İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Serdar Avci Başvurusu (B. No: 2015/19474)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda darbedilme ve olaya

Başvuru No2015/19474Tarih9 Ocak 2020Okuma29 dk · 5.788 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Serdar Avci Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2015/19474
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.788 kelime·29 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda darbedilme ve olaya

ilişkin etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 30/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne

karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen belgelere göre

ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu, olay tarihinde Malatya E Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü olarak bulunmaktadır. Başvurucunun

iddiasına göre 29/11/2014 günü saat 10.30 sıralarında D Blok-20 No.lu odada tek

başına bulunduğu sırada ranzanın düşmesi sonucu ayağından yaralanmış, durumu

görevli infaz ve koruma memurlarına haber vermiş, buna rağmen görevliler

kendisi ile ilgilenmemiştir.

11. Başvurucunun 10/12/2014 tarihinde Malatya Cumhuriyet

Başsavcılığında verdiği ifadeye ve Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen

tutanaklara göre başvurucu, haber vermesine rağmen kendisi ile

ilgilenilmediğini iddia ederek kaldığı odanın kapılarına vurmuş, bağırarak

görevlilere sövmüş, odadaki bardak ve aynayı koridora fırlatmış, kişisel

eşyalarını odadaki lavabonun içine koyarak ateşe vermiştir. Odada başlayan

yangın görevlilerin müdahalesi ile söndürülmüş ve başvurucu müşahede odasına alınmıştır.

12. Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen 23/12/2014

tarihli tutanağa göre başvurucu, olayın hemen ardından nöbetçi ceza infaz

kurumu müdürünün hastaneye sevk etme talebini reddetmiştir. Aynı zamanda

nöbetçi sağlık memuru N.B. başvurucu ile görüşerek kendisinden sağlık durumu

hakkında bilgi almıştır. N.B.nin 22/12/2014 tarihli beyanına göre başvurucu,

N.B.ye herhangi bir isteğinin veya sağlık sorununun bulunmadığını söylemiştir.

Buna rağmen olay günü 112 Acil Servisinden Ceza İnfaz Kurumuna hekim çağrılarak

başvurucunun tıbbi muayenesi yaptırılmıştır. 29/11/2014 tarihli, Dr. H.A.

imzalı vizite takip fişinde "Sağ ayak bileğinde şişlik ve hassasiyet

bulunan şahsın daha sonra ortopedi polk. sevki uygundur." şeklinde bir

kayıt yer almaktadır. Başvurucu ayrıca 29/11/2014 günü doktora muayene

olmasının ardından Ceza İnfaz Kurumunda avukatı ile de görüşmüştür.

13. Başvurucu, ayağındaki rahatsızlık nedeniyle 3/12/2014

tarihinde Malatya Devlet Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edilmiştir.

Burada yapılan muayenesi ve çekilen grafi sonucunda sağ ayak bileği lateralinde

ödem ve ekimoz mevcut olduğuna dair rapor düzenlenmiştir.

14. Başvurucu 3/12/2014 tarihinde Ortopedi

Polikliniğindeki muayenesinin ardından aynı gün saat 10.15'te bu kez Ceza İnfaz

Kurumu hekimine muayene olmuştur. Bu muayene sonucunda düzenlenen rapor

şöyledir:

"Başmemurluk tarafından 10.15'te

revire gönderilen Serdar Avci şikayeti sorulduğunda darp edildiğini beyan etti

yapılan muayenesinde sağ ayak ve ayak bileğinde ödem hafif ekimoz hareketle ve

palpasyonla ağrı mevcuttur. Daha sonra Başmemurluk aranarak durum hakkında

bilgi verilmiştir. Hasta Serdar Avci Başmemura teslim edilmiştir."

15. Başvurucu, aynı gün saat 10.47'de bir kez daha Ceza

İnfaz Kurumu hekimine muayene olmuştur. Bu muayene sonucunda düzenlenen rapor

şöyledir:

"saat 10.47 de 2. Müdür M.Y.

tarafından tarafından revire gönderilen Serdar Avci tekrar darp edildiğini

beyan etti yapılan muayenesinde sırt bölgesinde çok sayıda yüzeysel kızarıklık,

sağ kol üst kısımda kızarıklık mevcut olup basit tıbbi müdahale ile giderilir.

Başkada darp ve cebir izine rastlanmamıştır."

16. Ceza İnfaz Kurumu yönetimi, görevli personele hakaret

etmesi ve yangın çıkarması eylemleri nedeniyle başvurucu hakkında disiplin

soruşturmaları açmış; aynı zamanda ilgili evraklar ceza soruşturması

başlatılması için Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) bildirilmiştir.

Başvurucu ise avukatı ve annesi ile yaptığı görüşmelerde Ceza İnfaz Kurumunda

fiziki ve psikolojik şiddete maruz kaldığını ve bu nedenle yaralandığını ancak

tedavisinin yaptırılmadığını beyan etmiştir. Başvurucunun bu beyanlarının

ardından annesi ve avukatı ayrı ayrı Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin kötü

muameleleri ile ilgili olarak ceza soruşturması başlatılması için yetkili makamlara

başvurmuşlardır. Savcılık ilki 1/12/2014 tarihinde kendisine ulaşan bu

başvuruları birleştirerek 2014/22879 sayılı dosya üzerinden başvurucunun

hakaret ve kasten yangın çıkarma, Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin ise

başvurucuya karşı kötü muameleleri nedeniyle ceza soruşturması yürütmüştür.

