İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Metin Karahan Başvurusu (B. No: 2017/16972)

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

Başvuru No2017/16972Tarih11 Eylül 2019Okuma22 dk · 4.488 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Metin Karahan Başvurusu

Karar tarihi
11 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2017/16972
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.488 kelime·22 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul

süreyi aşması, tutukluğa ilişkin incelemelerin duruşmasız olarak yapılması, bu

incelemeler sırasında alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi ve soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının, soruşturma aşamasındaki bir kısım işlemler nedeniyle de adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin

ikinci fıkrası uyarınca görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Tunceli

Cumhuriyet Başsavcılığınca (Savcılık) yürütülen bir soruşturma kapsamında

12/2/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

8. Başvurucunun 15/2/2016 tarihli Savcılık ifadesi şöyledir:

"... 2011 yılında Antalya da inşaatta

tanıştığım N. isimli arkadaşın beni Hozat'ta yaz sezonunda çalışmam üzere

çağırdı. Ben 2011 yılından beri yaz dönemlerinde Hozat'a ekibimle birlikte

çalışmaya geliyordum. Jandarmadaki ifademde ayrıntılı şekilde anlattığım gibi

Hozat'ta 2015 yılı yaz döneminde PKK isimli terör örgütünün elemanlarıyla

tanıştım, ilk olarak örgüte ifadem de beyan ettiğim E.Ç. ve diğer kişilerle

erzak götürdüm. Bundan sonra örgüt sürekli taleplerde bulundu. Bu taleplerden

biri de örgüt mensubu M.K.nın

Hozat'tan alınıp Diyarbakır ili Seyrantepe Mahallesine bırakması talebiydi.

Örgüte yardım eden ve şuanda tutuklu bulanan E.Ç. beni

534 ... 62 numaralı telefondan aradı ve Koru Köyüne gelmemi istedi. Bende

kendime ait olan ancak devrini üzerime almadığım 44 D 511 plakalı aracım ile çaytaşı Köyü üzerinden Koru Köyüne gittim. Koru Köyündeki

boş olan okulun yanına gittiğimde E.Ç.nin yanında

Munzur Kod/Ad C.S.. Bahoz

Kod/Ad H.D. ve Dijvar Kod/Ad ismini bilmediğim ancak

Batmanlı olduğunu bildiğim örgüt üyeleriyle beni beklediğini gördüm. Yanlarında

durduğumda Munzur Kod/Ad C.S. bana Diyarbakır'a ne zamarı

gideceğimi sordu, bende yarın gideceğimi söyledim. O da bana sonradan M.K

olduğunu öğrendiğim örgüt mensubunun yeni katılım olduğunu ancak uyum

sağlayamadığını bu nedenle Diyabakır'a götürülmesi

gerektiğini ve o gün götürmemi istedi. Bende işlerim olduğu için ancak yarın

götürebileceğimi söyledim. Bunun üzerine bugün bu istediğimi yerine getirmezsen

seni Hozat'ta yaşatmam diyerek beni tehdit etti. Yanında bulunan örgüt mensubu

H.D. elinde bulunan tüfeği doldurup bana doğrulttu, bu esnada E.Ç. istenilen

şeyin yerin getirilmesini kendisinin benim işlerimi takip edeceğini söyledi,

bende mecburen kabul ettim ve tek başına ilçe merkezine döndüm. İlçe merkezinde

E.Ç. ve D.Y. ile D. ait kafede buluştuk. D.Y. burada bana bu işi kendisine

verdiklerini ancak benim Diyarbakır'a sürekli gidip geldiğimi bildiği için beni

önerdiğini söyledi ve yarın saat 9.00- 10.00 sıralarında örgüt mensubunu

görüşme yaptığımız yere getireceklerini buradan alıp Diyarbakır'a götürmem

gerektiğini söyledi. Ben o gün eve gidip uyudum. Sonraki gün sabah uyandım,

buluşma yerine gitmeden önce D.Y.yi

arayarak çıkış yaptığımı örgüt mensubunu Koru Köyüne götürmelerini istedim.

