İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Melik Yayan Başvurusu (B. No: 2015/14743)

1. Başvuru, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle

Başvuru No2015/14743Tarih3 Aralık 2020Okuma26 dk · 5.253 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Melik Yayan Başvurusu

Karar tarihi
3 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2015/14743
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.253 kelime·26 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle

kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/9/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde şube

müdürü olarak görev yapmakta iken yurt dışı teşkilatta görevlendirilmek için

açılan sınava katılmış ve yazılı aşamasında başarılı olmuştur. Mülakat

aşamasında 55 puanla değerlendirilen başvurucu başarısız sayılmıştır.

9. Başvurucu mülakat aşamasında başarısız sayılmasına

ilişkin işleme karşı Ankara 6. İdare Mahkemesi nezdinde iptal davası açmıştır.

Ankara 6. İdare Mahkemesi 29/4/2005 tarihli kararı ile mülakat sınavının

objektif kriterlere uygun yapıldığının ortaya konulamadığı gerekçesine yer

vererek başarısız sayılma işlemini iptal etmiştir. İptal kararı kanun yolu

incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

10. İptal kararı gereği yerine getirilerek yeniden

yapılan mülakat sınavında 72 puan alarak başarılı olan başvurucu 28/7/2006

tarihinde yurt dışı teşkilatta görevlendirmesinin yapılması için MEB'e

başvuruda bulunmuştur. Başvuruda bulunurken Vaşington ve Londra eğitim

müşavirliği kadrolarına yönelik isteğini de dile getirmiştir.

11. 25/9/2006 tarihli ve 8459 sayılı müşterek kararname

ile başvurucu, Tiflis Büyükelçiliği eğitim müşavirliğine atanmıştır.

12. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden

yapılan inceleme sonucu, başvurucunun puanının yetmesine rağmen Londra ya da

Washington eğitim müşavirliği kadrosuna atanmayarak Tiflis eğitim müşavirliğine

atanmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla 25/9/2006 tarihli müşterek

kararnamenin ve 24/2/2004 tarihli ve 25383 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

Millî Eğitim Bakanlığı Yurt Dışı Teşkilatına Sürekli Görevle Atanacak

Personelin Seçimine İlişkin Yönetmelik'in (Yönetmelik) 7. maddesi ile 14.

maddesinin iptali için Danıştay İkinci Dairesi nezdinde dava açtığı

anlaşılmıştır. Davanın 2006 yılı içinde açıldığı görülmektedir.

13. Danıştay İkinci Dairesi 18/12/2006 tarihli kararıyla

dilekçe ret kararı vermiştir. Gerekçede; Yönetmelik hükümlerinin mülakat

sınavının usulüne dair belirleme içerdiği, mülakatta başarılı olan başvurucunun

Tiflis'e atanma işlemi ile arasında maddi hukuki bağ bulunmadığı ve bu nedenle

atama işlemine karşı Ankara idare mahkemesi nezdinde, Yönetmelik için ise

Danıştay nezdinde iki ayrı dilekçe ile dava açılması gerektiği ifade

edilmiştir.

14. Başvurucu dilekçe ret kararı üzerine 25/5/2007

tarihinde Ankara 14. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde müşterek kararnamenin

iptali için dava açmıştır.

15. Mahkeme ilk etapta 9/8/2007 tarihli kararı ile davayı

süre aşımı yönünden reddetmiştir. Ret gerekçesinde müşterek kararnamenin

10/10/2006 tarihinde tebliğ edilmesinden itibaren süresi içinde dava açılmadığı

ifade edilmiştir.

16. Süre ret kararı Danıştay İkinci Dairesi tarafından

11/3/2008 tarihli kararla bozulmuştur. Bozma kararında, müşterek kararnamenin

tebliğinden itibaren süresi içinde ilk olarak Danıştay nezdinde dava açıldığı

ve Danıştay tarafından verilen dilekçe ret kararı üzerine dilekçenin

yenilenmesi suretiyle otuz günlük süre dâhilinde müşterek kararnamenin iptali

için davanın açıldığı belirtilmiştir.

17. Bu yargısal süreç devam ederken başvurucu, müşterek

kararname uyarınca Tiflis'e gitmiş ve üç yıllık süre boyunca eğitim müşavirliği

görevini ifa ederek 2009 yılında yurda dönmüştür.

18. Mahkeme, bozma kararı üzerine 16/7/2009 tarihinde

yeniden kayıt açarak işin esasına geçmiş ve 12/5/2010 tarihli kararıyla

müşterek kararnameyi iptal etmiştir.

