İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Beşir Arda Başvurusu (B. No: 2017/15460)

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma sebebiyle açılan kısmi davada

Başvuru No2017/15460Tarih8 Eylül 2020Okuma37 dk · 7.398 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Beşir Arda Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/15460
R.G. Tarih ve Sayı
16/10/2020-31276
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.398 kelime·37 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma sebebiyle açılan kısmi davada

kesin delil niteliği kazanan olgunun açılan ek davada dikkate alınmaması

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/3/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka

Planı

8. Başvurucu Mehmet Beşir Arda 1938 doğumlu olup Adıyaman

merkezde ikamet etmektedir.

9. Başvurucunun Adıyaman'ın Merkez ilçe Eskisaray Mahallesi'nde

kâin, toplam büyüklüğü 2.184,95 m² olan, 2007 ada 3 parsel numaralı arsa

niteliğindeki taşınmazının 1.249,75 m²lik kısmı üzerinden kamulaştırma

yapılmadan veya idari irtifak tesis edilmeden

1986 yılında enerji nakil hattı geçirilmiştir.

10. Başvurucu 3/8/2012 tarihinde Türkiye Elektrik İletim Anonim

Şirketi (TEİAŞ) aleyhine Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Başvurucu; dava

dilekçesinde taşınmazının ortasından yüksek gerilim enerji nakil hattı

geçtiğini, bu hat nedeniyle taşınmazın işletme bütünlüğünün bozulduğunu,

üzerinde çalışma yapılmasının hayati tehlike riskini artırdığını ifade

etmiştir. Dilekçede arıza ve periyodik bakımlar nedeniyle ekili ürüne zarar

verildiğini, taşınmaz üzerinde güvenli tarım yapılamadığını, bu nedenle

taşınmazın tümünde kıymet düşüklüğü meydana geldiğini belirtmiştir. Son olarak

kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaz üzerinden geçirilen enerji nakil hattı

nedeniyle pilon yeri bedeli ve irtifak hakkı karşılığı olarak -fazlaya ilişkin

talep ve dava hakkı saklı kalmak koşuluyla- 1 TL'nin ödenmesine karar

verilmesini talep etmiştir.

11. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu 12/2/2013 tarihli dilekçeyle

fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davanın değerini 220.000 TL olarak

ıslah etmiştir.

12. Davalı idare ise savunmasında davanın usulden reddedilmesi

gerektiğini, dava konusu taşınmaz üzerinden enerji nakil hattı geçmesinin dava

konusu taşınmazın değerinde bir azalmaya yol açmadığını ve kullanımını

etkilemediğini ileri sürmüştür.

13. Mahkemece 11/12/2012 tarihinde bilirkişilerle keşif

yapılmıştır. İnşaat ve elektrik mühendisi dört bilirkişi tarafından hazırlanan

raporda öncelikle emsal alınması gereken satış bedeli tespit edilmeye

çalışılmıştır.

14. Bilirkişi raporunda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:

i. Emsal teşkil ettiği değerlendirilen taşınmazın beher m²

fiyatı 353,82 TL olarak hesaplanmıştır. Emsal taşınmazın satışının 2/8/2012

tarihinde gerçekleştiği, dava tarihinin ise 3/8/2012 olduğu açıklanmıştır.

Emsal taşınmazın dava tarihindeki değeri toptan eşya fiyat endeksi kullanılarak

353,82 TL/m² olarak hesaplanmıştır.

ii. Emsal taşınmaz ile başvurucunun taşınmazının hâlihazırda

belediyenin altyapı hizmetlerinden yararlandığı vurgulanmıştır. Taşınmazın 2012

yılı için m² fiyatının 28,62 TL iken emsal taşınmazın 2012 yılı için m²

fiyatının 34,36 TL olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu nedenle emsal parselin

taşınmazdan 1/3 kat daha değerli olduğu kanaatine varılmıştır. Buna göre

başvurucunun taşınmazının m² fiyatı 235,88 TL olarak açıklanmıştır.

iii. İrtifak nedeniyle taşınmazın değerinin toplamda %57,19

oranında azaldığı, irtifak bedelinin ise 293.770,02 TL olduğu sonucuna

ulaşılmıştır. Ancak yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre arsa vasfındaki

taşınmazlar için değer düşüklüğü oranının %50'yi geçemeyeceği dikkate

alındığında irtifak bedelinin 257.693 TL olduğu kanaatine varıldığı

belirtilmiştir.

iv. Sonuç olarak toplam 2.184,95 m² büyüklüğündeki taşınmazın

1.249,75 m²sine el atılması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalma

dikkate alınmış ve ödenmesi gereken tazminat 257.693 TL olarak belirlenmiştir.

15. Mahkeme 12/2/2013 tarihinde ıslah dilekçesini de gözeterek

davanın kabulü ile bilirkişi raporunu hükme esas almış, 220.000 TL tutarındaki

maddi tazminatın davalı idareden alınarak başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir. Mahkeme ayrıca taşınmazın 1.249,75 m² büyüklüğündeki kısmı yönünden

irtifak hakkı tesisine ve bu kısmın idare adına tapuya tesciline hükmetmiştir.

Kararda, emsal taşınmaz ile başvurucuya ait taşınmazın dava tarihi itibarıyla

emlak rayiç bedelinin birbirine yakın olması nedeniyle bilirkişi raporunun

denetime elverişli olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Ayrıca bilirkişi

raporunda, tamamı başvurucuya ait olan 2.184,95 m² büyüklüğündeki taşınmazın

1.249,75 m²lik kısmı üzerinde TEİAŞ Genel Müdürlüğü adına yüksek gerilim enerji

nakil hattı geçirilmesi nedeniyle daimî

irtifak hakkı tesisi gerekeceği belirtildiği ifade edilerek ıslah talebi

doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiği açıklanmıştır.

16. Kararın idarece temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi

(Daire) 3/10/2013 tarihli kararıyla taleple bağlı kalınarak karar verildiği

hâlde gerekçe bölümünde kabul edilen tazminat miktarının açıkça belirtilmemesi

ve vekâlet ücretinin maktu olarak hüküm altına alınmaması gerekçeleriyle kararı

bozmuştur. Daire aynı kararda; alınan bilirkişi raporunun kanuna uygun

olduğunu, arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer

biçilmesinde ve irtifak hakkı bedelinin tespitinde isabetsizlik bulunmadığını

belirtmiştir.

