İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Baransu Başvurusu (B. No: 2016/11380)

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

Başvuru No2016/11380Tarih26 Aralık 2018Okuma27 dk · 5.410 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Baransu Başvurusu (3)

Karar tarihi
26 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2016/11380
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.410 kelime·27 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkının; gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü

kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/6/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen (Soruşturma

No: 2014/116320) bir soruşturma kapsamında Başsavcılığın talebi üzerine

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/2/2015 tarihli kararı ile “[başvurucu tarafından] teslim edilen 19 kopya CD ve 4 adet DVD içerisinde

devletin güvenliği ve askeri yararları açısından Egemen Harekat Planı ile

ilgili ‘çok gizli’ gizlilik derecesine haiz olduğu tespit edilen belgeleri 1.

Ordu Komutanlığından izinsiz dışarıya çıkaran kişilerin şüpheli Mehmet Baransu ile eylem birliği içinde suç örgütü faaliyeti

kapsamında hareket ettikleri, şüphelinin devletin güvenliğine ilişkin belgeleri

temin ettiği, çok gizli belgeler olduğunu bilmesine rağmen bu belgeleri yetkili

makamlara iade etmeyerek kendisine suret aldığı ve orijinallerini beyanına göre

imha ettiği, devletin güvenliği ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri

açıkladığı …” gerekçelerine dayanılarak başvurucunun konutunda ve

eklentilerinde, kullandığı araçlarında ve üzerinde arama yapılmasına karar

verilmiştir. Yapılan arama sonucunda çok sayıda CD, DVD, resmî yazışma, askerî

yazışmalar ile olayla ilgili olabilecek nitelikte (olduğu değerlendirilen) “Plan Çalışması 27-28 Ocak 2003, Bilgi Destek Planı,

İrtica Eylem Planı, 3. Kolordu Komutanlığının 1. No’lu

Harekât Planı, 1. Ordu Plan Semineri, 1. Ordu Plan Semineri 2003” (isimli)

askerî belgelerin bulunduğu anlaşılmıştır.

12. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 1/3/2015 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucu, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele

Şube Müdürlüğünde 2/3/2015 tarihinde müdafiinin hazır

bulunmasıyla ifade vermiştir. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya

suçlandığı olayların açıklandığı, Genelkurmay Başkanlığı ile yapılan

yazışmaların içeriği hakkında bilgi verildiği görülmektedir. İfade alma işlemi

kapsamında başvurucuya yirmi sekiz soru yöneltilmiştir. Başvurucuya genel

olarak Taraf gazetesinde yayımlanan habere konu bir kısım belgenin İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK 250. madde ile görevli) teslimine ilişkin

tutanaklarda yer alan imza ve beyanların kendisine ait olup olmadığı, haberlere

ilişkin belge ve dijital verileri nasıl ve/veya kimden temin ettiği soruları

yöneltilmiştir. Başvurucu; anılan sorulara, söz konusu tutanaklardaki imza ve

beyanların kendisine ait olduğu, haberlere ilişkin belge ve dijital verilerin

kendisine emekli asker olduğunu söyleyen bir kişi tarafından iki ayrı tarihte

teslim edildiği, kendisinin bu belgeleri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına

teslim ettiği şeklinde cevaplar vermiştir.

14. Bunların yanı sıra başvurucuya, devletin güvenliği ya da iç

veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken ve ifşası hâlinde

devletin savaş hazırlıklarını, savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini

tehlikeye sokabilecek nitelikteki çok gizli

belgeleri gazetede kimlerle birlikte incelediği, bu nitelikteki hangi

belgelerin çıktısını kimlerle birlikte aldığı, tarama işlemini kimlerle

birlikte yaptığı, anılan belgeleri neden imha ettiği, neden belgeleri temin

edince doğrudan yetkili makamlara teslim etmediği sorularının da yöneltildiği

görülmektedir. Başvurucu; bu belgeleri aynı gazetede birlikte çalıştığı

gazeteciler A.A., Y.Ç., Y.O., K.T. ve ismini hatırlamadığı bir gazeteci ile

birlikte incelediğini, belgelerin çıktısını almadıklarını ve tarama işlemi

yapmadıklarını, darbe planı haricindeki hiçbir belgeyi yayımlamadıklarını,

kendisine teslim edilen belgeler arasında savaş planlarının da bulunduğunu, tüm

belgeleri Savcılığa teslim ettiğini, yayımlanan haber sonrasında yapılan

yargılama sırasında veya sonradan yapılan haberlerde bu nitelikteki bir belgenin

ortaya çıkmadığını, inceledikleri orijinal belgeleri imha etmediklerini ve

devlet yetkililerine teslim ettiklerini, haber amaçlı aldıkları CD’lerin

kopyalarını sonradan imha ettiklerini, yayımlanan haberlere konu kopya

belgeleri gazete yönetimiyle birlikte incelediğini, sonradan kendisine verilen

orijinal belgeleri ise kimseyle paylaşmadan devlet kurumlarına teslim ettiğini,

yargılama dosyasındaki bazı belgelerin örneğinin kendisinde de bulunduğunu,

kendisine verilen tüm ses kasetlerini de devlet kurumlarına teslim ettiğini, yayımladığı“Karargâh”

