İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Ata Deniz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/13893)

1. Başvuru, güvenlik güçlerince gözaltına alındıktan sonra

Başvuru No2015/13893Tarih13 Haziran 2019Okuma24 dk · 4.728 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Ata Deniz Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
13 Haziran 2019
Başvuru Numarası
2015/13893
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.728 kelime·24 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerince gözaltına alındıktan sonra

kaybedildikleri iddia edilen kişilerle ilgili ceza soruşturmasının, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesince söz konusu olayla ilgili olarak yaşam hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi sonrasında da etkisiz yürütülmesi nedeniyle yaşam

hakkının; gözaltında meydana gelen zorla kaybedilme olayı nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/8/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular 25/1/2001 tarihinde zorla kaybedildikleri iddia

edilen S.T. ve E.D.nin yakınlarıdır. Başvuruculardan

Şuayip Taniş, S.T.nin

babası, Yakup Taniş ise kardeşidir. Başvuruculardan

Mehmet Ata Deniz ise E.D.nin kardeşidir.

9. Olay tarihinde S.T. Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Silopi

İlçe Başkanı, E.D. ise anılan partinin üyesi ve sekreteridir.

10. Başvurucuların iddiasına göre, özellikle S.T. olay tarihinde

Şırnak İl Alay Komutanı olarak görev yapmakta olan L.E. tarafından ilçe

başkanlığı görevinden istifa etmesi aksi halde öldürüleceği yönünde tehdit ve

baskı görmektedir. Başvuruculardan Şuayip Taniş, L.E.nin bizzat kendisine de bu tehditlerini bildirdiğini

iddia etmektedir.

11. Başvurucuların belirttiğine göre 25/1/2001 tarihinde S.T.,

E.T. isimli bir yakını ile birlikte yürümekteyken yanlarında bir araba durmuş; arabadan

çıkan şahısların S.T.ye İlçe Jandarma Komutanlığınca çağırıldığını söylemeleri

ve S.T.nin ancak resmî bir çağrı gelmesi hâlinde İlçe

Jandarma Komutanlığına gideceğini belirterek arabaya binmeyi reddetmesi üzerine

arabadaki şahıslar oradan ayrılmıştır.

12. Aynı gün S.T. cep telefonundan aranarak çağırılması üzerine

E.D. ile birlikte saat 14.00 sıralarında İlçe Jandarma Komutanlığına gitmiştir.İlçe Jandarma Komutanlığına giriş ve çıkışların

işlendiği kayıt defterinde, ilçe jandarma komutanının bulunmaması sebebiyle

anılan kişilerin saat 14.30'da buradan ayrıldıklarına yönelik imzaları

bulunmaktadır.

13. Başvurucular vekili 26/1/2001 tarihinde Silopi Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) sunduğu dilekçeyle bir gün önce saat

13.30 sıralarında, S.T. ile E.T. birlikteyken yanlarına gelen araçtan inen vepolis olduğunu söyleyen üç şahsın araca binmelerini

istediğini, S.T.nin ise kendilerine resmî makamdan

bilgi gelirse karakola gideceklerini söyleyerek bu teklifi reddetmesi üzerine

aynı gün saat 14.30 civarında bu defa Silopi İlçe Merkez Karakolundan aradığını

söyleyen bir şahsın S.T.yi çağırması üzerine S.T.nin E.D. ile birlikte Silopi İlçe Merkez Karakoluna

gittiğini ve bir daha kendilerinden haber alınmadığını bildirerek akıbetlerinin

araştırılması talebinde bulunmuştur.

14. Olay hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma

yürütülmekteyken başvurucular ve S.G. 9/2/2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) başvuruda bulunmuştur. Başvurucular, AİHM nezdindeki başvurularında

yakınlarının zorla kaybedilmesine ilişkin olarak devletin hiçbir makul açıklama

yapmaması nedeniyle yaşam hakkının maddi boyutunun, yürütülen soruşturmadaki

gizlilik kararı nedeniyle soruşturmanın gidişatından haberdar olamamaları ve

resmî makamların etkili bir soruşturma yürütmemeleri nedeniyle etkili

soruşturma yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutunun ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca yakınlarının gözaltındayken zorla

kaybedilmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5.

maddesinin, yakınlarının zorla kaybedilmesinin insanlık dışı ve onur kırıcı

muamele oluşturması nedeniyle Sözleşme'nin 3. maddesinin, yine soruşturmadaki

gizlilik kararı nedeniyle Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

15. AİHM 2/8/2005 tarihli kararıyla başvurucuların yakınlarının

zorla kaybedilmesi nedeniyle yaşam hakkının maddi boyutunun, olaya dair

yürütülen soruşturmanın etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun,

açıklanamayan söz konusu kaybolma nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

ile insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağının ve etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM, başvurucuların her birine 20.000 Avro

manevi tazminat ödenmesine de hükmetmiştir (Taniş ve diğerleri/Türkiye, B. No: 65899/01, 2/8/2005).

