İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şükrü Gündüz Başvurusu (B. No: 2016/29297)

1. Başvuru, gazetecilik faaliyeti yürüten başvurucunun bir

Başvuru No2016/29297Tarih8 Eylül 2020Okuma24 dk · 4.848 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Şükrü Gündüz Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2016/29297
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.848 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gazetecilik faaliyeti yürüten başvurucunun bir

gazetede yayımladığı haber dolayısıyla cezalandırılmasının ifade ve basın

özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Muhabirlik görevi yürüten başvurucunun Denizli'nin Buldan

ilçesinde kaymakam olarak görev yapan A.E. (müşteki) hakkında yaptığı bir

haber, ulusal yayın yapan bir gazetenin 19/7/2013 tarihli sayısında ve aynı

gazetenin internet haber sitesinde yayımlanmıştır.

9. Başvurucu tarafından söz konusu haberin kaynağı olarak

gösterilen A.Y. isimli kişi ile müşteki, Batman'ın Hasankeyf ilçesinde aynı

zaman diliminde görev yapmışlardır. Tıp doktoru olarak görev yapan A.Y.,

kaymakam olarak görev yapan müştekinin kendisini 28 Şubat döneminde başörtüsü

takan iki öğretmene sağlık raporu verdiği gerekçesiyle işten atılması talebi

ile şikâyet ettiğini ve bu sebeple işten atıldığını ileri sürmüştür. A.Y.nin bu

iddiası www.hurseda.net isimli

internet adresinde 28/2/2010 tarihinde haberleştirilmiştir. Müşteki; haberleştirilen

bu iddianın asılsız olduğu, yapılan asılsız isnatlarla kendisinin şeref ve

haysiyetine saldırılarak saygınlığının zedelendiği gerekçesi ile A.Y. aleyhine

8/10/2012 tarihinde Buldan Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.

10. Yapılan yargılama sonucunda Buldan Asliye Hukuk Mahkemesinin

12/7/2013 tarihli kararı ile davanın kabulüne, davalı A.Y.nin 20.000 TL manevi

tazminat ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmiş; karar davalı A.Y. tarafından

temyiz edilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapılan temyiz

incelemesi neticesinde ilk derece mahkemesinin kararı manevi tazminat miktarı

fazla bulunarak bozulmuştur. Bozma sonrasında ilk derece mahkemesinde yapılan

yargılama neticesinde davalı A.Y.nin ödeyeceği tazminat tutarının 10.000 TL'ye

düşürülmesi üzerine karar davalı A.Y. tarafından ikinci kez temyiz edilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesinde Mahkemece

hükmedilen 10.000 TL'lik tazminat miktarı da çok bulunarak kararın bozulmasına

karar verilmiştir. Bozma sonrası derece mahkemesinde yapılan yargılama

sonrasında davacı taraf lehine 4.000 TL tutarında manevi tazminata hükmedilmiş,

karar taraflarca istinaf edilmemesi sebebi ile kesinleşmiştir.

11. Başvuruya konu haber A.Y. ile müşteki arasındaki tazminat

davasının devam ettiği, A.Y.nin 20.000 TL manevi tazminat ödemeye mahkûm

edildiği 12/7/2013 tarihinden hemen sonra 19/7/2013 tarihinde yapılmıştır.

Habere gazetenin birinci ve on ikinci sayfalarında yer verilmiş olup birinci

sayfada haberin başlığı ve özeti, on ikinci sayfada ise detayları

bulunmaktadır. Haberin yer aldığı her iki sayfada da isimleriyle birlikte

müştekinin ve A.Y.nin vesikalık fotoğrafına, Batman Sağlık Müdürlüğüne yazılan

20/2/2001 tarihli ve 1111/57 sayılı yazının ilk ve son sayfalarının bazı

satırlarına yer verildiği görülmektedir. Haberde müştekiden 28 Şubat kaymakamı

şeklinde bahsedilmektedir. Haber, konu yönünden iki ayrı kısımdan oluşmaktadır.

