İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Gürbüz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9093)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle

Başvuru No2015/9093Tarih8 Mayıs 2019Okuma17 dk · 3.426 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Gürbüz Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
8 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2015/9093
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.426 kelime·17 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvuruculardan 1995 doğumlu Tuğçenur

Gürbüz'ün, 6/3/2004 tarihinde çay bardağının kırılması sonucu sağ el bileği

kesilmiştir. Bismil Devlet Hastanesinde küçüğün eline dikiş atılarak taburcu

edilmiştir. Elin 4. ve 5. parmaklarında kasılma gözlenmesi üzerine bu kez

Diyarbakır 600 Yataklı Asker Hastanesine müracaat edilmiş, bu hastanede

3/5/2004 tarihinde gerçekleştirilen ameliyat sonrası düzenlenen 18/6/2004

tarihli sağlık kurulu raporunda, nekahatte sağ ulnar sinir lezyonu tanısına yer verilmiştir.

8. Başvurucular, olayda Bismil Devlet Hastanesinde görevli genel

cerrahi uzmanı O.K. ile sağlık memuru A.T.nin kusurlu

olduğu iddiasıyla 6/5/2004 tarihinde Bismil Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette

bulunmuşlardır. Başsavcılıkça 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca

soruşturma izni istenilmesi üzerine yapılan ön inceleme sonucunda Bismil

Kaymakamlığının 28/6/2004 ve 18/8/2004 tarihli kararlarıyla ilgili doktor ve

sağlık memuru hakkında soruşturma izni verilmemesi yönünde karar alınmış,

karara yapılan itirazlar ise Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 8/12/2004 ve

20/12/2004 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığınca şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir.

9. Başvurucular ayrıca, 6/5/2004 tarihli dilekçe ile Sağlık

Bakanlığından (Bakanlık) maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir. Bu talep

Bakanlığın 14/6/2004 tarihli işlemiyle reddedilmiştir.

10. Başvurucular, tazminat talebinin idare tarafından

reddedilmesinden sonra Bakanlık ve doktor O.K. aleyhine 16/6/2004 tarihinde

Bismil Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.

Mahkemenin 29/9/2006 tarihli kararıyla uyuşmazlığın çözümünde idari yargının

görevli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

11. Bu durum üzerine başvurucular, Bakanlık aleyhine Diyarbakır

2. İdare Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır. Dava

dilekçesinde; içte kesi olan siniri kaynatma operasyonu yapılmadan dikiş

atıldığını, bu işlemi yapan A.T.'nin hiçbir tıbbi

bilgiye sahip olmadığını, işlemin doktor gözetiminde yapılmadığını, hatalı

müdahale sonucu kızlarının iki parmağının sakat kaldığını belirtmişlerdir.

12. İdare Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar

vererek Tuğçenur Gürbüz'ün parmaklarında oluşan

hareket kaybında davalı idare personelinin herhangi bir yanlış/yetersiz

müdahalesinin olup olmadığı, kusurlarının bulunup bulunmadığı, kusur var ise

kusur oranı ile işgücü kaybının belirlenmesine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu

(ATK) Başkanlığından rapor istemiştir.

13. ATK 3. İhtisas Kurulu (Kurul) tarafından Tuğçenur

Gürbüz'ün muayene edilmesinden sonra hazırlanan 24/9/2008 tarihli bilirkişi

raporunda;

- Sağ el bileği ve 1-2-3-4 ve 5. parmak fleksiyonları

ve ekstansiyonları tam, ekstansiyon

yapılırken 5. parmağın 40°, 4. parmağın 15° abdüksiyona

(el için açma hareketi) kaydığı, 4 ve 5. parmaklarda addüksiyon

(el için kapama hareketi) ve abdüksiyon yapılamadığı,

hipotenar atrofi ve el

sıkma tam saptandığı, sağda ulnar duysal anlamda hipoestezi/hipoaljezi

tanımlandığı,

- Sağ el bileğinde meydana gelen sinir kesisinin

ilk girişim sırasında sütüre (dikiş) edilebileceği

gibi, sekonder sütür

tatbikinin de uygulanan cerrahi girişim yöntemlerinden birisi olduğu, 1 ay

sonra sütüre edilmiş olmasının eksik girişim

niteliğinde olmadığı, reeksplorasyonda da sütür uygulanmayıp nöroliz

(sinirin yapıştığı dokudan kurtarılması) yapılmış olmasının bu görüşü destekler

nitelikte olduğu, bu nedenle doktorun yaptığı işlemlerin tıp kurallarına uygun

olduğu belirtilmiştir.

