İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Meral Danış Beştaş Başvurusu (B. No: 2017/5845)

1. Başvuru; milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

Başvuru No2017/5845Tarih4 Temmuz 2018Okuma40 dk · 7.932 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Meral Danış Beştaş Başvurusu (2)

Karar tarihi
4 Temmuz 2018
Başvuru Numarası
2017/5845
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.932 kelime·40 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, arama kararının hukuka

aykırı olması nedeniyle özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 9/2/2017 ve 28/2//2017 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2017/6296 sayılı bireysel başvuru dosyasının kişi ve konu

bakımından hukuki irtibat nedeniyle 2017/5845 sayılı dosya üzerinde

birleştirilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. Suriye'nin Türkiye sınırında bulunan Ayn

el-Arap (Kobani) kentinde -PKK'nın Suriye kolu olduğu

kabul edilen- PYD ile DAEŞ arasındaki çatışmalar, 2014 yılının Eylül ayı

sonunda ve Ekim ayı başında yoğunlaşmıştır. Bu sırada PKK'nın üst düzey

yöneticilerinden Murat Karayılan'a ait olduğu belirtilen bir sosyal medya

hesabından 5/10/2014 tarihinde saat 00.07'de "Gençleri

kadınları 7 den 70 e herkesi Kobane'ye sahip çıkmaya

onurumuzu namusumuzu korumaya metropolleri işgal etmeye çağırıyoruz." şeklinde

bir açıklamada bulunulmuştur (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 40170, 16/11/2017, § 21).

10. PKK güdümünde yayın yaptığı belirtilen bir internet haber

sitesinde 6/10/2014 tarihinde Komalen Ciwan Koordinasyonu (PKK'nın gençlik

yapılanması) adına bir açıklama yayımlanmıştır. Açıklamada "Bilindiği üzere 23 gündür Kobani

merkezli DAİŞ (DAEŞ) faşizmi son

barbarlığıyla devam etmektedir. ... tüm kürt gençliği

şehit Jiyan, şehit Gerilla ve şehit Militan

yoldaşların ruhuyla zafere kadar Arin Mirkan

(Kobani'deki çatışmalar sırasında düzenlediği intihar

saldırısında ölen PYD/YPG mensubu)

çizgisinde yürümeye çağırıyoruz. Kobani ile başlayan

devrim dalgası tüm Kürdistan'a yayılmalı ve bu temelde Kürdistan gençliğini

ayaklanması çağrısında bulunuyoruz." ifadelerine yer

verilmiştir. Aynı sitede yer alan ve

Kürdistan Kurumlar adına yapıldığı belirtilen bir açıklamada ise "Kobani'ye yönelik

saldırılar bir katliam eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Bütün dünya ve insanlık bu

katliama kulaklarını kapamış gözlerini yummuştur. Kürdistan halkı olarak bu

durumu kabul etmemiz mümkün değil. Bu nedenle bütün halkımız Suruç'a

gidebilecekler hemen bir saniye zaman kaybetmeden gitmeli ve Kürdistan'ın her

karış toprağı Kobani için ayağa kalkmalıdır. Kobani tüm dünyanın gözleri önünde bir katliam tehlikesi

altında iken bizim yerimizde oturmamız, uyumamız, günlük yaşantımızı

sürdürmemiz mümkün değildir. Tüm halkımızı yediden yetmişebulunduğu

her yerde yaşamı IŞİD ve işbirlikçisi AKP'ye dar etmeye ve serhildanı

en üst düzeyde genişleterek bu katliamcı çetelere karşı durmaya

çağırıyoruz." denilmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 22).

11. 6/10/2014 tarihinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez

Yürütme Kurulu (MYK) da aynı olaylara ilişkin bir toplantı yapmıştır. Toplantı

sırasında HDP'nin sosyal medya hesabından "HALKLARIMIZA ACİL ÇAĞRI! ŞUANDA TOPLANTI

HALİNDE OLAN HDP MYK’DAN HALKLARIMIZA ACİL ÇAĞRI! Kobané’de

durum son derece kritiktir. IŞİD (DAEŞ) saldırılarını ve AKP iktidarının Kobané’ye

ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa

çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz", "Kobané’de yaşanan

katliam girişimine karşı 7 den 70 e bütün halklarımızı sokağa, alan tutmaya ve

harekete geçmeye çağırıyoruz." ve "Bundan böyle her yer Kobane'dir. Kobane'deki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana kadar

SÜRESİZ DİRENİŞE çağırıyoruz." şeklinde açıklama ve çağrılar

yapılmıştır (Gülser Yıldırım (2), § 23).

12. Yukarıda belirtilen internet haber sitesinin 7/10/2014

tarihindeki yayınında "KCK (PKK'nın

üst yapılanması) Yürütme Konseyi Eş

Başkanlığı: DAİŞ vahşetine karşı milyonları sokağa çağırarak, 'Kuzey halkımız

IŞİD çetelerine, uzantılarına hiçbir yerde yaşam şansı tanımamalıdır.' dedi.

KCK, tüm sokakları Kobani sokaklarına dönüştürmeye

çağırdı. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı yaptığı yazılı açıklamada; 'Çirkin

ve sinsi katliam' karşısında kürt halkından

mücadeleyi her yere, her zamana taşıyarak süreklileştirmesini isterken çetelere

ve uzantılarına hiçbir yerde yaşam şansı tanınma[ma]sı gerektiğini kaydetti. KCK, özellikle 'bu saatten

itibaren milyonlar sokaklara akmalı, sınır insan seline dönüşmelidir. Türk

Devletinin ve kanlı çete IŞİD'in ortaklığı sonucu

sınır hattı boşaltılarak Kobani direnişi desteksiz

bırakılmak istenmektedir. Halkımız bu çirkin ve sinsi katliam karşısında

başlattığı mücadeleyi her yere, her zamana taşıyarak süreklileştirmelidir. Kuzey

halkımız IŞİD çetelerine, uzantılarına ve destekçilerine hiçbir yerde yaşam

şansı tanımamalıdır. Tüm sokaklar Kobani sokaklarına

dönüştürülmeli, tarihin bu eşsiz direnişine denk bir direniş gücü ve örgütlüğü

geliştirilmelidir. Bu saatten itibaren milyonlar sokaklara akmalı, sınır insan

seline dönüşmelidir. Her Kürt ve onurlu her insan, dostlar, duyarlı kesimler bu

andan itibaren eyleme geçmelidir. An direniş eylemini geliştirme ve büyütme

anıdır. Bu temelde tüm halkımızı, duyarlı kesimleri, dostlarımızı Kobani direnişini sahiplenerek yürütmeye, başta kürt gençleri ... olmak üzere tüm gençlerin Kobani'de özgürlük saflarına katılarak, direnişi

yükseltmeye çağırıyoruz'.[dedi]"

şeklinde açıklamalar yer almıştır (Gülser Yıldırım (2), § 24).

13. Aynı sitenin 8/10/2014 tarihli yayınında ise "KCK: Milyonlar sokaklardan ve mücadele

alanlarından çekilmemeli." başlıklı açıklamaya yer verilmiştir.

