İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muazzez Babak ve Naif Babak Başvurusu (B. No: 2017/35564)

1. Başvuru; geçmişinde birden fazla intihar girişimi

Başvuru No2017/35564Tarih9 Haziran 2021Okuma56 dk · 11.261 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Muazzez Babak Ve Naif Babak Başvurusu

Karar tarihi
9 Haziran 2021
Başvuru Numarası
2017/35564
R.G. Tarih ve Sayı
27/7/2021 - 31550
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

11.261 kelime·56 dk okuma·25 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; geçmişinde birden fazla intihar girişimi

bulunan hükümlünün yaşamının korunması için gerekli tedbirlerin alınmaması

sebebiyle intihar etmesi ve bu olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasının

etkisizliği nedeniyle yaşam hakkının, vefatından bir süre önce hükümlünün kamu

görevlileri tarafından yaralanması ve söz konusu olay sonrasında etkisiz bir

şekilde yürütülen ceza soruşturması sonunda açılan kamu davasında sanıklar

hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle

eziyet yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurucu Muazzez Babak'ın tek başına yaptığı

2017/35564 numaralı bireysel başvuru 27/9/2017 tarihinde, başvurucuların

birlikte yaptığı 2018/19139 numaralı bireysel başvuru ise 29/6/2018 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Başvurular arasındaki konu yönünden bağlantı nedeniyle

2018/19139 numaralı bireysel başvuru dosyası 2017/35564 numaralı başvuru

dosyası ile birleştirilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde

beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar

özetle şöyledir:

10. Başvurucuların oğlu R.B. işlediği bazı suçlar

nedeniyle süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiştir. 25/5/2015 tarihli

müddetnameye göre R.B. hakkında verilen toplam 41 yıl 25 ay 15 günlük hapis

cezasının infazına 21/11/2005 tarihinde başlanmıştır. İnfaz süresince birçok

ceza infaz kurumunda tutulan R.B. 14/11/2015 tarihinde Sincan 2 No.lu F Tipi

Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Sincan Ceza İnfaz Kurumu) vefat

etmiştir.

A. Başvurucuların

Yakınının Sincan Ceza İnfaz Kurumuna Nakledilmesinden Önceki Süreç

11. Prof. Dr. Necmi Ayanoğlu Silivri Devlet Hastanesince

(Silivri Hastanesi) düzenlenen 2/7/2014 tarihli sağlık kurulu raporunda

kendisinde antisosyal kişilik bozukluğu olan R.B.de intihar düşüncesinin

bulunduğu belirtilmiştir.

12. R.B.ye İstanbul Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh

Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Bakırköy

Hastanesi) tarafından farklı tarihlerde reçeteler yazılmıştır.

13. Silivri Ceza İnfaz Kurumu Devlet Hastanesi ve Silivri

Hastanesi tarafından düzenlenen belgelere göre R.B. 5/11/2014 tarihinde fazla

sayıda ilaç kullanmak suretiyle intihar girişiminde bulunmuştur.

14. R.B., Silivri 5 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumuna verdiği 6/1/2015 tarihli dilekçesinde Bakırköy Hastanesinden alınan

bütün randevuların iptalini istemiştir.

15. R.B. 13/3/2015 tarihinde Bakırköy Hastanesinde

muayene edilmiştir. Bu muayeneye istinaden tutulan belgede kendisine veya

başkalarına zarar verebilecek nitelikte davranışları olabileceğinden R.B.nin

yakın gözetim altında bulundurulması ve ilaçların kontrollü bir biçimde

kendisine verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

16. Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda (Edirne Ceza İnfaz Kurumu) tutulduğu süre zarfında R.B. birçok kez

psikologla görüşmüştür. 10/9/2015 tarihli psikososyal uzman görüşme raporuna

göre R.B.;

- Daha önce pskiyatrik veya psikolojik tedavi görüp

görmediğine,

- Son bir yıl içinde hiçbir neden yokken sosyal

ortamlarda veya bir başkasıyla konuşurken kendini huzursuz, tedirgin veya

endişeli hissedip hissetmediğine,

- Diğer insanların duymadığı sesleri, fısıltıları ya da

insan konuşmalarını duyup duymadığına,

- Hayatı boyunca kendine zarar verip vermediğine,

- On beş yaşından önce hayvanlara veya insanlara zarar

verip vermediğine, eşyalara zarar verip vermediğine ya da yangın çıkarıp

çıkarmadığına ilişkin sorulara “Evet.” cevabını vermiş ancak son

zamanlarda kendisini öldürmeyi düşünüp düşünmediğine ilişkin soruyu “Hayır.”

şeklinde cevaplamıştır. Görüşmeyi yapan uzmana göre R.B.nin

kendisine ve başkalarına zarar verme riski yüksektir.

17. 10/9/2015 tarihli psikososyal memur görüşme raporuna

göre R.B. kendisiyle yapılan görüşmede çoğu zaman kolaylıkla sinirlendiğini,

bazen öfke patlamaları yaşadığını, sıklıkla bir şeyleri kırıp dökme isteği

duyduğunu, öncesinde uyuşturucu madde kullandığını, geçen bir yıllık süre

içinde yaşamına son vermeyi sıklıkla düşündüğünü, aynı sürede kollarını veya

vücudunun herhangi bir yerini kestiğini, geçmişte intihar etme planının veya

intihar girişiminin olduğunu ancak hâlihazırda intihar planının olmadığını ve

intihar etmeyi düşünmediğini ifade etmiştir.

18. R.B. 22/9/2015 tarihinde fazla sayıda ilaç kullanmak

suretiyle intihar girişiminde bulunmuştur. Bu girişim nedeniyle de bir sağlık

merkezinde yatarak tedavi görmüştür.

19. R.B.ye tutulduğu ceza infaz kurumlarınca zaman zaman

disiplin cezaları verilmiştir. En son, kurum görevlilerine tehdit ve hakarette

bulunduğu gerekçesiyle R.B.ye 27/8/2015 tarihinde Tekirdağ 2 No.lu F Tipi

Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunca üç gün hücreye

koyma cezası verilmiştir. Bu ceza Tekirdağ 1. İnfaz Hâkimliğinin 6/10/2015

tarihli kararıyla onanmış ve cezanın infazı 19/10/2015 tarihinde

tamamlanmıştır.

20. R.B. 10/11/2015 tarihinde Sincan Ceza İnfaz Kurumuna

nakledilmiştir.

B. Başvurucuların

Yakınının Sincan Ceza İnfaz Kurumunda Tutulması ile İlgili Süreç

21. Sincan Ceza İnfaz Kurumu görevlilerince düzenlenen

oda yerleşimi acil risk ihtiyaç raporunda R.B.nin kendisine ve başkalarına

zarar verme riskinin orta derecede olduğu şematik olarak belirtilmiştir.

22. R.B. Sincan Ceza İnfaz Kurumuna verdiği dilekçesine

istinaden 10/11/2015 tarihinde psikolog E.B. ile görüşmüştür. Bu görüşmeye

ilişkin kayda göre R.B. psikoloğa ihtiyaçlarından söz etmiştir. Bu ihtiyaçların

ne olduğu kayıtta belirtilmemiştir.

23. Sincan Ceza İnfaz Kurumu görevlilerince düzenlenen

11/11/2015 tarihli tutanağa göre R.B. 11/11/2015 tarihinde saat 08.45

sıralarında, kaldığı B2.7.32 numaralı odada bulunan butona basarak infaz koruma

memurlarını çağırmış ve aynı bahçeyi paylaştığı H.O. ile birlikte müdürü görmek

istediklerini söylemiştir. Bu konuda dilekçe yazmaları gerektiği söylenince

R.B. ve H.O. “Biz dilekçe yazmadan o müdür beş dakika içinde buraya gelecek,

yoksa bu cezaevinin altını üstüne getiririz. Biz bu cezaevine yeni geldik.

Bizim kim olduğumuzu zamanla size göstereceğiz. Biz adamı iki dakikada yeriz.”

diyerek bağırmış, odayı dağıtmaya başlamış ve kafalarını duvara vurmuşlardır.

Olayın ileri bir boyuta taşınmaması, diğer tutuklu ve hükümlülerin tahrik

edilmemesi, huzur ile güvenliğin sağlanması için R.B. ve H.O. etkisiz hâle

getirilmeye çalışılmış ancak hem R.B. hem de H.O. görevlilere direnip

görevlilerin üzerine yürümüştür. Etkisiz hâle getirilen R.B. tedbir amacıyla

B1.7.30 numaralı müşahede odasına alınmıştır.

24. R.B. 12/11/2015 tarihinde B1.7.24 numaralı odaya

yerleştirilmiştir.