14. Mahkemenin 9/4/2009 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir.

Kararın gerekçesinde dosya içindeki tüm doktor raporları, tıbbi bilgi ve

belgelerin değerlendirilmesi sonucunda Kurulca hazırlanan bilirkişi raporunun

hükme esas alındığı belirtilmiştir. Bu rapor uyarınca idareye atfedilebilecek bir

hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

15. Başvurucular tarafından temyiz edilen kararın maddi

tazminata ilişkin kısmı, Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 2/4/2014 tarihli toplantısında onanmış, manevi tazminata yönelik

kısmı ise sinir kesisinin 6/3/2004 tarihindeki ilk

müdahalede sütüre edilmemesi nedeniyle 3/5/2004

tarihli ameliyatın yapıldığı, buna göre Tuğçenur

Gürbüz'ün söz konusu sinir kesisinin onarımı amacıyla

olay tarihinden yaklaşık iki ay sonra gerçekleşen ameliyat nedeniyle başvurucuların

duydukları acı ve üzüntü nedeniyle doğan manevi zararların tazmini gerektiği

gerekçesiyle bozulmuştur.

16. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin 26/2/2015

tarihli kararıyla reddedilmiş, çoğunluk kararına katılmayan üye derece mahkemesi

kararının onanması gerektiğini belirtmiştir. Tetkik hâkimi ise düşüncesini

olayda sağlık hizmetinin gereği gibi işlemediği ve hizmet kusuru nedeniyle

maddi tazminat talebinin de değerlendirilmesi gerektiği şeklinde açıklamıştır.

Söz konusu karar başvuruculara 28/4/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. 27/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

18. Bozma kararı üzerine manevi tazminat yönünden dosyayı tekrar

ele alan Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi 14/5/2015 tarihinde anne ve babanın her

birine 2.000 TL, Tuğçenur Gürbüz'e ise 10.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Karar temyiz ve karar düzeltme

aşamalarından geçerek kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“İdari

dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

...”

20. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine

ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).

B. Uluslararası Hukuk

21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes özel ve aile hayatına, konutuna

ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve

ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil

olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini

değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; Karakoca/Türkiye (k.k.),

B. No: 46156/11, 21/5/2013).

23. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel

sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,

hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik

gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 89; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).

24. AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması

planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara

önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak

zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz

konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda,

ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir

(Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010).

25. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin

sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi

için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında

ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin

ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,

B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya

sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların

doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında

olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §

119, Yardımcı/Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 8/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları

27. Başvurucular; hatalı müdahale sonucu kızlarının iki

parmağının sakat kaldığını, itirazlarına rağmen adli tıp raporunun bir üst merciye gönderilmediğini, mahkeme kararlarında ret

gerekçesinin izah edilmediğini, maddi tazminat isteminin reddedilmesinin hukuka

aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca olay nedeniyle yaptıkları başvurulardan

hiçbir netice alamadıklarını, soruşturma ve yargılama dosyalarında

savunmalarının dikkate alınmadığını ifade etmişlerdir. Başvurucular bu

nedenlerle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

28. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, ..., maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

29. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden

planlayıp hizmet vermesini düzenler."

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

31. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

32. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelemiştir

(Melahat Sönmez, B. No:

2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

33. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucuların

tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

35. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

36. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık

alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

37. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet

Acartürk,§ 51).

38. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

39. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri

yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve

özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da

Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece

mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı

sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde

sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,

§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:

2014/18266, 25/1/2018, § 32).

40. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden

hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi

ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015 §

44).

41. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,

§ 45).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

42. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine

getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,

devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.

43. Başvurucuların tıbbi ihmal iddiası temel olarak meydana

gelen sinir kesisinin olayın hemen sonrasında yapılan

ilk müdahalede kaynatılması gerekirken bu işlemin ilk anda yapılmamış olmasına

dayanmaktadır.

