İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Arslantaş Başvurusu (B. No: 2016/15703)

1. Başvuru, taşınmazın sit alanı ve anıt eser olarak tescil

Başvuru No2016/15703Tarih28 Mayıs 2019Okuma25 dk · 4.981 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Arslantaş Başvurusu

Karar tarihi
28 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2016/15703
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.981 kelime·25 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, taşınmazın sit alanı ve anıt eser olarak tescil

edilmesine ilişkin idari işlemlerin yargı kararlarıyla iptal edilmesine rağmen

açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka

Planı

8. Başvurucu, Muğla'nın Bodrum ilçesine bağlı Bitez Beldesi'ndeki 21 ada 1287 parsel sayılı taşınmazın

hisseli malikidir.

9. Bu taşınmaz, İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Kurulunun 26/9/1990 tarihli kararı ile 1. derece doğal sit alanı olarak

belirlenmiştir.

10. Başvurucu 17/4/2000 tarihinde İzmir 2 Numaralı Kültür ve

Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna başvurarak taşınmazıyla ilgili alınmış

herhangi bir karar olup olmadığını sormuş, aynı günlü işlemle 26/9/1990 tarihli

karar kendisine verilmiştir. Başvurucu bu kez taşınmazı için alınmış olan sit

kararının kaldırılması istemiyle 12/6/2001 tarihinde başvuruda bulunmuş,

başvuru 1/11/2001 tarihli işlemle reddedilmiştir.

B. 1/9/2003 Tarihli

Koruma Bölge Kurulu Kararına Karşı Açılan İptal Davası

11. Başvurucu daha sonra sit kararının tekrar gözden geçirilmesi

istemiyle Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna (Koruma

Bölge Kurulu) 1/9/2003 tarihinde başvuruda bulunmuş, talep reddedilmiştir.

12. Başvurucu, Koruma Bölge Kurulunun 1/9/2003 tarihli kararının

iptali istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine Muğla 1. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

13. Mahkeme 19/4/2004 tarihinde davanın süre aşımı nedeniyle

reddine karar vermiş, bu karar Danıştay Altıncı Dairesince 9/6/2006 tarihinde

onanmıştır.

C. 27/2/2008 Tarihli

Koruma Bölge Kurulu Kararına Karşı Açılan İptal Davası

14. Başvurucu 12/11/2007 tarihinde ise günün şartlarının

değiştiğini belirterek anılan taşınmazın doğal sit alanından çıkarılması

talebiyle Kültür ve Turizm Bakanlığına bir başvuru daha yapmıştır. Koruma Bölge

Kurulu söz konusu parselde 1. derece doğal sit özelliğinin devam ettiği

hususuna vurgu yaparak 27/2/2008 tarihinde başvurunun reddine karar vermiştir.

15. Başvurucu, Koruma Bölge Kurulunun 27/2/2008 tarihli

kararının iptali istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine Mahkeme nezdinde

dava açmıştır.

16. Mahkemece 12/6/2009 tarihinde mahallinde teknik

bilirkişilerle birlikte keşif yapılmıştır. İkisi Peysaj

Mimarlığı Bölümü, biri de Coğrafya Bölümü öğretim üyesi olan üç akademisyenden

oluşan bilirkişi heyetince düzenlenen ve 29/6/2009 tarihinde Mahkemeye sunulan

raporda, bölgenin 1. derece doğal sit alanı tanımına uygun özelliklere sahip

olmadığı ve parselin sit derecesinin değiştirilerek 2. derece doğal sit alanı

kapsamına alınması durumunda doğal sit bütünlüğünün etkilenmeyeceği görüşü

ifade edilmiştir.

17. Mahkeme 28/9/2012 tarihinde bilirkişi raporundaki görüşe

istinaden dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın

kabulüne karar vermiş ve idari işlemin iptaline hükmetmiştir.

18. Karar, Danıştay Ondördüncü

Dairesince (Daire) 23/9/2014 tarihinde onanmış, karar düzeltme istemi de aynı

Dairece 3/2/2016 tarihinde reddedilmiştir.

D. 21/9/2008 Tarihli

Koruma Bölge Kurulu Kararına Karşı Açılan İptal Davası

19. Koruma Bölge Kurulu 21/9/2008 tarihinde mezkur

taşınmazda tespit edilen kült alanına ait kaya kütlelerinin anıt eser olarak

tescil edilmesine ve çevresinde 25 metrelik koruma alanı bırakılmasına karar

vermiştir.

