İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Hasan Altan Başvurusu (B. No: 2018/2620)

1. Başvuru; yargılama aşamasındaki bazı uygulamalar nedeniyle

Başvuru No2018/2620Tarih9 Ocak 2020Okuma18 dk · 3.614 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Hasan Altan Başvurusu (3)

Karar tarihi
9 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2018/2620
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.614 kelime·18 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yargılama aşamasındaki bazı uygulamalar nedeniyle

adil yargılama hakkının, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararının uygulanmaması

nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/1/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun tedbir talebi hakkında -talebe konu

hususun başvurunun esasına ilişkin olması nedeniyle- karar verilmesine yer

olmadığına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

8. Yapılan incelemede 2018/8851 numaralı başvurunun aynı kişi

tarafından ve aynı konuyla bağlantılı olarak yapıldığı anlaşıldığından

2018/2620 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden

yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu, 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü

sonrasında bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen Fetullahçı

Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) medyadaki örgütlenmesine

yönelik olarak yürütülen bir soruşturma kapsamında 10/9/2016 tarihinde

gözaltına alınmış ve İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/9/2016 tarihli

kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma

suçlarından tutuklanmıştır.

11. Başvurucu; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü

kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla 8/11/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Bireysel başvurunun incelendiği süre içinde İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca 12/4/2017 tarihinde düzenlenen iddianame ile

başvurucunun Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) ortadan kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini

ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal

düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla

birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması

istemiyle başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır.

13. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/127 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

14. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 11/1/2018 tarihinde başvurucu

tarafından yapılan bireysel başvuruyu karara bağlamıştır. Anayasa Mahkemesi,

Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı ile Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve

basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, §§ 158, 242).

15. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı

iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi uyarınca tutuklamanın ön

koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığını

değerlendirmiş ve somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin soruşturma mercilerince yeterince ortaya

konulamadığı sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verirken esas olarak tutuklamanın hukuki

olmadığı sonucuna varırken yaptığı tespitlere dayanmıştır.

16. Anayasa Mahkemesi 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesi

uyarınca, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin

ihlalinin ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin başvurucunun

yargılandığı İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş ve

-karşıoylar dışında- gerekçeli karar aynı gün Anayasa Mahkemesinin internet

sitesinde yayımlanarak erişime açılmış; karşıoyların yazılmasından sonra karar

19/1/2018 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin

kararın hüküm bölümünü göndermesi ve başvurucunun Anayasa Mahkemesinin bu

kararına dayanarak tahliyesine karar verilmesini talep etmesi üzerine

başvurucunun tutukluluk durumunu inceleyen İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi

11/1/2018 tarihinde, gerekçeli ihlal kararının kendilerine tebliğ edilmediği ve

karardaki karşıoyların da yazılmamış olduğu gerekçesiyle başvurucunun tahliye

talebinin reddine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.Başvurucunun

anılan karara yönelik itirazı İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince 15/1/2018

tarihinde oyçokluğuyla reddedilmiştir. Kararda gerekçeli ihlal kararının Resmî

Gazete'de -henüz- yayımlanmadığına dikkat çekilmiştir.

17. Başvurucu, Anayasa Mahkemesinin internet sitesinde

yayımlanmış olan gerekçeli kararını da sunarak İstanbul 26. Ağır Ceza

Mahkemesinden yeniden tahliye talebinde bulunmuştur. Mahkeme 19/1/2018

tarihinde başvurucunun tahliye talebinin reddine oyçokluğuyla karar vermiştir.

Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş; İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince

23/1/2018 tarihinde itirazın kesin olarak reddine oyçokluğuyla karar

verilmiştir.

18. Başvurucunun tahliye taleplerini ve tutukluluğa ilişkin

itirazlarını kabul etmeyen derece mahkemeleri temel olarak Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvurularda yargılamanın yapıldığı mahkemenin yerine geçerek delileri

değerlendirip kanun yolunda gözetilmesi gereken hususları inceleyemeyeceği ve

yerindelik denetimi yapamayacağı, yerel mahkemece delil durumu takdir edilerek

tutukluluk kararı verilmişse Anayasa Mahkemesince delillerin yetersiz olması

nedeniyle ihlal kararı verilemeyeceği, Anayasa Mahkemesinin yasal sınırların

dışına çıkarak vermiş olduğu söz konusu kararın kesin ve bağlayıcı olduğundan

söz edilemeyeceği gerekçelerine dayanmıştır. Anılan mahkeme kararlarında;

ayrıca Anayasa Mahkemesi kararının otomatik olarak başvurucunun tahliyesi

sonucunu doğuracağını kabul etmenin mahkemelerin bağımsızlığı, mahkemelere emir

ve talimat verilemeyeceği, telkinde bulunulamayacağı yönündeki anayasal

düzenlemelere aykırı olduğu ifade edilmiştir.

19. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin tahliye talebinin

reddine ilişkin kararları ile bu kararlara yönelik itirazların reddine dair

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi kararlarında yer alan karşıoy yazılarında ise

Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin ve bağlayıcı nitelikte olduğu dile

getirildikten sonra başvurucunun tahliyesine karar verilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

20. Başvurucu 30/1/2018 tarihinde (2018/2620 sayılı başvuru

yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

21. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 12/2/2018 tarihinde,

başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkemece "üzerlerine

atılı bulunan suçların vasıf ve mahiyeti, tutuklulukta geçirdikleri süre,

haklarında hükmolunan cezanın nevi ve miktarı dikkate alınarak"

hükümle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına oyçokluğuyla karar

verilmiştir. Anılan kararda yer alan karşıoy yazısında da başvurucu hakkında

Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı dolayısıyla başvurucunun

tahliyesine karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

22. Başvurucu, hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı

kararına itiraz etmiş; İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince 6/3/2018 tarihinde

itirazın kesin olarak reddine oyçokluğuyla karar verilmiştir. Bu karardaki

karşıoy yazısında da başvurucu hakkında hak ihlali kararı nedeniyle başvurucunun

tahliyesine karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

23. Başvurucu 30/3/2018 tarihinde (2018/8851 sayılı başvuru

yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. Başvurucu, mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna

başvurmuş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 27/6/2018 tarihinde

yaptığı tensip incelemesi sonucunda Anayasa Mahkemesi tarafından başvurucu

hakkında verilen hak ihlali kararının kesin nitelikte ve yasama, yürütme ve

yargı organları ile idare makamları, gerçek ve tüzel kişiler yönünden bağlayıcı

olduğunu, ayrıca bu ihlalin sonucunun ortadan kaldırılması gerektiğini

belirterek başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Daire 2/10/2018 tarihinde

başvurucunun istinaf isteminin esastan reddine ilişkin hüküm tesis etmiştir.

25. Başvurucu, anılan kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 16. Ceza

Dairesi 5/7/2019 tarihinde başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmünü "...müsnet suçlar ve/veya silahlı terör örgütüne

üye olmak, örgüt adına suç işlemek ya dahiyararşik yapısına dahil olmamakla birlikte

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçlarının işlendiğine dair

yeterli ve inandırıcı delil niteliği taşımadığı da gözetilerek sanığın ...

ispat edilemeyen müsnet suçlardan beraatine..." karar verilmesi

gerektiği yönündeki gerekçeyle bozmuştur. Daire kararında, bu sonuca

ulaşılırken temel olarak Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) tarafından verilen ihlal kararlarında yer alan tespit ve

değerlendirmelere atıf yapıldığı ve bu değerlendirmelerin hükme esas alındığı

görülmektedir. Bu bağlamda kararda Anayasa Mahkemesi kararlarının

bağlayıcılığına dikkat çekildikten sonra tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin

ihlal kararlarının derece mahkemelerince ne şekilde dikkate alınması

gerektiğine yönelik olarak da aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:

"...özellikle yargılama ve olağan yasa

yolları süreci tamamlanmadan yapılan bireysel başvuru incelemelerinde, AYM'nin [Anayasa

Mahkemesi] delil değerlendirmesinin hak

ihlali bağlamında da olsa, asıl yargılama mercileri ile bir yetki çatışması

sonucunu doğurduğu açıktır. Hak ihlalini netice veren meşru müdahale için ikame

olunan delilin yeterli olup olmadığına ilişkin tespitin, yargılama konusu suçun

sübut ve/veya vasfının tayini yönünden de belirleyici olacağında kuşku yoktur.