25. R.B. aynı gün saat 14.45 sıralarında B1.7.24 numaralı

odadaki sandalye üzerinde boğazına ip geçirmek sureti ile intihara teşebbüs

etmiştir. Durumun fark edilmesi üzerine R.B. tek kişilik B1.7.31 numaralı odada

müşahede altına alınmasının ardından tedavisi için Ankara Ceza İnfaz Kurumları

Kampüs Devlet Hastanesi (Kampüs Hastanesi) Psikiyatr Polikliniğine sevk

edilmiştir. Sevk yazısında R.B.nin intihara teşebbüs ettiği belirtilmemiştir.

R.B., Uzm. Dr. B.Ç. tarafından muayene edilmiştir.

26. 13/11/2015 tarihinde yeniden B1.7.24 numaralı odaya

yerleştirilen R.B., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Sincan

Ceza İnfaz Kurumuna verdiği dilekçesinde geldiği günden beri dövüldüğünü ve

hakarete uğradığını, işkenceye maruz kaldığını, 11/11/2015 tarihinde ölüm

orucuna başladığını ve öldüğü takdirde sorumlunun Ceza İnfaz Kurumu idaresi

olduğunu iddia etmiştir.

27. Başvurucu Naif Babak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmek üzere Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 13/11/2015

tarihli dilekçesinde oğlunun Sincan Ceza İnfaz Kurumu müdürü ve infaz koruma

memurları tarafından dövülüp tehdit edildiğini belirterek oğlunun telefonda

kendisine söylediği hususları aktarmıştır. R.B. müdür ve infaz koruma

memurlarının birlikte üç kez çok kötü bir şekilde kendisini dövdüğünü, ayrıca “Seni

burada idam edeceğiz.” diyerek tehdit ettiklerini ve vücudunun mosmor

olduğunu başvurucuya söylemiştir.

28. Ölüm orucuna başlaması nedeniyle R.B.ye günlük 250

gram şeker, bal, 10 gram tuz, iki üç limon, su ve bir kutu meyve suyu verilmesi

aile hekimi E.C. tarafından uygun bulunmuştur.

29. R.B. 13/11/2015 tarihinde, psikiyatrik tedavi

amacıyla kendisine verilen bir ilacı kullanmayı reddetmiştir.

30. B1.7.23 numaralı odada kalan Y.O. 14/11/2015

tarihinde saat 01.50 sıralarında acil çağrı butonuna basarak çağırdığı infaz

koruma memurlarına R.B.nin kaldığı B1.7.24 numaralı odadan su ve müzik sesi

geldiğini söylemiştir. B1.7.24 numaralı odaya ait kapının mazgalı açılarak

R.B.ye seslenilmiş ancak cevap alınamamıştır. Banyo kapısının kapalı olduğunun

görülmesi üzerine odaya girilmiş ve R.B.nin çamaşır ipi yardımıyla kendisini

duş başlığına astığı görülmüştür. Olay yerine çağrılan sağlık görevlileri

R.B.nin öldüğünü tespit etmiştir. İnfaz koruma memurları konuyla ilgili bir

tutanak düzenlemiştir.

C. Başvurucuların

Yakınının Ölümüyle İlgili Soruşturma Süreci

31. R.B.nin ölümünün ardından Ankara Batı Cumhuriyet

Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) ölüm olayı hakkında derhâl bir

soruşturma başlatmıştır.

32. Cumhuriyet savcısı olay günü saat 04.30 sıralarında

olay yerini incelemiştir. Bu incelemeye istinaden tanzim edilen tutanakta başka

hususlar yanında R.B.nin ölü olarak bulunduğu banyoda yüksekliği 40 cm olan,

bir ayağı kırık plastik bir taburenin ters dönmüş vaziyette durduğu, yere

devrilmiş bir sandalyenin bulunduğu, R.B.nin bayrağa bağlı yeşil bir ip

yardımıyla kendisini astığı ve ayaklarının yere temas etmediği belirtilmiştir.

33. Cumhuriyet savcısının talimatı uyarınca kolluk

görevlileri, R.B.nin kaldığı odayı inceleyip odanın fotoğraflarını çekmiştir.

Kolluk görevlilerince düzenlenen Olay Yeri İnceleme Rapor Formu'nda başka

hususlar yanında olay yerinde intihar notu bulunmadığı ve R.B.nin odasında her

biri 5 litrelik on tane dolu su şişesi olduğu belirtilmiştir. R.B.nin odasının

havalandırma bölümünde yapılan incelemede çamaşır ipi bağlamak amacıyla duvara

takılan bir kancada uç kısmı yanık 15 cm uzunluğunda yeşil bir ip görülmüştür.

Olay yeri incelemesi sırasında R.B.nin odasındaki bir tabureden (Bu tabure

banyoda bulunan ve bir ayağı kırık olan tabure değildir.) iki parmak izi elde

edilmiştir. Bu izlerden birisinin R.B.ye ait olduğu tespit edilmiştir.

34. Cumhuriyet savcısının huzurunda bir hekim tarafından

yapılan ölü muayenesine ilişkin tutanakta; ölenin her iki omuz başının alt

tarafında ön taraf ile ön göbek hizasında dört elektrot bulunduğu, alt dudağın

iç kısmında küçük bir erezyon görüldüğü, sol kulağın arkasından başlayıp boynu

boydan boya kateden ve tekrar sol kulağa uzanan telem izinin mevcut olduğu,

cinsel organı ile ağızdan hafif bir akıntının geldiği, çenenin kilitli olduğu,

ısırılması nedeniyle dilin alt taraftan biraz morardığı ve kulaklarda siyanoz

(morarma) olduğu belirtilmiştir. Ayrıca sözü edilen tutanakta sol şakakta kabuk

bağlamış eskiye ait küçük bir yara, boyun altından başlayıp göbek hizasına

kadar devam eden ve jilet izi olduğu değerlendirilen eski yara izleri; omuz

hizasının yaklaşık 25 cm altında ası sırasında duvara sürtmekten kaynaklandığı

değerlendirilen sol tarafta 4x5 cm boyutunda, sağ tarafta ise 3x2 cm boyutunda

ekimotik alanlar, sol kol dirsek altından bileğe doğru jilet izi olduğu

değerlendirilen eski yaralar, sağ kol dirsek içinde küçük bir yara izi ile sağ

kolda eski bir yara, sağ el bileğinde dövme sildirmekten kaynaklanmış

olabileceği değerlendirilen bir iz, sağ bacak diz kapağı altında 1x1 cm

boyutunda bir ekimoz ve sağ ayağın dış yanında 2 cm uzunluğunda kabuk bağlamış

eski bir yara tarif edilmiştir. Ölü muayenesinde herhangi bir kesici veya delici

alet ya da ateşli silah yarası, kemik kırığı veya çıkığı tespit edilmemiştir.

35. Ölü muayenesi sırasında cesedin fotoğrafları çekilip

kamera kaydı yapılmıştır.

36. Cumhuriyet savcısı olay yerinde infaz koruma

memurları C.K., M.Ç., Y.T. ve H.A. ile infaz koruma başmemuru C.A.nın ve ölenin

kaldığı odanın her iki yanındaki B1.7.23 ve B1.7.25 numaralı odalarda kalan

Y.O. ile Ö.C.nin ifadelerini almıştır.

i. İnfaz koruma başmemuru ile infaz koruma memurları

olayın nasıl tespit edildiğine ilişkin tutanak (bkz. § 30) doğrultusunda

beyanda bulunmuştur.

ii. Ö.C., ölenin intihar edeceğini söylemesi üzerine

durumu infaz koruma başmemurlarına anlattığını, ölenin bu olaydan sonra bir gün

süngerli odada kalıp tekrar odasına döndüğünü, saat 00.00-01.00 sıralarında ölenin

odasından televizyon sesine benzer bir ses gelse de kavga veya boğuşmaya işaret

eden bir ses duymadığını söylemiştir.

iii. Y.O., 01.30 sıralarında müzik ve sifon sesi

duyduğunu, seslerden duyduğu rahatsızlık nedeniyle odasındaki acil çağrı

butonuna basarak çağırdığı infaz koruma memurlarına gürültüden söz ettiğini ve

ölenin odasından bağrışma sesi duymadığını ifade etmiştir.

37. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı R.B.nin ölmeden önce

verdiği dilekçeye (bkz. § 26) istinaden Sincan 1 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli

Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna yazdığı 18/11/2015 tarihli yazı ile R.B.nin

iddialarının araştırılarak ayrıntılı ifadesinin alınmasını istemiştir. R.B.nin

ölmesi nedeniyle ifadesi alınamamış ve soruşturma evrakı Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından bir yazı ekinde Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı bu soruşturmayı R.B.nin ölümü hakkında

yürütülen soruşturma ile birleştirmiştir.

