İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Sıddık Timurtaş Başvurusu (B. No: 2014/2007)

1. Başvuru, mayın patlaması sonucu meydana gelen yaralanma

Başvuru No2014/2007Tarih13 Eylül 2017Okuma19 dk · 3.816 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Sıddık Timurtaş Başvurusu

Karar tarihi
13 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/2007
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.816 kelime·19 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, mayın patlaması sonucu meydana gelen yaralanma

üzerine açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. 1993 doğumlu olan ve Şırnak ili Güçlükonak ilçesinin Taşkonak köyünde ikamet eden başvurucu 9/2/2009 tarihinde

hayvanlarını otlattığı sırada bastığı bir mayının patlaması sonucunda sağ kolu,

sağ kulağı ve bir gözünden ağır şekilde yaralanmıştır.

10. Bu yaralanma nedeniyle başvurucunun sağ kolu, ön dirseğinin

altından ampute edilmiş; ayrıca yaralanma, yüzünde

sabit eser oluşturmuştur. Siirt Devlet Hastanesinin 11/5/2009 tarihli raporuna

göre başvurucunun vücudunda %69 oranında sürekli fonksiyon kaybı meydana

gelmiştir.

11. Başvurucu 8/6/2009 tarihinde, 17/7/2004 tarihli ve 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Şırnak Valiliği Zarar

Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

12. Komisyon, başvurucuya 13.700,40 TL ödenmesine karar vermiş

ve bir sulhname tasarısı düzenleyerek 9/10/2009

tarihinde vekilinegöndermiştir.

13. Başvurucu, Komisyonun bu teklifini kabul etmemiş ve söz

konusu işlemin iptali talebiyle Mardin İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi)

dava açmıştır. İdare Mahkemesi, 3/11/2010 tarihinde K.2010/1220 sayılı kararı

ile söz konusu tazminat miktarının ilgili mevzuata uygun olduğu ve Komisyon

kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle davayı reddetmiştir.

14. Anılan karar,Danıştay

Onbeşinci Dairesinin 12/9/2012 tarihli kararıyla usul

ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle onanmış; başvurucunun karar düzeltme talebi

de aynı Dairenin 18/9/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

15. Başvurucu, annesi H.T. ve babası M.A.T., söz konusu davanın

reddedilmesinden önce 2/6/2009 tarihinde İçişleri Bakanlığına ve Şırnak

Valiliğine başvurarak uğradıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi

zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuş, idare tarafından bu

başvurularına cevap verilmemesi üzerine de olayda idarenin hizmet kusurunun

bulunduğunu, aksinin kabulünde dahi "sosyal risk ilkesi" gereğince

idarenin söz konusu zarardan sorumlu tutulması gerektiğini iddia ederek İdare

Mahkemesinde550.000 TL maddi ve 600.000 TL manevi olmak üzere tazminat

talebiyle dava açmışlardır.

16. İdare Mahkemesi 9/11/2010 tarihinde E.2009/1091, K.2010/1279

sayılı kararı ile bu davayı da reddetmiştir. Ret gerekçesinin ilgili bölümü

şöyledir:

" (...)

5233 sayılı Kanun, yargısal ve bilimsel

içtihatlarla kabul edilen 'sosyal risk' ilkesinin yasalaşmış halidir. Bu

nedenle, adı geçen Kanunun uygulama alanı yalnızca 'sosyal risk ilkesi' uyarınca

tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle,

zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağının kurulabileceği hallerde

sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak bulunmadığından, idare hukuku

kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının

araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın

tazmin edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi; dolayısıyla idari eylemlerden

doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca tazmini

gereken davalarda 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinin uygulanması gerekmektedir.

Bakılan davada, Mehmet Sıddık Timurtaş'ın

yaralanmasıyla sonuçlanan olayla ilgili bilgi ve belgelerin birlikte

değerlendirilmesinden, zararın, terör örgütü mensuplarının askeri birliklere

zarar vermek amacıyla bölgeye yerleştirdikleri mayına temas edilmesi sonucunda

meydana geldiği ve olayın bu haliyle 5233 sayılı Kanun kapsamında kaldığı

sonucuna ulaşılmaktadır.