Yazıda "...halkımız bulunduğu her yerde

direniş mücadelesini büyüterek süreklileştirmelidir. Halkımız haklı ve meşru mücadelesini

zafere kadar yüksek bir kararlılıkla sürdürmelidir. Milyonlar sokaklardan ve

mücadele alanından çekilmemelidir. Halkımız; mücadeleden atılacak her geri

adımın önümüzdeki günler, aylar ve zamanlarda daha büyük bedellere mal olacağı

bilinciyle hareket ederek, mücadelesini kesintisiz yükseltmelidir. Ve kendi öz

savunmasını güçlendirerek 'her yer Kobani, her yer

direniş-serhildan' anlayışı ile direnişini zafere

taşımalıdır." şeklinde ifadeler bulunmaktadır. Ayrıca sitede

yer alan "Komalen

Ciwan: Kürdistan'da devlet namına bir şey

kalmamalı" başlıklı yazıda "Kürt

gençlik hareketi Komalen Ciwan

devrim halk savaşını her alanda güçlü yürütme çağrısında bulunarak, Devletin

Kürdistan'da hiçbir meşruiyeti kalmamıştır, kalmamalıdır da, yasaklarla

Kürdistan'ı zindana çevirmeye çalışan kararlarına karşı Kürdistan'ı onlar için

zindana çevirmeli, mezar etmeli. Kürdistan'da devlet namına bir şey

kalmamalıdır."; "Kürdistan

Halk İnsiyatifi; sokağa çıkma yasağına uymayın" başlıklı

yazıda ise "Kürdistan Halk İnsiyatifi yayınladığı bir açıklamayla Kürt halkı ve

dostlarına Türkiye'nin Kuzey Kürdistan'da ilan ettiği sokağa çıkma yasağına

uymamaları ve Kobani'deki saldırılara karşı Rojava ile dayanışma eylemlerini ve serhildanlarını

sürdürmesini istedi." şeklinde açıklamalar yer almaktadır (Gülser Yıldırım (2), § 25).

14. Bu çağrılar üzerine Suriye'deki çatışmalar dolayısıyla

tepkilerini dile getirdiğini ileri süren gruplar 6/10/2014 tarihinden itibaren

Türkiye'nin birçok yerinde günlerce devam eden ve kamuoyunda 6-7 Ekim olayları olarak adlandırılan

şiddet eylemlerini gerçekleştirmiştir. Bu eylemler sırasında ülkenin pek çok

yerinde kamu binalarına, banka şubelerine, işyerlerine, araçlara, güvenlik

güçlerine ve sivillere taş, sopa, molotof kokteyli ve

silahlarla saldırıda bulunulmuştur. Bu sırada kamu makamlarınca güvenliğin

sağlanması için birçok şehirde eğitime ara verilmiş ve sokağa çıkma yasağı ilan

edilmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 26).

15. Kamu makamlarının ve soruşturma mercilerinin tespitlerine

göre (Aralarında İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Şanlıurfa, Van,

Erzurum, Diyarbakır ve Gaziantep gibi büyük kentlerin de olduğu) otuz altı ayrı

ilde gerçekleştirilen şiddet eylemleri sonucunda (2'si güvenlik görevlisi) 45

kişi hayatını kaybederken (331'i güvenlik görevlisi) 769 kişi yaralanmıştır.

Ayrıca çatışmalar sırasında 5 örgüt mensubunun hayatını kaybettiği, 3 örgüt

mensubunun ise yaralandığı belirtilmiştir. Öte yandan ülke genelinde

gerçekleştirilen 2.389 şiddet eylemine 121.899 kişinin katıldığı, olaylarda

(737'si güvenlik güçlerine ait olmak üzere) 1.881 aracın zarar gördüğü, (27'si

kaymakamlık, 52'si emniyet, 283'ü okul, 73'ü siyasi parti, 12'si belediye

binası olmak üzere) 2.558 binaya saldırıda bulunulduğu ve zarar verildiği

tespit edilmiştir. Olaylara ilişkin olarak 4.291 şüpheli gözaltına alınmış,

bunlardan 1.105'i hakkında tutuklama tedbiri uygulanmıştır (Gülser Yıldırım (2), § 27).

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

16. Başvurucu 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde HDP'den Adana milletvekili seçilmiştir. Başvurucu hâlen

milletvekilidir.

17. Başvurucu hakkında işlediği iddia olunan suçlara ilişkin

olarak Ankara ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarınca soruşturma

yürütülmüştür. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde

yer alan "Seçimden önce veya sonra bir

suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça

tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz."

hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip olan başvurucunun dokunulmazlığının

kaldırılması istemiyle iki ayrı fezleke düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet

Meclisine (TBMM) sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne

gönderilmiştir.

18. Birinci fezlekede 13/9/2015 tarihinde Diyarbakır Valiliği

tarafından Sur ilçesinde meydana gelen terör olayları nedeniyle halkın can ve

mal güvenliğinin sağlanması amacıyla Sur ilçesinde kalan mahallelerde ikinci

bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, sokağa çıkma yasağını ve

güvenlik güçlerinin yapmış olduğu operasyonları protesto etmek amacıylaPKK terör örgütü güdümünde yayın yapan bir haber

sitesinin 13/9/2015 tarihli yayınında

"Halk İnsiyatifi Sur ve Silvan'daki direniş

etrafında kenetlenelim" başlıklı haber içeriğinde; Kürdistan Demokratik

Halk İnsiyatifi, her gün Kürdistan'da birçok merkezin

direnişin kalesi haline geldiğini belirterek, "Cizre direnişini kıramayan

faşist AKP hükümeti bugün bir kez daha Amed-Sur ve

Silvan'da saldırılarını geliştirmiştir. Tüm yurtsever Kürdistan halkını ve tüm

kamuoyunu Amed-Sur'da, Silvan'daki direnişin

etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz ..." şeklinde, yine aynı

sitenin 13/9/2015 tarihli yayınında "Tüm

duyarlı kamuoyunu Kuzey Kürdistan halkımızın geliştirdiği öz yönetimlerin

yanında olmaya, eylemleriyle halkımızın özgürlük yürüyüşünde gösterdiği

direnişe sahip çıkmaya çağırıyoruz. Cizre'de yükselen insanlık onuru bugün Amed-Sur'da, Silvan'da daha fazla bilinmektedir. Başta

halklar, ezilenler, sosyalistler, akademisyenler, ekolojistler, barış

hareketleri, kadın hareketleri önce bölgenin ve dünyanın tüm demokratik güçleri

Med diyarının başkenti etrafında Kobane'de

olduğu gibi bir kez daha kenetlenmeye çağırıyoruz " şeklinde

çağrıların yapıldığı, bu çağrılar doğrultusunda; toplanan grubun dağıtıldığı,

aynı gün saat 15.00 sıralarında dağılan eylemci grubun Dağkapı

Meydanı'nda toplanmaya başladığı, bu kez başvurucunun da toplanan grup

içerisinde yer aldığı, başvurucunun diğer kişiler ile birlikte Sur ilçesine

girmek istediklerini beyan ettikleri, yetkili polis amirinin Valilik makamının

almış olduğu yasaklama kararını ve Sur ilçesine girilmesine müsaade

edilmeyeceğini göstericilere bildirdiği, buna rağmen şüphelilerin ısrarla Sur

ilçesine girmek istedikleri, grubun dağılması yönünde ihtar yapıldığı, Dağkapı Meydanı'nda bulunan otobüs duraklarında tedbir alan

güvenlik güçlerine karşı grup içerisinden taşlı saldırıda bulunulduğu ve grubun

Sur bölgesine girmeye çalışması nedeniyle güvenlik güçlerinin guruba müdahale

ettiği ve gurubu dağıttığı, yapılan protesto eylemleri sırasında katılımcı

gurup tarafından terör örgütü lehine sloganlar atıldığı belirtilmiştir.

19. İkinci fezlekede başvurucunun kamuoyunda 6-7 Ekim olayları olarak adlandırılan

şiddet eylemlerini tahrik ve teşvik ettiği ileri sürülmüştür. Bu bağlamda Kobani'de PKK terör örgütünün Suriye'deki uzantısı olduğu

ifade edilen PYD/YPG ile DAEŞ arasındaki çatışmaların yoğunlaştığı dönemde

PKK'nın yayın organlarında yapılan açıklamalarla halkın ayaklanmaya çağrıldığı

-başvurucunun da üyesi olduğu- HDP MYK adına sosyal medya üzerinden yapılan

açıklamayla da halkın sokağa ve direnişe davet edildiği, bu çağrılar üzerine

ülkenin birçok yerinde binlerce kişi tarafından gerçekleştirilen büyük şiddet

olaylarının yaşandığı belirtilmiştir (bkz. §§ 8-14).

20. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir

bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından

itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının artması (Gülser Yıldırım (2), §§ 28-33) dolayısıyla siyasi çevrelerde ve

kamuoyunda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğun

tartışmalar yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik

yapılmasını öngören kanun teklifi 12/4/2016 tarihinde TBMM Başkanlığına

sunulmuştur. Bu teklif; hâlihazırda Bakanlıkta, Başbakanlıkta, TBMM

Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının üyelerinden kurulu Karma

Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla ilgili olarak Anayasa'da

ve TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu

dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini

öngörmektedir.

21. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen 6718

sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya eklenen geçici 20. madde ile "Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde

kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni

vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden;

Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon

Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin

dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın

83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz./ Bu

maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş

gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon

Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet

Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar,

gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü

getirilmiştir.

22. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre

anılan maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla

maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83.

maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hüküm (bkz. § 16) uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Anayasa ve

Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM

Başkanlığında, Başbakanlık ve Bakanlıkta bulunan yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili merciine

iade edileceği öngörülmüştür.

23. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi

(AK Parti) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi

(CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi

(MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55

milletvekiline ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili

olarak yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış ve bu dosyalar

gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir.

24. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki iki ayrı fezlekeye konu

olan soruşturma dosyaları da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü

aracılığıyla gereğinin takdir ve ifası için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Bu soruşturma dosyaları

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyası üzerinde

birleştirilmiştir.

25 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine

Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliği 27/1/2017 tarihinde, başvurucu hakkındaki

soruşturma dosyasına ilişkin olarak

"soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2)

numaralı fıkrası uyarınca müdafinin dosya içeriğini incelemesinin ve

belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

26. 28/1/2017 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının

emriyle başvurucunun ikametgâhında gözaltına alınması amacıyla arama

yapılmasına karar verilmiştir ve aynı gün başvurucunun evinde arama

yapılmıştır. Başvurucu aynı gün gözaltına alınmıştır.

27. Gözaltına alınan başvurucu, aynı gün Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığına getirilmiş ve burada ifade vermiştir. İfade alma işlemi

sırasında başvurucunun üç avukatı hazır bulunmuştur. İfade tutanağında, ifade

alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamaların başvurucuya açıklandığı

belirtilmiştir. Başvurucu ifadesinde "Hakkımda

düzenlenen fezlekeye ilişkin sokağa çıkma yasağı ilan edilen Sur bölgesine

benimle birlikte üç milletvekili arkadaşımla içeride yani sokağa çıkma yasağı

ilan edilen mahallelerde bulunan sivil halkın bize bir şekilde ulaşması ve

yardım çağrıları nedeniyle gitmeye karar vermiştik. Fakat bu esnada basın

açıklaması dahi yapmadık. Orada bulunan emniyet yetkilileriyle konuşarak olayı

çözmeye çalıştık, hatta bu esnada bizim olduğumuz yöne doğru akrep denilen araçtan

havaya taciz ateşi yapıldı. Buna ilişkin diyaloglarım görüntülerden tespit

edilebilir. Dolayısıyla üzerime atılı bulunan 2911 Sayılı Yasaya Muhalefet

suçlamasını kabul etmiyorum. Hakkımda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

düzenlenen kamuoyunda 6-7-8 Ekim olarak bilinen olaylara ilişkin mecliste

defalarca araştırma önergesi verdik ve aynı zamanda soru önergeleri de verdik

fakat tüm önergelerimiz iktidar partisinin oylarıyla reddedildi. Aynı zamanda

soruşturmalarda faillerin bulunmasına yönelik taleplerimizde sonuçsuz kaldı.

Ben o tarihlerde HDP MYK üyesi idim. Bahsedilen twitter

hesabından yapılan açıklamaya ilişkin işin özü Kobani

bölgesinde IŞİD'in sivil halka yaptığı saldırı ve

katliamları önleme amaçlıdır. Tüm çabalarımıza rağmen olayların failleri

bulunmadı, hatta olaylara ilişkin çokça adı geçen Yasin BÖRÜ'nün

öldürülmesine ilişkin araştırma önergemizde kabul edilmedi. Ben aynı zamanda

meclis Anayasa Komisyonu üyesiyim. Anayasa değişikliği sürecinde hem komisyon hemde genel kurul aşamasında her gün 14-16 saat mesai

harcadım. Şuanda da bu değişiklik teklifi muhtemelen Nisan'ın ilk haftasında

referanduma sunulacak. Dolayısıyla bu referandum sürecinde bizim ve diğer

milletvekilleri arkadaşlarımızın ve partililerimizin gözaltına alınmaları ve

tutuklanmaları siyasi çalışmalarımızı ve referandum kampanyamızı

hedeflemektedir." şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucunun

müdafileri de benzer açıklamalarda bulunarak başvurucunun serbest bırakılmasını

talep etmişlerdir.

28. Başvurucu28/1/2017 tarihinde tutuklanması istemiyle

Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklama talep yazısında HDP'ye ait olan sosyal medya hesabından atılan tweetlerin terör örgütünün çağrı ve talimatı ile atıldığı,

başvurucunun da HDP MYK üyesi olduğu, PKK terör örgütünden gelen talimat

üzerine sosyal medyadan yapılan açıklamaya iştirak ettiği, ayrıca Diyarbakır

Sur bölgesinde bazı mahallelerde ilan edilen sokağa çıkma yasağına rağmen

yasaklı olan bölgeye girmeye çalıştığı ve emniyet görevlilerince yapılan ihtara

rağmen toplulukla beraber dağılmadığı, bütün bu eylemler bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucununPKK terör örgütünün

üyesi olarak hareket ettiği yönünde dosya kapsamında kuvvetli suç şüphesi

bulunduğu, dolayısıyla başvurucu yönünden tutuklama nedenlerinin var olduğu

belirtilmiştir.

29. Anılan yazı, sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır 2. Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya

isnat edilen suçların okunup anlatıldığı ve başvurucunun da isnat edilen suçu

anladığını beyan ettiği belirtilmiştir. Bu sırada da başvurucunun üç avukatı

hazır bulunmuştur. Başvurucu sorgu sırasında önceki ifadesini yinelediğini

belirtmiştir.

30. Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliği 28/1/2017 tarihli

kararıyla başvurucunun tutuklanması talebinin reddine karar vermiştir. Bununla

birlikte Hâkimlik tarafından, yurt dışına çıkmasının yasaklanması ve

soruşturması tamamlanıncaya kadar en yakın polis karakoluna ayda bir kez imza

atması yükümlülükleri uygulanmak suretiyle başvurucunun adli kontrol altına

alınmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheli Meral Danış

Beştaş'ın üzerine atılı suçla ilgili mevcut dosya ve delil durumu göz önünde

bulundurulduğunda (dosyada tutuklama sebebi olarak HDP adı ile bir tivit atıldığı ve bu tivit'in MYK

toplantısı kararıyla atıldığı iddia edilse de dosyada MYK'nın böyle bir karar

aldığına dair belgeye rastlanmadığı kaldı ki MYK böyle bir karar alsa bile

kararın oy çokluğuyla mı alındığı, ya da oy birliğiyle mi alındığı hususun önem

arz edeceği, zira suçta şahsilik ilkesi gereğince alındığı iddia edilen bu

karara şüphelinin katılma iradesi ve saikinin bulunup

bulunmadığının önem arz edeceği, aksi takdirde suça karışma irade ve saiki olmayan bir kişinin suçlanmış olacağı, dosyada da

şüpheli hakkında böyle bir karar alındığı ve bu karara da şüphelinin

katıldığına dair delil ve belgeye rastlanmadığı bu nedenle sırf bu tivit nedeniyle şüpheli hakkında tutuklama kararının

verilmesinin bu aşamada haksız ve ağır bir tedbir olacağı, dosyada da şüphelinin

terör örgütü üyeliğiyle ilgili Yargıtay içtihatları doğrultusunda süreklilik, amaçsal, paralellik, eylemsel bütünlük doğrultusunda yan

bir delil bulunmaması, tutuklama tedbirinin bu aşamada orantısız ve ağır bir

tedbir olacağı ancak atılı suçun ağırlığı, şüphelinin sosyal ve ekonomik durumu

ile yurt dışı bağlantılarının olabileceği göz önünde bulundurulduğunda bihakkın

serbest bırakılmasında da soruşturmanın selameti açısından sıkıntı doğuracağı

kanaatine varılmakla gerek soruşturmanın selameti açısından ve gerekse

şüphelinin soruşturma dosyasındaki durumu açısından orantılı bir tedbir olan adli

kontrol kararının yeterli orantıda bir tedbir olacağı kanaatine varıldığında ntutuklama talebinin reddine [karar

verildi.]"

31. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tutuklama talebinin

reddine ilişkin karara itiraz etmiştir. İtiraz yazısında; başvurucunun da üyesi

olduğu HDP MYK'sında verilen sokağa çıkma ve alan tutma çağrılarına ilişkin

kararın PKK terör örgütü yöneticilerinin güdüm ve talimatları neticesinde

alındığı, başvurucunun geniş halk kitlelerini etkileyebilecek konumu da gözönüne alındığında yapılan açıklamanın toplum üzerindeki

etkisinin büyük olduğu, açıklamalar neticesinde kamuoyunda 6-7-8 Ekim olayları

olarak bilinen olaylarda elliye yakın kişinin hayatını kaybettiği, birçok

insanın yaralandığı ve kamu adına takibi gereken suçların işlendiği,

başvurucunun ayrıca sokağa çıkma yasağı bulunan Sur bölgesine girmeye yönelik

eylemde de bulunduğu, MYK'dan yapılan açıklamaya katılmadığı yönünde herhangi

bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi ifadesinde de katılmadığını beyan etmediği

belirtilmiş; başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri

düzenlenmesine karar verilmesi talep edilmiştir.

32. Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliği 30/1/2017 tarihinde

itirazın kabulüne, başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri

çıkarılmasına karar vermiştir.

33. 30/1/2017 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının

emriyle başvurucunun ikametgâhında gözaltına alınması amacıyla arama yapılmasına

karar verilmiştir ve aynı gün başvurucunun evinde arama yapılmıştır.

34. Başvurucu 31/1/2017 tarihinde Diyarbakır 5. Sulh Ceza

Hâkimliği önünde hazır edilmiştir. Başvurucunun buradaki sorgusu sırasında da

üç avukatı hazır bulunmuş; sorgu tutanağında, isnat edilen suçların başvurucuya

okunup anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucu, ifadesinde "...bahsi geçen twitlere

ilişkin olarak bu yönde alınmış bir yazılı resmi MYK kararı yoktur. Benim

imzamın bulunduğu herhangi bir belge de tarafıma sunulmamıştır. Böyle bir belge

de mevcut değildir. Twitlerin kim tarafından

atıldığını bilmiyorum. Benim kendi adıma kayıtlı twitter

hesabım vardır. Hesabımdan da bu yönde atılmış bir mesaj yoktur. Üzerime atılı

suçu işlediğime dair somut delil mevcut değildir. Ben tek bir örgütün üyesiyim

o da Halkların Demokrat Partisi'dir. Bu parti de mecliste grubu bulunan üçüncü

büyük partidir. Ben milletvekili olarak seçilmeden önce aktif olarak avukatlık

yapıyordum. Ayrıca sözü edilen twit ile şahsım

arasında herhangi bir illiyet bağı da kurulamaz. Ayrıca kobane

olayları ile ilgili olarak partimiz grubu adına ölümlerin failinin bulunması ve

olayların araştırılması için meclise birden fazla araştırma önergeleri verdik

ancak iktidar partisi ve bir muhalefet partisi tarafından olumsuz oy verildiği

için bu yönde meclis araştırması açılamadı ve yapılamadı. Tüm bu nedenlerle

serbest bırakılmayı talep ederim..." şeklinde anlatımda

bulunmuştur. Başvurucunun müdafileri de benzer açıklamalarda bulunarak

başvurucunun serbest bırakılmasını talep etmişlerdir.

35. Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliği 31/1/2017 tarihinde

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir. Tutuklama kararında, öncelikle

"6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na

eklenen geçici 20. madde uyarınca atılı suçlar yönünden yasama

dokunulmazlığının bulunmadığı ve bu nedenle soruşturma ve kovuşturma işlemi

yapılabileceği" şeklinde değerlendirme yapılmıştır.

36. Anılan kararda, başvurucuya isnat edilen eylemlere ilişkin

olarak aşağıdaki değerlendirmelere yer verilmiştir:

"...Kamuoyunda Kobani

Eylemleri olarak bilinen 6-10 Ekim 2014 tarihindekieylemlerde;

Suriye ülkesinin Ayn-el Arap Bölgesinde Daiş Terör Örgütüyle PKK-KCK Silahlı Terör Örgütünün Suriye

Kolu olan PYD-YPG Terör Örgütü arasında çatışmaların yaşanmasından sonra

PKK-KCK Terör Örgütünün sözde lideri olan Murat KARAYILAN tarafından 6-10 Ekim

olaylarının hemen öncesinde halkın sokağa çıkması yönünde çağrı yapıldığı, bu

çağrıların PKK Terör Örgütüne müzahir internet sitelerinde yayınlandığı, bu

olaylar nedeniyle şüphelinin de üyesi olduğu HDP Merkez Yürütme Kurulunun

06.10.2014 tarihinde toplandığı, aynı gün partiye ait resmi twitter

adresinden ' halklarımıza acil çağrı, kobanede durum

son derece kiritktir. İşid

saldırılarının ve Akp iktidarının kobaneye

ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa

çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz.' şeklinde çağrı yapıldığı, yine

aynı gün HDP'ye ait resmi twitter

hesabından 'Kobane'de yaşanan katliam girişimine

karşı 7'den 70'e bütün halklarımızı sokağa, alan tutmaya ve harekete geçmeye

çağırıyoruz.' şeklinde çağrı yapıldığı, yine aynı gün aynı twitter

hesabından 'Bundan böyle her yer kobanedir. Kobanedeki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana kadar

süresiz direnişe çağırıyoruz.' şeklinde paylaşım yapıldığı, bu çağrıların HDP

Merkez Yürütme Kurulu toplantısının devam ettiği zamanda ve sonrasında HDP

MYK'sının kararı olarak basın yoluyla kamuoyuna duyurulduğunun anlaşıldığı, bu

çağrılarla eş zamanlı olarak PKK-KCK Terör Örgütünün sözde liderleri ve örgüte

müzahir internet sitelerinde KCK açıklaması olarak sokağa çıkma yönünde

çağrıların yapıldığı, bu çağrılar sonrasında Güneydoğu ve doğu illerinde sokağa

çıkan terör örgütü sempatizanları tarafından gerçekleştirilen olaylar nedeniyle

elliye yakın vatandaşın hayatını kaybettiği yine Diyarbakır ilinde oniki vatandaşın hayatını kaybettiği; kamu binalarına,

bankalara ve vatandaşların iş yerlerine saldırılar düzenlendiği, aynı zamanda

güvenlik güçlerine karşı saldırılar yapıldığı, iş yerlerinin ve bankaların

yağmalandığı, bu nedenle kamu güvenliğinin tesisinin uzun bir süre aldığı ve

soruşturma dosyalarında müştekiler tarafından yapılan çağrılar nedeniyle

olaylarda yer alan kişiler hakkında suç duyurularında bulunulduğunun

anlaşıldığı, bu şekilde 6-10 Ekim 2014 olaylarının PKK-KCK Terör Örgütünün

çağrıları ile şüphelinin üyesi olduğu parti MYK'sının çağrıları üzerine

başladığı, HDP Genel Merkezine ait resmi twitter

hesabından MYK Toplantısının sonucu olarak söz konusu çağrıların yapıldığı,

soruşturma dosyası içerisine bir haber sitesinin aslı gibidir yapılarak alınan

15 Ekim 2014 tarihli HDP Genel Başkanı S.D ile yapılan röportaj içeriğinde

"O eylem çağrısını yapan da ben değilim. Partimin MYK'sının kararıydı.