19. İptal gerekçesinde öncelikle millî eğitim mevzuatı

uyarınca yeterlilik ve mülakat sınavlarında alınan puan dâhilinde yapılacak

başarı sıralamasına göre boş kadro imkânları mucibince eğitim müşavirliklerine

atama yapılacağı hatırlatılmıştır. Londra eğitim müşavirliğine atanan kişinin

82,5; Washington eğitim müşavirliğine atanan kişinin 73,6 ve başvurucunun 81

puana sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda görevlendirilen diğer kişiler

ile başvurucunun puanı kıyaslanarak ve Londra ile Washington eğitim

müşavirliklerinin vekâleten yürütüldüğü de dikkate alınarak başvurucunun Tiflis

eğitim müşavirliğine atanmasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna

varılmıştır.

20. İptal hükmü Danıştay İkinci Dairesinin 2/10/2014

tarihli kararı ile onanmış ve karar düzeltme istemi aynı Dairenin 2/7/2015

tarihli kararı ile reddedilmiştir.

21. UYAP üzerinden yapılan inceleme sonucu, başvurucunun

lehine verilen 12/5/2010 tarihli iptal kararının uygulanmadığını belirterek

şikâyet ettiği MEB bürokratlarına soruşturma izni verilmemesine dair 30/4/2012

tarihli işleme Danıştay nezdinde itiraz ettiği, Danıştay Birinci Dairesinin

1/10/2012 tarihli kararı ile itirazı reddettiği görülmektedir. Ret gerekçesinde

"şikayetçinin atama işleminin iptali istemiyle açtığı davanın Tiflis

Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliği görevinin tamamlanmasından sonra Ankara 14.

İdare Mahkemesince 12.5.2010 tarih ve E:2009/825, K:2010/687 sayılı kararıyla

sonuçlandırıldığı ve bu kararla dava konusu işlemin iptal edildiği, ancak atama

işleminin iptaline hükmedilmeden önce şikayetçinin söz konusu

görevitamamladığı, dolayısıyla Mahkeme kararının uygulanmasının fiilen mümkün

olmadığı, ...bu nedenlerle ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında

soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı" ifade

edilmiştir.

22. Diğer taraftan başvurucu 22/10/2010 tarihinde de

Londra eğitim müşaviri olarak atanmak için MEB'e başvurmuş ancak talebinin

reddi üzerine bu işlemin iptali için Ankara 2. İdare Mahkemesi nezdinde dava

açmıştır.

23. Ankara 2. İdare Mahkemesi 13/3/2013 tarihli kararıyla

davayı reddetmiştir.

24. Ret gerekçesinde; başvurucunun Tiflis eğitim

müşavirliğine atanarak göreve başladığı üç yıllık yurt dışı görev süresini

tamamlayarak 2009 yılında yurda döndüğü, Londra eğitim müşavirliğine atanmak

için tekrar sınava girip başarılı olması gerektiği ifade edilerek atanma

talebinin reddinin hukuka uygun olduğu belirtilmiştir. Ret kararı Danıştay

incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

25. Başvurucu müşterek kararnamenin iptal edildiği

yargılama sürecine ilişkin nihai hükmü 13/8/2015 tarihinde tebellüğ etmesinin

ardından 1/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

26. Anayasa Mahkemesince başvurucunun uygulanmadığını

ileri sürdüğü kararın gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ve başvurucu

hakkında konuya ilişkin olarak bir işlem yapılıp yapılmadığı hususlarında

MEB'den bilgi istenmiştir. MEB tarafından gönderilen 6/12/2018 tarihli yazı ve

eklerinde yukarıda aktarılan olay silsilesine yer verilmiş ve bu yapılırken

Ankara 2. İdare Mahkemesinin 13/3/2013 tarihli kararında belirtilen başvurucunun

yurt dışı eğitim müşavirliğine atanmak için tekrar sınava girip başarılı olması

gerektiği noktasına vurgu yapılmıştır. Nihai olarak başvurucu hakkında

konuya ilişkin olarak bir işlem tesis edilmediği bildirilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

mevzuat

27. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Kararların sonuçları" kenar başlıklı 28.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Danıştay, bölge idare

mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına

ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye

veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye

tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.

...

3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri,

idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde

bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi

ve manevi tazminat davası açılabilir."

28. Yönetmelik'in müşterek kararnamenin tesis edildiği

tarihte yürürlükte bulunan hâlinin 7. maddesi ile 15. maddesinin ilk cümleleri

sırasıyla şöyledir:

"Bakanlığın yurt dışı teşkilatı

kadrolarına sürekli görevle atanacaklar hizmetin gerektirdiği meslekî bilgi ve

yeterliklerinin tespiti için yazılı veya sözlü olarak yapılacak Meslekî

Yeterlik Sınavına tâbi tutulurlar.

Sınavlar sonucunda başarılı olanlar, en

yüksek puan alandan başlanılarak atanmak istedikleri kadrolara boş kadro

imkânları ölçüsünde başarı sıralamasına göre atanırlar."

29. Yönetmelik'in gerek daha sonra yürürlüğe giren

gerekse mevcut hâlinde yukarıda yer alan hükümlere koşut düzenlemelere yer

verilmiştir.

