İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Apaydın Başvurusu (B. No: 2015/13099)

1. Başvuru trafikten men edilen araçlar yönünden yedieminlik

Başvuru No2015/13099Tarih8 Ocak 2020Okuma21 dk · 4.168 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Apaydın Başvurusu

Karar tarihi
8 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2015/13099
R.G. Tarih ve Sayı
24/1/2020 - 31018
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.168 kelime·21 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru trafikten men edilen araçlar yönünden yedieminlik

ücretinin ödenmemesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Ulaşım Koordinasyon Merkezince (UKOME) verilen

izin doğrultusunda 2004 yılından beri Samsun'da otopark işletmektedir. Samsun

Emniyet Müdürlüğü trafikten men edilen veya edilmesi gereken, trafik

kazalarında hareket kabiliyetlerini kaybeden ya da sürücüsüne teslim edilemeyen

araçları 2005 yılından itibaren başvurucunun otoparkında muhafaza etmiştir. Bu

araçların otoparka çekme hizmeti de başvurucu tarafından yapılmıştır.

9. Başvurucu otoparkta muhafaza edilen bu araçlar için İçişleri

Bakanlığı aleyhine 15/11/2010 tarihinde Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde

(Mahkeme) alacak davası açmıştır. Davalı idare ise cevap dilekçesinde, otopark

ücretinin ilgili araç sahiplerince ödenmesi gerektiğini savunmuştur.

10. Mahkemenin istinabe talebi doğrultusunda mahallinde

3/12/2011 tarihinde keşif yapılmış, yapılan keşfe katılan makine mühendisi,

emlakçı ve hukukçu bilirkişilerden oluşturulan heyet bilirkişi raporu

düzenlemiştir. Bilirkişi kurulunun 4/1/2012 tarihli raporunda;

i. Keşif sırasında 76 adet otomobil ve kamyonet, 6 adet kamyon

ve 1 adet traktörün otoparkta bulunduğu, otopark alanına diğer kamu kuruluşları

yanında davalı idare personelinin de araç bıraktığı belirtilmiştir.

ii. Taraflar arasında yazılı olmamakla birlikte vedia (saklama)

sözleşmesinin kurulmuş olduğu, otopark veya garaj işletilmesi durumunda ücretin

kararlaştırılmasının önemli olmadığı, bu gibi işler birer mesleki faaliyet

teşkil ettiğinden aksi belirtilmedikçe garaja araç kabul edilmesinin mutad bir

ücrete tabi olması gerektiği ifade edilmiştir.

iii. Davaya konu edilen araçların hangilerinin satıldığının ve

başvurucuya bir ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılmasından sonra

başvurucunun yedinde bulunan araçlar için resmî tarifeye göre ücretin

belirlenmesi gerektiği, başvurucunun da kendi üzerine düşen bazı yükümlülükleri

yerine getirmemesi sebebiyle takdir edilen ücrette hakkaniyet indirimi

yapılmasının uygun olacağı açıklanmıştır.

11. Mahkeme bu defa mali müşavir ve hukukçu öğretim üyesi iki

kişiden oluşturulan bir heyete bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi

kurulunun 20/12/2012 tarihli raporunda;

i. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın bir özel hukuk sözleşmesi

olan saklama (ardiye) sözleşmesinden kaynaklandığı, Yargıtay İçtihatları

Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 5/6/1967 tarihli ve E.1966/13, K.1967/4

sayılı kararına göre saklama sözleşmesinin kurulmasıyla ücret alacağının

doğduğu, ancak saklama konusu şeyin teslim edilmesi durumunda bu alacağın

muacceliyet kazandığı belirtilmiştir.

ii. Saklama sözleşmesine ilişkin Yargıtay kararlarına da

değinilerek, ücretin resmî otopark tarifelerine göre belirlenemediği durumlarda

özel otopark işletmeciliği yapan tacirler arasındaki teamül ve ücret

ortalamalarının gözönünde bulundurulması suretiyle başvurucunun isteyebileceği

ücretin belirlenebileceği ifade edilmiştir.

