İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Şah Araş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/798)

1. Başvuru, polis memurları tarafından darbedilme

Başvuru No2014/798Tarih28 Eylül 2016Okuma40 dk · 8.057 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Şah Araş Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
28 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/798
R.G. Tarih ve Sayı
26/10/2016 - 29869
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.057 kelime·40 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, polis memurları tarafından darbedilme

ve anılan polis memurları hakkında yürütülen yargılamanın etkili olmaması

nedenleriyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 16/1/2014 ve 16/3/2015 tarihlerinde sırasıyla

İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyon tarafından 3/7/2015 ve 22/12/2015 tarihlerinde,

başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 4/1/2016 tarihinde, başvuruların

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 22/1/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

29/1/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş; başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

7. Aralarındaki kişi ve konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle

2015/5765 numaralı bireysel başvuru dosyasının, 2014/798 numaralı bireysel

başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2014/798 numaralı bireysel

başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular baba, anne ve çocukları olup 30/10/2008

tarihinde ticari bir taksi ile yolculuk yaptıkları sırada belediyeye ait bir

çöp kamyonunun yolu kapatması nedeniyle orada bulunan polis memurlarından yolu

açmalarını istemeleri üzerine başvurucularla polis memurları arasında birtakım

olaylar yaşanmıştır. Yaşanan olaylar neticesinde polis memurları tarafından

düzenlenen herhangi bir tutanak ya da başlatılan herhangi bir adli süreç

bulunmamaktadır.

10. Başvurucular; polis memurlarından birinin “Görevimizi bana mı öğretiyorsun?” diyerek

baba Mehmet Şah Araş’ın kafasına cop ile vurduğunu ve

darbetmeye başladığını, büyük oğlu Serhed Araş’ın duruma müdahale

etmek istemesi üzerine onu da darbetmeye

başladıklarını, anne Aycan Araş ve küçük oğlu Ahmet Araş’ın da müdahale etmeye çalışması nedeniyle Aycan Araş’a tokat attıklarını ve Ahmet Araş’ın

kafasının arkasına copla vurduklarını, daha sonra Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın ellerini kelepçeleyerek polis aracına

bindirdiklerini, polis aracında darbetmeye devam

ettiklerini, daha sonra olay yerinden uzaklaşarak darbetmeye

devam ettikleri baba ve oğlunu boş bir sokakta bırakarak uzaklaştıklarını beyan

etmişlerdir.

11. Olay yerinde kalan ailenin diğer üyeleri Beyoğlu İlçe

Emniyet Müdürlüğüne giderek yakınlarının yerlerini ve akıbetlerini öğrenmek

istediklerini, burada kendilerine, Mehmet Şah Araş veSerhed Araş’ın polisten özür

dilemeleri üzerine serbest kaldıkları bilgisinin verildiğini ileri

sürmüşlerdir.

12. Anne ve küçük oğlu olayın ardından baba ve diğer oğlu ile

telefonla görüşmüş, eve gitmekte olduklarını öğrenmeleri üzere Polis

Merkezinden ayrılmışlardır. Başvurucular aynı gece darp şikâyeti ile Taksim

Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuşlardır.

13. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş hakkında 31/10/2008 tarihinde saat 00.35’te sağlık

raporları düzenlenmiştir:

i. Mehmet Şah Araş hakkında düzenlenen

raporda her iki diz ve alt bacakta, ayak bileklerinde sol üst bacakta dermabrazyonlar, sol kalça gluteal

bölgede birçok ekimoz, sol dirsek ve el bileğinde,

üst kol arka kısımda, sol omuzda, sırtta ekimozlar,

kafa sol temporal bölgede şişlik, dirsekte dermabrazyon olduğu tespit edilmiştir.

ii. Serhed Araş

hakkında düzenlenen raporda burunda durmuş kanama, sağ yanakta 1 cm’lik sıyrık, sol ve sağ periauricular

bölgede hafif şişlik, sol gluteal bölgede üç adet

lineer 4x15 cm’lik ekimoz,

sol kürek kemiği bölgesinde 4x20 cm’lik ekimoz, sol üst kolda kızarıklık, her iki ön kolda ekimozlar tespit edilmiştir.

14. Başvurucular 31/10/2008 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet

Başsavcılığına verdikleri dilekçede polis memurları tarafından darbedildiklerini belirterek şikâyetçi olmuşlardır.

15. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan

soruşturma kapsamında başvurucular 1/11/2008 tarihinde Adli Tıp Kurumu

Başkanlığı Beyoğlu Şube Müdürlüğüne gönderilerek kendilerine sağlık raporu

aldırılmıştır.

i. Mehmet Şah Araş hakkında düzenlenen

raporda burun sağ kanatta kızarıklık, sternum

üzerinde 2,5x1 cm’lik ekimoz,

sol kol üst ve omuz dış yanda 15x7 cm’lik alanda ekimoz, sol dirsek dış yüzeyde 20x5 cm’lik

ekimoz, şiş ve ödemli görünüm, bilek çevresinde sekiz

dokuz adet sıyrık şeklinde yara, sol el bileği ve parmak hareketlerinde ileri

derecede kısıtlılık, sağ el bileği dış yüzeyde yara, kalça ve uyluk bölgesinde

40x15 cm’lik ekimoz, her

iki diz kapağı altında sıyrık şeklinde yaralar, kafada 0,5 cm çapında şişlik

tespit edilmiştir.

ii. Serhed Araş

hakkında düzenlenen raporda saçlı deri içinde kızarıklık, gövdede 5x5 cm, 15x5

cm, 8x4 cm çapında ekimozlar, ensede kızarıklık, sağ

el bileği iç ve dış yüzeyde yara, sol el bileği dış yüzeyde ekimoz

ve bilekte şişlik, sol kol iç yüzeyde ekimoz, sağ kol

iç yüzeyde minimal ekimoz, sol uyluk arka yüzeyde ekimoz, diz kapakları altında yaralar, her iki kulak

arkasında ekimozlar, sağ yanakta yara, sol burun

deliğinde kurumuş kan, boyunda ekimozlar, sol el

bileğinde hareket kısıtlılığı tespit edilmiştir.

