İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Mahli Şahin Başvurusu (B. No: 2014/14814)

1. Başvuru, yargılanılan ceza

Başvuru No2014/14814Tarih25 Temmuz 2017Okuma19 dk · 3.799 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Mahli Şahin Başvurusu

Karar tarihi
25 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/14814
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.799 kelime·19 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yargılanılan ceza

davasında zamanaşımı hükümlerinin yanlış uygulanması, uzman görüşüne

başvurulmaması ve eksik inceleme sonucunda karar verilmesi ile yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

7. İkinci Bölüm tarafından 5/7/2017 tarihinde yapılan toplantıda

başvurunun, Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülmüş ve

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının2/5/2000 tarihli

iddianamesi ile zimmet suçunu işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında kamu

davası açılmıştır. Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 23/2/2004

tarihli kararıyla başvurucunun cezalandırılmasına karar verilmiştir.

10. Karar temyiz edilmiş, inceleme devam etmekte iken kanun

değişikliği nedeniyle dava dosyası Mahkemesine iade edilmiştir. Mahkemece

yapılan yargılama sonucunda 29/6/2006 tarihli kararla başvurucunun zimmet

suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay

5. Ceza Dairesinin 20/4/2011 tarihli kararıyla bozulmuştur.

11. Bozma sonrasında yapılan yargılamada Mahkemenin 27/4/2012

tarihli kararıyla başvurucunun hapis ve adli para cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"Yapılan yargılama ve toplanan kanıtlara

göre maddi olay değerlendirildiğinde; suç tarihinde sanığın Gaziantep Ziraat

Bankası Suburcu Şubesi Kambiyo servisinde şef

yardımcısı olarak görev yaptığı, görev yaptığı süre içerisinde ve suç

tarihinden itibaren uzunca bir süreden beri çeşitli döviz, tevdiat

hesaplarından para çekip zimmetine geçirdiği ve önceki mudilerin hesaplarından

çektiği miktarları bu hesaplara sonradan başka mudilerin hesaplarından aktarma

yapmak suretiyle kapattığı ve 1.322.000.000 TL tutarında senet ve çek

tahsilatlarının zamanında ilgili hesaplara yatırmayarak tek imza ile (kendi

imzası ile) çekerek zimmetine geçirdiği ve bundan 58.483.334 TL menfaat

sağladığı...

Türkiye Halk Bankası, T.C Ziraat Bankası ve

T.C Emlak Bankası ile birlikte özel hukuk statüsüne tabi tutularak anonim

şirket haline dönüştürülmek suretiyle personeli hakkında 233 ve 399 sayılı KHK'

lerin uygulanması olanağı ortadan kaldırılmış, bu

suretle de anılan banka personelinin memur gibi cezalandırılmaları olanaksız

hale getirilerek bu personelinin zimmet ve nitelikli zimmet eylemleri nedeniyle

765 sayılı TCK' nun 202. Maddesinin tatbik yeteneği

ortadan kaldırılmış ise de alınan değişiklik ile banka mensuplarının bu tür

eylemleri suç olmaktan çıkarılmamış; banka aleyhine gerçekleştirdikleri zimmet

ya da nitelikli zimmet eylemleri 4389 sayılı bankalar yasasının 22. Maddesinin

3. Fıkrası ve 01/11/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı bankacılık

yasasının 160. Maddesinin 1 ve 2. Fıkraları ile yaptırım altına alınmış olması

karşısında 25/11/2000 tarihinden itibaren T.C Ziraat Bankası personelinin

zimmet suçlarından 4389 sayılı yasanın 22 ve 5411 sayılı yasanın 160.

Maddeleri, 25/11/2000 tarihinden işlenen zimmet suçlarında ise 4389ve 5411

sayılı yasaların anılan maddeleri ve 765 sayılı TCK' nun

202 maddesi uyarınca değerlendirme yapılıp lehe olan yasa hükümleri uygulanarak

hüküm kurulması suretiyle karar vermek gerektiğine nazaran sanık Mahli Şahin' in üzerine atılı zimmet suçundan 4389 sayılı

bankacılık kanununun 22/03-2k uyarınca tecziyesine, mahkememizin 2005/357 esas

2006/277 sayılı kararı ile verilen netice 10 yıl cezası olması itibariyle,

aleyhe temyiz olmadığından mahkememizce tespit edilen 1 yıl 8 ay hapis

cezasının CMK 326/son maddesi uyarınca 10 yıl hapis cezasına indirilmesine

karar vermek uygun görülmüştür."

12. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 21/4/2014

tarihli kararıyla onanmıştır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

13. Mahkemenin 25/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

14. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

16. Ceza yargılamasının süresi tespit edilirken sürenin

başlangıç tarihi olarak bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar

tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı

gibi birtakım tedbirlerin uygulandığı tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak

ise suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden

davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 34).

17. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların

ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın

süratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate

alınır (B.E., § 29).

18. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 13 yıl 11 aylık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

19. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

20. Başvurucu; yargılandığı ceza davasında eyleminin basit ya da

nitelikli zimmet suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi amacıyla uzman

görüşüne başvurulması gerekirken başvurulmadığını, Mahkemece eksik inceleme

sonucunda karar verildiğini, suç tarihinin yanlış belirlenmesi nedeniyle

zamanaşımı hükümlerinden yararlandırılmadığını ve cezalandırılmasına karar

verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

21. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması

bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

22. Bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale

iddiası içermeyen, yargılama sonucunda verilen kararın hukuka aykırı olduğuna

ilişkin somut başvuru; yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu

şikâyeti niteliğindedir.

23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

25. Başvurucu, manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

26. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

27. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında -başvurucunun talebi de dikkate alınarak- başvurucuya net 20.000

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Celal Mümtaz

AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.

28. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

2. Diğer ihlal iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE, Osman Alifeyyaz

PAKSÜT'ün ve Celal Mümtaz AKINCI'nın

karşıoylarıyla ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesine

(E.2011/221, K.2012/224) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

25/7/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

I- Genel Açıklamalar

1. 12.9.2010 tarihinde yapılan referandumla kabul edilen

7.5.2010 tarihli ve 5982 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle Anayasanın 148.

maddesine eklenen fıkralarla Anayasal sistemimize giren Bireysel Başvuru yolu,

6213 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 76. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları kabul

etmeye başladığı 23.9.2012 tarihinden sonra hızla gelişerek hukukumuzun önemli

bir kurumu haline gelmiş; Anayasada ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde

(AİHS) yer alan temel haklarla ilgili pek çok ihlal kararı verilmiştir.

2. Bu çerçevede Anayasanın 36. ve AİHS’nin 6. maddesinde yer

alan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkı önemli

bir yer tutmaktadır.

Makul sürede yargılanma

hakkının ihlalinin saptandığı durumlarda –ki bu yapısal sorunumuz nedeniyle en

çok verilen ihlal kararı türüdür- başvurucu lehine, esas itibariyle, somut

başvuru konusu olaydaki yargılama süresine bakılarak, manevi tazminata

hükmedilmektedir. Manevi tazminat miktarı tespit edilirken sürenin yanı sıra

yargılamanın kaç dereceli olduğuna, dosyanın karmaşıklığı ve sanık sayısının

çokluğu gibi özel durumlara, ayrıca davanın uzamasına başvurucunun kendisinin

sebebiyet verip vermediğine bakılmakta, yine gelişen içtihatlarla işe iade

davalarında daha kısa süreler uygulanmaktadır.

Buna karşılık, AİHM

içtihatlarında farklı bir uygulama bulunmadığı noktasından hareketle,

başvurucunun yargılama sonucunda kesin hükümle suçlu bulunmuş olup olmadığına,

suçun niteliğine, suçun toplumda yarattığı infialin derecesine bakılmamaktadır.

Ancak bu durum, özellikle bir ceza davasında kesin hükümle mahkumiyetine karar

verilmiş olan bir başvuruculara beraat etmiş olan başvurucuyla, hatta mağdur

tarafla aynı oranlarda tazminat almasının hakkaniyete uygun olup olmadığının

sorgulanmasına yol açmaktadır.

3. Bu konuda Anayasa Mahkemesinin (AYM), PKK terör örgütü

mensubu bir başvurucuya uzun yargılanma nedeniyle tazminata hükmetmesine

ilişkin bir kararı nedeniyle, çok ağır eleştirilere konu olmuştur (31.3.2016 ve

1.4.2016 tarihli köşe yazıları ve haberler). Esasen, burada saymaya gerek

duymadığımız çok ağır ve infial yaratıcı bazı suçların faillerine de uzun

yargılama tazminatı verilmiştir ve verilmeye devam edilmektedir.