iii. Sonuç olarak başvurucu tarafından davaya konu araçların her

birinin otoparka çekilmesi ve otoparkta saklanması hizmetlerinin verildiği,

doğmuş olan ücret alacağının muaccel hâle geldiği, başvurucu tarafından 2011

yılında Samsun Emniyet Müdürlüğüne noter aracılığıyla verilen Otopark İşletme

Taahhütnamesi'nin 20. maddesine göre tarifeye göre belirlenecek ücret aracın

satışa esas değeri üzerinden hesaplanacağından bu araçların piyasa değerinin

araç çekme, otopark ve galericilik alanında uzman kişilerce belirlenmesi gerektiği

açıklanmıştır.

12. Mahkeme 28/2/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Dava, davalı yanca davacıya tevdii

edildiği iddia olunan araçların muhafaza ve naklinden kaynaklanan alacağın

tahsiline yöneliktir.

...

Davalı tarafından teslim edildiği iddia olunan

araçlar için alacak talebinde bulunup bulunmayacağı, uyuşmazlığın temelini

oluşturmakta olup, yanlar arasında araçların çekme ve saklanmasına yönelik

herhangi bir sözleşme bulunmamaktadır. Bununla beraber davalının el koyduğu

bazı araçlar davacıya muhafaza için tevdii edildiği ve herhangi bir ücret

ödenmediği tartışma konusu olmayıp, bu hali ile yanlar arasındakihukuki ilişki

818 sayılı BK'nun 463 ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia akdi

mahiyetindedir. Uyuşmazlıkta uygulanması gerekli 6762 sayılı TTK'nun 22.

maddesi uyarıncatacir olan veya olmayan bir kimseye ticari işletmesi ile ilgili

bir iş veya hizmet görmüş olan tacir uygun bir ücret isteyebilir ise

de,yukarıda belirtilen vedia aktine yönelik sözleşmelerde ise saklayan

kendisine emanet edilen taşınır bir malı kabul ve onu güvenilir, aynı şekilde

korunur bir yerde saklamayı taahhüt eder. Ücret şart koşulmamışsa ve durumun

özellikleri ücret alınmasını gerektirmiyorsa saklayan ücret isteyemez. Davacı

ile davalı arasında teslim edilen araçlar ile ilgili ücret ödeneceğine yönelik

herhangi bir anlaşma bulunmamaktadır.

Samsun Ticaret Mahkemesine sunulan rapor

ekinde otoparkta bulunan araçlar plaka olarak listelenmiş, delil olarak sunulan

'Özel araç çekme tutanağı' başlıklı belgede ise çekilen aracı teslim alanın

imzası vardır. Tutanaklarda genellikle men edilen, haczedilen, hırsızlık olan,

kaza yapan araçların yakalanarak teslim edildiği yazılıdır. Dosyaya sunulan

diğer deliller göz önünde bulundurulduğunda davacının davalı idarenin bu

husustaki mevzuatı çerçevesinde araçların muhafazasını kabul ettiğini anlamak

gerekir. Mevzuata göre ise davacı alacağı aracı gerçek sahibine iadesi

esnasında veya satışı sonrasında muaccel hale gelmekte olup, çekme ücreti ile

otopark ücretini araç malikinden veya hacizi aracın icrada satım yapılmışsa

satım bedelinden hak edilen ücreti tahsil etmesi gerekir.

Toplanan delillere davalı tarafından otopark

işletmeciliği yapan davacıya yakalamalı, hacizli, trafikten men edilmiş

araçları çekme ve muhafaza işlemleri yaptırılmış ise de, bu işe yönelik

taraflar arasında yazılı sözleşme yapılmadığı, herhangi bir ücret

öngörülmediği, durumun özelliklerine göre de ücret alınmasının gerekmediği,

yukarıda belirtilen ve 818 sayılı BK'nun 463 ve devamı maddelerinde düzenlenen

vedia hükümlerine göre davacının ücret talepedemeyeceği kanaatine varılarak

açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm

kurulmuştur."