İlk kısımda müştekinin 28 Şubat döneminde Batman'ın Hasankeyf ilçesinde kaymakam

olarak görev yaptığı dönemde içlerinde A.Y.nin de bulunduğu dinî hassasiyetleri

yüksek bazı kamu görevlilerine karşı baskı ve ayrımcılık yaptığı ileri

sürülmekte olup söz konusu iddia bir kısım olay bazlı örneklerle desteklenmeye

çalışılmıştır. Haberin ikinci kısmı ise müştekinin Denizli'nin Buldan ilçesinde

kaymakamlık yaptığı döneme ilişkindir. Bu kısımda da müştekinin Buldan

kaymakamı iken öğrencilere içki servisi yaptırdığı, lojman işleri için

kendisine ayrılan ödeneği aşacak şekilde harcamalarda bulunduğu, iptal edilen

bir içki ruhsatını verdiği ve Kaymakamlık tarafından sağlanan hayvancılık

teşviklerinde sol görüşlü kişileri gözettiği gibi iddialara yer verilmiştir.

Haberin ilgili kısmı şöyledir:

"Hem Görevden Uzaklaştırdı... Hem

Tazminata Mahkum Ettirdi

28 Şubat Kaymakamı

'28 Şubat'ın Kahraman Kaymakamı olarak Denizli

Buldan'da nam salan Kaymakam [A.E.],

iddialara göre geçmişte başörtülülere rapor verdiği ve İslami hassasiyetli

olması gerekçesiyle görevden attırma süreci başlattığı doktoru, şimdi de

tazminat davasıyla mahkum etme yoluna gitti. Kaymakam [E.], 'Görevden atılmamdan sorumlu bu kaymakamdır.' diyen

doktor için tazminat davası açtı. Doktora 20 bin TL para cezası verildi.

Kaymakam - Yargı İşbirliği:

Sen Misin Konuşan?!

Kaymakam [E.], kendisine yönelik yapılan

hukuksuzluğu gündeme taşıyan Dr. [A.Y.]

e yönelik adeta 'Sen misin konuşan' diyerek tazminat davası açtı. Dava

sürecindeki aşamalar ise dikkatlerden kaçmadı. Buldan Mülki Amiri Kaymakam

[E.], Dr. [Y.] hakkında soruşturma başlatılmasını istedi. Bunun

üzerine Buldan Cumhuriyet Başsavcısı [Ç.D.] soruşturma başlattı. Savcı [Ç.D.] nin eşi olan dava hakimesi [D.D.] ye cezayı bastı. Bu yaşananlar 'kaymakam, savcı ve

hakim işbirliği' yorumlarına sebep oldu.

...

Tam 28 Şubat Kaymakamı

"Hem Görevden uzaklaştırdı

Hem de tazminata mahkum ettirdi

İşte 28 Şubat Kaymakamı!

28 Şubat'ın kahraman kaymakamı olarak

Denizli/Buldan'da nam salan Kaymakam [A.E.], iddialara göre geçmişte başörtülülere rapor verdiği

gerekçesiyle görevden attırdığı doktoru şimdi de tazminat davası ile mağdur

etme yoluna gitti. Kaymakam [E.],

'Beni bu kaymakam attırdı' diyen doktor için mülki amiri olduğu ilçe mahkemesi

nezdinde tazminat davası açtı. Dava, doktorun 20 bin TL para cezası alması gibi

ilginç ve korkunç bir rakamla sonuçlandı. Kaymakamla ilgili iddialar sadece

bununla sınırlı değil.

...

Bu Kaymakam Kim?

Dr. [A.Y.], 28 Şubat kararlarının en acımasız şekilde

uygulandığı 1998 ile 2000 yılları arasında Batman/Hasankeyf'te görev yapan

Kaymakam [A.E.] tarafından

başörtülü iki öğretmene rapor verdiği gerekçesiyle hedefe konuldu. Daha sonra

İslami hassasiyeti gerekçesiyle Dr. [A.Y.] cezaevine atıldı. Gerek başörtülülere verdiği raporlar gerekse de

