene

işlemi ile otopsi işleminin gerçekleştirildiği, yaşanan olayla ilgili olarak

Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor alındığı, söz konusu raporda

hastanın sağlık personeli eşliğinde sevkinin yapılması gerekmesine rağmen bunun

yapılmadığının belirtilmesi üzerine 26/5/2009 tarihli iddianameyle Dr. B.A.Ö.

hakkında kamu davası açıldığı ancak bu davanın ambulansta personel

görevlendirmenin Dr. B.A.Ö.nün görev alanına girmediği

gerekçesiyle 16/11/2011 tarihinde beraat kararıyla neticelendiği ve bu kararın

8/4/2014 tarihinde Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği görülmektedir. Dr.

B.A.Ö. hakkında verilen beraat kararı üzerine olay günü hastanede nöbetçi uzman

doktor olan Dr. S.S. hakkında soruşturma başlatıldığı ve soruşturma neticesinde

Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığının 25/8/2015 tarihli iddianamesiyle kamu

davası açıldığı, davanın 24/5/2016 tarihinde ilk derece mahkemesince karara

bağlandığı ancak temyiz incelemesinin hâlihazırda devam ettiği anlaşılmaktadır.

71. Bu durumda başvurucunun kardeşinin 5/5/2007 tarihinde

yaşamını yitirmesi üzerine başlayan ceza soruşturması sürecinin devam ettiği

anlaşılmaktadır. Başvuruya konu olayın karmaşık bir nitelik arz etmemesi ve

başvurucunun davaların uzamasında hiçbir dahlinin olmaması gibi hususlar

dikkate alındığında somut olayın koşullarının on yılı aşkın süredir tam olarak

açıklığa kavuşturulmamış olmasının makul olduğu söylenemeyecektir.

72. Dolayısıyla başvuruya konu davanın daha sonra ortaya

çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunan önemli

rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul süratte yürütülmediği

sonucuna varılmıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

75. Başvurucu, 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Başvurucu ayrıca olayda sorumluluğu bulunan kişilerin tamamı hakkında görevi

ihmal suçundan kamu davası açılması talebinde bulunmuştur.

76. Somut olayda, yaşam hakkına ilişkin soruşturma ve

kovuşturmaların makul bir süratle yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul

boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

77. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harcın

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Yaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE,

E. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın birer örneğinin bilgi için Yargıtaya

(Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/369 Esas sayılı dava dosyası ile

ilgili olarak) ve Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

7/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Recai AKYEL Raportör Yrd. : Halil İbrahim DURSUN Başvurucu : M.C.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/15910, 7 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucunun Kardeşi Ö.N.nin
  7. B. Ceza Soruşturması
  8. C. Bireysel Başvuru
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 2013/2839, 3/4/2014; Saadet Ergün ve
  16. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  17. B. Yaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  18. C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  19. E. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  21. G. Kararın birer örneğinin bilgi için Yargıtaya
  22. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  23. Paksüt
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/15910
Tarih
7 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/6728)
  • Özcan Özkan Başvurusu (B. No: 2014/12702)
  • Fatma Ülker Akkaya Başvurusu (B. No: 2014/18979)
  • Ömür Radyo Televizyon Ticaret Anonim Şirketi Başvurusu (B. No: 2015/14943)
  • Coşkun Çiftler Başvurusu (B. No: 2014/18624)
  • Najeebullah Najeebullah Başvurusu (B. No: 2017/34731)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.