4. Kuşkusuz, en çok infial yaratan eylemlerden mahkum olan

kişilere dahi maktu mikarlarda manevi tazminat

ödenmesi bu kişileri mükafatlandırmak amacından değil, aynı başvuruda AİHM

tarafından daha yüksek ve döviz cinsinden bir tazminata hükmedilmesini önleme

düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Esasen bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesine

bir görev olarak verilmesinin amacı, anayasa değişikliğine ilişkin 5982 sayılı

Kanun’un gerekçesinde, inter alia,

şunlar ifade edilmektedir:

“…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde her yıl Türkiye’ye karşı çok sayıda dava

açılmakta ve Türkiye pek çok davada tazminata mahkum edilmektedir.

…

bireysel başvuru müessesesinin getirilmesiyle, hak ihlallerine maruz kaldığını

iddia edenlerin önemli bir bölümünün bireysel başvuru aşamasında, başka bir

ifadeyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden önce, tatmin edilmesinin

mümkün olabileceği ve böylece Türkiye aleyhine açılacak dava ve verilecek ihlal

kararlarında azalma olacağı değerlendirilmektedir. …

…

Türkiye’de bireysel başvuru yolunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip

oldukları temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte

yandan da kamu organlarını,Anayasa ve kanunlara daha

uygun davranma konusunda zorlayacaktır. …”

5. Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları kabule

başladığı 23.9.2012 tarihinden önce AİHM’ne uzun yargılama şikayetiyle yapılmış

başvuruların da AİHM’den ihlal kararı ile sonuçlanmasına engel olmak ve

AİHM’nin elindeki Türkiye aleyhine açılmış dava sayısını da azaltmak amacıyla,

9.1.2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı

Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun çıkarılmış ve

Kanun’la teşkil edilen Komisyon’ca AİHM ölçütlerine uygun tazminatlar

verilmesine başlanmıştır.

6. Buna göre, uzun süren yargılamalarda Anayasa Mahkemesince de

başvurucuya verilecek manevi tazminat miktarının, AİHM tarafından yeterli bir

tatmin düzeyi olarak kabul edilmesi yani aşırı derecede düşük olmaması

gerekmektedir. Ancak bu durum, Anayasa Mahkemesi ve 6384 sayılı Kanunla kurulan

Komisyon arasındaki farkı ortadan kaldırmış, sadece zaman bakımından farklı

yetkisi olan, biri en üst yargı organı, diğeri İdari bir Komisyon olan iki

organın aynı AİHM tarifelerine göre otomatik tazminat rakamlarına hükmettiği

bir uygulamaya dönüşmüştür.

7. AİHS’nin 41. maddesinde “adil

tazmin” (just satisfaction)

ve 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında “tazminat” olarak ifade edilen, adil

yargılanma hakkının ihlali karşılığı yapılan bu ödemeler Mahkemenin

içtihatlarıyla maddi ve manevi tazminat şeklinde farklılaştırılmış, maddi

tazminat çok nadir hallere hasredilerek, yargılamanın makul olmayan sürelerle

uzaması halinde verilen manevi tazminatın, başvuru sırasında açıkça talep

edilmiş olması halinde verilmesi yolunda müstakar içtihat tesis edilmiştir. Bu

nedenle, başvurucu çok uzun sürelerle yargılanmış olsa dahi başvuru sırasında

manevi tazminat talep etmemişse, tazminata hükmedilmemektedir.

8. Anayasa Mahkemesince hükmedilen “adil tazmin” miktarlarında Mahkemeye her hangi bir takdir

hakkı bırakmayan, tazminat alan başvurucunun özel durumunu, toplumsal barışı

bozan yani suç teşkil eden eylemi gerçekleştirmekle yargılamaya her şeyden önce

kendi sebebiyet veren başvurucu ile haksız yere uzun süre yargılanıp beraat

eden diğer bir başvurucu arasında ayrım yapmaksızın, maktuen

bir meblağı tazminat olarak ika eden bu sistemin uzun vadede yargıya güveni ve

adalet inancını zedeleyeceği, yargı organlarını uzun yargılamaları azaltmaya

zorlama amacına da kayda değer bir katkı yapamayacağı düşüncesindeyim.