38. Cumhuriyet Başsavcılığı 8/12/2015 tarihinde H.O.nun

ifadesine başvurmuştur.H.O.nun ifadesi şöyledir:

“Sincan 2 Nolu F Tipi Ceza evine

Edirne'den [R.B.]

ile birlikte nakil olarak geldik. Beraber ... kalmak istedik. Ancak yönetim

bizi yan yana bulunan tek kişilik odalara verdi. Cezamız ağırlaştırıl[mış]

olmadığından odalar arasında görüşebiliyorduk. Nakil olduğumuz sırada

eşyalarımızın daha sonra arkamızdan ring aracı ile gönderileceği söylendiğinden

o sırada yanımızda yoktu. Bu nedenle sıkıntı yaşıyorduk. Biz olay günü [R.B.nin]

odasında otururken [R.B.] görevli memurlardan çay istedi. Ancak okuma

yazması olmadığı için dilekçe ile bu talebini yerine getiremiyordu. Bu nedenle

sözlü olarak çay istedi. Memurlar da zorluk çıkardılar bizim görevimiz değil

dediler. [R.B.] de bunun üzerine müdür bey ile görüşmek istiyorum dedi.

Daha sonra memurlar içeriye girerek önce [R.B.ye] daha sonra ayırmak

isteyince de bana da darpta bulundular. Bu memurların isimlerini bilmiyorum.

Ancak içlerinden simasını [hatırlayabildiklerim] vardır. Daha sonra [R.B.]

ile ikimizi cezaevinde bulunan süngerli odaya aldılar. Ondan önce bizim darp

raporumuz aldırılmadı. Süngerli odada bulunduğumuz sırada aynı olay günü kurum

doktoru süngerli odaya geldi. Beni muayene etti ve rapor düzenleyeceğini

söyledi. Ancak [R.B.yi] görüp görmediğini bilmiyorum... [C]ezaevi

[yönetimi] tutmuş olduğu tutanakta bizim odada (B 32 nolu oda) kendi

kendimize zarar vermiş olduğumuz şeklinde tutanak düzenlenmiştir. Ancak böyle

bir şey söz konusu değildir. Zaten ceza ehliyetimiz yerindedir ve kendi

kendimize zarar vermemiz mümkün değildir. Ayrıca tutanakta yeriz vb sözcükler

yazılmıştır. Bunlar kendilerini kurtarmak için söylenmiş sözcüklerdir. Daha

sonra [R.B.nin] vefat ettiğini öğrendim. Kendisini cezaevinde astığını

öğrendim. Ben kendisinin öldürüldüğünü düşünüyorum. Asmış olsa bile buna sebep

olan ceza evindeki görevliler ile talimatı veren müdür olduğunu düşünüyorum.

Ben yıllardır bu şahsı tanıyorum. Böyle bir şey yapacağını düşünmüyorum.

[Cezaevi] yönetimi tarafından tutulan tutanakta odasından gelen yüksek sesli

televizyon nedeniyle odasına girildiğinde [R.B.nin] öldüğünü[n]

görüldüğü söylenmiş ise de gece saat 01:30 sıralarında bu sesin hangi koğuştan

geldiğinin belirlenmesi zordur ve idareyi rahatsız etmesi mümkün değildir.

Başka bir kimsenin rahatsız olduğuna ilişkin müracaat ettiğine ve diğer

mahkumların müracaatının olup olmadığını bilmiyorum. Zaten eşyaları da o sırada

[R.B.ye] verilmediğini biliyorum.” (H.O. kendi şikâyeti üzerine

yürütülen bir başka soruşturma kapsamında verdiği 2/12/2015 tarihli ifadesinde

de benzer söylemlerde bulunmuştur.)

39. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına verdikleri 5/1/2016 tarihli dilekçelerinde Sincan Ceza İnfaz

Kurumuna geldiği andan itibaren yakınlarının tutulduğu odaların (süngerli oda

dâhil) kamera kayıtları ile yakınlarının ailesiyle yaptığı telefon

görüşmelerine ait kayıtların soruşturma dosyasına getirtilmesini istemiştir.

40. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına verdikleri bir başka dilekçede ise başka hususlar yanında

yakınlarının ölmeden önce üzerinde bulunan kıyafetlerin incelenmesini talep

etmiştir.

41. Cumhuriyet Başsavcılığı 7/1/2016 tarihinde,

ifadelerini daha önce aldığı Y.O. ve Ö.C.nin ifadelerine yeniden başvurmuştur.

i. Y.O., R.B. ile yan yana odalarda kaldıklarını, R.B.nin

13/11/2015 tarihinde saat 20.00-21.00 sıralarında “İlaçlar nerede kaldı?”

diyerek infaz koruma memurlarına seslendiğini, o esnada bir infaz koruma

memuru ile sağlık görevlisinin ilaç dağıtımı yaptığını, R.B.nin oda kapsındaki

mazgalın çıkardığı ses nedeniyle R.B.ye ilacının verildiğini anladığını, saat

01.30 sıralarında önce müzik sesi, sonra da yarım saat kadar devam eden sifon

sesi duyduğunu, gürültüden uyuyamadığı için odasındaki çağrı butonuna basarak

infaz koruma memurlarını çağırdığını, R.B.nin bir infaz koruma memuruyla veya

bir başkasıyla tartıştığını ya da kavga ettiğini duymadığını, R.B.ye yönelik

hakaret, tehdit ya da yaralama eylemlerini görmediğini söylemiştir.

ii. Ö.C.; R.B.nin eline çamaşır ipi alıp “Kendimi

asacağım.” demesi üzerine durumu infaz koruma memurlarına haber

verdiğini, infaz koruma memurlarının R.B.yi süngerli odaya götürdüğünü, yanlış

hatırlamıyorsa R.B.nin çamaşır ipini yakarak aldığını (Bu sözlerden R.B.nin

asılı vaziyette duran çamaşır ipini bir veya birkaç yerden yaktığı ve böylece asıda

kullanabileceği ipi elde ettiği sonucuna varılmıştır.), söylediğine bakılırsa

R.B.nin süngerli odada iken çok üşüdüğünü, infaz koruma memurlarının R.B.ye

hakaret ettiğini, on on beş infaz koruma memurunun R.B.yi dövdüğünü, R.B.nin

dilekçe yazdığını ancak dilekçesine cevap verilmediğini ve ölmesinden bir iki

gün sonra sesini duyduğu R.B.nin kendisine küfrettiğini beyan etmiştir.

42. Ölenin bir süre kaldığı B.2.7.32 numaralı odanın

hemen yanında olup kapısıfarklı bahçeye açılan odada tutulan M.S.D.nin Cumhuriyet

Başsavcılığında verdiği 7/1/2016 tarihli ifade şöyledir:

“...[R.B.yi] fiziken hiç görmedim. Aramızda duvar

vardır... Havalandırmaya çıktığımızda o tarihlerde bazı şahısların nakil

geldiğini anladık. Edirne'den veya Tekirdağ'dan birileri o zaman nakil

gelmişti. Hoş geldiniz diye aramızda duvar olmasına rağmen konuştuk. O

tarihlerde gelen şahıslar gardiyanları çağırarak sigara filan istemişlerdi.

Israrlı istekleri vardı. İhtiyaçlarımızı karşılamak zorundasınız diye

konuşuyordu. İnfaz koruma memurları da biz bunları yapamayız. Ancak kantinden

ihtiyacınızı karşılaya bilirsiniz şeklinde cevap verdiklerini hatırlıyorum.

Taraflar arasında bu şekilde bir bağrışma oldu. Ancak küfür ve tehdit

anlayamadım. Çünkü bağrışma şeklinde sesler geliyordu. İçeriğini anlayamadım.

Ben odamda tek kalıyorum. Bu bağrışmanın akabinde diğer infaz koruma memurları

da geldi. Tartışma devam etti. Hem havalandırma kapısı hem de koğuşa giriş

kapısı açıldı. İki taraftan da sesler geliyordu. Bağrışmalar geliyordu. Bu

konuşmalarda tehdit, hakaret, dur vurma şeklinde bir b[e]yan

anlayamadım. Ancak bağrışma ve tartışma vardı. Daha sonra anladığım kadarıyla

şahsı odadan çıkardılar. Daha sonra süngerli odaya şahsı götürmüş olmalılar ki

kapı kapandıktan sonra da bağırma sesi geliyordu. Şahıs kapıyı da dövüyordu.

