İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Kanar Başvurusu (B. No: 2017/33904)

1. Başvuru; iş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın

Başvuru No2017/33904Tarih13 Ekim 2020Okuma21 dk · 4.112 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Kanar Başvurusu

Karar tarihi
13 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2017/33904
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.112 kelime·21 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; iş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın

tazmini istemi ile açılan davanın Yargıtay daireleri arasındaki görüş

farklılıkları ortadan kaldırılmadan aleyhe sonuçlandırılması nedeniyle

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 5/9/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucu

Hakkındaki Yargılamaya İlişkin Süreç

8. Başvurucu 1/9/2010 tarihinde imzalanan hizmet

sözleşmesi ile bir tarım kredi kooperatifinde (işveren) çalışmaya başlamıştır.

9. Başvurucu ile işveren arasında imzalanan hizmet

sözleşmesinde, sözleşmenin süresinin ilk iki ayı deneme süresi olmak üzere üç

yıl olduğu, sözleşme tarihinden itibaren üç yıllık asgari çalışma süresi

dolmadan taraflardan birinin sözleşmeyi haksız ve geçersiz olarak feshetmesi

durumunda karşı tarafa cezai şart ödeyeceği hususlarına yer verilmiştir.

10. Sözleşme ekinde yer alan ve taraflarca imzalanan

1/9/2010 tarihli "Taahhütname" başlıklı belgede, sözleşme

süresinin bitiminden önce haklı ve geçerli neden olmadan sözleşmeyi fesheden

tarafın diğer tarafa fesih tarihindeki ihbar tazminatına esas giydirilmiş aylık

brüt ücretinin 5 katı tutarında cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmıştır.

11. Başvurucu, işverene sunduğu 4/3/2011 tarihli istifa

dilekçesinde, Maliye Bakanlığı gelir uzman yardımcılığı sınavını kazanması

sebebiyle 7/3/2011 tarihinde işinden istifa etmek istediğini bildirmiş; bu

şekilde iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmiştir.

12. İşveren 1/6/2011 tarihinde başvurucu aleyhine açtığı

davada feshin haksız olduğunu iddia etmiş ve hizmet sözleşmesinde

kararlaştırılan cezai şartın tazminini talep etmiştir.

13. Uşak İş Mahkemesi (Mahkeme), 9/11/2012 tarihinde

davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme karar gerekçesinde 22/5/2003 tarihli

ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11. maddesinde belirtilen şartlar bulunmadığından

taraflar arasında düzenlenen hizmet sözleşmesinin belirsiz süreli sözleşme

niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği, sözleşmede düzenlenen cezai şartın işçi

aleyhine olduğu, davalıya cezai şart uygulanmasının hakkaniyete ve belirsiz

süreli iş sözleşmesinin hükümlerine uygun olmadığı ifade edilmiştir.

14. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin (Daire) 27/12/2013 tarihli kararı ile mahkeme kararı bozulmuştur.

Bozma kararı gerekçesinde, taraflar arasında düzenlenen hizmet sözleşmesinde

her iki taraf yönünden de cezai şart düzenlendiği, davacı işçinin resmî kuruma

atanma gerekçesi ile yaptığı tek taraflı feshin haklı nedene dayanmadığı,

dolayısıyla iş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın koşullarının oluştuğu

belirtilmiş; cezai şarta ilişkin talebin olay tarihinde yürürlükte bulunan

22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 161. maddesinin üçüncü

fıkrasının dikkate alınarak çalışılan süre de gözönünde bulundurulmak suretiyle

hüküm altına alınması gerektiği ifade edilmiştir.

15. Mahkeme, bozma kararına uymak suretiyle 14/5/2014

tarihinde davanın kabulüne, bilirkişi raporu ile hesaplanan 8.250,85 TL cezai

şartın istifa tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte

başvurucudan tahsiline karar vermiştir.

16. Anılan karar başvurucunun temyizi üzerine Dairenin

31/10/2014 tarihli kararıyla bozulmuştur. Karar gerekçesinde, başvurucunun

sorumlu olacağı cezai şart miktarının hesabında 818 sayılı mülga Kanun'un 161.

maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca çalışılan sürenin de gözönünde

bulundurulması gerektiği, bu bağlamda hükmüne uyulan bozma ilamının gereğinin

tam olarak yerine getirilmediği belirtilmiştir.