13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Yargıtay 13. Hukuk

Dairesince 4/6/2015 tarihinde onanmıştır.

14. Nihai karar 28/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 4/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. Uyuşmazlık tarihi itibarıyla yürürlükte olan 22/4/1926

tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 463. maddesi şöyledir:

“İda, bir akittir ki onunla müstevdi, müdi

tarafından verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği deruhte eder.

Ücret şartedilmedikçe veya hal, müstevdiin

ücrete intizarını icabetmedikçe müstevdi ücret istiyemez.”

17. 818 sayılı mülga Kanun'un 482. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Otelci, Hancı ve umumi ahırlar ve

garajlar idaresi sahipleri nezdlerine getirilen veya ahırlarına veya

garajlarına konulan eşya üzerinde otel veya hıfz masraflarından mütevellit

alacaklarını temin için, hapis hakkına maliktirler."

18. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun

561. maddesi şöyledir:

"Saklama sözleşmesi, saklayanın,

saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına

almayı üstlendiği sözleşmedir.

Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar

gerektirdiği takdirde, saklayan ücret isteyebilir."

19. 6098 sayılı Kanun'un 580. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İşletenler, kendilerine bırakılan veya

konaklama yerlerine, garaj, otopark ve benzeri yerlere konulan eşya veya

hayvanlar üzerinde, ücretlerini veya saklama giderlerinden doğan alacaklarını

güvenceye almak için hapis hakkına sahiptirler."

20. Uyuşmazlık tarihi itibarıyla yürürlükte olan 29/6/1956

tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi şöyledir:

"Tacir olan veya olmıyan bir kimseye,

ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, münasip bir

ücret istiyebilir. Bundan başka, verdiği avanslar veya yaptığı masraflar için

ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır."

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Nurmiyeva/Rusya (B. No: 57273/13,

27/11/2018) kararında, kamu görevlilerinin zarara yol açtığı otoparkın

başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında olduğunu kabul etmiş ve tazminat

ödenmesi yönündeki meşru beklentiye rağmen başvurucunun zararının

giderilmemesinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna

varmıştır (Nurmiyeva/Rusya, §§

31-41).

23. Vira Dovzhenko/Ukrayna

(B. No: 26646/07, 15/1/2019) kararında ise kamu makamlarından satın alınan bir

taşınmazın üçüncü bir kişiye kiralanması üzerine başvurucu tarafından bir süre

kullanılamaması nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir

dayanağının olmadığı açıklanmıştır (Vira

Dovzhenko/Ukrayna, §§ 35-43).

24. AİHM ayrıca usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında

ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan

birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04,

7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin

güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye

sahip olması gerektiğine değinen AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her

iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından

mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama

makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması gerekmektedir

(Gereksar ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 34764/05..., 1/2/2011, § 54).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 8/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu on yıldan uzun bir süre boyunca elde tutulan

yüzlerce araç için, üstlenilen cezai ve hukuki sorumluluğa rağmen herhangi bir

bedel ödenmemesinin adil olmadığını ve aşırı bir külfete yol açtığını

belirterek dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun'un 22. maddesine

göre otopark ücreti alacağı yönünden meşru bir beklentiye sahip olduğu hâlde

bunun gözardı edildiğinden yakınmıştır. Başvurucu ayrıca otoparkı bir mesleki

faaliyetin icrası kapsamında işlettiğini ve otoparkta yıllardır satışı

yapılmamış ve maliklerine de iade edilmemiş yüzlerce araç bulunduğunu ifade

etmiştir. Başvurucuya göre lehe olan bilirkişi raporlarına itibar edilmemiş ve

yetersiz bir gerekçe ile dava reddedilmiştir. Başvurucu yaptığı işin karşılığı

olarak makul bir sürede makul bir ücretin ödenmesi gerektiğini belirterek

mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. İddianın değerlendirilmesinde esas alınacak Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmüş ise de yukarıda belirtilen şikâyetinin ilgili olduğu