Ancak bu şahıs o şahıs mı bilemiyorum. Ancak şahsa ilk kaldığı odada müdahale

edildiğinde sanki biri bağırmak istiyor diğeri de onun ağzını kapatmak

istemesinden kaynaklanan bir şekilde sesler geliyordu. Sesler boğuk boğuk geliyordu.

Ben cezaevinde kaldığım sürede herhangi bir darp eylemine maruz kalmadım.”

43. Cumhuriyet Başsavcılığı 7/1/2016 ile 8/1/2016

tarihleri arasında infaz koruma başmemuru veya infaz koruma memuru olan

şüpheliler M.E., A.A., O.Y., İ.A., S.Y., C.A., M.Ç. ve Y.T.nin ifadelerini

almıştır.

i. M.E. ifadesinde R.B. ve H.O.nun 10/11/2015 tarihinde

Sincan Ceza İnfaz Kurumuna nakil geldiklerinden ve eşyalarının henüz Sincan

Ceza İnfaz Kurumuna ulaşmadığından söz ederek kantinden ihtiyaçlarını

karşılamak istediklerini beyan ettiklerini, bu isteği A.A. ile birlikte vardiya

başmemuruna ilettiklerini, daha sonra sözü edilen hükümlülere sigara ve

televizyon gönderildiğini, süngerli odada tutulduğu süre zarfında R.B.nin

kendisine herhangi bir hakaret, tehdit veya dayaktan bahsetmediğini beyan

etmiştir.

ii. A.A., M.E. ile aynı yönde beyanda bulunmuştur.

iii. O.Y., olaydan bir gün önce gündüz vardiyasında

R.B.nin kaldığı blokta İ.A. ile birlikte görevli olduğunu, televizyonunu

istemesi üzerine gelen eşyaları arasından çıkardıkları televizyonunu R.B.ye

teslim ettiklerini, R.B.yi süngerli odaya kendilerinin götürmediğini, R.B.nin

saat 08.15 sıralarında süngerli odadan olayın meydana geldiği odaya alındığını,

R.B.nin kendilerine intiharla ilgili bir şey söylemediği gibi kendisine yönelik

kötü muameleden de söz etmediğini ve kendilerine R.B.nin intihara eğilimli

olduğu yönünde bilgi verilmediğini söylemiştir.

iv. İ.A., R.B.nin kendisine intihar edeceğine veya kötü

muameleyle karşılaştığına ilişkin bir şey söylemediğini ve R.B.nin intihara

eğilimli olduğu yönünde bilgi verilmediğini ifade etmiştir.

v. S.Y.nin konuyla ilgili ifadesi şöyledir:

“...[R.B.] yardım butonuna bastı. Bunun üzerine diğer

arkadaşım [C.A.] ile birlikte [R.B.nin] bulunduğu odaya gittik.

Mazgalı açtık. Mazgalı açtığımızda [H.O.] da yanında idi. [R.B.] bize

'müdür ile görüşmek istiyorum' dedi. Ben de kendisine sayım yeni bitti. Dilekçe

yazdın mı diye sordum. O da 'yazmadım, dilekçe yazmama gerek yok, müdür 5 dk

içerisinde buraya gelecek' dedi. Ben de kendisine 'buranın bir işleyişi var'

deyince o da ‘işleyişi var deyince ne kastediyorsun ben bütün cezaevinde

kaldım, cezaevlerinin işleyişini biliyorum, 5 dk içerisinde müdür buraya

gelecek yoksa 5 dk içerisinde burayı yakarız, siz bizim kim olduğumuzu

bilmiyorsunuz, 2 dk biz adamı harcarız' dedi. Biz de yetkililere sizi

bildiririz dedik. Biz oradan ayrılırken tekrar [R.B.] çağrı butonuna

bastı. [H.O.] ile birlikte kapılara vurmaya başladılar. [C.A.]

ile beraber tekrar kapının yanına gittik. Şahısların gürültüsü üzerine müdahale

ekibi ve müdahale ekibi baş memurda bizim yanımıza geldiler. Başmemur kapıyı

açmamızı söyledi. Ben de kapıyı açtım. İçeri girdiğimizde [R.B.] ile [H.O.]

duvarlara yumruk attılar. İçeride bulunan tabak ve benzeri eşyaları sağa sola

atmaya başladılar. Ayrıca şahıslar kafalarını duvarlara ve dolaplara vurmaya

başladılar. Başmemurumuz [M.A] şahıslara sakin olmasını ve dışarı

bahçeye çıkıp sakinleşmelerini söyledi. Şahıslar kollarını yatağın ranzasının

demirlerine geçirerek çıkmayacaklarını söylediler. Bunun üzerine müdahale ekibi

içeri girdi. Şahısların kollarını yataktan çözerek bahçeye aldılar. Daha sonra

kurumun başmemuru geldi. [M.K.] şahıslara işleyiş hakkında bilgi verdi.

Kendilerine yardımcı olacaklarını söyledi. Ancak şahıslar [M.K.nın]

uyarılarına aldırmayarak eylemlerine devam ettiler. Müdahale ekibine direnmeye

devam ettiler. Daha sonra müdahale ekibi de hükümlülere kelepçe vurarak

müşahede odasına aldılar. Bunun ile ilgili tutanak tuttuk. Tutanağı müdüre

bildirdik.Hükümlüler o gün müşahede odasında kaldılar. Biz nöbetimizi akşam

08:00 gibi tamamlayıp ayrıldık. Yanlış hatırlamıyorsam bu olaylar 11/11/2015

tarihinde oldu. O gün başka bir olay olmadı. Ertesi gün akşam nöbetimize

geldiğimizde şahıslar müşahede odasında kalmaya davam ediyorlardı. O gün de

başka bir olay olmadı. Ben ve arkadaşlarım kesinlikle [R.B.] ve [H.O.ya]

herhangi bir hakaret ve işkencede bulunmadık.”

vi. C.A., S.Y.nin anlattıklarını doğrulamıştır.

vii. M.Ç. önceki ifadesine ek olarak odalarına aldıklarında

R.B. ve H.O.nun oldukça saldırgan olduğunu, R.B.nin “Ben kendimi asarım. Siz

görürsünüz.” demesine üzerine H.O.nun “Şimdi bir şey yapma!

Dilekçemizi yazalım, ondan sonra ne yaparsan yaparsın.” dediğini

ifade edip yüklenen suçlamaları kabul etmemiştir.

viii. Y.T. daha önce verdiği ifadesine ek olarak Sincan

Ceza İnfaz Kurumuna geldiği gece R.B.nin müdürle görüşmek istediğini, dilekçe

yazması için R.B.ye kâğıt ve kalem verdiğini, aralarında herhangi bir tartışma

veya kavga yaşanmadığını beyan etmiştir.

44. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucuların ifadelerini

19/1/2016 tarihinde istinabe yoluyla almıştır.

i. Başvurucu Muazzez Babak ifadesinde oğlunun psikolojik

bir rahatsızlığının olmadığını, akciğer kanseri hastası olan oğlunun iki yıl

kadar önce iyileştiğini, oğlunun intihar etmesi için neden bulunmadığını zira

cezasının infazının tamamlanmasına 1 yıl 7 ay kaldığını, oğluyla en son

13/11/2015 tarihinde saat 11.00-12.00 sıralarında telefonda görüştüğünü beyan

edip R.B.nin telefonda söylediklerini aktarmıştır. Başvurucuya göre R.B.

kendisine can güvenliğinin bulunmadığını, vücudunun her yerinin mosmor

olduğunu, süngerli odaya konulduğunu, Cumhuriyet savcısı, müdür ve infaz koruma

memurlarının kendisine işkence ettiğini, kırk kadar kişinin üzerine geldiğini ve

sonraki gün cenazesinin çıkacağını söylemiştir.

ii. Başvurucu Naif Babak ise herhangi bir psikolojik

rahatsızlığı olmadığını ileri sürdüğü oğlunun intihar etmiş olamayacağını iddia

etmiştir.