9. Bu nedenle uzun yargılamalarda adil tazmin sisteminin başta

Anayasa Mahkemesi içtihatları olmak üzere yeni bir yaklaşımla gözden

geçirilmesi ve ilk etapta hakkaniyetin gereği olarak, uzun süren ceza

yargılamalarında kesin hükümle mahkum olmuş veya yargılanması kesin hüküm aşamasına

gelmiş başvurucularla, beraat etmiş başvurucular arasında bir farklılaştırmaya

gidilmesi uygun olacaktır. Böyle bir uygulamanın AİHM içtihatları karşısında

geçerli olup olamayacağını değerlendirmek için AİHM içtihatlarının gelişimine

bakmakta yarar bulunmaktadır.

II- Makul Sürede Yargılanma Hakkına İlişkin

A.İ.H.M İçtihatlarının Gelişimi:

10. AİHM, ilk olarak 1999 yılında verdiği Büyük Daire kararında (Ferrari, A.P, Di Mauro and Bottazi/İtalya)

İtalyan adalet sistemindeki yapısal gecikmelerin ortaya çıkardığı idari

pratiğin Sözleşme ile bağdaşmadığını saptamıştır. İtalya, bunun üzerine, uzun

yargılama mağdurlarının iç hukukta tazmin edilmelerini sağlayan bir yasa

çıkartmış, ancak beş yıl sonra AİHM, Apicella/İtalya

kararında bahse konu yasa ile İtalyan makamlarının verdiği tazminatın çok

yetersiz olduğuna, uzun yargılamanın sürdüğü her yıl için 1000-1500 Euro

arasında tazminatın adil olacağına hükmetmiştir.

11. AİHM, Apicello/İtalya dan sonraki kararlarında kesin

rakamlar vermekten kaçınarak, her somut olayın özel şartlarının

değişebileceğini de ifade etmiştir. AİHM bu kararlarında ihlallere neden olan

yapısal sorunların taraf devletlerin sorumluluğunda olduğunu da vurgulamıştır.

12. AİHM içtihatları geliştikçe bir takım ölçütler ortaya

çıkmıştır. Bunlar:

-Davanın karmaşıklığı

- Başvurucun kendi

davranışları

- Yetkili makamların

davranışları

- Başvurucu için

gecikmenin ne anlam ifade ettiği (what is at stake for the applicant)

13. Yukarıdaki ölçütlerden “davanın karmaşıklığı” yani sanık

sayısının fazlalığı, iddiaların çeşitliliği vb. nedenler konusunda bir tereddüt

bulunmamakta ve Anayasa Mahkemesince de uygulanmaktadır.

Başvurucunun kendi

sebebiyet verdiği gecikmeler yani duruşmalara gelmeme, çok fazla mazeret

kullanma veya harç yatırma ve usuli işlemlerin yerine

getirilmesindeki başvurucu kusuru gibi durumlar da yargılama süresinin

hesabında dikkate alınmaktadır. Kuşkusuz, başvurucun yasalardaki tüm ususli hakları sonuna kadar kullanmış olması, gecikmeye

kendisinin sebebiyet verdiği şeklinde yorumlanmamaktadır. Bununla birlikte

AİHM, Union Alimentaria Sanders S.A./İspanya davasında, “başvurucunun kendine düşen

usuli işlemleri yerine getirmekte özen göstermesi ve

geciktirme taktiklerinden kaçınarak, yargılamayı hızlandırmak için iç hukukta

mevcut olan imkanlardan yararlanması” gerektiğini de belirtmiştir.

Yetkili makamların

davranışlarının uzun yargılamaya neden olması kararı AİHM’nin pek çok

içtihadında yer almış bir konu olup, özetle

“devletlerin adli sistemlerini, makul bir sürede yargılanma hakkını da içeren

Sözleşmenin 6 (1) maddesi gereklerine mahkemelerin uymasını sağlayacak şekilde

düzenlemeleri yükümlülüğü” (Zimmerman and Steiner/İsviçre) nden ibarettir.

14. Uzun yargılamanın başvurucu için ne kadar önem taşıdığı,

veya diğer bir ifadeyle yargılamanın kısa sürede tamamlanmasına başvurucunun ne

kadar değer atfettiği (What

is at Stake for the Applicant) ölçütü,

AİHM tarafından ceza yargılamalarında, öncelikle tutuklu yargılanma durumu ile

ilintili olarak değerlendirilmiştir (Jablonski/Polonya). Hukuki konularda AİHM, iş

davalarında (Obermeier/Avusturya)

“haksız olarak işine son verildiğini düşünen

bir çalışanın, yapılan işlemin hukukiliği hakkında derhal karar verilmesinde önemli

bir kişisel çıkarı olduğunu” ; keza velayet konularında “velayet davalarının süratle görülmesi gerektiğini (Hokkanen/Finlandiya)” ve vücut bütünlüğüne

ilişkin tazminat davalarında “trafik

kazasından kaynaklanan ciddi yaralanma sebebiyle tazminat isteyen başvurucunun

davasının süratle sonuçlandırılması için özel bir özen gösterilesi gerektiği (Silva Pontes/Portekiz)” belirtmiştir.