Saat 11.00 sıralarında buluşma noktasına vardım burada C.S. ile H.D. beni

bekliyordu. Bir süre burada oturduktan sonra Dijvar

Kod isimli şahıs M.K.yı Aliboğazı deresi tarafından yürüyerek yanımıza getirdi.

C.S. burada önceki tehditlerini tekrar sıraladı bunun üzerine ben M.K.yı ön koltuğa alarak önce

Hozat'a buradan Pertek üzeri Elazığ'a, Elazığ Maden-Ergani üzeri Diyarbakır'a

doğru yola çıktım. Yolda M.K. bana zaza olup

olmadığımı sordu, bende zaza olduğumu söyledim. Bunu

yaptığım telefon konuşmalarımdan anlamış. Diyarbakır girişi Seyrantepe

yakınlarında sanayi civarında arkadan gelen polis ekibi bana durmamı anons

etti. Bende sol şeritte olduğum için sağ şeride geçmem 150-200 metre sonra

mümkün oldu. Sağ şeritte durduğumda yanımda bulunan M.K. ile araçtan aşağı

indik, polis kimliklerimizi istedi. Ben kimliğimi verdim. M.K. kimliğinin

yanında olmadığını söyledi, bunun üzerine polisler bizi ekip aracına bindirmek

istedi. Bu esnada M.K. kaçmaya başladı. Kısa bir kovalamacadan sonra gözden

kayboldu. Polisler bana onun kim olduğunu sordular, bende tanımadığımı yolda

aldığımı söyledim. Evrak eksikliğinden dolayı bana idari para cezası kestiler.

Olay yukarıda anlattığım şekilde oldu. Hozat'ta bulunduğum esnada örgüte yardım

eden kişilerin E.Ç., D.Y., A.E. ve Pertek'te bulunan M.A.C. ile F.K. olduğunu

biliyorum. Hozat Aliboğazı tarafında ifademde beyan

ettiğim Munzur Kod/Ad C.S., Bahoz Kod/Ad H.D. ve Dijvar Kod/Ad ismini bilmedi örgüt mensupların tanıyorum.

Bunun dışında herhangi bir öğüt mensubuyla görüş olmadı. Ben PKK isimli terör

örgütüne yardım eden E.Ç., D.Y. ve A.E.nin yardımın

nerede nasıl ve kiminle yapıldığını ifademde ayrıntılı şekilde anlattım, ben müsnet suçları örgütün baskısı ve tehditleri altında

yaptım. Uzerime atılı suçları bu şekilde kabul ederim

ve pişmanım."

9. Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanma

talebiyle Savcılıkça Hozat Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Başvurucu,

sorgu sırasındaki ifadesinde kollukta ve Savcılıkta verdiği beyanlarını tekrar

ettiğini belirtmiştir.

10. Hozat Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 15/2/2016 tarihinde,

başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklama tedbiri

uygulanmıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... Üzerine atılı suçu işlediklerine

dair kuvvetli suç şüphesinin bulunması, şüphelilerin üzerine atılı suçun CMK'nın 100 vd. maddesinde tanımlanan suç olması,

şüphelilerin kaçma şüphesinin bulunması, delilleri yok etme, gizleme,

değiştirme şüphesinin bulunması, mevcut delil durumu da birlikte

değerlendirilerek şüphelilerin CMK'nın 100 ve devamı

maddeleri gereğince tutuklanmasına"

11. Hozat Sulh Ceza Hâkimliği 15/11/2016 tarihinde Savcılığın

talebi üzerine yaptığı incelemede "atılı

suçun CMK'nun 100/3 maddesinde sayılan suçlardan

olması, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların mevcudiyeti ve tüm

dosya kapsamı dikkate alınarak" gerekçesiyle başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

12. Başvurucu, tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara itiraz

etmiş, itiraz Hozat Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/12/2016 tarihli kararı ile

reddedilmiştir.