iii. Anne Aycan Araş hakkında

düzenlenen raporda sağ el bileği içi ve dış yüzeyde 1x0,2 cm çapında krutlu yara ve başta ağrı şikâyeti olduğu tespit

edilmiştir.

iv. Ahmet Araş hakkında düzenlenen

raporda kafada ağrı şikâyeti olduğu, olayı aklından çıkaramadığını, okula

gitmek istemediğini belirtmesi nedeniyle bir üniversite hastanesine sevk

edilerek psikiyatrik konsültasyon yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu

doğrultuda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve

Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığından aldırılan 12/1/2010 tarihli ve

2010/49 sayılı raporda, başvurucu

Ahmet Araş’ın ruhsal muayenesinde mood

anksiyöz hafif depresif afekti

kaygılı, düşünce içeriğinde olaya bağlı korku, kaygı, uykusuzluk, çabuk

sinirlenme, dikkatini toparlayamama, olayın olduğu yerden kaçınma, olayla

ilgili düşünceler belirlendiği belirtilmiştir.

v. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Beyoğlu Şube Müdürlüğünün

15/4/2009 tarihli ve 1297-98 sayılı kesin raporunda, başvurucu Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın 31/10/2008 tarihli raporlarda tespit edilen

yaralanmalarının başvurucuların hayatını tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi

müdahale ile giderilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu belirtilmiştir.

16. Yürütülen soruşturma kapsamında başvuruculara fotoğraftan

teşhis yaptırılmış, şüpheli ifadelerine tanık ve müşteki beyanlarına

başvurulmuş, polis memurlarına ait görev çizelgeleri toplanmış ve E.U., M.T.,

E.K., M.K., R.A., A.G. adlı altı polis memuru hakkında basit yaralama, işkence

yapma, çocuğa, kendini savunamayacak kişiye işkence yapma, tehdit,

ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılmaları istemiyle

kamu davası açılmıştır.

17. Haklarında dava açılan E.U., M.T., E.K., A.G. suçlamaları

kabul etmediklerini, başvurucuların kendilerini nasıl teşhis ettiklerini

bilmediklerini, böyle bir olaya karışmadıklarını beyan etmişlerdir.

18. M.K. olay günü saat 23.00 civarında Beyoğlu Emniyet

Müdürlüğünün girişinde resmî kıyafetli olarak bulunduğunu, bir kadının yanında

bir erkek çocuğuyla telaşlı bir şekilde Emniyet Müdürlüğüne gelerek eşini

sorduğunu, başvurucunun eşinin ve oğlunun bir minibüse bindirildiğini söylediği

için bölgede minibüsle görev yaptığını bildiği E.U.ya telefon açarak böyle birini alıp almadıklarını

sorduğunu ancak E.U.nun kendisine böyle birini

almadıklarını söylediğini beyan etmiştir.

19. R.A. olay günü ekip aracının serviste olması nedeniyle

Emniyet Müdürlüğünden ayrılmadığını, olayla ilgisi olmadığını beyan etmiştir.

20. Tanık sıfatıyla dinlenen İ.S.T. olay günü anılan ekip

otosunda şoför olarak görevli olduğunu, o gün böyle bir olaya tanık olmadığını,

ekip arkadaşlarının herhangi bir kişiyi dövmediklerini beyan etmiştir.

21. Tanık sıfatıyla dinlenen olay günü çöp toplama aracında

şoför olarak görev yapan M.P. olay saatinde çöpleri topladıkları sırada bir

şahsın yanına gelerek yolu açmasını istediğini, kendisine beklemesini

söylediğinde şahsın polis otosunu görünce polislerin yanına gittiğini, ne

konuştuklarını duymadığını ancak şahsın polislere vurduğunu, arabadan inen genç

bir erkeğin de yanlarına gittiğini, polislerin iki şahsı polis otosuna

bindirdiklerini, şahsın alkollü olduğunu ve küfürlü konuştuğunu beyan etmiştir.

22. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2013 tarihli ve

E.2010/87, K.2013/239 sayılı kararıyla sanıklar M.K. ve R.A.nın

üzerilerine atılı suçları işlemedikleri sabit olduğundan

beraatlerine; E. U., M. T., E. K. Ve A.G.nin başvuruculardan Aycan Araş

ve Ahmet Araş’a karşı atılı suçları işledikleri

yönünde her türlü şüpheden uzak yeterli kesin ve inandırıcı delil elde

edilememesi nedeniyle beraatlarine; yine E. U., M.

T., E. K. Ve A.G.nin başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’a karşı hürriyeti tahdit ve tehdit suçlarını

işledikleri yönünde her türlü şüpheden uzak yeterli kesin ve inandırıcı delil

elde edilememesi nedeniyle beraatlarine; E.U., M.T.,

E.K. ve A.G.nin başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’a karşı tahrik altında kamu görevlisinin sahip olduğu

nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle silahla yaralama suçunu işlediklerinin sabit

görülmesi nedeniyle dokuz ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar

verilmiş; haksız tahrik ve takdiri indirim uygulanarak sanıkların ayrı ayrı 5

ay 18 gün hapis cezası ve üç ay süreyle kamu görevi hak ve yetkilerinin

kullanımından yasaklanmalarına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmiştir. Anılan karar gerekçesi şöyledir:

