İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Demirci Başvurusu (B. No: 2016/6828)

1. Başvuru; kanun hükümlerinin yanlış yorumlanarak koşullu

Başvuru No2016/6828Tarih15 Ocak 2020Okuma23 dk · 4.577 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Demirci Başvurusu

Karar tarihi
15 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/6828
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.577 kelime·23 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kanun hükümlerinin yanlış yorumlanarak koşullu

salıverilme süresinin hatalı hesaplanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, (kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin

(CMK 250. madde ile görevli) (Mahkeme) 26/9/2008 tarihli kararıyla; 30/7/2002

tarihinde işlediği M.U. ve H.U.B. isimli kişileri kasten öldürme suçundan iki

defa ayrı ayrı 24 yıl hapis cezasına, 8/1/2003 tarihi ve öncesinde işlediği suç

işlemek için kurulmuş çıkar amaçlı örgüte üye olma suçundan ise 1 yıl 3 ay

hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şu şekildedir:

" ...

... Maktüllerin başlarına isabet eden mermiler

sebebiyle öldükleri göz önüne alındığında Sanık MEHMET DEMİRCİ'nin hayati

bölgeleri hedef alarak öldürme kastı ile ateş ettiği böylece sanık MEHMET

DEMİRCİ'nin kasten M. U.yutabancayla vurarak öldürdüğü ve Sanıklardan O. S.nin

suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu, örgütün lideri olduğu, sanık O. Ç.'nin de

bu örgütün üyesi olduğu, O. S.nin önemli adamlarından biri olduğu, sanık MEHMET

DEMİRCİ'nin de örgüt üyesi olduğu, olayın oluş şekline göre, sanık O. S. nin ve

O. Ç.'nin kavga sırasında karşı gruptakileri vurması konusunda MEHMET

DEMİRCİ'ye talimat verdikleri, bu talimat doğrultusunda MEHMET DEMİRCİ'nin

bilardo salonuna giderek ruhsatsız tabancasını aldığı ve kavganın olacağı yere

yakın bir yerde beklediği göz önüne alındığında...

...

...sanık O.S.nin zorla tahsilat yapmak, yasal

olmayan yollardan gelir sağlamak amacıyla örgüt kurduğu, örgüt üyelerinin

Sanıklar ..., MEHMET DEMİRCİ, ... olduğu, örgütün hiyerarşik bir yapısının

bulunduğu, örgütün eylemlerinde devamlılığın olduğu, örgütün yukarıda

belirtildiği şekilde taksi plakası almak amacıyla M. Ş.yi döverek öldürdüğü,

müştekiler A. A., O. Ö.yü gasp ettiği ve gaspa teşebbüs ettiği, müşteki M.

G.yisilahla zorla kaçırdığı, Avşa Adasında müşteki sanık Ş. T.nin husumette

olduğu kişileri sindirme ve korkutma işini üstlendiği, bu işlem sırasında iki

kişinin örgüt mensubu olan MEHMET DEMİRCİ tarafından öldürüldüğü, örgütün

silahlı olduğu ve eylemlerinde silah kullandığı sabit olduğundan... [cezalandırılmasına

karar verildi.] "

9. Anılan hükmün temyiz incelemesini yapan Yargıtay 1. Ceza

Dairesi 26/5/2010 tarihli kararıyla; M.U.yu kasten öldürme suçundan verilen

mahkûmiyet kararının onanmasına,H.U.B.yi öldürme suçundan verilen mahkûmiyet

kararının ise bu suçun olası kast kapsamında işlendiği gerekçesiyle bozulmasına

karar vermiştir. Yargıtay kararın ilgili kısımları şöyledir:

" ...

3-A) ... sanık M.nin'suç örgütüne üye olma' ,

sanıklar İ. ve Ü.nün 'suç örgütüne üye olma'; ... sanık O.nun 'suç örgütüne üye

olma', ... sanık M.nin , 'suç örgütüne üye olma', sanık M. K.nin, 'suç örgütüne

yardım', ... suçları yönünden, zamanaşımı süresinin 5237 Sayılı TCK’nun 66.

maddesine göre lehe düzenlemeler içeren 765 Sayılı TCK’nun 102 ve 104.

maddeleri gereğince 5 yıl olduğu, zamanaşımı süresinin en son 29.11.2002 ve

05.05.2003 tarihlerinde mahkemece alınan savunmalarla kesildiği, bu tarihten

itibaren de başkaca zamanaşımını kesen bir sebep bulunmadığı, hüküm tarihi olan

29.08.2008 gününe kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla,

sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle

hükümlerin BOZULMASINA, bu husus

yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, sanıklarınbelirtilen suçlarından açılan

kamu davalarının CMUK.nun 322. Maddesindeki yetkiye dayanılarak, zamanaşımı

nedeniyle 765 Sayılı TCK.nun 102/4 ve 104/2. maddeleri gereğince ORTADAN

KALDIRILMASINA,

...

