İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Köse Başvurusu (B. No: 2017/37375)

1. Başvuru; gözaltında tutma koşulları ile gözaltı ve

Başvuru No2017/37375Tarih13 Ekim 2020Okuma13 dk · 2.554 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat Köse Başvurusu

Karar tarihi
13 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2017/37375
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.554 kelime·13 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; gözaltında tutma koşulları ile gözaltı ve

tutuklama işlemleri sürecinde kelepçe kullanılması nedeniyle kötü muamele

yasağının, soruşturma kapsamında yapılan aramanın hukuka uygun olmaması

nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlâl edildiğine

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 13/11/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, başvurucunun adli yardım talebinin

kabulüne karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. 1980 doğumlu olan ve Ankara'da yaşayan başvurucu,

Yargıtay tetkik hâkimi olarak görev yapmakta iken 15 Temmuz darbe teşebbüsü

ertesinde ülke genelinde birçok yargı mensubu hakkında 16/7/2016 tarihinde

verilen gözaltına alma kararına istinaden Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel

Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle 19/7/2016 tarihinde evinde

ve işyerinde yapılan aramanın ardından gözaltına alınmış, 22/7/2016 tarihinde

tutuklanarak ceza infaz kurumuna gönderilmiştir.

10. Başvurucu gözaltına alınırken hakkında Ankara Gazi

Mustafa Kemal Devlet Hastanesi tarafından genel adli muayene raporu düzenlenmiştir.

19/7/2016 tarihli raporda başvurucunun her iki bileğinin ön ve arka yüzünde

kelepçe kullanımına bağlı hiperemi ve çizgisel izler bulunduğu tespit

edilmiştir.

11. Başvurucunun anlatımına göre evinde ve işyerinde

hukuka aykırı arama yapılmış, gerekli olmadığı hâlde elleri arkasında kalacak

şekilde kelepçe kullanılmış, buna bağlı olarak yaralanmıştır. İddiaya göre

başvurucu, kolluk merkezinde kelepçeli şekilde yarım saat bekletilmiş; adliyede

iş arkadaşları önünde teşhir edilmiş; ayrıca gözaltında kötü koşullarda

tutulmuştur.

12. Başvurucu 15/8/2016 tarihinde kolluk görevlilerinin

görevlerini kötüye kullandıklarını ileri sürerek Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuştur.

13. Soruşturma kapsamında il Emniyet Müdürlüğünden bilgi

istenmiştir. Emniyet Müdürlüğü cevabında, darbe teşebbüsü sırasında bombalı

saldırılardan dolayı Emniyet Müdürlüğü binasında ağır yıkım ve tahribat

oluştuğundan başvurucunun tutulduğu nezarethaneyi gösterir kamera

görüntülerinin bulunmadığı bildirilmiştir. Cevapta ayrıca çok sayıda şüpheli

gözaltına alındığından nezarethanelerin yetersiz kalması sebebiyle spor

salonları, halı sahalar vb. yerlerin gerekli güvenlik önlemleri alınarak

gözaltı merkezlerine dönüştürüldüğü, bu sebeple nezarethanelerde yoğunluk

yaşandığı, buna karşın gözaltına alınan kişilerin beslenmelerinin eksiksiz

olarak karşılandığı, yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğu açıklanmıştır.

14. Savcılıkça 22/3/2017 tarihinde başvurucunun iddiaları

ile ilgili olarak dava açmaya yeterli delil bulunmadığı değerlendirilmiş,

kolluk görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

15. Başvurucunun Savcılık kararına yaptığı itiraz, Ankara

4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/10/2017 tarihli kararıyla reddedilmiş; anılan

karar başvurucuya 3/11/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 13/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 93. maddesi şöyledir:

“Yakalanan veya tutuklanan kişilerin

nakli

Madde 93- (1) Yakalanan veya

tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da

kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz

ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâllerinde kelepçe takılabilir.”

18. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

295. maddesi şöyledir:

“Muhafızın görevini kötüye kullanması

Madde 295 - (1) Gözaltına alınan,

tutuklu veya hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişilerin, görevlerinin

gereklerine aykırı hareket etmeleri halinde, görevi kötüye kullanma suçuna

ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Muhafaza veya nakli ile görevli

olan kimse, görevinin gereklerine aykırı olarak gözaltına alınan, tutuklu veya

hükümlünün bulunduğu yerden geçici bir süreyle uzaklaşmasına izin verirse; altı

aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Gözaltına alınan, tutuklu veya

hükümlünün bu fırsattan yararlanarak kaçması halinde, kaçmaya kasten imkan

sağlama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

B. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

kısıtlama yöntemlerinden biri olan kelepçeleme, yasal yakalama ya da tutuklama

ile bağlantılı olarak uygulandığında ve koşulların makul olarak

gerektirdiğinden daha fazla güç kullanma ya da kamuya teşhir içermediğinde

genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. maddesinde

düzenlenen işkence yasağı kapsamında bir sorun teşkil etmez (Raninen/Finlandiya,

B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 56; Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99,

§ 182; Gorodnitchev/Rusya, B. No: 52058/99, 24/5/2007, §§ 101, 102, 105,

108; Mirosław Garlicki/Polonya, B. No: 36921/07, 14/6/2011, §§

73-75).