20. Başvurucu, Koruma Bölge Kurulunun 21/9/2008 tarihli

kararının iptali istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine aynı Mahkeme

nezdinde bir dava daha açmıştır.

21. Mahkeme 24/6/2010 tarihinde bilirkişi raporundaki görüşe

istinaden taşınmaz üzerinde ve çevresinde arkeolojik bulguya rastlanmadığı ve

kaya kütlelerinin anıt eser olarak değerlendirilemeyeceği gerekçelerine yer

vererek davanın kabulüne karar vermiş ve dava konusu idari işlemin iptaline

hükmetmiştir.

22. Karar, Danıştay Dairesince 27/2/2013 tarihinde onanmıştır.

Bu karara karşı karar düzeltme talebinde bulunulmuş olup dava hâlen derdesttir.

E. Tam Yargı Davası

Süreci

23. Başvurucu bu defa Koruma Bölge Kurulunun 27/2/2008 ve

21/9/2008 tarihli kararlarına ilişkin tesis edilen işlemlerin yargı kararları

ile iptal edildiğinden bahisle maddi ve manevi tazminat talebiyle aynı

Mahkemede 12/9/2012 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aleyhine tam yargı

davası açmıştır.

24. Mahkeme 28/9/2012 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde, Koruma Bölge Kurulunun anılan kararlarıyla ilgili olarak

iptal kararları verilmiş ise de idari işlemlerin tesis edildikleri anda hukuka

uygunluk karinesinden yararlandığı belirtilmiştir. Mahkeme hukuka aykırılığın

ancak yargı kararlarıyla ortaya konulabileceğini kabul etmekle birlikte

idarelerin hukuka ve mevzuata aykırı bulunarak iptal edilen her işleminin

tazmin sorumluluğu yaratmayacağını ancak açık bir şekilde kişisel husumet veya

siyasi saiklerle işlem tesis edilmesi durumunda

tazmin sorumluluğunun gündeme gelebileceği hususuna vurgu yapmıştır.

25. Diğer taraftan Mahkeme, iptal kararı verilen dava

dosyasındaki bilirkişi raporunda taşınmazın 2. derece doğal sit özelliklerini

gösterdiğinin ortaya konulduğunu, bunun da idarenin başvurucunun iddia ettiği

gibi zarar kastı ile hareket etmediğinin kanıtı olduğunu ifade etmiştir.

Mahkeme başvurucunun mağdur edilmesi ya da doğrudan başvurucuya yönelik ağır

bir durumun varlığından söz edilemeyeceğini belirterek maddi tazminat ödemesini

gerektiren şartların oluşmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme ayrıca, kişilik

haklarına doğrudan bir saldırı ve başvurucunun anılan işlem nedeniyle acı ve

üzüntüye düştüğünden veya şeref ve haysiyetinin incindiğinden söz edilemeyeceği

gerekçesiyle manevi tazminatın da ödenmemesine karar vermiştir.

26. Karar, Dairece 18/2/2016 tarihinde onanmış, karar düzeltme

istemi de aynı Dairenin 12/4/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

27. Nihai karar 22/5/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

28. Başvurucu 8/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kanunu'nun “Tanımlar ve

kısaltmalar” kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Kültür varlıkları; tarih öncesi ve

tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya

tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve

kültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındaki

bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.

Sit; tarih öncesinden günümüze kadar gelen

çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik,

mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür

varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli

tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri

ile korunması gerekli alanlardır.

Doğal (tabii) sit; jeolojik devirlere ait

olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer

altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır"

30. 2863 sayılı Kanun'un “İzinsiz

müdahale ve kullanma yasağı” kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:

"Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları

çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak,

korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile

sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz,

bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı

onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya

benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır."

31. 2863 sayılı Kanun'un “Tespit

ve tescil” kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Korunması gerekli taşınmaz kültür ve

tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve Turizm

Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve

kuruluşların görüşü alınarak yapılır.

Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat

varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil

olunur.

Tespit ve tescil ile ilgili usul ve esaslar

yönetmelikle düzenlenir."