Toplanan deliller karar yerinde incelenip,

sanık O.’nun ' suç örgütü kurma ve yönetme', ...sanık Mehmet Demirci’nin, maktuller

M. U. ve H. U.yu öldürme suçlarının sübutu kabul,oluşave soruşturma

sonuçlarınauygun şekildesuçların niteliği tayin, savunmaları inandırıcı

gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde, eleştiri

ve bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan...

a) Sanık O.nun'suç örgütü kurma ve yönetme',

... sanık Mehmet Demirci’nin, 'maktul M. U.yu öldürme' suçları yönünden

kurulan, kısmen resen de temyize tabi hükümlerin, tebliğnamedeki düşünce gibi

ONANMASINA,...

b) Sanıklar ... Mehmet Demirci’nin 'maktul

H.U.yu öldürme' suçları yönünden,

Sanıkların doğrudan maktul Hüseyin Uğur’u

hedef aldıklarını gösteren delillerin bulunmadığı, ancak kavgaya dahil olan

maktul M. U. ile birlikte topluluk içinde bulunan maktul H. U.nun da isabet

alabileceğini öngörebilecek durumda oldukları, eylemlerinin 5237 Sayılı TCK

hükümlerine göre “olası kastla öldürme” suçunu oluşturduğu gözetilmeden...

BOZULMASINA... [karar verildi.] "

10. Yargıtay tarafından verilen bozma kararı sonrasında Mahkeme

yeniden yaptığı yargılama sonunda başvurucuyu H.U.B.yi olası kastla öldürme

suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırmış olup anılan hüküm Yargıtay

1. Ceza Dairesinin 21/3/2013 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

11. Mahkemenin 30/1/2014 tarihli kararıyla 1/3/1926 tarihli ve

765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 77. maddesinin birinci fıkrası gereğince

başvurucu hakkında kesinleşen hapis cezalarının neticeten 36 yıl hapis cezası

olarak toplanmasına ve infazın bu süre üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

Başvurucunun anılan karara itiraz edip etmediği dosya kapsamından

anlaşılamamaktadır.

12. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında

düzenlenen 5/2/2014 tarihli müddetnameye göre 24 yıl hapis cezası için suç

tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 30/7/1999 tarihli ve 4422 sayılı mülga

Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kapsamında kaldığından 12/4/1991

tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 17. maddesi atfı ile

3/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası hükmü gözetilerek 1/4 oranında

indirim uygulanırken içtimalı 36 yıl hapis cezasından bakiye 12 yıl hapis

cezası için ise suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 13/7/1963 tarihli ve

647 sayılı mülga Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 19 maddesinin birinci

fıkrası ile ek 2. maddesi hükümleri gereğince 1/2 oranında indirim ve ayrıca

her ay için 6 gün indirim uygulanarak koşullu salıverilme süresi

hesaplanmıştır.

13. Başvurucu; 24 yıl hapis cezasına konu kasten adam öldürme

suçunun çıkar amaçlı suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlendiğine ilişkin

olarak mahkûmiyet kararında açık bir hüküm bulunmadığı gibi hükmedilen cezanın

mükerrerlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair de bir karar

bulunmadığını, suç örgütüne üye olma suçundan verilen hapis cezasının dava

zamanaşımı nedeniyle Yargıtay tarafından ortadan kaldırılmasına karar

verildiğini, dolayısıyla 24 yıl hapis cezasının infazının suç tarihi itibarıyla

yürürlükte bulunan 647 sayılı mülga Kanun hükümlerine göre yapılması

gerektiğini belirterek anılan müddetnameye itiraz etmiştir.

14. Mahkeme 4/5/2015 tarihli ek kararı ile başvurucunun

itirazını kabul etmiş, bu kapsamda anılan hapis cezasının 647 sayılı mülga

Kanun'un 19 maddesinin birinci fıkrası ile ek 2. maddesi hükümleri gereğince

1/2 oranında indirim ve ayrıca her ay için 6 gün indirim uygulanarak infaz

edilmesine hükmetmiştir.

15. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı, anılan karara itiraz etmiş

olup itiraz İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/6/2015 tarihli kararı ile

kesin olarak reddedilmiştir.

16. Verilen bu ret kararından sonra Edirne Cumhuriyet

Başsavcılığı, Mahkemenin 4/5/2015 tarihli kesinleşen ek kararı doğrultusunda

başvurucu hakkında müddetname düzenlemiştir.

17. Başvurucunun infaz süreci sırasında İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı, 3/11/2015 tarihli yazısıyla Mahkemeden 4/5/2015 tarihli ek

kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kaldırılmasını talep

etmiştir.

18. Mahkeme 7/12/2015 tarihli kararında; infaz edilen içtimalı

hapis cezası içinde bulunan 24 yıl hapis cezasının çıkar amaçlı suç örgütünün

faaliyeti kapsamında işlenen M.U.nun kasten öldürülmesi eylemine ilişkin

verildiği hususunun mahkûmiyet kararının gerekçesinde açık bir şekilde yazılı

olduğu tespitine yer vermiş olup İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

talebinikabul etmiş, bu anlamda 4/5/2015 tarihli ek kararın kaldırılarak24 yıl

hapis cezasının 4422 sayılı mülga Kanun'un 13. maddesi ve 3713 sayılı Kanun'un

17. maddesi atfı ile 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası

hükümlerine göre koşullu salıverilme süresinin hesaplanarak infazın yapılmasına

karar vermiştir.

19.Başvurucu, Mahkemenin 7/12/2015 tarihli ek kararının

kaldırılması için İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz etmiştir.

20. Başvurucu; itiraz dilekçesinde, suç örgütüne üye olma

suçunun zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiğini,

mahkûmiyet kararının gerekçesinde her ne kadar kasten öldürme eyleminin suç

örgütü faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edilmiş ise de kararda hükmün 5275

sayılı Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında infaz edilmesine

dair herhangi bir ibarenin yer almadığını, suç örgütüne üyelikten verilen

mahkûmiyet hükmünün esastan değil dava zamanaşımı nedeniyle bozulmuş olmasının

hâlen infaz edilen mahkûmiyet hükmüne konu adam öldürme eyleminin suç örgütünün

faaliyeti kapsamında işlendiğine işaret ettiği şeklindeki yorumun hukuken

yerinde olmadığını, infazın suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 647 sayılı

mülga Kanun hükümlerine göre yapılması gerektiğini ileri sürmüştür.

21.İtirazı inceleyen İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi 27/1/2016

tarihli kararı ile başvurucunun itirazını reddetmiştir. Anılan kararın

başvurucuya tebliğ edilip edilemediği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.

22.Başvurucu 26/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Kanun Metinleri

23. 4422 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"Doğrudan veya dolaylı biçimde bir

kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu

hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde, ihale, imtiyaz ve ruhsat

işlemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerde kartel ve

tröst yaratmak, madde ve eşyanın azalmasını ve darlığını, fiyatların düşmesini

veya artmasını temin etmek, kendilerine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak,

seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadıyla tehdit, baskı,

cebir veya şiddet uygulamak (...) suretiyle yıldırma veya korkutma veya

sindirme gücünü kullanarak suç işlemek için örgüt kuranlara veya örgütü

yönetenlere veya örgüt adına faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet

yüklenenlere sadece bu nedenle üç yıldan altı yıla kadar; örgüte üye olanlara

iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Örgüt silahlı ise, yukarıda yazılı hallerde

verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır. Henüz hiç bir silahlı eyleme

teşebbüs edilmemiş olsa bile, silahlar veya patlayıcı maddeler örgütün amaçları

doğrultusunda hazırlanmış veya elde bulundurulmuş ise, örgüt silahlı sayılır.

Suç faili, memur veya kamu hizmetiyle görevli

kimse ise yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarıdan bir katına kadar

artırılır.

Suçun işlenmesine ayrılan veya suçun

işlenmesinde kullanılan veya suçtan doğan değer veya ürünlerin veya bunlar

yerine geçen şeylerin ve müsaderesi gereken her türlü eşyanın gelirlerinin veya

suçtan doğan her türlü yararın Devlete intikaline hükmolunur.