İslami hassasiyeti gerekçesiyle Dr. [A.Y.] hakkında başlatılan mahkeme sürec, iddialara göre Kaymakam [E]nin [A.Y.] yi işten attırma sürecinin ilk adımı oldu. Dr. [A.Y.], Kasım 2001'de bir daha dönmemek üzere görevden

atıldı. Bu atılma süreci her ne kadar süreci başlatan Kaymakam [E.] döneminde değil de kendisinden sonraki kaymakam

döneminde gerçekleşmiş olsa da süreç Kaymakam [E.] döneminde başlatıldı ve sonraki gelişmelerde onun

hazırlattığı dosya üzerine bina edildi. Kendisine yapılan hukuksuzluğu gündeme

taşıdı diye [A.Y.] e aynı

kaymakam tarafından 2012 Nisan ayında yeniden dava açıldı. Şu an Denizli

Buldan'da görev yapan Kaymakam [A.E.] yapılan haberlerden sonra adeta 'Sen misin konuşan' diyerek

[A.Y.] hakkında 20 bin TL para cezası ile

sonuçlanan tazminat davsını açtı. Kaymakam [E.]nin isteği ile Buldan Asliye Hukuk Ceza Mahkemesi'nde

davaya bakan hakim de Savcı [Ç.D.]nin

eşi [D.D] idi.

....

28 Şubat Kahramanı (!) Kaymakam Buldan'da

28 Şubat döneminde Hasankeyf'te yaptığı keyfi

uygulamalarla birçok mağduriyete sebep olan [E.]nin şu anda görev yaptığı Buldan'da da hakkında çok

çarpıcı iddialar var. İşte 28 Şubat'ın kahraman(!) kaymakamı olarak nam salan

Kaymakam [A.E.]nin 2009 yılında

Buldan'a geldiği tarihten bugüne kadar yaşanan bazı olaylar, gelişmeler ve

hakkındaki iddialardan bazıları!

...

İptal Edilen İçki Ruhsatını Kendisi Verdi

Yenicekent Belediye Başkanı [N.S.] nin iptal ettiği içki ruhsatının kaymakam tarafından

verilmesi üzerine çıkan kavgada [N.S.] bıçaklanarak öldürüldü.

İddialara göre özellikle dindar ve muhafazakar

görüşlü memurlar hakkındaki şikayetler hemen soruşturma konusu yapılarak

baskılar yapılmakta.

..."

12. Anılan haber üzerine müşteki, başvurucu hakkında iftira ve

hakaret suçlaması ile 29/7/2013 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur. Buldan Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda hazırlanan 8/10/2013

tarihli iddianamenin başvuru ile ilgili kısmında özetle;

i. Habere konu edilen A.Y. isimli doktorun devlet memurluğundan

dinî hassasiyetleri dolayısıyla çıkarılmasına ilişkin bilginin Batman Sağlık

Müdürlüğü tarafından düzenlenen 26/2/2001 havale tarihli yazının baştan birkaç

satırının ve sondan birkaç satırının aktarılmak sureti ile çarpıtılarak

verildiği,

ii. Aynı yazının orta kısmında yer alan Dr. A.Y.nin Hizbullah terör

örgütüne üye olması ve örgüt adına çalışmalar yürütmesi sebebi ile devlet

memurluğundan çıkarılmasına neden gösterilen eylemlere kasti olarak yer

verilmediği,

iii. Daha önceden Belediye Başkanı N.S. tarafından iptal edilen

içki ruhsatının müşteki tarafından verilmesi sebebi ile çıkan kavgada N.S.nin

bıçaklanarak öldürüldüğü şeklindeki habere konu bilginin ise yapılan yazışmalar

sonucunda gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığı ve bir gazeteci olan başvurucu

tarafından gerçeğe çok basit bir araştırma ile ulaşılabilmesi mümkün iken söz

konusu yükümlülüğün yerine getirilmediği, müşteki hakkında adli ve idari

soruşturma başlatılmasını sağlama kastı ile habercilik yapıldığı iddia edilmiş

ve başvurucunun iftira suçundan cezalandırılması talep olunmuştur.

13. Başvurucu savunmasında söz konusu haberi A.Y. isimli kişinin

beyanlarına dayalı olarak hazırladığını ifade etmiştir. Haksızlığa uğradığını

dile getiren bir kişinin mağduriyetini haberleştirmenin doğrudan gazetecilik

faaliyeti olduğunu, haberin yapıldığı tarihte müşteki tarafından A.Y.ye açılan

tazminat davasının kesinleşmemesi sebebi ile iddiaların yayım tarihi itibari

ile geçerliliğini koruduğunu belirten başvurucu, müştekinin haber içeriğinde

işlediği iddia olunan haksız eylemleri ika etmediğini kendisinin bilmediğini ve

haberi yaparken kötü niyeti olmadığını belirtmiştir.

14. Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 12/7/2016

tarihli kararıyla başvurucunun hakaret suçu yönünden beraatine, iftira suçundan

10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir. Söz konusu kararın gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"İftira suçu yönünden;

Bu ilkeler doğrultusunda, iddia konusu yazı

içeriği incelendiğinde; katılanın Batman ili Hasankeyf ilçesinde kaymakam

olduğu dönemde, dava dışı Dr. [A.Y.]

ye 28 Şubat sürecinde islami hassasiyeti

olduğu ve baş örtülü öğretmenlere rapor verdiği gerekçesi ile hedefe koyduğu,

bu nedenle Dr. [A.Y.] yi işten attırdığı, yine iptal edilen içki ruhsatını

katılanın usulsüz olarak verdiğinden bahisle bir takım iddialarda bulunduğu

görülmektedir.

Buna karşın, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi

tarafından onanarak kesinleşen Buldan Asliye Hukuk Mahkemesinin 23/10/2015

tarih ve 2015/231- 292 E, K sayılı ilamı ile sanığın yazısına konu olan Dr. [A.Y.] ın

usulsüz olarak işten attırıldığı yönündeki iddiaları nedeni ile tazminata

mahkum edildiği, ayrıca sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 01/06/2011

tarih, 2001/2-1 sayılı kararından 2000 yılında [A.Y.] ın

hizbullah terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanması nedeni ile aynı

zamanda hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı ve neticesinde bu Yüksek

Disiplin kurulunca söz konusu eylemin 657 sayılı Kanunun 125/4 maddesi

gereğince devlet memurluğundan çıkarılmasına karar verildiği, dolayısıyla

katılanın kaymakam olduğu dönemde Dr. [A.Y.] a yönelik

iddialarının gerçeği yansıtmadığı, yine sanığın usulsüz olarak içki ruhsatı

verdiği şeklindeki iddialarının da ispatlanamadığı, sanığın savunmasını

destekleyecek herhangi bir delil sunmadığı, sanığın bu kapsamda katılanın

kaymakamlık yaptığı dönemde iş ve işlemlerini eleştirmekten ziyade katılanın

görevini kötüye kullandığını iddia ettiği, ayrıca katılan hakkında Batman ve

Denizli valiliklerinin vermiş olduğu yazı cevaplarından da anlaşılacağı üzere,

katılan hakkında herhangi bir soruşturma bulunmadığının belirtilmesi karşısında

masumiyet karinesi ihlal edilmek sureti ile katılan hakkında suç isnadında

bulunulduğu, gazeteci olan sanığın objektif özen yükümlülüğüne uygun olarak

iddia ettiği olaylar hakkında idari birimlerden habere konu olayın gerçekliği

konusunda herhangi bir araştırma yapmaksızın soyut suçlamalarda bulunduğu, bu

nedenlerle sanığın iftira suçu bakımından özel bir hukuka uygunluk nedeni olan

basın özgürlüğünden yararlanamayacağı kanaatine varılmış ve sanığın iftira

suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir."

15. Başvurucunun bu karara itirazı Bakırköy 9. Ağır Ceza

Mahkemesince 25/8/2016 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya

3/10/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 1/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "İftira" kenar başlıklı 267.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Yetkili makamlara ihbar veya şikayette

bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında

soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını

sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan

dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

B. Uluslararası Hukuk

18. İfade özgürlüğünün demokratik toplumdaki önemi ile ifade

özgürlüğü ve itibarın korunmasını isteme hakkı arasındaki ilişkiyle ilgili

uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Koray

Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, §§ 17-19; Mehmet Doğan Uğurlu ve diğerleri, B. No:

2015/954, 12/9/2018, §§ 21-23; Nihat Durmuş

ve Durmuş Ofset Gaz. Bas. Yay. Mat. Kül. ve Spor Etk. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2014/5761, 10/5/2018, §§ 24-27.

19. Demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rol ile

basının görev ve sorumluluklarına ilişkin uluslararası hukuk kaynakları için

bkz. Çetin Doğan [GK], B.No: 2014/3494, 27/2/2019, §§ 31-44.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu;

i. Söz konusu haberi müştekinin işlediği fiiller nedeni ile

mağdur olan tanık A.Y.nin beyanlarını esas alarak yaptığını, bir mağdurun

iddialarını habere konu etmenin gazetecilik görevi olduğunu ifade ederek basın

özgürlüğünün ihlal edildiğini,

ii. Haberin yayımlandığı tarihte müşteki hakkındaki iddiaların

asılsız olduğunun henüz ispatlanmadığını, başvuruya konu haberi müştekinin adli

yahut idari bir soruşturma geçirerek cezalandırılması amacı ile kaleme

almadığını ve iftira kastının bulunmaması sebebi ile suçun oluşmayacağının

gözetilmesi gerekirken hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi dolayısıyla suç ve

cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini;

iii. Hakkında verilen mahkûmiyet kararına karşı itiraz kanun

yoluna başvuruda bulunduğunu, itiraz incelemesini yapan Bakırköy 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin yalnızca usule ilişkin inceleme yaptığını, iftira suçunun manevi

unsurunun oluşmamasına rağmen itiraz mercii tarafından işin esasına

girilmeyerek itirazın reddi kararı verildiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

22. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde esas alınacak “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar

başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve

kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak

açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi

olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının

şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…”

23. Anayasa’nın "Basın

hürriyeti" kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…”

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 26. ve

28. maddeleri kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

26. Başvurucunun gazetede yayımlanan haber nedeniyle 10 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına ve HAGB'ye karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme

kararı ile başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale

yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

27. Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinin ihlalini teşkil

edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler,

... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak

ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum

düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

28. Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi

gerekir.

i. Kanunilik

29. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 5237 sayılı Kanun'un "İftira" kenar başlıklı 267.

maddesinin kanunla sınırlama

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

30. Başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinin kamu

düzeni ve başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin

bir parçası olduğu kabul edilerek meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel İlkeler

(a) Demokratik Toplum

Düzeninin Gerekleri Kavramı

31. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleri

ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. İfade

özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe

ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek

başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü

araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi

gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu

çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.

Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin

barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42-43; Tansel

Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

32. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun

kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı

bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun,

§§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81,

18/10/2007). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı

karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması,

başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini

göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51). Orantılılık ise

bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının

haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir

dengenin kurulmasına işaret etmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§

46, 49, 50; Hakan Yiğit, B. No:

2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68).

(b) İfade ve Basın

Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki Önemi

33. Anayasa Mahkemesi; Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade

özgürlüğü ile Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik

bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin

gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok

kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın,

§ 69; Bekir Coşkun, §§ 34-36).

Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara

ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır

(İlhan Cihaner (2), B. No:

2013/5574, 30/6/2014, § 63).

(c) Başkalarının Şöhret

veya Haklarının Korunması

34. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü

kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının

şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel

kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), § 44). Devlet, bireyin

şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün

Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B.

No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir

Coşkun, § 45; Önder Balıkçı,

B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 44).

(d) Basının Ödev ve Sorumlulukları

35. Anayasa Mahkemesi cezalandırılmasına neden olan yazıda bir

gazeteci olan başvurucunun ödev ve sorumluluklarına uygun davranıp

davranmadığını inceleyecektir. Gerçekten de Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri

sınırsız bir ifade özgürlüğünü garanti etmemiştir. Anayasa'nın 12. maddesinin

"Temel hak ve hürriyetler, kişinin

topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva

eder." biçimindeki ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları

temel hak ve hürriyetleri kullanırken ödev ve sorumluluklarına da gönderme

yapmaktadır. 26. maddenin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma

yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün kullanımına basın için de geçerli olan bazı görev ve sorumluluklar getirmektedir

(basının görev ve sorumluluklarına ilişkin olarak bkz. Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, §

46; Erdem Gül ve Can Dündar [GK],

B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.V.Y.