Üstlenirim tabii ama o çağrıyı tek başıma yapmışım gibi benim üzerimden bir

algı operasyonuna girişildi." şeklinde beyanatının bulunduğunun

anlaşıldığı,

Yukarıda belirtilen gerekçelerle şüphelinin

üyesi olduğu ve katıldığı MYK toplantısı sırasında ve sonrasında yapılan çağrı

neticesi gerçekleşen olaylar ile yapılan çağrının PKK-KCK Terör Örgütünün

çağrıları ile aynı zamanda yapılması ile sonrasında yaşanan vehamet

arz eden öldürme yaralama yağmalama olayları bir arada değerlendirildiğinde

şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi oluşturan

somut deliller bulunması Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 5. Maddesinde

öngörülen geçerli şüphe sebeplerinin, 1982 Anayasası'nn

19. maddesinde belirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK'nın

100/1 maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin

mevcut olduğu ,müsnet suç için kanunda öngörülen

cezanın alt ve üst sınırı, müsnet suçun CMK 100/3

maddesinde belirtilen katalog suçlardan oluşu, verilmesi beklenen cezaya göre

tutuklama tedbirinin ölçülü olması bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının

yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelinin CMK 100 ve devamı maddeleri

gereğince tutuklanmasına, tutuklanmasına [karar verildi.]"

37. Başvurucu 31/1/2017 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliği 2/2/2017 tarihinde itirazın kesin

olarak reddine karar vermiştir.

38. Başvurucu 9/2/2017 tarihinde 2017/5845 sayılı bireysel

başvuruyu yapmıştır.

39. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 6/2/2017 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma, suç işlemeye

tahrik etme, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri

Kanunu'na muhalefet etme suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması

istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

40. İddianamede, başvurucu hakkında daha önce düzenlenen iki

ayrı fezlekedeki olaylar (bkz. §

20) suçlamaya konu edilmiştir.

Savcılık suçlamaya konu eylemlere ilişkin hukuki değerlendirmelerini ortaya

koymuştur. Bu değerlendirmeler şöyledir:

"...Şüphelinin söylem ve eylemleri,

bulunmuş olduğu konum, toplumun geniş halk kitlelerini PKK terör örgütünün emir

ve talimatları doğrultusunda yönlendirme kabiliyeti nazara alınarak, eylemler

bir bütün olarak silahlı terör örgütü üyeliği şeklinde nitelendirilmiştir.

PKK terör örgütü tarafından yapılan açıklama

ve çağrı üzerine partinin karar organı olan MYK'da yapılan görüşme ve alınan

karar üzerine partinin kurumsal twitter hesabından

MYK kararı olarak açıklama yapılmış, akabinde binlerce insan sokağa dökülerek

birçok menfureylem gerçekleştirmişlerdir. Şüpheli

Meral Danış Beştaş her ne kadar suçlamayı kabul etmese bile,partinin

MYK üyesi olduğundan karara iştirak etmiştir. Zira partinin Genel Başkanı

Selahattin DEMİRTAŞ 30/11/2014 tarihinde haber7.com isimli haber sitesine

vermiş olduğu beyanatta özetle; 'O eylem çağrısını yapan da ben değilim.

Partimin MYK'sının kararıydı. Üstlenirim tabi. Ama o çağrıyı tek başıma

yapmışım gibi bir algı operasyonuna girişildi. Çünkü kitlelerin sempatisini

kazanmıştım.' şeklinde ifadede bulunarak sorumluluğun tüm MYK üyelerine ait

olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla şüphelinin eylemi TCK'nın 214/1 ve 214/son

yollamasıyla 2911 sayılı Yasanın 27. maddesi delaletiyle aynı Yasanın 34/1-2.

(cümle) maddesinde yazılı bulunan suç tipine uymaktadır..."

41. Başvurucu 6/2/2017 tarihli dilekçesiyle kısıtlama kararına

28/1/2017 ve 30/1/2017 tarihlerinde verilen arama kararlarına itiraz etmiştir.

42. Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliği 9/2/2017 tarihli kararıyla

anılan kararlarda herhangi bir isabetsizlik olmadığı, verilen kararların usul

ve yasaya uygun olduğu gerekçeleriyle itirazın kesin olarak reddine karar

vermiştir.

43. Başvurucu bu karar üzerine 28/2/2017 tarihinde 2017/6296

sayılı başvuruyu yapmıştır.

44. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/2/2017 tarihinde

iddianameyi kabul etmesiyle birlikte kovuşturma aşaması başlamıştır.

45. Davanın ilk duruşması 21/4/2017 tarihinde yapılmış ve

Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun ifadesi, Ses

ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla alınmıştır. Başvurucu,

ifadesinde "...Biz HDP olarak Sur ilçesine ilişkin de diğer

bölgelere ilişkin de ölümlerin önüne geçmek için arabuluculuk yapmak için

elimizden geleni yapmaya çalışmaktı. Bizim varlık sebebimiz HDP olarak

şiddetsiz bir çözüm için biz varız. Bu nedenle bizim orada sokağa çıkma

yasakları, ya da hendeklerin çözüm olmadığını, aksine siyasetle bu işin çözülmesi

gerektiği yönünde sayısız açıklamamız vardır. 13 Eylül de bunlardan bir

tanesidir. Ben o gün kimsenin talimatı ile oraya gitmedim, eş genel başkanının

talimatı ile gittim. Ben Diyarbakır'da o gün tesadüfen bulunuyordum. Bölge

gezisi sırasındaydık ...Aniden bize haberler geldi, Sur'da

sivil ve yaralıların olduğunu, çocukların olduğunu çok acil destek

istediklerini söylediler. O anda görevlendirme yapıldı .... ve ben Sur ilçesine

doğru gittik. Orada bir barikat vardı. TOMA'larla çok

ciddi bir yığınak vardı. Parkta da 200-300 kadar insan bulunuyordu. Biz de o

arada içişleri bakanlığını, valiliği, emniyeti arıyorduk. Her arayan ölmek

üzereyiz bizi çıkarın diye feryat ediyordu. Sonra polis memurları geldiler. Biz

görüşmek istediğimizi söyledik. Ne kadar sürdüğünü bilemeyeceğim ama saatlerce

görüştük. Bir defa değil, onlarca defa görüştük. Her seferinde tamam biz

valiye, emniyet müdürlüğüne ileteyim deyip gidip telefonla konuşuyorlardı ve

tekrar gelerek biz sizi alamayız şeklinde açıklamalar yapıyordu. Bizim orada

tek derdimiz vardı, çatışma arasında kalan sivil, çocuk yaşlıları alabilmek.

Nitekim, diğer gün 14 Eylül günü ise milletvekilleri ve yöneticiler gidip bir

kısım sivilleri çıkardılar. Bizim tek derdimiz çok acele şekilde sorunu

çözmekti. En son biz Dağkapı Meydanında konuşurken

bizim bulunduğumuz kavşağın karşı tarafında 3-4 tane askerlerin içinde olduğu

akrebin üzerimize ateş ettiğini gördük. Panik olduk, bir arkamı döndüm, bütün

bizimle birlikte olan kişiler yere yatıyordu. Ben polis memuruna ne oluyor

dedim, onlar da bizim gibi panik yaşadılar. 1-2 dakika sonra bunlar bizden

değil dediler. Biz gerekli soruşturmayı yapacağız dediler. Asker olduğunu

akrebin üstünde olduğunu ben bizzat gördüm. Bizim yaptığımız bu görüşmelerin

tümü ama tümü kameraya alındı. Bu tarama anı da mutlaka çekilmiştir. Bunlar

bizden değildir açıklamalarının da duyulmaması mümkün değildir. Biz o gün Sur'da herhangi bir örgütün çağrısı ile gitmedik. Biz

vatandaşın yaşam hakkının ortadan kalkacağı bir yardım çağrısına gitmeyip nereye

gideceğiz. Biz onun yanında olmak zorundayız biz bu nedenle oradaydık. Biz o

meseleyi çözmek için gittik, maalesef o gün çözemedik, ancak diğer gün çözdük.