17. Bozma kararına uyan Mahkeme 20/2/2014 tarihinde kamulaştırma

bedeline, ilk kararda olduğu gibi tescile ve maktu vekâlet ücretine

hükmetmiştir.

18. İdarenin kararı temyizi üzerine Daire, temyiz nedenlerinin

bozma ile kesinleşen yönlere ilişkin olduğunu belirterek hükmün onanmasına

karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi üzerine Daire 14/5/2015

tarihli kararında nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek

vekâlet ücreti yönünden hükmü düzelterek onamıştır. Karara karşı idare

tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmamıştır.

B. Başvuruya Konu Ek

Tazminat Davası Süreci

19. Başvurucu, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğunu

belirterek açtığı ilk tazminat davasında taleple bağlı kalınarak 220.000 TL'ye

hükmedildiğini ve anılan yargılama esnasında alınan bilirkişi raporlarında

tazminat miktarının 257.693 TL olarak hesaplandığını ifade ederek 37.693 TL'nin

ilk dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi

istemiyle Adıyaman 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) ek dava açmıştır.

Mahkeme 17/11/2016 tarihinde eldeki davanın ilk davanın devamı niteliğinde

olduğu, dava konusu taşınmaza yönelik kamulaştırmasız el atma iddiasının ve el

atma bedelinin kesinleşmiş hüküm ile ispatlandığı, başvurucunun ilk davada

sunduğu ıslah dilekçesinde fazlaya ilişkin talep ve dava hakkını saklı tuttuğu

gerekçeleriyle davanın kabulüne karar vermiştir.

20. TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından bu karara karşı istinaf

yoluna başvurulmuştur. İstinaf dilekçesinde özetle;

i. Bilirkişi raporunda, arsa için tespit edilen 235,88 TL birim

m² fiyatının rayiç bedellere göre çok fazla olduğu ifade edilmiştir.

ii. Asıl dava dosyasında taşınmazın değer kaybının %57,19 olarak

belirlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu açıklanmıştır.

iii. Asıl dava dosyasında bilirkişi raporunda emsal olarak

Eskisaray Mahallesi'nden bir taşınmaz alınması gerekirken Yeni Sanayi

Mahallesi'ndeki 900 ada 92 parsel sayılı taşınmazın emsal alınmasının usul ve

yasaya aykırı olduğu vurgulanmıştır.

iv. Asıl dava dosyasının bilirkişi raporunun hatalı

hazırlandığı, bilirkişi raporundaki irtifak değer düşüklüğü hesaplamasının

emsal Yargıtay kararları doğrultusunda yapılması gerektiği belirtilmiştir.

v. Kurumun fiilî el atma tarihinde imar planı bulunmadığından

taşınmazın arsa özelliğini taşımamakta olduğunun, taşınmazın fiilî el atma

tarihindeki durumunun dikkate alınması gerektiğinin altı çizilmiştir.

vi. Bilirkişi raporunda irtifak hakkı yerine tamamen zemin

kamulaştırma bedelinin hesaplandığı öne sürülmüştür.

vii. Davaya konu taşınmazdan geçirilen enerji nakil hattının

mevzuata uygun olduğuna, başvurucu açısından herhangi bir tazminatı gerektirir

zarar bulunmadığına dikkat çekilmiştir.

21. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 30/1/2017

tarihinde istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine kesin olarak karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde;

i. Kısmi davadaki bilirkişi raporunda irtifak değer düşüklüğü

oranının hatalı olarak belirlendiğine ve hesaplandığına yönelik olarak öne

sürülen istinaf sebebi dışındaki istinaf itirazlarının kısmi davadaki hükmün

tespite ilişkin bölümünün kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle yerinde olmadığı

kanaatine varılmıştır.

ii. Kısmi davadaki bilirkişi raporunda irtifak değer düşüklüğü oranının

hatalı olarak belirlendiğine ve hesaplandığına yönelik olarak öne sürülen

istinaf itirazının ise üzerinde durulması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre

tartışılması gereken husus kısmi davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını

teşkil eden bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümünün açılan ek

davada mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin bir delil mahiyetinde olup

olmadığıdır.

iii. Her dava, kural olarak tespit ve eda olmak üzere iki

kısımdan oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada

kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın

tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır. Öğreti ve

yargısal uygulamada; kısmi davanın retle sonuçlanması hâlinde tüm alacak hakkında

kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava kısmen kabul kısmen retle sonuçlanırsa her

iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse

de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul

edilmiştir.

iv. Eş söyleyişle kısmi dava sonunda örneğin davalının borcu

ödemeye mahkûm edilmesi ya da kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar

verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da

yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin

tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın

tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.

Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin

bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık

tartışılamaz hâle gelmiştir. Zira kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu

yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak

bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca

doğrudan doğruya (resen) gözönünde tutulmalıdır. Kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek dava

yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kural

olarak kabul edilmiştir.

v. Bilirkişi raporu takdirî delillerden olup kısmi davada

alacağın dava edilen miktar kadar olduğunu ispat için yeterlidir. Bilirkişi

raporunun kazanılmış hak teşkil etmesi verildiği ilk davada hükmedilen miktar

için olup daha önce açılan kısmi davada alınan bilirkişi raporu, sonradan

açılan ek davada hâkimi bağlamaz. Kısmi davanın tespite ilişkin bölümü kesin

hüküm oluştururken karara dayanak alınan bilirkişi raporu kesin delil hâline

gelmez. Açılan ikinci davaya konu edilen alacağın miktarının davacı tarafça

kanıtlanması gerekir. Bu nedenle ilk davada alınan bilirkişi raporu ikinci

davada talep edilen alacağın miktarının ispatı için mutlak olarak yeterli

sayılmaz. Kısmi davadaki bilirkişi raporu kesin delil niteliğinde olmadığı için

bu raporun esas alındığı ek davada verilen karara karşı davalı vekilince

yapılan istinaf başvurusunda bilirkişi raporuyla ilgili yapılan itirazların

incelenmesi imkânı vardır. Bu nedenle de eldeki dosyada davalı vekilinin açık

istinaf sebepleri doğrultusunda ilk davadaki bilirkişi raporunun denetlenmesi

cihetine gidilmiştir.