13. Anılan karar 2/1/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

14. Başvurucu 1/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda

hazırlanan 6/2/2018 tarihli iddianameyle başvurucunun silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

16. Başvurucu ile toplam otuz yedi şüpheli hakkında düzenlenen

iddianamede, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin olarak;

i. Silahlı terör örgütü PKK/KCK'nın

kırsal alanda faaliyet gösteren örgüt mensuplarına erzak ve malzeme temin

etmesi,

ii. Silahlı terör örgütü üyeleri ile örgütün üstlenme

noktalarında birçok defa irtibat sağlayarak görüşmesi,

iii. Örgüte finansman için Hozat ilçesinde yer alan kişilerden

para toplaması ve elde ettiği parayı örgüte ulaştırması,

iv. İlçe merkezinde esnaf olarak faaliyet gösteren kişilerin

örgüt mensupları ile görüşmelerine aracılık etmesi, temin etmiş olduğu

araçlarla örgüt mensuplarını bir yerden başka bir yere taşıyarak ulaşımlarını

sağlaması,

v. Önceki tarihlerde ölen örgüt mensuplarının mezarlarını imar

etmesi olgularına dayanıldığı görülmüştür.

17. Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 14/3/2018 tarihli

kararla iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/57 sayılı dosyası

üzerinden görülen davada, 6/4/2018 tarihli tensip incelemesiyle birlikte

başvurucunun "isnat olunan suçlara

ilişkin olarak sanıkların soruşturma aşamasındaki ifadeleri, tanık beyanları,

tüm dosya kapsamı hep birlikte gözetildiğinde somut delillere dayalı kuvvetli

suç şüphesinin bulunması, sanıkların kaçacaklarına ilişkin olarak somut

delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, sanıklara yüklenen suçlara

ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırları, sanıklara isnat

olunan suçların CMK'nun 100/3-11 hükmünde öngörülen

katalog suçlardan oluşu, sanıklara yüklenen suçlara ilişkin olarak somut

delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu noktada CMK'nun 100/1-2 hükmünde yer alan diğer tutuklama

nedenlerinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunması, sanıkların tutuklu kaldığı

süre, savunmaları mahkememizce tespit edilmeyen sanıklar hakkında CMK'nun 109. maddesinde belirtilen adli kontrol tedbirinin

bu aşamada yetersiz kalacağı nazara alınarak ve ayrıca tutuklama tedbirinin bu

aşamada sanıklarıntutuklu kaldığı süreye nazaran

Anayasanın 13. maddesi kapsamında ölçülü olduğu" gerekçesiyle

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.

18. Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi 17/7/2018 tarihinde yapılan

ilk duruşmada "isnat olunan suçlara

ilişkin olarak sanık savunmaları, tanık beyanları, arama elkoyma

tutanakları ve tüm dosya kapsamı hep birlikte gözetildiğinde somut delillere

dayalı kuvvetli suç şüphesinin bulunması, sanıkların kaçacaklarına ilişkin

olarak somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, sanıklara

yüklenen suçlara ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırları,

sanıklara isnat olunan suçların CMK'nun 100/3-11

hükmünde öngörülen katalog suçlardan oluşu, sanıklara yüklenen suçlara ilişkin

olarak somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğu noktada CMK'nun 100/1-2 hükmünde yer alan diğer tutuklama

nedenlerinin bulunduğunun kabulüne olanak bulunması, sanıkların tutuklu kaldığı

süre, sanıklar hakkında CMK'nun 109. maddesinde

belirtilen adli kontrol tedbirinin bu aşamada yetersiz kalacağı nazara alınarak

ve ayrıca tutuklama tedbirinin bu aşamada sanıkların tutuklu kaldığı süreye

nazaran Anayasanın 13. maddesi kapsamında ölçülü olduğu"

gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

19. Mahkemece 5/11/2018, 21/1/2019, 15/4/2019, 1/7/2019,

2/8/2019 tarihli duruşmalarda ve duruşmalar arasında resen yapılan incelemelerde

de benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

20. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk hâli

devam etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

21. İlgili hukuk için bkz.