32. 2863 sayılı Kanun'un “Koruma

Bölge Kurullarının görev, yetki ve çalışma şekli” kenar başlıklı 57.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Koruma bölge kurulları, Koruma Yüksek

Kurulunun ilke kararları çerçevesinde olmak kaydıyla aşağıdaki işleri yapmakla

görevli ve yetkilidir.

b) Korunması gerekli kültür varlıklarının

gruplandırılmasını yapmak,

c) Sit alanlarının tescilinden itibaren üç ay

içinde geçiş dönemi yapı şartlarını belirlemek,"

33. 10/12/1987 tarihli ve 19660 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespit ve

Tescili Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) “Kısaltmalar

ve Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Tabii sit": ilginç özellik ve

güzelliklere sahip olan ve ender bulunan korunması gerekli alanları ve taşınmaz

tabiat varlıklarını

İfade eder"

34. Yönetmelik'in “Tespitlerde

değerlendirme kıstasları” kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarından

korunması gereklilerinin tespitinde aşağıdaki hususlar gözönünde

bulundurulur:

j) Tarihi sit'ler

için; yazılı bilgi ve tarihi araştırmalar sonucunda önemli tarihi olayların

cereyan ettiği hususunun sabit olması."

35. 5/1/1999 tarihli ve 658 sayılı Arkeolojik Sitler, Koruma ve

Kullanma Koşulları ile İlgili İlke Kararı'nın ilgili bölümleri şöyledir:

"Arkeolojik Sit: İnsanlığın varoluşundan

günümüze kadar ulaşan eski uygurlıkların yer altında,

yer üstünde ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik

ve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı

yerleşmeler ve alanlardır.

I. Derece Arkeolojik Sit: Korumaya yönelik

bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır."

36. 19/6/2007 tarihli ve 728 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma

Koşulları ile İlgili İlke Kararı'nın (İlke Kararı) ilgili bölümleri şöyledir:

"Doğal (Tabii) Sit: Jeolojik devirlerle,

tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri

ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer altında veya su

altında bulunan korunması gerekli alanlardır.

Bu alanlarda yapılacak tespit çalışmalarında,

alanın özelliğine göre ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması

esastır.

1- I. Derece Doğal (Tabii) Sit: Bilimsel

muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip

olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması

gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak

alanlardır.

Bu alanlarda, bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir

eylemde bulunulamayacağına, ancak;

a) Kesin yapı yasağı olmakla birlikte, resmi

ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik altyapı hizmetleri

(kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakil

hattı, telefon hattı, doğalgaz hattı, GSM baz istasyonu ve benzeri)

uygulamalarının koruma bölge kurulunun uygun göreceği şekliyle

yapılabileceğine;

...

b) 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı veya

1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı doğrultusunda hazırlanacak projesine göre

ilgili koruma kurulundan izin almak koşulu ile halka açık rekreasyon amaçlı

günübirlik tesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc, gezi yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın ve

çevrenin özelliklerinden kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi

amacına yönelik yapıların (iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri)

yapılabileceğine,

c) Alanın doğal bitki dokusunu değiştirmeden

Orman Genel Müdürlüğünün ilgili biriminden alınacak uygun görüş doğrultusunda

koruma kurulunca ağaçlandırmaya izin verilebileceğine,

ç) Kar ve rüzgar devrikleri, doğal afetlerden etkilenmiş, hastalanmış

veya kıymet ağacı olmayan ağaçlar ile ormanların bakımı ve doğal dengenin

korunmasını sağlamak amacıyla Orman Genel Müdürlüğünün ilgili biriminden

alınacak teknik rapor doğrultusunda ağaç kesimine koruma kurulunca izin

verilebileceğine,

d) Orman alanlarında yangın için gerekli

koruma önlemlerinin ilgili kuruluşlarca alınmasına,

e) Taş, toprak, kum alınmamasına, kireç, taş,

tuğla, mermer, kum, maden vb. ocakların açılmamasına, toprak, curuf, çöp, sanayi atığı ve benzeri malzemenin dökülmemesine,

ancak sit kararı ilanından önce ruhsat almış olan işletmelerde sahanın rehabilite edilerek yasal süresi içinde işlerinin

tasfiyesine,

f) Doğal dengenin devamlılığının sağlanması

amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın

özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin koruma kurulu izni doğrultusunda

sürdürülebileceğine,

g) Bu alanların korunmasını sağlamak amacına

yönelik, hertürlü bilgi verici uyarı levhalarının

konulmasına, bu alanlardaki koruma önlemlerinin ilgili kuruluş ve yerel

yönetimlerce alınmasına,

ğ) Mevcut tescilli ve tescilsiz yapıların bakım ve onarımlarının

yürürlükteki ilke kararları doğrultusunda yapılabileceğine,

2 – II. Derece Doğal (Tabii) Sit: Doğal

yapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı gözönüne

alınarak kullanıma açılabilecek alanlardır.