Bu madde hükümleri, nasıl adlandırılırsa

adlandırılsın, amaçları yukarıda tanımlanan örgütle aynı olan ve yıldırma veya

korkutma veya sindirme gücünü kullanan açık veya gizli örgütlere de uygulanır.

Örgüt mensuplarınca veya örgüt adına örgüt

üyesi olmayanlar tarafından birinci fıkrada gösterilen amaçları gerçekleştirmek

üzere işlenen suçların ve 01/03/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun

296 ncı maddesinde öngörülen cürmün cezaları üçte birden yarıya kadar

artırılır.

Bu Kanunda öngörülen suçları işleyen veya

örgütlerin eylemlerini, amaçlarını, hedeflerini, bu kişi veya örgütlere haksız

çıkar sağlamak veya örgütün korkutma, sindirme, yıldırma gücünü artırmak

amacıyla yazılı, sesli veya görsel yayın araçlarıyla yayımlanan veya her ne

suretle olursa olsun propagandasını yapan hakkında iki yıldan dört yıla kadar ağır

hapis ve birmilyar liradan beşmilyar liraya kadar ağır para cezasına

hükmolunur. Ayrıca yayın organının faaliyetlerinin bir günden üç güne kadar

durdurulmasına karar verilir.

24. 4422 sayılı mülga Kanun'un 13. maddesi şöyledir:

" Bu Kanun kapsamına giren suçlardan

tutuklananlar ile mahkûm olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanununun 16. ve

17'nci maddesi hükümleri uygulanır."

25. 3713 sayılı Kanun'un 18/7/2006 tarihinde yürürlüğe giren

5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 17. maddesi şöyledir:

" Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlardan, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası

alanlar 36 yıllarını, müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 30 yıllarını,

diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş olanlar

hükümlülük süresinin 3/4'ünü çekmiş olup da iyi halli hükümlü niteliğinde

bulundukları takdirde talepleri olmaksızın şartla salıverilirler.

Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm

olanlar, hükümlerinin kesinleşme tarihinden sonra bu Kanunun kapsamına giren

bir suçu işlemeleri halinde, şartla salıverilmeden yararlanamazlar.

Bu hükümlüler hakkında,647 sayılı Cezaların

İnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile Ek 2 nci

maddesi hükümleri uygulanmaz."

26. 3713 sayılı Kanun'un 5532 sayılı Kanun ile değiştirildikten

sonraki 17. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun kapsamına giren suçlardan

mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin

uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile

108 inci maddesi hükümleri uygulanır."

27.5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrası

şöyledir:

" Suç işlemek için

örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan

dolayı mahkumiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm

edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar

otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte

üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden

yararlanabilirler."

28.647 sayılı mülga Kanun'un 19. maddesi şu şekildedir:

"Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezasına hükümlüler 25 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20

yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahküm edilmiş olanlar

hükümlülük süresinin 1/2'ni; çekmiş olup da Tüzüğe göre iyi halli hükümlü

niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi şartla

salıverilirler."

29.647 sayılı mülga Kanun'un ek 2. maddesi şu şekildedir:

"Hükümlülerin

yarı açık veya açık cezaevlerine seçilmelerine karar verme işlemi, Adalet

Bakanlığınca her yılın Ocak ayı içerisinde tespit edilerek Cumhuriyet

Savcılıklarına bildirilen şartla salıverilme tarihine göre yapılır. Bakanlıkça

bildirilen bu tarih aşılmamak ve kapalı kurumlarda çalışanlara öncelik tanınmak

kaydıyla; 9, 10 ve 11 inci maddeler gereğince tabi tutulacakları müşahadeleri

sonucu yarı açık veya açık müesseselere naklolunan hükümlülerin; anılan

müesseselerde kaldıkları her ay için 6 gün, 19 uncu maddenin 1, 2 ve 3 üncü

fıkralarına göre tespit edilecek şartla salıverilme tarihlerinden indirilmek

suretiyle şartla salıverilme işlemi yapılır."

30.26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7.

maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

" (2) Suçun işlendiği zaman yürürlülükte

bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,

failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz edilir.”

(3) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu

salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin

hükümler, derhal uygulanır."

31. Suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan 765 sayılı mülga

Kanun'un 77. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Aynı neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat

cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek ceza ağır hapiste 36, hapiste

25, sürgünde 15, hafif hapiste 10 seneyi geçemez. "

32.4/11/2014 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük

ve Uygulanma Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(3) Lehe olan hüküm,

önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya

çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir."

B. Yargıtay Kararları

33. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 27/3/2013 tarihli ve

E.2013/5247, K.2013/6089 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

" ...

Dosya kapsamına göre; 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında Kanun'un 107/4. maddesinde yer alan '

Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti

çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet

hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına

mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş

olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu

salıverilmeden yararlanabilirler.' şeklindeki düzenleme dikkate alındığında,

her ne kadar İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/10/2007 tarihli ve 2005/22

esas, 2007/409 sayılı kararında, sanık hakkında çıkar amaçlı suç örgütüne üye

olmak suçundan sehven hüküm kurulmamış ve bozma sonrasında da bu suçtan dolayı

açılan kamu davasının, 765 sayılı Kanun'un 102/2. ve 104/son. maddeleri

uyarınca zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiş ise de, sanığın

cezalandırılmasına karar verilen ve kesinleşen hürriyeti tahdit ve gasp

suçlarını suç örgütü faaliyeti çerçevesinde işlediği gözetilmeksizin itirazın

kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan

bahisle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması

Dairemizden istenilmiştir.

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosyaiçeriğine göre yerinde

görüldüğünden kabulüile Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.11.2012

günve2012/1611 sayılı değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nın 309.

maddesi gereğincebozulmasına...[karar verildi]."

34. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 7/7/2015 tarihli ve E.2015/3049,

K.2015/4356 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Hükümlü

G. T. hakkında çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak suçundan açılan kamu

davasının, 765 sayılı Kanun’un 102/2 ve 104/son, CMK’nun 223/8. maddeleri

uyarınca dava zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiş ise de,

hükümlünün cezalandırılmasına karar verilen ve kesinleşen öldürme, yağma ve

kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını suç örgütü faaliyeti kapsamında

işlendiği,

5237

sayılı TCK’nun 7/2. maddesine göre suçun işlendiği zamanda yürürlükte bulunan

Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanun hükümlerinin farklı olması halinde

hükümlünün lehine olan Kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı, aynı maddenin

3. fıkrasına göre infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanacağı fakat

koşullu salıverilmenin, infaz rejimine ilişkin hükümlerin derhal uygulanmasının

istisnaları arasında sayıldığı dikkate alındığında; koşullu salıverme ile

ilgili olarak da lehe infaz Kanununun tespit edilmesi gerektiği; suç tarihinde

yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele

Kanunu’nun 13. maddesinde bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanlar

hakkında Terörle Mücadele Kanununun 17. maddesi hükümlerinin uygulanacağı

atfının bulunduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 18.07.2006 tarihinde yürürlüğe

giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki lehe olan 17/1. maddesine

göre 647 sayılı Kanunun 19. maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile Ek 2.

maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı ve koşullu salıverilme için hükümlülük

süresinin dörtte üçünün iyi halli olarak çekilmesi gerektiği, bu durumda 3713

sayılı Kanunun 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 17/1. maddesi

hükümleri ile sonradan yürürlüğe giren ve 5275 sayılı Kanunun 107/4. maddesi

hükümleri arasında yapılacak lehe Kanun değerlendirmesinde, her iki durumda da

koşullu salıverilme için cezaevinde iyi halli olarak geçirilmesi gereken

sürenin hükmedilen süreli hapis cezasının dörtte üçü olacağı bu durumda ise

değerlendirmeye konu edilen her iki Kanun hükmünün aynı sonucu vermesi ve 5275

sayılı Kanunun 107. maddesinde öngörülen denetim süresinin infaz rejimine

ilişkin olup TCK’nun 7/3. maddesine göre derhal uygulanması gerektiği buna göre

hükümlü hakkındaki cezaların infazının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 107/4 maddesi uyarınca yapılması

gerektiği anlaşıl[mıştır]."

35. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 5/12/2013 tarihli ve

E.2018/16615, K.2013/28455 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

" ...

İnfazda kazanılmış hakkın sözkonusu olmayacağı

kabulü ile yapılan incelemede;

Denetim planına uymaması nedeniyle kapalı

cezaevine iadesine karar verilen hükümlünün tebliğata rağmen teslim olmayarak,

yakalama emri ile ceza infaz kurumuna alınması karşısında, iyi halli hükümlü

olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden hakkında şartla tahliye kararı

verilmesi,

..."

36. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 15/5/2019 tarihli ve

E.2017/2666, K.2019/2803 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

" ...

Bir suçu gizlemek veya delil ve emarelerini

ortadan kaldırmak veya kendisinin yahut başkasının cezadan kurtulmasını temin

amacıyla öldürmek suçundan hükümlü Melih Mete hakkında ilk derece mahkemesince

verilen 765 sayılı TCK’nin 450/9. ve 59/1. maddeleri uyarınca müebbet ağır

hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin hükmün onanmak suretiyle

kesinleştiği, 4771 sayılı Kanunla idam cezasının kaldırılarak 765 sayılı TCK’de

ki idam cezalarının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürüldüğü,

dolayısıyla 5237 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra aynı Yasanın7/2 ve

5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9.

maddesi uyarınca lehe olan kanun uygulamasının belirlenmesinde, 765 sayılı

Yasaya göre 450/9, 59/1. maddeleri uyarınca verilen müebbet ağır hapis cezası

ile 5237 sayılı Yasanın ilgili maddelerinin karşılaştırılması suretiyle lehe

olan yasanın belirlenmesi gerektiği halde, infazda kazanılmış hak olmayacağı

kuralı düşünülmeksizin,..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37 Mahkemenin 15/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu; çıkar amaçlı suç örgütüne üye olma suçunun

zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, mahkûmiyet

kararının gerekçesinde her ne kadar kasten öldürme eyleminin suç örgütü

faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edilmiş ise de infaz edilecek hükümde

hiçbir duraksamaya yer olmayacak şekilde infazın 5275 sayılı Kanun'un 107/4.

maddesi kapsamında infaz edilmesine dair herhangi bir hüküm yer almadığını, suç

örgütüne üyelikten verilen mahkûmiyet hükmünün esastan değil dava zamanaşımı

nedeniyle bozulmuş olmasının hâlen infaz edilen mahkûmiyet hükmüne konu adam

öldürme eyleminin suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlendiğine işaret ettiği

şeklindeki yorumun hukuken yerinde olmadığını, lehine olan ve kesin hüküm

niteliği taşıyan (kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/5/2015

tarihli kararının göz ardı edildiğini, suç örgütüne üye olma suçundan dolayı

kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmamasına rağmen cezasının 3/4'ünün infaz

ettirilmesinin haksız yere özgürlüğünden mahrum kalmasına sebep olduğunu,

infazın suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 647 sayılı mülga Kanun

hükümlerine göre yapılması gerektiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, kanun

hükümlerinin yanlış yorumlanması nedeniyle koşullu salıverilme süresinin hatalı

hesaplanmasına bağlı olarak daha uzun bir süre hürriyetinden yoksun bırakılması

olduğundan başvurunun tamamının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

40. Anayasa'nın 19. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; ... halleri dışında

kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz."

41. Anayasa'nın kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına

alan 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı durumlardan

biri de maddenin ikinci fıkrasında "mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı

organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya

güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal

etmez (Tahir Canan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).

42. Mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet kararlarının yerine

getirilmesi nedeniyle ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma hâlleri,

Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına dâhil ise de anılan kural,

mahkûmiyet kararının değil tutmanın hukuka uygun olmasını güvence altına

almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen hapis

cezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, §

18).

43. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

"mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı bir ihlal iddiası söz

konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun

bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini

tespit etmekle sınırlıdır. Bir kimse Anayasa'da yer alan diğer sebepler

(yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi) dışında ancak "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların

ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında

hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Eğer tutmanın kısmen veya tamamen bu

koşulları taşımadığı tespit edilirse bu durumun meşru bir amacının olduğundan

veya ölçülü olduğundan söz edilemez, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

ihlal edilmiş olur (Şaban Dal, B.

No: 2014/2891, 16/2/2017, § 31).

44. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın

19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19.

maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya

karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine

getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,

§ 38).

45. Bir kimsenin

"mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik

tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında hürriyetinden

yoksun bırakıldığının söylenebilmesi için her şeyden önce hürriyeti kısıtlayıcı

ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi gereklidir.