16. AİHM, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiği

iddiasını değerlendirirken temin edebildiği tüm soruşturma işlemlerini

incelemiş, birçok tanığı bizzat dinlemiş ve S.T. ile E.D.nin

siyasi faaliyetlerinden ötürü askerî yetkililer tarafından tehdit edildiğine

dair oldukça ikna edici belirtilerin bulunduğu kanaatine vardığını ifade

etmiştir. AİHM soruşturma makamlarının olayı soruşturmada çekingen ve gevşek

davrandığını, güvenlik güçlerinin inkarlarını tartışmasız olarak kabul

ettiklerini, alay komutanı ve güvenlik güçleri hakkındaki soruşturmaların

takipsizlik kararıyla sonuçlandığını, zorla kaybedilmenin sorumluları hakkında

hiçbir kovuşturma başlatılmadığını belirtmiştir. Ayrıca AİHM yürütülen bir

soruşturma bulunsa da bu soruşturma kapsamında ek ve etkili önlemlerin

alınacağını gösteren hiçbir belirtinin olmadığının da altını çizmiştir. AİHM'e göre olay tarihinden dört yıl sonra başvurucuların

yakınlarının akıbetlerinin belirsizliğini koruması, ciddi bir soruşturmanın

yürütülmemesi, yaşanan olaylar hakkında resmî makamların makul bir

açıklamasının bulunmaması nedeniyle şahısların kaybolmasında devletin

sorumluluğu bulunmaktadır ve yaşam hakkı ihlal edilmiştir (Taniş ve diğerleri/Türkiye, §§ 199-210).

17. AİHM yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiası

yönünden de yukarıdaki gerekçeleri yinelemiş, Sözleşme'nin 5. maddesinin ihlal

edildiğine yönelik değerlendirmeleri sırasında da S.T. ve E.D.nin

Silopi Jandarma Komutanlığına girerken görülmelerinden sonra başlarına gelenler

konusunda devletin ikna edici bir açıklama yapmadığına, soruşturmanın ihmaller

içerdiğine ve ön yargılı şekilde yürütüldüğüne ilişkin düşüncelerini yeniden

ifade ederek başvurucuların yakınlarının açıklanamayan şekildeki zorla

kaybedilmelerinin Sözleşme'nin 5. maddesini ağır biçimde ihlal ettiğini ifade

etmiştir.

18. Olayla ilgili olarak yürütülen soruşturmada Cumhuriyet

Başsavcılığı 22/4/2003 tarihinde dosyanın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi

(DGM) Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Bu aşamada

Şırnak İl Jandarma Alay Komutanının başvuruculardan Şuayip Taniş'i

tehdit ettiğine yönelik iddia soruşturulması için ayrılarak Şırnak Cumhuriyet

Başsavcılığına iletilmiş, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca 20/5/2002 tarihinde

iddiayla ilgili olarak bir kanıt bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir.

19. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ise 9/2/2004 tarihinde kırk

sekizi jandarma görevlisi olan yetmiş üç şüpheli hakkında delil

yetersizliğinden kovuşturmaya yer olmadığına, diğer yandan faillerin tespiti

için soruşturma dosyasının Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar

vermiştir.

20. Söz konusu karara yapılan itiraz Malatya DGM tarafından

3/4/2004 tarihinde reddedilmiş ve dosya Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir. Soruşturmaya Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/2416 Soruşturma

sayılı dosyasında devam edilmiştir.

21. Bahse konu soruşturma devam ederken kamuoyunda Ergenekon

silahlı terör örgütü soruşturması olarak bilinen ve İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı (CMK 250. maddesi ile görevli) tarafından yürütülen soruşturma

kapsamında bazı gizli tanıkların ifadesine başvurulmuştur. "İlk adım" isimli gizli tanık

27/2/2009 tarihli beyanında başvurucuların yakınlarının zorla kaybedilmesine

dair bazı açıklamalarda bulunmuştur.

22. Diğer yandan başvurucuların yakınlarının zorla

kaybedilmesinde sorumluluğu bulunduğunu iddia ettikleri L.E.nin

de aralarında bulunduğu bazı şahıslar hakkında Ergenekon silahlı terör örgütü

soruşturması kapsamında yakalama kararı çıkarılması ve bazı şahısların

tutuklanması üzerine başvurucuların vekili 11/7/2008 tarihli dilekçeyle

Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuştur.

23. Söz konusu dilekçede başvurucular, yakınlarının zorla

kaybedilmesi olayıyla ilgili olarak AİHM tarafından yaşam hakkının ihlaline

karar verildiğini de belirterek hakkında yakalama kararı çıkarılan L.E.nin yakınlarının zorla kaybedilmesi olayıyla ilgili

olarak ifadesinin alınması ve yeterli delil olduğuna kanaat getirilmesi hâlinde

hakkında dava açılması talebinde bulunmuştur.

24. Yerel bir gazetede yakınlarının Mardin'in Dargeçit ilçesi

mezarlığında gömülü olduğuna dair haber çıkması üzerine başvurucular,

Cumhuriyet Başsavcılığına 16/11/2009 tarihli dilekçeyi sunmuşlardır.

25. Dilekçede başvurucular, yakınlarının zorla kaybedilmesinin

failleri belli olmasına rağmen faillerin hâlen yargılanmadığını, basında çıkan

habere göre S.T. ve E.D.nin cesetlerinin asker

giysili şahıslarca Dargeçit mezarlığına getirildiğini, dozerle açılan mezardaki

cesedin çıkarılıp yakınlarının buraya gizlice gömüldüğünü ve cesetlerin hâlen

orada gömülü olduğunu belirterek söz konusu mezarın tespit edilip içinde ceset

varsa DNA incelemesi yaptırılmasını, bu tarihteki mezarlık sorumlusu yahut

belediye yetkilisinin tespit edilerek bu konuda beyanının alınmasını talep

etmişlerdir.