17. Başvurucunun bu soruşturma kapsamında verdiği ifade

aşağıdaki gibidir:

"Ben halen Malatya E Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak kalmaktayım, dosyada adı geçen [F.A.] benim annem olur ayrıca BİMER

aracılığıyla şikayette bulunan Mehmet Aziret de benim avukatımdır,kendisini

vasim olan kız kardeşim [D.A.]

benim adıma vekil olarak tayin etmiştir, annemin ifadesinde belirttiği olay şu

şekilde gerçekleşti,ben kurumda D Blok 20 numaralı müşade odasında tek başıma

kalıyordum, kaldığım odadaki ranza sağ ayağımın üzerine düştü, ayağımın ön

tarafında kızarıklık olduve canım yandı ben de kapıya vurup nöbetçi memuru

çağırdım, ayağıma ranza düştüğünü canımın yandığını acil revire çıkmak

istediğimi pansuman yapılmasını istedim, benim bu talebimi ilettiğim memurların

isimleri D blok nöbetçileri [R.] ve [N.] dı, memurlar gitti,

ancak aradan bir saate yakın zaman geçmesine rağmen ne geri geldiler ne de

benimle ilgilendiler, ben de bunun üzerine yüksek sesle tekrardan çağırdım

kapıya vurdum kimse gelmeyince sizin de yaptığınız işinde diyerek hakaret

ettim, ne dediğimi tam olarak ben de hatırlamıyorum ancak ailelerine sövmedim,

buna rağmen yanıma gelen kimse olmadı, artık birileri gelsin benimle ilgilensin

diye kendime ait kişisel eşyalarımı odanın lavabo bölümüne koydum, çakmakla

tutuşturdum, koğuştan duman çıkması üzerine diğer müşade koğuşundakiler de

kapılara vurunca [N.K.], [R.], [N.] ve ismini bilmediğim3-4 memur daha

geldi, kapıyı açtılar beni tutup herkesin gözü önünde döverek aşağıya

indirdiler, o gün kapıma gelen bu görevlilerin tamamıbana vurdu, ayrıcahepsi de

bana ana bacı sinkaflı küfür ettiler, DBloktan ana maltaya çıkacağımız yere

geldiğimizde baş memur diğer memurlara durun çıkmayın dedi, anladığım kadarıyla

bulunduğumuz yerde kamera görüntüsü yoktu, ana maltada görüntü olduğu için

buraya çıkmak istemediler, ben memurların bir an durmasından faydalandım

kendimiana maltaya attım kameralar varken dövemezler diye düşündüm ancak yinede

[R.] kulağımı tutup büktü, orada kurum ikinci müdürü [G.]

vardı kendisiyle görüştüm, [G.] bana bağırıp çağırdı, sana burda

rahat vermem rahat yüzü göremezsin v.b sözler söyledi, daha sonra memurlar beni

hücreye attılar, anladığım kadarıyla ikinci müdürün talimatıyla beni hücreye attılar,atıldığım

oda ikinci kat en son gözlem odasıydı, burada yatacak yatak ısınacak kalorüfer

peteği olmadığı gibi camı da kırıktı, burada da bana ilk müdahale

edenmemurlardan[R.],[N.] ile ismini bilmediğim iki

tane genç memur ve diğer koğuşa gelenler beni dövmeye başladılar, [R.]

ve[N.] bana hangi ayağın ağrıyordu diyerek ağrıdığını söylediğim

sağ ayağıma tekme ile vurdular, halen ayağım ağrımaktadır, bu olaydan bir iki

saat kadar önce avukatım olan Mehmet Aziret geldi beni avukatım ile görüşmeye

götürdüler, Mehmet Aziret' i devam eden hukuk ve ceza davalarımı takip için 2-3

ay kadar önce tutmuştuk, kendisi çok uzaktan sıhhı akrabamız da olur, avukatım

görüşmeye geldiğinde beni dövdükleriniilaç içirdiklerinibeni delirtmeye

çalıştıklarınıanlattım, ayağımı da gösterdim,o odada iki gün kaldım bu iki gün

içersinde bana yiyecek içeçek bir şey vermedikleri gibi sigara dahi vermediler,

hatta bana yemek olarak pilav getiren memur içtiği sigarasını pilavın içine

basıpal bunu ye sen buna layıksın al bunu ye dedi, daha doğrusu yemeyi benim

alamayacağım şekilde uzağa koyupbana gösterdi, iki gün sonra beni [İ.]