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

30. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

31. Somut olayda uyuşmazlığa konu otoparkın başvurucu tarafından

işletildiği tartışma konusu değildir. Ekonomik bir değerinin olduğu kuşkusuz

olan bu otoparkın işletilmesinin başvurucu yönünden Anayasa'nın 35. maddesi

anlamında mülk teşkil ettiği ortadadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

32. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, onun üzerinde tasarruf etme ve ürünlerinden yararlanma imkânı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

33. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

34. Başvuru konusu olayda Samsun Emniyet Müdürlüğünce çeşitli

gerekçelerle yakalanan araçlar 2005 yılından itibaren başvurucunun işlettiği

otoparkta muhafaza edilmiştir. Bu araçların söz konusu otoparkta muhafaza

edilmesinin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.

Söz konusu müdahaleyle mülkten yoksun bırakılma sonucu doğmadığı gibi

müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kontrolü veya düzenlenmesi gibi bir amacı

da bulunmamaktadır. Bu sebeple başvurunun mülkiyetten barışçıl yararlanma

ilkesine ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

35. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

36. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının kamu yararı

amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına

müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin

genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

37. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

38. Derece mahkemelerince müdahalenin dayanağı olarak olay

tarihi itibarıyla yürürlükte olan 818 sayılı mülga Kanun'un saklama

sözleşmesine ilişkin 463. maddesi gerekçe gösterilmiştir. Bu maddede sözleşmede

ücret öngörülmedikçe ve durumun ücret alınmasını gerektirmemesi hâlinde

saklayanın ücret isteyemeyeceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte başvurucu

tacir olduğunu ve 6762 sayılı mülga Kanun'un 22. maddesine göre ücret

isteyebileceğini öne sürmüştür. Derece mahkemelerinin kararlarında olaydaki

durumun, ücret istenmemesini neden haklı gösterdiği ise açıklanmamıştır. Ayrıca

saklama sözleşmesine ilişkin hükümler yanında otopark işletenler bakımından

değerlendirilmesi gereken başka kanun hükümlerinin de mevcut olduğu

görülmektedir.

39. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru

kapsamında hukuk kurallarının yorumlanması ile ilgili görevi yalnızca açık

keyfîlik veya bariz takdir hatası içeren kararlar ile sınırlıdır. Buna göre

Anayasa Mahkemesi hukuk kurallarının nasıl yorumlandığından ziyade söz konusu

yorumun mülkiyet hakkı yönünden sonuçlarını değerlendirmekle yükümlüdür. Bu

sebeple somut olayda derece mahkemelerinin söz konusu kurallara ilişkin

yorumlarının mülkiyet hakkına etkileri ölçülülük bağlamında değerlendirilerek sonuca

varılacaktır.

ii. Meşru Amaç

40. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet

hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda

bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No: 2013/6151, 21/4/2016,

§§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No:

2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

41. Haciz veya başka gerekçelerle fiilen el konulması gereken

araçların muhafazasında kamu yararına dayalı meşru bir amacın bulunduğu

değerlendirilmiştir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

42. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.

43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

44. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak

istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ile

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde bulundurularak

başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, §

71).

45. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk,

B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir

Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

46. Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümleri, yasama,

yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri

bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Buna göre kamu gücü kullanan makamların her

türlü iş ve işlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmeleri zorunludur.

Bu bağlamda bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi Anayasa Mahkemesinin ilk

elden, yani doğrudan inceleme yapmamasını ifade ettiği gibi idari ve yargısal

makamların da önlerindeki meseleleri ve uyuşmazlıkları öncelikle Anayasa'ya

uygun biçimde sonuca bağlamaları yönünde birincil derecede sorumlu olduklarını

göstermektedir.

47. Mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunması bakımından

yapılan müdahalelere karşı usulî güvenceler sunan yargısal yolları da içeren

etkili hukuksal bir çerçeve oluşturulması devletin yükümlülüklerinden biridir.

Oluşturulan bu hukuksal çerçeve kapsamında yargısal ve idari makamların

uyuşmazlıkların çözümünde etkili ve adil bir karar verilmesini temin etme

sorumlulukları bulunmaktadır. Bu doğrultuda özellikle temel kanunlarda

öngörülen dürüstlük ve iyi niyet kuralları, hakkın kötüye kullanılması yasağı gibi

genel ilkeler ile bazı hâllerde olayın özelliklerine ve durumun gereklerine

göre hâkime takdir yetkisi tanınması,

uyuşmazlıkların çözümünde Anayasa'ya uygun yorum imkânı tanıyan söz konusu

etkili hukuksal korumanın bir gereği olarak görülmelidir. Dolayısıyla ister

özel kişiler arası isterse de taraflardan birinin kamu gücü olduğu

uyuşmazlıklar olsun her durumda hâkimin hukuk kurallarını Anayasa'ya uygun bir

biçimde yorumlaması ve yargı yetkisinin kullanımı çerçevesinde özellikle

Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin korunmasını

gözetmesi beklenmektedir.

48. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu

ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu

zorunluluk tarafların bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin

temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil

Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,

24/5/2018, § 53).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Somut olayda müdahalenin kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye elverişli olduğu

açıktır. Olayın koşulları müdahalenin gerekliliğini

sorgulamayı da gerektirmemektedir. Dolayısıyla müdahalenin orantılı olup olmadığı belirlenerek sonuca

varılacaktır.

50. Somut olayda tacir olan başvurucunun işlettiği otoparkta

2005 yılından itibaren idarenin gözetimi ve sorumluluğu altındaki araçları

muhafaza ettiği açıkça belirlidir. Söz konusu araçları otoparka çekme ve

saklama yükümlülüğünü üstlenen başvurucu bunun karşılığında ücret talep

etmiştir. Ancak başvurucunun açtığı dava derece mahkemelerince, saklama

sözleşmesine ilişkin 818 sayılı mülga Kanun'un 463. maddesinin ikinci fıkrasına

göre davalı idareden ücret talep edemeyeceği gerekçe gösterilerek

reddedilmiştir.

51. Bununla birlikte yukarıda da değinildiği üzere anılan kanun

maddesinde saklama sözleşmelerinde her durumda ücret istenemeyeceği yönünde bir

düzenleme mevcut olmayıp durumun gereklerine göre ücret de istenebileceği

belirtilmiştir. Başvurucunun ticari faaliyeti çerçevesinde otopark işlettiği

olayda durumun ne şekilde ücret istenmesini gerektirmediği derece

mahkemelerinin kararlarında açıklanmamış, başvurucunun bu yöndeki yargılama

sırasında dile getirdiği uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve itirazları

karşılanmamıştır. Bunun yanında başvurucunun 6762 sayılı mülga Kanun'un 22.

maddesine göre tacirlerin ücret talep edebilecekleri yönündeki iddiası

bakımından da bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür.

52. İdarenin talebi üzerine söz konusu araçları otoparkında

muhafaza etmesinin başvurucu yönünden önemli bir külfete yol açtığı

kuşkusuzdur. Başvurucu böylelikle belirli bir süre boyunca ticari faaliyeti

kapsamındaki otoparkından -en azından kısmen- dilediği gibi yararlanamamıştır.

Otopark işleten başvurucu, idarenin talep ettiği araçları muhafaza etmesi

sebebiyle otoparkının bir kısmı bakımından başka kişilerle hukuki ilişkide

bulunamamıştır. Başvurucunun üstlendiği bu külfetin karşılığında ücret ödenemeyeceğini

öngörebilmesi ise bazı durumlarda ücret talep edilebileceğini belirten söz

konusu kanun hükümleri dikkate alındığında mümkün görülmemiştir.