45. Cumhuriyet Başsavcılığı Sincan Ceza İnfaz Kurumundan

temin ettiği kamera kayıtları ile R.B.nin başvurucu Muazzez Babak ile yaptığı

telefon görüşmesine ilişkin kaydı bilirkişiye inceletmiştir. Bilirkişi

tarafından hazırlanan 18/2/2016 tarihli raporda özetle şu tespitler yer

almıştır:

i. Kamera kayıtları 10/11/2015-14/11/2015 tarihlerini

kapsayan zaman aralığına ilişkindir.

ii. Kamera kayıtlarında ses bulunmamaktadır.

iii. R.B. Sincan Ceza İnfaz Kurumuna 10/11/2015 tarihinde

saat 01.24 sıralarında gelmiştir.

iv. Çok sayıdaki infaz koruma memuru 11/11/2015 tarihinde

saat 08.44 sıralarında R.B.yi kaldığı odadan çıkarıp süngerli odaya (meşin oda)

götürmüştür.

v. Saat 08.46'da R.B.ye bir infaz koruma memuru tekme,

bir infaz koruma memuru ise tokat atmıştır. Saat 08.47'de R.B.ye birkaç tekme

atılmıştır.

vi. İnfaz koruma memurları 08.47 sıralarında süngerli

odadan çıkmıştır.İnfaz koruma memurları, süngerli odada elleri kelepçeli

vaziyette yerde yattığı sırada R.B.ye defaatle tekme ve tokat atmıştır.

vii. R.B. 13/11/2015 tarihinde saat 11.26 sıralarında başvurucu

Muazzez Babak ile on dakikalık bir telefon görüşmesi yapmıştır. Bu görüşmede

R.B. özetle Sincan Ceza İnfaz Kurumuna geldiği günden itibaren her gün sebepsiz

yere infaz koruma başmemurları ve infaz koruma memurları tarafından

dövüldüğünü, kafasında ve vücudunda şişlikler bulunduğunu, kafasındaki şişliğin

yüksekliğinin yaklaşık 20 cmolduğunu, gözünün, kollarının ve bacaklarının

mosmor olduğunu, kendisini döven infaz koruma memurlarından birisinin de

telefon görüşmesi yaptığı sırada yanında olduğunu, 11/11/2015 tarihinde saat

08.30-09.30 sıralarında en az yirmi kişi tarafından dövüldüğünü, iki gün

süngerli odada soğuk bir yerde tutulduğunu (Süngerli odanın soğuk olduğunun

kastedildiği değerlendirilmiştir.), artık dayanamadığını, açlık grevinde olduğunu,

can güvenliğinin bulunmadığını ve kendisini öldüreceğini beyan ederek başvurucu

Muazzez Babak'tan başta Cumhuriyet Savcılığı olmak üzre çeşitli kurumlara

dilekçeler vermesini istemiştir.

viii. İnfaz koruma memurları 14/11/2015 tarihinde saat

01.52 sıralarında başvurucuların yakınının kaldığı odaya gelmiştir.

46. Cumhuriyet Başsavcılığı 18/2/2016 tarihinde Uzm. Dr.

B.Ç.nin beyanına başvurmuştur. B.Ç. ifadesinde muayene için geldiğinde R.B.nin

darptan veya kötü muameleden söz etmediğini, psikiyatri doktoru olduğu için

sadece ruhsal durum muayenesi yaptığını, R.B.nin bir ilaç listesi verdiğini

ancak uygun gördüğü ilaçlar için reçete yazdığını ve üç ay sonrası için R.B.ye

randevu verdiğini söylemiştir.

47. R.B.yi süngerli odada muayene eden Dr. E.C. Cumhuriyet

Başsavcılığında verdiği 23/2/2016 tarihli ifadesinde, muayene yaparken R.B.nin

Sincan Ceza İnfaz Kurumu personeli tarafından darbedildiğini ve kendisine

hakaret edildiğini söylediğini, muayenede belirgin bir lezyon saptayamadığını,

R.B.nin darbedilmesine bağlı olarak kollarında ve sırtında ağrılar bulunduğunu

söylediğini ve R.B.yi psikiyatri polikliniğine sevk ettiğini beyan etmiştir.

48. Başvurucu Naif Babak'ın verdiği dilekçe (bkz. § 27)

üzerine başlattığı soruşturma kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

2/3/2016 tarihinde verdiği yetkisizlik kararı sonrasında soruşturma dosyasını

Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı sözü edilen

soruşturmayı R.B.nin ölümü hakkında yürütülen soruşturma ile birleştirmiştir.

49. Cumhuriyet Başsavcılığının Sincan Ceza İnfaz Kurumu

ile yaptığı yazışmalara göre;

- R.B.nin ilk muayenesi 11/11/2015 tarihinde Dr. E.C.

tarafından yapılmıştır. Okunabildiği kadarıyla sözü edilen muayeneye ilişkin

sağlık fişinde R.B.nin yakınının baş ve omuz bölgelerindeki ağrıdan söz ettiği,

travmatik lezyon saptanmadığı ve R.B.nin psikiyari polikliniğine sevkinin uygun

olduğu belirtilmiştir. Sağlık fişinde tanı “ilaç düzenlemesi+kontrol”

olarak ifade edilmiştir.

- 13/11/2015 tarihinde yaptığı telefon görüşmesi

sırasında R.B.nin yanında infaz koruma memuru Ç.U. bulunmaktadır.

50. Cumhuriyet Başsavcılığı bilirkişi raporundaki

tespitlere istinaden R.B.yi darbeden kişileri tespit edebilmek için M.E., A.A.,

O.Y., İ.A., S.Y., C.A., M.Ç. ve Y.T.nin ifadelerini yeniden almıştır. Sözü

edilen kişilerin kamera kayıtlarında gözüken kişilerin kim olduğuna ilişkin

beyanları doğrultusunda Cumhuriyet Başsavcılığı M.K., A.T., A.Y. ve Ç.U.yu

şüpheli sıfatıyla dinlemiştir.

i. M.K. 11/11/2015 tarihinde sabah saatlerinde yaşanan

olayı S.Y. ve C.A.nın anlattıklarına benzer şekilde anlatmış; ek olarak Müdür

T.G.nin talimatına istinaden R.B.yi süngerli odaya aldıklarını, başkalarına ve

kurum eşyalarına zarar vermesini engellemek için R.B.ye kelepçe taktıklarını,

R.B.nin eşofmanının muhtemelen üst araması sırasında üzerinden çıktığını, rutin

uygulamaya göre hükümlülerin süngerli odaya alınmasından önce rapor

alınmadığını, süngerli odada iken R.B.nin bir sorununun olmadığını, aldığı

ilaçların etkisiyle o şekilde davrandığını ve Edirne'de tedavi gördüğünü

söyleyerek odasında kalma isteğini dile getirdiğini, bu nedenle R.B.nin kurum

amirinin de talimatıyla odasına alındığını ve R.B.ye vurmadığını ifade

etmiştir. Kendisine kamera kayıtlarından elde edilen 11/11/2015 tarihine

ilişkin bazı fotoğraflar gösterilmesinden sonra M.K., R.B.yi ayağıyla dürten

kişinin A.Y. olduğunu, A.Y.nin yalnızca ikazda bulunduğunu yoksa R.B.yi

tekmelemediğini, A.T.nin R.B.ye tokat atmadığını, belki R.B.nin yüzünü

kaldırmaya çalıştığını söylemiştir.

ii. A.T. özetle R.B.ye tokat atmadığını, küfretmeye devam

etmemesi için R.B.nin ağzını kapattığını beyan etmiştir.

iii. A.Y., başka hususlar yanında R.B.nin eşofmanının

muhtemelen üst araması sırasında sıyrıldığını, R.B.nin elleri kelepçeli olarak

eşofmanını giydiğini, süngerli odaya alınmasından sonra da R.B.nin “Erkekseniz

kelepçemi sökün! Ben suratın nasıl kesileceğini size göstereyim. Siz

şerefsizsiniz.” şeklindeki sözlerine devam ettiğini, bu nedenle

R.B.nin kelepçelerini çözmediklerini, hakaret ve tehditlerine devam etmemesi

için R.B.yi ayağıyla dürttüğünü, eşofmanını giymesi için ayağıyla R.B.yi

kaldırmaya çalıştığını ve R.B.ye vurmadığını söylemiştir.

iv. Ç.U. özetle süngerli odaya götürülmesi sırasında

R.B.nin koluna girdiğini ve kendisinin veya bir başka infaz koruma memurunun

R.B.ye vurmadığını ifade etmiştir.

51. Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığınca hazırlanan

12/5/2016 tarihli otopsi raporunda başvurucuların yakınının ası sonucu vefat

ettiği belirtilmiştir. Sözü edilen raporun ölenin vücudundaki yara izleriyle

ilgili kısmı şöyledir:

“...