isimli kitabında bu kayıtların bazı kopyalarındaki belgelere yer verdiğini,

yine bu kopyaların bazı gazetelere de verildiğini, bu ses kayıtlarının çok daha

fazlasının başka kişilerce televizyonlarda ve internette yayımlandığını beyan

etmiştir.

15. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2/3/2015 tarihinde;

başvurucunun suç örgütü faaliyeti çerçevesinde eylem birliği içinde hareket

ettiğini, kimlik bilgileri bu aşamada tespit edilemeyen şüphelilerden devletin

güvenliğine ilişkin belgeleri temin ettiğini, devletin güvenliği ve askerî

yararları bakımından çok gizli

suça konu belgeleri -belgelerin önemini ve çok

gizli niteliğini bilmesine rağmen- yetkili makamlara iade etmeyip bu

belgelerden kendisine suret aldığını, ifadesine göre orijinallerini imha

ettiğini, devletin güvenliği ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri

açıkladığını belirterek suç işlemek amacıyla örgüt kurma, devletin güvenliğine

ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma,

devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, devletin güvenliğine

ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama

suçlarından tutuklanmasını talep etmiştir.

16. Başsavcılığın tutuklama talep yazısında ayrıca aşağıdaki

tespit ve değerlendirmeye yer verilmiştir:

“…

Şüpheli Mehmet Baransu tarafından İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına bavul içerisinde 10 adet seminer ses kaydının da bulunduğu ses

kasetleri teslim edilmiş olup ses kasetleri üzerlerinde 1/10’dan 10/10’a kadar

numaralandırılmıştır, ancak 6. ses kasetinin üzerinde sıralama gereğince 1/6

rakamının yazılı olması gerekirken, 6 rakamının yazılı olduğu, bu ses kaydında

ise… deprem konusunda bir sunumun olduğu tespit edilmiş, ses kasetlerinde… E.S.

tarafından Egemen Harekât Planına ilişkin sunum bulunamamıştır…”

17. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 2/3/2015

tarihinde başvurucunun sorgusu yapılmıştır. Başvurucu, sorgusunda genel olarak

İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde verdiği ve yukarıda özetlenen

ifadesi doğrultusunda beyanda bulunmuştur. Başvurucunun sorgudaki ifadesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“… ben

gazeteye giderken haber kaynağı bir kişi geldi ve … ‘size önemli bir haber

vereceğim’ dedi, ben… o kişinin anlattıklarını dinledim ve elim[n]deki

gösterdiği belgelere baktım … bana bir darbe planından bahsetti … yanında

getirdiği orijinal belgeleri gösterdi, ben bu belgeleri taradım, elektronik

belgeler de vardı, çay bahçesi gibi bir yerde görüşme oldu, ben o belgelere

bakmaya başladım ve bana 3 DVD [ile]

1 CD’yi kopya olarak verdi, ilk buluşmada bazı belgeler orijinaldi, el yazısı

ile yazılmış notlar vardı, point belgeler de vardı,

bunun üzerine ben DVD ve CD’leri aldım, inceleyeceğimi söyledim… o dönemde

Başsavcı Vekili olan T.Ç. elimizde ne varsa kendilerine teslim etmemizi istedi,

ben de elimdeki 3 adet DVD ve 1 adet CD’yi kendilerine bendekinin kopyasını

kopyalamak suretiyle… tutanak ile verdim… o arada askeri savcılık da bizden

belge istedi… gazeteden onlara CD’ler kopya olarak gitti… haberler devam

ederken yaklaşık 9 gün aradan sonra gazeteye gelirken aynı kişi yine benim

önümü kesti, elinde bavul vardı ve orijinal belgelerin tamamını bana vermek

istediğini söyledi… orijinal belgeleri aldım ve gazeteye geldim… [aynı

gün] valizi ve belgeleri Cumhuriyet Savcısı B.B.’ye teslim [ettim]… herhangi bir şekilde bana teslim edilen belgelerin veya CD’lerin