17. Mahkeme, bozma ilamına uyarak yaptığı yargılamada

yeniden bilirkişi raporu almıştır. Bilirkişi, başvurucunun davalı işyerinde

çalıştığı ve çalışmayı taahhüt ettiği süreleri oranlamak suretiyle cezai şart

miktarını hesaplamıştır. Mahkeme, bu bilirkişi raporunu esas alarak 1/9/2015

tarihinde davanın kısmen kabulü ile 6.810,96 TL cezai şartın istifa tarihinden

itibaren işleyecek yasal faizi ile başvurucudan tahsiline karar vermiştir.

18. Söz konusu karar, başvurucu ve davacı tarafından

temyiz edilmiştir. Daire 17/2/2016 tarihli kararıyla, davalının işçi olduğu ve

aldığı ücret miktarı dikkate alındığında hükmedilen cezai şart miktarının fahiş

olduğu, Mahkemece belirlenen cezai şart miktarından dava tarihi itibarıyla

yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Kanun'un 161. maddesinin üçüncü fıkrası

gereğince makul bir indirim yapılarak hüküm kurulmasının hakkaniyete uygun

olacağı gerekçeleriyle bozma kararı vermiştir.

19. Mahkeme, anılan bozma kararına uyarak 25/1/2017

tarihinde davanın kısmen kabulü ile 5.775,59 TL cezai şartın istifa tarihinden

itibaren işleyecek yasal faizi ile başvurucudan tahsiline karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde 818 sayılı mülga Kanun'un 161. maddesinin üçüncü fıkrası

gereğince çalışılan süre de gözönünde bulundurulmak suretiyle tespit edilen

cezai şart miktarından takdiren %30 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığı

ifade edilmiştir.

20. Başvurucu ve davacı tarafından temyiz edilen karar

Dairenin 20/6/2017 tarihli kararı ile onanarak kesinleşmiş ve nihai karar

11/8/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu 5/9/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Üçüncü Kişi

F.U. Hakkındaki Yargılamaya İlişkin Süreç

22. F.U. 1/9/2010 tarihinde bir tarım kredi kooperatifi

(kooperatif) ile 3 yıllık hizmet sözleşmesi imzalamıştır.

23. Anılan sözleşme devam ederken F.U. 8/3/2011 tarihinde

Maliye Bakanlığı gelir uzmanı yardımcılığı sınavını kazandığı gerekçesiyle

istifa dilekçesi vermiştir.

24. Kooperatif tarafından hizmet sözleşmesi kapsamında

cezai şart düzenlemesinin bulunduğu, sözleşmenin haksız yere feshedildiği

gerekçesiyle F.U. aleyhine Uşak İş Mahkemesinde dava açılmıştır.

25. Mahkeme 3/11/2011 tarihinde başvurucunun açtığı

davada vermiş olduğu aynı gerekçeyle (bkz. § 13) davanın reddine karar

vermiştir.

26. Söz konusu karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13/3/2014

tarihli kararı ile onanmıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

Mevzuat

27. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi)

bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi

üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe,

özel bir şekle tâbi değildir."

28. 4857 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İş ilişkisinin bir süreye bağlı

olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli

işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya

çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı

şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.''

29. 818 sayılı mülga Kanun'un 158. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Akdin icra edilmemesi veya natamam

olarak icrası halinde tediye edilmek üzere cezai şart kabul edilmiş ise,

hilafına mukavele olmadıkça, alacaklı ancak ya akdin icrasını veya cezanın

tediyesini isteyebilir."

30. 818 sayılı mülga Kanun'un 161. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) Akitler, cezanın miktarını

tayinde serbesttirler.

...

(3) Hakim, fahiş gördüğü cezaları tenkis

ile mükelleftir."

31. 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 11/1/2011 tarihli

ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bir sözleşmenin hiç veya gereği

gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden

anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.''

32. 6098 sayılı Kanun'un 182. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Taraflar, cezanın miktarını

serbestçe belirleyebilirler."