A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı, § 43). Bu görev ve

sorumluluklar başkalarının şöhret ve haklarının

zarar görme ihtimalinin bulunduğu ve özellikle adı verilen bir şahsın

itibarının söz konusu olduğu durumlarda özel önem arz eder (Orhan Pala, § 47).

(2) Somut Olayın

Değerlendirilmesi

36. Başvuruya konu gazete haberinde Kaymakam A.E. hakkında çok

sayıda iddiaya ve değerlendirmeye yer verilmiş olmakla beraber somut olayda

Anayasa Mahkemesi yalnızca ilk derece mahkemesi tarafından gerekçeli kararda

gözetilen iki isnat üzerinden değerlendirme yapacaktır. Bu isnatlardan ilki

Kaymakam A.E.nin 28 Şubat sürecinde dinî hassasiyeti olduğu ve başörtülü

öğretmenlere rapor verdiği gerekçesiyle doktor A.Y.nin kamu hizmetinden

çıkarılmasına sebebiyet verdiğine ilişkindir. İkinci isnat ise 2013 yılında

Denizli'nin Buldan ilçesinde görev yapan Kaymakam A.E. tarafından içki ruhsatı

iptal edilen bir müesseseye usulsüz içki ruhsatı verildiğine dairdir.

37. Haber, kaymakam olarak görev yapan müştekinin 28 Şubat

sürecinde ve sonrasında görevini ifa ederken toplumun muhafazakâr kesimlerince

tepki çektiği ileri sürülen bazı işlem ve eylemleriyle ilgilidir. 28 Şubat

sürecinin yaratmış olduğu toplumsal etki dikkate alındığında geniş yetkiler

kullanan bir kamu otoritesinin bu döneme ve sonrasına ilişkin işlem ve

eylemlerini konu alan haberin kamusal ilgi barındırmadığı söylenemez. Bununla

birlikte haberde müşteki hakkında ileri sürülen iddiaların doğruluğuna ilişkin

olarak başvurucunun hiçbir şüphesi bulunmadığı algısı yaratacak şekilde kesin

bir dil kullanıldığı (bkz. § 11) görülmektedir. Bu itibarla haberde müştekiye

yöneltilen suçlamaların kullanılan dil nazara alındığında müştekinin kişisel ve

mesleki itibarına ciddi ölçüde zarar verebileceği açıktır.

38. Anayasa Mahkemesi ifade ve basın özgürlüğünün demokratik bir

toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin

gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok

kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın,

§ 69; Bekir Coşkun, §§ 34-36).

Bununla birlikte sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgür olması

kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesi de şarttır (Çetin Doğan, § 56). Basın özgürlüğünde

belli ölçüde abartıya hatta tahrik yoluna başvurmak mümkün olsa da bu özgürlük

aynı zamanda ilgililerin meslek ahlakına saygı göstererek doğru ve güvenilir

bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etmelerini de zorunlu

kılmaktadır (İlhan Cihaner (2), §

60; Orhan Pala, § 48; Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş.

[GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, § 42; Kadir

Sağdıç, B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 53).

39. Başvurucunun cezalandırılmasına konu edilen ifadelerin ilk

derece mahkemesi tarafından olgusal isnat olarak nitelendirildiği

görülmektedir. Bu bağlamda olgusal isnat içeren ifadeler yönünden derece

mahkemesi tarafından basının gazetecilik etik ve ilkelerine uygun olarak ve iyi

niyetle, topluma doğru ve güvenilir bilgi sağlama ödev ve sorumluluğunu yerine

getirip getirmediği belirlenirken ileri sürülen olgusal iddiaların doğruluğu

konusunda yeterli araştırmayı yapılıp yapılmadığı denetlenmelidir (Çetin Doğan, § 58).