En derin yeri boyun sağda; sağ angulus

mandibulanın 3 cm altında olmak üzere derinliği 0.7 cm olacak şekilde; boyun ön

yüz ve sağ kulak memesi altına doğru uzanan; boyun önde hyoid kemik üst

kısmından ve sağ kulak memesinin 7 cm altından geçerek ensede saçlı deri

içerisine ilerleyen; solda ise sol angulus mandibulanın hemen altından geçerek

sol kulak heliksi arka kısma doğru uzanan; aralarında 4.5 cm kalacak şekilde

birleşmeden sonlanan; en geniş yeri 1.2 cm olan; zemini parşömenleşmiş;

yükselici ve yüzeyelleşici vasıfta telem izi görüldü.

Göğüs ön yüz üstte 2 adet, batın ön yüz

üstte 2 adet olmak üzere toplam 4 adet Elektrokardiyografi pedleri olduğu, sağ

kol 1/3 üst bölge dışta-sol kol 1/3 orta bölge dışta ve sağ el sırtında şekilli

dövmeler olduğu, her iki ön kol ile gövde ön yüzde muhtelif ebatlarda çok

sayıda sedefi [yara

izleri] olduğu, sağ bacak 1/3 üst bölge önde 1.5 cm çaplı üzeri kurutlu

sıyrık, sağ bacak 1/3 orta bölge önde üzeri kurutlu milimetrik sıyrıklar, sağ

ayak bileği arkada yaklaşık 3x0,5 cm ebatta üzeri kurutlu sıyrık, sağ dirsek

arkada yaklaşık 0.5 cm çaplı üzeri kurutlu sıyrık ve alın solda yaklaşık 0.3 cm

çaplı üzeri kurutlu sıyrık olduğu, her iki elden parmak izi alımına bağlı

mürekkep bulaşıkları olduğu görüldü.

...”

52. Yürüttüğü soruşturma sonunda Cumhuriyet Başsavcılığı,

otopsi raporu ile kamera kayıtlarına atıf yaparak R.B.nin intihar sonucu vefat

ettiği, ası sonucu meydana gelen olayda suç unsurunun bulunmadığı, R.B.nin daha

önce de intihara kalkıştığı ancak infaz koruma memurlarınca intiharın

engellendiği, R.B.yi intihara yönlendiren veya teşvik eden herhangi bir şahsın

bulunmadığı ve Sincan Ceza İnfaz Kurumu görevlileri A.A., C.A., Ç.U., İ.A.,

M.E., M.K., M.Ç., O.Y., S.Y. ile Y.T.nin R.B.ye karşı hakaret, tehdit ve kasten

yaralama suçlarını; A.Y. ve A.T.nin ise R.B.ye karşı tehdit ve hakaret

suçlarını işlediğine ilişkin yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle

23/9/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar vermiştir.

Bununla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığı R.B.nin 11/11/2015 tarihinde süngerli

odaya alınması sonrasında A.T.nin R.B.ye tokat atmak, A.Y.nin ise

R.B.yitekmelemek suretiyle kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kötüye

kullanarak kasten basit yaralama suçunu işledikleri iddiasıyla A.Y. ve

A.T. hakkında Ankara Batı 9. Asliye Ceza Mahkemesi (Asliye Ceza Mahkemesi)

nezdinde kamu davası açmıştır.

53. Başvurucular, öz itibarıyla yakınlarının uğradığı

kötü muamele ve işkence nedeniyle çaresizliğe itildiğini ve intihara

sürüklendiğini, yakınlarına psikolojik durumu yönünden esaslı bir tedavi

sağlanmadığını, öngörülebilir ve önlenebilir olmasına rağmen intiharın

gerçekleşmemesi için gerekli tedbirlerin alınmadığını belirterek kovuşturmaya

yer olmadığına dair ek karara vekilleri aracılığıyla itiraz etmiştir.

54. Başvurucuların itirazı Ankara Batı 1. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 21/12/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Sözü edilen karar

başvuruculara tebliğ edilmemiştir.

D. A.Y. ve A.T.

Hakkında Açılan Kamu Davasıyla İlgili Süreç

55. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada daha

önce ifadeleri alınmayan M.Y. ile M.A.nın beyanlarına başvurulmuştur.

i. M.Y., kendilerine yönelik saldırısı nedeniyle R.B.yi

süngerli odaya götürüp üst araması yaptıklarını, eşofmanın ipliğinde jilet

saklayabileceğini veya ipliğini kullanılabileceğini düşünerek eşofmanın

ipliğini çektiklerini, bu nedenle eşofman altının R.B.nin belinden aşağıya

kaydığını, R.B. küfrettiği için A.T.nin R.B.nin ağzını kapattığını, A.Y.nin ise

ayağıyla R.B.yi dürttüğünü söylemiştir.

ii. M.Y. ile benzer yönde beyanda bulunan M.A. ek olarak

küfretmesi nedeniyle R.B.ye kelepçe taktıklarını ifade etmiştir.

56. Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklara yüklenen eylemin

işkence suçunu oluşturabileceği ve bu suçla ilgili yargılama yapma görevinin

ağır ceza mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle 12/4/2017 tarihinde görevsizlik

kararı vermiştir. Sanıkların bu karara yaptıkları itiraz Ankara Batı 2. Ağır

Ceza Mahkemesinin (Ceza Mahkemesi) 26/5/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

57. Asliye Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararı

sonrasında yargılama Ceza Mahkemesince yapılmıştır.

58. Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada;

i. Başvurucu Muazzez Babak soruşturma aşamasında alınan

beyanı doğrultusunda söylemde bulunmuştur.

ii. Sanıklar suçlamaları kabul etmemiştir.

iii. Tanık H.O.; infaz koruma memurlarının psikolojik

baskı yaptıklarını, havalandırma bahçesinin kapılarını öğlene kadar

açmadıklarını, eşyalarının olmadığını, semaver ve televizyona ihtiyaç

duyduklarını idareye söylediğini, televizyonun verildiğini ancak semaverin

verilmediğini, R.B.nin okuma yazma bilmediğini, R.B.nin psikoloğa yıllardır

tedavi gördüğünü söylediğini, 11/11/2015 tarihinde çay istediklerini ancak

verilmediğini, başmemurla da görüşemediklerini, bir süre sonra R.B.nin odasına

giren infaz koruma memurlarının hiçbir şey söylemeden R.B.nin üzerine

yürüdüklerini, hem kendisine hem de R.B.ye vurduklarını, sürüklenerek süngerli

odaya götürüldüklerini, süngerli odada bir iki gün kadar kaldıklarını, süngerli

odada bulunduğu sırada kendisine işkence edildiğini, kendisinin daha sonra

Ankara 1 No.luF Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna

nakledildiğini ve R.B.nin herhangi bir intihar girişiminin olmadığını beyan

etmiştir.

iv. Tanıklar A.A., S.Y., M.K., Ç.U., C.A. ve M.E.

soruşturma aşamasında verdikleri ifadelere benzer beyanda bulunmuştur. Farklı

olarak Ç.U. süngerli odaya gönderilmesindenönce kafasını duvara vuran kişinin

H.O. olduğunu, R.B.nin kendisine zarar vermesini önlediklerini ve süngerli

odaya konulmadan önce üst araması yapılırken R.B.nin ellerinin kelepçeli olup

olmadığını hatırlamadığını; M.K. ise R.B.nin ellerinin ne zaman

kelepçelendiğini hatırlamadığını, süngerli odaya götürülürken R.B.nin ellerinin

kelepçeli olmadığını, hakaret ve küfürlerine devam etmemesi için A.T.nin

R.B.nin ağzını kapattığını söylemiştir.

v. Tanık B.Ç. soruşturma aşamasındaki beyanlarını tekrar

etmesi haricinde R.B.de belirgin bir depresyon hâli veya psikoz gibi ağır bir

ruhsal problem görmediğini, R.B.nin intihar girişiminden veya işkenceden söz

etmediğini, sadece ilaç yazdırmak istediğini, Sincan Ceza İnfaz Kurumuna

naklinden önceki döneme ilişkin sağlık dosyasını incelediğini ve klinik muayene

sonrasında başka bir sağlık merkezine sevke gerek görmediğini ifade etmiştir.

vi. Tanık E.C.; R.B.yi süngerli odada muayene ettiğini,

muayene sırasında R.B.yi giysilerinden arındırdığını, hatırladığı kadarıyla

bazı sıyrıklar gördüğünü, bunların süngerli odaya götürülürken kullanılan

güçten ileri gelen ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif

olan ekimoz ve sıyrıklara benzediğini, R.B.yi psikiyatri polikliniğine sevk

ettiğini, muayene esnasında sağlık görevlisi dışında bir infaz koruma başmemuru

ile birkaç infaz koruma memurunun da süngerli odada bulunduğunu söylemiştir.

vii. Sincan Ceza İnfaz Kurumunda sağlık görevlisi olarak

çalışan tanık İ.B., R.B.nin kendini astığının söylenmesi üzerine hemen R.B.nin

odasına gittiğini, R.B.nin ağzından köpükler geldiğini, nabız alamadığını ve

ölmesinden önceki gece R.B.nin uyku ilacını almak istemediğini söylemiştir.

viii. Sincan Ceza İnfaz Kurumunda sağlık görevlisi olarak

çalışan tanık A.Ü. doktorun muayene yapmasından sonra muayene bulgularını

vizite defterine yazdıklarını ve R.B.nin muayenesiyle ilgili bir şey

hatırlamadığını ifade etmiştir.