33. 6098 sayılı Kanun'un ''Ceza koşulu ve ibra''

kenar başlıklı 420. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hizmet sözleşmelerine sadece işçi

aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.''

2. Yargıtay

Kararları

34. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 5/5/2009 tarihli ve

E.2008/31149, K.2009/12756 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Somut olayda, davalı işçi acil durum

tıbbi teknisyeni olup, davalıya ait hastanede süreklilik gösteren bir işte

görev yapmıştır. Bu itibarla taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi

yapılmasını gerektiren objektif nedenler bulunmadığı gibi, 1.12.2006 tarihinde

yenilenmesi yönünde de yasanın aradığı anlamda esaslı neden söz konusu

değildir. Bu itibarla iş sözleşmesinin belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi

gerekir. Böyle olunca süreye bağlı olarak öngörülen cezai şart yönünden yasal

koşullar oluşmamıştır.

..."

35. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 22/6/2010 tarihli ve

E.2008/35227, K.2010/21068 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... Yasada belirli süreli işlerle,

belirli bir işin tamamlanması veya belli bir olgunun ortaya çıkması gibi

objektif koşullara bağlı olarak belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilecektir.

...

Somut olayda, davalı işçi hemşire olup.

davacıya ait hastanede süreklilik gösteren bir işte görev yapmıştır. Bu

itibarla taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektiren

objektif nedenler bulunmadığı gibi, 05.06.2006 tarihinde yenilenmesi yönünde de

yasanın aradığı anlamda esaslı neden söz konusu değildir. Bu itibarla iş

sözleşmesinin belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi gerekir. Böyle olunca

süreye bağlı olarak öngörülen cezai şart yönünden yasal koşullar oluşmamıştır.

Davalı işçinin sözleşme süresinden önce bir feshi söz konusu olmadığına göre

cezai şart öngören kural geçersizdir. Böyle olunca davacı işverenin açmış olduğu

cezai şart ödenmesi isteğinin reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesi

hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

..."

36. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 6/12/2012 tarihli ve

E.2012/7662, K.2012/27350 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Cezai şart mevzuatımızda 818 sayılı

Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup, 4857 sayılı İş Kanununda konuya dair bir

hükme yer verilmemiştir. Belirsiz süreli sözleşmelerde cezai şart

konulamayacağı yönünde bir düzenleme bulunmamaktadır. Belirsiz süreli bir iş

sözleşmesinde asgari çalışma süresi kararlaştırılabilir ve bu asgari süreye

riayeti sağlama amacına yönelik cezai şart kararlaştırılabilir. Dolayısıyla

gerek belirli gerekse belirsiz süreli iş sözleşmelerinde, cezai şart içeren

hükümler, karşılıklılık prensibinin bulunması halinde kural olarak geçerlidir.

Ancak, belirli süreli olduğu iddia edilen iş sözleşmesinin süresinden önce

feshi şartına bağlı cezai şartın sonuç doğurabilmesi için, öncelikle taraflar

arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olup olmadığının tespiti gerekir.

4857 sayılı Kanun'un 11. maddesindeki düzenleme karşısında, taraflar arasındaki

iş sözleşmesinin belirsiz süreli nitelikte değerlendirilmesi dosya içeriğine

uygundur.

Somut olayda, belirsiz süreli iş

sözleşmesi işverence haklı sebebe dayanılmaksızın feshedilen davacının

sözleşmede kararlaştırılmış olan cezai şartı talep etme hakkı bulunmaktadır.

Mahkemece cezai şart talebi kabul edilmeli, ancak bu alacaktan 818 sayılı

Kanun'un 161/son maddesi gereği ve dosya içeriğine göre kıdemi itibariyle

işçinin iş güvencesi hükümlerinden faydalanamadığı dikkate alınarak, dört aylık

iş güvencesi tazminatını aşmayacak şekilde bir indirime gidilmelidir. Yazılı

gerekçeyle cezai şart alacağının reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

..."

37. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 29/5/2014 tarihli ve

E.2013/12632, K.2014/15162 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...davacının niteliği ve yaptığı

iş itibarıyla, her ne kadar sözleşme süreli olarak yapılmış ise de, 4857 sayılı

İş Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca sözleşmenin belirli süreli olmasını

gerektiren objektif şartlar bulunmadığından sözleşmenin başından itibaren

belirsiz süreli olarak kabulü gerekir. Ancak, sözleşmenin belirsiz süreli

olarak kabul edilmesi, öngörülen cezai şartın geçersizliği sonucunu

doğurmamalıdır. Aksi durumda sözleşmede kararlaştırılan tüm hususların geçersiz

olması gibi bir sonuç ortaya çıkar. Objektif şartların bulunmaması sadece

tarafların belirli süreli sözleşme yapma haklarını ortadan kaldırır ve sözleşme

belirsiz hale dönüşür. Sözleşmenin belirsiz süreli olması cezai şart

kararlaştırılmasına engel değildir. Bu sebeple objektif şartların yokluğu

nedeniyle belirsiz süreli sayılan sözleşmedeki cezai şartın geçersiz olduğunu

kabul etmek mümkün değildir. Başka bir anlatımla belirli süreli olarak yapılan

sözleşmenin belirsiz süreli olduğu kabul edilse bile sözleşmede öngörülen süre

bitmeden haksız olarak sözleşmeyi fesheden taraftan diğer tarafın cezai şart

talep hakkı korunmalıdır. Mahkemece aksi düşünce ile, davacının cezai şarta

ilişkin talebinin reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

..."

38. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun

8/3/2019 tarihli ve E.2017/10, K.2019/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Taraflarca sözleşmede

kararlaştırılan süre boyunca sözleşmenin yalnızca haklı nedenle fesh

edilebileceği; haklı neden oluşturmayan diğer hallerde sözleşmeye devam

edilmesi kabul edilmiştir. Taraflar, bu hususdaki taahhütlerini yerine getirmek

amacıyla sözleşmede baskı aracı niteliğinde olan cezai şarta ilişkin

düzenlemeye yer vermişlerdir. Belirli süreli iş sözleşmesinin objektif

koşulları bulunmaması nedeniyle belirsiz süreli olarak nitelendirilmesi,

tarafların cezai şarta ilişkin sözleşme iradelerinin geçersizliği sonucunu

doğurmamalıdır.

Yapılan açıklamalar ışığında, işçi ve

işverenin belirli süreli iş sözleşmesinde belirledikleri süre boyunca haklı

neden olmaksızın sözleşmenin fesh edilmemesini garanti altına almak amacıyla

sözleşmede öngördükleri cezai şart hükmü, sözleşmenin, belirli süreli iş

sözleşmesinin objektif koşulları taşımadığından belirsiz süreli iş sözleşmesi

olarak kabul edilmesi halinde, kararlaştırılmış olan süre ile sınırlı olmak

üzere geçerliliğini koruyacaktır.

Hal böyle olunca belirli süreli olarak

yapılmış ancak objektif şartları taşımadığı için belirsiz süreli olarak kabul

edilen iş sözleşmesinde kararlaştırılan “süreden önce haksız feshe bağlı cezai

şart” hükmünün, kararlaştırılmış olan süre ile sınırlı olmak üzere geçerli olduğu

sonucuna varılmıştır.

SONUÇ

Belirli süreli olarak yapılmış ancak

objektif şartları taşımadığı için belirsiz süreli olarak kabul eden iş

sözleşmesinde kararlaştırılan “süreden önce haksız feshe bağlı cezai şart”

hükmünün, belirlenen süre ile sınırlı olmak üzere geçerli olduğuna, 08.03.2019

tarihli ikinci oturumda üçte ikiyi aşan oy çokluğu ile karar verilmiştir."