çağırdı, kendisine bana yapılanları anlattım,avukatımla beraber yazdığım 3 tane

dilekçem masasının üzerinde idi,bana biz bunları göndermiyoruz dedi,bende siz

bilirsiniz dedim,sonra beni kaldığım eski odama götürüp bıraktılar, 29/11/2014

tarihindeki olayda ilk ayağıma ranza düşmesi ve olayların başlaması saat 10:30

sıralarında idi, saat 14 :00 a geldiğinde yukarıda bahsettiğim olaylar olmuş ve

beni tek kişilik hücreye koymuşlardı,doktora bu olaydan sonra akşam saatlerinde

çıktım,doktora çıktığımda henüz avukatımla görüşmemiştim,cezaevine 112 yi

çağırdılar, gelen 112 nin doktoruna ayağımıgösteripdarp edildiğimiişkenceye

uğradığımıanlattım,kendisi benimle hiç ilgilenmedi, hatta beni muayeneye

korktuğu izlenimine kapıldım, ayağımı gösterdim, uzaktan ayağıma baktı, benim

darp raporumu siz verin veremiyorsanız benihastaneye sevk edin dedim, bana

hastaneye sevke gerek görmediğini söyledi, ben de göndermeyeceğini anlayınca karnımıaçtım

ameliyat yerlerimi gösterdim, mahsus karnımışişirerek ben ameliyatlıyım şu an

bağırsağım patlamış elimle tutuyorum içime dışkı akıyor dedim, doktor hanım

gardiyanlara doğru bakıp şu an gönderemem dedi, ben de ayağımı kameralara

gösterdimve bu haldeyken göndermiyorlar dedim,muayene sırasında [R.]

isimlibu memur sürekli girip çıkıyor birilerinden talimat alıyor o talimatı da

doktora da söylüyordu ben bu memuru ve doktoru yönlendirenin kim olduğunu

tespitini istiyorum , hatta yürüyemediğim için beni sandalyeyle götürüp koğuşa

bıraktılar, bu olaydan sonra ayın 3 ün de Beni hastaneye sevk ettiler,

hastanede ayağımı röntgenini çektiler doktor bana hap ve krem verdi, kendisine

darp raporu yazıp yazamayacağını sorduğumda kurumdaki doktorunuz yazacak dedi,

hastaneden geldikten sonra muayene olacağım diye kurum hekimine çıktım [F.]

bey vardı ayağımı gösteripdarp edildiğimi işkence gördüğümü söyledim, bana seni

kim gönderdi dedi, ben de baş memurluğun gönderdiğini söyledim,doktor baş

memurluğu aradı, bir şeyler konuştu, sonra benim darp raporumu yazdı , revirden

çıktım kendi koğuşuma giderken [N.K.] ve vardiyası vardı,[R.],

[G.] ve isimlerini bilmediğim 5 veya 6 memur yine beni döve döve

koğuşuma götürdü , yolda da şikayetçi mi oluyorsun rapor mu alıyorsun al da

görelim, vazgeçeceksin, dilekçe yaz vazgeç diye de söylediler, koğuşa girince

kapılara vurdumbeni alıp baş memurluğa ikinci müdür M. beyin yanına getirdiler,

bende vücudumdaki izleri gösterdim darp edildiğimi söyledim,karnım patlarsa

ölürüm sorumlusu siz olursunuz deyince beni tekrar revire gönderdiler, [F.]

bey yine seni kim gönderdi dedi [M.] beyin gönderdiğini

söyleyince kendisiyle görüştü yine teferruatlıbir darp cebir raporu yazdı, daha

sonra o günkü vardiyanın [M.] isimli sorumlu baş memuru yanıma

geldi,seninle ilgili tutanakları yırtıyoruz konfeksiyonlara kurslara yazacağız,

sen de şikayetini geri al,şikayetçi olma dedi,ben de şikayetçi olmadığıma dair

dilekçe yazdım bu dilekçemin ne olduğunu bilmiyorumhatta bizim baş efendi ile

konuşmamızı[İ. H. B.] isimli mahkum duydu, adamı

tehditmiediyorsunuz ayıp değil midedi, [M.] baş efendi yanına

gidip bu mahkumla bişeyler konuştu ancak içeriğini bilmiyorum..."

18. Savcılık soruşturma kapsamında Ceza İnfaz Kurumu

görevlileri N.Ö. ve H.C.nin ifadelerini almıştır. Ayrıca Ceza İnfaz Kurumu 2.

Müdürü G.B.K., sağlık memuru N.B., infaz koruma memurları N.K. R.D., H.G. ve

N.Ö. ile temizlik görevlisi A.B.nin yaşanan olaylarla ilgili Ceza İnfaz Kurumu

2. Müdürü tarafından alınan beyanları da soruşturma dosyasına alınmıştır. Bu

görevliler ortak olarak ve özetle başvurucunun 29/11/2014 tarihinde kaldığı

odada nedensiz yere bağırarak kapıya vurmaya başladığını, odadaki bir kısım

eşyayı koridora fırlattığını ve ardından oda içindeki eşyaları ateşe verdiğini

beyan etmişlerdir. Ceza İnfaz Kurumu görevlilerine göre başvurucu olaya

müdahale edildiği sırada ve sonrasında kendilerine sinkaflı sözlerle sövmüştür

ve olaylar sırasında başvurucuya fiziksel bir müdahalede veya kötü muamelede

bulunan kimse olmamıştır.