Bu alanlarda, turizm yatırım ve turizm işletme

belgeli turistik tesisler ile hizmete yönelik yapılar dışında herhangi bir

yapılaşmaya gidilemeyeceğine,

a) Kullanıma açılacak bölgelerde geçici dönem

yapılanma koşullarının ilgili kurumların görüşleri alınarak Koruma Kurullarınca

belirlenmesine, bu belirlemede varsa çevre düzeni planı veya nazım plan

kararları ile arazinin topografya, peyzaj, silüet vb.

karakteristiklerinin gözönünde tutulmasına, ancak

hazırlanacak Koruma Amaçlı İmar Planı kriterlerini etkileyebilecek nitelik ve

yoğunluktaki uygulamalara Koruma Amaçlı İmar Planı yaptırılmadan izin

verilemeyeceğine,

b) Taş, toprak, kum alınmamasına, kireç, taş,

tuğla, mermer, kum, maden vb. ocakların açılmamasına, toprak, curuf, çöp, sanayi artığı ve benzeri malzemenin

dökülmemesine, ancak sit kararı ilanından önce ruhsat almış olan işletmelerde

sahanın rehabilite edilerek yasal süresi içinde

işlerinin tasfiyesine,

c) Doğal dengenin devamlılığının sağlanması

amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın

özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin Koruma Kurulu izni doğrultusunda

sürdürülebileceğine,

ç) Mevcut tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebilmesinin yanısıra, koruma kurulundan izin almak koşuluyla yeni

tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin yapılabileceğine,

...

karar verildi"

B. Uluslararası Hukuk

37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

38. Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararına

konu olayda başvurucuların taşınmazlarının imar planı çerçevesinde

kamulaştırılması öngörülerek on iki ve yirmi beş yıl süren inşaat yasakları

uygulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bu taşınmazlar henüz

kamulaştırılmadığından mülkten yoksun bırakmanın söz konusu olmadığını, gerçek

anlamda bir kamulaştırmanın olmadığı ve dolayısıyla mülkiyetin devredilmediği

bu gibi durumlarda, görünenin arkasına bakılması ve şikâyet edilen hususta

gerçek durumun ne olduğunun araştırılması gerektiğini belirtmiştir. AİHM bu

bağlamda, getirilen kamulaştırma tedbirlerinin taşınmazlar üzerindeki

sınırlandırıcı etkilerinden söz etmiş ve bu tedbirlerin taşınmazların değerinde

olumsuz etkiye yol açtığını, başvurucuların taşınmazlarından dilediği gibi

yararlanmaları veya kullanmalarının önemli ölçüde kısıtlandığını vurgulamıştır.

AİHM bu gibi kamulaştırma izinlerinin genel kamulaştırma sürecinin ilk aşaması

olması nedeniyle kontrol amacı da gütmediğini belirterek müdahaleyi mülkiyetten

barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiştir.

AİHM sonuç olarak kamulaştırma tedbirlerinin uygulandığı sürenin uzunluğu ve bu

süre içinde getirilen kısıtlamalar nedeniyle başvuruculara şahsi olarak aşırı

bir külfet yüklendiği kanaatiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü

olmadığı sonucuna varmıştır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç [GK], B. No: 7151/75-7152/75,

23/9/1982,§§ 56-74).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 28/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu 1990 yılından beri sürekli olarak taşınmazı

üzerinde mülkiyet hakkını engelleyen yasaklar konulduğunu belirterek başvuru

tarihi itibariyle yirmi altı senedir taşınmazını kullanamadığından yakınmıştır.

Diğer taşınmazlarda bu yasakların uygulanmadığını belirten başvurucu bilirkişi

raporunun dikkate alınmadığı hususuna vurgu yapmıştır. Başvurucu gerek Bakanlık

gerekse de Koruma Bölge Kurulu tarafından talep sahibinin gücüne göre

istenildiğinde parsel bazında değişiklik yapılabildiğini ifade etmiştir.

Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

41. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

43. Somut olayda uyuşmazlığa konu taşınmazın hisseli olarak

tapuda başvurucu adına kayıtlı olduğu anlaşıldığına göre mülkün mevcut

olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

44. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

45. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

46. Başvuru konusu olayda, başvurucunun maliki bulunduğu

taşınmaz 1990 yılında 1. derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. Bu

bakımdan, başvurucunun taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakları devam etmekte olup

başvurucunun mülkiyet hakkından yoksun kaldığı söylenemez. Diğer yandan

taşınmaz üzerindeki mülk sahipliği devam etmekle birlikte, taşınmazın 1. derece

doğal sit alanı olarak tescili sebebiyle başvurucunun taşınmaz üzerinde

mülkiyet hakkından doğan bir kısım hak ve yetkilerinin kısıtlandığı, 2863

sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri kapsamında mülkiyetin kullanımına

birtakım sınırlamalar getirildiği ve mülkiyet hakkı kapsamında taşınmaz

üzerinde gerçekleştirilmesi mümkün bir kısım faaliyetlerin yerine

getirilmesinin belli şartlara bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan,

taşınmazın kültür varlığı olarak tescili şeklinde gerçekleşen ve taşınmazın

kullanım şekli, muhafazası, yapılabilecek inşai ve

fiziki muameleler ve benzer yönlerden kısıtlamaları da beraberinde getiren

müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol/düzenleme suretiyle

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği değerlendirilmiştir (Benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Ahmet Bölge,

B. No: 2014/13133, 28/9/2016, § 48).

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

47. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

48. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

49. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

50. İnsanlık tarihinin bir ürünü olan ve insanlığın ortak mirası

olarak kabul edilen kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına Anayasa

düzeyinde önem atfedilmiş olup kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve buna

ilişkin ana düzenlemeleri içeren 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesinde tarihi

mağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile

benzerleri; taşınmaz tabiat varlığı örnekleri olarak sayılmış aynı Kanun'un 7.

maddesinde, korunması gereken taşınmaz tabiat varlıklarının tespitinin Kültür

ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen

kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılacağı, yapılacak tespitlerde tabiat

varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özelliklerinin dikkate alınacağı ve

korunması gereken taşınmaz tabiat varlıklarıyla ilgili tespitlerin Koruma Bölge

Kurulu kararı ile tescil edileceği düzenlenmiştir (Benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Ahmet Bölge,

§ 51).

51. Bu durumda başvuru konusu olayda başvurucunun maliki

bulunduğu taşınmazın Koruma Bölge Kurulunca tabiat varlığı olarak tescili

suretiyle gerçekleşen müdahalenin, 2863 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddelerinde

hukuki dayanağının bulunduğu ve başvuruya konu müdahalenin kanunilik unsurunu

taşıdığı anlaşılmaktadır (Ahmet Bölge,

§ 52).

ii. Meşru Amaç

52. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No:

2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar,

B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

53. Anayasa'nın 63. maddesinde devletin, tarih, kültür ve tabiat

varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve

teşvik edici tedbirleri alma ödevi düzenlenmiş, bu kapsamda özel mülkiyet

konusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların, bu nedenle hak

sahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunda

düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa'nın 63. maddesi kapsamında

korunması gereken taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını tanımlamak,

yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, gerekli ilke ve uygulama

kararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmek amaçlarına

yönelik düzenlemeler içeren 2863 sayılı Kanun'un kamu yararı amacı taşımadığı

söylenemez (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ahmet Bölge, § 55).

54. Yine 2863 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddeleri kapsamında

kültür ve tabiat varlığı niteliği bulunduğu tespit edilen bir taşınmazın

tescili suretiyle korunması ve aslına uygun olarak muhafazası insanlık

tarihinin, millî kültürün ve kültürel mirasın korunarak gelecek nesillere

aktarılması bakımından son derece önemli olup bu kapsamda gerçekleşen

müdahalenin kamu yararı amacı taşıdığı kabul edilmelidir (Benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Ahmet Bölge,

§ 56).

