İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Reşat Güvenilir Başvurusu (B. No: 2014/13694)

1. Başvurucu, hakkında kesinleşen mahkûmiyet kararına

Başvuru No2014/13694Tarih11 Mart 2015Okuma21 dk · 4.299 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Reşat Güvenilir Başvurusu

Karar tarihi
11 Mart 2015
Başvuru Numarası
2014/13694
R.G. Tarih- Sayı
16/6/2015-29388
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.299 kelime·21 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hakkında kesinleşen mahkûmiyet kararına

ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurduğunu, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile

(3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine

19/7/2010 tarihinde yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurduğunu, Mahkemece

yeniden yargılama yapılarak verilen kararın Yargıtay tarafından 9/7/2014

tarihinde onandığını, hukuka aykırı delillere dayalı olarak gerekçesiz şekilde

karar verildiğini, yargılamanın yenilenmesi davasında makul sürede yargılama

yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, yeniden yargılama yapılmasını ve tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/8/2014 tarihinde İstanbul 13. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/10/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

5. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet

Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli E.A yakalanmış, anılan

şüphelinin, başvurucunun TKEP/L örgütünün merkez komite üyesi olduğunu

belirtmesi ve 30/4/1996 tarihinde kendisiyle birlikte Yenimahalle tren

istasyonunda örgütsel buluşması olduğunu ifade etmesi üzerine, başvurucu anılan

tarihte üzerinde sahte nüfus cüzdanı ve sürücü belgesi ile yakalanarak

gözaltına alınmış, 14/5/1996 tarihinde tutuklanmıştır.

6. Başvurucu ve diğer on sanık hakkında, İstanbul DGM

Cumhuriyet Başsavcılığının 12/8/1996 tarih ve E.1996/978 sayılı iddianamesi ile

"anayasal düzeni zorla değiştirmeye

teşebbüs etmek" suçunu işledikleri iddiasıyla kamu davası

açılmıştır.

7. İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesince yapılan

yargılamada, 8/10/1999 tarihli duruşmada, başvurucu ve müdafi, başvurucunun

örgüt üyesi olduğunu, ancak örgütü sevk ve idare ettiğine dair delil

bulunmadığını, örgüt üyeliğinden ceza verilmesi yönündeki savcılık mütalaasına

katıldıklarını bildirmişlerdir.

8. Mahkeme, 12/11/1999 tarih ve E.1996/346, K.1999/450

sayılı kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiştir.

9. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

26/3/2001 tarih ve E.2000/2551, K.2001/891 sayılı ilâmıyla bozulmuştur.

10. Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada İstanbul 2

No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6/5/2003 tarih ve E.2001/145, K.2003/106

sayılı kararı ile başvurucunun yasa dışı TKEP/L terör örgütünün üyesi olduğu,

1992-1995 yılları arasında örgütün kongrelerine katıldığı ve bu örgütün merkez

komite üyeliğine seçildiği, 30/4/1996 tarihinde yakalandığında da örgütün

merkez komite üyesi olduğu, başka dosya sanıklarının dava dosyası içine alınan

beyanlarına göre de sanıklar tarafından gerçekleştirilen fiillerde başvurucunun

örgütün merkez komite üyesi olarak hareket ettiği gerekçesiyle müebbet ağır

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

11. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

1/12/2003 tarih ve E.2003/1915, K.2003/2142 sayılı ilâmıyla onanmıştır.

12. Başvurucu, yargılama süresinin makul süreyi aştığını,

gözaltında tutulduğu sırada avukat yardımından faydalandırılmadığını, diğer

sanıkların işkence ile elde edilen tanıklıklarına dayalı olarak mahkûmiyet

kararı verildiğini, yasadışı yollarla elde edilen delillere dayalı hüküm

kurulduğunu ve masumiyet karinesinin göz ardı edildiğini ileri sürerek,

Sözleşme'nin 3. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e başvuruda bulunmuştur.