26. Bunun üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16/11/2009

tarihli müzekkereyle Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığından anılan mezarlıkta

keşif yapılarak dozerle açılmış bir mezar bulunup bulunmadığının, 2001 yılı

başlarında anılan mezarlığa kimliği belirsiz şahısların defnedilip

edilmediğinin araştırılması ve 2001 yılında mezarlık sorumlusu olarak görev

yapan şahsın tespit edilerek beyanının alınması talebinde bulunulmuştur.

27. Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1/12/2009

tarihinde Dargeçit Belediyesinde çalışan H.A.nın

tanık olarak beyanı alınmıştır. Beyanın ilgili kısımları şöyledir:

" ...2001 yılında Dargeçit Belediyesinde

işçi olarak çalısmaktaydım. Yine o tarihte belediyede

görevli olan [A.D.]

beni çağırdı. ...O da bize taburda cenaze olduğunu defin işlerini halletmemiz

gerektiğini söyledi ve tabura yönlendirdi. Oraya vardığımızda bir traktörün

römorkunda cesed olduğunu gördük. Gece vaktiydi.

Orada bulunan bir polis memuru cesede ışık tutarak 'tanıyor musun' diye

sormasına karşın tanımadığımdan olumsuz yanıt verdim. Cesed

bir erkeğe aitti. Tahminime göre 10-15 gün traş

olmamıştı. Ne giydiğini şu anda hatırlamıyorum. [A.] ile birlikte diğer polis ve askerlerinde yardımı ile

cesedi belediyeye ait römorka aldık. ...Traktorun

önünde polis arabası arkasında ise askeriyeye ait araç vardı. Safa mezarlığına

yöneldik. Orada [A.] kepçe ile

mezar yeri kazdı. Cesedi oraya gömdük. Hatta yanımdaki polis memuru 'mezara

işaret koy belki ileride kime ait olduğu belli olur' demişti. Fakat mezarı

belirleyecek taş veya başkaca bir işaret koymadım. ... Cesedi elbiseleri ile

birlikte gömmüştük. ...İstenildiği taktirde mezarın yerini gösterebilirim.

Bizden gömmemizi isteyen asker veya polislerden isim olarak hatırladığım

yoktur..."

28. Ardından tanık H.A. ve bilirkişi eşliğinde anılan mezarlıkta

2/12/2009 tarihinde keşif işlemi gerçekleştirilmiştir. H.A. beyanında

belirttiği, cesedin gömüldüğü mezarı göstermiştir. Bilirkişi tarafından

fotoğraf çekme işlemi gerçekleştirilmiş ve sonrasında mezar yeri ve mezarlığın

krokisi çizilerek Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmuştur.

29. Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı 8/12/2009 tarihinde, mezar

yerine gömülen cesede dair Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığınca 2001 yılında

soruşturma yürütüldüğünü, ölü olarak ele geçirilen bir terör örgütü üyesi

hakkındaki bu soruşturmadaki otopsi işlemi sırasında cesedin fotoğrafının

çekildiğini Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmiştir.

30. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bahse konu fotoğraf

8/3/2010 tarihinde başvuruculardan Yakup Taniş'e

gösterilmiş, başvurucu fotoğrafın S.T. ya da E.D.ye ait olmadığını beyan

etmiştir. Bunun üzerine bahse konu mezar açılmamıştır.

31. Daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/6/2011

tarihli talimat müzekkeresiyle, başvurucuların zorla kaybedilme olayının

sorumlusu olarak gördükleri L.E.nin ifadesinin

alınmasını 11/7/2008 tarihli dilekçeleriyle (bkz. § 22) talep ettikleri

belirtilerek L.E.nin sağlık durumunun ifade vermeye

elverişli olduğunun anlaşılması nedeniyle şikâyet dilekçesindeki iddialar

hakkında bilgi veren sıfatıyla şahsın beyanının alınması Silivri Cumhuriyet

Başsavcılığından talep edilmiştir.

32. L.E.nin beyanının alınması için

hazır edilmesi konusunda Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı ile Silivri 1 No.lu L

Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu arasındaki yapılan birçok yazışma neticesinde L.E.nin Silivri Devlet Hastanesi yoğun bakımında tedavi

görmesi nedeniyle ifade veremeyeceğine dair 26/8/2011 tarihli tutanak üzerine

talimat 26/8/2011 tarihinde bila infaz Cumhuriyet

Başsavcılığına iade edilmiştir. İncelenen başvuru evrakında anılan şahsın

beyanının alındığına dair herhangi bir bilgi ya da belgeye rastlanmamıştır.

33. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2004/2416 soruşturma

sayılı ve 17/10/2011 tarihli görevsizlik kararıyla soruşturma dosyası

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK 250. madde ile görevli)

gönderilmiştir. Görevsizlik kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"[S.T.nin] 2001 yılında

Silopi Hadep İlçe Başkanlığı görevinde bulunduğu, müştekilerce [S.T.nin] 25/01/2011

tarihinde İlçe Jandarma görevlilerinin çağılması üzerine yanına [E.D.yi] alarak Silopi

İlçe jandarma komutanlığına gittiği, akabinde kendisinden haber alınamadığı, [S.T.] ve [E.D.nin] öldürüldüklerini iddia ettikleri, Cumhuriyet

Başsavcılığımızca gizli olarak yürütülen soruşturma kapsamında iddiaları

doğrulayan[S.T.] ve [E.D.ye] ait cesede ulaşılamadığı, ...gizli tanık olarak

dinlenen İlkadım'ın beyanlarında [S.T.] ve [E.D.nin] [L.E.nin] talimatı ile

öldürüldüğünü beyan ettiği, ...söz konusu tarihte Şırnak Alay komutanı olarak

görev yapan [L.E.nin] sağlık duıumunun müsait

olmaması nedeniyle ifadesine başvurulamadığı, [S.T.] ve [E.D.nin] akıbeti hakkında müşteki ve gizli tanık beyanları

dışında bir delil elde edilememiş ise de, delillerin takdir ve

değerlendirmesinin olay hakkında ayrı bir soruşturma yürütüldüğü de dikkate

alınarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na (CMK 250/1 Maddesi ile Görevli)

ait bulunduğu anlaşılmakla..."

34. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK 10. madde ile

görevli) devredilen söz konusu soruşturma, olayla ilgili tüm soruşturmaların en

son olarak birleştirildiği 2011/2919 numaralı dosyada yürütülmüştür.

35. Bu sırada Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) yaptığı

13/8/2010 tarihli başvuruda belirttiği iddialar nedeniyle başvurucu Yakup Taniş'in Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2/8/2011

tarihinde müşteki olarak beyanı alınmıştır. Başvurucu bu beyanında; 25/1/2001

tarihinde Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı L.E.nin

talimatıyla kardeşi S.T. ile E.D.nin zorla

kaybedildiğini, 26/1/2001 tarihinden itibaren tüm yetkili makamlara

başvurdukları hâlde soruşturmalarda bir ilerleme sağlanamadığını, Ergenekon

ismiyle bilinen soruşturmada L.E.nin tutuklanmasına

rağmen yakınının zorla kaybedilmesi olayıyla ilgili olarak ciddi bir gelişme

olmadığını, sorumlu diğer şahıslarla birlikte L.E.nin

de bu olayla ilgili olarak en kısa sürede yargılanmasını istediğini belirttiği

görülmüştür.

36. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10. madde ile

görevli) başvurucular vekilinin 20/11/2013 tarihli dilekçeyle talep etmesi

üzerine 6/12/2013 tarihli müzekkere ile, daha önceden açılmasına gerek görülmeyen

Dargeçit mezarlığında bulunan söz konusu mezarın olay yeri inceleme ekibiyle

birlikte açılarak alınacak kemik örnekleri üzerinde cesedin başvurucuların

yakını S.T.ye ait olup olmadığının tespiti için DNA incelemesi yaptırılması

talimatını Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığına iletmiştir.

37. Bunun üzerine Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

2/1/2014 tarihinde mezarlığa gidilerek başvurucuların yakını olan E.D.nin çocuğu C.D.nin de

huzurunda mezar açma işlemi gerçekleştirilmiş, cesetten bir adet diş ve kemik

örneği alınmış, bu işlemlerle ilgili olarak aynı tarihli Olay Yeri ve Keşif

Tutanağı düzenlenmiştir.

38. Alınan kemik örnekleri Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından 3/1/2014 tarihli yazı ile gerekli incelemenin yapılması için İstanbul

Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığına iletilmiştir.

39. ATK Biyoloji İhtisas Dairesinin 29/1/2014 tarihli raporunda,

yapılan DNA incelemesi sonucu cesedin başvurucuların zorla kaybedilen

yakınlarına ait olmadığı tespitine yer verilmiştir. Söz konusu bilgiler

Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6/1/2014 tarihinde Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığına(TMK 10. madde ile görevli) iletilmiştir.

40. Soruşturmanın devam ettiği süre içinde özel yetkili

mahkemelerin 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesinde yapılan

değişiklik ile kaldırılması nedeniyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK

10. madde ile görevli) tarafından 20/3/2014 tarihinde yetkisizlik kararı

verilerek dosya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

41. Soruşturma dosyası Cumhuriyet Başsavcılığınca 2014/969

numaraya kaydedilmiştir.

42. Başvurucuların vekilleri 16/7/2014 tarihli dilekçeyle olay

tarihi üzerinden geçen 13 yıl 6 aylık süreye rağmen yürütülen soruşturmada

hiçbir gelişme olmadığını, zamanaşımı süresinin bu soruşturmada uygulanmaması

gerektiğini belirterek soruşturmanın etkili, hızlı ve şeffaf bir şekilde

yürütülmesi ile gizli tanıkların beyanlarında adı geçen şüphelilerin derhâl

ifadelerinin alınması ve yargılanması taleplerini Cumhuriyet Başsavcılığına

iletmiştir.

43. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 29/5/2015 tarihli

kararla, diğer iki şüpheli ile birlikte L.E. hakkında yeterli şüphe bulunmadığı

gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

44. Başvurucular vekili 29/5/2015 havale tarihli dilekçeyle

soruşturma dosyasının bir örneğini talep etmiştir.