40. Haberde Kaymakam A.E.ye yöneltilen isnatlardan ilki A.Y.

isimli doktorun 28 Şubat sürecinde dinî hassasiyeti olduğu ve başörtülü

öğretmenlere rapor verdiği gerekçesiyle kamu hizmetinden çıkarılmasına A.E.nin

sebep olmasıdır. Söz konusu isnadın genel itibari ile A.Y.nin beyanlarına

dayanarak haberleştirildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte yazının bulunduğu

sayfada, Sağlık Bakanlığı ve Batman Valiliği arasında yapıldığı anlaşılan resmî

yazışmanın bir kısmına yer verilerek başvurucu tarafından habere konu edilen

isnadın desteklenmeye çalışıldığı görülmektedir. Ancak Buldan Cumhuriyet

Başsavcılığının başvurucu hakkında tanzim ettiği iddianameden anlaşıldığı üzere

söz konusu resmî yazışmanın habere konu edilmeyen bölümünde A.Y.nin Hizbullah

terör örgütüne üyeliğine ilişkin delil ve değerlendirmelere yer verildiği ancak

başvurucunun bu bilgilerden haberde özellikle söz etmediği anlaşılmaktadır. Tüm

bunlara ek olarak iddianamedeki anlatımdan, Batman Valiliği ve Sağlık Bakanlığı

arasında A.Y. hakkında yapılan yazışmanın haberde yer verilmeyen kısmında

doktor A.Y.nin Hizbullah terör örgütüne üye olması ve örgüt adına çalışmalar

yürütmesi sebebi ile devlet memurluğundan çıkarıldığına ilişkin bilgi bulunduğu

anlaşılmaktadır. Bu durumda A.Y.nin meslekten çıkarılmasına ilişkin gerçek

gerekçenin başvurucu tarafından bilindiği hususunda bir ihtilaf bulunmadığı

açıktır.

41. Bu bağlamda ilk isnat yönünden başvurucunun haberin

doğruluğunu araştırma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve iyi niyet

çerçevesinde hareket etmediği (Orhan Pala,

§ 47) sonucuna ulaşılmıştır.

42. İkinci isnat ise A.E.nin 2013 yılında görev yaptığı

Denizli'nin Buldan ilçesinde içki ruhsatı iptal edilen bir müesseseye usulsüz

içki ruhsatı verildiğine ilişkin olup başvurucu tarafından söz konusu iddiaya

ilişkin haber kaynağına dair hiçbir açıklama yapılmamıştır. Şüphesiz ki haber

kaynağının gizliği ilkesi uyarınca somut olayda gazeteci olan başvurucunun söz

konusu bilgiye kimin vasıtası ile ulaştığını açıklamaya zorlayacak şekilde bir

denetleme yapmak mümkün değildir. Bununla birlikte haberinin kaynağını açıklayıp

açıklamamak konusunda serbestî sahibi olan gazetecinin tercihini açıklamamaktan

yana kullanması hâlinde ileri sürdüğü olgusal isnatların doğruluğunu araştırma

konusundaki sorumluluğu ağırlaşır (Çetin

Doğan, § 66). Başvurucu tarafından söz konusu iddianın gerçekliği

konusunda yargılama sırasında hiçbir delil gösterilmediği ve iddiayı doğrulamak

adına gerekli araştırmanın yapıldığı hususunun da ortaya konulamadığı

görülmektedir. Haberin güncel nitelik taşımadığı, gazeteci olan başvurucunun

söz konusu iddiayı araştırmak için geniş zaman ve imkânlara da sahip olduğu

gözetildiğinde başvurucunun bir gazeteci olarak araştırma yükümlülüğünü

kendisinden beklenildiği şekilde yerine getirmediği anlaşılmaktadır.

43. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılamada

başvurucunun ileri sürdüğü deliller değerlendirilmiş, ceza yargılamasına konu

edilen isnatlar etraflıca araştırılmış ve ileri sürülen iddiaların başvurucu

tarafından delillerle desteklenemediği sonucuna varılarak başvurucunun

mahkûmiyetine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan

incelemede, gazeteci olan başvurucuya basının ödev ve sorumluluklarını aşacak

şekilde bir yükümlülük yüklenmediği tespit edilmiş, başvurucunun ifade ve basın

özgürlüklerine yapılan müdahalenin başkalarının

şöhret ve haklarının korunması gibi zorunlu bir ihtiyacı karşıladığı

kanaatine ulaşılmıştır.