59. Müdafii aracılığıyla Ceza Mahkemesine verdiği

6/2/2018 tarihli dilekçesinde tanık E.C.nin H.O. ile R.B.yi karıştırmış

olabileceğini ileri süren sanık A.Y., dilekçesinin ekinde R.B. ile H.O.nun

süngerli odada bulundukları sırada yapılan muayenelerine ilişkin vizite

defterinde mevcut kayıtların örneğini ibraz etmiştir. Söz konusu kayıtlara göre

E.C. H.O.nun muayenesine ilişkin kayda yüzeysel sıyrıkların bulunduğu yönünde

not düşmüş ancak R.B.nin muayenesine ilişkin kayda R.B.nin baş bölgesinde ağrı

tarif ettiğini ve travmatik lezyon saptanmadığını yazmıştır.

60. 8/3/2018 tarihinde Ceza Mahkemesi, sanıklara isnat

edilen eylemi sabit görüp kamu görevlisinin

sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanması suretiyle kasten basit yaralama

suçu nedeniyle sanıkların neticeten 4.500 TL adli para cezasıyla

cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.

Ceza Mahkemesi, seçimlik cezalardan adli para cezasını seçse de temel cezayı

180 gün adli para cezası olarak belirlemiştir. Ceza Mahkemesinin anılan

kararının gerekçesi şöyledir:

“...[İ]şkence suçunun oluşabilmesi için fiillerin ani bir

şekilde değil sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde insan onuruyla

bağdaşmayacak ölçüde yapılmasının gerektiği, ölen [R.B.nin] annesi ile

yaptığı telefon konuşmasında sürekli olarak kendisinin dövüldüğü vücudunun yara

ve morluk içerisinde olduğunu ve şikayetçi olmasını beyan ettiği görülmüş ancak

ölü muayene tutanağına göre vücudunda yeni oluşmuş yara ve morluk bulunmadığı,

yine ölenin cezaevinde ilk muyanesini yapan tanık olarak dinlenen doktor [E.C.nin]

soruşturma sırasında alınan beyanında da ölenin kendisinin darp edildiğini

kendisine söylediği ancak ölende darp cebir izine rastlamadığı yönünde ki

beyanları ve sanıkların öleni darp etmedikleri yönünde ki savunmaları bir arada

değerlendirildiğinde dosya kapsamında yer alan olaya ilişkin görgüsü bulunan

kamu tanıkları, kamera görüntüleri ve bilirkişi raporuna göre ölen[R.B.nin]

... yatıştırılamayarak yumuşak odaya alındığı, yumuşak odada güvenlik kamera

görüntüleri ve görüntüleri çözümleyen bilirkişi raporu ile sabit olduğu üzere

sanık [A.T.nin] [R.B.ye] tokat attığı, [A.Y.nin] ise [R.B.yi]

tekmelediği ancak bu eylemlerin olayın etkisi ile ani bir şekilde gerçekleştirildiği,

sistematik bir durumun bulunmadığı ve belli bir süre devam etmediği kanaatine

varılmakla sanıkların eylemlerine uyan kamu

görevlisinin sahip olduğu nüfuzun kötüye kullanılması suretiylekasten yaralama

suçundan cezalandırılmalarına karar verilmiş[tir.]...”

61. Dosyadaki delillerden ve alınan ifadeler arasındaki

çelişkilerden yola çıkan başvurucular; çaresiz konuma düşürüp onurunu kırmak

için ölene tokat atılıp küfredildiğini, eşofman altının çıkarıldığını ve elleri

kelepçeli olarak soğukta bekletildiğini, doktorun usulüne uygun şekilde rapor

tutmadığını, işkencenin belgelenmemesi için bilinçli olarak hareket edildiğini,

ölene eşyalarının verilmediğini, söz konusu eylemlerin nispeten uzun bir süre

devam ettiğini, nihayetinde yakınlarının intihar ettiğini, sanıklara yüklenen

eylemlerin işkence suçunu oluşturduğunu ve alt sınırdan belirlenen hapis

cezasının adli para cezasına çevrilip sonrasında hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmesinin hukukaaykırı olduğunu belirterek Ceza Mahkemesince

verilen karara vekilleri aracılığıyla itiraz etmiştir.

62. Olay tarihinde Sincan Ceza İnfaz Kurumunda B1.7.28

numaralı odada kaldığını iddia eden G.A. Ceza Mahkemesine gönderdiği 19/4/2018

tarihli dilekçesinde herhangi bir ayrıntı vermeden tanıklık yapmak ve ölümün

gerçek nedenine ilişkin bilgilerini paylaşmak istediğini belirtmiştir.

63. Başvurucuların itirazı Ankara Batı 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin 21/5/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

64. Anılan karar başvuruculara 5/6/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

E. Sincan Ceza

İnfaz Kurumu Görevlileri Hakkındaki Disiplin Soruşturması Süreci

65. Yetkili merciler R.B.nin ölümünden sonra Sincan Ceza

İnfaz Kurumu görevlileri hakkında disiplin soruşturması yapılmasına gerek

görmemiştir. Bununla birlikte başvurucu Muazzez Babak'ın Başbakanlık İletişim

Merkezine (BİMER) yaptığı başvuru sonrasında beş infaz koruma başmemuru ile

aralarında A.T. ve A.Y.nin de bulunduğu on beş infaz koruma memuru hakkında

disiplin soruşturması başlatılmıştır.

66. Muhakkik olarak tayin edilen Sincan Ceza İnfaz Kurumu

2. Müdürü Me.K. tarafından hazırlanan soruşturma raporunda haklarında disiplin

soruşturması yürütülen kişilerin kötü muamele amaçlı tavırlarının olmadığı,

R.B.ye zor kullanma yetkisi dâhilinde müdahale edildiği, bu esnada müdahale

esaslarına uygun olmayan küçük çaplı bazı tavırlar söz konusu olsa da sözü

edilen tavırların kötü muamele olarak değerlendirilemeyeceği ve zarar verme

amacıyla yapılmadıkları belirtilerek disiplin cezası verilmemesinin uygun

olacağı açıklanmıştır. Anılan raporun dayandığı delillerden biri olan ve Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca Sincan Ceza İnfaz Kurumuna gönderildiği anlaşılan

22/3/2016 tarihli bilirkişi raporunda -ki bu rapor Sincan Ceza İnfaz Kurumundan

elde edilen 8 dakika 4 saniyelik kamera görüntüsünün incelenmesine ilişkindir-

şu tespitler yer almıştır:

- R.B. 11/11/2015 tarihinde saat 08.45'te elleri arkadan

kelepçeli olarak süngerli odaya getirilmiş ve üç infaz koruma memuru tarafından

yüzüstü yere yatırılmıştır. Bu sırada R.B.nin üzerinde beyaz bir eşofman üstü,

siyah bir tişört ve külot bulunmaktadır. Giymesi için R.B.ye eşofman altı

verilmiştir. R.B. eşofman altını giyerken kır saçlı ve gözlüklü bir infaz

koruma memuru/başmemuru R.B.nin kafasına tokat atmıştır. Kel bir infaz koruma

memuru/başmemuru sağ ayağıyla R.B.nin bacağına tekme atmış, hafif kıvırcık

saçlı bir infaz koruma memuru/başmemuru ise sağ eliyle R.B.nin yüzüne tokat

atmıştır. Kel olan infaz koruma memuru/başmemuru sol ayağıyla iki kez R.B.nin

bacağına sert olmayan bir şekilde vurmuştur. Gözlüklü olan infaz koruma

memuru/başmemuru R.B.ye doğru ayağını uzatmış ancak ayağı değmemiştir. Kel olan

infaz koruma memuru/başmemuru R.B.ye yeniden tekme atmıştır. Görevlilerin

süngerli odadan 08.47 sıralarında çıkmasından sonra R.B. eşofman altını giymiş,

bir müddet yerde dinlenmiş ve daha sonra elleri arkadan kelepçeli şekilde ayağa

kalıp üç dört dakika dolaşmıştır. R.B.ye atılan tokat ve tekmeler yaralamaya

sebebiyet verecek şiddette değildir.