20. AİHM tutukluların nakledilmesi sırasında kelepçe

kullanımını incelediği Raninen/Finlandiya kararında, başvurucunun

kelepçeli bir şekilde nakledilmesi onun tutumundan kaynaklanan gerekli bir

tedbir olmasa hatta haksız bir tutma nedeniyle uygulansa dahi başvurucunun

olaydan birkaç ay sonra alınan sağlık raporlarında belirtilen ruhsal durumu ile

ilgili olumsuz gelişmeler ile kelepçeleme olayı arasında illiyet bağı

kuramadığını belirterek yapılan bu muamelenin başvurucunun ruhsal durumu

üzerindeki olumsuz etkisine ikna olmadığını açıklamış; olayda Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi için aranan asgari eşik

seviyesinin aşılmadığını değerlendirmiştir (Raninen/Finlandiya, §§

52-59).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Kelepçe

Kullanımı Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

22. Başvurucu; kaçma şüphesi olmamasına rağmen ters

kelepçe kullanıldığını, kelepçenin sıkı olması nedeniyle bileklerine zarar

verdiğini, kızarıklığın iki gün sürdüğünü, evinde ve işyerinde arama

yapılırken, kolluk merkezinde, adliye koridorunda beklerken sağlık raporu

alınması ve diğer işlemler sırasında kelepçe kullanılmasının hukuka uygun

olmadığını, kelepçeli hâlde adliye personeli önünde teşhir edilip fotoğrafının

çekildiğini iddia ederek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

23. Bakanlık görüşünde; başvurucunun bileğindeki

yaralanmanın kelepçe takılmasının sonucu oluştuğu, kelepçe tedbirinin kötü

muamele olarak değerlendirilebilmesi için gerekli olan asgari ağırlık

seviyesinin aşılmadığı, Savcılıkça tüm usul işlemlerinin yapılarak bir sonuca

ulaşıldığı belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun kelepçe takılma işlemine ilişin

şikâyeti özü itibarıyla kötü muamele yasağı çerçevesinde değerlendirilmiştir.

25. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

''Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

26. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

27. Diğer taraftan Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası ve Sözleşme’nin 3. maddesi herhangi bir sınırlama öngörmemekte;

işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ile cezaların yasaklanmasının

mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele yasağının mutlak mahiyeti

Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş veya ulusun varlığını

tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna öngörmemiştir. Aynı

şekilde Sözleşme’nin 15. maddesi benzer bir düzenleme ile kötü muamele yasağına

ilişkin herhangi bir istisna öngörmemiştir (Turan Günana, B. No:

2013/3550, 19/11/2014, § 33).

28. Yukarıda ifade edilen tüm hususlara ilave olarak bir

muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi

için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olmasının gerektiğini ifade etmek

gerekir.Her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

29. Tutuklu veya hükümlülerin ceza infaz kurumu dışında

bulundukları süre boyunca kaçmalarının önlenmesi, kendilerine veya başkalarına

zarar verme tehlikesinin bertaraf edilmesi amacıyla kolluk görevlileri

tarafından kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçların kullanılması

kural olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun

oluşturmamaktadır. Ancak bu tür tedbirlerin alınıp uygulanmasında tutuklu veya

hükümlülerin fiziksel veyahut ruhsal durumları ile tedbirin olası olumsuz

etkilerinin birlikte dikkate alınarak bir sonuca ulaşılması gerekir (Ö.U.,

B. No: 2016/62587, 23/6/2020, § 32).

30. Elbette bu araçların kullanımında kamu makamlarının

takdir yetkisini alınan tedbirin amacını aşacak boyutta keyfî kullanmaları kötü

muamele kapsamında kalabilmektedir. Bu durumda öncelikle değerlendirilmesi

gereken husus, alınan tedbirin makul seviyede sayılıp sayılmayacağı ve

sonuçları bakımından hakkında tedbir uygulanan kişideki fiziksel ve ruhsal

etkilerinin kötü muamele sayılması için aranan eşiği aşıp aşmayacağıdır (Ö.U.,

§ 33).

31. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kelepçe kullanımına bağlı

olarak meydana gelen yaralanmayı kötü muamele yasağı kapsamında incelediği Süleyman

Savat (B. No: 2015/18154, 4/7/2019) başvurusunda; başvurucunun kaçma

tehlikesinin bulunduğunu, baş parmağındaki 3-4 cm'lik yaranın kolluğun kasıtlı

davranışı neticesinde oluştuğunun ortaya konulmadığını ve üçüncü kişilerin

görmesini sağlamak kastıyla teşhir edildiği iddiasının olmadığını

değerlendirerek kötü muamele yasağı bakımından aranan asgari eşiğin aşılmadığı

sonucuna ulaşmıştır.

32. Somut olayda başvurucu, gözaltı ve tutuklama

işlemleri sürecinde kolluk merkezinde, adliyede ve araçla nakillerinin

gerçekleştirildiği esnada gerekmediği hâlde kendisine kelepçe takılması

nedeniyle yaralanmasından ve kelepçeli hâlde daha önce birlikte çalıştığı

kişilerin önünde teşhir edilmesinden şikâyet etmektedir.

33. Başvurucu, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden birkaç gün

sonra aralarında çok sayıda kolluk ve yargı mensubunun da bulunduğu binlerce

kişiyle birlikte aynı zamanda gözaltına alınarak tutuklanmıştır. Başvurucunun

gözaltında olduğu 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan

edilmiştir. Dolayısıyla çok sayıda kişinin gözaltı ve tutuklama işlemleri eş

zamanlı olarak geriye kalan kolluk ve yargı görevlileri eliyle yürütülmüştür.

34. Her ne kadar başvurucu kaçma şüphesi bulunmadığını ve

kolluğa direnmediğini belirterek kelepçe kullanılmasının gerekli olmadığını

iddia etmiş ise de yukarıda açıklandığı üzere binlerce kişinin gözaltı ve

tutuklama işlemlerinin güvenli yürütülmesi, nakillerinin sağlanabilmesi

amacıyla kolluk görevlilerinin sayısındaki azalma da dikkate alınarak

başvurucunun bedensel hareketlerini kısıtlamaya yönelik olarak kelepçe

kullanılması somut başvuru koşulları açısından makul tedbir kapsamında

sayılmaktadır. Ayrıca başvurucunun ellerinin önünde veya arkasında

kelepçelenmesi bedensel hareketlerinin kısıtlanması bakımından büyük fark

oluşturmamakla birlikte ellerinin arkasına alınarak kelepçe kullanılmasının da

tek başına başvurucunun onurunu zedeleyecek mahiyette olduğu değerlendirilemez.

35. Bu aşamadan sonra incelenmesi gereken husus kelepçe

kullanılmasının başvurucuda yarattığı fiziksel ve psikolojik sonuçlardır.

Başvurucunun her iki bileğinde kelepçe kullanımına bağlı kızarıklık ve çizgiler

olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu kızarıklığın iki gün sürdüğünü, kelepçenin

olması gerekenden daha sıkı kullanılması nedeniyle bileklerinin zarar gördüğünü

ileri sürmüş; buna karşın kolluk görevlilerinin başvurucuyu yaralama veya

aşağılama kastıyla hareket ettiklerini iddia etmemiştir. Elbette kolluk görevlerinin

kasıtları ortaya konulmasa dahi yapılan hukuki bir uygulamanın başvurucuda

yarattığı etki asgari eşiği aşarak kötü muamele kapsamında kalabilir. Ancak

başvuru konusu olayda kelepçenin kullanılma süresi ve şekli, başvurucunun

fiziksel özellikleri ve yaralanma biçimi dikkate alındığında kötü muamele

sayılması için aranan asgari eşiğin aşılmadığı değerlendirilmiştir.

36. Öte yandan somut uygulamanın kolluk memurları

tarafından teşhir edilme amacıyla yapıldığına yönelik bir olgu başvuru

dosyasına yansımamıştır. Bu durumda başvurucunun gözaltı ve tutuklama işlemleri

ile nakli sırasında kelepçe kullanılmasının ve bu şekilde görülmesinin kötü

muamele oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

37. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağına ilişkin

bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Gözaltında

Tutma Koşulları Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

38. Başvurucu; gözaltında hukuki düzenlemelere aykırı bir

şekilde kötü şartlarda tutulduğunu, beş kişi barındırılması gereken

nezarethanede yirmi kişi kaldıklarını, yerde uyumak zorunda kaldığını, beslenme

ihtiyaçlarının kısıtlı olarak giderildiğini, bu nedenle kötü muamele yasağının

ihlal edildiği ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

39. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği,

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu

makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

40. Kişinin tutuklanmasıyla birlikte ya da gözaltı

sürecinin sonunda salıverilmesiyle birlikte gözaltı sürecindeki tutma hâli sona

erer. Gözaltı sürecinden sonra kişinin tutuklanması ihlal iddiasına ilişkin

tutma hâlinin devam ettiğini göstermez. Zira kişi tutuklandıktan sonra ceza

infaz kurumuna gönderilmekte ve dolayısıyla tutma koşulları değişmektedir.