13. AİHM, 13/10/2009 tarih ve 16486/04 sayılı kararı ile

başvurucunun İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde örgüt üyesi

olduğunu kabul ettiğini, ancak suçlamaları reddettiğini, Mahkemece, bulunan

silahlar, sanık tespiti hakkında yürütülen kovuşturmalar, kişi teşhis

tutanakları, yüzleştirme tutanakları, bilirkişi raporları ve diğer sanıkların

beyanları ışığında değerlendirilme yapıldığını belirtmiş, başvurucunun ihlal

iddialarını inceleyerek, yargılama süresinin makul olduğunu ve bu konuda aynı

dava dosyasına ilişkin olarak daha önce verilen kararlardaki gerekçelerin

geçerli olduğunu, başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımından

faydalandırılmadığını, başvurucunun polise verdiği ifadesinin mahkûmiyetinde

kullanılması nedeniyle avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamalardan bizzat

etkilendiğinin açık olduğunu, ancak gözaltında tutulduğu sırada avukata

erişememesinin daha sonraki yargılama üzerinde etkisinin olup olmadığının

ilgili Mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, başvurucunun yargılama

süresince delillere itiraz etme fırsatı bulduğu anlaşılmışsa da gözaltında

tutulduğu sırada avukat desteği alamamasının savunma hakkını telafi

edilemeyecek şekilde olumsuz etkilediğini, başvurucunun beş suç ortağının

verdikleri ifadelerin kanıt olarak kullanıldığını, ancak beş suç ortağının

gözaltı sırasında kötü muamele gördüklerini, bu konu ile ilgili olarak

başvurucunun beş suç ortağının gözaltı sırasında Sözleşme’nin 3. maddesine

aykırı muamele gördüklerini, bu nedenle anılan maddede belirtilen haklarının

ihlal edildiğinin Dağdelen ve Diğerleri/Türkiye kararında ortaya konulduğunu,

başvurucu ile diğer şüphelilerin gözaltına alınmalarından sonra sorumlu

polisler hakkında açılan ceza davasının zamanaşımından düştüğünü, dolayısıyla

başvurucunun gerçekten zorlayıcı şartlar altında suçlanıp suçlanmadığının

aydınlatılamadığını, ayrıca DGM tarafından verilen kararda, başvurucunun suç

ortaklarına yapılan kötü muamele nedeniyle polis memurları hakkında Ağır Ceza

Mahkemesine açılan davanın değerlendirilmediğini, DGM önünde yapılan

yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğunu belirterek, Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile bağlantılı olarak (3) numaralı fıkrasının

(c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

14. Başvurucu dışında diğer sanıklar E.A. için ise E.Ç. ve S.Ö.'nün, Sözleşme'nin 3. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği

iddialarıyla başvuruları üzerine AİHM, 25/11/2008 ve 2/12/2008 tarihli

kararları ile Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı

fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

15. Sanık E.Ç. 1/7/2009 tarihinde, sanık S.Ö. 20/11/2009

tarihinde ve sanık E.A. 25/2/2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine

başvurarak, AİHM kararları doğrultusunda yargılamanın yenilenmesine karar

verilmesini talep etmişler, bu talepler kabul edilerek Mahkemenin E.2009/264

sayılı dava dosyasında yeniden yargılamaya başlanmıştır.

16. Başvurucu, 19/7/2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesine başvurarak, AİHM kararı doğrultusunda yargılamanın yenilenmesine ve

hükmün infazının ertelenmesine karar verilmesini talep etmiş, bu talep kabul

edilerek Mahkemenin E.2010/306 sayılı dava dosyasında yeniden yargılamaya

başlanmıştır.

17. Mahkeme, 1/2/2011 tarih ve E.2010/306, K.2011/13 sayılı

kararı ile Mahkemenin E.2011/306 sayılı dava dosyası ile E.2010/264 sayılı dava

dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiyle

birleştirilmelerine, yargılamaya E.2010/264 sayılı dava dosyası üzerinden devam

edilmesine karar vermiştir.

18. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşmalı olarak

yaptığı yeniden yargılama sonunda, 14/5/2013 tarih ve E.2009/264, K.2013/119

sayılı kararıyla AİHM kararı doğrultusunda, başvurucu ve diğer sanıkların

kolluk aşamasında alınan beyanlarının delil olarak değerlendirilmediğini

belirterek, dosyada bulunan eylem evrakları, arama ve yakalama tutanakları,

arama sonucunda ele geçirilen silahlar ve patlayıcı maddeler, sahte kimlikler

ve örgütsel dokümanlar, ekspertiz raporları, mağdur beyanları ve teşhis

tutanakları ile doğrulanan fiiller dikkate alınarak, başvurucu ile diğer

sanıkların, kolluk beyanları dışındaki diğer delillerle cezalandırılmalarının

mümkün ve zorunlu olduğu gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesine konu edilen

6/5/2003 tarihli hükmün onaylanmasına karar vermiştir.

19. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, duruşmalı

yapılan temyiz incelemesi sonunda, 30/6/2014 tarih ve E.2014/4421, K.2014/7953

sayılı ilâmıyla, AİHM'in kararlarında gösterilen ve

Sözleşme'nin 3. ve 6. maddeleri kapsamında kalan ihlal nedenleri de nazara

alınarak yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre, hükümlülerin suçunun

sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı

tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı şekilde reddedilmiş ve incelenen dosyaya

göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan hükmün onanmasına

karar verilmiştir.

20. Karar, başvurucuya 12/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu, 15/8/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

22. 1/3/1026 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun “Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler”

başlıklı 146. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını

veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş

olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini

yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler,

ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.”

23. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“1.

Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da

cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek

olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya

açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar

alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni

veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf

olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil

yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun

kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince

veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.

…

3. Bir suç ile itham

edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî

olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,

resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 11/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 15/8/2014 tarih ve 2014/13694 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturma kapsamında 30/4/1996 tarihinde gözaltına alındığını ve

14/5/1996 tarihinde tutuklandığını, "anayasal

düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmek" suçundan hakkında

açılan kamu davası sonunda İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesince

mahkûmiyet kararı verildiğini ve kararın Yargıtay tarafından onandığını, AİHM'e yaptığı başvuru üzerine Sözleşme'nin 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine

karar verildiğini, 19/7/2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine

başvurarak yargılamanın yenilenmesini talep ettiğini, Mahkemece duruşma

açılarak yapılan yargılama sonunda 14/5/2013 tarihinde, İstanbul 2 No.lu Devlet

Güvenlik Mahkemesi kararının onaylandığını, temyiz üzerine Yargıtay 9. Ceza

Dairesince hükmün onandığını, hukuka aykırı delillere dayalı olarak karar

verildiğini, soruşturma sırasında avukat yardımından yararlandırılmadığını ve

işkence ile elde edilen delillere dayalı olarak hüküm kurulduğunu, AİHM

kararına rağmen işkenceyle elde edilen delillere göre mahkûmiyet kararı

verildiğini, Mahkemece, AİHM kararı ile ihlal bulunan önceki karardaki

gerekçelere göre hüküm kurulduğunu, yeni kanıt araştırması yapılmadığını,

yeniden yargılamanın önceki yargılamadan tamamen bağımsız bir yargılama olduğu

halde önceki yargılamaya göre hüküm kurulduğunu, Mahkemece işkence ile alınan

kanıtların değerlendirme dışında tutulduğu belirtilmesine rağmen bu kanıtların

dosyada fiziki varlığını devam ettirdiğini, Mahkemede dinlenmeyen ve soru

soramadıkları başka dosya sanıklarının beyanlarının aleyhe değerlendirildiğini,

devlet güvenlik mahkemeleri ile özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına

rağmen, bu mahkemelerde yapılan yargılama sırasında toplanan ve kullanılan

delillerin değerlendirilmesinin hukuka uygun olmadığını, yeniden yargılama

sonunda verilen karar ile Yargıtay onama kararının gerekçesiz olduğunu, makul

sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

26. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

27. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

28. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

29. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası

veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

30. Başvuru konusu olayda başvurucu, İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesince yeniden yargılama sonunda, AİHM kararı ile ihlal bulunan önceki

karardaki gerekçelere göre hüküm kurulduğunu, yeni kanıt araştırması

yapılmadığını, yeniden yargılamanın önceki yargılamadan tamamen bağımsız bir

yargılama olduğu halde önceki yargılamaya göre hüküm kurulduğunu, Mahkemece

işkence ile alınan kanıtların değerlendirme dışında tutulduğu belirtilmesine

rağmen bu kanıtların dosyada fiziki varlığını devam ettirdiğini, Mahkemede

dinlenmeyen ve soru soramadıkları başka dosya sanıklarının beyanlarının aleyhe

değerlendirildiğini, devlet güvenlik mahkemeleri ile özel yetkili mahkemelerin

kaldırılmasına rağmen, bu mahkemelerde yapılan yargılama sırasında toplanan ve

kullanılan delillerin değerlendirilmesinin hukuka uygun olmadığını belirterek,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Başvurucu hakkında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının

12/8/1996 tarihli iddianamesiyle açılan kamu davası sonunda İstanbul 2 No.lu

Devlet Güvenlik Mahkemesince, 6/5/2003 tarihinde, başvurucunun yasa dışı TKEP/L

terör örgütünün üyesi olduğu, 1992-1995 yılları arasında örgütün kongrelerine

katıldığı ve bu örgütün merkez komite üyeliğine seçildiği, 30/4/1996 tarihinde

yakalandığında da örgütün merkez komite üyesi olduğu, başka dosya sanıklarının

dava dosyası içine alınan beyanlarına göre de sanıklar tarafından

gerçekleştirilen fiillerde başvurucunun örgütün merkez komite üyesi olarak

hareket ettiği gerekçesiyle müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1/12/2003

tarihli ilâmı ile onanmıştır.

32. Başvurucunun, gözaltında tutulduğu sırada avukat

yardımından faydalandırılmadığını, diğer sanıkların işkence ile elde edilen

tanıklıklarına dayalı olarak mahkûmiyet kararı verildiğini, yasadışı yollarla

elde edilen delillere dayalı hüküm kurulduğunu ve masumiyet karinesinin göz

ardı edildiğini ileri sürerek, Sözleşme'nin 3. ve 6. maddelerinin ihlal

edildiği iddiasıyla başvurusu üzerine AİHM, 13/10/2009 tarihli kararı ile

başvurucunun İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde örgüt üyesi

olduğunu kabul ettiğini, ancak suçlamaları reddettiğini, Mahkemece, bulunan

silahlar, sanık tespiti hakkında yürütülen kovuşturmalar, kişi teşhis

tutanakları, yüzleştirme tutanakları, bilirkişi raporları ve diğer sanıkların

beyanları ışığında değerlendirilme yapıldığını belirtmiş, yargılama süresinin

makul olduğunu ve bu konuda aynı dava dosyasına ilişkin olarak daha önce

verilen kararlardaki gerekçelerin geçerli olduğunu, başvurucunun gözaltında

bulunduğu sırada avukat yardımından faydalandırılmadığını, başvurucunun polise

verdiği ifadesinin mahkûmiyetinde kullanılması nedeniyle avukata erişim hakkına

getirilen kısıtlamalardan bizzat etkilendiğinin açık olduğunu, ancak gözaltında

tutulduğu sırada avukata erişememesinin daha sonraki yargılama üzerinde

etkisinin olup olmadığının ilgili Mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini,

başvurucunun yargılama sürecince delillere itiraz etme fırsatı bulduğu

anlaşılmışsa da gözaltında tutulduğu sırada avukat desteği alamamasının savunma

haklarını telafi edilemeyecek şekilde olumsuz etkilediğini, başvurucunun beş suç

ortağının verdikleri ifadelerin kanıt olarak kullanıldığını, ancak beş suç

ortağının gözaltı sırasında kötü muamele gördüklerini, bu nedenle Sözleşme’nin

3. maddesinde belirtilen haklarının ihlal edildiğinin Dağdelen ve

Diğerleri/Türkiye kararında ortaya konulduğunu, başvurucu ile diğer

şüphelilerin gözaltına alınmalarından sonra sorumlu polisler hakkında açılan

ceza davasının zamanaşımından düştüğünü, dolayısıyla başvurucunun gerçekten

zorlayıcı şartlar altında suçlanıp suçlanmadığının aydınlatılamadığını, ayrıca

DGM tarafından verilen kararda, başvurucunun suç ortaklarına yapılan kötü

muamele nedeniyle polis memurları hakkında Ağır Ceza Mahkemesine açılan davanın

değerlendirilmediğini, DGM önünde yapılan yargılamanın hakkaniyetten yoksun

olduğunu belirterek, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile

bağlantılı olarak (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar

vermiştir.