45. 18/6/2015 tarihli dilekçeyle anılan karara yapılan itiraz

Cizre Sulh Ceza Hâkimliğinin 1/7/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

Gerekçenin ilgili kısımları şöyledir:

" ...Suç tarihi itibariyle Şırnak İl Alay

Komutanı olarak görev yapan şüpheli [L.E.nin] HADEP ilçe

başkanı olan [S.T.nin] partiyi ve siyaseti bırakması konusunda olaydan önce

gerek bizzat kendisine gerekse babası Şuayip Tanış'a birden fazla baskı ve tehditlerde

bulunduğu, [S.nin] partiyi bırakmaması üzerine olay günü Silopi İlçe

Jandarma Komutanlığına çağrılarak bizzat şüpheli [L.E.] ve dosyada adı geçen diğer şüphelilerin yardımıyla

kaybolan iki şahsın öldürüldüğü iddiası üzerine 14 yıldan fazla süren soruşturma

kapsamında C.Başsavcılığınca tüm iddialar ve elde

edilen bulgular üzerinde hassasiyetle durulmuş, gerekli araştırmalar yapılmış,

olayla ilgili bilgisi olan tüm tanıkların beyanlarına tekrar tekrar

başvurulmuş, müşteki vekillerinin soruşturmanın aydınlatılmasına yönelik talep

dilekçelerinde belirttikleri talepler değerlendirilmiş, görgü tanıklarının

beyanlarına dayanılarak ölenin cesetlerinin bulunduğu iddia edilen Dar geçitteki

mezar açılmış, DNA incelemesi yaptırılmış, mezardaki cesetten alınan bulgularla

her iki şahsın ailesinden alınan kan örnekleri ile karşılaştırılmış, Adli Tıp

Biyoloji İhtisas Dairesinin 29.01.2014 tarihli raporuna göre yakınlık derecesi

kurulamamış, yine ATK Fizik Grafoloji İhtisas Dairesinin 29.06.2001 tarihli

raporuna göre Olay günü Silopi İlçe Jandarma Komutanlığınca tutulan Ziyaretçi

ve İş izleme Kayıt Defterindeki çıkış imzalarının [S.] ve [E.ye] ait

olduğu tespit edilmiş ve tüm araştırmalar sonucunda kayıp şahısların ölü olup

olmadıkları belli olmadığı gibi öldükleri kabul edilse dahi şüpheliler

tarafından öldürüldükleri tespiti yapılamamış olup dosya kapsamı itibariyle

şüpheliler tarafından iddia edilen olayın gerçekleştirildiğine dairyeterli delil elde edilemediği gibi şüphede kaldığı

anlaşılmıştır.

Öte yandan dosyadaki bilgi ve belgelerden [S.T.nin] 2000 yılının

Kasım ayından itibaren mazot kaçakçılığı ve HADEP'in

faaliyetlerini takip ve haber akışını sağlamak üzere Silopi İlçe Jandarma

Komutanlığınca haber elemanı olarak kullanıldığı İlçe Jandarma Komutanlığının

18.02.2002 tarihli resmi yazısından anlaşılmaktadır.

Bu doğrultuda dosyada mevcut bulunan isimsiz

imzasız el yazısı ile yazılan mektupta kaybolan şahısların olay tarihinden

sonra PKK tarafından dağa götürüldüğünü, kırsal alanda leşker kıyafetli kimliği

tespit edilemeyen ve elinde silah bulunan bir şahsın yanında[S.T.nin] leşker

kıyafetiyle çekilmiş fotoğrafının bulunduğunu ve bu fotoğrafın da gönderildiği

belirtilmekle gönderilen fotoğraftaki şahısla[S.T.ye] ait fotoğraflar üzerinde ATK Fizik İhtisas

Dairesince inceleme yaptırılmış dairenin 13.12.2004 tarihli raporuna göre

kırsal alanda çekilmiş fotoğraftaki şahsın [E.T.] olduğu somut olarak tespit edilmiştir.

Yapılan araştırmalar sonucunda yine dosyada

mevcut olan 05.02.2001 tarihli ve PKK Merkez Komitesince mühürlenmiş 1 sayfadan

ibaret olan içeriğinden PKK tarafından el yazısıyla [S.nin] babası Şuayip'e

hitaben yazılmış bir mektuba göre, '...başkan Abdulah

Öcalan yoldaş'a karşı yürütülen uluslararası komplo

ile yeni bir sürecin başlangıcının 2.yılına yaklaşmışken ...hainlik duygularını

içlerinden atamayan ve düşmenla işbirliği yapmak için

ihanet içerisine giren bu iki arkadaşımız başlangıçta halk serhildanıyız

diye ortaya çıktıklarında genç ve tecrübesiz olmalarına rağmen bütün

desteğimizi onlardan yana kullandık, biliyorduk ki bizim devrimimizde gerilla serhildansız serhildan da

gerillasız olmaz, ...serhildanlar düşmanla işbirliği

içerisine girerlerse onun cevabını ve bedelini verirler ve vermek

zorundadırlar! yurtsever halkımız ve kardeşimiz Şuayip! oğlun ve yanındaki

[B.] arkadaşımız bizimle beraberdir, bizim

yanımızda DOLOKOKİ'de kalmaktadır, bunları merak

etmeyin,...bir süre bizim yanımızda kalacaklardır, sizden isteğimiz başlayan

ulusal ve 3.serhildan dönemini başarıya götürmek için TC aleyhine propaganda ve

kışkırtmalara devam etmenizdr, bu iki arkadaşın TC

tarafından katledildiğini ısrarla anlatmanız kitlelere yaymanızdır...' şeklinde

bilgi ve telkinlerde bulunulmuştur.