orijinallerini imha etmedim aksine yetkili merci olan Cumhuriyet savcısına

teslim ettim… aldığım DVD’lerin içerisinde söz konusu Balyoz darbe planı

haricinde başkaca askeri harekat planları vardı ancak bunlar bizim tespitimize

göre suç unsuru içermeyen EGEMEN HAREKAT PLANI bulunmaktaydı, bu gerçekten bir

harp oyunudur… valizin içerisinden çıkan EGEMEN HAREKAT PLANINA ilişkin

belgeler haber konusu yapılabilecek belgeler olmadığından ve gizlilik

içerdiğinden bu belge ile ilgili herhangi bir haber yapmadık bunları da

Cumhuriyet savcısına teslim ettik, bu valizin içindeki belgelerin tümünü

inceleme imkanımız zaten olmazdı… bu belgelerden daha önce aldığım kopyaları da

gazetede kendimiz bize lazım olan çıktılarını da aldıktan sonra kırmak

suretiyle imha ettik, valizden herhangi bir belgeyi almadık, daha önceden bize

teslim edilen kopya DVD ve CD üzerinden çıktılarını aldık, ancak yine çıktısını

aldığımız bu DVD ve CD’deki belgelerden EGEMEN HAREKAT PLANINA ilişkin herhangi

bir çıktı almadık haber de yapmadık, bizim açımızdan haber yaptıktan sonra geri

kalan kısmı bizi ilgilendiren bir husus olmayıp Cumhuriyet savcılığını

ilgilendiren hususlar olduğundan bizdeki kopyayı doğal olarak imha etme

ihtiyacı duyduk… ben belgeleri savcılığa teslim ettim varsa bunları çalan

kişileri bulmak benim görevim değil[dir] …”

18. Hâkimliğin 2/3/2015 tarihli ve 2015/109 Sorgu sayılı kararı

ile başvurucunun devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli

kalması gereken bilgileri açıklama ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma

suçlarından tutuklanması talebi reddedilmiş; devletin güvenliğine ilişkin

belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma ve devletin

güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme suçları yönünden ise

tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

“1-) …

Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri

Açıklama suçundan; her ne kadar tutuklanması talep olunmuş ise de; suç tarihinin 20.01.2010 olduğu, 5187 sayılı Basın

Kanununun 26. maddesinde öngörülen sürenin geçtiği, bu sürenin hak düşürücü

süre olduğu, bu aşamada tutuklama tedbirinin ölçülü olmayacağı, anlaşılmakla

TUTUKLAMA TALEBİNİN REDDİNE,

2-) … Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma

suçundan; her ne kadar tutuklanması talep olunmuş ise de;

örgüt kurma suçunun oluşabilmesi için yeterli ve gerekli olan kişi sayısının

henüz tespit edilemediği bir örgütün kurulduğundan ve varlığından

bahsedilebilmesi için bu aşamada gerekli ve yeterli tutuklama tedbirini

gerektirir ölçüde delilin bulunmadığı anlaşıldığından bu aşamada tutuklama

tedbirinin ölçülü olmayacağı, anlaşılmakla TUTUKLAMA TALEBİNİN REDDİNE,

3-) Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri

Tahrip Etme Amacı Dışında Kullanma Hile İle Alma Çalma ve Devletin Güvenliğine

İlişkin Gizli Belgeleri Temin Etme suçlarından tutuklanmasının talep edildiği,

dosya kapsamında mevcut delillere göre; şüphelinin eylemine konu olayın balyoz

darbe planı olarak bilinen plan ve bu plana ilişkin DVD, CD ve belgeler olduğu,

bu belgeler ile birlikte Egemen Harekât Planının da şüphelinin temin ettiğinin

anlaşıldığı, Egemen Harekât Planının ’ÇOK GİZLİ’ gizlilik derecesine ait

olduğu, bu plandaki bilgilerin devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal

yararlar bakımından gizli kalması gereken nitelikte olduğunun anlaşıldığı, yine

bu CD’lerdeki 118 adet gizli belgenin de çalındığının anlaşıldığı, şüphelinin

bir şekilde ele geçirdiği belgelerin kopyası olsa dahi ilgili mercilere teslim

etmek yerine kendisi tarafından imha edildiğinin ifade edildiği, ancak imha

edilip edilmediğinin henüz bilinmediği, bulunamayan gizli belgelerin halen

nerede olduğu, kimin elinde bulunduğu ve ne amaç ile kullanılacağının

bilinmediği, şüphelinin belgeleri aldığını söylediği emekli asker olduğunu

bildirdiği kişinin kim olduğu hususunda henüz bir tespitin yapılamadığı, bu

kişi ile birlikte hareket eden başka kişiler bulunup bulunmadığının da henüz tespit

edilemediği, şüphelinin eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde isnat

edilen Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etme Amacı Dışında

Kullanma Hile İle Alma Çalma, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Belgeleri

Temin Etme suçlarını işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut deliller bulunduğu, bu suçların yasada öngörülen cezalarının alt

ve üst sınırı nazara alınarak; CMK’ nun 100. ve

devamı maddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi

halin bulunmadığı, atılı suç yönünden şüphelinin alabileceği ceza miktarı göz

önüne bulundurulduğunda kaçabileceği yönünde şüphe bulunduğu, soruşturmanın

henüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı bir şekilde ve çok yönlü olarak

soruşturmanın devam ettiği, atılı suçlar yönünden beklenen ceza veya güvenlik

önlemi değerlendirildiğinde ‘ölçülük’ ilkesi uyarınca

daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada

yetersiz kalacağı, kanaatine varıl[mıştır].”

19. İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 13/5/2016 tarihinde

başvurucu hakkında tutukluluğun devamı kararı vermiştir. Kararın gerekçesi

şöyledir:

“...suçlarından

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir delillerin bulunması, atılı suç,

öngörülen ceza miktarı ve soruşturmanın devam etmekte olup delillerin

toplanmamış bulunması dikkate alınarak tutuklanmasına karar verildiği, balyoz

davası olarak bilinen davada İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen

beraat kararı ve gerekçesi dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösterir delillerin bulunduğu ve tutuklama koşullarında şüpheli

lehine değişiklik bulunmadığı ..."

20. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz, İstanbul 9.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/6/2016 tarihli kararı ile “kararın usul ve yasaya uygun olduğu” gerekçesiyle kesin

olarak reddedilmiştir.

21. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı; yürütülen soruşturma

sonucunda 7/6/2016 tarihli iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne

üye olma, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında

kullanma, hile ile çalma, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin

etme, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken

bilgileri açıklama suçlarından cezalandırılması istemiyle dava açmıştır.

22. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2016/218 sayılı

dosyası üzerinden görülen davada, başvurucu yönünden 16/6/2016 tarihinde tensiben "atılı

suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, teknik takip raporları,

iletişim tespit tutanakları, baz istasyonu sinyal kayıtları, arama tutanakları

ve ekleri, ekspertiz raporları, müşteki ifadeleri vs. deliller kapsamında

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren müşahhas deliller bulunması, sanığa

atılı suçların tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarak varsayıldığı, CMK

103/3-a. 11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan oluşu, suçların kanunda

öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması,

sanığın eylemlerinin subüta ermesi halinde sanığa

verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü

olması gibi sebeplerle sanık üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve

etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu" gerekçesiyle

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

23. Başvurucu 20/6/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 2/9/2016, 23/11/2016,

15/2/2017, 10/5/2014, 20/11/2017, 13/9/2017, 4/12/2017, 31/1/2018, 4/5/2018 ve

7/8/2018 tarihli duruşmalarda da benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir.

25. Başvurucu; daha önce 2/3/2015 tarihinde tutuklandıktan sonra

gazetecilik faaliyeti kapsamında yayımlanan bir habere konu belgelerin temin

edildiğinden bahisle suç işlenmediği ve tutuklama nedeni bulunmadığı hâlde

tutuklama kararı verildiği, tutukluluğa ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin kanuni hâkim ilkesine aykırı olup tarafsız ve bağımsız mahkeme

güvencesini sağlamadıkları, kısıtlılık kararı verildiğinden soruşturma

dosyasının incelenememesi ve ayrıca kapalı devre itiraz sistemi bulunması

nedeniyle tutukluluğa itiraz hakkının etkili bir şekilde kullanılamadığı

gerekçeleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarıyla Anayasa Mahkemesine 20/4/2015

tarihinde bireysel başvuruda (B. No: 2015/7231) bulunmuştur.

26. Anayasa Mahkemesi; bu başvuru üzerine 17/5/2016 tarihinde

İkinci Bölümce yapılan inceleme sonucunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim

ilkelerine aykırı olduğuna ve itiraz hakkının etkin olarak kullanılamadığına

ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında tutuklamanın hukuki

olmadığı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

kabul edilebilir olduğuna ancak Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile Anayasa’nın 26. ve

28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal

edilmediğine dair karar vermiştir (Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016).

27. Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla başvurucu hakkındaki yargılama derdest olup başvurucunun tutukluluk

hâli devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri

Kanunu’nun 100. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1)

Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin

bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

29.5271 sayılı Kanun’un 104. maddesi şöyledir:

"(1) Soruşturma ve

kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini

isteyebilir.

(2)

Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim

veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.

(3)

Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya

geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya

Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde

yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen

de verilebilir."

30. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte

üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

31. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

32. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

33. 5237 sayılı Kanun'un

"Devletin güvenliğine ilişkin belgeler" kenar başlıklı

326. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Devletin güvenliğine veya iç veya

dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok

eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa,

bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya

çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis

cezası verilir."