33. Başvurucunun 19/7/2010 tarihli dilekçesi üzerine İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesi, yeniden yargılama talebini kabul ederek ve duruşma

açarak yargılamaya başlamıştır. Mahkemece toplam on iki duruşma yapılmış,

iddianamede ileri sürülen suçlamalara ilişkin olarak başvurucu ve diğer

sanıkların, müdafileri huzurunda savunmaları alınmış, AİHM kararı incelenmiş,

yargılamanın yenilenmesine konu dava dosyası ve içerisindeki belgeler

değerlendirilmiş, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki mütalaasından sonra,

başvurucu ve diğer sanıklar ile müdafilerine mütalaaya karşı beyanda

bulunmaları için süre verilmiştir.

34. Mahkeme, başvurucu ve diğer sanıklar ile müdafilerinin

son savunmalarını aldıktan sonra yeniden yargılama neticesinde, 14/5/2013

tarihinde, AİHM kararı doğrultusunda, gözaltında bulunduğu sırada avukat

yardımından faydalandırılmamasının başvurucunun savunma hakkı üzerindeki

olumsuz etkisi ve beş suç ortağının gözaltı sırasında kötü muamele görmüş

olmaları nedeniyle bu sanıkların verdikleri ifadelerin kanıt olarak

kullanılamayacağı hususları göz önünde bulundurularak, başvurucu ve diğer

sanıkların kolluk aşamasında alınan beyanlarının delil olarak

değerlendirilmediğini belirtmiş, dosyada bulunan eylem evrakları, arama ve

yakalama tutanakları, arama sonucunda ele geçirilen silahlar ve patlayıcı

maddeler, sahte kimlikler ve örgütsel dokümanlar, ekspertiz raporları, mağdur

beyanları ve teşhis tutanakları ile doğrulanan fiiller dikkate alınarak,

başvurucu ile diğer sanıkların, kolluk beyanları dışındaki diğer delillerle

cezalandırılmalarının mümkün ve zorunlu olduğu gerekçesiyle yargılamanın

yenilenmesine konu edilen 6/5/2003 tarihli hükmün onaylanmasına karar

vermiştir.

35. Mahkeme, kararın gerekçesinde; başka dosya sanığı B.G.’nin, 13/12/1995 tarihinde Tokat ili Turhal ilçesinde

bulunan tekel deposunun silahla soyulması eyleminin istihbaratının başvurucu

tarafından yapıldığını, bu sırada başvurucunun yanında silah bulunmadığını,

başvurucunun örgütün merkez komitesi üyesi olduğunu, yine başka dosya sanığı

İ.K.’nin, başvurucunun örgütün askeri ve siyasi

kamplar düzenleyeceğinden bahsettiğini, başka dosya sanığı A.Y.’nin de başvurucunun örgütün üst sorumlusu olduğunu beyan

ettiklerini belirtmiştir.

36. Mahkemece, başvurucu ve diğer sanıklar hakkında AİHM’in ihlal kararları dikkate alınarak ve başvurucu ile

aynı dosyadaki diğer sanıkların kolluk aşamasındaki beyanları delil olarak

kabul edilmeyerek diğer delillerin değerlendirildiği; 9/1/1996 tarihinde

İstanbul Elektrik Tren Tramvay İşletmesine (İ.E.T.T) ait otobüsün yakılması

eyleminin, başka dosya sanığı E.K. ve U.B.’nin kolluk

beyanları, eylem evrakı, olay yeri tespit tutanaklarına göre sanıklar E.A. ve E.Ç’nin içinde bulunduğu grup tarafından işlendiği ve

başvurucunun örgütün merkez komitesi üyesi olması nedeniyle bu fiilin başvurucu

açısından da sabit ve vahim kabul edildiği; yine Küçükçekmece ilçesinde bulunan

bir siyasi parti teşkilatına ait lokalin silahla taranması ve bombalanması

eyleminin başvurucunun zora dayalı olduğuna ilişkin delil bulunmayan 12/5/1996

tarihli kolluk beyanı, eylem evrakı ve diğer belgelerden sanık E.A.’nın da içerisinde bulunduğu kişiler tarafından işlendiği ve