Zeynep Kaplan (B. No: 2015/7311, 22/1/2019, §§ 29-38) başvurusu

hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 11/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu; tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay, olgu

ve bilgi olmadığı hâlde hukuka aykırı olarak tutuklandığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

24. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına

yönelik bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

26. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

27. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

28. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle

desteklenmesi gerekir (Mustafa Ali Balbay,

B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

29. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre de şüpheli veya sanığın

kaçması, saklanması ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların

bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme ya

da değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde

tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin

bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

30. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

31. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine

dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle anılan

tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123,

124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

32. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında silahlı terör

örgütüne üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

33. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

34. Başvurucu hakkında başta tutuklama kararı olmak üzere

soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler dikkate

alındığında, başvurucunun tutuklanmasına esas alınan temel olgunun PKK/KCK isimli silahlı terör örgütünü konu

alan bir soruşturma sürecindeki eylem ve işlemleri olduğu anlaşılmaktadır.

35. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığınca hazırlanan iddianamede

ise başvurucu ile birlikte diğer şüphelilerin eylemleri ayrı ayrı anlatılarak değerlendirilmiştir.

Başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütünün kırsal alanda faaliyet

gösteren örgüt mensuplarına erzak ve malzeme temin etmesi, silahlı terör örgütü

üyeleri ile örgütün üstlenme noktalarında birçok defa irtibat sağlayarak

görüşmesi, örgüte finansman için Hozat ilçesinde yer alan kişilerden para

toplaması ve elde ettiği parayı örgüte ulaştırması, yine ilçe merkezinde esnaf

olarak faaliyet gösteren kişileri örgüt mensupları ile görüşmelerine aracılık

etmesi ve temin etmiş olduğu araçlar ile örgüt mensuplarını bir yerden başka

bir yere taşıyarak ulaşımlarını sağlaması, önceki tarihlerde ölen örgüt

mensuplarının mezarlarını imar etmesi eylemleriyle ilgili olarak soruşturmada

şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan bir kısım şahıs beyanları, özellikle de

başvurucunun ikrar içeren kendi savunmasıyla birlikte ele geçirilen diğer

delillerle başvurucunun atılı suçları işlediği iddia edilmiştir (bkz. §§ 15,

16). PKK/KCK isimli silahlı terör

örgütünü konu alan soruşturmanın özellikleri, başvurucunun bu soruşturma

sürecindeki konumu ile tutuklamaya karar veren Sulh Ceza Hâkimliğinin atıf

yaptığı deliller ve bunların içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde,

soruşturma makamlarınca başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirti

bulunduğu sonucuna varılmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

36. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin

bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut

olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

37. Başvurucunun tutuklanmasına ve tutukluluğunun devamına karar

verilen silahlı terör örgütüne üye olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır

cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır.

38. Hozat Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken işlendiği iddia olunan suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinde tanımlanan suçlardan olmasına, şüphelinin kaçma, delilleri yok etme,

gizleme ve değiştirme şüphesine dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 10).

39. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Hozat Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma ve delilleri

karartma şüphesinin bulunmasına ilişkin tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin olduğu söylenebilir.

40. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

41. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle PKK/KCK ile

bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile bu örgütün özellikleri

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır.

42. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Hozat Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu; tutukluluğun devamına karar veren Mahkemenin her

seferinde aynı matbu gerekçelerle tahliye taleplerini reddettiğini,

tutukluluğun makul süreyi aştığını, ret kararlarında somut gerekçelerin

gösterilmediğini ve uzayan tutukluluk nedeniyle masumiyet karinesinin de ihlal

edildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

45. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"...

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, § 16).

Başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

48. Genel ilkeler için bkz.

Zeynep Kaplan, §§ 68-75.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

49. Başvurucu 12/2/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan 15/2/2016 tarihinde tutuklanmıştır. Savcılıkça

yürütülen soruşturma sonucunda toplam otuz yedi şüpheli hakkında hazırlanan

6/2/2018 tarihli iddianameyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde

tutuklu olarak sürdürülen yargılamada başvurucu hâlen tutuklu bulunmaktadır.

Başvurucunun gözaltına alınarak tutuklandığı tarih itibarıyla bireysel

başvuruyu inceleme tarihi arasında geçen, suç isnadına bağlı olarak devam eden

tutukluluk süresi yaklaşık olarak üç yıl yedi aydır.

50. Başvurucunun isnat edilen suçlar yönünden kuvvetli suç

şüphesi altında bulunduğu, ilk tutuklama kararı da dâhil olmak üzere tutukluluğa

ilişkin tüm kararlarda vurgulanmıştır. Başvurucu hakkında verilen 6/4/2018

tarihli tutukluluğun devamı kararında suç şüphesine ilişkin olarak sanıkların soruşturma aşamasındaki ifadeleri, tanık

beyanları, tüm dosya kapsamı gibi somut delillere atıfta

bulunulmuştur. Anılan delillerin içeriği dikkate alındığında tutukluluğun ön

şartı olan kuvvetli suç şüphesi yönünden mahkeme kararlarının açıklayıcı ve

yeterli olduğu görülmektedir (bkz. § 35).

51. Bu belirlemeler karşısında başvuru konusu yargılama

kapsamında 12/2/2016 tarihinde gözaltına alınarak 15/2/2016 tarihinde

tutuklanan başvurucunun yargılamasının hâlen tutuklu olarak devam ettiği

anlaşılmaktadır.

52. Derece mahkemelerinin gerekçelerinde yer alan tutuklama ve

tutukluluğun devamı nedenlerine ilişkin açıklamalar incelendiğinde; öncelikle

suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve

kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasında olmasına değinildiği, ayrıca suçun niteliğine, suça ilişkin

kanunda öngörülen cezanın süresine ve tutuklama tedbirinin ölçülü olmasına

dayanıldığı görülmektedir. Kişinin mahkûmiyeti hâlinde alacağı hapis cezanın

ağırlığı, kaçma şüphesinin varlığına işaret eden durumlardan biridir.

Başvurucunun suç işleme eğilimi ve suçların niteliği de dikkate alındığında

mahkemelerce verilen tutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçelerin

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı

gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla tutukluluk hâlinin devamına ilişkin

bu gerekçelerin tutukluluk süresi dikkate alındığında ilgili ve yeterli olduğu

sonucuna varılmıştır.

53. Öte yandan başvurucunun yargılandığı dava, 2015-2016 yılları

içinde ve öncesinde gerçekleşen olaylar nedeniyle işlenen, nitelikli ve çeşitli

suçlardan çok sayıda sanık hakkında devam etmektedir. Dava, temelde silahlı

terör örgütü üyeliği ve bu kapsamda gerçekleştirilen eylemler nedeniyle işlenen

suçlara ilişkin olup Mahkemece 17/7/2018, 5/11/2018, 21/1/2019, 15/4/2019,

1/7/2019 ve 2/8/2019 tarihlerinde olmak üzere altı kez celse açılmıştır(bkz.

§§ 18-19). Mahkemece sanık savunmaları alınmış, müştekiler ve tanıklar

dinlenmiş, sair delillerin toplanması işlemlerine devam edilmektedir. Bu

itibarla mağdur ve sanık sayılarının çokluğu ile eylemlerin karmaşıklığı da

dikkate alındığında genel olarak soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin

yürütülmesinde bir özensizlik gösterildiği tespit edilememiştir.

54. İsnat edilen silahlı terör örgütüne üye olma suçu gibi ağır

nitelikteki suça ilişkin kuvvetli suç şüphesi altında bulunduğu kabul edilen

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına ilişkin olarak derece mahkemelerince

açıklanan gerekçeler, davanın karmaşık niteliği ve delillere ulaşılmasındaki

güçlükler dikkate alındığında (bkz. §§ 7-20), yaklaşık üç yıl beş aylık

tutukluluk süresi yönünden ilgili ve yeterlidir. İlgili ve yeterli gerekçelere

dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate alındığında

tutukluluk süresinin makul olduğu görülmektedir.

55. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluk

İncelemelerinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

56. Başvurucu, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı

itirazların incelenmesi sırasında alınan savcılık görüşlerinin kendisine tebliğ

edilmediğini belirterek silahların eşitliği ilkesi bağlamında kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

57. Anayasa Mahkemesi, Devran

Duran (§§ 106-112) kararında; tutukluluk incelemeleri sırasında

alınan savcılık görüşünün şüpheli veya sanıklara bildirilmemesinin anayasal

önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun cevap vermesini gerektirmeyen ve

daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan bahsedilmeyen durumlarda savcılık

görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin önemli bir zarara da neden olmadığını

ifade etmiştir.

58. Somut olayda, tutukluluk incelemeleri sırasında alınan

savcılık görüşünün bildirilmediği ileri sürülmüşse de başvuru formu ve

eklerinde bu görüş yazısında başvurucunun cevap vermesini gerekli kılan ve daha

önce haberdar olmadığı yeni bir olgunun bulunduğu dile getirilmemiştir. Ayrıca

tutukluluğun devamı kararlarının savcılık görüşüne dayanılarak verildiği

yönünde bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları

bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

59. Açıklanan gerekçelerle

anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun bu

kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu; tutuklanmasına karar verildikten sonra 15/7/2016

tarihine kadar Ses ve Görüntü Bilişim Sistemiyle (SEGBİS) beyanının alındığını,

bu tarihten sonra da dosya üzerinden tutukluluk incelemelerinin yapıldığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

61. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

B. No: 2012/403, 26/3/2013, §

17).

62. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, B.No:2016/25431, 28/11/2018,

§§166-177).

63. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra

16-17/7/2018 tarihlerinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin

iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

65. Başvurucu; tutuklanması ve devamındaki süreçte gizlilik

kararı gerekçe gösterilerek dosyaya erişiminin engellendiğini, soruşturmada

icra edilen işlemlerden, bilgi ve belgelerden haberdar olmadığını ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

66. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

67. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucuların bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

68. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

69. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

71. Başvurucu, soruşturma sürecinde karakolda avukat

bulunmaksızın iradesine aykırı olarak ifadesinin alındığını, Savcılıkta Tunceli

Barosu yerine Elazığ Barosundan müdafi çağrıldığını ve

polis memurunun zabıt katibi olarak atanarak ifadesinin alındığını belirterek

soruşturma aşamasındaki bir kısım işlemler nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

72. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

73. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

74. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

75. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır. Anayasa

Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla başvurucu

hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun başvuru

formunda dile getirdiği şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında istinaf/temyiz

aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda inceletme imkânı bulunmaktadır.

Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve istinaf/temyiz süreçleri

beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin

başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

76. Açıklanan gerekçelerle ilk derece mahkemeleri ve

istinaf/temyiz mercileri önünde devam eden ve başvuru yolları tüketilmeden

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğa itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün

bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

Metin

KARAHAN

Vekili

:

Av. Fatma

KALSEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/16972, 11 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. No: 2012/403, 26/3/2013, §
  10. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  11. B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak
  12. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Gökcan
  14. Özgüldür
  15. Menteş
  16. Başpınar
  17. Karahan
  18. Kalsen
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/16972
Tarih
11 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • İbrahim Çabuk Başvurusu (B. No: 2016/41450)
  • F.a. Başvurusu (B. No: 2017/38209)
  • Akın Kılınç Başvurusu (B. No: 2014/17656)
  • Halil Konuşuk ve Ayşe Eren Başvurusu (B. No: 2016/3353)
  • Behçet Taş Başvurusu (B. No: 2015/9815)
  • Behcet Cingöz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/15096)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.