2. Yargı Kararları

30. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yargı

kararının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde

verilen ısrar kararının bozulmasına ilişkin 22/4/2014 tarihli ve E.2011/1088,

K.2014/1787 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Anayasada

ve Yasada yer alan emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki

koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin

uygulamaktan kaçınmasının, 'ağır hizmet kusuru' oluşturacağı açık

bulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle

duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi

gerekmektedir.

İncelenen olayda; davacının 2006 yılı

sicil raporunun 'orta' olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararı ile

iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyine

karşılık gelecek not seviyesinde (71 notla yine orta olarak) düzenlenmiştir.

Ayrıca davacının hakkındaki soruşturma ve iddiaların sadece bununla ilgili

sicil hanelerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği yönündeki

iptal kararının gerekçesi dikkate alınmamış ve yeniden düzenlenen 2006 yılı

sicil raporunda hakkındaki soruşturma ve iddialarla ilgili olmayan sicil

haneleri aynı şekilde olumsuz değerlendirilmiş ve bunun sonucunda davacının

2006 yılı sicili yine 71 notla orta olarak düzenlenmiştir.

Belirtilen durum karşısında, idarenin

mevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardı etmek suretiyle yargı kararının

uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun sonucunda davacının manevi

olarak zarara uğradığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla; olayda manevi tazminat

ödenmesini gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararını

uygulamadığı saptanan davalı idarenin, olaydaki kusurunun niteliği ve

ağırlığının dikkate alınarak Mahkemece takdir edilecek miktarda manevi

tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmektedir. "

31. Danıştay Üçüncü Dairesinin özelleştirme ihalesi ve

işletme hakkı verilmesi işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesine rağmen

hukuki ve fiilî imkânsızlık gerekçe gösterilerek iptal kararının uygulanmaması

sonucu işçi akitlerinin feshedilmesinden kaynaklı olarak uğranılan zararın

tazmini için açılan davada verilen hükme yönelik 6/11/2006 tarihli ve

E.2006/2939, K.2006/4217 sayılı bozma kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Yargı kararları gereğinin yerine

getirilmesi yukarıda yer verilen Anayasa ve İdari Yargılama Usulü Kanunu

uyarınca zorunlu olmasına karşın, davalı idarenin, ... özelleştirilmesi

işlemlerinin iptal edilmesine ilişkin yargı kararlarının gereğini yerine

getirmediği, bu nedenle de işyerinde çalışan işçilerin iş akitlerinin

feshedildiği sonucuna ulaşıldığından...

Öte yandan, iptal kararlarının

gereklerinin hukuki veya fiili imkânsızlık nedeniyle yerine getirilmemiş

olması, ilgililerin bu nedenle ortaya çıkan zararlarının ödenmemesine engel

teşkil etmemekte, aksine hukuka aykırılığı yargı kararı ile tespit edilen bir

işlem nedeniyle uğranılan zararların, bu iptal kararının uygulanmaması

nedeniyle telafisi olanağı ortadan kalktığı için tazmin yükümlülüğü ortaya

çıkmaktadır.

İptal edilen işlem nedeniyle doğan

zarar, bu iptal kararının uygulanmaması nedeniyle telafi edilemediğine göre,

... doğan zararın muhtemel zarar olarak nitelendirilmesi mümkün değildir

..."

32. Danıştay Beşinci Dairesinin muvafakat verilmemesi

işleminin yargı kararı ile iptali üzerine açılan tam yargı davasında verilen hükme

yönelik 20/11/2009 tarihli ve E.2007/6374, K.2009/6756 sayılı kısmen bozma

kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının O.S.E. Enstitüsü'nde

öğrenim görmesini sağlayacak kurumlar arası naklen atama işlemine muvafakat

verilmemesinin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi ve bu yargı kararının

uygulanması aşamasında Enstitüye 2004 yılında öğrenci alınmadığı gerekçe

gösterilerek hukuki ve fiili imkansızlık nedeniyle davacının Enstitüde öğrenime

başlatılmaması karşısında, davalı idare tarafından 2001 yılında kurulan

muvafakat vermeme işleminin davacının O.S.E. Enstitüsü'ne kayıt yaptırmasına ve

böylece yüksek öğrenimle bilgi ve yeteneklerini artırarak kendisini geliştirip

mesleğinde ilerlemesine engel oluşturduğu açık olduğundan, davacının bu nedenle

duyduğu elem ve acının kısmen de olsa manevi tazminatla giderilmesi ve davalı

idarenin hizmet kusurunun ağırlık derecesine göre 10.000.-TL manevi tazminat

isteminin tamamının kabul edilmesi gerekirken, manevi tazminat isteminin

7.000.-liralık kısmının reddine karar verilmesinde hukuki isabet

görülmemiştir."