Nitekim, davacılar tarafından, aynı olay

sebebiyle 08/06/2009 tarihinde 5233 sayılı Yasa kapsamında Şırnak Valiliği

Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına başvuru yapıldığı, Zarar Tespit

Komisyonunun 09/10/2009 tarih ve 2009/3-1350 sayılıişlemi

ile 13.700,40 TL ödenmesine karar verilmesi üzerine söz konusu işlemin iptali

istemiyle açılan davada, Mahkememizin 03/11/2010 tarih ve E:2009/1532,

K:2010/1220 sayılı kararı ile söz konusu tazminat miktarının mevzuat

hükümlerine uygun olduğu ve Zarar Tespit Komisyonu kararında hukuka aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmektedir.

Bu durumda, dava konusu olay sebebiyle doğan

zararın 5233 sayılı Yasa kapsamında tazmin edildiği görüldüğünden, davacıların

maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki (isabet görülmemiştir)."

17. Anılan karar,Danıştay

Onbeşinci Dairesinin 21/9/2012 tarihli kararıyla usul

ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle oy çokluğuyla onanmış; başvurucunun karar

düzeltme talebi de aynı Dairenin 18/9/2013 tarihli kararıyla oy çokluğuyla

reddedilmiştir. Çoğunluğun görüşüne katılmayan Daire üyeleri karşı oy

görüşlerinde; manevi tazminat talebine ilişkin davanın değerlendirilmesinin,

İdare Mahkemesince yapıldığı gibi 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre değil

davacıların (başvurucunun) dava dilekçesinde iradesini koyduğu üzere öncelikle

idarenin hizmet kusuru, bu yoksa sosyal risk ilkesi çerçevesinde yapılması ve

bu nedenle İdare Mahkemesinin kararının manevi tazminata ilişkin kısmının

bozulmasına karar verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.

18. Bu karar, başvurucu tarafından 9/1/2014tarihinde öğrenilmiş

olup 10/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

19. 5233 sayılı

Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Bu

Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının

karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”

20. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun,3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren

eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar

gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki

esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.”

21. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 7. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

...

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar

ile tedavi ve cenaze giderleri.”

22. 5233 sayılı Kanun’un 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle

değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının ilgili bölümü şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

...

Nakdî ödeme yapılır.

…”

23. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı

tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre

hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme

tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup

edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak

safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak

sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname

tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir

temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname

tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin

edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı

kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır.”

24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir

“1. İdari dava türleri

şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

...”

25. 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi

mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde

tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları

saklıdır."

26. 2577 sayılı Kanun’un13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

27. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve

E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

“5233

sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını

genişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesini

öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı

dışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların

karşılanmasını da engellemeyen nitelikte bir yasadır.

Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 18888/02 nolu

başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili

olarak “Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme

olanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde

manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.” ifadesine

yer verilmiştir.

Bu

durumda, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi

kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri

sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda,

idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı

Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine

ilişkin yargısal incelemesinin yapılması gerekmektedir.”

28. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

11/12/2014 tarihli ve E.2011/9361, K.2014/9507 sayılı kararının gerekçesinin

ilgili bölümü şöyledir:

“... terör eylemeleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler sonucunda salt toplumun bir bireyi olmaları

nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının sosyal risk ilkesi

gereğince sulhen karşılanması amacıyla çıkarılan 5233

sayılı Kanun kapsamında bulunan maddi zararların sulhen

karşılanması için 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinden ayrı, özel bir usul