19. Savcılık ayrıca Ceza İnfaz Kurumundan olaya dair

kamera görüntülerini talep etmiştir. Ceza İnfaz Kurumu başvurucunun kaldığı D

Blok 20 No.lu odayı gören güvenlik kamerası görüntüsü bulunmadığını

bildirmiştir. Buna karşılık 29/11/2014 tarihinde gelişen olaylara dair bir

kısım görüntü soruşturma dosyasına gönderilmiştir. Soruşturma kapsamında bu

görüntüler üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinin ardından 23/1/2015

tarihinde iki rapor düzenlenmiştir. Kamera kayıtlarında ses kaydı olmadığı

belirtilen bu raporlardan ilki şöyledir:

"Üzerinde SERDAR AVCİ yazılı DVD ve

üzerinde simge ve yazı bulunmayan CD'lerin incelenmesinde;

İncelenen görüntülerde üzerinde gri

renkli kapişonlu mont ile açık mavi renkli pantolon ve beyaz renkli spor

ayakkabısı bulunan şahsın koridorda görevli memur refakatinde uzun süre

oturarak beklediği, koridorda oturur vaziyette bekleyen şahsın yanına

görevliler ile sivil giyimli bayanın yanına geldikleri ve konuşmaya

başladıkları, devamında kamera kayıtlarından çıktıkları anlaşılmaktadır.

..."

- İkinci rapor şöyledir:

"Üzerinde SERDAR AVCI D BLOK REVİR

TEDAVİ ibaresi yazılı DVD ve üzerinde SERDAR AVCI/AMBULANS İLK MUAYENE İBARESİ

YAZILI DVD ve CD'lerin incelenmesinde;

İncelenen görüntülerde üzerinde gri

renkli kapişonlu mont ile açık mavi renkli pantolon ve beyaz renkli spor

ayakkabısı bulunan şahsın sağ ayağı bandajlı bir vaziyette topallayarak

yürüdüğü ve koridor içerisinde bulunan masanın üzerine oturduğu, şahsın görevli

memurlarla konuşmaya başladığı ve akabinde kameraya dönerek sağ ayağını göstererek

konuşmaya başladığı ve devamında kamera kaydının sona erdiği anlaşılmıştır.

..."

20. Savcılık, soruşturma sonucunda Ceza İnfaz Kurumu

görevlileri H.C., N.K., ve N.Ö. hakkında başvurucuya karşı işledikleri iddia

edilen eziyet ve hakaret suçlarına ilişkin 6/7/2015 tarihli ek kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar vermiştir. Kararın gerekçesi aşağıdaki gibidir:

"...soruşturma sonucunda; müşteki

Serdar'ın olay tarihinde ayağı ile ilgili doktor muayenesinin yapıldığı, bu

muayenenin kurum vizite takip fişinden anlaşıldığı, ayrıca olay tarihinde kurum

güvenlik kamera kayıtlarının incelenmesinde, şüpheliye karşı herhangi bir

fiziki müdahalenin olmadığının açıkça görüldüğü, ifadeleri alınan H. G., N.Ö.,

R.D., A.B., N.K., N.B., G.P.K. ifadeleri dikkate alındığında; müşteki Serdar

Avci'nin soyut iddiasından başka şüpheliler hakkında kamu davasının açılmasını

gerektirecek yeterlikte ve nitelikte delil elde edilemediğinden

Kovuşturma yapılmasına yer

olmadığına..."

21. Başvurucu bu karara itiraz etmiştir. Malatya 2. Sulh

Ceza Hâkimliği 13/11/2015 tarihinde verdiği kararla başvurucunun itirazını

reddetmiştir. Ret kararının gerekçesi aşağıdaki gibidir:

"... Dosyanın incelenmesinde;

Takipsizlik kararı verildikten sonra ortaya çıkan yeni bir delil bulunmamaktadır.

Toplanan bilgi ve belgelerden müştekilerin soyut iddiaları dışında şüpheliler

hakkında atılı suç yönünden kamu davasının açılmasını gerektirecek derecede

yeterli şüphe oluşturacak delil edilemediği, dolayısıyla Ceza Hukuku anlamında

soruşturulacak herhangi bir hususun olmadığı, böylelikle şüphelilerin üzerine

atılı suç yönünden yasal unsurların oluşmamış olduğu, şüpheliler hakkındasuç

veya suç unsurunun bulunmadığı, bu nedenle Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca

verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın usul ve yasaya uygun olduğu

sonuç ve kanaatine varılarak, CMK nun 173. Maddesi uyarınca yapılan inceleme

sonunda itirazın reddine karar vermek gerekmiştir."

22. Savcılık, başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturma

sonucunda başvurucunun 29/11/2014 tarihindeki eylemleri nedeniyle hakaret ve

yangınla genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçlarından cezalandırılması

talebiyle kamu davası açmıştır. Malatya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 1/6/2016

tarihli kararıyla başvurucunun bu suçlardan mahkûmiyetine karar verilmiştir.