“[O]lay günü olan

30.10.2008 günü saat 23.00 civarında karı-koca olan Mehmet Şah Araş ile Aycan Araş ve çocukları

olan 02/03/1994 doğumlu Ahmet Araş ve 13/05/1989

doğumlu olan Serhed Araş’ın

Beyoğlunda bulunan içkili lokantalarını kapatıp

Kurtuluş semtindeki evlerine gitmek için bindikleri ticari taksi ile Tarlabaşından Dolapdere’ye giderken Turan Caddesi üzerindeçöp toplama işinde kullanılan bir kamyonun yoldan

araç ile geçmeyi imkansız hale getirecek şekilde kapatması nedeniyle katılan

Mehmet Şah Araş’ın taksiden inerek, kamyon şoförü

olan M. P. Ye yolu açmasını söylediği, M. P.’nin ise

o sırada diğer temizlik işçilerinin çevredeki çöpleri toplayıp araca koymaları

nedeniyle kısa bir süre istediği, bu aşamada özellikle tarafsız tanık M. P.’nin anlatımına göre, katılan Mehmet Şah Araş’ın

karşı yönden gelen86234 telsiz kod ve araç plakalı araçtan inen polis memuruna

yolun açılması isteğini ilettiği, adı geçen katılanın aşırı alkollü olduğu ve

yer yer dengesiz hareketlerde bulunduğu, polis memurunun katılana aracının

yanına gitmesini söylediği, katılanın araca doğru giderken geri dönüp konuştuğu

polis memuruna vurmaya çalıştığı, bunun üzerine polis aracındaki diğer polis

memurlarının da olaya dahil oldukları, katılana müdahale eden bu polis

memurlarının sanıklar E. U. , M. T. , E. K. Ve A. G. Oldukları, ancak katılan

ile ilk konuşan kişinin hangi sanık olduğununun, adı

geçen sanıkların olaya hiç karışmadıklarını savunmaları ve katılanların da bu

hususta tam bir teşhiste bulunamamaları nedeniyle belirlenemediği, ardından

katılan Serhed Araş’ın da

polis memuru olan sanıklara karşı direnme eylemine katıldığı, sanıklar E. U. ,

M. T. , E. K. Ve A. G.’nın, katılanlar Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ı zor kullanarak polis aracına aldıkları, katılanların

direnmesinin devam ettiği, adı geçenlerin ellerindeki coplarla araç içnde de katılanlara vurdukları, ardından araç ile olay

yerinden ayrıldıkları, olay yerinde kalan katılanlar Aycan ve Ahmet’in hemen,

olay yerine yakın olan Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gittikleri, Aycan’ın

orada eşi ve oğlunun polisler tarafından araçla götürüldüğünü, yaşamından

endişe ettiklerini belirttiği, bunun üzerine oradaki bir görevlinin, gözaltına

alınan kişilerin karakola götürüldüğünü belirterek, telefonla bir arama

yaptığı, arama sonucunda eşi ve çocuğunun, arkadaşlarından özür dilemeleri

nedeniyle serbest bırakıldıklarını söylediği, gerçekten de katılan Ahmet’in

babası olan Mehmet Şah Araş’ı telefonla araması

sonucunda serbest bırakıldıklarını ve eve gitmek için yolda olduklarını öğrendiği, … [anlaşılmıştır].”

23. Başvurucuların hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararına karşı yaptıkları itiraz, İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin

28/11/2013 tarihli ve 2013/1221 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.

24. Anılan ret kararı başvuruculara 17/12/2013 tarihinde tebliğ

edilmiş, başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş anılan karara karşı

16/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

25. Başvurucuların beraat kararları yönünden temyiz istemleri

sonucunda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24/12/2014 tarihli ve E.2014/27839,

K.2014/32331 sayılı kararıylaİstanbul 21. Ağır Ceza

Mahkemesinin hükmü, başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın ellerinin

kelepçelenerek polis minibüsüne bindirilmeleri ve olay yerinden uzaklaştırılıp

yaklaşık 20-25 dakika dolaştırıldıktan sonra yasal işlem yapılmadan serbest

bırakmalarının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu

gözetilmeden hüküm kurulduğu gerekçesiyle E.U., M.T., E.K. ve A.G.nin başvurucular Mehmet Şah Araş

ve Serhed Araş’a karşı

işledikleri isnat edilen hürriyeti tahdit suçu yönünden bozulmuştur. Karar

diğer yönlerden onanmıştır.

26. Yargıtay kararı başvuruculara 12/2/2015 tarihinde tebliğ

edilmiş, başvurucular onanarak kesinleşen beraat kararları yönünden 16/3/2015

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

27. Bozulan kısım yönünden yapılan yargılamada İstanbul 21. Ağır

Ceza Mahkemesince direnme kararı verilmiş olup yargılama Yargıtay önünde devam

etmektedir.

28. Dosya kapsamından ayrıca, İstanbul Valiliği İl Polis

Disiplin Kurulunun 10/11/2009 tarihli ve 4529 sayılı kararıyla aynı olay

nedeniyle polis memurlarıE.U., M.T., E.K. ve A.G.

hakkında altı ay kademe ilerlemesinin durdurulması disiplin cezası uygulandığı

anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. Maddesi

şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya

sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

30. 5237 sayılı Kanun’un 29. Maddesi şöyledir:

“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet

veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

“

31. 5237 sayılı Kanun’un 62. Maddesi şöyledir:

“(1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri

nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine,

müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş

yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.

(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failin

geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki

davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar

göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.

32. 5237 sayılı Kanun’un 53. Maddesi şöyledir:”

(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı

hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu

görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi

üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi

altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün

memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…)

c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa

ait bir hizmette bulunmaktan,

d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif

ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,

e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi

sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,

Yoksun bırakılır.

…

5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden

birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına

mahkûmiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan

cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının

yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması

suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet

halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve

yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle

icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından

itibaren işlemeye başlar.