34. 5237 sayılı Kanun'un

"Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme" kenar

başlıklı 327. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış

siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken

bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası

verilir."

35. 5237 sayılı Kanun'un

"Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri

açıklama" kenar başlıklı 329. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış

siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken

bilgileri açıklayan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası

verilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 26/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu; tahliye taleplerinin kabul edilmediğini,

tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu

kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını,

kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz

kalma nedenlerinin gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da

gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, bu süreçte soruşturma işlemlerinin de

özensiz bir şekilde yürütüldüğünü, dolayısıyla somut hiçbir neden gösterilmeden

matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğunun makul süreyi aştığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık görüşünde; soruşturma kapsamı ve mahiyeti,

başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerinin

hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin belirtilmesi bakımından

ilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturma süreçlerinin yürütülmesinde

bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate alındığında başvurucunun

tutukluluk süresinin makul olduğunun değerlendirildiği belirtilmiştir.

Bakanlık, başvurucunun bu bölümdeki iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olduğu görüşündedir.

2. Değerlendirme

39. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

devamına ilişkin kararların gerekçesiz olduğuna ilişkindir. Dolayısıyla

tutukluluk süresinin uzunluğuna yönelen bu bölümdeki iddianın Anayasa'nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

42. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddialarını birçok kararında incelemiş ve anılan kararlarda inceleme yöntemine

ilişkin ilkelerini belirlemiştir (Murat

Narman, B. No:

2012/1137, 2/7/2013, §§ 60-66; Mustafa Ali

Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, §§ 102-106; Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, §§ 64-73; Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§§ 42-61; Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 51-91).

43. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında, bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anılan fıkrada güvence altına alınan makul sürede yargılanmayı ve serbest bırakılmayı isteme haklarının

birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerekir (Murat Narman, § 60; Halas Aslan, § 66).

44. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbest

bırakılmayı isteme hakkı uyarınca, bir ceza soruşturması veya kovuşturması

kapsamında tutuklu olan kişiler ilgili yargı mercilerinden serbest

bırakılmalarına karar verilmesini talep edebilirler. Bu hakkın bir yansıması

olarak 5271 sayılı Kanun'un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, şüpheli

veya sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

salıverilmesini isteyebileceği belirtilmiş; aynı Kanun'un 108. maddesinde de

tutukluluğun soruşturma ve kovuşturma evrelerinde belirli süreleri aşmayacak

şekilde resen incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yargı organlarınca

tutukluluğun her aşamasında gerek kişinin serbest bırakılma talebi üzerine

gerekse resen yapılan incelemelerde tutulmanın meşru nedenlerinin açıklanması

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas Aslan, § 67).

45. Anılan maddede, ayrıca tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı isteme hakkına

sahip olduğu ifade edilmiştir. Genel olarak yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının konusudur. Kişilerin fiziksel hürriyetlerinin

kısıtlanmasına ilişkin güvencelerin belirtildiği (Galip Öğüt [GK], B. No: 2014/5863, 1/3/2017, § 35)

Anayasa'nın 19. maddesine göre öncelikle tutukluluğun makul süreyi aşmaması

gerekir. Bununla birlikte maddenin tutuklu olarak sürdürülen yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılması gerektiğine de işaret ettiği görülmektedir. Hürriyeti

kısıtlanarak yargılanan kişinin yargılamanın makul sürede bitirilmesindeki

menfaati, işin doğası gereği diğerlerine göre daha fazladır. Bu bağlamda

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen tutuklu kişinin makul

sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkına göre daha yüksek

bir koruma sağlamaktadır. Buna göre tutuklu olarak sürdürülen soruşturma ve

kovuşturma süreçlerinin süratle sonuçlandırılması gerekir. Bunun için başta

savcılıklar ve mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, tutuklu olarak

sürdürülen soruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma hakkının

sağladığı güvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekilde

sonuçlandırılması için özenli davranmalıdır. Anılan özen yükümlülüğü; kişinin

hürriyetinden yoksun bırakılmaya devam edilmesinin keyfî olmadığının,

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenin meşru

amacının devam ettiğinin söylenebilmesi için de zorunludur. Bu itibarla tutuklu

kişiler hakkındaki soruşturma/kovuşturma süreçlerinin özenli olarak yürütülmesi

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına alınmıştır (Halas Aslan, §§ 68-71).

46. Diğer taraftan bir ceza soruşturması veya kovuşturması

kapsamında sürdürülen tutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığı öncelikle

tutukluluğa ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir.