44. Bununla birlikte bir gazeteci olan başvurucunun yapmış

olduğu haber sebebi ile hapis cezası biçiminde bir yaptırıma maruz kalması

orantılı görülemez. Bu itibarla başvurucu hakkında 10 ay hapis cezası verilmesi

-cezaya konu hüküm açıklanmamış olsa dahi- orantılı bir müdahale olarak kabul

edilemeyeceğinden başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yapılan

müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde

güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

46. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetinin başvuruda ifade ve basın özgürlükleri yönünden ihlal bulunması

nedeniyle ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

48. Başvurucu ihlalin tespiti ve 10.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

49. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

50. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

51. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin

ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki

kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama

sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu

öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı

olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın

yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama

sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

52. İncelenen başvuruda başvurucunun cezalandırılmasının

orantısız bir müdahale olması nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

53. Bu durumda ifade

ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden

yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama

kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri

gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi

gerekmektedir.

54. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılama

yapılmasına karar verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olan

başvurucunun bu sürede uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde

ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ifade ve basın

özgürlüklerinin ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama

suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan

ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2014/395, K.2016/410)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL oluşan toplam 3.239,50 TL

yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

DEĞİŞİK GEREKÇE

Başvurucu, iftira suçundan 10 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş

ve bu cezası hakkında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı

verilmiştir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK) 267. maddesi uyarınca bu

suçun cezası bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası olup, derece mahkemesi alt

sınırdan ceza tayin etmiştir. Çoğunluk gerekçesinde, başvurucu hakkındaki bu karar

ile başvurucunun ifade ve basın hürriyetine yapılan müdahalenin “başkalarının

şöhret ve haklarının korunması” gibi zorunlu bir ihtiyacı karşıladığı sonucuna

varılmış, ancak HAGB kararına rağmen başvurucunun hapis cezasına mahkûm

edilmesinin (bu yolla basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin) demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Diğer bir deyişle,

“iftira” gibi nitelikli bir suçtan mahkûmiyeti gerektiren nedenlerin varlığı

kabul edilmekle beraber, HAGB kararı verilse bile başvurucunun” hapis cezası

tehdidi altında olması” hali bir ihlâl nedeni olarak kabul edilmiştir. Yani

basın mensubu olmak, iftira suçu bakımından adeta cezayı ortadan kaldıran bir

hukuki neden olarak değerlendirilmiştir. Oysa hapis cezası tehdidi altında

olmak durumu, derece mahkemesince TCK. nun “Kısa süreli hapis cezasına seçenek

yaptırımlar” başlıklı 50 nci maddesinin tatbiki suretiyle adli para cezasına ya

da anılan maddenin (b-f) bentlerindeki hallerin uygulanmasıyla zaten söz konusu

olmayacaktır. Dolayısiyle AİHM’nin bu konudaki içtihatları da dikkate alınarak,

derece mahkemesinin başvurucu hakkında temel cezayı tayin ettikten sonra, ifade

ve basın özgürlüklerini ve başvurucunun basın mensubu olduğunu dikkate alarak,

TCK. 50. Maddesi uyarınca bu cezayı seçenek yaptırımlardan birine çevirmesi ve

ondan sonra HAGB kararı vermesi gerekli ve yeterli bulunmaktadır. Bu durumda

başvurucu esasen hapis cezası tehdidi altında olmayacaktır. Oysa, çoğunluğun

gerekçesine göre, hem suç sabit görülecek hem de derece mahkemesince hiç ceza

verilmemesi gerekecektir.

Açıklanan nedenlerle, böyle bir gerekçeye katılmam mümkün

olmadığından, ihlâl sonucuna belirttiğim gerekçeyle katılıyorum.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Fatma Gülbin ÖZCÜRE Başvurucu : Şükrü GÜNDÜZ Vekili : Av. Murat SADAK Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/29297, 8 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42-43; Tansel
  13. A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin
  14. C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Değişik Gerekçe
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/29297
Tarih
8 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Mustafa Akkuş Başvurusu (B. No: 2017/33044)
  • K.k. Başvurusu (B. No: 2017/39398)
  • Ömer Tuncer Başvurusu (B. No: 2016/72712)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Hatun Gören ve Yusuf Gören Başvurusu (B. No: 2016/5608)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Aleyna Öztürk Başvurusu (B. No: 2017/23209)
  • Ramazan Sayılır Başvurusu (B. No: 2017/6834)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.