B. Uluslararası

Hukuk

39. Konu hakkındaki ilgili uluslararası hukuk için bkz. Yasemin

Bodur, B. No: 2017/29896, 25/12/2018, §§ 24-32.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

40. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Hakkaniyete

Uygun Yargılama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

41. Başvurucu, kendisi ile benzer durumda olan F.U.

aleyhine açılan dava ile kendi aleyhine açılan davanın aynı ilk derece

mahkemesince aynı gerekçe ile reddedildiğini, ancak dava dosyalarının temyiz

incelemesi için Yargıtayın farklı dairelerine tevzi edilmesi sebebiyle F.U.

hakkında verilen ret kararının Yargıtay 9. Hukuk Dairesince onandığını, kendi

davasında verilen ret kararının Yargıtay 22. Hukuk Dairesince bozulduğunu ve

sonuçta davanın aleyhine sonuçlandığını bildirmiştir. Başvurucu, Yargıtay 9. ve

22. Hukuk Daireleri arasındaki yorum farklılıklarının benzer nitelikteki

davaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığını, benzer

durumda bulunan kişiler arasında yargısal sistemin işleyişinden kaynaklanan

nedenlerle farklı hukuki statüler meydana getirilmesinin öngörülebilirlik

sınırları içinde değerlendirilemeyeceğini, söz konusu durumun hukuka ve yargıya

olan güveni zedelediğini iddia etmiş; daha iyi şartlarda bir işe geçmesinin

kendisine cezai şart ödettirilmek suretiyle engellenmeye çalışıldığını

belirterek adil yargılanma hakkının, eşitlik ilkesinin, zorla çalıştırma

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

42. Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti"

kanar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucunun şikâyetlerinin özünün hakkında açılan davanın Yargıtay daireleri

arasındaki görüş aykırılığı giderilmeden aleyhine sonuçlandırılmasına yönelik

olduğu değerlendirilmiş, ihlal iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

45. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;

herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal

sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine herkesin adil yargılanma hakkına sahip

olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde

düzenlenen adil yargılanma hakkının anayasal güvence altına alınması olduğu

anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).

46. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların

çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk

devleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında

gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.

47. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de

hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

48. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya

birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip

etkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,

12/1/2017, § 81).

49. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun

dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama

kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği

sağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer

davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması,

bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire

tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine

zıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik

ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi

hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen

güven zarar görebilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §

64).

50. Anayasa Mahkemesi bu noktada derece mahkemelerinin

hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen bir

hâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içinde

uygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıkları

ortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir.

51. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir

uyuşmazlığı çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında

davaların içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise

hareket noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından

hangisinin doğru olduğu ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi

olmayacaktır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan değişimin

hukuki bir belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından

öngörülebilir olup olmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan Bal,

§ 58).

52. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan

güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,

adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (Engin

Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

53. Somut olayda başvurucu ile işveren arasında imzalanan

1/9/2010 tarihli iş sözleşmesinde sözleşmenin süresi üç yıl olarak belirlenmiş

ve taraflardan birinin süresinden önce haksız veya geçersiz olarak sözleşmeyi

feshetmesi durumda sözleşme ekindeki taahhütnameye göre karşı tarafa cezai şart

ödeyeceği kararlaştırılmıştır. Başvurucu, Maliye Bakanlığı gelir uzman

yardımcılığı sınavını kazandığı gerekçesiyle 7/3/2011 tarihinde iş sözleşmesini

feshetmiştir.

54. Başvurucunun başvuru formunda yer verdiği F.U. da

başvurucunun işvereni kooperatif ile aynı kooperatifler birliği çatısında yer alan

başka bir kooperatifte ve başvurucu ile aynı tarihte, aynı şartları haiz iş

sözleşmesi ile işe başlamıştır. F.U. da başvurucu gibi Maliye Bakanlığının

gelir uzman yardımcılığı sınavını kazanması nedeniyle kooperatifteki işinden

8/3/2011 tarihinde istifa etmiş, bu şekilde iş sözleşmesini tek taraflı olarak

feshetmiştir.

55. Başvurucu ve F.U. aleyhine işverenleri tarafından

feshin haksız olduğu ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tazmini istemi

ile açılan davalar Uşak İş Mahkemesinde görülmüş, Mahkeme aynı gerekçe ile

davaların reddine karar vermiştir. Bu kararlar davacı işverenlerce temyiz

edilmiştir.