İkinci olarak yerine getirilecek kararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya

güvenlik tedbirlerine ilişkin olması gerekir. Son olarak hürriyetten yoksun

bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik

tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir (Şaban

Dal, § 32). Bununla birlikte Anayasa'da yer alan hak ve özgürlükler

ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna

ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde

ele alınamaz (Abdullah Ünal, §

39).

46. Bu itibarla hükümlülerin ceza infaz kurumlarında kalacağı

süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen durumların Anayasa'nın 19.

maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

değerlendirilmesi gerektiği Anayasa Mahkemesince kabul edilmiştir (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711,

23/7/2014, § 26; Günay Okan, §

13).

47. Koşullu salıverilme cezanın çektirilmesinin

kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle ceza infaz kurumundaki tutum ve

davranışlarıyla (iyi hâliyle) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren

hükümlünün şarta bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen

cezadan daha kısa bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu

iyi davranışıyla kanıtlaması durumunda ceza infaz kurumunda daha fazla kalması

gereksiz olabilir. Bu durumda koşullu salıverilme, infaz sistemindeki en etkili

araçtır. Koşullu salıverilmenin en önemli ögeleri; cezanın belirli bir süre

çekilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi hâl göstermesi, koşullu

salıverildikten sonra gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin

gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararının geri

alınabilmesidir (Günay Okan, §

20; AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).

48. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası, bir hükümlünün

koşullu salıverilmeden otomatik olarak yararlandırılmasını güvence altına almamaktadır.

Ancak koşullu salıverilmeden yararlanmak için kanunda öngörülen tüm şartları

taşıyan hükümlüler bakımından ilgili yargı organlarının takdir yetkisinin

bulunmadığı durumlarda koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmaması

Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır (Şaban

Dal, § 36).

49.Bir mahkûmiyet kararının nasıl infaz edileceğine ilişkin

olarak Anayasa’nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte

herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olması ve bu hakka getirilebilecek

sınırlamaların ayrıntılı olarak madde metinlerinde belirtilmesi, keyfî bir biçimde bu haktan kimsenin

mahrum bırakılmamasını amaçlamaktadır. Yetkili bir mahkeme tarafından verilen

bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve ceza infaz kurumunda tutma

süresi de bu hak kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza mahkemelerinin kararına

uygun hareket edilmesi de hakkın korunması açısından bir zorunluluktur.

Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet

kararına ve ilgili yasal mevzuata uygun olması Anayasa’nın 19. maddesinin

ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (İbrahim Uysal, § 32).

50. Müddetnamenin yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre doğru

bir şekilde hesaplanıp hesaplanmadığının tespiti, başvurucunun hukuk sistemince

belirlenenden daha fazla bir süre hürriyetinden yoksun kalmasının Anayasa'nın

19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında -mahkemece verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezanın infazı olarak- hukuka uygun bir tutma niteliğinde bulunup

bulunmadığının belirlenmesi açısından önem arz etmektedir (Muhamed Siraç Bozkurt, B. No: 2016/7271,

24/10/2019, § 46).

51. Somut olaya ilişkin Yargıtay kararında, başvurucunun suç

işlemek için kurulmuş çıkar amaçlı örgüte üye olma suçundan verilen mahkûmiyet

kararına yönelik açık bir değerlendirme bulunmamakla birlikte anılan dosya

kapsamından başvurucu ile beraber yargılaması yapılan ve aynı suç örgütüne üye

olma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilen diğer sanıklar hakkındaki bu suça

ilişkin hapis cezalarının tamamının dava zamanaşımı nedeniyle bozularak ortadan

kaldırılmasına hükmedildiği görülmektedir. Bu anlamda Mahkeme, Yargıtayın çıkar

amaçlı suç örgütüne üye olma suçundan diğer sanıklar hakkındaki hapis

cezalarının dava zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması kararının

başvurucuyu da kapsadığını kabul etmiş ve infazınbaşladığı ilk süreçten bu yana

geçen zaman diliminde de başvurucu açısından bu suça yönelik herhangi bir

evrakı infazedilmek üzere Savcılığa göndermemiştir. Dolayısıyla başvurucu

hakkında çıkar

amaçlı suç örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davası sonucunda verilen

mahkûmiyet hükmünün dava zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar

verilmiş ise de başvurucunun cezalandırılmasına karar verilen ve kesinleşen

M.U.yu kasten öldürme suçunun suç örgütü

faaliyeti kapsamında işlendiği hem ilk derece mahkemesince hem de

temyiz incelemesi yapan Yargıtay tarafından tespit edilmiştir (bkz. §§ 8, 9).