Tutukluluğa ilişkin kararların gerekçelerinde, tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunduğunun,

ayrıca tutuklama nedenlerinin

ortaya konulması gerekmektedir. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 101. maddesine

göre de tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye

isteminin reddine ilişkin kararlarda; kuvvetli suç şüphesini, tutuklama

nedenlerinin varlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren

deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilecektir (Halas Aslan, §§ 74, 75).

47. Kuvvetli suç şüphesi, tutuklama için bir ön şart olup

varlığını tutukluluğun her aşamasında korumalıdır. Başlangıçtaki bir tutuklama

için kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya

konulması her zaman mümkün olmasa da (Mustafa

Ali Balbay, § 73) soruşturma/kovuşturma süreci ilerledikçe kişi

hakkındaki suç şüphesini doğrulayacak ya da ortadan kaldıracak delillere

erişilecektir. Bu nedenle belirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun

devamına ilişkin kararlarda, kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun somut

olgularla birlikte açıklanması gerekir. Tutukluluğun herhangi bir aşamasında

kişinin tutuklu olduğu suç yönünden kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular

ortadan kalkmışsa artık tutmanın meşru bir amacının bulunduğu söylenemez (Halas Aslan, § 76).

48. Başlangıçtaki bir tutuklama için Anayasa ve kanunda

öngörülen tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olguların somut olarak

belirtilmesi -işin doğası gereği- her zaman mümkün olamasa da

soruşturma/kovuşturma sürecinde deliller toplandıkça artık delillere etki

edilebilmesi imkânı ortadan kalkmakta ya da zorlaşmaktadır. Ayrıca isnat edilen

suç dolayısıyla belirli bir süre hürriyetinden yoksun kalan ve bu itibarla

yargılama sonunda alınması muhtemel cezanın en azından bir bölümünü

karşılayacak kadar tutulan kimsenin kaçma ihtimalinin başlangıçtakine göre

azaldığı da söylenebilir. Bu nedenlerle belirli bir süreyi aşan tutukluluğa

ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarak belirtilmesi

yeterli değildir (Hanefi Avcı, § 70).

49. Bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı

olarak açıklanması ve bu nedenlerin olayın koşullarında neden zorunlu olduğunun

ortaya konulması gerekir. Tutukluluk devam ettikçe bir taraftan bireye düşen

yükümlülük artarken diğer taraftan tutulmanın dayandığı meşru amaç

zayıfladığından tutukluluğun devamı kararlarında davanın genel durumunun

yanında tutuklu kişinin özel durumu da dikkate alınmalı, bu anlamda tutuklama

nedenleri kişiselleştirilmelidir (Hanefi

Avcı, § 84). Yine söz

konusu kararlarda, tutuklamaya göre temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide

bulunan adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kaldığının da ortaya

konulması gerekmektedir. Tutukluluğun devamı ancak Anayasa'nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrasında "Suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" hükmüyle güvence

altına alınan ve esasında hukukun temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesine rağmen kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkına üstün gelecek şekilde tutmanın adaletin işleyişi

bakımından gerekli olduğunun dayanaklarıyla birlikte açıklanması durumunda

haklı bulunabilir (Halas Aslan, §

78).

50. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir

ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir kişinin tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine

göre değerlendirilmelidir (Murat Narman, § 61).

51. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı;

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).

52. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı

şikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, derece mahkemelerince verilen

tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda açıklanan gerekçeleri

inceleyerek bu gerekçelerin somut olayın özelliklerine göre ilgili ve yeterli

olup olmadığını ve ayrıca yukarıda belirtilen özen yükümlülüğüne uyulup

uyulmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir. Bu denetim sonunda

tutukluluğa ilişkin gerekçelerin başvurucuların hürriyetlerinin kısıtlanmasının

meşru nedenlerinin ortaya konulması bakımından ilgili ve yeterli olmadığı veya

tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma süreçlerinin kamu organlarının

özen yükümlülüğü ile bağdaşmayan tutumları nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine

varılırsa tutukluğun makul süreyi aştığı sonucuna ulaşılacaktır (Halas Aslan, §§ 82, 83).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

53. Somut olayda başvurucu 1/3/2015 tarihinde gözaltına alınmış

ve 2/3/2015 tarihinde İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı ile

tutuklanmıştır. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu sürdürülen

yargılamada başvurucu hâlen tutuklu bulunmaktadır. Başvurucunun gözaltına

alınarak tutuklandığı tarih itibarıyla bireysel başvuruyu inceleme tarihi

arasında geçen suç isnadına bağlı olarak devam eden tutukluluk süresi yaklaşık

olarak 3 yıl 10 aydır.