öngörmektedir... Ayrıca, 5233 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesiyle Kanun’un uygulamasını

geriye yürüterek, 19/7/1987 - 27/7/2004 tarihleri arasında meydana gelen

olaylar nedeniyle zarara uğrayanların, Kanun’ un yürürlüğe girmesinden itibaren

1 yıl içinde ilgili mercilere başvurması halinde, bu zararlarının tazmin

olacağını getirmekte, böylece 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde öngörülen

sürelerde dava açma hakkını kullanamayan kişilerin zararlarının da sulhen karşılanmasını amaçlamaktadır...”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 13/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, terörle mücadele kapsamında askerî yetkililer

tarafından döşenen mayının patlaması nedeniyle yaralandığını, 5233 sayılı Kanun

kapsamında yaptığıbaşvurunun kabul edildiğini fakat

hükmedilen maddi tazminat miktarı çok düşük olduğu için idare ile sulhname imzalamadığını, maddi ve manevi zararlarının

tazmini için genel hükümler çerçevesinde idareye yapmış olduğu başvurunun ve

akabinde açtığı davanın ise 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılmış bir başvuru

ve dava gibi kabul edilerek reddedildiğini, bu şekilde olay nedeniyle uğramış

olduğu maddi zararının bir kısmını, manevi zararının ise tamamını talep etme

imkânından mahrum bırakıldığını belirterek Anayasa’nın 2., 17. ve 36.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

31. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 2577

sayılı Kanun kapsamında idareye yapmış olduğu başvurunun ve açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 17. ve 36. maddelerinde güvence altına

alınan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvuruda manevi tazminat talebinin reddedilmesi ile ortaya çıkan hak

ihlali iddiaları bakımından temel sorun, başvurucunun mahkemeye etkili

erişiminin engellenmesi olduğundan başvurucunun manevi tazminat talebi

hakkındaki iddiasının adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı

yönünden incelenmesi uygun görülmüştür.

32. Başvurucu, ayrıca İdare Mahkemesince verilen ret kararı

neticesinde maddi zararını tamamen karşılayacak bir giderim sağlanması

imkânının da kendisine tanınmadığını belirterek haklarının ihlal edildiğini

iddia etmiştir. Başvurucunun Komisyona ve 2577 sayılı Kanun’un genel hükümleri

kapsamında ilgili idarelere sunduğu dilekçe, dava dilekçesi ve bireysel başvuru

formunun incelenmesi sonucunda şikâyetini dile getiriş şeklinden anılan ihlal

iddiasının, tazminat talebini delillendirme amaçlı

olduğu sonucuna varılmış; bu iddialar hakkında, Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşama hakkı kapsamında ayrıca inceleme yapılmasına gerek

görülmemiştir (benzer bir değerlendirme için bkz. Özden Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022,

13/4/2016)

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Maddi Zararlarının

Karşılanmadığına İlişkin İddia

33. Başvurucu, olay nedeniyle ortaya çıkan maddi zararlarının

tazmin edilmesi için yaptığı başvuruda hükmedilen tazminat miktarının zararını

karşılamaktan uzak olduğunu, fakat bu konuda açtığı davanın reddedildiğini

ileri sürmüştür.

34. Somut olayda başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında olduğu Komisyonca kabul edilerek başvurucuya 13.700,40 TL ödenmesine

karar verilmiştir. Terör ve terörle mücadeleden doğan maddi zararların

karşılanması konusunda 5233 sayılı Kanun'da, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinden farklı olarak özel bir giderim usulü öngörülmektedir.

35. 5233 sayılı Kanun uyarınca hükmedilen maddi tazminat

miktarının yetersiz olduğu iddiası, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve

Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya ilişkin verdiği kararında, başvuru konusu

olayda yaşama hakkı bakımından devletin koruma yükümlülüğü yönünden herhangi

bir sorumluluğu tespit edilmemiş olmakla birlikte objektif sorumluluk

anlayışına dayalı sosyal risk ilkesi temel alınarak hazırlanan 5233 sayılı

Kanun kapsamında başvuruculara ödenmesine karar verilen tazminatın 5233 sayılı

Kanun hükümlerine dayalı olarak Komisyonlar tarafından Kanun’da belirtilen

yönteme göre belirleneceği, başvurucular tarafından 5233 sayılı Kanun

kapsamında Komisyonca kendilerine ödenmesi teklif edilen maddi tazminat

miktarının mahkemelerde uygulanan çeşitli kriterler dikkate alınmaksızın maktu

olarak belirlendiği ve yetersiz olduğu ileri sürülmekte ise de terörden

kaynaklanan zararların dava yoluna gidilmeden ilgililerce tazmini olanağı

sağlayan 5233 sayılı Kanun uyarınca belirlenen tazminat miktarına ve bu

miktarın hesaplanma şekline belirli bir tatmin sağladığı sürece ve açık bir

orantısızlık bulunmadığı müddetçe Anayasa Mahkemesinin müdahalesinin söz konusu

olamayacağı belirtilerek başvurucuların yaşam hakkının ihlal edilmediği

sonucuna varılmıştır (Mehmet Çetinkaya ve

Maide Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, §§ 71-76).