33. Danıştay Beşinci Dairesi 19/11/1996 tarihli ve

E.1994/4362, K.1996/3530 sayılı kararı ile "yurt dışı görevden yurt içi

asli göreve döndürülmeye ilişkin işlemin iptali için açılan davada verilen

iptal kararının hukuki ve fiili imkansızlık nedeniyle uygulanamadığı anlaşılsa

da, davalı idarenin, yargı kararı ile iptal edilen işlemiyle hizmet kusuru işlediği"

sonucuna ulaşılarak Ankara 4. İdare Mahkemesi tarafından verilen 16/11/1993

tarihli ve E.1991/636, K.1993/1418 sayılı tazminat hükmünü onamıştır.

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

34. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes

davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,

yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık

olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

35. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı

kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri

olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı

mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını

isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama

sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur.

Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan,

B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40).

36. AİHM'e göre herhangi bir mahkeme tarafından verilen

bir kararın icrası, 6. maddenin amaçları bağlamında davanın ayrılmaz bir

parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya

(No. 1) [BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai

yargı kararına uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde

6/1. maddenin hükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olur. (Burdov/Rusya,

§ 37).

37. AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacının

medeni hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamalar bağlamında- daha büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir.

Gerçekte davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda bulunmak

suretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil aynı

zamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadan

kaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekilde

korunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması idari makamların kararı icra

etme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan,

B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32).

38. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının

lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda

Sözleşme'nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin bir

yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi, 6. madde anlamında davanın

tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, B. No:

59498/00, 7/5/2002, § 34).

39. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir yargı

yerine ulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynı

zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir

beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No:

40765/02, 28/2/2007, § 54).

40. Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye (B. No:

6334/05, 23/10/2012, §§ 73-75) kararında 2577 sayılı Kanun'a göre açılabilecek

tazminat davalarının yargı kararının icra edilmemesi şikâyetleri bakımından

etkili bir iç hukuk yolu olup olmadığı tartışılmıştır. AİHM bir kararın uygulanma

biçiminin ilgilinin uğradığı maddi veya manevi zararın tazmin

edilmesi hususuyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM tam yargı

davalarında bir yargı kararını uygulamamanın genellikle hizmet kusuru

olarak değerlendirildiği doğru olsa dahi bu durumun bundan dolayı ortaya çıkan

zararın tazminini sağlamak için yeterli olmadığını belirtmiştir.

41. AİHM 2577 sayılı Kanun'un özel hüküm (lex

specialis) niteliğindeki hükümleri kapsamında öngörülen hukuk yolunun

-mevcut davada olduğu gibi- yargı kararlarının uygulanmamasına dayandırılan

şikâyetler bakımından uygun tazminat yolu oluşturmadığını belirtmiştir. AİHM

aynı kararda, genel hüküm niteliğindeki tam yargı davası hükümlerinin idare

tarafından yargı kararlarının icra edilmemesi konusunda uygulanabileceği

varsayılsa dahi hem teorik hem de pratik olarak bu tarz bir davada etkinlik ve

erişebilirlik şartlarının oluştuğunun ispatlanamadığını vurgulamıştır. AİHM bu

bağlamda, Türk hukukuna göre yargı kararlarının aynen icrasının önünde aşılamaz

bir engelin varlığı saptanmışsa idarenin başvuranlara mevcut durumun

özelliklerine uygun olarak eski hâle getirmeye (restitutio in integrum)

denk düşecek en uygun alternatif çözümü teklif etme yükümlüğünün olduğunu

hatırlatmıştır. AİHM'e göre başvurucuların lehine herhangi bir sonuç doğuracağı

varsayılsa dahi tam yargı davasından elde edecekleri sonuç, iptal davalarında

elde ettiklerinden farklı olmayacaktır (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye,

§§ 95-98).

42. Reisner/Türkiye (B. No: 46815/09, 21/7/2015,

§§ 48-50) kararına konu olayda ise bir bankaya elkonulması işleminin yargı

kararıyla iptal edilmesine rağmen bu bankanın üçüncü bir kişiye satışı

nedeniyle söz konusu yargı kararının uygulanmaması söz konusudur. AİHM

başvurucunun dava açabilmekle birlikte iptal kararının icrasının mümkün

olamadığına dikkati çekmiştir. AİHM'e göre yerel icra usulünün karmaşıklığı

veya devletin bütçe sistemi, Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebilir

yargısal kararların makul bir süre içinde icra edilmesini herkes için sağlama

yükümlülüğünden devleti muaf tutamaz.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

43. Mahkemenin 3/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

44. Başvurucu; Tiflis'e atanmasına dair kararnameyi iptal

eden yargı kararının kesinleştiğini ancak kesinleşmesine rağmen

uygulanmadığını, liyakatına, aldığı puana uygun, hak ettiği bir yerde

çalışmasına engel olunduğunu ve bu durumun anayasal haklarını ihlal ettiğini

ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

45. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

46. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:

"Yasama ve yürütme organları ile

idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme

kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini

geciktiremez."