56. Bahsedilen uyuşmazlıkların çözümünde görevli Yargıtay

Daireleri 9. ve 22. Hukuk Daireleri olup F.U. hakkında görülen davada verilen

ret kararı Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13/3/2014 tarihli kararı ile onanmış

iken başvurucu hakkında görülen davada verilen ret kararı Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin 27/12/2013 tarihli kararı ile bozulmuştur. Neticede başvurucu

hakkında açılan dava başvurucunun aleyhine sonuçlanmıştır.

57. Başvurucu, hakkında açılan davanın Yargıtay daireleri

arasındaki görüş farklılıkları ortadan kaldırılmadan aleyhine sonuçlanmasından

şikâyet etmektedir.

58. Uygulamadaki birlikteliği sağlaması beklenen yüksek

mahkemelerin aynı olay ve hukuksal sorunlar anlamında birbirinden farklı karar

vermesi durumunda çelişkinin adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edip

etmediğinin ölçülebilmesi için içtihat farklılığının derin ve süregelen bir

nitelik taşıyıp taşımadığının, kararlar arasındaki çelişkiyi çözecek bir

mekanizmanın bulunup bulunmadığının, varsa somut olayda uygulanıp

uygulanmadığının öncelikle belirlenmesi, bu bağlamda Yargıtay daireleri

arasındaki yorum farklılıklarının başvurucu yönünden hukuki belirlilik ve

öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.

(1) Kararlar Arasında Çelişkinin Varlığı

59. Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri, somut olayda

yaptıkları temyiz incelemelerinde davaların tarafları arasında belirli süreli

olarak imzalanan iş sözleşmelerinin 4857 sayılı Kanun'un 11. maddesinde

öngörülen objektif koşulları sağlamaması nedeni ile belirsiz süreli iş

sözleşmesi olarak nitelendirmesi konusunda hemfikir olmakla birlikte

sözleşmelerde yer alan süreye bağlı cezai şart hükmünün geçerliliği konusundaki

görüş ayrılıkları nedeni ile farklı sonuçlara ulaşmışlardır.

60. Her iki Daire arasındaki görüş ayrılığının Yargıtay

İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca verilen 8/3/2019 tarihli içtihadı

birleştirme kararı ile giderildiği anlaşılmakla birlikte içtihadı birleştirme

kararı öncesinde Yargıtay dairelerinin uygulamalarının ne yönde olduğunun

ortaya konulması gerekmektedir.

61. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bahsedilen içtihadı

birleştirme kararının verildiği tarihe kadar geçen süredeki uygulamaları

incelendiğinde belirli süreli yapılmış olmasına rağmen kanunda öngörülen

objektif şartları sağlamaması nedeniyle belirsiz süreli olarak nitelendirilen

iş sözleşmelerinde yer alan süreye bağlı cezai şart hükmünün geçersiz olacağı

yönündeki içtihadını istikrarlı bir şekilde uyguladığı görülmektedir.

62. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, dava tarihinden sonraki

sürede 14/2/2011 tarihli ve 6110 sayılı Kanun ile 4/2/1983 tarihli ve 2797

sayılı Yargıtay Kanunu'nun 7. maddesinde yapılan değişiklik ile kurulmuş ve

ardından Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 12/5/2011 tarihli kararı ile Yargıtay

9. Hukuk Dairesi ile benzer uyuşmazlıkların çözümünde görev almaya başlamıştır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi göreve başladığı tarihten bu yana objektif şartlar

bulunmadığı için belirsiz hâle gelen iş sözleşmelerindeki süreye bağlı cezai

şart hükümlerinin karşılıklılık ve denklik unsurlarını sağlaması durumunda

geçerli sayılması gerektiği görüşünde olmuştur. 22. Hukuk Dairesi verdiği

kararlarda 9. Hukuk Dairesinin uygulamalarından hangi nedenlerle ayrıldığının

gerekçelerini başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak

anlaşılmasına imkân verecek şekilde açıklamıştır.

63. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 21/1/2013 tarihli

kararı ile dava konusu ile benzer uyuşmazlıkların çözümünde Yargıtay 9. ve 22.