“X/Fransa” davasında HIV bulunan

kan nakli sonucu mağdur olan ve idareden tazminat talep eden başvurucunun

yargılamasının iki yıl sürmesi, özel durumu karşısında uzun bulunmuştur.

SONUÇ / HÜKÜM

III- AİHM İçtihatlarından Çıkan Sonuçlar

15. AİHM içtihatları arasında, ceza yargılamasında mahkum olan

kişi ile beraat eden kişi arasında yargılamanın makul sürede bitirilmesi

beklentisi yönünden değerlendirme yapan bir içtihada henüz rastlanmamıştır.

Ancak kişi için makul sürede yargılanmanın öneminin her olayda farklı

değerlendirilmesi gerektiği yolunda temel bir düşüncenin AİHM kararlarına esas

alındığı anlaşılmaktadır.

16. Nitekim, özellikle ceza davalarında suçu işlemediğini bilen

ve süratle beraat ederek toplum içine başı dik bir şekilde (hukuki bir ilke

olan masumiyet karinesinin toplumsal açıdan her zaman geçerli olmadığı

unutulmamalıdır) çıkmak isteyen bir kişi ile, suçu işlemiş olup bir şekilde

mahkumiyet alacağını bilen diğer bir kişinin, yargılamanın uzamasından duyacağı

rahatsızlığın ve buradaki kişisel yararının aynı olamayacağı açıktır. Buna

göre, ceza yargılamalarında kesin hüküm sonucuna göre başvuruculara ödenecek

manevi tazminat miktarlarında bir farklılaştırmaya gidilmesinin AİHM

içtihatları karşısında mümkün, hatta gerekli olduğu kanaatindeyiz..

IV- AYM İçtihatlarına Farklılaşma İhtiyacı

17. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma

hakkının ihlali dolayısıyla verilen ve manevi tazminat olması dolayısıyla da

veren makamın takdir hakkının ortadan kaldırılması mümkün olmayan uzun

yargılanma tazminatlarının maktu bir tarifeye bağlanarak, kişiselleştirilmeden

ödenmeye devam edilmesi, uzun vadede toplumdaki adalet ve hakkaniyet

duygularını zedeleyebilecek, bazı somut olaylarda toplumda tepki doğurarak hak

ihlallerinden dolayı tazminat verilmesi sisteminin bütününü

sorgulatabilecektir. Böyle bir durum, uzun yargılanmadan doğan yapısal

sorunların çözümü için kamu makamların zorlamak amacıyla da bağdaşmamaktadır.

18. Bu nedenle, başvurucunun somut dosyadaki durumuna göre, süre

esas alınarak hükmedilen maktu tazminatlardan bir miktar indirim, bazı

durumlarda da artırım yapılmalıdır. Şayet tazminatında indirim yapılan başvurucu

böyle bir uygulama sonucu tazminatın anlamsız hale gelecek kadar düşük hale

geldiği şikayetiyle AİHM’ne başvurur ve AİHM de başvurucuyu haklı bulursa,

durum yeniden değerlendirilerek çözümleri her zaman aranabilecektir. Önemli

olan, uzun yargılanma tazminatlarının adil bir şekilde verilmesi ve bu inancın

toplumda muhafaza edilmesidir.

Yukarıda açıklanan

nedenlerle somut olayda tazminat miktarının fazla olduğu görüşündeyim.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Gökçe

GÜLTEKİN

Başvurucu

:

Mahli ŞAHİN

Vekili

:

Av. Hidayet

KÖMÜROĞLU

KARŞIOY GEREKÇESİ

1- “Makul süre nedeniyle

yapılan başvurularda, Mahkememizce6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre

bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği

iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir.

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalanhak

ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvuru kapsamında değildir.