Sonra arabaya binip gittik, sonra gözaltına alınmalar olmuş ... Bizim orada

vatandaşların taleplerini gözardı etmemiz bizim

milletvekilliği yapamayacağımızı gösterir. Aksi de bizim açımızdan büyük bir

handikaptır ...6 Ekimde bizim parti meclisi toplantımız vardı. Parti meclisi

toplantısı gündüzdü. Ben toplantıya katıldım ve parti meclisi toplantısında Kobani'de yaşanan son olayları tartıştık ancak bir karar

alınmadı. Ben daha sonra Adana'ya gittim. Hatta Adana'da 7 Ekim'de sabah erken

saatlerde H.Ö'nün cenaze işlemleri vardı, ben birkaç

arkadaşımla birlikte defin işlemine katıldık. Sonra oradaki önceden

planladığımız toplantılara katıldım. O akşam Ankara'da değildim. O toplantıya

katılmadım. Ben MYK toplantısına katılmadım. O akşam yapılan toplantı planlı

değildi. MYK toplantıları bir rutin olur, bazen de olağanüstü toplantılar olur.

O günkü toplantı tümüyle olağanüstü bir toplantı idi. Orada bir MYK kararı yok,

iddianamede büyük bir yanılgı var. Yazılı deftere geçen bir karar yoktur, bizim

imzamız da yoktur. MYK'dan çağrı olmasıiçin bütün MYK

üyelerinin hazır olması gerekmiyor, orada bulunanlar böyle bir çağrı yapmıştır.

Bu twitlerin atıldığı zaman orada olmadığımı daha

önce de ifade ettim. O MYK toplantısına kimin katıldığını da bilmiyorum. Siyasi

partiler sicil dosyası Yargıtay'da bulunan, dernek vakıf ve şirketlerden ayrı

çalışırlar. Her MYK üyesi de çağrı yapar, Eşgenel

başkan da çağrı yapar. MYK'nın bir bölümü de çağrı yapabilir. Bu konuda bunlar

önemli değildir. Ben uzun yıllar MYK üyeliği yaptım. Bu hiçbir partide de öyle

değildir. Kobani'nin IŞİD saldırısına uğramasından

sonra HDP'nin resmi ve siyasi tutumu her zaman Kobani halkının yanında olmuştur. Suruç'ta aylarca nöbetler

tutuldu. Yine HDP'den defalarca Kobani

halkı ile dayanışma çağrıları yapıldı. Demokratik tepki çağrıları yapıldı.

Bunların hiçbiri, 6 Ekim de dahil, bunların hiçbiri bir şiddet çağrısı

değildir, olamaz. Çağrının içeriğine bakacak olursanız muhatap kurumlardır.

Katliam tehdidinden kurtarılma amaçlıdır. Biz partimizin tüzüğüne bağlıyız.

Demokratik direniş, demokratik protestodur. Bir siyasi parti şiddet çağrısı

yapmaz, yapamaz. Bizim varlık sebebimiz şiddetsizliktir.

Böyle bir şey asla ve asla kabul edilemez. Ölen, yaşamını yitiren insanların

%90'ı HDP üyesidir. Biz de olay yerlerinde incelemede bulunduk. HDP MYK'sının

çağrısını sadece HDP MYK'sı yapmadı. Bir çok kurum ve kuruluş yaptı. Bu çağrı

yapılmadan evvel de çok kitlesel etkinlikler vardı. Dünyanın her yerinde

yapıldı. Arjantin ve Japonya'da bile Kobani ile

dayanışma çağrısı yapıldı. Bu nedenle bu çağrı şiddet çağrısıdır diye

değerlendirilemez. Partinin çağrısı demokratik bir protesto hakkıdır. Bizim

başka kurumların çağrılarına uyma, uymama gibi bir durumumuz söz konusu

değildir..." şeklinde

beyanda bulunmuştur.

46. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi bu duruşmada başvurucunun

üzerine atılı suçun katalog suçlardan olması karşısında tutuklama nedenleri var

kabul edilebilir ise de savunmasının alınmış olması, toplanması gereken ve etki

edebileceği delil bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde, tutuklama

tedbirinden elde edilmek istenen sonucun adli kontrol tedbirleri ile de elde

edilebileceği gerekçesiyle tahliyesine karar vermiştir.

47. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tahliye kararına itiraz

etmiştir. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi 25/4/2017 tarihinde Başsavcılığın

itirazının reddine karar vermiştir.

48. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

49. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

50. Mahkemenin 4/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Arama Kararının Hukuka

Aykırı Olması Nedeniyle Özel Hayata Saygı ve Konut Dokunulmazlığı Haklarının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

51. Başvurucu 2017/6296 sayılı başvurusunda makul şüphe

olmaksızın evinde ve üstünde arama yapıldığını, koşulları oluşmadan gece arama

yapıldığını, dokunulmazlığa sahip olması nedeniyle evinde arama yapılmasının

hukuka aykırı olduğunu, arama kararında arama kararını gerektirecek herhangi

bir gerekçenin bulunmadığını, arama kapsamının ne olduğunun belli olmadığını,

soruşturma dosyası kapsamında arama yapılmasını gerektiren bir durum olmamasına

rağmen iki kez bu kapsamda arama işlemi yapıldığını belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık görüşünde, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

uyarınca arama kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla tazminat yoluna

başvurulabileceği fakat başvurucu tarafından bu usule ilişkin yola

başvurulmadan bireysel başvuru yapıldığı ifade edilmiştir.

53. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

dilekçesinde dile getirdiği açıklamalara benzer açıklamalarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

54. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucu vekilinin şikâyetinin özü, arama kararının hukuka aykırı

olduğu iddiasıdır. Bu kapsamda iddiaların Anayasanın 20. ve 21. maddelerinde

güvence altına alınan özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı hakları

kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

55. Bununla birlikte, bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu

makamlara sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra

İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

56. Arama tedbirinin hukuka aykırılığını tespit edip

gerektiğinde yeterli giderim sağlama potansiyeli olduğu kabul edilen 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

yola başvurulduğunda, derece mahkemelerinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli

giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin özel hayata saygı hakkına

müdahale teşkil edip etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını

dikkate almak durumunda olduğu açıktır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesinde öngörülen yol, arama tedbirinin özel hayata saygı hakkına müdahale

ettiği durumlarda da etkili bir başvuru yolu niteliğindedir (Alaaddin Akkaşoğlu ve Akis

Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş. Başvurusu, B. No: 2014/18247,

20/12/2017, § 30).

57. Somut olayda başvurucunun, hukuk sisteminde mevcut yargısal

yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

59. Başvurucu; gözaltı ve tutuklama süreçlerinde suçlamalara

dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını inceleme

talebinin kısıtlama kararı gerekçe gösterilerek kabul edilmediğini, soruşturma

konusu suçların işlendiği iddia edilen tarihten uzun bir süre sonra -gözaltına

alınmasının hemen öncesinde- verilen kısıtlama kararında neden soruşturmanın

tehlikeye düşeceğinin açıklanmadığını, kısıtlama kararı dolayısıyla kendisine

yönelik suçlamaları ve bunların delillerini öğrenemediğini ve suçlamalara cevap

verme imkânı bulamadığını ileri sürmüştür. Başvurucuya göre soruşturma

mercilerinin bu tutumu silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Zira bu durum kendisini Savcılık makamına göre dezavantajlı konuma

getirmektedir. Başvurucu sonuç olarak tutuklamaya karşı etkili bir şekilde

itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını ve savunma hakkının

kısıtlandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği, adil yargılanma ve

etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

60. Başvurucu, 2017/6296 sayılı başvurusunda da yukarıdaki

şikâyetlere ek olarak kısıtlama kararına yaptığı itirazın itiraz yolu açık

olmak üzere reddedilmesi gerekirken kesin olarak reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının, etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

61. Bakanlık görüşünde, başvurucunun ve müdafilerinin

tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere erişiminin olduğu ve bu nedenle bu

şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ifade edilmiştir.

62. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

dilekçesinde dile getirdiği açıklamalara benzer açıklamalarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

63. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

64. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Kısıtlama kararına yapılan itirazın itiraz yolu

açık olmak üzere reddedilmesi gerekirken kesin olarak reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasının ayrıca incelenmesine gerek

görülmemiştir. Buradaki temel mesele kısıtlama kararı nedeniyle başvurucunun

tutuklamaya karşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun

bırakılıp bırakılmadığının tespit edilmesidir. Bu nedenle başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

65. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasıyla ilgili genel

ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], §§ 169- 174.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

66. Diyarbakır 3. Sulh Ceza Hâkimliği 27/1/2017 tarihinde 5271

sayılı Kanun'un 153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu

hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak

"soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle

müdafiinin dosya içeriğini incelemesinin ve

belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

67. Kısıtlama kararının daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığı

hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikte Diyarbakır 5.

Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 21/2/2017 tarihi (bkz. § 43)

itibarıyla kısıtlılık 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası

uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

68. Başvurucuya yöneltilen suçlama, yasama dokunulmazlıklarıyla

ilgili Anayasa değişikliği yapılmadan önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından düzenlenen fezlekelerde belirtilen eylemlere ilişkindir. Bu

fezlekeler ve fezlekelere ekli soruşturma dosyalarının içeriğinin kısıtlama

kararının öncesinde milletvekili olan başvurucunun veya müdafilerinin erişimine

açık olmadığı yönünde herhangi tespit ya da iddia bulunmamaktadır.

69. Öte yandan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan

ifade alma işlemi sırasında başvurucuya, isnat edilen suçlamalara ilişkin

açıklamalarda bulunulduğu ve sorular yöneltildiği görülmektedir. Bu sorularda,

suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere ayrıntılı bir şekilde yer

verilmiştir. Başvurucu ve müdafileri ifade alma işlemi sırasında suçlamaya konu

olgulara yönelik savunmalarını dile getirmişlerdir (bkz. § 27). Yine Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklama talep yazısında ve Diyarbakır 4. Sulh Ceza

Hâkimliğince verilen tutuklama talebinin reddi kararına yönelik itiraz

yazısında (bkz. §§ 28, 31) başvurucuya isnat edilen suçlamalara dair ayrıntılı

bilgi ve değerlendirmeler bulunmaktadır. Ayrıca Diyarbakır 5. Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından yapılan sorgu işlemi sırasında başvurucuya üzerine atılı

suçlamaların anlatıldığı, başvurucunun da suçlama konusu olayların esasına

yönelik savunmasını etraflıca ifade ettiği görülmektedir (bkz. § 34).

Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına karar

verilirken de isnat konusu suçlarla ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur

(bkz. § 36). Son olarak başvurucu tarafından verilen tutukluluğa itiraz

dilekçesinde, suçlamalara ilişkin maddi olgulara da değinilmek suretiyle

detaylı bir savunma yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun ve

müdafilerinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden

bilgilere erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

70. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında kısa bir

süre devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

72. Başvurucu; yasama dokunulmazlığından yararlanmasına rağmen

hukuka aykırı bir şekilde tutuklandığını, olayda kuvvetli suç şüphesinin veya

suç işlediğine dair somut bir delilin olmadığını, suça konu paylaşımların

yapıldığı gün gerçekleştirilen HDP MYK toplantısına katıldığına veya bu HDP MYK

toplantısında suç işleme çağrısı yapıldığına yönelik bir karar alındığına

ilişkin herhangi bir tespit veya araştırmanın soruşturma makamlarınca

yapılmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

73. Anayasa'nın 38. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca

kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye hiç

kimsenin zorlanamayacağını ifade eden başvurucuya göre Savcılıkta ve sorgudaki

ifadelerinde, Twitter üzerinden yapılan suça konu açıklamaya

karşı aleyhe bir hususu beyan etmediğinden bahisle tutuklanması anılan

güvencenin ihlali sonucunu doğurmuştur.

74. Başvurucu, ayrıca tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi

kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ifade etmiştir.

75. Öte yandan -adli kontrol tedbiri uygulanarak- serbest

bırakılmasına ilişkin karara karşı Cumhuriyet savcısının itiraz yetkisinin

bulunduğu yönünde özel bir düzenlemenin olmadığına dikkat çeken başvurucu, bu

durumda Savcılığın anılan karara itirazda bulunmasının mümkün olmadığını, buna

rağmen itiraz yolu (Savcılık yönünden) kapalı olan bir karara karşı yapılan

başvuru neticesinde tutuklanmasına karar verildiğini, kararın bu bakımdan da

hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir.

76. Başvurucu son olarak hakkındaki tutuklama tedbirinin

suçların önlenmesi amacıyla değil HDP mensubu bir milletvekili olarak siyasi

faaliyetlerini engelleme ve muhalefetin susturulması amacıyla uygulandığını

belirtmiştir.

77. Bakanlık görüşünde; öncelikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

(AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin tutukluluğa ilişkin benzer kararlarını

hatırlatmıştır. Bakanlık devamla Hâkimliğin karar verirken bireyselleştirmede

bulunduğunu, başvurucunun isnat edilen suçları işlemiş olabileceğinden

şüphelenilmesi için inandırıcı delilleri ortaya koyduğunu, tutuklama

nedenlerini açıkladığını, somut delillerle ilişkilendirmede bulunduğunu ve

tutuklamanın ölçülülüğü konusunda da bir değerlendirme yaptığını,

milletvekilliğinin tek başına tutuklamayı ölçüsüz kılmayacağını belirtmiştir.

Bakanlık, başvurucunun itirazın reddi kararının gerekçesiz ve şablon olduğu

yönündeki şikâyetine ilişkin olarak ise itiraza bakan Hâkimliğinin verdiği

kararda tutuklama kararının gerekçelerini aynen kabul etmesi nedeniyle

gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediği görüşündedir. Bakanlık, başvurucunun

yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla kendisinin ve mensubu olduğu partinin

milletvekillerin hedef alındığı yönündeki iddialarına karşılık sadece HDP'nin değil TBMM'de grubu bulunan dört siyasi partinin

154 milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırıldığına dikkat çekmiştir.

Bakanlık, tutuklamanın hukuki olduğu için tutuklama tedbirinin siyasi amaçla

uygulandığı iddiasının doğru olmadığını ifade etmiştir. Bakanlık, açıklanan

nedenlerle tutuklamanın hukuki olmadığı iddiaları yönünden başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir.

78. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında, Ayhan Bilgen

(2017/5974, 21/12/2017) kararına atıf yaparak tutuklanmasının hukuka aykırı

olduğunun açık olduğunu,üzerine atılı suçların

unsurlarının oluşmadığını, her iki fezlekedeki eylemlerin her hangi bir suça

vücut vermediğini, kuvvetli suç şüphesi olmadan tutuklandığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

79. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

80. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

81. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

82. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan bu

bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

83. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 110-124.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

84. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, ikinci fezlekeye

konu eylem (bkz. § 18) nedeniyle PKK silahlı terör örgütünün üyesi olma

suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

85. Diğer taraftan başvurucu, yasama dokunulmazlığından

yararlanmasına rağmen hakkında tutuklama tedbirinin uygulandığını iddia

etmektedir.

86. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir

milletvekilinin "Meclisin kararı olmadıkça" tutulamayacağı, sorguya

çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı belirtilmiştir.