Ne var ki, yargılama süreci tamamlanmış ve kanun yolu incelemesinden de geçerek

kesinleşmiş hükümler yönünden gerçekleştirilen bireysel başvuru sonucunda

tespit edilen hak ihlallerinin, gerektiğinde yeniden yargılama sebebi olarak

kabul edildiği (CMK 311) sistemde, yargılamanın devamı sırasında ihlal

neticesini doğuracak tespitlerin yargılama mercilerince göz ardı edilmesi

düşünülemez. Aslolanın haksız-ölçüsüz bir müdahaleye maruz bırakılan temel

hakkın bir an önce teslimi olduğuna göre, sair çatışma ve tartışmaların bu

değerin önüne geçmesine 'hukuk düzeninin tekliği' ilkesi de müsaade

etmez..."

26. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi Yargıtay bozma ilamı

sonrasında yargılamaya E.2019/252 sayılı dosya üzerinden devam etmiş ve

4/11/2019 tarihinde "cezalandırılmasına

yeter, kesin, inandırıcı ve şüpheden uzak delil elde edilemediğinden ve bu

itibarlayüklenen suçun ... işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle"

başvurucunun beraatine karar vermiştir. Karar, 12/11/2019 tarihinde

kesinleşmiştir.

27. Öte yandan başvurucu -diğer iddialarının yanında- hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmadığı ve bu tedbir dolayısıyla ifade

özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla 12/1/2017 tarihinde AİHM'e başvurmuştur.

AİHM İkinci Dairesi 20/3/2018 tarihinde başvurucunun kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Mehmet Hasan Altan/Türkiye, B. No:

13237/17, 20/3/208, §§ 85-143; 129-165). Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

129. Mahkeme [AİHM], bu durumda, başvuranın Anayasa’nın 19. maddesinin

3. fıkrası ihlâl edilerek tutuklandığının ve tutukluluk haline devam

edildiğinin Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiğini gözlemlemektedir

(bkz. Anayasa Mahkemesi kararının 150. paragrafı). Mahkeme, bu sonucun özünde

ilgili tarafından maruz kalınan özgürlükten yoksun bırakmanın Sözleşme’nin 5.

maddesinin 1. fıkrasını ihlâl ettiğini kabul edildiği anlamına geldiği

kanaatindedir. Mahkeme, mevcut davanın kendine özgü koşullarında, Anayasa

Mahkemesi’nin derin bir inceleme sonucunda varmış olduğu sonuçlara

katılmaktadır.

...

135. ... Mahkeme, 26. Ağır

Ceza Mahkemesi’nin Anayasa Mahkemesi’nin dosyada yer alan unsurları

değerlendirmemesi gerektiğine dair gerekçesine katılamamaktadır. Nitekim aksi

bir tutum, Anayasa Mahkemesi’nin ilgili aleyhinde sunulan delillerin içeriğini

incelemeksizin, ilgilinin tutukluluğuna ve tutukluluk halinin devamına ilişkin

kararın yasallığıyla ilgili şikâyeti inceleyebileceğini ileri sürmek anlamına

gelecektir.

...

139. Mahkeme, bu dayanak

üzerine, özellikle Hükümetin, Sözleşme’nin 5. maddesi bakımından Mahkeme önünde

ileri sürmüş olduğu Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun etkinliğiyle

ilgili iddiaları dikkate alarak, yüksek anayasal yargı organı tarafından

verilen 'nihai' ve 'bağlayıcı' bir kararın ardından İstanbul 26. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından başvuranın serbest bırakılma talebinin reddine ilişkin

olarak ileri sürülen gerekçelerin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının

gereklerine uygun olduğu şeklinde değerlendirilemeyeceğini tespit etmektedir. Bir

mahkemenin, bireysel başvurulara ilişkin olarak nihai ve bağlayıcı kararlar

verme yetkileriyle donatılmış bir anayasa mahkemesinin yetkilerini sorgulaması,

hukuk devleti ve hukuki güvenlik temel ilkelerine aykırıdır. Mahkeme,

Sözleşme’nin 5. maddesiyle sunulan korumanın ayrılmaz bir parçası olan bu

ilkelerin, keyfiliğe karşı sunulan güvencelerin köşe taşları olduğunu

hatırlatmaktadır (bkz. yukarıdaki 137. paragraf). Anayasa Mahkemesi’nin

kararını, 'gereğini' yapması için Ağır Ceza Mahkemesi’ne tebliğ etmesine

rağmen, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın serbest bırakılmasını talep ederek,

Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilen ihlâlin telafi edilmeyeceği şeklinde

Yüksek Mahkeme’ye karşı gelmiştir. Mahkeme, daha önce yukarıdaki 129.