Sözleşme’nin

6. maddesinde, adil yargılanmaya ilişkin güvencelerin medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının karara

bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla

sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve Sözleşme

kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz. Bir ceza davasında

üçüncü kişilerin cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,

şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma

alanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz, B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 18, 23, 24).” Denilerek Mahkememizce, başvuruların adil

yargılanma hakkı kapsamına girmediğinden bahisle konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA karar verilmektedir.

AİHS 6.

maddesinde “adil yargılanmaya ilişkin güvencelerin medeni hak ve yükümlülükler

ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının esasının karara bağlanması

esnasında geçerli olduğu(nun).”Hükme bağlandığı

bilinen bir kuraldır.

Bireysel başvuru hakkının dayanağı Anayasanın 148/3 maddesi,

“Herkes Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.” Hükmü ile “Adil Yargılanma Hakkı”nın

ifade olunduğu Anayasanın 36. maddesinin, “Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Hükmü

birlikte değerlendirildiğinde “HERKES” in bireysel

başvuru ve Adil Yargılanma hakkına sahip olduğu açıktır.

Özellikle

makul süre şikayetlerinde sözleşmenin 6. maddesinden hareketle “ adil

yargılanmaya ilişkin güvencelerin .…..bir suç isnadının esasının karara

bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı(nın)sınırlandırılması..” başka bir ifadeyle daraltılması

yanlış algılamalara, önemli hak kayıplarına, hakkaniyetsizliklere neden

olmaktadır. … Haksız bir fiile maruz kalıp mağdur olan başvurucular, makul süre

dışına çıkan soruşturma ve kavuşturma süreçleri sonucunda şüpheli/sanıkla

ilgili, uzun süren, bir türlü sonuçlanmayan soruşturma ve kovuşturmalar veya

zamanaşımı sonucunda verilen “davanın ortadan kaldırılması” kararları ile bir

kez daha mağdur olmakta, haksız fiile uğradıkları yetmezmiş gibi

şüpheli/sanığın uzun süre veya tamamen cezasız kalması sonucu bir kez daha

yıkıma uğratılmaktadırlar. Dava zamanaşımı gibi sebeplerle ortadan kalkmasa

bile bir davanın makul sürede sonuçlanmaması da sonuçta mağdurun/katılanın mağduriyetine

neden olmaktadır.

Bireysel

başvuruya konu makul süre şikayetlerinde şüpheli /sanığının makul olmayan

soruşturma ve kovuşturma süreci nedeniyle başvuruda bulunması halinde bir

anlamda “özür dilenerek” kendisine tazminat verilirken, mağdur-katılana ise

“sen sözleşmenin 6. maddesi kapsamına girmiyorsun o yüzden senin başvurunla

ilgili konu bakımından yetkisizim” denilerek başvurusu hakkında kabul

edilemezlik kararı vermek vicdanları rahatsız etmekte, hakkaniyete uygun

düşmemektedir.

Makul

süre şikayetlerinde, hukuk davalarında davacı – davalı ayrımı yapılmaksızın

tazminat verilirken, ceza soruşturma ve kovuşturmalarında, şüpheli-sanığa

tazminat verilip, (hatta bazen) aynı soruşturma veya kovuşturmanın

şikayetçisine - katılanına tazminat vermemek, Anayasa Mahkemesinin “fail ve

suçluları koruyup kollayan mahkeme” olduğu algısına da neden olmaktadır.

Bu

algının yerleşmemesi, mahkemece şikayetçi/mağdur ile şüpheli/sanık yönlerinden

makul süre nedeniyle bir ayrım yapılmadığı, her ikisinin de mahkeme nezdinde

korunmaya değer haklarının olduğunun tespit ve teslimi amacıyla, Mahkememizin

Sözleşmenin 6. maddesi yerine Anayasanın 36. maddesindeki “Adil Yargılanma Hakkı”nda ifade olunan “HERKES”

ibaresinden hareketle, (genişletici bir yorumla) şikayetçi - katılanlar lehine

bir içtihat geliştirerek, ceza soruşturma ve kovuşturmalarında makul süre

şikayetlerinden dolayı, ihlalin tespiti ve talep halinde kendilerine tazminat

ödenmesine karar vermesi, hakkaniyete uygun ve vicdanları rahatlatan bir karar

olacaktır.” (Mahkememiz 2. Bölümünün 2014/11084 sayılı Bireysel Başvurusunda

tarafımca yazılan karşı oy, paragraf: 7 ila 13)