52. Başvurucu, mevzuat hükümlerine aykırı olarak lehine olan

koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamadığını ileri sürmüştür. 5237

sayılı Kanun'un 7. maddesinde kanunların zaman bakımından uygulanmasına dair

kurallar düzenlenmiş ve anılan bu Kanun maddesinin üçüncü fıkrasında da kural

olarak infaz rejimine ilişkin düzenlemelerde derhâl uygulanırlık ilkesinin

geçerli olduğu belirtilmiştir. Ancak aynı fıkrada, infaz rejimini

ilgilendirmekle birlikte koşullu salıverilmeyle ilgili düzenlemelerin bunun

istisnası olduğu açıklanmıştır. Bu nedenle koşullu salıverilme zamanını öne

çeken bütün mevzuat değişikliklerinden hükümlülerin yararlandırılması

gerekmektedir. Bununla birlikte başvurucuya isnat edilen suçların işlendiği

tarihte yürürlükte bulunan 4422 sayılı mülga Kanun'un 13. maddesinde bu Kanun

kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında 3713 sayılı Kanun'un 17.

maddesi hükümlerinin uygulanacağı atfının açık bir şekilde bulunduğu da

görülmüştür (Muhamed Siraç Bozkurt,

§ 48).

53. Yargıtayın yerleşik uygulamalarına göre infazda kazanılmış

hak olmadığı kuralı ve 3713 sayılı Kanun'un 18/7/2006 tarihinde yürürlüğe giren

5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 17. maddesinin birinci fıkrasına

göre 647 sayılı mülga Kanun'un 19. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile

ek 2. maddesi hükümlerinin uygulanmayacak olması dikkate alındığında, somut

olayda koşullu salıverilme için 24 yıl hapis cezasına ilişkin hükümlülük

süresinin 3/4'ünün ceza infaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi gerektiğinin

kanuni temelinin bulunduğu anlaşılmaktadır. İnfaz mercilerince 3713 sayılı

Kanun'un 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 17. maddesinin birinci

fıkrası ile sonradan yürürlüğe giren 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin

birinci fıkrasının hükümleri arasında yapılacak lehe kanun değerlendirmesinde,

her iki durumda da koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda iyi hâlli

olarak geçirilmesi gereken sürenin aynı olduğu, bu anlamda değerlendirmeye konu

edilen her iki Kanun hükmünün aynı sonucu vermesi ve 5275 sayılı Kanun'un 107.

maddesinde öngörülen denetim süresinin infaz rejimine ilişkin olup 5237 sayılı

Kanun'un 7. maddesinin üçüncü fıkrasına göre derhâl uygulanması gerektiği

tespit edilmiştir. Dolayısıyla derece mahkemesince başvurucu hakkındaki 24 yıl

hapis cezasının infazının 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası

uyarınca yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

54. Sonuç olarak yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler dikkate

alındığında mahkemelerce başvurucu hakkında verilen hapis cezalarının infazına

ilişkin olarak verilen kararlarda mevzuat hükümlerine bir aykırılık tespit

edilmemiştir. Bu bağlamda başvurucunun cezasının infazında ilgili kanun

maddeleri gözetilerek herhangi bir keyfîlik içermeden infazın kapsamı

belirlenmiştir. Belirtilen bu hususlar doğrultusunda başvurucunun hukuk

sistemince belirlenen çerçevede hürriyetinden yoksun kalmasının hukuki bir

temelinin bulunduğu anlaşıldığından başvurucunun iddialarına ilişkin açık ve

görünür bir ihlal olmadığı sonucuna varılmıştır.

55. Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olması dolayısıyla başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

15/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Ali Rıza SÖNMEZ Başvurucu : Mehmet DEMİRCİ Vekili : Av. Haydar GÖKPINAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/6828, 15 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Kanun Metinleri
  8. B. Yargıtay Kararları
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/6828
Tarih
15 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Barış Toylak Başvurusu (B. No: 2016/10047)
  • Ahmet Mustafa Başvurusu (B. No: 2017/21827)
  • Tuncay Gürsen Başvurusu (B. No: 2016/35379)
  • İlker Düztaban Başvurusu (B. No: 2017/34592)
  • Arif Dilekçi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/25907)
  • Turgut Altınok Başvurusu (B. No: 2017/36724)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.