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

55. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

56. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

57. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

58. Başvurucu taşınmazının İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kurulunun 26/9/1990 tarihli kararı ile 1. derece doğal sit

alanı olarak belirlendiğini 17/4/2000 tarihinde öğrenmiş, bu işlemin iptali

istemiyle 2003 yılında açtığı dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiş ve bu karar

9/6/2006 tarihinde kesinleşmiştir. Dolayısıyla kararın kesinleşme tarihi

itibarıyla başvurucuya ait taşınmazın 1. derece doğal sit alanı olduğu konusunda

şüphe bulunmamaktadır. Başvurucu taşınmazının 1. derece doğal sit alanı olarak

belirlenmesi nedeniyle 1990 yılından itibaren mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de şikâyet konusu idari işlemin iptali istemiyle

açtığı dava süre aşımı nedeniyle reddedilerek 9/6/2006 tarihinde

kesinleşmiştir. Bu durumda başvurucunun 26/9/1990-9/6/2006 tarihleri arasındaki

dönem için geçerli olan ihlal iddiasını usulüne uygun olarak zamanında yargı

yoluna iletmediği ve bunun bir sonucu olarak davanın esastan inceleme

yapılmadan usul hükümlerinden reddedildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun

26/9/1990-9/6/2006 tarihleri arasındaki döneme ilişkin ihlal iddiası yönünden

bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

59. Başvurucunun günün şartlarının değiştiğini belirterek

taşınmazının 1. derece doğal sit alanından çıkarılması istemiyle yaptığı

başvurunun Koruma Bölge Kurulunun 27/2/2008 tarihli kararı ile reddedilmesi

üzerine açtığı iptal davası Mahkemenin 28/9/2012 tarihli kararıyla kabul

edilmiş, hüküm bu şekilde 3/2/2016 tarihinde kesinleşmiştir.

60. Söz konusu süreçte Mahkemece mahallinde teknik

bilirkişilerle birlikte keşif yapılmış ve bilirkişi heyetince düzenlenen rapor

Mahkemeye sunulmuştur. Anılan raporda, bölgenin 1. derece doğal sit alanı

tanımına uygun özelliklere sahip olmadığı kanaatine varılmıştır. Raporda ayrıca

parselin sit derecesinin değiştirilerek 2. derece doğalsit

alanı kapsamına alınması durumunda doğal sit bütünlüğünün etkilenmeyeceği

hususuna vurgu yapılmıştır. Mahkeme ise rapordan hareketle taşınmazın 2. derece

doğalsit alanı olduğu tespitini yaparak dava konusu

işlemin iptaline karar vermiştir.

61. Başvuru konusu olayda idari işlem iptal edilerek idarenin

anayasal yükümlülüklerine aykırı hareket ettiği derece mahkemesince tespit

edilmiştir. Anayasa Mahkemesi bundan sonraki aşamada yeterli gideriminin sağlanıp sağlanmadığı meselesine odaklanacaktır.

62. Somut olayda başvurucuya ait taşınmaz, sonradan iptal

edilmiş olsa da 1. derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. 728 sayılı

İlke Kararı'nda 1., 2. ve 3. derece doğal sit alanlarına ilişkin kullanma ve

koruma koşullarına yer verilmiştir. Karara göre farklı derecelerde yer alan sit

alanlarının kullanma koşulları da değişmektedir.

63. Anılan 728 sayılı İlke Kararı'nın 1. maddesinde; 1. derece

doğal sit alanlarında bitki örtüsü, topografya, silüet

etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağı

vurgulanmıştır. 728 sayılı İlke Kararı'nın aynı maddesinde Koruma Bölge Kurulu

veya ilgili kurumların izni veya uygun görüşüyle kullanma koşullarına da yer

verilmiştir. Buna göre 1. derece doğal sit alanlarında; kesin yapı yasağı

konulmuş ve yalnızca resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda teknik

altyapı hizmetleri uygulamalarına, halka açık rekreasyon amaçlı günübirlik

tesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc,

gezi yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın ve çevrenin özelliklerinden

kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik yapılara

(iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri), ağaçlandırmaya, ağaç

kesimine izin verilmiştir. Ayrıca anılan alanlarda mevcut tescilli ve tescilsiz

yapıların bakım ve onarımlarının yapılabileceği belirtilmiştir.