vi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E.2013/7-1728, K.2015/1036

sayılı kararında da belirtildiği üzere kısmi davada alınan bilirkişi

raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide

gerek yargısal uygulamada genel prensip olarak kabul edilmiştir. Ne var ki

kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz

konusu yapılıp tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını

ortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim

yolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak

değerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki bilirkişi

raporlarının takdirî delil olduğu kural ise de somut olay özelliklerine göre

kesin delil niteliği alabileceği de gözardı edilmemelidir.

vii. Somut olay bu açıdan da değerlendirildiğinde kısmi davada

kesinleşen hükme esas alınan raporun tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp

tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak

şekilde kesinleştiğini söylemek de mümkün değildir. Çünkü TEİAŞ Genel

Müdürlüğünün istinaf talebinde açıkladığı bilirkişi raporundaki hataları, kısmi

davadaki ilk temyiz dilekçesi olan 11/3/2013 tarihli temyiz dilekçesinde

ayrıntılı olarak belirtmemiş; bu temyiz dilekçesi üzerine bozma kararı farklı

sebeplerden verilmiştir. Bozma sonrası verilen ikinci karara karşı idarenin

yaptığı 27/3/2014 tarihli ikinci temyiz başvurusunda bilirkişi raporundaki irtifak

değer düşüklüğü oranıyla ilgili hataların ayrıntılı olarak belirtildiği Daire

kararında davalı idare vekilinin temyiz nedenlerinin bozma ile kesinleşen

yönlere ilişkin olduğu belirtilerek yani rapora karşı yaptığı bu ayrıntılı

itirazlar ve temyizi incelenmeksizin onama kararı verildiği görülmüştür.

Dolayısıyla da kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan raporun tümüyle

inceleme ve itiraz konusu yapılamadığı, bu nedenle somut olayın özelliklerine

göre de kesin delil niteliğini kazanmadığı, takdirî delil niteliğindeki

bilirkişi raporuyla ilgili istinaf itirazlarının değerlendirilebileceği sonuç

ve kanaatine varılmıştır.

viii. Kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan bilirkişi ek

raporuyla ilgili yapılan istinaf itirazları incelendiğinde bilirkişi raporunda

irtifak değer düşüklüğü oranı belirlenirken bir kısım hesap ve değerlendirme

hatasının yapıldığı, bu yöne münhasır olarak idarenin istinaf itirazının

yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

ix. Yargıtay uygulamalarında üzerinde irtifak hakkı kurulmuş

olan taşınmazda bu irtifak nedeniyle oluşacak değer düşüklüğünün (taşınmazın

cins ve niteliğine uygun kullanımı önemli ölçüde etkileyen özel bir durum

yoksa) irtifaktan etkilenen alanın mülkiyet değerinin arazide en fazla %35’ini,

arsada ise en fazla %50’sini geçmeyeceği açıklanmıştır.

x. İrtifak alanı 1.249,75 m² olan taşınmazın toplam alanı

2.184,95 m² olduğuna göre ayrıca arsa niteliğindeki taşınmazlarda değer

düşüklüğünün en fazla %50 olabileceği dikkate alınıp hesaplama doğru şekilde

yapıldığında (1.249,75x%50/2.184,95=) 0.28599 oranına ulaşılmakta yani irtifak

nedeniyle değer düşüklüğü oranının en fazla %28,59 olabileceği ortaya

çıkmaktadır. İrtifak bedeli, bu değer düşüklüğü oranı üzerinden hesaplandığında

ise irtifak bedelinin (%28,59x2.184,95x235,88=) 147.348,85 TL olduğu sonucuna

varılmaktadır. Bu durumda başvurucunun kısmi ve ek davada toplam olarak talep

edebileceği (irtifak bedeli) miktar 147.348,85 TL'dir. Başvurucu tarafından

3/8/2012 tarihinde Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/31 Esas sayılı

dosyasında açılan kısmi davada 220.000 TL irtifak bedeli alındığına göre ek

davada davacının hak ettiği bir miktar kalmamakta, dolayısıyla da ek davanın

reddine karar verilmesi gerekmektedir.

xi. Ancak ilk derece mahkemesince yanılgılı değerlendirmeyle

bilirkişi raporundaki hatalı hesaplama esas alınarak ek davanın da kabulüne

dair karar verilmiştir. İdarenin açıklanan bu yöne münhasır olmak üzere

bilirkişi raporuna ve rapor esas alınarak ek davanın kabulüne dair karara karşı

itirazları ve istinaf talebi yerindedir.

22. Nihai karar 9/2/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 13/3/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

24. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz

malın idare adına tescili” kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve

taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar

verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren

en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın

malikine … bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de

tebliğ olunur.

…

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrası

için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan bilirkişiler

marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini tespit için

mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin

beyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz

malın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde mahkemeye verirler.

Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara tebliğ eder. Yapılacak

duruşmaya hakim, taraflar veya vekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu

duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsa itirazları dinlenir ve

bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde

gerektiğinde hakim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir

bilirkişi kurulu tayin edilir ve hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya

raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir

kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz

mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir. … İdarece,

kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına … dair makbuzun ibrazı

halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma

bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve

paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların

bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md)

Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde

sonuçlandırılamaması halinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden

itibaren kanuni faiz işletilir.

…”

25. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırma

bedelinin tespiti esasları” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“15 inci madde uyarınca oluşturulacak

bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere

mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten

sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a) Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü,

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve

unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d)Varsa vergi beyanını,

e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca

yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın

kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması

halinde getireceği net gelirini,

g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki

özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, (…)(2) resmi birim fiyatları ve

yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif

ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu

unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da

dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz

malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer

artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr

dikkate alınmaz.

...”

26. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Belirsiz alacak ve tespit

davası" kenar başlıklı 107. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Davanın açıldığı

tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak

belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu

hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek

suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat

sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin

mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın

davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir."