Hukuk Dairelerinin yanı sıra görev almaya başlayan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi de

bir süre Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin savunduğu görüşü benimsemiş iken

(Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 13/3/2014, E.2013/9069, K.2014/6022) daha sonra somut

olaya benzer uyuşmazlıklarda Yargıtay 22. Hukuk Dairesi gibi süreye bağlı cezai

şart hükmünün geçerli olacağı sonucuna varmıştır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi,

30/6/2015, E.2015/19958, K.2015/13335). Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Yargıtay

Birinci Başkanlık Kurulunun 22/12/2016 tarihli kararıyla 1/1/2017 tarihi

itibarıyla kapatılmıştır.

(2) İçtihat Uyumunu Sağlayan Mekanizmanın

İşletilmesi Süreci

64. Başvurucunun davasının kesinleştiği 20/6/2017

tarihinden sonraki sürede Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu 28/9/2017 tarihli

kararı ile Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri arasında oluşan görüş ayrılığının

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca içtihatların

birleştirilmesi yoluyla giderilebileceğine karar vermiştir.

65. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu

8/3/2019 tarihli içtihadı birleştirme kararı ile belirli süreli olarak yapılmış

ancak objektif şartları taşımadığı için belirsiz süreli olarak kabul edilen iş

sözleşmesinde kararlaştırılan süreden önce haksız feshe bağlı cezai şart

hükmünün belirlenen süre ile sınırlı olmak üzere geçerli olduğu sonucuna

ulaşmıştır.

(3) Hukuki

Belirlilik ve Öngörülebilirlik İlkesi Yönünden Yapılan Değerlendirme

66. Başvurucunun davasının yargılamasının yapıldığı

tarihlerde dava konusu uyuşmazlık ile benzer uyuşmazlıkların çözümünde görev

alan Yargıtay daireleri arasında aynı hukuki olgu ile ilgili olarak birbirinden

farklı iki yorum benimsenmiş durumdadır. Başvurucunun davası ise Yargıtay 22.

Hukuk Dairesinin kendi içinde istikrarlı olarak uyguladığı içtihadı

doğrultusunda çözümlenmiştir. Yargısal makamların aynı hukuki olgu ile ilgili

farklı yorumlar benimsemesinin tek başına hukuki güvenlik ilkesine aykırılık

oluşturmayacağı, yargısal kararlardaki değişikliklerin hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması açısından pek çok zaman olumlu görülebileceği, başvurucunun

davasının kesin olarak karara bağlandığı tarihten sonra da olsa Yargıtay

daireleri arasındaki içtihat farklılığını giderecek mekanizmaların etkili

olarak işletildiği ve içtihat birliğinin sağlandığı, üstelik başvurucunun

davasında uygulanan Yargıtay 22. Hukuk Dairesince getirilen yaklaşımın içtihadı

birleştirme kararında da benimsenmiş olduğu hususları gözönünde

bulundurulduğunda başvurucunun davasında varılan sonucun başvurucu için

öngörülemez olduğunu ve yargılamanın bütünü içinde hakkaniyeti zedelediğini

söylemek mümkün değildir.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

68. Başvurucu, davanın açıldığı 1/6/2011 tarihinden

Yargıtayın nihai kararını verdiği 20/6/2017 tarihine kadar devam eden yargılama

süresi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

2. Değerlendirme

69. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra yürürlüğe giren

25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve

6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların

Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

70. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

71. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §

26) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı

ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır.

72. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk

bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat

Yüksel, §§ 35, 36).

73. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu

karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : M.Emin KUZ Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucu : Mehmet KANAR Vekili : Av. Ali TOPÇU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/33904, 13 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Başvurucu
  10. B. Üçüncü Kişi
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. Sonuç
  15. B. Uluslararası
  16. V. İnceleme Ve
  17. Gerekçe
  18. A. Hakkaniyete
  19. B. Makul Sürede
  20. A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal
  21. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  22. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  23. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/33904
Tarih
13 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Murat Yenimahalle Başvurusu (B. No: 2018/36543)
  • Elmaz Kırımlı Başvurusu (B. No: 2018/35678)
  • Mehmet Keçeci Başvurusu (B. No: 2018/24673)
  • Murat Köse Başvurusu (B. No: 2017/37375)
  • Elçin Alayont Başvurusu (B. No: 2017/16604)
  • Mehmet Erdal Atak Başvurusu (B. No: 2018/25143)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.