64. 728 sayılı İlke Kararı'nın 2. maddesinde ise 2. derece doğal

sit alanları, doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı gözönüne alınarak kullanıma açılabilecek alanlar olarak

tanımlanmıştır. Aynı maddede bu alanlarda yukarıda belirtilen izin ve uygun

görüşlerin alınması durumunda; turizm yatırım ve turizm işletme belgeli

turistik tesisler ile hizmete yönelik yapılar yapılabileceği, alanın özelliğinden

kaynaklanan faaliyetlerin sürdürülebileceği, mevcut tarımsal ve hayvancılık

faaliyetlerinin sürdürülebilmesinin yanısıra yeni

tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin yapılabileceği kurala bağlanmıştır.

65. Bireysel başvuru formu ve eki belgelerde başvurucunun

taşınmazın 1. derece sit alanından çıkarılmamasına ilişkin idari işlemin iptali

yönündeki kararlarının uygulanmadığı yönünde bir şikâyeti bulunmamaktadır.

Dolayısıyla başvurucunun günün şartlarının değiştiğini belirterek taşınmazının

1. derece doğal sit alanından çıkarılması istemiyle yaptığı 12/11/2007 tarihli

başvurudan bu idari işlemin Mahkemece iptal edildiği 28/9/2012 tarihi

arasındaki dönemde 1. derece sit alanı olması yüzünden getirilen kısıtlamalar

bağlamında mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığının

incelenmesi gerekmektedir.

66. Başvurucunun taşınmazını bahsi geçen yaklaşık 4 yıl 11 aylık

dönemde 1. derece sit alanı olarak belirlenen kısıtlamalara tabi olarak

kullanmak durumunda kaldığı görülmektedir. Hâlbuki başvurucuya ait taşınmaz

Mahkemenin tespit ettiği gibi 2. derece doğal sit alanı olarak tescil edilseydi

taşınmazı üzerinde kesin yapılaşma yasağı bulunmayacak; taşınmazı üzerinde

turizm yatırım ve turizm işletme belgeli turistik tesisler ile hizmete yönelik

yapılar yapılabilecek, mevcut tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin

sürdürülebilecek veya yeni tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerine

başlayabilmesi mümkün olabilecektir. Buna rağmen başvurucu tarafından açılan

tazminat davası reddedilmiştir. Buna göre derece mahkemelerinin maddi ve manevi

tazminata ilişkin koşulları oldukça dar ve sadece kasta varan kusur ile sınırlı

olarak yorumlaması mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olmasına yol

açmaktadır.

67. Sonuç olarak başvurucunun payının olduğu taşınmazın 2.

derece sit alanı olarak tespit edilmesi bu yönden mağduriyetini gidermiş

olmakla birlikte yaklaşık 4 yıl 11 aylık kısıtlılık sebebiyle uğradığı

zararların giderilmemiş olması başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet

yüklemektedir. Dolayısıyla müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet

hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine

bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

70. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından

söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin, yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunların

yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve

manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer

tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

71. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

72. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).

73. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

74. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

75. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat verilmesi talebinde

bulunmuştur.

76. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

77. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Muğla 1. İdare Mahkemesine

(E.2012/1309) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

78. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi mülkiyet

hakkının ihlalinin giderimi bakımından yeterli görüldüğünden başvurucunun

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Muğla

1. İdare Mahkemesine (E.2012/1309, K.2013/1017) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Recai AKYEL

Raportör

:

Umut FIRTINA

Başvurucu

:

Mehmet

ARSLANTAŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/15703, 28 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Uyuşmazlığın Arka
  7. B. 1/9/2003 Tarihli
  8. C. 27/2/2008 Tarihli
  9. D. 21/9/2008 Tarihli
  10. E. Tam Yargı Davası
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. I. Derece Arkeolojik Sit: Korumaya yönelik
  14. B. Uluslararası Hukuk
  15. V. İnceleme Ve Gerekçe
  16. A. Başvurucunun İddiaları
  17. B. Değerlendirme
  18. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  19. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  20. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  21. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  22. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  24. Yıldırım
  25. Kömürcü
  26. Akıncı
  27. Topal
  28. Arslantaş
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/15703
Tarih
28 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Malaklar İnşaat Taahhüt Gıda Maden Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/5174)
  • Nebahat Baysal Gül Başvurusu (B. No: 2016/14634)
  • Elvan Türker Karagülle ve Mert Er Karagülle Başvurusu (B. No: 2016/7416)
  • Ahmet Hüsrev Altan Başvurusu (B. No: 2016/23668)
  • Bahattin Öztürk Başvurusu (B. No: 2015/2024)
  • Murat Aksoy Başvurusu (B. No: 2016/30112)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.