Başvurucu ayrıca aynı eylemleri nedeniyle Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından bazı

etkinliklere katılmaktan alıkoyma ve hücreye koyma disiplin

cezaları ile tecziye edilmiştir.

23. Başvurucu 30/11/2015 tarihinde süresinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

24. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücuduna acı

veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 - 5328

S.K./4.mad) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti

üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

...

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

...

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır."

25. 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma

yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı 256. maddesi

şöyledir:

"Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır."

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet

savcısının görevi" kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya

başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir

öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

gerçeğini araştırmaya başlar."

27. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Kurumların iç güvenliği"

kenar başlıklı 33. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Kurumların iç güvenliği,

Adalet Bakanlığına bağlı infaz ve koruma görevlileri tarafından

sağlanır..."

28. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Tüzük'ün (İnfaz Tüzüğü) 22. maddesinin (8) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(8) İnfaz ve koruma başmemuru ile

infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin

alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif

fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanunun 25 inci maddesindeki meşru

savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında kurum en üst amirinin izni ile zor

kullanabilir. Acil hâllerde tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla izin

alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumu derhâl en üst amire iletir. Zor

kullanan personel gerekenden fazla kuvvet kullanamaz."

B. Uluslararası

Hukuk

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3.

maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya

işlemlere tabi tutulamaz."

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin

3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik

toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamış; terörle ya da organize suçla

mücadele gibi en zor şartlarda dahi mağdurların davranışlarından bağımsız

olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerin

Sözleşme'yle yasaklandığını belirtmiştir. AİHM, kötü muamele yasağının

Sözleşme'nin 15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike

hâlinde dahi hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarını da hatırlatmıştır

(birçok karar arasından bkz. Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94,

28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

31. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele

olduğunu söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık eşiğini aşması

beklenir (birçok karar arasından bkz. Raninen/Finlandiya, B. No:

20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,

6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§

88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, §

30).

32. AİHM, sağlıklı olarak gözaltına alınan bir kişinin

serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olması hâlinde bu yaralanmanın nasıl

oluştuğu konusunda geçerli bir açıklama getirmenin devletin yükümlülüğünde

olduğunu belirtmiştir (Selmouni/Fransa,§ 87). AİHM aynı prensibin

özgürlerinden yoksun olan ve ceza infaz kurumu yönetiminin kontrol ve

sorumluluğunda bulunan, ceza infaz kurumunda tutulan kişiler için de

uygulanacağını belirtmektedir. AİHM'e göre ceza infaz kurumundaki bir kişi

üzerinde fiziksel güce başvurulması -bu kişinin kendi eylemi kesinlikle gerekli

kılmadığı sürece- insan onuruna zarar verir ve prensip olarak Sözleşme'nin 3.

maddesini ihlal eder (Satık ve diğerleri/Türkiye, B. No:

31866/96, 10/10/2000, § 54).

33. AİHM'in işkence ve kötü muamele yasağının ihlali

iddialarının devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bakımından incelenmesi

ile ilgili genel ilkeleri için Bouyid/Belçika ([BD], B. No: 23380/09,

28/9/2015, §§ 81-90, 114-123) başvurusuna ilişkin karara bakılabilir.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; Ceza İnfaz Kurumunda görevliler tarafından

darbedildiği iddialarına yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gösterdiği

tanıklar dinlenmeden karar verildiğini, ayrıca 3/12/2014 tarihli doktor

raporlarıyla işkenceye maruz kaldığı sabit olmasına karşılık kendisini darbeden

Ceza İnfaz Kurumu görevlileri hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar ve Malatya Sulh Ceza Mahkemesinin 13/11/2015 tarihinde verdiği itirazın

reddi kararıyla soruşturmanın sorumlular hakkında kamu davası açılmadan sonuçlandırdığını

belirterek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde, başvurucunun doktor raporlarında

kurum personeli tarafından darp edildiğini gösteren bir bulgu olmadığını,

incelenen kamera kayıtlarında başvurucunun dövüldüğüne dair bir kaydın

bulunmadığını, bu nedenlerle kötü muamele gördüğüne yönelik belli delillerle

desteklenen savunulabilir bir iddiasının olmadığını ifade etmiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddialarını tekrar etmiştir.

B. Değerlendirme

38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü

fıkraları şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına

sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

39. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

42. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla

bireylere işkence veya eziyet yapılması ya da bireylerin insan haysiyetiyle

bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulmaları yasaklanmıştır. Bu yasak

mutlak bir nitelik taşımaktadır ve öncelikle kamusal yetkiyle güç kullanan

görevlilerin kişilerin beden ve ruh bütünlüğüne hiçbir şekilde zarar

vermemelerini gerektirir (aynı yöndeki çok sayıda karar arasından bkz. Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

43. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde yasağın maddi ve usul boyutlarının ayrı ayrı ele alınması

gerekmektedir. Yasağın maddi boyutu iki ayrı yükümlülük içermektedir. Bunlardan

ilki, bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmamaktır (negatif yükümlülük). İkincisi ise bireylerin bu tür

muameleye maruz kalmasını engelleyecek etkili, önleyici mekanizmaların

kurulmasıdır. Yasağın usul boyutu ise işkence ve kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine yönelik tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran

iddialarla ilgili etkili bir ceza soruşturması yapılması yükümlülüğü

getirmektedir (aynı yöndeki çok sayıda karar arasından bkz. Cihan Koçak,

B. No: 2014/12302, 21/9/2017, §§ 45, 46).

a. Anayasa'nın

17. Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

44. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesinin ihlali

anlamında bir kötü muamele olup olmadığını değerlendirirken kendisine sunulan

bütün delilleri inceler. Bu deliller başvurucu tarafından ortaya konulmuş,

Bakanlık tarafından bildirilmiş veya diğer kaynaklardan elde edilmiş olabilir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her türlü şüpheden uzak,

makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kanıtlar yeterince güçlü, açık ve uyumlu

çıkarımlardan ya da aksi ispat edilmemiş karinelerden elde edilebilir. Kanıtlar

değerlendirilirken ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (aynı

yöndeki değerlendirme için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

45. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayın somut koşulları dikkate

alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme yapılırken muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 83).

46. Anayasa'nın 17. maddesinin firara teşebbüs, isyan,

rehin alma, saldırı, meşru savunma ve zorunluluk hâli gibi durumlarda ceza

infaz kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlüler üzerinde kısıtlayıcı önlemlere başvurulmasını

ve güç kullanılmasını yasakladığı söylenemez. Ancak bu kısıtlayıcı önlemlere

veya güç kullanımına durumun gerektirdiği ölçünün dışında ve kaçınılmaz olarak

zor kullanmayı gerektirmeyen bir durumda başvurulması hâlinde işkence ve kötü

muamele yasağı ihlal edilmiş olacaktır. Anayasa Mahkemesi böyle bir durumda

kötü muamele iddialarını değerlendirirken başvurulan önlemlerin hukuka

uygunluğu, gerekliliği ve orantılı olup olmadıkları yönünden inceleme

yapacaktır (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, §

52; Cihan Koçak, §§ 59, 60).

47. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen

kavramlar arasında nitelik değil yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir.

Anayasal düzenleme kapsamında kişinin maddi ve manevi varlığına en fazla zarar

veren muamele işkencedir. Muamelenin ağırlığının yanı sıra İşkence ve

Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 1. maddesinde işkencenin

özellikle bilgi almak, cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir

nedenle yapıldığı belirtilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 84, 85).

48. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, belirli bir süre devam eden, yaralanmaya, yoğun maddi veya manevi

ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir. Bu

hâllerde duyulan acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap vermenin

belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 88).

49. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek

şekilde kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi

iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler

ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak

tanımlanabilir. Uygulanan bu muamele eziyetten farklı olarak kişide

bedensel ya da ruhsal bir acı oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki yaratmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

ii. İlkelerin Olaya uygulanması

50. Anayasa Mahkemesi, başvuru konusu olayda başvurucunun

iki ayrı tarihte gerçekleşen olaylarla ilgili Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin

kötü muamelesine maruz kaldığını iddia ettiğini kaydetmektedir. Başvurucu;

Savcılıkta verdiği ifadesinde 29/11/2014 tarihinde odasında çıkarttığı yangına

müdahale eden görevlilerin kendisine sövdüğünü ve kendisini darbettiklerini,

görevlilerin bu eylemlerini odadan çıkarılıp götürüldüğü hücrede de devam

ettirdiklerini, ısıtması bulunmayan bu hücrede kendisine yemek verilmediğini

iddia etmektedir. Ayrıca aynı ifadede 3/12/2014 tarihinde Ceza İnfaz Kurumu

hekimine muayene olarak yaralanması ile ilgili rapor almasının ardından

şikâyette bulunmaktan vazgeçmesi için bir kez daha darbedildiğini beyan

etmektedir.

51. 29/11/2014 tarihinde gerçekleşen olayların hemen

ardından başvurucunun Ceza İnfaz Kurumu nöbetçi sağlık memuru ile

görüştürüldüğü, sağlık memuruna herhangi bir sağlık problemi bulunmadığını ve

hastaneye gitmek istemediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır. Bunun üzerine hafta

sonu olması nedeniyle Kurumda hekim bulunmadığından 112 Acil Servisi aranarak

doktor çağrılmış ve başvurucunun muayenesi yaptırılmıştır. Aynı tarihli doktor

raporuna göre başvurucunun ranza düşmesi sonucu oluştuğunu iddia ettiği sağ

ayak bileğindeki şişlik ve hassasiyetten başka bir sağlık sorunu

bulunmamaktadır. Başvurucu ayrıca aynı gün doktor muayenesinin ardından avukatı

ile de görüşmüştür.

52. Ceza İnfaz Kurumunda 29/11/2014 günü, olayların

geçtiği bölümlerin tamamını gösteren güvenlik kamerası görüntüsü bulunmadığı

anlaşılmaktadır. Buna karşılık tespit edilen kısmi görüntülerde başvurucunun

darbedildiğine dair bir veri bulunmamaktadır. Başvurucunun olayların ardından

konulduğu odada ısıtma olmadığı ve burada kaldığı sürede yemek verilmediğine

dair kendi beyanları dışında bir delil yoktur.