...

Dosyada bulunan bir diğer ihbar mektubu da

Şırnak Hadep İl Başkanın [R.S.nin] baygın vaziyette iki şahsı tır şöförü

ile 5000 ABD doları karşılığında Kuzey Irak'a götürmesi hususunda anlaşma

yaptığına ilişkindir.

Somut delil olarak değerlendirilmesi mümkün

olan ve kaybolan şahıslara ait telefon numaraları üzerinde incelemeler

yaptırılmış, 29.01.2001 tarihinden sonra [S.T.nin] birden fazla

yakınları ile zaman zaman görüşmeler yaptığı ancak yakınlarının mantıklı makul

açıklamalar yapamadığı görülmüştür.

Sonuç olarak kaybolan şahıslar jandarmaya

çağırılıp serbest bırakılmasından sonra [S.nin] haber elamanı

olarak Jandarmaya çalıştığı bilgisine ulaşan örgütün hem buna engel olmak,

şahısları cezalandırmak için kaçırma ve akabindebu

durumu Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı yukarda bahsedildiği gibi örgütün

sistematik bir şekilde başvurduğu eylemlerden birini gerçekleştirme amacı

taşıma ihtimalinin de kuvvetli olduğu, yine Türkiye Cumhuriyeti Devletininresmi görevlileri tarafından öldürüldükleri iddasını ortaya atarak serhildan

dönemini canlandırmak ve uluslararası alanda duyurmaya çalışma gayreti içersinde olmaları ihtmali de söz

konusudur.

Dosyada beyanları bulunan gizli tanık

beyanlarına gelince 'İlk adım' diye kodlandırılan tanığın beyanları İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı (cmk.250.madde ile yetkili Birim) tarafından Ergenekon

terör örgütü'ne yönelik yürütülen soruşturma

kapsamında İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından alınmış, tanığın yalnızca

1993 yılında Silopi ilçesi Verimli Köyünde geçiçi köy

korucusu olduğu bilinmektedir.

...

Sonuç olarak; işbu soruşturma dosyasındayu karda açıklanan nedenlerle beyanı kabul

edilemeyecek bir gizli tanık beyanı ve müştekilerin iddiası dışında

şüphelilerce gerçekleştirildiği iddiasını kanıtlamaya yeterli, her türlü

şüpheden uzak ve kamu davasının açılmasına yeterli delil olmadığı, ek kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair

verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir husus görülmediğinden ..."

46. Red kararı başvuruculara 20/7/2015

tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucular 17/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

47. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Alya Demir ve Mehmet Demir, B. No:

2015/7584, 7/2/2019, §§ 30-43.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

48. Mahkemenin 13/6/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

49. Başvurucular; yakınlarının olay tarihinde il jandarma alay

komutanı olarak görev yapan L.E.nin talimatıyla

güvenlik güçleri tarafından zorla kaybedilmelerine, bu iddialarını teyid eden gizli tanık beyanı ve bu olayla ilgili olarak

AİHM tarafından verilen ihlal kararı bulunmasına rağmen olayda sorumluluğu

bulunan L.E. ve diğer iki jandarma görevlisi hakkında haksız olarak kovuşturmaya

yer olmadığına karar verildiğini, yakınlarının siyasi görüşleri nedeniyle

gözaltına alınıp zorla kaybedildiğini belirterek Anayasa'nın 10.,17.,19., 36.

ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

a. Uygulanabilirlik Yönünden

50. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes, yaşama...

hakkına sahiptir."

51. Anayasa'nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri,

…Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

52. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

53. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri de doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesidir.

Bununla birlikte başvurucuya karşı gerçekleştirilen eylemin niteliği ve failin

amacı gibi somut olayın koşulları dikkate alınarak ölüm olayının

gerçekleşmediği bazı durumların da yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür

(Mehmet Karadağ, B. No:

2013/2030, 26/6/2014, § 20).

54. Nitekim Anayasa Mahkemesi, elektrik akımına kapılma sonucu

meydana gelen yaralanmaların konu edildiği iki başvuruyu (Hüseyin Münüklü,

B. No: 2014/5973, 13/9/2017, § 47; Gürkan

Kaçar ve diğerleri, B. No: 2014/11855, 13/9/2017, § 50),başvurucunun

hayati tehlike geçirmesiyle sonuçlanan ve üçüncü kişi tarafından

gerçekleştirilen silahlı saldırı olayının konu edildiği başvuruyu (Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017,

§§ 111), kolluk görevlileri tarafından silahlı güç kullanılması sonucu

başvurucuların yaralanmalarına ilişkin bir başvuruyu (Mustafa Çelik ve Siyahmet

Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 71) ve kamuoyunda tanındığı

görüşleri nedeniyle marjinal bir grubun tepkisini çeken başvurucunun yaşamına

yönelik tehditlerin konu edildiği başvuruyu (Baskın

Oran, B. No: 2014/4645, 18/4/2018, § 62) başvurulara konu olayın koşullarını dikkate alarak yaşam

hakkı kapsamında incelemiştir.