paragrafta, Anayasa Mahkemesi’nin 11 Ocak 2018 tarihli kararında söz konusu

kararın verildiği tarihe kadar incelenen tutukluluk süreci açısından varmış

olduğu sonuçlara katıldığını beyan ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme,

dosyanın, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından tutukluluğun dayanağının

değiştiğini gösteren başka yeni bir gerekçe veya delil unsuru içermediğini

tespit etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Hükümetin, özellikle İstanbul 26. Ağır

Ceza Mahkemesi’nin sözde sahip olduğu, ilgili hakkında ileri sürülen kuvvetli

şüphelerin haklı gösterilmesi için sunulan delil unsurlarının, aslında Anayasa

Mahkemesi tarafından incelenenlerden farklı olduğunu göstermediğini

kaydetmektedir. Bu koşullarda Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa’nın 19.

maddesinin 3. fıkrasının ihlâl edildiği sonucuna varan, açık ve belirsizliğe

yer vermeyen kararının ardından başvuranın tutukluluk halinin devamına karar

verilmesinin, özgürlük ve güvenlik hakkının gerektirdiği şekilde 'hukuka uygun'

olarak ve 'yasal yollara göre' gerçekleştirildiği şeklinde değerlendirilemeyeceği

kanaatindedir.

..."

IV. İLGİLİ HUKUK

28. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Şahin Alpay (2) ([GK], 2018/3007,

15/3/2018, §§ 22-30) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu; yargılamayı yürüten mahkemenin savunmanın iddia

ve delillerini araştırma yoluna gitmediğini, bir oturumda müdafilerin duruşma

düzenini bozdukları gerekçesiyle dışarı çıkarıldığını, tahkikatın

genişletilmesi talepleri dikkate alınmaksızın Cumhuriyet savcısından esas

hakkındaki görüşünün sorulduğunu, tahliye taleplerinin reddi yönündeki

kararlarda yer alan değerlendirmelerin kendisinin cezalandırılması yönündeki

görüşü ortaya koyduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarına ilişkin

bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

32. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinde

kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmıştır. Anılan maddenin (1)

numaralı fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön

koşullar başvurucunun kamu gücünün eylem veya işleminden ya da ihmalinden

dolayı güncel bir hakkının ihlal edildiği

iddiasında bulunması, iddia edilen ihlalden kişinin kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması ve bunların

sonucunda başvurucunun mağdur olduğunu

iddia etmesidir (Fetih Ahmet Özer,

B. No: 2013/6179, 20/3/2014, § 24).

33. Bir başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilebilmesi

için başvurucunun mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp iddia edilen

ihlalden doğrudan etkilendiğini, bir başka ifadeyle mağduriyetini kanıtlaması

gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi mağdurluk statüsünün

kabulü için yeterli değildir (Ayşe Hülya

Potur, B. No: 2013/8479, 6/2/2014, § 24). Öte yandan bir şüpheli

hakkında yürütülen ceza soruşturmasının kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararla sonuçlanması veya açılmış olan davanın ertelenmesi, düşürülmesi ya da

sanığın beraatine hükmedilmesi hâlinde -makul sürede yargılanma hakkına ilişkin

iddialara halel gelmemek şartıyla- bu kişilerin adil yargılanma hakkının ihlali

nedeniyle mağdur olduklarının kabulü mümkün değildir. Ancak bu durum,

soruşturma veya kovuşturmaların yukarıda belirtilen sonuçlarının adil

yargılanma hakkı dışındaki haklara etkisinin incelenmesine engel teşkil etmez (Mustafa Kamil Uzuner ve Mustafa Kadir Gül,

B. No: 2013/3371, 9/3/2016, § 52).

34. Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında açılan kamu davası

beraat kararıyla sonuçlandığından başvurucunun adil yargılanma hakkı

bağlamındaki iddiaları yönünden mağdur sıfatı bulunmamaktadır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu; Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararının

derece mahkemelerince uygulanmadığını, savunmanın aksini gösterir yeni hiçbir

delilin dosyaya girmemesine rağmen tutukluluğun devam ettirildiğini, ayrıca

tutukluluğun siyasi nedenlerle sürdürüldüğünü belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkındaki yargılamada ilk

derece mahkemesince mahkûmiyet hükmü verildiği, dolayısıyla başvurucunun bir

suç isnadına bağlı olarak tutulma hâlinin sona erdiği, bu durumda mevcut

başvurudaki şikâyetlerin adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvenceler

doğrultusunda incelenmesi gerektiği, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmüne

ilişkin olarak henüz istinaf ve temyiz kanun yollarının tüketilmediği ifade

edilmiştir. Bakanlık ayrıca Anayasa Mahkemesince verilen bir hak ihlali kararı

sonrasında ihlalin ne şekilde giderileceğinin takdirinin derece mahkemelerine

ait olduğu görüşündedir.

38. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında hakkında AİHM

tarafından verilen ihlal kararı ile Anayasa Mahkemesinin Şahin Alpay (2) kararında yer alan tespit

ve değerlendirmelere değinerek Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararına

rağmen tahliye edilmemesinin bir hukuk devletinde kabul edilemez bir durum

olduğunu iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

39. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararının uygulanmamasından dolayı temel hak ve

özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

42. Genel ilkeler için bkz. Şahin

Alpay (2) (§§ 39-70) başvurusu hakkında verilen karar.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

43. Anayasa Mahkemesi aynı nitelikteki Şahin Alpay (2) başvurusunda, tutuklamanın hukuki olmaması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmiş

olmasına rağmen başvurucunun tutukluluğunun derece mahkemelerince devam

ettirilmesini anayasal ilkeler çerçevesinde incelemiştir. Anayasa Mahkemesi bu

inceleme sonucunda;

- Tutuklama tedbiri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü bireysel başvurularda Anayasa

Mahkemesinin somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli

belirtinin bulunup bulunmadığını incelemesinin anayasal bir

zorunluluk olduğunu,

- Bu incelemenin kanun

yolunda gözetilmesi gereken bir hususun incelenmesi veya yerindelik denetimi olarak

nitelendirilmesinin mümkün olmadığını,

- Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararının nihai ve

bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmadığını,

- Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu ihlal kararlarının başka

bir merci tarafından Anayasa'ya veya kanuna uygunluk yönünden

denetlenemeyeceğini, aksi yöndeki değerlendirmelerinin anayasal veya yasal bir

dayanağının olmadığını,

- İhlal kararının hukuki sonuç doğurabilmesi için Resmî

Gazete'de yayımlanması gerekli olmayıp ilgili merciye tebliğinin veya

gönderilmesinin yeterli olduğunu,

- Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı verip bu ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılmasına hükmettiği durumlarda ilgili mercilerin ihlal kararının

niteliğini dikkate alarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde

hareket etmek zorunda olduğunu, bu bağlamda derece mahkemelerinin görevinin

Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinin kapsamını değerlendirmek değil

Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktan

ibaret olduğunu ifade etmiştir (bkz. Şahin

Alpay (2), §§ 73-80). Anayasa Mahkemesince yapılan bu tespit ve

değerlendirmelerin esas olarak Yargıtay ve AİHM tarafından da aynen

paylaşıldığı görülmektedir (bkz.§§ 25, 27).

44. Anayasa Mahkemesi başvurucu hakkındaki ihlal kararında

Anayasa'nın 19. maddesinde tutuklamanın ön koşulu olarak düzenlenen suç

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin

soruşturma makamlarınca yeterince ortaya konulamadığı tespitinde bulunmuştur.

45. Anayasa Mahkemesinin bu nitelikteki ihlal kararları

sonrasında derece mahkemelerinin ön koşulunun bulunmadığı tespit edilen

tutukluluğu sona erdirmeleri gerekir. Aksi takdirde ihlal ve sonuçları ortadan

kaldırılmamış olur. Bununla birlikte daha önce tutuklama gerekçesi olarak

gösterilmeyen, dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

değerlendirilmemiş olan yeni olgularla suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortaya konulabildiği

oldukça istisnai durumlarda da ihlal kararının gereklerinin yerine getirildiği

kabul edilebilir. Ancak derece mahkemelerinin bu husustaki takdir aralığı ilk

tutuklamaya göre oldukça sınırlıdır. Böyle bir durumda kuvvetli belirtinin yeni olgularla ortaya

konulup konulmadığı yönündeki nihai değerlendirme Anayasa Mahkemesine aittir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Şahin

Alpay (2), § 82).

46. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında

derece mahkemelerince başvurucunun tutukluluk durumu sonlandırılmamış, yukarıda

belirtilen istisnai hâlin varlığı da ortaya konulmamıştır. Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararına rağmen ilk derece mahkemesindeki yargılama aşamasında

tutukluluğun sürdürüldüğü, mahkûmiyet hükmüyle de birlikte tutukluluk hâlinin

devamına karar verildiği, istinaf incelemesinin sonuçlandırıldığı aşamada

başvurucunun tahliye edildiği görülmektedir.

47. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkındaki

kararda tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının derece mahkemelerince ortadan

kaldırılmadığı anlaşılmaktadır.

48. Bu itibarla suç işlediğine dair kuvvetli belirtinin bulunmaması nedeniyle verilen ihlal kararına

rağmen başvurucunun tutukluluğunun sonlandırılmamış olması Anayasa'nın 19.

maddesinde yer alan güvencelere aykırıdır.

49. Sonuç olarak -mahkemeye erişim hakkının sağladığı

güvencelerle de bağdaşmayacak şekilde- Anayasa Mahkemesinin tutukluluğa ilişkin

ihlal kararının uygulanmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

50. Öte yandan başvurunun özünün suç işlendiğine dair kuvvetli

belirtinin bulunmaması nedeniyle verilen ihlal kararına rağmen tutukluluğun

sonlandırılmamasına ilişkin olduğu dikkate alınarak başvurucunun -tutukluluğun

devam ettirilmesi suretiyle- diğer bazı temel hak ve özgürlüklerinin de ihlal

edildiği iddiaları ayrıca incelenmemiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

52. Başvurucu, alıkonulduğu her gün için günlük 10.000 euro

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

53. Başvurucu, bireysel başvuruda bulunduktan sonra İstanbul 26.

Ağır Ceza Mahkemesince 12/2/2018 tarihinde başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet

hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinin

devamına hükmedilmiş; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 27/6/2018

tarihinde başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucunun

tutukluluk hâli sona ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir hususun bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

54. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 589,40 harç ve 3.000 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.589,40 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kişi bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 589,40 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 3.589,40

TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 26. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2019/252) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu hakkındaki ihlâl kararının (AYM Genel Kurul, B.Başvuru

No: 2016/23672, 11.1.2018) ilk derece mahkemesine ulaşmasından sonra bu merci

tarafından 19.1.2018 tarihinde tahliye talebinin reddedildiği, bu karara karşı

yapılan itirazın da 23.1.2018 tarihinde reddedildiği ve bu kararlara karşı

30.1.2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu görülmekteyse de; ilk derece

Mahkemesinin (İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi) 12.2.2018 tarihinde verdiği

mahkumiyet ve tutukluluk halinin devamı kararına karşı yapılan istinaf

başvurusu sonunda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince 27.6.2018

tarihinde tensiple birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlâli kararının

yargı merci’inide bağlayacağı ve kesin olduğu gerekçesiyle başvurucunun

tahliyesine karar verildiği ve bu karar sonrasında başvurucunun tahliye

edildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle istinaf yargı mercii devam edegelen

özgürlük ve güvenlik hakkı ihlâline son vermiş, bu konudaki ihtilafı nihayete

erdirmiştir. Dolayısıyle, AYM Genel Kurulu’nca karara bağlanan Şahin Alpay (2)

başvurusundaki gibi, karar tarihinde devam eden bir ihlâl hâli sözkonusu

değildir (B.No:2018/3007, K.Tarihi: 15.3.2018).

Açıklanan nedenlerle; Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkındaki

ihlâl kararı sonrasında bir derece mahkemesinde (İstanbul Bölge Adliye

Mahkemesi) verilen tahliye kararı üzerine başvurucunun tutukluluk durumu

sonlandırılmak suretiyle, ihlâlin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığı

anlaşılmakla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edilmediği, ihlâl

kararının geç uygulanmasının ise başvurucu yönünden ayrı bir tazminat davasına

konu edinilebileceği kanaatinde olduğumdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına

katılmıyorum. Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Mehmet Hasan ALTAN Vekili : Av. Ferat ÇAĞIL Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/2620, 9 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Adil Yargılanma
  9. B. Kişi Hürriyeti ve
  10. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  11. B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi
  12. E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/2620
Tarih
9 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Kağan Osman Karamanoğlu Başvurusu (B. No: 2017/21063)
  • Birgül Arslan ve Arzu Ülker Başvurusu (B. No: 2016/1819)
  • Abdulhamit Babat Başvurusu (B. No: 2015/3370)
  • İbrahim Ethem Kuriş Başvurusu (B. No: 2016/16436)
  • Mahir Kan Başvurusu (B. No: 2015/20001)
  • Serdar Avci Başvurusu (B. No: 2015/19474)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.