…”

33. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri

Kanunu’nun 231. Maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“…

(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan

yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya

daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler

saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında

bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm

olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile

duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç

işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun

uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle

tamamen giderilmesi, gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilmez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

35. Başvuruculardan;

i. Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş, polis memurları

tarafından ciddi şekilde darbedildiklerini ve bunun

sağlık raporlarıyla sabit olduğunu, ancak yapılan yargılama sonucunda sanıklar

hakkında caydırıcı bir cezaya hükmedilmeyip hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı verildiğini,

ii. Aycan Araş, polis memurlarının

kendisine tokat attığını ve sağlık raporuyla tespit edilen şekilde sağ el

bileğinde yaralama meydana gelecek şekilde şiddet gördüğünü, ancak yapılan

yargılama sonucunda anılan fiiller yönünden sanıkların beraatine

hükmedildiğini,

iii. Ahmet Araş, polis memurlarının

kafasına copla vurduklarını, buna karşın yapılan yargılamada kendisine karşı

işlenen fiiller yönünden polis memurları hakkında beraat kararı verildiğini,

annesine, babasına ve abisine gözünün önünde şiddet uygulandığını, olay

nedeniyle yaşadığı ruhsal travmanın sağlık raporuyla sabit olduğunu belirtmiş

ve başvurucular, Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altına

alınan işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Aycan Araş ve Ahmet Araş’ın Darbedildiğine İlişkin İddia

36. Anayasa’nın 17. Maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

…

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

37. Başvuruculardan Aycan Araş, polis

memurlarının kendisine tokat attığını ve sağlık raporuyla tespit edilen ve sağ

el bileğinde yaralama meydana gelecek şekilde şiddet gördüğünü, Ahmet Araş ise polis memurlarının kafasına copla vurduğunu ileri

sürmüştür.

38. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. Maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın

17. Maddesi –“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. Maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili bir

resmî soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

25).

39. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının somut olayı aydınlatabilecek, sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekmektedir. Soruşturmada somut olayı

veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik,

etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 57). Anayasa

Mahkemesinin, Anayasa’nın 17. Maddesi uyarınca yaşam hakkına ilişkin

soruşturmalar açısından kabul ettiği ve anılan maddenin 3. Fıkrası uyarınca

işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin soruşturmalar açısından da benzer

şekilde uygulanabilecek ilkeler çerçevesinde yetkililerce tanıkların

ifadelerinin alınması, bilirkişi incelemeleri ve sağlık raporları gibi söz

konusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi için soruşturma konusu olayın

gerektirdiği mümkün olan tüm tedbirlerin alınması; soruşturma sonucunda alınan

kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız

bir analizine dayalı olmasını gerekmektedir (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99; Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:

2013/9461, 15/12/2015, § 73).

40. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 68).

41. Anayasa’nın 17. Maddesi gereğince yürütülecek

soruşturmalarda, soruşturma makamlarının olayın gelişimine ve delillerin elde

edilmesine ilişkin her türlü iddiayı ve talebi karşılama zorunluluğu

bulunmamaktadır. Soruşturma kapsamında yürütülecek soruşturma işlemlerinin

belirleyicisi, yetkili soruşturma makamlarıdır. Soruşturma makamları, her bir

somut olayın koşullarını ayrıca değerlendirerek makul olan bir yöntem

belirleyecektir (Yavuz Durmuş ve diğerleri, B.

No: 2013/6574, 16/12/2015, § 62).

42. Somut olayda, başvurucuların polis memurları tarafından darbedildikleri yönündeki iddiası karşısında Beyoğlu

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhâl soruşturma başlatılmış, olayın

üzerinden iki tam gün geçmeden başvurucular hakkında adli muayene raporu

aldırılmıştır. Anılan raporlarda, Aycan Araş’ın sağ

el bileğinde yara tespit edilirken Ahmet Araş’ın

başında ağrı şikâyeti dışında fiziksel bir yaralanma tespit edilmemiştir.

43. Şikâyet hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma

aşamalarında müşteki ve tanık anlatımları ile şüpheli beyanlarına başvurulmuş;

sağlık raporları da değerlendirilerek bu başvuruculara karşı yaralama suçunun

işlendiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak yeterli, kesin ve inandırıcı delil

elde edilememesi nedeniyle sanıkların bu suç yönünden beraatlarine

karar verilmiştir.

44. Aycan Araş kendisine tokat

atıldığını ve sağ el bileğinin yaralanmasına sebebiyet verecek şekilde şiddet

gördüğünü beyan etmiştir. Başvurucunun sağlık raporunda, tokat atıldığı

iddiasını karşılayacak bir bulgu tespit edilemediği gibi başvurucu sağ el

bileğinin nasıl ve hangi eylem neticesinde yaralandığına ilişkin nedensellik

bağı kurulabilmesini sağlayacak bir açıklamada da bulunmamıştır.

45. Ahmet Araş ise başına copla

vurulduğunu ileri sürmüş, ancak yine olayın üzerinden iki tam gün geçmeden

aldırılmış olan sağlık raporunda bu yönde bir bulguya rastlanmamıştır.

Başvurucunun anılan sağlık raporuna itiraz ettiğine ilişkin bir veri de

bulunmamaktadır.

46. Başvurucuların soruşturma ya da kovuşturma aşamasında,

toplanmasını talep ettikleri bir delilin toplanmadığı, aşamalara etkili

katılımlarının sağlanmadığı, toplanan delillere itiraz etme şansı bulamadıkları

gibi bir iddiaları da bulunmamaktadır.

47. Soruşturma ve kovuşturma aşaması bir bütün olarak

incelendiğinde, başvurucuların anılan iddialarına yönelik olarak Cumhuriyet

Başsavcılığınca özenli bir araştırmanın yürütüldüğü; ancak, her türlü şüpheden

uzak yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşılmaktadır.

48. Somut olayın özellikleri değerlendirildiğinde yürütülen

soruşturmanın etkisiz olduğu ya da soruşturma kapsamında birtakım başka

tedbirlere başvurulması hâlindefarklı bir sonuca

ulaşılabileceği yönünde bir değerlendirme yapmak mümkün görülmemiştir.