55. Somut olayda başvuru, ne ölen bir kişinin yakınları tarafından

ne de yaşamsal bir tehlikeye maruz kalan bir kişi tarafından yapılmıştır. S.T.

ve E.D.nin yakınları bu şahısların zorla

kaybedildiğini, olay tarihinden beri kendilerinden haber alınamadığını ve olay

hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini iddia etmişlerdir. Somut

olayın koşullarında, bu şahısların zorla kaybedilmesi iddiası ile ilgili

başvurunun başvurucuların etkili başvuru hakkıyla eşitlik ilkesiyle bağlantılı

olarak ileri sürdükleri diğer ihlal iddialarını da kapsayacak şekilde Anayasa'nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği sonucuna varılmıştır.

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

56. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik bir

başvuru ancakölen kişinin mağdur olan yakınları

tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41).

Başvurucular, zorla kaybedilen şahısların kardeşleri ve babasıdır (bkz. § 8).

Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyeti yönünden bir eksiklik bulunmamaktadır.

57. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik

kriterleri bakımından da ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.

58. Yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gereken bir olayla ilgili

olarak yürütülen soruşturmanın etkili olup olmadığının incelenebilmesi için

-mutlak surette gerekli olmasa da- yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi

aşmaması şartıyla ilgili kamu makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının

beklenmesi, bireysel başvuru ile getirilen koruma mekanizmasının ikincil

niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,

17/7/2014, § 76; Hüseyin Caruş,

B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).

59. Başvurucuların yetkili makamlara müracaat etmelerine rağmen

doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa, başlatılan

soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl almışsa

başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul

olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve

şikâyetlerini çok uzun süre geçmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira

soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde

anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir

(Yasin Ağca, § 121). Böyle bir

durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları

veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda

bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma

yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her başvurunun şartlarına

bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, B.

No: 2014/15732, 24/1/2018, § 87; Sultani Acar, B. No: 2014/16344, 22/3/2018, § 84).

60. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici

gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini

sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını

tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde

dahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun

farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde

bireysel başvuruda bulunmalıdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 88; Sultani Acar, § 85).

61. Soruşturmanın etkisizliğinin fark edildiği veya fark

edilmesi gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuru yapılmayıp

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin beklenmesi hâlinde

soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun zaman gerçeklerin ortaya

çıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsız hâle getirecektir. Böyle bir

durumda Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine

gerçekten uyup uymadığını inceleyemeyecek; yaşam hakkının usul boyutu yönünden

yapacağı değerlendirmede yeniden yargılamaya karar veremeyecek ve şartları

gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip tazminata hükmedebilecektir. Oysa

ölüm olayının sebep ve koşulları ile sorumluların tespitine imkân veren

etkinlikte bir soruşturma yapılması ve gerektiği takdirde sorumluların

caydırıcı bir ceza ile cezalandırılmaları için yeniden yargılamaya karar

verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığı rolün

önemi tartışmasızdır (Adle Azizoğlu ve Sadat

Azizoğlu, § 89; Sultani Acar, §

86).

62. Esasen olayların oluşumuna ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,

§ 44). Bu nedenle etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında başvuru konusu olaylar

açısından yer verilen somut tespitlerin hiçbir şekilde Anayasa Mahkemesince

kişilerin masumiyetine veya suçluluğuna ilişkin bir yorum yapıldığı şeklinde

değerlendirilmemesi gerekir (Hıdır Öztürk ve

Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2016,

§ 186).

63. Somut olayda yaşam hakkının usul boyutu yönünden verilen

ihlal kararında AİHM, başvurucuların yakınlarının zorla kaybedilmesi olayına

ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın etkisizliğini tespit etmiş; ayrıca

hâlihazırda yürütülen soruşturma bulunsa da bu soruşturma kapsamında ileride ek

ve etkili önlemlerin alınacağını gösteren bir belirtinin olmadığına vurgu

yapmıştır (bkz. § 16).

64. AİHM'in ihlal kararı verdiği 2005

yılı itibarıyla etkisiz yürütüldüğü tespit edilensoruşturma

bakımından başvurucuların yaptığı bireysel başvurunun süresinde olup

olmadığının tespit edilebilmesi için öncelikle AİHM'in

ihlal kararı sonrasında soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı herhangi bir

tedbirin alınıp alınmadığının ve soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut

verici gelişmelerin ve gerçekçi varsayımların bulunup bulunmadığının

belirlenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

65. Bu bakımdan somut olay incelendiğinde öncelikle

soruşturmanın yürütüldüğü DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2004 yılında,

kırk sekizi jandarma görevlisi olan yetmiş üç şüpheli hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilerek faillerin aranması için dosyanın Cumhuriyet

Başsavcılığına yeniden gönderildiği anlaşılmıştır (bkz. § 19)

66. Bu aşamadan sonra Ergenekon soruşturması olarak bilinen

soruşturmadaki gizli tanık tarafından başvurucuların yakınlarının zorla

kaybedilmesi olayına dair açıklamalarda da bulunulması üzerine başvurucular

Cumhuriyet Başsavcılığına 11/7/2008 tarihli dilekçeyle başvurmuştur. Bu

dilekçeyle başvurucular, AİHM'in bu konudaki ihlal

kararına da değinerek olayda sorumluluğu bulunan L.E.nin

ifadesinin alınarak yargılanmasını talep etmişlerdir (bkz. §§ 22, 23)

67. Bu taleple ilgili olarak dosya kapsamındaki bilgi ve

belgelere göre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ancak 17/6/2011 tarihli

müzekkereyle Silivri Cumhuriyet Başsavcılığından başvurucuların talebinin

aksine L.E.nin şüpheli olarak değil bilgi veren

sıfatıyla beyanının alınmasının talep edildiği görülmüştür (bkz. § 31) Bunun

yanı sıra bu talep, anılan şahsın sağlık durumu elverişli olmadığı için beyanı

alınamadığından bila infaz iade edilmiştir (bkz. §

32). L.E.nin bu aşamadan sonra beyanının alındığına

dair bilgi ya da belgeye dosya kapsamında rastlanmamıştır.