başvurucunun örgütün merkez komitesi üyesi olması nedeniyle bu fiilin başvurucu

açısından da sabit ve vahim kabul edildiği; Bağcılar ilçesinde bulunan bir

siyasi partiye ait seçim bürosunun bombalanması, Bakırköy ilçesinde bulunan bir

bankaya bomba konulması, Bağcılar ilçesinde bulunan bir vakfa bomba konulması,

dört farklı marketten para gaspı, bir şahıstan para gasp edilmesi fiillerinin,

şikayetçilerin ve tanıkların beyanlarına göre sanıklar E.A. ve S.Ö.’nün içerisinde bulunduğu kişiler tarafından işlendiği

ve başvurucunun örgütün merkez komitesi üyesi olması nedeniyle bu fiillerin

başvurucu açısından da sabit ve vahim kabul edildiği; Maslak semtinde bulunan

halk pazarı önünde örgüt imzalı pankart asma, molotof

kokteyli atma, korsan gösteri yapma eylemleriyle Ümraniye ilçesinde bulunan bir

spor kulübüne ve bir bankanın bankamatiğine bomba konulması, bir eğlence

salonuna benzin dökülerek yakılması eylemlerinin başka dosya sanıkları E.K.,

Ö.Ö., C.B., U.B. ve O.K.’nin zora dayalı olmayan

kolluk beyanlarına göre sanık E.Ç.’nin de içerisinde

bulunduğu kişiler tarafından işlendiği ve başvurucunun örgütün merkez komitesi

üyesi olması nedeniyle bu fiillerin başvurucu açısından da sabit ve vahim kabul

edildiği; sonuç olarak başvurucu ile diğer sanıklar E.A., E.Ç. ve S.Ö.’nün üyesi bulundukları yasa dışı silahlı terör

örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı cebir ve şiddet kullanarak

değiştirme amacına yönelik vahamet arz eden olayları gerçekleştirdikleri,

sanıkların sübutu kabul olunan eylemlerinin, amaç suçun işlenmesi

doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre

amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenerek, 765

sayılı Kanun’un 146. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanıkların kolluk

beyanları dışındaki deliller ile cezalandırılmalarının mümkün ve zorunlu

bulunduğunun anlaşılması karşısında İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik

Mahkemesinin 6/5/2003 tarihli kararının düzeltilerek onaylanmasına karar

verildiği anlaşılmıştır.

37. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, duruşmalı

yaptığı temyiz incelemesi sonunda 30/6/2014 tarihli ilâmıyla, AİHM'in kararlarında gösterilen ve Sözleşme'nin 3. ve 6.

maddeleri kapsamında kalan ihlal nedenleri de nazara alınarak, Mahkemece

duruşma açılmak suretiyle yapılan yargılamada; müdafileri huzurunda sanıkların

savunmalarının alındığı, AİHM’in ihlal kararları

doğrultusunda delillerin kabul edilebilirliği hususunun tartışılarak,

sanıkların müdafilerinin yokluğunda alınan kolluk aşamasındaki beyanları ve

sadece bu beyanlar doğrultusunda kabul edilen eylemlerin hükümden çıkarıldığı

belirtilerek, yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre, hükümlülerin

suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde

vasfı tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı şekilde reddedilmiş ve incelenen

dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan hükmün

onanmasına karar verilmiştir.

38. Mahkemece, başvurucu ile diğer sanıkların kolluk

aşamasında verdikleri beyanların delil olarak kabul edilmediğinin kararda

açıkça gösterildiği, AİHM’in ihlal kararı verdiği

hususların değerlendirildiği, dosyada bulunan diğer belge ve deliller dikkate

alınarak başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verildiği belirlenmiştir.

39. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve

esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

40. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi

bir durum da tespit edilememiştir.

41. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

42. Başvurucu, yeniden yargılama sonunda verilen karar ile

Yargıtay onama kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

43. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır."

44. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B.