36. Somut olayda da başvurucu, olay sonucunda gerçekleşen maddi

zararının daha yüksek olduğunu iddia etmiş ise de bu iddiasına ilişkin

değerlendirmede bulunan makamların kararlarında keyfî bir değerlendirmede

bulunduğunu söylemeyi mümkün kılan bir durum belirlenememiştir.

37. Açıklanan nedenlerlebaşvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Manevi Zararlarını

Talep Etme İmkânından Mahrum Bırakıldığına İlişkin İddia

38. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

39. Başvurucu, idare hukukunun genel hükümleri kapsamında açtığı

manevi tazminat talepli davanın hatalı değerlendirme sonucu reddedilmesi

nedeniyle bu zararının tazminini isteme imkânından mahrum bırakıldığını ileri

sürmüştür.

40. Anayasa Mahkemesinin görevi, usul kurallarının uygulanması

konusunda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerini denetlemek

olmayıp usule ilişkin uygulamanın kişinin mahkemeye erişim hakkını, Anayasa ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olarak kısıtlayıp kısıtlamadığını

denetlemektir (Neriman Polat, B.

No: 2012/1223, 5/11/2014, § 33).

41. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,

B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41). Bu

hak, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık kapsamında bir talebi mahkeme önüne

taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek

anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını (Özkan Şen, § 52) ya da

kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasını anlamsız hâle getiren

sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,

23/7/2014, § 31).

42. Mahkemeye etkili erişim hakkı, “hukukun üstünlüğü” ilkesinin

temel unsurlarından biridir ve bu hak, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir

sistemin var olması ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,

pratik ve etkili fırsatlara sahip olması gerektiğini ifade eder. Bu sebeple

hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların

mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar

verilebilmektedir (Özden Sayar ve Deren

Dilara Sayar, § 60).

43. Başvuru konusu olayda başvurucunun manevi tazminat talebine

ilişkin mahkemeye erişim hakkı, idari yargı alanında uygulanabilir bir haktır.

Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı, tazminat talebi bulunan bir kimsenin bu

talebi hakkında bir mahkeme tarafından bir karar verilmesini isteme hakkıdır.

44. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun’un çıkarılış

amacı “... terör eylemleri veya terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi

zararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre

içinde ve sulh yoluyla karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak bu

yolla sonuç alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksız

zenginleşme aracı olarak kullanılmasının önlenmesi...” şeklinde

belirtilmiştir. Ayrıca 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinin madde gerekçesinde “Zararların sulhen

karşılanması yöntemi ile mağdurların yargı yoluna gitmelerine gerek kalmaksızın

kısa sürede zararlarının giderilmesi amaçlanmıştır.” ifadesine yer

verilmiştir.

45. Somut olayda başvurucunun idare hukukunun genel hükümleri

kapsamında Şırnak Valiliğine ve İçişleri Bakanlığına yaptığı başvuru, 5233

sayılı Kanun’da manevi tazminat ödenmesi hakkında bir hüküm bulunmadığından

reddedilmiştir. Başvurucu tarafından genel hükümler kapsamında manevi tazminat

talebiyle açılan dava da -E.2009/1091, K.2010/1279

sayılı- 5233 sayılı Kanun kapsamında işletilmiş bir prosedür olarak

değerlendirilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesi gereği mahkemeye

erişim hakkı kapsamındaki etkili karar hakkına yönelik müdahale, Anayasa’nın

13. maddesi bağlamında ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir.

46. Anayasa’nın 36.

maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş

olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak

bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da

hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir.

Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş

olsa da Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların

sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım

koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından

kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar

olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan

güvencelere aykırı olamaz (Özkan Şen,

§ 58; Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim

Can Kişi, § 33).

47. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözü ve ruhu ile demokratik toplum düzeninin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz (İbrahim Can Kişi, § 34; Neriman

Polat, § 42).

48. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuni olması, hakkın özünü

zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve

ölçülü olması, başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38; İbrahim Can Kişi, § 36).

49. Bir tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağa

ilişkin mevzuat hükümleri kapsamında yürütülen yargılamada, kişilerin

taleplerini başlattıkları usulde hataya düşülerek incelemenin yapılacağı

mevzuat kaynaklarının daraltılmasının, belirtilen anlamda dava açılması ile

ilgili bir kısıtlama olarak değerlendirilmesi ve bu müdahalenin mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

50. Somut olayda yukarıda ilgili bölümde ifade edildiği üzere

başvurucunun genel hükümler kapsamında manevi tazminat talebiyle açtığı dava,

5233 sayılı Kanun kapsamında incelemeye tabi tutularak anılan Kanun kapsamında

talep etme imkânı bulunmadığı gerekçesi ile reddedilmiştir.

51. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan “maddi” sözcüğünün itiraz yoluyla iptal

edilmesi amacıyla yapılan başvuruda Anayasa Mahkemesi 25/6/2009 tarihli ve

E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında anılan iptal istemini reddetmiştir.

İlgili gerekçe şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören

kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan,

idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış

bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki

uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir.

Yasa koyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı

hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala

bağlamıştır.

…

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin

sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik

bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen

zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk

alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını

genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında

meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminine

ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan

kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi,

12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birinci

fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu

ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere

karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir.”

52. 5233 sayılı Kanun, maddi zararların özel bir giderim usulü

olmakla birlikte manevi zararların karşılanmasına da engel olmayan bir

kanundur. 2577 sayılı Kanun’un 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlem veya

eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde

bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idari

yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminine imkân

sağlamaktadır (Abbas Emre, B. No:

2014/5005, 6/1/2016, § 81).

53. Somut başvuruda tazminat hukukunun genel prensiplerine göre

açılan davada başvurucunun manevi tazminat talebi hakkında genel hükümler

kapsamında inceleme yapılarak bir karar verilmemesi, 5233 sayılı Kanun’un 12.

maddesinin son fıkrasındaki ve 2577 sayılı Kanun’un 1. ve 13. maddelerindeki

açık düzenlemeler ile Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatları dikkate

alındığında başvurucuyu, açtığı davayı tazminat hukukunun genel hükümlerine

göre inceletme imkânından mahrum bırakmış olup bu durum başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturmuştur.

54. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 sayılı ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

56. Başvurucu, 200.000 TL maddi ve 250.000 TL manevi olmak üzere

toplam 450.000 TLtazminata karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

57. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

58. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Mardin İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Yeniden yargılama yapılması

ile ihlalin sonuçlarının ortadan kalkacağı değerlendirildiğinden başvurucunun

tazminat talebi hakkında ayrıca bir karar verilmesine gerek görülmemiştir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen vevekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.800 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Maddi tazminat talebinin kısmen reddi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Manevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mardin İdare

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE (Karar mahkemenin E.2009/1091, K.2010/1279 sayılı

dava dosyası ile ilgilidir),

D. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin İçişleri Bakanlığına ve Şırnak

Valiliğine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Nahit GEZGİN Başvurucu : Mehmet Sıddık TİMURTAŞ Vekili : Av. Abdulhekim GİDER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2007, 13 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; Kenan
  11. B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim
  12. VI. Hüküm
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. F. Kararın bir örneğinin İçişleri Bakanlığına ve Şırnak
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Özgüldür
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2007
Tarih
13 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Mehmet Emin Temel Başvurusu (B. No: 2014/18156)
  • Okay Serçinoğlu Başvurusu (B. No: 2014/8090)
  • Cevat Şimşek Başvurusu (B. No: 2014/20362)
  • Abdurrahman Dündar Başvurusu (B. No: 2014/1681)
  • Zafer Kılıç Başvurusu (B. No: 2014/9756)
  • Abdulkadir Aktaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1535)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.