49. Açıklanan nedenlerle başvurucular Aycan Araş

ve Ahmet Araş’ın anılan iddiaları yönünden bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Ahmet Araş’ın Ailesinin Darbedilmesi

Nedeniyle Ruhsal Olarak Zarar Gördüğüne İlişkin İddia

50. Başvurucu Ahmet Araş, ailesine gözünün

önünde şiddet uygulandığını, olay nedeniyle yaşadığı ruhsal travmanın sağlık

raporuyla sabit olduğunu belirtmiştir.

51. Başvurucunun bizzat kendisine yönelik olmayan bir eylem

nedeniyle ruhsal olarak zarar gördüğüne yönelik iddiasının incelenmesinde

öncelikle mağdur sıfatının bulunup bulunmadığı yönünde bir değerlendirme

yapılması gerekmektedir.

52. Anayasa’nın 148. Maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir…”

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. Maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

54. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. Maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

55. 6216 sayılı Kanun’un 46. Maddesinde kimlerin bireysel

başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre

bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel

ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar, başvuruya konu

edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da

ihmalinden dolayı başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu

ihlalden dolayı “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunların

sonucunda başvurucunun kendisinin mağdur olduğunu ileri sürmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179,

20/3/2014, § 24).

56. Bireysel başvuruda “mağdur” kavramı, davada menfaat veya

dava ehliyeti gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır. Ayrıca mağdur

kavramının yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup bu

kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Mahmut Tanal Başvurusu (2), B. No:

2014/11438, 24/7/2014, § 20).

57. Bir kişinin başka bir kişinin haklarının ihlal edilmesinden

dolayı kendisinin doğrudan doğruya etkilendiğini ileri sürmesi mümkündür (Kurt/Türkiye, B. No: 24276/94, 25/5/1998).

Bununla birlikte bu yönde bir başvurunun kabul edilebilmesi için başvurucunun

sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlalden doğrudan

etkilendiği yönünde somut birtakım veriler sunması gerekmektedir.

58. Somut olayda başvurucu Ahmet Araş,

ailesine gözünün önünde şiddet uygulandığını ve bu olaydan ruhsal olarak

etkilendiğini belirterek bu yöndeki bir sağlık raporunu dosyaya sunmuştur.

Başvurucunun, şikâyetçi olduğu olay nedeniyle mağdur olduğu iddiasına ilişkin

olarak sunduğu somut veriler değerlendirildiğinde olaydan kişisel olarak ve

doğrudan etkilendiğinin ve mağdur statüsüne sahip olduğunun kabulü gerekir.

59. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın Darbedildiğine İlişkin

İddia

60. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

61. Anayasa’nın 17. Maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

…

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

62. Başvurucular, polis memurları tarafından gerçekleştirilen

darp eyleminin sabit olduğunu, ancak sanıklar hakkında caydırıcı bir cezaya

hükmedilmeyip haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

verildiğini belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

63. Bakanlık görüşünde, ilk derece mahkemesinin başvurucularda

oluşan yaralanmanın şiddeti, sanıkların kasta dayalı kusurlarının yoğunluğu ve

meydana gelen zararın ağırlığı nedeniyle alt sınırdan uzaklaşarak ceza tayin

ettiği, ayrıca İstanbul Valiliği İl Polis Disiplin Kurulunca aynı polis

memurları hakkında altı ay kısa süreli durdurma cezası verildiği, suç ile ceza

arasında orantısızlık olup olmadığı konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine

ait olduğu ifade edilmiştir.

64. İşkence yasağına ilişkin şikâyetlerin, devletin negatif ve

pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve usul boyutları

bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğü

bireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi

tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülük hem bireyleri bu tür

muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir soruşturma

yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü)

içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu, negatif

yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün iki

unsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.

a. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

65. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. Maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

66. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

67. Anayasa’nın 17. Maddesinde düzenlenen hak kapsamında ayrıca

devletin, -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).

68. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu kişilerin

işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye

maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yüklemektedir. Anılan

yükümlülük, işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun bir unsurunu,

devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat

aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü oluşturmaktadır. Koruma

doğrultusunda yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gereken bir kötü muamele

tehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları

durumunda devletin, Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrası anlamında

sorumluluğu ortaya çıkabilecektir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 82).

69. Tüm adli kovuşturmaların, mahkûmiyet veya belirli bir hüküm

alma ile sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla birlikte

mahkemeler hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel ve ruhsal

bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına; af ya da zamanaşımına

uğramasına izin vermemelidirler. Adli makamların yetki alanları kapsamındaki

kişilerin yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak üzere

çıkarılan kanunların koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım uygulamakta

kararlı olmaları ve suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık bir

orantısızlığa izin vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devletin, kişilerin fiziksel

ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundaki

pozitif yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 77).

70. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve ardındaki saik de

eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği durumda

meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

71. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)

tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş

ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. Maddesinin

üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen “eziyet” ve

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”,

“eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam

taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 84).

72. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan,

§ 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık

Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler

Sözleşmesi’nin 1. Maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek “kasıt”

unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 85).

73. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya

veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan

insanlık dışı muameleler “eziyet” olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda

yapılması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü

şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade

etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok

edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu

korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa’nın 17. Maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında “eziyet” olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

74. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada “eziyet”ten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele,

fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki

oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, §

89).

75. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir muamele

hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı ya

da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle bağdaşmayan her

aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Tutulma

koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet

görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin

karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme

içirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

Mehmet Şah Aras ve Serhed

Araş Yönünden

76. Başvuru konusu olay, polis memurları tarafından darbedildiklerini ileri süren başvurucuların işkence ve

kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

77. Somut olayda, çöp arabasının trafiği engellemesi nedeniyle

polis memurlarından yolu açmalarını isteyen başvurucular ile anılan polis

memurları arasında birtakım olaylar yaşanmıştır. Başvurucular, polis memurları

tarafından ciddi şekilde darbedildiklerini ileri

sürmektedirler. Polis memurları ise hiçbir aşamada, anılan olaylara

karıştıklarını kabul etmemişlerdir.

78. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında polis memurlarına ait

görev çizelgeleri toplanmış ve başvuruculara fotoğraftan ilgili polis

memurlarının teşhisi yaptırılmış; şüpheli ifadelerine, tanık ve müşteki

beyanlarına başvurulmuş; sağlık raporları temin edilmiştir.

79. Başvurucular ile polis memurları arasında birtakım olayların

yaşanmış olduğu tanık anlatımıyla desteklenmiş (bkz. § 21) ,

olay tarihinde ve olaydan iki gün sonra alınan sağlık raporlarında

başvurucularda ciddi yaralanmalar tespit edilmiştir (bkz. §§ 13,15).

80. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada,

dosya kapsamındaki deliller değerlendirilerek başvurucu Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın polis memurları tarafından darbedildikleri

sabit görülmüştür.

81. Sanık polis memurlarının olay günü ve saatinde

başvurucuların tarif ettiği minibüs tarzı bir ekip arabasıyla bölgede görev

yaptıklarının sabit olduğu, başvurucuların olay günü ve saatinde polis memurları

ile aralarında tartışma yaşandığının tanık anlatımıyla doğrulandığı ve

başvurucuların sağlık raporlarıyla tespit edilen yaralanmaları

değerlendirildiğinde İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan kabulünden

ayrılmayı gerektirir bir durum tespit edilmemektedir.

82. Başvuruya konu olayın meydana geliş şekli

değerlendirildiğinde başvurucular hakkında uygulanan bir adli işlem bulunmaması

ve sanık polis memurlarının başvuruculara karşı kuvvet kullanmalarını

gerektirecek bir durumun olduğu yönünde iddiaları bulunmadığı da

değerlendirildiğinde kuvvet kullanımında sınırın aşılması değerlendirmesi

yapılmaksızın Anayasa’nın 17. Maddesi kapsamında devletin negatif yükümlülüğüne

aykırı davranıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucuların maruz kaldığı eylemin

süresi, amacı, etkisi ve sonuçları birlikte değerlendirildiğinde eylemin eziyet

olarak nitelendirilebileceği tespit edilmektedir.

83. Somut olayda anılan eylem nedeniyle ceza kovuşturması

yürütüldüğü dikkate alındığında bu durumun başvurucular açısından yeterli ve

etkili bir telafi imkânı sunup sunmadığının, diğer bir ifade ile yargılama

sonucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığının incelenmesi

gerekmektedir. Her ne kadar şahsi cezai mesuliyete ilişkin konulara değinmek ya

da kişilerin suçlu olup olmadıklarına yönelik karar vermek Anayasa Mahkemesinin

görevi kapsamında değil ise de kamu görevlilerinin işledikleri kötü muamele

suçları için yapılan uygulamalara ilişkin olarak suçun ağırlık derecesi ile

verilen ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunduğu durumlarda Anayasa

Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevi bulunmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76).

84. Usul boyutuna ilişkin olarak yapılacak incelemenin konusu

olmakla birlikte bu aşamada, mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının

tespiti açısından gerekli olduğu kadarıyla başvurucu açısından yeterli ve

etkili bir telafi sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Devletin negatif yükümlülüğüne aykırı eylemlerde bulunduğu tespit edilen dört

sanık hakkında her iki başvurucuya karşı işlenen suçlar için ayrı ayrı olmak

üzere 5 ay 18 gün hapis cezası tayin edilmiş, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmiştir. Ayrıca anılan dört kamu görevlisi hakkında

disiplin soruşturması yürütüldüğü ve kamu görevlilerine altı ay kademe

ilerlemesinin durdurulması disiplin

cezası verildiği anlaşılmaktadır.

85. Başvurucuların sağlık raporlarında tespit edilen

yaralanmaları ve eylemin niteliği dikkate alındığında kurulan hükmün, sanıklar

hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kurumunun uygulanmasının ve altı ay kısa süreli durdurma cezasına

hükmedilmesinin sanıklar açısından caydırıcılık ve başvurucular açısından

etkili giderim sağlayacak yeterlilikte olmadığı ve sonuç olarak başvurucuların

mağdur sıfatının devam ettiği anlaşılmaktadır.

86. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. Maddesinde güvence

altına alınan eziyet yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR farklı gerekçe ile bu görüşe katılmıştır.

Ahmet Araş Yönünden

87. Başvurucu; ailesinin gözünün önünde darbedilmesi

nedeniyle ruhsal travma yaşadığını, yaşadığı travmanın sağlık raporuyla tespit

edildiğini belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

88. Başvurucu hakkındaİstanbul

Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

Başkanlığından alınan 12/1/2010 tarihli ve 2010/49 sayılı raporda mood anksiyöz hafif depresif afekti kaygılı, düşünce içeriğinde olaya bağlı korku,

kaygı, uykusuzluk, çabuk sinirlenme, dikkatini toparlayamama, olayın olduğu

yerden kaçınma, olayla ilgili düşünceler tespit edilmiştir.

89. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ciddi insan hakkı

ihlallerinin aile üyeleri üzerindeki psikolojik etkisini kabul etmekle birlikte

kurbanın yakınları için işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında ayrı bir

değerlendirme yapılabilmesi için anılan etkiyi ihlalin kendisinden kaynaklanan

kaçınılmaz duygusal acının ötesine taşıyan birtakım özel faktörlerin söz konusu

olması gerektiğini vurgulamıştır (Salakhov ve Islyamova/Ukrayna, B. No: 28005/08, 14/06/2013,

§ 199).

90. Somut olayda başvurucunun olay tarihinde 14 yaşında olması,

darp eyleminin büyük kısmının başvurucunun önünde olmak üzere önce sokakta daha

sonra ekip arabasının içinde henüz araç hareket etmeden gerçekleştirildiğinin

ileri sürülmesi ve dosya kapsamında bunun aksine bir bulgu yer almaması, baba

ve ağabeyin sağlık raporlarında tespit edilen yaralanmalarının boyutu birlikte

değerlendirildiğinde başvurucunun önünde aile bireylerine karşı

gerçekleştirilen eylemin başvurucu üzerinde yarattığı korku ve elem derecesinin

asgari ağırlık düzeyini aştığı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak

nitelenebileceği sonucuna varılmıştır.