87. Bununla birlikte 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'ya eklenen geçici 20. maddeyle bu maddenin TBMM tarafından kabul

edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla Bakanlığa, Başbakanlığa, TBMM Başkanlığına

veya -Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu- Karma Komisyon

Başkanlığına intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83. maddesinin

ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin

hükmün uygulanmayacağı düzenlenmiştir (bkz. § 20).

88. Başvurucunun da aralarında bulunduğu yetmiş milletvekili

tarafından dokunulmazlıkların kaldırılmasına

dair TBMM kararı niteliğinde olduğu ileri sürülerek anılan

düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa

Mahkemesi, bu düzenlemenin Anayasa'nın 85. maddesi kapsamında yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir karar olmadığı, Anayasa

değişikliği niteliğinde bulunduğu sonucuna ulaşmış; Anayasa değişikliklerinin

iptali istemine dair usule uyulmadığından talebin reddine karar vermiştir (AYM,

E.2016/54, K.2016/117, 3/6/2016, §§ 4-15).

89. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı dikkate

alındığında yapılan Anayasa değişikliği ile belirli aşamalardaki dosyalarla

ilgili olarak yasama dokunulmazlığı yönünden bir istisna getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun, hakkındaki tutuklama kararına konu suçların bu

istisna kapsamında olmadığı yönünde bir iddiası bulunmamaktadır.

90. Nitekim Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliğince de başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken "6718

sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na eklenen geçici

20. madde uyarınca atılı suçlar yönünden yasama dokunulmazlığının bulunmadığı

ve bu nedenle soruşturma ve kovuşturma işlemi yapılabileceği" değerlendirmesinde

bulunulmuştur (bkz. § 34).

91. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun yasama

dokunulmazlığı nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu yönüyle başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır (Benzer yöndeki

karar için bkz. Gülser Yıldırım (2), § 132).

92. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

93. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Diyarbakır 5. Sulh

Ceza Hâkimliği, tutuklama kararında 6-7 Ekim

olayları kapsamında HDP'nin sosyal medya

hesabından HDP MYK adına yapılan çağrıları ve başvurucunun HDP MYK üyesi

olmasını dikkate alarak PKK silahlı terör örgütü üyesi olma suçu yönünden

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 35).

94. Hakimlik, tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesi yönünden

sadece 6-7 Ekim olaylarına ilişkin

açıklamalarda bulunduğundan birinci fezlekedeki (bkz. § 18) eyleme ilişkin bir

değerlendirme Mahkememizce yapılmamıştır.

95. Anayasa Mahkemesi Gülser Yıldırım (2) kararında HDP MYK'sı adına yapılan çağrı (bkz.

§ 11) ile PKK tarafından yapılan çağrılar (bkz. §§ 9,10 ) arasında, yine bu

çağrılar ile söz konusu şiddet olayları (bkz. §§ 14, 15) arasında illiyet bağı

kurulmasının olgusal ve hukuki temellerinin olduğunun söylenebileceğini

belirtmiştir. Mahkeme Gülser Yıldırım yönünden bu sonuca ulaşırken

başvurucunun anılan çağrının iradesi dışında yapıldığını iddia etmediğine,

aksine çağrıyı sahiplenecek şekilde beyanda bulunduğuna dikkat çekmiştir (Gülser Yıldırım (2), §§ 136-139).

96. HDP'nin sosyal medya hesabından

HDP MYK adına, halkın sokağa çıkması ve direnişe katılması yönünde çağrı

yapıldığı ve başvurucunun HDP MYK üyesi olduğu hususlarında kuşku

bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucu suça konu çağrının yapılması yönünde

bir iradesinin olmadığını her aşamada ifade etmiştir. Başvurucu, bu

ifadelerinde kendisinin katıldığı herhangi bir toplantıda çağrı yapılması

yönünde bir karar alınmadığını da istikrarlı bir şekilde söylemiştir (bkz. §§

34, 45).

97. Suça konu çağrının yapılmasının kararlaştırıldığı iddia

edilen HDP MYK toplantısında çağrının yapılmasına karar verildiği sırada

başvurucunun da hazır bulunduğuna ve bu çağrının başvurucu tarafından

sahiplenildiğine, dolayısıyla çağrının başvurucunun iradesi doğrultusunda

yapıldığına dair soruşturma makamlarının somut olgulara dayalı bir tespiti

bulunmamaktadır. Nitekim ilk kez tutuklamaya sevk edildiğinde başvurucunun

tutuklanması talebini reddeden Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliği de 28/1/2017

tarihli kararında benzer yönde gerekçelere yer vermiştir (bkz. § 29).

Soruşturma makamlarının aksi yöndeki değerlendirmelerinin dayanağı olan haber

metninde ise çağrı yapılmasına karar verildiği sırada başvurucunun HDP MYK

toplantısında hazır bulunduğuna ilişkin bir ibare bulunmamaktadır (bkz. § 35).

98. Bu itibarla eldeki belgelere göre somut olayda "suç

işlendiğine dair kuvvetli belirti"nin soruşturma

makamlarınca yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır (Benzer yöndeki

karar için bkz. Ayhan Bilgen,

2017/5974, 21/12/2017,§§ 118-122).

99. Anayasa Mahkemesince varılan bu sonuç karşısında tutuklama

nedenlerinin bulunup bulunmadığının, tutuklamanın ölçülü olup olmadığının ve

tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik başvurucunun diğer iddialarının ayrıca

incelenmesine gerek görülmemiştir.

100. Son olarak tutuklama süreci ve eldeki belgeler dikkate

alındığında somut olayda başvurucunun Anayasa'da öngörülen amaç dışında siyasi saikle tutuklandığına ilişkin şikâyetinin yeterli temelinin

bulunmadığı değerlendirilmiştir.

101. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

102. Diğer taraftan başvurucu -Anayasa Mahkemesinin bazı

kararlarını emsal göstererek- tutuklanması nedeniyle seçilme hakkının doğrudan

sonucu olan yasama faaliyetine katılmasının engellendiğini, siyaset yapamaz

hâle geldiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı

olarak seçilme hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi,

başvurucunun temel şikâyetiyle ilgili olarak kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle somut olayın koşulları

dikkate alınarak başvurucunun seçilme hakkının ihlal edildiği iddiasının ayrıca

incelenmesi gerekli görülmemiştir (Benzer yöndeki karar için bkz. Ayhan Bilgen, § 126).

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

103. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

104. Başvurucu 200.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

105. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 21/4/2017 tarihinde başvurucunun

tahliyesine karar verilmiş ve başvurucu aynı gün serbest bırakılmıştır (bkz. §

46). Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk hâli sona ermiştir. Bu durumda

tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

106. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

107. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 515 TL harç ve 1.980 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.495 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Arama kararının hukuka aykırı olması nedeniyle özel hayata

saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 515 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.495 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Diyarbakır 8. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2017/196) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Meral DANIŞ

BEŞTAŞ

Vekilleri

:

Av. Mesut

BEŞTAŞ

Av. Çiğdem

ERTAK

Av. Fehmile KAŞ DANIŞ

Av. Mehdi

ÖZDEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/5845, 4 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Arama Kararının Hukuka
  11. B. Kişi Hürriyeti ve
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. 1. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi
  14. B. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Özgüldür
  18. Hakyemez
  19. Kaya
  20. Beştaş
  21. Beştaş
  22. Ertak
  23. Özdemir
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/5845
Tarih
4 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • Musa Şanak Başvurusu (B. No: 2015/15698)
  • Armagaz Arsan Marmara Doğalgaz Dağıtım A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/14479)
  • Seyfi Baysal Başvurusu (B. No: 2015/19729)
  • Kadri Enis Berberoğlu Başvurusu (B. No: 2017/27793)
  • B.s. Başvurusu (B. No: 2015/8491)
  • Kemal Kılıçdaroğlu Başvurusu (B. No: 2015/1220)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.