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu çerçevede başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özünün

kesinleşmiş yargı kararının uygulanmadığı hususuna ilişkin olduğu görüldüğünden

belirtilen ihlal iddiası niteliği gereği kararın icrası hakkı bağlamında

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

48. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Erol Aksoy

([GK], B. No: 2016/11026, 12/12/2019) kararında; 2577 sayılı Kanun'un 28.

maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen tazminat yolunun idarenin mahkeme

kararlarını uygulama yönündeki anayasal yükümlülüklerini ortadan

kaldırmadığını, bu tazminat hükümlerinin kararın uygulanmamasının alternatif

bir yolu olarak kabul edilemeyeceğini ve idareyi kararı uygulamaktan

alıkoymaması gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca idarenin hukuki veya fiilî

imkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı uygulamak için elinden gelen her

gayreti gösterdiğini ve ilgiliye eski hâle getirme ilkesine göre en uygun

alternatif çözümü önererek yargı kararına uyma iradesini haiz olduğunu ortaya

koyması gerektiği belirtilmiştir. Bu doğrultuda kesinleşmiş bulunan yargı

kararlarının uygulanmadığı durumlarda kararın icrası hakkından şikâyet

edebilmek adına başvurucuların başka bir yolu tüketmeye, tazminat davası açmaya

zorlanamayacağı tespit edilmiştir (Erol Aksoy, §§ 47-58).

49. Somut başvuruda, kesinleşmiş bir iptal hükmünün icra

edilmediği yönünde ihlal iddiasında bulunulduğundan başvurucunun ayrıca başka

bir yolu tüketmesine gerek bulunmamaktadır. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı

ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşılan kararın icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel

İlkeler

50. Hukuk

güvenliği ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için devletin her türlü işlem

ve eyleminin yargı denetimine açık olması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 125.

maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “İdarenin her türlü eylem ve

işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” denilmek suretiyle bu husus anayasal

güvenceye kavuşturulmuştur. Ancak hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün

sağlanması için devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık

tutulması yeterli olmayıp yargı mercileri tarafından verilen kararların

gecikmeksizin uygulanması da gerekir. Yapılan yargısal denetim neticesinde bir

işlemin hukuka aykırı olduğu tespit edilmesine rağmen işlemin iptali yönündeki

kararın uygulanmaması, devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık

tutulmasını anlamsız hâle getirir. Zira hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğü

sadece hukuka aykırılıkların tespit edilmesiyle değil bunların tüm sonuçlarıyla

ortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir (AYM, E.2012/73, K.2013/107, 3/10/2013).

51. Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasına göre

yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu

hükümde mahkeme kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine

getirme hususunda yasama ve yürütme organları ile idare lehine herhangi bir

istisnaya yer verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu makamlarınca

zamanında yerine getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla

kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün

olmaz. Dolayısıyla devlet, yargı kararlarının zamanında icra edilmesini

sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu

yolla bireylerin kamu otoriteleri ile hukuk sistemine olan güven ve saygılarını

korumakla yükümlüdür. Bu sebeple Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen hukuk

devleti ilkesinin bir gereği olarak bireylerin kamu otoritesi ve hukuk

sistemine olan güven ve saygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifa

eden yargı kararlarının zamanında icra edilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul

edilemez (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Arman Mazman, B. No: 2013/1752,

26/6/2014, § 61).

52. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun

doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı,

kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan

en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın yasama ve yürütme

organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme

kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade

eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Arman Mazman, § 57).

53. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama

özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve

davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil yargılama sonunda hakkı olanı

elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Bu

bağlamda mahkemeye erişim hakkı mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme

haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması yargılamanın dışında

olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir

unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu

nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkemeye erişim hakkı kapsamında

değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama sonucunda mahkemenin bir karar

vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu kararın etkili bir şekilde

uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını taraflardan

birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemeler

bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi

hâllerinde mahkemeye erişim hakkı da anlamını yitirecektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).

54. Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen

yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel

ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir

gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin

hüküm, zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse adil

yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır (Arman

Mazman, § 65).

55. Kararın icrası hakkı; uyuşmazlığın mahiyeti, icra

edilecek kararın niteliği, yargılama sırasında veya sonrasında meydana gelen

maddi ve hukuki koşulların olası etkileri nedeniyle yargı kararının mutlak

anlamda aynen uygulanmasının sağlanması yönünde bir güvenceyi içermemektedir.