91. Yürütülen ceza soruşturmasının başvurucu açısından yeterli

ve etkili bir telafi imkânı sunup sunmadığına ilişkin olarak yapılacak

değerlendirmede yukarıdaki tespitten (bkz. §§ 82-84) ayrılmayı gerektirir bir

husus tespit edilmemekte, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kurumunun uygulanmasının ve altı ay kısa süreli durdurma cezasına

hükmedilmesinin etkili giderim sağlayacak yeterlilikte olmadığı, sonuç olarak

başvurucunun mağdur sıfatının devam ettiği anlaşılmaktadır.

92. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. Maddesinde güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR farklı gerekçe ile bu görüşe katılmıştır.

b. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

93. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal

saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

94. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. Maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. Maddesi –“Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. Maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili bir

resmî soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün

olmazsa anılan madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek

ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak

kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün

olacaktır (Tahir Canan, § 25).

95. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. Maddesi

gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu

hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 55).

96. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

97. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı ve derinlikli bir

şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalı; bu kapsamda

diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik

bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

98. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği

bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler

listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir. Bununla

birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm

bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 68,69)

99. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların etkililiğini

sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap

verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine

açık olmasıdır. Buna ilave olarak her olayda, mağdurların meşru menfaatlerini

korumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

100. Yetkililer resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete

geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu

gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır.

Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, kamu denetimine tabi olarak özenli,

süratli, bağımsız biçimde yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir

(Tahir Canan, § 25).

101. Kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü muamele

iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan

sorumlu ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden bağımsız

olmalıdır. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal

bağlantının olmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir

(Cezmi Demir ve diğerleri, §

117).

102. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan

soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.

Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen

sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü

muameleye yönelik soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka

aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami hız ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri , § 119).

103. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleyle

suçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nun amaçları

çerçevesinde cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına

uğramamasının ve genel af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem

taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren

görevlinin görevinin askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten men

edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96,

2/11/2004, § 55).

104. Anayasa’nın 17. Maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle

ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak

usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle

orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015,

§ 105).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

105. Somut olayda başvurucuların şikâyeti üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından derhâl soruşturma başlatılmış, soruşturma kapsamında

başvurucuların sağlık raporları aldırılmış, fotoğraftan teşhis ve görev

çizelgelerinin temini yoluyla şüpheliler tespit edilmiş, müşteki ve tanık

beyanları ile şüpheli ifadeleri alınmış, şüpheliler hakkında kamu davası

açılmıştır.

106. Kovuşturma aşamasında müşteki ve tanık beyanları ile sanık

ifadeleri alınmış, başvurucuların önceki sağlık raporları değerlendirilerek

kesin sağlık raporları aldırılmış ve dört sanık hakkında tahrik altında kamu

görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle silahla yaralama suçunu işledikleri sabit görülerek iki

başvurucuya karşı işlenen eylemler için ayrı ayrı olmak üzere 5 ay 18 gün hapis

cezası ile üç ay süreyle kamu görevi hak ve yetkilerinin kullanımından

yasaklanmalarına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

107. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında, maddi olayın ortaya

çıkarılması ve sorumluların tespiti için özenli bir inceleme yapılmış olduğu

tespit edilmekle birlikte, başvurucuların dört polis memuru tarafından ciddi

şekilde darbedildiğinin sabit görülmesine rağmen

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

108. Soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun

araçların kullanılması yükümlülüğünü oluşturduğundan yargılamanın nihai olarak

mutlaka belli bir ceza türüyle sonuçlanması gerektiği söylenemeyecek olmakla

birlikte mahkemelerin hukuku, sanıkların fiilen cezasız kalmalarını sağlayacak

şekilde uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın etkinliğinin

sağlanamadığı sonucuna varılabilecektir.

109. Somut olayda yürütülen yargılamanın sonucunda verilen

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kamu görevlileri hakkında tespit

edilen eylemin niteliği ve başvurucuların sağlık raporlarıyla tespit edilen

durumları bir bütün olarak değerlendirildiğinde soruşturmanın etkinliğinin

sağlanmasının koşullarından biri olan sorumluların fiilleriyle orantılı ceza

almaları koşulunun yerine getirilmediği ve cezasızlık sonucunun doğduğu

anlaşılmaktadır.

110. Başvuruya konu olaya ilişkin kişiyi hürriyetinden yoksun

kılma suçu yönünden yargılamanın devam ettiği tespit edilmektedir. Her ne kadar

kötü muamele iddialarına ilişkin yapılan incelemede, suç vasıflandırmalarından

bağımsız olarak olayın bir bütün olarak değerlendirilmesinden hareketle aynı

olaya ilişkin yargılama sonucunun usul yükümlülüğü yönünden dikkate alınması

gerektiği tespit edilmekte ise de 2008 yılında gerçekleşen eylem yönünden devam

etmekte olan yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle yargılamanın etkiligiderimin sağlanması yönünden etkiliolmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

111. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü, devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR farklı gerekçe ile bu görüşe katılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

112. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

113. Başvurucular, Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında

koruma altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle yeniden

yargılama yapılması ve her biri için 200.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi

talebinde bulunmuşlardır.