Ayrıca ceza infaz kurumundaki tutma hâlinde kişilerin tutma koşullarına ilişkin

olarak infaz hâkimliklerine başvurma imkânı bulunmaktadır. Bu itibarla gözaltı

süreci sona eren kişiler yönünden artık mevcut ihlali önleyici ya da tutma

koşullarının geleceğe yönelik olarak düzeltilmesini temin edici hukuk yollarına

başvurulması anlamını yitirmekte, bu durumda uğranılan zararları tazmin edici

mekanizmaların varlığı yeterli hâle gelmektedir. Dolayısıyla gözaltı süreci

sona erenlerin nezarethaneden ayrıldıkları tarihe kadar maruz kaldıkları tutma

koşullarına ilişkin şikâyetleri bakımından etkili hukuk mekanizmasının tazminat

yolu olduğu söylenebilir (Nebahat Baysal Gül, B. No: 2016/14634,

28/5/2019, § 23).

41. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 2. maddesinde, idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları

doğrudan muhtel olanlar tarafından idari yargıda tam yargı davası açılabileceği

belirtilmiştir. Buna göre idarenin işlem ve eylemlerinden kaynaklanan her türlü

zararın idari yargıda açılacak bir tam yargı davasına konu edilmesi mümkündür.

Bu bağlamda idari yargıda açılacak tam yargı davasında idare mahkemesinin

tutulma koşullarının ilgili ulusal ve uluslararası hukuka uygun olup olmadığını

denetlemesi ve bu çerçevede tutulma koşullarının hukuka aykırı olduğunu tespit

etmesi hâlinde -zararın ve bu zararla tutulma koşulları arasında illiyet

bağının da bulunması kaydıyla- tazminata hükmetme yetkisini haiz olduğu

hususunda tereddüt bulunmamaktadır (Nebahat Baysal Gül, §§ 27, 28).

42. Bu durumda 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi dikkate

alındığında ulaşılabilir ve tutulma koşullarının standartlara uygun olmaması

sebebiyle doğan maddi ve manevi zararların karşılanması bakımından başarı şansı

sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesini haiz olduğu görülen tam yargı

davası başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna varılmıştır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata

ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

44. Başvurucu, konutunda ve işyerinde yapılan arama ve

elkoyma işlemlerinin hukuka uygun gerçekleştirilmemesi nedeniyle özel hayata ve

aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

45. Anayasa Mahkemesi Hülya Kar (B. No: 2015/20360,

27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları

yönünden bireysel başvuruda yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir.

Koruma tedbirine karar veren makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine

dair daha iyi değerlendirme yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir

yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri

nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının

veya keyfî uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde

esas yönünden daha ileri bir değerlendirme yapılması gerektiği kabul edilmiştir

(Hülya Kar, §§ 21-46).

46. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş arama

kararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır.

Başvurucu, bu tedbir nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının

ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç delillerini elde

etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

47. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa

Mahkemesi, kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu

koruma tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç

şüphesi bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin

bir hukuki düzenlemeye dayanmakta olup başvurucuya itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânı tanınmıştır. Bundan

başka tedbir, süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Koruma tedbirinin

durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amaca ulaşmak

bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.

48. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi,

uygulanma tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır

olduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu

da bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

49. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kelepçe kullanımına ilişkin olarak kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gözaltında tutma koşullarına ilişkin olarak kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 13/10/2020 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : M.Emin KUZ Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Murat KÖSE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/37375, 13 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Avrupa İnsan
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Kötü Muamele
  16. B. Özel Hayata
  17. A. 1. Kelepçe kullanımına ilişkin olarak kötü muamele
  18. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/37375
Tarih
13 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Elçin Alayont Başvurusu (B. No: 2017/16604)
  • Mehmet Erdal Atak Başvurusu (B. No: 2018/25143)
  • Ahmet Hüsrev Altan Başvurusu (B. No: 2019/38086)
  • Murat Gödek Başvurusu (B. No: 2017/5511)
  • P.e. Başvurusu (B. No: 2017/5168)
  • Mehmet Bozkuş ve Şirin Bozkuş Başvurusu (B. No: 2018/31521)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.