44. Derece mahkemesince hizmet kusurunun tespitine yönelik

olarak ATK'ya yaptırılan bilirkişi incelemesi

neticesinde düzenlenen raporda sinir kesisinin ilk

girişim sırasında sütüre edilebileceği gibi sekonder sütür tatbikinin de

uygulanan cerrahi girişim yöntemlerinden birisi olduğu, sonradan sütüre edilmiş olmasının eksik girişim

niteliğinde olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.

45. Mahkeme, davanın reddine ilişkin karar gerekçesinde raporu

yeterli görerek hükme esas aldığını belirtmiş ise de raporda sütür işleminin ilk anda yapılmayarak sonraya

bırakılmasında hangi kriterlerin esas alındığı, buna ilişkin tıbbi zorunluluk

hâllerinin neler olduğu, somut olayda bu hâllerin mevcut olup olmadığı

hususlarında bir açıklamaya yer verilmemiştir. Dolayısıyla doktorun sinir kesisini ilk girişimde sütüre

etmeme yönündeki tercihinin dayanağı ortaya konulmadığı gibi ilk girişimde

kesinin sütüre edilmiş olması hâlinde parmaklarda

hareket kısıtlılığı meydana gelip gelmeyeceği, hâlihazırda mevcut kısıtlılığın

iş gücü kaybına yol açıp açmadığı konusunda da bir değerlendirme yapılmamıştır.

46. Öte yandan, Danıştay Onbeşinci

Dairesi ilk derece mahkemesi kararının maddi tazminat talebinin reddi yönündeki

hüküm fıkrasını, tıbbi ihmal tespit edilemediği gerekçesiyle onarken manevi

tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm fıkrasını ise sinir kesisinin ilk müdahalede sütüre

edilmemesi nedeniyle çocuğun ameliyat olmak zorunda kaldığı gerekçesiyle

bozmuştur. Daire, sinir onarımının sonraki bir tarihe bırakılmasını sadece

manevi zarar yönünden hizmet kusuru olarak değerlendirmiş, maddi tazminat

yönünden böyle bir çıkarımda bulunmamıştır. Daire kararında, manevi zarar

yönünden kabul edilen hizmet kusurunun maddi zarar yönünden kabul edilmemesinin

gerekçesine yer verilmemiştir.

47. Somut olayda uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan tıbbi

ihmal iddialarının ATK raporunda tüm yönleriyle ele alınıp aydınlatılmadığı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu raporu dayanak alan derece

mahkemelerinin, başvurucuların iddialarını Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği

özen ve derinlikte incelediği, kararlarında konuyla ilgili ve yeterli

gerekçelere yer verdiği söylenemez. Bu durumda kamu makamlarının, başvuru

konusu olaydaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

49. Başvurucular, yargılamanın çok uzun sürmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

2. Değerlendirme

50. 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013

tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı

Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde

eklenmiştir.

51. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

52. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel kararında; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek

etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

53. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

54. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

57. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

58. Mehmet Doğan

kararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).

59. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece

mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı

verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

60. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.

Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa

söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya daha

önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık

ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesince

yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararının

sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği hâllerde

derece mahkemesinin, usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan mümkün

olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek ihlalin

sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet

Doğan, § 60).

61. Başvurucular, anayasal haklarının ihlal edildiğinin

tespitine ve 30.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminat verilmesine

hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

62. Başvuruda, başvurucuların ilk müdahale sırasında sinirlerin

kaynatılmaması sebebiyle çocuklarının parmağında sakatlık oluştuğu iddiası

yönünden derece mahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya

konulmadığından kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

63. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

64. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle başvurucuların tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine (9/4/2009 tarihli ve

E.2007/1027, K.2009/454) GÖNDERİLMESİNE,

D. Tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90

TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Engin GÜNDÜZ

Başvurucular

:

1. Mehmet GÜRBÜZ

2. Tülin SEVEN

3. Tuğçenur

GÜRBÜZ

Vekili : Av. Arzu PAMUKÇU YÖRDEM

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/9093, 8 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişinin Maddi ve
  11. B. Makul Sürede
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
  14. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Gürbüz
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/9093
Tarih
8 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Ali Çığır Başvurusu (B. No: 2015/19298)
  • Halit Kaplan Başvurusu (B. No: 2015/3178)
  • A.a.k. Başvurusu (B. No: 2015/17761)
  • İskenderun Demir ve Çelik A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/19521)
  • Sara Rahmazani ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/33)
  • Nail Dertli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18281)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.