114. Yapılan inceleme sonucunda başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş yönünden eziyet yasağının, Ahmet Araş

yönünden insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi yönden ihlal

edildiği, başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş ve Ahmet Araş yönünden ise Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

115. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

116. Manevi zararları karşısında başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın her biri için net 15.000 TL, başvurucu Ahmet Araş için net 7.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

117. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 433 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.233 TL yargılama giderinin başvurucularMehmet Şah Araş, Serhed Araş ve Ahmet Araş’a müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Aycan Araş ve Ahmet Araş’ın darbedilmeleri nedeniyle

Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Ahmet Araş’ın ailesinin darbedilmesi

nedeniyle Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın darbedilmeleri nedeniyle

Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın Anayasa’nın 17. Maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi yönden İHLAL

EDİLDİĞİNE,

2. Ahmet Araş’ın Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında

güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi

yönden İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. Mehmet Şah Araş, Serhed Araş

ve Ahmet Araş yönünden Anayasa’nın 17. Maddesinin

üçüncü fıkrasında öngörülen devletin etkili soruşturma yapma usul

yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 20. Ağır Ceza

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın her birine net

15.000 TL, başvurucu Ahmet Araş’a net 7.000 TL manevi

tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 433 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.233 TL yargılama giderinin başvurucular Mehmet Şah Araş

ve Serhed Araş ve Ahmet Araş’a MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

DEĞİŞİK GEREKÇE

Bireysel başvuruya konu somut olayda, geceleyin iş yerini

kapatan ve araçlarıyla eve dönmekte olan ailenin (baba, ana ve iki çocukları),

yolu kapatan çöp kamyonunun yolu boşaltması konusunda çıkan tartışmada, olay

mahallinden geçmekte olan araçlı polis ekibinin müdahalesi sırasında derece

mahkemelerinin kabulüne göre başvurucu babanın polis memurlarına saldırması

üzerine, başvurucuların (baba ve büyük oğlunun) polis aracına alınması ve yolda

copla darp edilmesi, akabinde serbest bırakılması fiillerinin ne şekilde

nitelendirilmesi gerektiği önem taşımaktadır.

İlk derece mahkemesi

olayın işkence suçunu oluşturmadığına ilişkin şu tespitte bulunmuştur:

"... Sanıkların katılanları kendilerine karşı, görevlerini

yaptırmamak için direnmeleri nedeniyle yakaladıkları ve araca aldıkları, belli

bir suça ilişkin ikrar ve sair delil elde etmek amaçlarının bulunmadığı,

katılanların özür dilemeleri üzerine serbest bırakılmalarının bunu gösteren en

önemli olgu olduğu, sanıkların eylemlerinin, katılanların kendilerine

saldırmaları şeklindeki haksız eylemleri sonrasında çok kısa zaman içinde

katılanları copla yaralamaları ve serbest bırakmaları şeklinde gerçekleştiği

dikkate alındığında, süreklilik arz etmediği, ani olarak gelişip sona erdiği

anlaşılmaktadır..."

İlk derece Mahkemesi,

sanık polislerin eylemlerinin, tahrik altında kamu görevlisinin sahip olduğu

nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle silahla yaralama suçunu oluşturduğu

kanaatiyle, neticeten sanık polis memurlarına 5'er ay 18'er gün hapis cezası

tayin etmiş ve bu sonuç ceza hakkında CMK'nun 231.

maddesi uyarınca "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması" (HAGB)

kararı tesis edilmiş ve bu hüküm beraat kararı yönünden Yargıtayca

onanmak suretiyle, HAGB bakımından da itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.

Sanık polislerin bu darp

fiilleri nedeniyle haklarında idarece yürütülen disiplin soruşturması sonunda,

dört polis memuru hakkında 6 ay süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması

disiplin cezası ile tecziyeleri yoluna gidilmiştir.

AİHM'nin 3 Temmuz 2012

tarih ve 32051/09 sayılı "Taylan - Türkiye" kararında, işkence

failleri hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, HAGB suretiyle ferdileştirilmesi halinde, failleri cezasız kalmış olmaları

nedeniyle yaptırımın etkisiz kaldığı sonucuna vararak AİHS'nin 3. maddesinin

usul bakımından ihlâl edildiğine hükmetmişse de; bireysel başvuruya konu somut

olayda sanık polis memurları işkence suçundan hüküm giymedikleri gibi, ilk

derece mahkemesinin cezanın ferdileştirilmesinde

sahip olduğu takdir yetkisini kullanarak, bir başka suçtan tesis ettiği ceza

hakkında HAGB kararı vermesinde de yasalara ve Anayasa'ya aykırı bir husus

bulunmamaktadır. Kaldı ki sanıklar hakkında ayrıca etkili bir disiplin cezası

da tayin edilmiştir. HAGB kararı bakımından da 5 yıl içinde bir başka suç

işlenmesi halinde cezanın infazı yoluna gidileceği tabiidir. Bu mahiyeti

itibariyle de bu ferdileştirmenin etkisiz olduğu

söylenemez. Dolayısıyla, anılan AİHM kararının somut başvuruya emsal teşkil

etmesi düşünülemez.

Ne var ki her halükârda

ortada polis memurlarının başvuruculara karşı işledikleri ve asla hoş

görülmeyecek darp fiillerinin mevcudiyeti karşısında, Anayasa'nın 17.

maddesinin ihlâlinin sözkonusu olduğu

anlaşılmaktadır.

Varılan sonuca bu değişik

gerekçeyle katılıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Gizem Ceren

DEMİR KOŞAR

Başvurucular

:

1. Mehmet

Şah ARAŞ

2. Serhed ARAŞ

3. Ahmet

ARAŞ

4. Aycan

ARAŞ

Vekili

:

Av. Ezgi

ÇINAR

Üye Serdar ÖZGÜLDÜR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/798, 28 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  13. Değişik Gerekçe
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Topal
  17. M. Emin KUZ
  18. Demir Koşar
  19. Araş
  20. Araş
  21. Çınar
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/798
Tarih
28 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Cevdet Genç Başvurusu (B. No: 2014/9043)
  • Mehmet Letif Karatay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2870)
  • Cevat Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/9018)
  • H.s. Başvurusu (B. No: 2014/2730)
  • Ahmet Ece Başvurusu (B. No: 2014/2355)
  • Güven Demir Başvurusu (B. No: 2014/11041)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.