68. Ayrıca başvuruculardan Yakup Taniş

tarafından 2011 yılında BİMER'e yapılan başvuruda,

2001 yılından beri soruşturmada hiçbir ilerleme sağlanmadığının ve L.E.nin Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmış

olmasına rağmen soruşturmada bir gelişme yaşanmadığının belirtildiği de görülmüştür

(bkz. § 35).

69. Öte yandan birtakım tanık beyanı ve gazete haberleri üzerine

başvurucuların yakınlarının Dargeçit mezarlığına gizlice gömüldüğü yönünde

şüpheler ortaya çıkması üzerine 2013 yılında başvurucuların talepleri üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından daha önce yeri tespit edilmiş olan mezarın açılarak

içindeki cesetten alınan kemik örnekleri üzerinde DNA incelemesi yaptırılmıştır

(bkz. §§ 36-39). Alınan DNA örnekleri cesedin başvurucuların yakınlarına ait

olmadığını ortaya koymuştur.

70. Son olarak başvurucular vekili tarafından Cumhuriyet

Başsavcılığına 16/7/2014 tarihli dilekçe sunulduğu ve bu dilekçede olay

tarihinden bu yana geçen 13 yıl 6 aylık süre içinde soruşturmada hiçbir gelişme

yaşanmadığının açıkça belirtildiği görülmüştür (bkz. § 42).

71. Bu itibarla Anayasa Mahkemesince kişilerin masumiyetine veya

suçluluğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı ilkesi (bkz. § 68)

gözetilerek başvurucuların münhasıran sorumlu olduğunu iddia ettiği ve

cezalandırılmasını istediği belli bazı şahıslar yönünden kovuşturmaya yer

olmadığı kararı verilmesinin haksız olduğu yönündeki iddiaları bakımından

inceleme yapılmıştır. Bu bağlamda, Dargeçit mezarlığında gerçekleştirilen mezar

açma işlemi ve sonrasında yapılan DNA incelemesinin sonucundan bağımsız olarak

soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici gelişme olup olmadığı

tartışmalı olsa da, başvurucuların bizzat kendileri tarafından soruşturmada

ilerleme sağlanacağına veya soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı tedbirlerin

alınacağına dair haklı bir beklenti içine girdikleri yönünde bir beyanda

bulunmamaları karşısında Anayasa Mahkemesince de aksi yönde bir değerlendirme

yapılması mümkün değildir.

72. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

73. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”

74. Sonuç olarak 16/7/2014 tarihli dilekçeye göre de (§ 42)

soruşturmanın etkisiz yürütüldüğünün farkında oldukları açık olan ve

şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veya soruşturmanın etkisizliğiyle

ilgili bireysel başvuru yapmada güçlük çektikleri yönünde herhangi bir

iddiaları bulunmayan başvurucuların etkisiz olduğu çok uzun bir zamandır açık

olan soruşturmanın sonuçlanmasını beklemelerinin gerekmediği dikkate

alındığında, bireysel başvuruların kabul edilmeye başlandığı 23/9/2012

tarihinden sonra, başvurucuların soruşturmanın etkisizliğinin farkında

olduklarını 16/7/2014 tarihli dilekçeyle açıkça ortaya koymalarından makul

kabul edilemeyecek bir süre sonra yaptıkları başvurunun süresinde yapılmış

olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

76. 6216 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı

23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012, § 17).

77. Somut olayda başvurucular 25/1/2001 tarihinden bu yana

yakınlarından haber alamadıklarını ileri sürmekte olup başvuruya konu olayın

bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012

tarihinden önce gerçekleştiği görülmüştür.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın zaman bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

13/6/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Tuğçe TAKCI Başvurucular : 1. Mehmet Ata DENİZ : 2. Şuayip TANİŞ : 3. Yakup TANİŞ Vekili : Av. Hakim TANIŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/13893, 13 Haziran 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Yaşam Hakkının İhlal
  9. B. No: 2014/5973, 13/9/2017, § 47; Gürkan
  10. B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  12. M. Emin KUZ
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/13893
Tarih
13 Haziran 2019

İlgili Kararlar

  • Aliye Kaya Başvurusu (B. No: 2016/7425)
  • İskenderun Demir ve Çelik A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/12214)
  • Muratcan Kolçak Başvurusu (B. No: 2016/5490)
  • Bubo Çeviren ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/16290)
  • Cengiz İnş. San.ve Tic.a.ş. ve Mirax Tur. İnş. Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/7846)
  • Süleyman Başmeydan Başvurusu (B. No: 2015/6164)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.