53. Diğer taraftan derece mahkemelerince başvurucunun çekme

ücreti ile otopark ücretini araç malikinden veya haciz sonrası satış bedelinden

tahsil edebileceği belirtilmişse de, somut olayda araçların muhafazasını talep

edenin idare olduğu dikkate alınmalıdır. Diğer bir deyişle fiilen el konulan

aracın malikleri ve diğer sorumluları ile idare arasında bir hukuki ilişki söz

konusu olup derece mahkemelerinin kabulüne göre saklama sözleşmesi başvurucu

ile idare arasındadır. Dolayısıyla başvurucunun aralarında doğrudan hukuki bir

ilişki bulunmayan üçüncü kişilerle muhatap kılınması yüklenen külfeti

hafifletmediği gibi derece mahkemeleri bu yöndeki değerlendirmenin herhangi bir

hukuki dayanağını da göstermemişlerdir. Bu çerçevede icra süreci veya diğer

ilgili idari ya da adli süreçlerin yönetimi, gözetimi ve denetimi ile sorumlu

kamu makamlarının kendi sorumluluğu altındaki bir külfeti başvurucuya

yükletmesi müdahaleyi orantısız kılar.

54. Sonuç olarak idare tarafından fiilen el konulan araçların

başvurucunun otoparkında muhafaza edilmesine rağmen ücret ödenmesine gerek

olmadığı yönündeki derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve

yeterli bir gerekçe bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesince yalnızca ilgili

kanun hükmü tekrar edilerek durumun ücreti gerektirmediği belirtilmiş, ancak

niçin ücret ödenmesine gerek olmadığı açıklanmamıştır. Başvurucunun konuya

ilişkin iddia ve itirazları da yukarıda değinildiği üzere karşılanmamıştır. Bu

hükmü onayan Yargıtay kararında da ayrı bir gerekçe gösterilmemiştir.

Dolayısıyla somut olay bağlamında mülkiyet hakkının usulî güvencelerinin yerine

getirilmediği ve derece mahkemelerinin yorumlarının mülkiyet hakkının

korunmasının gerekliliklerine uygun düşmediği kanaatine varılmıştır. Buna göre

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı amacı

arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale

ölçüsüzdür.

55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

57. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

58. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

59. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural

olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak

üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

60. Buna göre; Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir, derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

61. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

62. İncelenen başvuruda, idare tarafından fiilen el konulan

araçların başvurucunun otoparkında muhafaza edilmesine rağmen ücret ödenmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla

somut başvuruda ihlalin idari bir eylemden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

63. Ancak söz konusu idari eylemin sonuçlarının giderilmesi

bakımından etkili bir yargı yolu mevcut olup başvurucu da bu yolu tükettikten

sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise usul hukukunda yer alan

benzer kurumlardan farklı ve bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından

ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu

sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Asliye

Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

64. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi yeterli bir

giderim oluşturduğundan başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Asliye

Ticaret Mahkemesine (E.2010/700, K.2013/88) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.226,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Mehmet APAYDIN Vekili : Av. Erhan BORA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/13099, 8 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir
  13. VI. Hüküm
  14. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  15. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/13099
Tarih
8 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Mehmet Hasan Altan Başvurusu (B. No: 2018/2620)
  • Kağan Osman Karamanoğlu Başvurusu (B. No: 2017/21063)
  • Birgül Arslan ve Arzu Ülker Başvurusu (B. No: 2016/1819)
  • Abdulhamit Babat Başvurusu (B. No: 2015/3370)
  • İbrahim Ethem Kuriş Başvurusu (B. No: 2016/16436)
  • Mahir Kan Başvurusu (B. No: 2015/20001)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.