54. Başvurucu -kamu makamlarınca ve yargı organlarınca darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu değerlendirilen- FETÖ/PDY'nin medya örgütlenmesinde yer aldığı ve örgütün

hiyerarşisi içinde örgüt yöneticilerinden gelen talimatlar uyarınca hareket

ettiği iddiasıyla yürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklanmıştır.

Başvurucunun isnat edilen suçlar yönünden kuvvetli suç şüphesi altında olduğu

sulh ceza hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen tutukluluğun

devamına ilişkin kararlarda açıkça belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesince de

başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı iddiası incelenirken suç

işlediğine dair kuvvetli belirtilerin bulunduğu sonucuna varılmıştır (Mehmet Baransu (2),

§§ 16-135). Başvurucu hakkındaki tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarında

atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasında bulunduğu ifade edilen delillerin içeriği

dikkate alındığında -tutukluluğun ön şartı olan- suç işlendiğine dair kuvvetli

belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak anılan kararların ilgili ve yeterli

olduğu değerlendirilmiştir.

55. Öte yandan sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza mahkemelerinin

tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alan tutuklama nedenlerine

ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde tutuklama kararına konu

suçlara ilişkin olarak başvurucunun alabileceği ceza miktarına göre kaçma

şüphesine, delillerin tam olarak toplanamamasına, isnat edilen suçun 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasında olmasına, suça göre tutuklama tedbirinin ölçülü/orantılı

olmasına, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. §§ 18-20, 22-24).

56. FETÖ/PDY'nin devletin anayasal

kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi

ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi, oligarşik

özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü

yönetmeyi amaçlayan ve bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde

örgütlenen bir terör örgütü olduğu Türk yargı organlarınca kabul edilmektedir

(diğerleri arasından bkz. § 9; Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017 §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586,

11/1/2018, § 10).

57. FETÖ/PDY; bir taraftan başta eğitim ve din olmak üzere

farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunurken

diğer taraftan bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan, bazen de

yasal yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de

kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma

niteliğindedir. FETÖ/PDY, yargı organları da dâhil olmak üzere neredeyse

ülkedeki bütün kurum ve kuruşlarda illegal bir biçimde örgütlenmiştir. Bu

örgütlenmenin başlıca özellikleri hiyerarşi temelinde ve hücre tipi bir

sistemle gerçekleştirilmesi, itaat ve teslimiyet anlayışıyla hareket edilmesi,

kendisine kutsallık atfetmesi ve gizliliği esas almasıdır. FETÖ/PDY mensubu

kamu görevlilerinin devlete olan sadakati, yapılanmaya olan sadakatinden sonra

gelmekte hatta onun karşısında bir değer ifade etmemektedir. Dolayısıyla bu

kişiler, devletin amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda

faaliyette bulunmaktadırlar. FETÖ/PDY'nin kamu kurum

ve kuruşlarındaki faaliyetlerinin temel özelliği, kamusal bir faaliyetin

görünürde bu faaliyeti gerçekleştirmeye yetkili bir kamu görevlisi eliyle

yerine getirilmesi ancak bu faaliyetin gerçekte ilgili kamu görevlisinin

iradesiyle değil kamu görevlisinin kamusal hiyerarşinin dışında bağlı olduğu

yapılanmadaki üstünün (abi/imam) iradesiyle vuku bulmasıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26). FETÖ/PDY'nin medya organlarındaki örgütlenmesinin de bu temelde

olduğu, FETÖ/PDY mensuplarına yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik

telkin ve talimatların örgüt içindeki üstlerince büyük bir gizlilik içinde

iletildiği bilinmektedir (bkz. §§ 9, 10).

58. Başvurucuya isnat edilen suçlamaların niteliği, başvurucunun

üyesi olduğu iddia edilen terör örgütünün (FETÖ/PDY'nin)

yukarıda ifade edilen örgütlenme biçimi ve işleyişi, soruşturma/kovuşturma

konusu edilen olayların özellikleri birlikte dikkate alındığında tutukluluğun

devamı kararlarındaki gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve

tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla

tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi

itibarıyla ilgili ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

59. Diğer taraftan soruşturma mercilerince, darbe teşebbüsünün

başlamasıyla birlikte doğrudan darbe teşebbüsüyle bağlantılı eylemlere veya

FETÖ/PDY'nin -yargı organları da dâhil olmak üzere-

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına ve faaliyetlerine yönelik

olarak da soruşturmalar yapılmış ve bu soruşturmalar çerçevesinde çok sayıda

kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır. Anılan türdeki

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre daha zor ve karmaşık olduğu

hatırda tutulmalıdır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 52).

60. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin medya

örgütlenmesine yönelik olarak yürütülen soruşturmada, yapılanmanın sorumlu

sivil yöneticilerinin (imamlarının) tespitine ve yapılanmaya mensup olduğu

değerlendirilen -başvurucunun da aralarında bulunduğu- medya mensupları ile bu

sivil yöneticiler arasındaki ilişkiye dair araştırmalar yapılmıştır. Bu

kapsamda aynı gazetede görev yapmış olan bazı şüpheli ve tanıkların beyanlarına

başvurulmuş, ayrıca başvurucu da dâhil olmak üzere FETÖ/PDY ile bağı olduğu

değerlendirilen sorumlu yöneticilerinin (imamlarının) telefon sinyal

bilgilerinin uyuşup uyuşmadığına yönelik araştırmalar yapılmıştır.

61. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

sonunda başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, devletin

güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile

çalma, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, devletin

güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri

açıklama suçlarından düzenlenen iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince

kabul edilmiş ve kovuşturma aşaması başlamıştır (bkz. § 21).

62. Başvurucunun üyesi olduğu iddia edilen örgütün özellikleri,

bu örgütün yargıdaki yapılanmasının boyutu ve faaliyetlerinin niteliği, bu

türdeki soruşturmaların yürütülmesinin -diğer soruşturmalara göre- zorluğu, her

bir aşamada elde edilen bulguların yeni birtakım araştırmalar yapmayı

gerektirebilmesi, başvurucu hakkındaki soruşturmada örgütle bağı olduğu

değerlendirilen diğer kişilerin kullandıkları farklı iletişim araçlarındaki

olguların her bir kişi yönünden tespit ve değerlendirilmesi zorunluluğunun

bulunması, çok sayıda kişinin uzun bir süreçteki telefon sinyal bilgilerinin

eşleştirilmesi gibi toplanması güç delillerin bulunması dikkate alındığında

genel olarak soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin yürütülmesinde bir

özensizlik gösterildiği tespit edilmemiştir.

63. Öte yandan tutuklanmasından sonra başvurucu hakkında

iddianame hazırlanıp 7/6/2016 tarihinde Mahkemeye sunulmuştur. Mahkemece

16/6/2016 tarihinde tensip incelemesi yapılmış ve duruşma aşamasına geçilmiştir.

Bu duruşmalarda; taraf beyanlarının alınması, tanıkların dinlenmesi,

savunmasını hazırlaması için başvurucuya süre verilmesi, yazılan talimat

cevaplarının beklenmesi, dijital materyaller hakkında teknik incelemelerin

yapılması, Mahkemece ve taraflarca yapılması istenen araştırma ve incelemelerin

yapılması gibi işlemlerin yapıldığı görülmektedir. Buna ilişkin duruşmalar

2/9/2016, 23/11/2016, 15/2/2017, 10/5/2014, 20/11/2017, 13/9/2017, 4/12/2017,

31/1/2018, 4/5/2018 ve 7/8/2018 tarihlerinde yapılmıştır. Bu itibarla mağdur ve

sanık sayılarının çokluğu ile eylemlerin karmaşıklığı da dikkate alındığında

genel olarak soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin yürütülmesinde bir

özensizlik gösterildiği tespit edilememiştir.

64. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin

belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturma

sürecinin yürütülmesinde bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate

alındığında yaklaşık 3 yıl 10 aylık tutukluluk süresinin makul olduğu sonucuna

varılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın ve 19. maddesinin yedinci

fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

B. İfade ve Basın

Özgürlüklerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

66. Başvurucu; hiçbir şiddet unsuru gösterilmeden, tamamen ifade

özgürlüğü kapsamında kalacak şekilde, sadece bir gazete haberine dayanılarak

suçlandığını ve tutuklandığını, ifade özgürlüğü kapsamındaki haberleri

nedeniyle hakkında yöneltilen suçlamalarla ceza yasalarının kötü niyetli ve

keyfî yorumlandığını belirterek ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

67. Başvurucu, bu şikâyetlerini 20/4/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine (Mehmet Baransu

(2)) yaptığı bireysel başvuruda da dile getirmiştir. Dolayısıyla

Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar verilen söz konusu başvuruda bu

şikâyetler incelenmiş olduğundan (bkz. §§ 25, 26) bu iddialar yönünden ayrıca

bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında tutukluluğun

makul süreyi aştığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

26/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

Mehmet

BARANSU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/11380, 26 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. İfade ve Basın
  10. A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında tutukluluğun
  11. B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak
  12. D. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Akıncı
  15. Topal
  16. M. Emin KUZ
  17. Başpınar
  18. Baransu
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/11380
Tarih
26 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2015/1067)
  • Tevfik Çetin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16917)
  • Seyfi Polat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/209)
  • Şahin Demir Başvurusu (B. No: 2016/50524)
  • Nazım Ural Başvurusu (B. No: 2018/6302)
  • Mehmet Erol Alsan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31768)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.