Bunun yanında bir iptal kararını icra etmenin fiilen veya hukuken imkânsız

olduğu olağanüstü koşullarda dahi idarenin uygulama yükümlülüğü ortadan

kalkmamaktadır. Aynen icranın hukuken veya fiilen imkânsız olduğu hâllerde

ifanın şeklinde değişikliğe gidilmesi mümkün görülmelidir. Aynen icranın önünde

engellerin mevcut olduğu durumlarda icra biçiminde değişikliğe gidilmesi mümkün

olsa da bunun ilgilinin yeniden yargıya başvurmasına gerek kalmayacak şekilde

yapılmasına ve alternatif tedbirin kişiye sağlayacağı tatminin aynen icraya

nazaran bariz bir nispetsizlik içinde olmamasına özen gösterilmelidir. İdare,

hukuki veya fiilî imkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı uygulamak için

elinden gelen her gayreti gösterdiğini ve kararı uygulama önündeki engellerin

aşılamaz olduğunu ispatlamak zorundadır. Bu gibi hâllerde idare, ilgiliye eski

hâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek söz konusu

karara uyma iradesinde olduğunu açıkça ortaya koymalıdır (Erol Aksoy, §

53).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

56. Başvurucu, Tiflis'e atanmasının ardından puanının

Londra ve Vaşington gibi şehirlerin müşavirliklerine atanmaya yettiği ve

Tiflis'e atanmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla 2006 yılında iptal davası

açmıştır. Bu yargısal süreçte iptal kararı 12/5/2010 tarihinde verilmiştir.

İptal kararında başvurucunun puanı ile atanmak istediği şehirlerde

görevlendirilen kişilerin puanları karşılaştırılmış ve bu şehirlere atanan

kişilerin görevi vekâleten yürüttüğü hususlarına da dikkat çekilerek yüksek

puan ortalaması bulunan başvurucunun Tiflis'te görevlendirilmesinin hukuka

aykırı olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla iptal hükmü yetki ve şekil

unsurlarına ilişkin bir eksikliğe değil doğrudan esasa ilişkindir ve

başvurucunun puanının talep ettiği şehirlerde görevlendirilen kişilerin

puanları dikkate alındığında bu şehirlere atanmaya yettiğini ifade etmektedir.

İptal kararı 2/10/2014 tarihinde onanmış ve 2/7/2015 tarihinde de karar

düzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiştir. Başvurucu, idareye başvurarak

iptal kararının uygulanmasını istemiş; talebi reddedilince dava açmış ancak bu

dava da reddedilmiştir. Somut başvuruya temel olan süreçte esasa ilişkin olarak

verilen, kesinleşmiş ve fakat uygulanmamış olan bir yargı kararının varlığı

hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

57. Anayasa'nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri;

yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve

kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kamu makamlarının yargı kararlarına

uyma zorunluluğunun dayanağı ise Anayasa'nın emredici nitelikteki 138.

maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu bağlamda Anayasa'nın anılan hükümleri

uyarınca devletin yargı kararlarına uyulmasını sağlayacak tedbirleri sağlaması

ve gerekli mekanizmaları oluşturması zorunludur.

58. İdari yargı kolunda açılan davalar (idari

sözleşmelerden kaynaklanan bazı davalar hariç), idari fonksiyonun eylem ya da

işlem şeklinde tezahür etmesi üzerine idari fonksiyonu icra eden kamu makamına

karşı açılan iptal ve tam yargı davalarıdır. Dolayısıyla iptal ya da kabul

hükmünün muhatabı, organik olanı da kapsayacak şekilde fonksiyonel anlamda

idare makamları olmaktadır. Bununla birlikte idarenin yargı kararını icra

etmemesi/edememesi hâli salt kendi iradesinden kaynaklanmayabilir. Lehine karar

verilen kişinin ölmesi, mirasçısının bulunmaması, statüsünün değişmesi,

uyuşmazlık konusu hukuki durumun ortadan kalkması gibi örneklerin

çoğaltılabileceği hâllerde kamu gücünün herhangi bir dahli bulunmadan idarenin

iptal ya da kabul hükmünü uygulaması fiilen mümkün olmaktan çıkabilecektir. Bu

gibi hâllerde kararın icrası hakkına yönelik olarak kamu gücü tarafından

gerçekleştirilen bir ihlalin varlığından söz edilemeyebilir. Bunun yanında

idarenin yargı kararını icra etmemesi/edememesi hâli kamu gücünü kullanan

farklı mercilerin edimlerinden, müdahalelerinden de kaynaklanabilir. Bu

durumlarda doğrudan iptal ya da kabul kararının muhatabı olmasa dahi kamu

gücünü kullanan bir kamu makamının müdahalesinden/etkisinden söz etmek ve bu

etkiyi hakkın ihlal edilip edilmediği bağlamında değerlendirmek mümkündür.