53. Anayasa Mahkemesi netice olarak başvurucunun neden

olduğu yangına müdahale edilmesi ile başlayan 29/11/2014 tarihindeki olaylarda

başvurucunun darbedildiği, hakarete uğradığı ve devamında ısıtması olmayan

odaya konularak aç bırakıldığı yönündeki iddialarla ilgili Anayasa'nın 17.

maddesinin maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin değerlendirme yapmak için

yeterli kanıt bulunmadığı kanaatine varmıştır.

54. Başvurucunun 29/11/2014 tarihinde ayağında oluşan

yaralanma nedeniyle 3/12/2014 günü Malatya Devlet Hastanesi Ortopedi

Polikliniğinde muayene ve tedavisinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Başvurucu,

Malatya Devlet Hastanesinden Ceza İnfaz Kurumuna dönmesinin hemen ardından

darbedildiğini beyan ederek bu kez Ceza İnfaz Kurumu hekimine muayene olmuştur.

Ceza İnfaz Kurumu hekiminin düzenlediği rapora göre 3/12/2014 günü saat

10.15'te yapılan bu muayenede başvurucunun sağ ayak ve ayak bileğindeki

rahatsızlığından başka bir sağlık problemi bulunmamaktadır (bkz. § 11).

55. Başvurucu, iddiasına göre, saat 10.15'te yapılan bu

muayenesinin ardından odasına götürülürken şikâyette bulunmaktan vazgeçmesi

için adli rapor almasına kızan görevliler tarafından darbedilmiştir. Başvurucu

bunun üzerine bir kez daha Ceza İnfaz Kurumu hekimine muayene olmak istemiş ve

Ceza İnfaz Kurumu 2. Müdürü M.Y. tarafından revire gönderilmiştir. 3/12/2014

günü saat 10.47'de Ceza İnfaz Kurumu hekimine tekrar muayene olan başvurucunun

yukarıda belirtilen sağ ayağındaki rahatsızlığına ek olarak sırt bölgesinde çok

sayıda yüzeysel kızarıklık ve sağ kol üst kısmında yüzeysel kızarıklık

bulunduğu, bu yaralanmaların basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte

olduğu tespit edilmiştir (bkz. § 12).

56. Tutuklu ve hükümlüler ceza infaz kurumu yönetiminin

sorumluluk ve kontrolüne tabidirler. Özgürlüklerinden yoksun bulunan bu

kişilerin kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia etmeleri durumunda

vücutlarında bir yaralanma tespit edilmişse söz konusu yaralanmanın nasıl

oluştuğu konusunda makul bir açıklama getirme yükümlülüğü devlete aittir.

Özellikle iddiaların doktor raporlarıyla desteklendiği hâllerde kötü muamele

yasağının ihlali bakımından açık sorunlar ortaya çıkabilir (aynı yönde

değerlendirme için bkz. Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek, B. No:

2013/8137, 20/4/2016, § 95 ve S.D., B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§

89-91).

57. Belirtilen ilkeye göre başvurucunun Ceza İnfaz

Kurumunda bulunduğu 3/12/2014 tarihinde saat 10.15 ile 10.47 arasındaki 32

dakikalık sürede oluştuğu doktor raporuyla belirlenen yaralanmaların ne surette

meydana geldiğini açıklama yükümlülüğü Ceza İnfaz Kurumu yönetimindedir. Buna

karşılık başvurucu hakkında yürütülen disiplin ve ceza soruşturmaları

kapsamında bu yaralanmalara ilişkin herhangi bir açıklama, değerlendirme, belge

veya beyan bulunmamaktadır.

58. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi başvurucunun sırtı ve

sağ kolundaki bu yaralanmaların Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin başvurucu

üzerinde fiziksel güç kullanmaları sonucu oluştukları yönünde her türlü

şüpheden uzak, makul kanıtlar bulunduğu ve olayda kötü muamele yasağının ihlali

için aranan asgari eşiğin aşıldığı kanaatine varmıştır. Öte yandan bu fiziksel

güç kullanımının hukuka uygun olarak, kaçınılmaz bir gereklilik altında ve orantılı

olarak uygulandığı da söylenemez.

59. Başvurucuya uygulanan şiddetin düzeyi, süresi, şekli

ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale

ile giderilebilecek nitelikte olması hususları birlikte dikkate alındığında

eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması mümkündür

(benzer yaklaşım için bkz. İbrahim Süleymanoğlu, B. No: 2015/6557,

17/7/2019, § 70).

60. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

b. Anayasa'nın

17. Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel

İlkeler

61. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

devletin sahip olduğu pozitif yükümlülüğünün bir de usul boyutu bulunmaktadır.

Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir

şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının

karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için

hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

62. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri"

kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz

hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan

yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

63. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi

ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde

uygulanmasını ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür ve hiçbir şekilde

Anayasa'nın 17. maddesinin kamu makamlarına tüm yargılamaları mahkûmiyetle veya

belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

64. Ceza soruşturmasının etkili olması için makul

derecede özenli ve hızlı yürütülmesi gerekmektedir. Soruşturma makamları resen

harekete geçerek kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmelidir. Bu deliller

olayın özelliğine göre kriminal incelemeler, olay yeri keşfi, görgü

tanıklarının, mağdur ve olası şüphelilerin beyanları olabilir. Kötü muameleye

maruz kaldığını iddia eden kişilerin tıbbi muayeneleri geciktirilmeden

yaptırılmalı, iddia edilen kötü muamelenin varlığı ve boyutları konusunda rapor

temin edilmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 114, 116; Cihan

Koçak, §§ 74, 79).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

65. Anayasa Mahkemesi, insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının maddi boyutu bakımından ihlal edildiğine dair yukarıda

ulaştığı sonuca göre başvurucunun Ceza İnfaz Kurumu görevlileri tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunduğu

kanaatine varmıştır. Bu durumda sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli ve etkili resmî bir soruşturma yapılması

gerekmektedir.

66. Başvurucunun ceza soruşturması sırasında olaylarla

ilgili bilgi sahibi olduklarını iddia ettiği Ceza İnfaz Kurumunda kalan bazı

tutuklu ve hükümlülerin tanık olarak dinlenmelerini talep ettiği ancak

soruşturma kapsamında bu kişilerin ifadelerine başvurulmadığı anlaşılmaktadır.

Ayrıca soruşturmayı yürüten Savcılık yalnızca olaylara karıştığı iddia edilen

Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinden N.Ö. ve H.C.nin şüpheli sıfatıyla beyanlarını

almıştır. Diğer görevlilerin beyanları ise adli soruşturma görevi bulunmayan

Ceza İnfaz Kurumu 2. Müdürü tarafından Ceza İnfaz Kurumunda alınarak soruşturma

dosyasına gönderilmiştir.

67. Ceza soruşturması kapsamında başvurucunun doktora

sevk edilerek adli muayenesi yaptırılmamış, Ceza İnfaz Kurumu hekimi ve Malatya

Devlet Hastanesi tarafından daha önce düzenlenen raporların dosyaya alınmasıyla

yetinilmiştir. Bu nedenlerle 29/11/2014 tarihinde gerçekleştiği iddia edilen kötü

muamele iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek özenli bir soruşturma yürütüldüğü söylenemez.

68. Öte yandan soruşturma sonucunda alınan kararın

soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir

analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü

bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de

gerekmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).

69. Anayasa Mahkemesi, insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının maddi boyutu bakımından ihlal edildiğine yönelik şikâyeti

incelenirken 3/12/2014 tarihinde başvurucunun sırtı ve sağ kolunda tespit

edilen yaralanmaların Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin başvurucu üzerinde

fiziksel güç kullanmaları sonucu oluştukları yönünde her türlü şüpheden uzak,

makul kanıtlar bulunduğu sonucuna varıldığına dikkat çekmektedir (bkz. §§

53-59). Bu tespit ışığında soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar ile bu karara yapılan itirazın reddi kararlarının soruşturmada

elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı

olduğu söylenemez. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca devletin

kötü muamele yasağı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri açısından ilgililer

hakkında kamu davası açılarak maddi gerçeğe uygun yargısal bir sonuca

ulaşılmasının sağlanması gerekmektedir (benzer yaklaşım için bkz. İbrahim

Süleymanoğlu, §§ 83, 84).

70. Dolayısıyla Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir ...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

72. Başvurucu, ileri sürdüğü hak ihlallerinin tespiti ile

yeniden soruşturma yapılmasına karar verilmesinin yanında 10.000 TL maddi ve

10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

73. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan

([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında

ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği

takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için

temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma

dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı

belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya

işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin

sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun

görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan,

§§ 55, 57).

74. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar

kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek

devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine

getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58-59).

75. Somut başvuruda ihlalin bazı eksik delillerin

toplanmaması ve gerekli olan kamu davası açılmamasından kaynaklandığı tespit

edilmiş ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutu itibarıyla ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

76. Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutu bakımından ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden etkin bir adli soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden soruşturma ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması gereken iş,

öncelikle ihlale yol açan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan

kaldırılması ve ihlal kararı verilmesinin nedenlerini gideren Anayasa

Mahkemesinin belirttiği ilkelere uygun yeni bir soruşturma yapılmasından

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No. 2014/22879) gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

77. Başvuruda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutu bakımından da ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

78. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

maddi boyutunun ihlal edilmiş olması nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul

boyutlarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere

Malatya Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 9/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Mahmut ATEŞ Başvurucu : Serdar AVCİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/19474, 9 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
  18. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  19. C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin
  20. E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine
  21. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/19474
Tarih
9 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Abdullah Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/38631)
  • Hüseyin Ekinci Başvurusu (B. No: 2017/29200)
  • Berrin Baran Eker ve Muzaffer Özbek Başvurusu (B. No: 2015/11012)
  • A.o.c. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18175)
  • Mustafa Yavuz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/13131)
  • G.y. Başvurusu (B. No: 2016/1669)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.