27. 6100 sayılı Kanun'un "Kapsamı

ve sayısı" kenar başlıklı 176. maddesi şöyledir:

“(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul

işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.

(2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah

yoluna başvurabilir.”

28. 6100 sayılı Kanun'un

"Islahın zamanı ve şekli" kenar başlıklı 177. maddesi

şöyledir:

“(1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar

yapılabilir.

(2) Islah, sözlü veya yazılı olarak

yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya

ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu

yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek

amacıyla karşı tarafa bildirilir".

29. 6100 sayılı Kanun'un

"Islahın etkisi" kenar başlıklı 179. maddesi şöyledir:

“(1) Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği

noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu

doğurur.

(2) Ancak ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi

rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya

henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini

ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslah

ile geçersiz kılınamaz.

(3) Şu kadar ki, ıslahtan sonra yapılacak

tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar

da yapılmamış sayılır."

2. Yargıtay Kararları

30. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/3/2015 tarihli ve

E.2014/4-840, K.2014/837 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“...Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne

gelen uyuşmazlık; kısmi davada alınan rapor ve verilen kararın eldeki ek davaya

etkisinin ne olacağı ve buna göre yeniden bilirkişi incelemesi yapılarak rapor

alınması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Hemen burada, kısmi dava ve ek davanın etkisi

üzerinde durulmalıdır.

Her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve

eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması halinde önceden açılan

davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci

davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.

Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın

redle sonuçlanması halindetüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı kısmi dava

kısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm

oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan

ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir.

Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının

borcu ödemeye mahkum edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine

karar verilmiş olması halinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya

da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin

tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın

tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.

Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi

davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada

davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir. Zira, kesin

hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve

inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine

ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan doğruya (resen) göz önünde

tutulmalıdır.

Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olması

halinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse kısmi dava ile ek

dava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanın

sonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü, kısmi dava tamamen veya

kısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek,

kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek dava

için kesin hüküm teşkil edecektir.

Açıklanan hususlar Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunun 15.02.1980 gün ve 1980/9-73 E. 1980/186 K., 02.06.1982 gün ve

1981/11-1130 Esas 1982/549 Karar ve 09.11.1988 gün ve 1988/15-572 Esas 1988/898

K. sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır.

Kısmi davada alınan ve kesinleşen hükmün

dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümünün

açılan ek davada mahkemeyi bağlayacak nitelikte bir kesin delil mahiyetinde

olup olmadığı konusundaki uyuşmazlığa gelince;

Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişi

raporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide

gerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşen

hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp, tüm yargısal

denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekilde

kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulü

kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesi

gerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki, bilirkişi raporlarının takdiri delil

oldukları kural ise de somut olay özelliklerine göre kesin delil niteliği

alabilecekleri de göz ardı edilmemelidir.

Nitekim, somut olayda da davacı tarafından

davalı aleyhine açılmış bulunan ve yukarıda ayrıntıları ile safahatı açıklanan

kısmi dava taleple bağlı kalınarak sonuçlanmış; böylece davaya dayanak alınan

hukuki ilişkinin varlığı saptanarak, davalının sorumluluğu da kesinleşen bu

hükümle tespit edilmiştir. Bu kararın tespite ilişkin bölümünün sonradan açılan

eldeki ek dava için kesin hüküm oluşturacağında kuşku bulunmamaktadır.

Bu aşamada Mahkemece ilk davada taleple bağlı

kalınarak hükmedilen kısımdan arta kalan kısım için açılan ek davada ilk dava

aşamasında kesinleşen olgular kararın tespit bölümü yönünden kesin hüküm

oluştururken, karara dayanak alınan bilirkişi raporunun da kesin delil haline

gelip gelmeyeceği hususu açıklığa kavuşturulmalıdır.

Davalının sorumluluğunu tespit eden bu kesin

hükmün içeriği, dosya safahati ve özellikle hükmüne uyulan bozma ilamları ile

kısmi davada verilen hükmü onayan daire kararının kesinleşen olguların inceleme

konusu yapılamayacağı gerekçesi karşısında, kısmi davada hükme dayanak alınan

bilirkişi raporundaki tespitler de gerek davacı gerek davalı yönünden

kesinleşerek bağlayıcı hal almıştır.

Özellikle, davalı tarafın kısmi davada verilen

son kararı temyizinde bilirkişi raporuna yönelik temyiz itirazları, daha önce

hükmüne uyulan bozma ilamları içeriğine göre kesinleştiği ifade edilerek

reddedilmiş, karar onanmış; böylece kesinleşen kısmi davada hükme esas alınan

rapor davalı yönünden kesinleşmiştir. Davacı ise raporlara itiraz etmemekle

burada ortaya konan tazminat miktarı ile kendisini bağlamıştır. Taraflar

açısından kesinleşen bu hususların yeniden inceleme konusu yapılması hukuken

olanaklı değildir.

Zira kısmi davada alınan raporlar yargısal

denetimler sırasında değerlendirilmiş; sonra açılacak davada halledilecek bir

yön bırakılmadan raporlarla ilgili ayrıntılı değerlendirmelerle bozma nedenleri

ortaya konulmuş; bozma ilamına uyularak ve gerekleri yerine getirilerek

oluşturulan mahkeme kararı da bu kesinleşme olgusu da ifade edilerek

onanmıştır. Kısmi davadaki raporlara davalı itiraz etmiş; bu itirazlarını

temyiz isteklerine de konu etmişse de bunlar Özel Dairece incelenerek sonuçta

hükmüne uyulan ilamlar çerçevesinde ve alacağın tamamının miktarını da ortaya

koyan ancak taleple bağlı kalarak verilen mahkemenin kabul kararı onanarak

kesin halini almıştır. Kısmi dava için açıklanan şekilde oluşturulan mahkeme

hükmü ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde toplam alacak miktarının da

ortaya konulduğu ancak taleple bağlı kalınarak karar verildiği belirgindir.