59. Somut olayda iptal kararının uygulanmama sebebi,

gerek MEB'den alınan bilgiden gerek Londra'ya atanma talebini reddeden işleme

karşı açılan davada verilen karardan gerekse de Danıştay Birinci Dairesinin

1/10/2012 tarihli kararından anlaşıldığı üzere başvurucunun Tiflis'te yurt dışı

görevini ifa edip yurda dönmesi nedeniyle tekrar görevlendirilebilmek için

yeniden sınava girip başarılı olma koşulunu yerine getirmesi yönündeki

gerekliliktir. Zira iptal hükmü başvurucunun hâlihazırda (yargılama devam

ederken) zaten yerine getirmiş olduğu yurt dışı görevine, bu görev süresince

hangi ülkede/şehirde bulunacağına ilişkindir. Bu bağlamda idare makamları ve

yargı organları, yerine getirilmiş bir göreve dair iptal kararının

uygulanmasının fiilen mümkün olmadığını tespit etmişlerdir. Bu tespit ise

belirtildiği üzere 2006 yılında açılan davada, iptal kararı verilene değin

başvurucunun üç yıllık yurt dışı görev süresini tamamlayarak yurda dönmüş

olmasından ileri gelmektedir. Bu durum aynı zamanda işlemin sadece üç yıllık

bir süre için belirleme içermesinden ve bu süre sonunda yurt dışı görevin sona

erip işlemin etkilerini yitirecek olmasından, bir başka ifadeyle somut

uyuşmazlığın özelliğinden de ileri gelmektedir. Başvurucunun yeniden yurt dışı

göreve gidebilmesi adına da yukarıda anılan mevzuat gereği (bkz. § 28) yeniden

sınav sürecine dâhil olması gerektiği açıktır. Sonuç olarak yerine

getirilmiş ve her seferinde sınav şartı gerektiren belirli süreli yurt dışı

görevine dair bir işleme ilişkin olmasının da etkisiyle verildiği tarih

itibarıyla fiilen ve hukuken uygulanması mümkün olmayan bir iptal hükmünün söz

konusu olduğu idari ve yargısal makamlarca tespit edilmiş bulunmaktadır.

60. Anayasa Mahkemesi, yargılama süresinin makullüğüne

ilişkin ölçüt ve ilkeleri istikrar kazanmış içtihadı (Selahattin Akyıl,

B. No: 2012/1198, 7/11/2013), yineleyen çok sayıda kararı ile tespit etmiş

bulunmaktadır. Buna göre medeni hak ve yükümlülüklere yönelik, idari yargı

alanındaki karmaşık olmayan iki dereceli uyuşmazlıklar için kanun yolu(temyiz

ve karar düzeltme aşamaları) dâhil olmak üzere dört yılın üzerine çıkan

yargılama süreçleri makul sürede tamamlanmış olarak kabul edilmemektedir. Somut

başvuruya konu yargılama sürecinde uyuşmazlık, görevlendirme işleminden

doğmaktadır ve işlemin karmaşık bir uyuşmazlığa vücut vermediği görülmektedir.

Somut olayda başvurucunun ilk etapta düzenleyici işlemlerle birlikte atama

işlemini dava konusu ettiği ve düzenleyici işlemin atama işlemi ile maddi

hukuki bağı bulunmadığından dilekçe ret kararı verildiği görülmektedir. Bu

dilekçe ret kararı nedeniyle başvurucunun atama işlemine karşı doğru davayı

işlemin üzerinden yaklaşık 8 ay geçtikten sonra açtığı, davayı açarken de

yürütmenin durdurulması isteminde bulunduğu ancak davanın yürütmenin

durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeden süre aşımından reddedildiği

anlaşılmaktadır. Bütün olarak yargılama süreci kanun yolu dâhil toplam sekiz

yıldan fazla bir zaman diliminde tüketilmiştir. Salt derece mahkemesi süreci,

ilk etapta başvurucunun ilgisiz düzenleyici işlemleri dava konusu etmesi

ardından süre ret kararı verilmesi ve Danıştayın bozma kararı üzerine esasa

geçilmesi nedeniyle üç yıllık bir zaman dilimine yayılmıştır. Danıştayın süre

ret kararını bozması üzerine işin esasına geçilmesinin ardından idare

mahkemesince uyuşmazlığın bir yıldan kısa bir sürede sonuca bağlanarak

iptal kararı verildiği görülmektedir (bkz. §§ 12-20).

61. Başvurucunun ilk etapta davayı açarken dilekçesini

yanlış kurgulaması söz konusu ise de salt bu durum nedeniyle kararın

uygulanamadığını, başvurucunun icra edilememede salt bu nedenle kusurlu

olduğunu söylemek, yurt dışı görevinin henüz ilk yılı dolmadan dava açılmış

olması karşısında mümkün görünmemektedir. Diğer taraftan yargılama süreci,

bütün olarak ele alındığında makul süreyi aşmıştır. Ancak yargılama makul

sürede (dört yıl içinde, 2006-2010) sonuçlanmış olsa dahi iptal hükmünün aynen

ifanın kesin olarak gerçekleşeceğini söylemek mümkün değildir. Zira işleme

ilişkin iptal kararının aynen ifa edilmesi ancak üç yıllık görev süresi

dolmadan verilecek bir iptal kararı ile mümkün olup bu karar da sadece görev

süresinin geri kalan kısmı için bir etki yaratacak/geçerli olacaktır. Bu

minvalde olaya bakıldığında başvurucunun yanında idarenin de hatta yargısal

süreçteki göreli gecikme nedeniyle yargı organının da iptal hükmünün icra

edilememesi noktasında net/açık ve tek başına sebep teşkil edecek bir kusurunun

bulunduğu söylenemez.