No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

45. Derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıt

vermek zorunda değildir. Ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde

davanın sonucuna etkili olması halinde, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir

yanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddiaların

zımnen reddi yeterli olabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

46. Öte yandan, temyiz mercilerinin yargılamayı yapan

mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya

da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir. Burada önemli olan husus,

temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da

bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

47. Somut olayda yeniden yargılama yapan İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesi, AİHM kararı doğrultusunda, başvurucu ve diğer sanıkların kolluk

aşamasında alınan beyanlarının delil olarak değerlendirilmediğini belirterek,

dosyada bulunan diğer delil ve belgelere dayanarak, başvurucu ile diğer

sanıkların, kolluk beyanları dışındaki diğer delillerle cezalandırılmalarının

mümkün ve zorunlu olduğu gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesine konu edilen

6/5/2003 tarihli hükmün onaylanmasına karar vermiştir (bkz. §§ 34-36). Temyiz

üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince, Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf

yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmıştır (bkz. § 37).

Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan

söz edilemez.

48. Açıklanan nedenlerle; gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası

49. Başvurucu, 19/7/2010 tarihli dilekçesi üzerine İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamanın yenilenmesi davasının makul

sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

50. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni

ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul

sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

51. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

52. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,

9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, "anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs

etmek" suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

Başvurucu hakkında isnat olunan suç 765 sayılı mülga Kanun'un 146. maddesinin

birinci fıkrasında hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Bu

çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 32).

53. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin uygulanması ya da

yeniden yargılama yapılması talebinde bulunma anıdır. Somut başvuru açısından

bu tarih, başvurucunun yeniden yargılama yapılması talebinde bulunduğu

19/7/2010 tarihidir. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suç

isnadının nihai olarak karara bağlandığı tarih olup, somut başvuru açısından bu

tarih, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2013 tarihli kararının Yargıtay

9. Ceza Dairesince onandığı 30/6/2014 tarihidir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35).

54. Anayasa Mahkemesinin, derece mahkemelerinin yargılama

sürelerine riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl yorumladıklarını ve

uyguladıklarını denetleme görevi bulunmamakta olup Mahkeme, davaların “makul süre” içerisinde tamamlanıp

tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününü ele alarak,

bu sürenin Anayasa’nın 36. maddesine uygun olup olmadığıyla sınırlı bir

inceleme yapmaktadır.

55. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B.

No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).

56. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

başvurucunun, AİHM’in ihlal kararından sonra

19/7/2010 tarihinde, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak yargılamanın

yenilenmesini talep ettiği, başvurucunun talebi üzerine açılan dava dosyası ile

üç sanığın açtığı yargılamanın yenilenmesi dava dosyalarının birleştirildiği,

duruşma açılarak yargılama yapıldığı, başvurucunun ve diğer sanıkların kolluk

aşamasında alınan beyanları delil olarak değerlendirilmeyerek, diğer deliller

göz önünde bulundurulmak suretiyle 14/5/2013 tarihinde, 6/5/2003 tarihli

mahkûmiyet kararının onaylanmasına karar verildiği, temyiz üzerine, Yargıtay 9.

Ceza dairesince 30/6/2014 tarihinde hükmün onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.

57. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

58. Somut olayda, başvuruya konu yargılamanın yenilenmesi

davasında yargılama, temyiz safhasıyla birlikte toplam üç yıl on bir ay on bir

gün sürmüştür. İki dereceli bir yargılamada, İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtayda geçen süreler dikkate alındığında, toplam üç yıl

on bir ay on bir gün devam eden yargılamanın, makul sürede tamamlandığı ve

başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde gecikme olmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

59. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun makul süreyi aştığını

ileri sürdüğü yargılamasının uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3. Makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının“açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,

11/3/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör Yrd. : Derya ATAKUL Başvurucu : Mehmet Reşat GÜVENİLİR Vekili : Av. Mehmet Ali KIRDÖK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/13694, 11 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Kaleli
  16. Dursun
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/13694
Tarih
11 Mart 2015

İlgili Kararlar

  • Navaf Özel Başvurusu (B. No: 2014/5603)
  • Berna Berktaş Bayar Başvurusu (B. No: 2013/4662)
  • Mehmet Aydemir Başvurusu (B. No: 2014/1004)
  • Yücel Yaşar Başvurusu (B. No: 2013/7199)
  • Recep Düzlü Başvurusu (B. No: 2013/5410)
  • Ramazan Bulut ve Ali Güney Başvurusu (B. No: 2014/6788)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.