Görülmektedir ki, somut olayda, kısmi davada

alınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun kısmi

dava tutarını aşan bölümü de açılan eldeki ek dava yönünden hem tarafları hem

de mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin bir delil mahiyetini almış; kısmi

davada kesinleşen bu rapor içeriği de dayanak alınarak hükme varılmıştır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında

bir kısım üyelerce kısmi davada alınan bilirkişi raporu içeriğinin ve raporda

tespit edilen miktarın, kısmi davada bilirkişi raporunun irdelenmemesi

nedeniyle eldeki ek dava yönünden bağlayıcı kabul edilmesinin mümkün olmadığı;

alacak miktarının belirlenmesi için mahkemece yeniden bilirkişi incelemesi

yaptırılması gerektiği; kesin hüküm veya kesin delilin ancak ilk davada talep

edilen miktar için sözkonusu olabileceği gerekçeleriyle mahkeme kararının Özel

Daire bozma kararı doğrultusunda bozulması gerektiği görüşünü dile getirilmiş

ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

O halde, Mahkemenin kısmi davada tespit edilen

olgularla kendisini bağlı kabul etmesi ve ayrıca taraflar açısından da

bağlayıcı hale gelen kısmi davadaki rapor içeriğini ve raporda tespit edilen

miktarı hükmüne dayanak alması yukarıda açıklanan nedenlerle usul ve yasaya

uygun olup, direnme kararının açıklanan nedenlerle onanması

gerekmiştir..."

B. Uluslararası Hukuk

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Kahyaoğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No:

37203/05, 31/5/2016, §§ 4-19) kararına konu olayda, başvurucuların taşınmazının

bir bölümü üzerinden kamulaştırma yapılmaksızın veya kamu irtifakı tesis

edilmeksizin enerji nakil hattı geçirilmiştir. Başvurucular tarafından

kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davasında mahkeme bilirkişi

görüşüne başvurmuş ve bilirkişi, taşınmazın bir bölümünün üzerinden enerji

nakil hattı geçirilmiş olması dolayısıyla değerinin %9 oranında azaldığını

kabul ederek tazminat hesaplamıştır. Ancak mahkemece, Yargıtay kararlarında

kamu irtifakı kurulması nedeniyle taşınmazda oluşacak değer düşüklüğünün

taşınmazın toplam değerinin %2'sini geçemeyeceğinin belirtildiği gerekçe

gösterilerek zararın taşınmaz değerinin %2'siyle sınırlı olduğu sonucuna

ulaşılmıştır. Mahkeme, bu görüşten yola çıkarak bilirkişi raporundaki tespite

rağmen taşınmazın değerinin %7'sine isabet eden tazminat istemi yönünden davayı

reddetmiş ve söz konusu karar Yargıtay tarafından onanmıştır.

33. AİHM, bilirkişi raporunda taşınmazda oluşan değer kaybı

taşınmazın gerçek değerinin %9'u olarak tespit edildiği hâlde yerel mahkemenin

Yargıtay içtihadından hareketle zarar miktarını taşınmaz değerinin %2'si ile

sınırlandırdığına işaret ettikten sonra yargı mercilerince bunun gerekçesinin

açıklanamadığını vurgulamıştır. AİHM, Yargıtayın farklı durumların gözönünde

bulundurulmasını dışlayan katı yorumu nedeniyle başvurucuların taşınmazının

değerinin %7'sine tekabül eden zararlarının karşılanamadığını belirtmiş ve

bunun da kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki adil dengeyi bozduğunu ifade

ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Kahyaoğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 33-40).

34. Kutlu ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 51861/11, 13/12/2016) kararında da

kamulaştırılan bir taşınmazın bilirkişi raporunda objektif değer artışının %40

oranında belirtilmesine rağmen derece mahkemelerince %25 olarak belirlenmesi

mülkiyet hakkı bağlamında incelenmiştir. AİHM; derece mahkemelerinin bilirkişi

raporundaki sonuçların gözardı edilmesinin nedenlerini somut ve yeterli

gerekçelerle açıklaması gerektiğini, somut olayda ise gözönünde bulundurulacak

ölçütlerin basit bir anlatımının mahkemece değer düşüklüğü oranının %25 ile

sınırlandırılmasına yol açan kriterlerin neden ve nasıl dikkate alındığı

belirtilmediği için yeterli bir gerekçe olarak kabul edilemeyeceğini

belirtmiştir. AİHM; sonuç olarak tazminat miktarının belirlenme şeklinin söz

konusu miktarın maruz kalınan zarara makul bir şekilde uygun olduğunu belirtmeye

imkân vermediği gerekçesiyle ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine karar vermiştir (Kutlu ve

diğerleri/Türkiye, §§ 62-76).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu, kendisi tarafından açılan kamulaştırmasız el

koymadan kaynaklı tazminat davasının Yargıtay aşamasından geçerek

kesinleştiğini dile getirmiştir. Başvurucuya göre kesinleşmiş hüküm ve

bilirkişi raporu bulunmasına rağmen açılan ek davanın reddedilmesi, usule

ilişkin kazanılmış hakkın ortadan kaldırması anlamına gelmektedir. Başvurucu,

kesin delilin ve önceki mahkeme kararlarının yok hükmünde sayılmasının

hakkaniyete aykırı olduğunu öne sürmüş; bu gerekçelerle eşitlik ilkesi ile adil

yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

37. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı

35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

38. Anayasa'nın "Kamulaştırma"

kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu

yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,

özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla

gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme

süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan

doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.

İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları

için öngörülen en yüksek faiz uygulanır. "

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özünün kamulaştırma

bedelinin miktarına ilişkin olduğu gözetildiğinde şikâyetlerin tümünün mülkiyet

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Başvurucunun kamulaştırmasız el atma bedelinin tespitine

ilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığından ve başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığından kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı ile

Müdahalenin Varlığı ve Türü

41. Başvuru konusu olayda ilgili taşınmaz, başvurucu adına

tapuda kayıtlı olduğundan mülkün varlığında bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu

taşınmazın 1.249,75 m² yüz ölçümlük kısmına ise -kamulaştırma yapılmadan enerji

nakil hattı geçirilmek suretiyle- idare tarafından el atılmıştır. Dolayısıyla

müdahalenin mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde

incelenmesi gerekir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

42. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

43. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel

ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için

müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük

ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Kanunilik

44. Somut olayda başvurucunun taşınmazına kanunda öngörülen

usuller çerçevesinde idari irtifak tesis edilmediği derece mahkemelerince

tespit edilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu tespitten ayrılmayı gerektirir bir

durum görmemiştir. Bununla birlikte mevcut başvuru, söz konusu müdahale

sebebiyle ödenmesi gereken tazminatın taşınmazın gerçek değerini yansıtıp

yansıtmadığı ile ilgilidir. Bu sebeple müdahalenin meşru amacı ile bağlantılı

olarak ölçülü olup olmadığı incelenerek sonuca varılacaktır.