2- Yukarıda alıntılanan karşı oyda ifade edildiği üzere makul

süre şikayetlerinde mağdur ile sanık arasında ayrım yapılmasının, adil olmayan

vicdanları rahatsız eden ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurması gibi, ceza

davalarının makul sürede sonuçlanmaması halinde başvurucular lehine tazminat

taktir olunurken, yargılamaların sürelerine göre tazminat listelerinde

belirlenen miktarda tazminata hüküm verilmesi yöntemi de tazminata hükmeden

hakimlere fazla bir taktir hakkı bırakmamakta, tazminata karar veren hakimler

tazminat miktarı belirlemede önündeki listeyi uygulayan bu yüzden de mekanik

bir işlev gören kişiler konumunda olmaktadırlar. Oysa hukukumuzda manevi

tazminat taktirinde bazı kriterler benimsenmiştir buna göre, Hakim manevi

tazminata hükmederken; Saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliğini, kişilik

hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve kusuru bulunup

bulunmadığını ve varsa kusur derecesini, kişilik haklarına saldırıda bulunanın

kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu, tarafların sıfatını, işgal

ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını, Ülkenin ekonomik

koşullarını, olayın ağırlığını, tarihini, paranın satın alma gücünü göz önünde

bulundurması gerekir.

Bunların yanında manevi

tazminat miktarı; adalete uygun, kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat

miktarı arasında makul bir oranda, bir tarafın zenginleşmesine yol açacak

sonuçlar doğurmayacak şekilde, ölçülülük ilkesine uygun, manevi tazminatın

amacına uygun, zarara uğrayanda manevi huzuru sağlamayı gerçekleştirecek, var

olan durumda elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için

gerekli olan kadar olmalıdır. Ayrıca uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan

üzüntüyü hafifletici, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek

miktarda, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine

ulaşmak için gerekli olan kadar ve gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak

tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olmalıdır.

3- Mevzuatın uzun süre uygulanagelmesiyle ortaya çıkan

yukarıdaki tespitlerden sonra, makul süre tazminatlarında İHAM’ın

izlediği yolu izleyen mahkememizin “adil tazmin” miktarlarının belirlenmesinde,

tazminat talep eden başvurucunun özel durumunu gözetmeden (örneğin terör, cinayet,

ırza geçme, gasp, hırsızlık, uyuşturucu madde üretim ve ticareti, zimmet,

ihtilas, rüşvet gibi toplumun huzurunu bozan ve etkileyen suçlarda) şüpheli

veya sanığın soruşturma veya davanın açılmasına sebebiyet verip vermediği,

yargılama sonucunda mahkum mu olduğu yoksa beraat mi ettiğine bakılmaksızın

hepsine belirlenen tarife gereği maktuen tazminat

taktir olunması, özellikle de kişinin işlediği haksız fiil ile önce

soruşturmanın/davanın açılmasına sebebiyet verip sonra da bu durumdan kendine

menfaat sağlaması, mevcut uygulamanın da eldeki başvuruda olduğu gibi

mahkemenin taktir hakkını kısıtlaması, hakkı olana hakkın vermek olarak bilinen

ve tanımlanan adalet ve hakkaniyet duygularına uygun düşmemektedir.

Sunulmaya çalışılan

nedenlerle taktir olunan tazminat miktarı yönünden çoğunluk görüşüne

katılmadım. Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Celal Mümtaz AKINCI

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2014/14814, 25 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  7. A. Makul Sürede
  8. B. Diğer İhlal İddiaları
  9. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  10. V. Hüküm
  11. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. I- Genel Açıklamalar
  15. II- Makul Sürede Yargılanma Hakkına İlişkin
  16. IV- AYM İçtihatlarına Farklılaşma İhtiyacı
  17. Yıldırım
  18. Özgüldür
  19. Kömürcü
  20. Necipoğlu
  21. Akıncı
  22. Topal
  23. M. Emin KUZ
  24. Gökcan
  25. Hakyemez
  26. Gültekin
  27. Kömüroğlu
  28. Karşıoy Gerekçesi
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2014/14814
Tarih
25 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Erdoğan İba Başvurusu (B. No: 2014/16162)
  • Sertaç Malik Eskişehirli Başvurusu (B. No: 2014/5659)
  • Şükrü Baybaş Başvurusu (B. No: 2014/8747)
  • Şehriban Coşkun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/11376)
  • Çapan Türkoğlu Başvurusu (B. No: 2014/9507)
  • Fatih Köse Başvurusu (B. No: 2014/12767)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.