62. İdareye bu noktada atfedilebilecek tek kusur yargı

kararı ile iptal edilmiş olan hukuka aykırı bir işlemin tesis edilmesidir.

Ancak bu husus da işlem nedeniyle açılacak tazminat davasının konusu olup,

başvurucunun ne dava dilekçesinde ne de bireysel başvuru dilekçesinde bir

tazminat talebi söz konusudur. Diğer yandan somut olayda; lehine karar verilen

kişinin ölmesi, mirasçısının bulunmaması, statüsünün değişmesi gibi kararın

icrasını herhangi bir ihlale vücut vermeden imkânsız kılan bir durum da söz

konusu değildir. Zira başvurucu halen MEB bünyesinde çalışmaktadır.

63. Bu bağlamda hatalı bir işlem tesis eden ve bu işleme

ilişkin verilen muhatabı olduğu iptal kararı -somut sürecin özellikleri

(işlemin/görevin niteliği, görev sona erdikten sonra iptal kararı verilmesi)

nedeniyle- uygulanamaz hâle gelen idarenin başvurucuya eski hâle getirme

ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek iptal kararına uyma

iradesinde olduğunu ortaya koyması gerekmektedir. Dosya içinde bulunan ve

idarece sunulan belgelere bakıldığında idarenin somut olayda böyle bir

alternatif çözüm önerdiği ve/veya pasif bir tutum sergilemediği söylenemez.

64. Bu hâle göre başvurucu lehine verilen kesinleşmiş bir

iptal kararının var olduğu ve uygulanamadığı, bu uygulanamama hâline net/açık

olarak herhangi bir kamusal müdahalenin tek başına sebep olmadığı, başvurucudan

kaynaklanmayan farklı etkenlerin bir araya gelmesi ile kararın uygulanamaz hâle

geldiği ve fakat bununla beraber herhangi bir ihlale vücut verilmeden

uygulamayı imkânsız kılan(ölüm, statü değişikliği) bir durumun da söz konusu

olmadığı, ayrıca idarenin de iptal hükmünün uygulanmasını sağlamak adına eski

hâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önermek noktasında bir

girişimde bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun kararın icrası hakkının

ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında kararın

icrası hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

67. Başvurucu, ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur,

tazminat istemi söz konusu değildir.

68. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmenin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan [GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

69. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi

gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya

yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun

giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,

§ 57).

70. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı

durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

Anayasa Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması

gerekenlere hükmeder (Ali Kayan, B. No: 2015/9814, 20/3/2019, § 86).

71. İlgili mahkemenin tespit edilen ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırma imkânının bulunmadığı durumlarda ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldırmak için kararın bir örneğinin ilgili idareye gönderilmesi gerekebilir.

Bu bağlamda idarece öncelikle yapılması gereken iş, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararı doğrultusunda bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açan idari eylem

veya işlemin ortadan kaldırılarak tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek

için gereken işlemlerin yapılmasıdır. Bu çerçevede ihlal, yerine getirilmeyen

usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu işlemin hak ihlaline

yol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması

icap etmektedir (Ali Kayan, § 87).

72. Anayasa Mahkemesi kesinleşmiş yargı kararının

uygulanamaması nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varmıştır. Somut başvuruda ihlal sonucuna ulaşılmış ise de iptal

kararının fiilen ve hukuken uygulanamayacak durumda olması nedeniyle eski

hâle getirme kuralına göre kararın idareye gönderilmesinde hukuki yarar

bulunmamaktadır. Başvurucunun tazminat talebinin de olmadığı dikkate

alındığında ihlalin tespitiyle yetinilmesine karar verilmesi gerektiği

kanaatine ulaşılmıştır.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harcın

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

SONUÇ / HÜKÜM

B. Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında kararın icrası hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin bilgi için Millî Eğitim

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 3/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Volkan ÇAKMAK Başvurucu : Melik YAYAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/14743, 3 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. VI. Hüküm
  16. A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  17. C. Kararın bir örneğinin bilgi için Millî Eğitim
  18. D. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin
  19. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  20. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/14743
Tarih
3 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • B.p. Başvurusu (B. No: 2017/7804)
  • Mohammed Darweesh Alhababı Başvurusu (B. No: 2020/12457)
  • R.ü. Başvurusu (B. No: 2017/38574)
  • E.ç. Başvurusu (B. No: 2019/2490)
  • Kenan Köksal Başvurusu (B. No: 2015/10591)
  • Ercan Tunç Başvurusu (B. No: 2018/15196)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.