ii. Meşru Amaç

45. Başvuruya konu taşınmazdan enerji nakil hattı geçirilmesinde

kamu yararı amacının bulunduğu açıktır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

46. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin

ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise

bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149,

K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2016/16, K.2016/37,

5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

47. Mülkiyet hakkından yoksun bırakma biçimindeki müdahalelerde,

hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken

adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir

ifadeyle mülkten yoksun bırakmalarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle

malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır.

Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma yoluyla malikin mülkiyet hakkının

sona erdirildiği hâllerde malike ödenmesi gereken tazminat taşınmazın gerçek

bedelidir. Bu itibarla taşınmazın gerçek bedelinin ödenmediği durumlarda somut

olayın koşulları da gözetilerek müdahalenin orantılı olmadığı sonucuna

ulaşılabilir (Cevat Aydın, B. No:

2014/13886, 4/10/2017, § 59).

48. Kamulaştırma yoluyla malikin mülkiyet hakkının sona

erdirildiği hâllerde taşınmazın gerçek bedelinin malike ödenmesi orantılılık

ilkesinin gereğidir. Taşınmaz bedelinin tespiti teknik ve uzmanlık gerektiren

bir konudur. Bu nedenle kamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespiti uzman

mahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve

görevindedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibi

Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı kapsamında yapılan bireysel başvurularda

bedel veya değer düşüklüğü karşılığını hesaplamak gibi bir görevi de

bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile

ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden yapacağı tespit, orantılılık

incelemesinden ibarettir (Mukadder Sağlam ve

diğerleri, B. No: 2019/2511, 22/1/2015, § 49; Abdülkerim Çakmak ve diğerleri, B. No:

2014/1964, 23/2/2017, § 52).

49. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığından

söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve

yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunluluk

davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte

mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia

ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerek

karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve

Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,

24/5/2018, § 53).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

50. Başvurucunun kamulaştırmasız el atma nedeniyle açtığı

tazminat davasında Mahkeme, maddi tazminatla birlikte taşınmazın 1.249,75 m²

büyüklüğündeki kısmı yönünden irtifak hakkı tesisine ve idare adına tapuya

tesciline hükmetmiştir.

51. Somut olayda başvurucu tarafından fazlaya ilişkin talep ve

dava hakkı saklı kalmak koşuluyla açılan ilk dava sürecinde Mahkemece irtifak

bedeli belirlenmiştir. Buna göre Mahkeme, irtifak bedelini 257.693 TL olarak

tespit etmiş ancak taleple bağlı kalarak 220.000 TL tazminata hükmetmiştir.

Anılan hüküm -tazminata ilişkin hüküm aynı kalmak kaydıyla- verilen ilk bozma

kararının ardından temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek

kesinleşmiştir.

52. Yukarıda da değinildiği üzere kamulaştırma bedelinin

belirlenmesi görevi bu davalarda uzman derece mahkemelerine düşmektedir.

Anayasa Mahkemesi, gerekli usul güvencelerinin sağlanması kaydıyla ve keyfî

olmadığı veya bariz bir hata içermediği sürece kamulaştırma bedelinin

hesaplanmasına ve tespitine karışmaz. Nitekim başvurucunun açtığı ilk davada da

taraflar arasında yapılan çelişmeli yargılama sonucunda bilirkişi raporuna

dayalı olarak kamulaştırma bedelinin belirlendiği ve Yargıtayca denetlenerek

bir sonuca varıldığı görülmektedir. Başvurucunun da bu davada karar

kesinleştikten sonra ek dava açarak raporda belirtilen kalan tazminat tutarını

talep ettiği anlaşılmaktadır.

53. Ancak ek dava, Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden bilirkişi raporunu denetleyerek hatalı

bulduğu için ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davayı reddettiği

anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi bu sonuca varırken önceki davadaki

bilirkişi raporuna davalı idare tarafından her yönüyle itiraz edilmediğine

vurgu yapmıştır.

54. Bununla birlikte Bölge Adliye Mahkemesinin de açık bir

biçimde belirttiği üzere davalı idarenin önceki davada itiraz etmediği hususlar

üzerinden zaten ilk derece mahkemesi ile Yargıtay tarafından denetlenmiş ve

itiraz edilmemiş bir raporun yeniden yargısal denetime tabi tutulduğu

görülmektedir. Üstelik ilk davada gerekli itirazlarda bulunmadığı tespit edilen

davalı idarenin ek davada da cevap dilekçesinde rapora yönelik açık bir

itirazının olmadığı, yalnızca istinaf dilekçesinde itirazlarını dile getirdiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda yargısal denetimden geçtiği ve yukarıda yer verilen Yargıtay Hukuk

Genel Kurulu kararına göre de artık bağlayıcı duruma gelmiş olduğu (bkz. § 30)

hâlde daha önce ileri sürülmeyen yeni itirazlarla raporun tartışılabilir

kılındığı, bu sonuca varılmasında ise başvurucunun bir kusurunun bulunmayıp

netice itibarıyla idarenin kendi kusurundan yararlanmasına yol açıldığı

değerlendirilmektedir. Mahkemenin bu uygulaması hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ile bağdaşmadığı gibi mülkiyet hakkının korunması için

yargılama usulünde öngörülen güvencelerin sağlanmaması nedeniyle adil dengeyi

bozmuştur. Ayrıca bu sonucun başvurucunun yargısal denetim amacıyla açtığı

davanın kendi kusuru olmaksızın reddedilmesine yol açtığı söylenebilir.

55. Dolayısıyla somut olay bağlamında kamulaştırma usulleri

uygulanmaksızın başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gerektirdiği usul

güvencelerinden yoksun bırakıldığı, bu yüzden başvurucuya şahsi olarak aşırı ve

olağan dışı bir külfet yüklendiğinden söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil

dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

58. Başvurucu, manevi tazminat ödenmesi ve yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

59. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55- 57).

61. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin

ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin

yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir

yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59,

66, 67).

62. Somut olay bağlamında kamulaştırma usulleri uygulanmaksızın başvurucunun mülkiyet hakkının

korunmasının gerektirdiği usul güvencelerinden yoksun bırakılması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somut

başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

63. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

64. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk

Dairesine (E.2017/35) GÖNDERİLMESİNE,

D. Tazminat talebinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/9/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Olayda başvurucunun toplam büyüklüğü 2.184,95 m² olan arsa

niteliğindeki taşınmazının 1.249,75 m²lik kısmının üzerinden kamulaştırma

yapılmadan veya idari irtifak tesis edilmeden 1986 yılında enerji nakil hattı

geçirilmiştir. Başvurucu TEİAŞ aleyhine Mahkemede kamulaştırmasız el atma

nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle tazminat davası

açmıştır.

2. Mahkemece yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi

raporunda irtifak nedeniyle taşınmazın değerinin toplamda %57,19 oranında

azaldığı, irtifak bedelinin ise 293.770,02 TL olduğu belirtilmiş, ancak

yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre arsa vasfındaki taşınmazlar için değer

düşüklüğü oranının %50'yi geçemeyeceği dikkate alınarak irtifak bedeli 257.693

TL olarak hesaplanmıştır.

3. Mahkeme bilirkişi raporundaki hesaplama yöntemini kabul etmiş

ise de başvurucunun talebini de dikkate alarak 220.000 TL tutarındaki maddi

tazminatın davalı idareden alınarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.

4. Başvurucu, bilirkişi tarafından tespit edilen 257.693 TL'nin

kalan kısmı olan 37.693 TL'nin tazmini istemiyle ek dava açmıştır. Mahkeme

davayı kabul ederek 37.693 TL'nin tazminat olarak başvurucuya ödenmesine

hükmetmiştir. Davalı idare diğer iddialarının yanında asıl dava dosyasında

taşınmazın değer kaybının %57,19 olarak belirlenmesinin usul ve yasaya aykırı

olduğunu da ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye

Mahkemesi yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 21) detaylı bir biçimde önceki

davaya sunulan bilirkişi raporunun kesin delil teşkil edip etmeyeceğini

tartıştıktan sonra somut olayın koşullarında bunun takdiri delil olarak kabulü

gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi bundan sonra bilirkişi

raporunda irtifak değer düşüklüğü oranının belirlenmesinde hesap hataları

yapıldığını tespit etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesine göre değer düşüklüğü

oranı %57,19 değil, %28,59'dur. Bu oran dikkate alındığında başvurucunun toplam

olarak talep edebileceği (irtifak bedeli) tutarı 147.348,85 TL'dir. Dolayısıyla

da ek davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.

5. Anayasa Mahkemesi çoğunluğu ise Bölge Adliye Mahkemesinin bu

yaklaşımının mülkiyet hakkının usul güvencelerine aykırı olduğu sonucuna

ulaşmıştır. Çoğunluk kararı bu değerlendirmeyi Bölge Adliye Mahkemesinin

belirlediği tutarın taşınmazın gerçek bedeline tekabül edip etmediğinden

bağımsız olarak yapmıştır. Aşağıda açıklayacağım gerekçelerle çoğunluğun

ulaştığı sonuca katılmıyorum:

6. Çoğunluk kararında "başvurucunun

mülkiyet hakkının korunmasının gerektirdiği usul güvencelerinden yoksun

bırakıldığı" ifade edilmiş ise de hangi anayasal usul

güvencesinin ihlal edildiği açıklanmamıştır. Bilindiği gibi malikin mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin hukuka aykırılığıyla ilgili iddialarını ileri

sürebileceği ve gerekirse uğradığı zararın tazminini isteyebileceği yargısal

mekanizmaların oluşturulması, bu yargı sürecinde de malikin tüm esaslı

iddialarının titizlikle incelenmesi ve araştırılması, malikin idarenin

karşısında dezavantajlı konuma düşürülmemesi ve yargılamanın sonucunda da

ilgili ve yeterli gerekçe içeren bir karar verilmesi mülkiyet hakkının usul

güvencelerindedir. Ancak mülkiyet hakkının usul güvenceleriyle kastedilenin

anayasal düzeydeki güvenceler olduğu unutulmamalıdır. Anayasa Mahkemesinin

yükümlülüğü anayasal düzeydeki güvencelere uyulup uyulmadığını denetlemek olup

kanuni düzeydeki güvencelere aykırı davranılıp davranılmadığını inceleme görevi

bulunmamaktadır.

7. Çoğunluğun gerekçesi gözetildiğinde aslında kapsamı ve

sınırları yargı kararlarında ve doktrinde dahi tartışmalı olan kanun

düzeyindeki bir güvencenin anayasal güvence seviyesine çıkarıldığı

görülmektedir. Çoğunluk kararında, kesin

delilin bağlayıcılığı kuralının anayasal bir güvence olduğu kabul

edilmiştir. Oysa kesin delilin

bağlayıcılığı biçiminde bir ilkeyi Anayasa'dan türetmek mümkün değildir. Hukuk

devleti ilkesi de böyle bir ilkenin kaynağı olamaz.

8. Ne tür delillerin kesin delil niteliğinde olduğu da

tartışmalıdır. Yargıtayda bu hususta bir görüş birliği bulunmamaktadır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu meseleye müdahil olmaması gerekir. Usul

hükümlerinin uygulanması ve yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir.

Anayasa Mahkemesi ancak bariz takdir hatası veya keyfilik bulunması halinde

buna müdahale edebilir.

9. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesinin kararına bakıldığında

çok kaliteli bir tartışmanın sonucunda ana yargılamadaki bilirkişi raporunun ek

davada kesin delil teşkil etmediği sonucuna ulaşıldığı görülmektedir. Bölge

Adliye Mahkemesinin tespitine göre bilirkişi, değer düşüklüğü oranını sadece

irtifak alanı için değil, tüm taşınmaz için hesaplamış ve bu suretle malike

ödenmesi gereken tazminat tutarını olması gerekenden daha yüksek belirlemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi bilirkişi tarafından yapılan bu hatanın temyiz

itirazında ileri sürülmemiş olmasını ve dolayısıyla Yargıtay tarafından

tartışılmamış olmasını gözeterek bilirkişi raporunun kesin delil değil, ancak

takdiri delil olabileceği sonucuna ulaşmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi bilirkişi

raporunun delil niteliği tartışmış gerekçelerini ortaya koyarak neden hükme

esas almadığını belirtmiştir. Bu koşullarda Bölge Adliye Mahkemesinin bilirkişi

raporunun takdiri delil olduğu yolundaki yaklaşımının bariz takdir hatası veya

keyfilik içerdiğini söylemek haksızlık olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin

müdahalesini gerektiren bur durum bulunmamaktadır.

10. Kamulaştırmasız el atma durumunda anayasal yönden sağlanması

gereken güvence taşınmazın gerçek bedelinin ödenmesidir. Mülkiyet hakkının usul

güvencelerinin temel amacı taşınmazın gerçek bedelinin belirlenmesini

sağlamaktır. Taşınmazın gerçek bedeline hükmedildiği tespit edildikten sonra

birtakım usul hükümlerine uyulmamış olması mülkiyet hakkının ihlaline yol

açmaz. Usul güvenceleri taşınmazın gerçek bedelinin tespitine hizmet ettiği

ölçüde anayasal öneme sahiptir. Usul güvencelerinin taşınmazın gerçek bedelinin

tespitinden bağımsız bir anayasal önemi bulunmamaktadır. Bu bağlamda Anayasa

Mahkemesi yönünden önem taşıyan husus taşınmazın gerçek bedelinin ödenip

ödenmediğidir. Anayasa Mahkemesince yapılacak inceleme ise taşınmazın gerçek

bedelinin ödenip ödenmediğiyle sınırlı olacaktır.

11. Çoğunluk kararında Bölge Adliye Mahkemesinin ek davayı

reddetmesinin taşınmazın gerçek bedelinin tespitine etkisi bulunup

bulunmadığından bağımsız olarak değerlendirme yapılmıştır. Diğer bir ifadeyle

çoğunluk kararında salt önceki bilirkişi raporuyla yapılan tespitin aynen kabul

edilmemiş olması sebebiyle ihlal bulunmuş; Bölge Adliye Mahkemesinin ek davada

belirlediği tutarın taşınmazın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı yönünde

bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu yaklaşım taşınmazın kendisini değil de asıl

davada bilirkişi tarafından belirlenen tutarı mülk haline getirmektedir. Oysa

uyuşmazlığa konu mülk, üzerinden enerji nakil hattı geçirilen taşınmazdır,

bilirkişinin hesapladığı tutar değil.

12. Çoğunluk kararındaki yaklaşım kapsamı ve sınırları yargı

kararlarında ve doktrinde bile tartışmalı olan kesin

delilin bağlayıcılığı ilkesini, anayasal bir güvence olduğu

hususunda tereddüt bulunmayan kesin hükmün

dokunulmazlığı ilkesinin bile ötesine geçirmiştir. Bilindiği gibi

kesin hükmün dokunulmazlığı ilkesi bile mutlak değildir. İstisnai hallerde

kesin hükmün kaldırılmasının Anayasa'ya aykırı olmayabileceği kabul

edilmektedir. Çok ağır yargısal hataların yapıldığı hallerde kesinleşmiş bir

hükmün makul sayılabilecek bir süre içinde başvurulması koşuluyla

kaldırılmasının Anayasa'yı ihlal etmeyeceği Anayasa Mahkemesi kararlarında

kabul edilmektedir. Nitekim yargılamanın yenilenmesi gibi müesseselerin amacı

da budur. Yargıtayın özellikle iş uyuşmazlıklarına bakan dairelerinde

-hesaplama yanlışlığı gibi- çok bariz hataların yapılması halinde maddi hata

düzeltme yoluyla kesinleşmiş hükümler kaldırılabilmektedir. Bilirkişi raporunda

tespit edilen tutarın bile -açık hata bulunsa dahi- değiştirilemeyeceğinin

savunulması Yargıtayın iş uyuşmazlıklarına bakan dairelerinin tüm

uygulamalarının Anayasa aykırı olduğunun kabulü anlamına gelecektir.

13. Yukarıda belirtilen gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açacak şekilde hatalı bir hesaplamaya

dayandığı açık olan bir bilirkişi raporunun, kapsamı ve sınırları yargı

kararlarında ve doktrinde bile tartışmalı olan ve anayasal bir güvence

mahiyetinde olmayan kesin delilin

bağlayıcılığı biçimindeki usul hukuku ilkesi gerekçe gösterilerek

başka bir yargılamada bağlayıcı olduğunun kabulü isabetli değildir. Hakikatte

söz konusu bilirkişi raporunun delil değerini takdir etmek derece mahkemesinin

yetkisindedir. Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesine bakıldığında bu yetkinin

kullanımında keyfi davranılmadığı gibi bariz bir takdir hatası da

yapılmamıştır. Başvurucu lehine hükmedilen 220.000 TL tazminatın taşınmazın

gerçek değerini karşılamadığı da tespit edilmediğine göre başvuruya konu

yargılamada mülkiyet hakkının anayasal güvencelerini ihlal eden hiçbir yön

bulunmamaktadır.

Açıklanan gerekçelerle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Umut FIRTINA Başvurucu : Mehmet Beşir ARDA Vekili : Av. Ferhan ARSLAN Üye Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/15460, 8 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Uyuşmazlığın Arka
  7. B. Başvuruya Konu Ek
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  15. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Karşıoy Gerekçesi
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/15460
Tarih
8 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Şükrü Gündüz Başvurusu (B. No: 2016/29297)
  • Mustafa Akkuş Başvurusu (B. No: 2017/33044)
  • K.k. Başvurusu (B. No: 2017/39398)
  • Ömer Tuncer Başvurusu (B. No: 2016/72712)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Hatun Gören ve Yusuf Gören Başvurusu (B. No: 2016/5608)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Aleyna Öztürk Başvurusu (B. No: 2017/23209)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.