67. Sincan Ceza İnfaz Kurumu Müdürü 20/6/2016 tarihinde,

muhakkik soruşturma raporundaki tespit ve gerekçelerle haklarında disiplin

soruşturması yürütülen kişilere disiplin cezası verilmesine yer olmadığına

karar vermiştir. Karar içeriğine yansıtılan ifadelerden bilirkişi raporunda

bahsi geçen saçları olmayan kişinin A.Y., hafif kıvırcık saçlı kişinin A.T.,

kır saçlı gözlüklü kişinin ise M.K. olduğu anlaşılmıştır.

68. Ankara Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet

Komisyonu Başkanlığı, disiplin işlemi yönünden A.T. ve A.Y. hakkındaki

yargılamanın akıbeti konusunda Ceza Mahkemesiyle yazışma yapsa da A.T. ve A.Y.

hakkında yeni bir disiplin işlemi tesis edilip edilmediği saptanamamıştır.

F. Tam Yargı

Davası İle İlgili Süreç

69. Başvurucular ile çocukları D.B., Ay.Y. ve F.K. yakınlarının

intihara eğilimli olduğunun bilinmesine rağmen intiharın önlenmesi için gerekli

önlemlerin alınmadığını, süngerli odadaki tutma koşullarının uluslararası

standartlara uygun olmadığını, üstelik yakınlarına kötü muamelede bulunulduğunu

ve bu durumun yakınları R.B.yi intihara sürüklediğini belirterek Ankara 8.

İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) Bakanlık aleyhine tam yargı davası

açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu Muazzez Babak için 2.000 TL maddi

tazminat, 50.000 TL manevi tazminat, başvurucu Naif Babak için 1.500 TL maddi

tazminat, 50.000 TL manevi tazminat talep edilmiştir.

70. İdare Mahkemesi, başvurucuların tahliye olacağı

tarihe ilişkin bilgileri elde edip başvurucuların R.B.nin desteğinden yoksun

kalmaları nedeniyle uğradıkları zararı bilirkişiye hesap ettirmiştir.

71. Başvurucular, bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah

ettikleri maddi tazminata ilişkin taleplerini başvurucu Muazzez Babak yönünden

63.878,50 TL'ye, başvurucu Naif Babak yönünden ise 21.530,67 TL'ye

yükseltmiştir.

72. Yaptığı yargılama sonunda başvurucuların yakınının

daha önce de intihara teşebbüs ettiğine işaret ederek vakit geçirilmeden

R.B.nin düzenli bir şekilde psikiyatrik tedavisinin sağlanması gerekirken bu

yönde gerekli adımların atılmaması nedeniyle ölüm olayının meydana gelmesinde

idarenin hizmet kusurun bulunduğu sonucuna varan İdare Mahkemesi 26/9/2019

tarihinde -diğer davacılar için hükmedilenler haricinde- başvurucu Muazzez

Babak'a 63.878,50 TL maddi tazminat ile 10.000 TL manevi tazminat, başvurucu

Raif Babak'a ise 21.530,67 TL maddi tazminat ile 10.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar vermiştir.

73. Bakanlık, anılan karara karşı istinaf kanun yoluna

başvurmuştur.

74. İstinaf başvurusunu inceleyen Ankara Bölge İdare

Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 22/12/2020 tarihinde, İdare Mahkemesince

verilen kararın manevi tazminatla ilgili bölümünü onamış ancak maddi tazminatla

ilgili bölümünü kaldırıp destekten yoksun kalma tazminatı yönünden yapılan

hesaplamaya göre R.B.nin hak ederek tahliye tarihinden önce vefat edecekleri

gerekçesiyle başvurucuların maddi tazminat taleplerini kesin olarak

reddetmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

75. İlgili ulusal hukuk için bkz. Yalçın Yanık, B.

No: 2013/3718, 20/1/2016, § 48; Hilmi Moray, B. No: 2013/3053, 21/4/2016,

§§ 25-36; S.D. B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 63-65; Ahmet Şenol ve

diğerleri, B. No: 2014/16947, 22/2/2018, §§ 46, 51.

B. Uluslararası

Hukuk

76. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre bir

ihlalin mağduru olduğu iddia edilen bir kişinin başvurunun yapılmasından önce

ölmüş olması hâlinde gerekli hukuki menfaati bulunan kişinin ölen kişinin en

yakın akrabası olarak ölüm veya kayıp edilmeye ilişkin şikâyetlerini ileri

sürdüğü bir başvuruda bulunma hakkı vardır (Varnava ve diğerleri/Türkiye

[BD], B. No:16064/90, 16065/90..., 18/9/2009, § 112). Bunun gerekçesi iddia

edilen ihlalin niteliği ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)

sisteminin en temel hükümlerden birinin etkin bir şekilde uygulanmasına ilişkin

değerlendirmeler ile belirlenen özel durumdur (Fairfield/Birleşik Krallık

(k.k.), B. No:24790/04, 8/3/2005).

77. AİHM bu tür durumlarda, ölümünün veya kaybedilmesinin

devletin sorumluluğunu devreye soktuğu iddia edilen bir kişinin ebeveynleri

gibi yakın aile üyelerinin ölen kişinin yasal mirasçıları olup olmadıklarına

bakılmaksızın bizzat iddia edilen 2. madde ihlalinin dolaylı mağdurları

olduklarını iddia edebileceklerini kabul etmiştir (Van Colle/Birleşik

Krallık, B. No:7678/09, 13/11/2012, § 86).

78. AİHM ayrıca ölenin yakınlarının -Sözleşme’nin 2.

maddesi kapsamında meseleleri gündeme getiren ölüm veya kaybedilme olayıyla

yakından bağlantılı olması koşuluyla- ölen veya kayıp akrabaları adına

Sözleşme’nin 3. ve 5. maddeleri uyarınca şikâyette bulunabilmelerine onay

vermektedir. Örneğin Khayrullina/Rusya (B. No: 29729/09, 19/12/2017, §§

86-107) başvurusunda, polis karakolunda hukuka aykırı olarak tutulduğu sırada

veya karakoldan bırakıldıktan sonra bilinçsiz bir şekilde bulunan ve üç ay

sonra ölen bir kişinin yakınının Sözleşme'nin 5. maddesinin ihlal edildiğine

yönelik şikâyeti esastan incelenmiştir. Öte yandan;

i. Önal/Türkiye (B. No: 31420/11, 30/8/2016, §§

10-109) başvurusunun kabul edilebilirliği hakkında verilen kararda

başvurucuların ölen yakınlarının öldüğü gün rütbeli bir askerin kötü

muamelesine uğradığına ve bu bağlamda Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal

edildiğine yönelik iddiaları da incelenmiş ve başvurucuların mağdur sıfatları

yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın rütbeli asker hakkındaki ceza

yargılamasının derdest olduğuna işaret edilerek sözü edilen şikâyet yönünden iç

hukuk yollarının tüketilmediği sonucuna varılmıştır (benzer iddiaların

incelenip aynı sonuca ulaşıldığı başka bir kabul edilebilirlik hakkında karar

için bkz. Zemci ve Hatun Horuz/Türkiye, B. No: 30247/11, 24/3/2015).

ii. Gözaltına alınan kişilerin gözaltı sırasında ölmeleri

veya gözaltı sırasında yaralandıktan sonra kaldırıldıkları sağlık kuruluşunda

vefat etmeleri nedeniyle bu kişilerin yakınlarınca yapılan bazı başvurularda,

devletin başvurucuların yakınlarının ölümünden sorumlu olduğu kabul edilerek

kamu görevlilerinin darp fiilleri nedeniyle Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal

edildiği iddiaları yönünden ayrı bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir (Tais/Fransa,

B. No: 39922/03, 1/6/2006, § 111; Yurtsever ve diğerleri, B. No:

22965/10, 8/7/2014, § 82).

79. AİHM Kaya ve diğerleri/Türkiye (B. No:

9342/16, 20/3/2018) başvurusunun kabul edilebilirliği hakkında verdiği

kararda ise bir ceza infaz kurumunda tutulmakta iken ölen hükümlünün yakınlarınca

yapılan başvuruda yakınlarının kötü muameleye maruz kaldığına ve bu bağlamda

etkin bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin iddiaları ile ilgili olarak ölenin

herhangi bir fiziki kötü muamele ya da zulüm hakkında şikâyette bulunmadığını

ve başvurucuların böyle bir şikâyeti sunmak için dava açma hakkı (locus

standi) bulunsa bile şikâyet konusunda inandırıcı hiçbir delil

bulunmadığını belirterek Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

80. Mahkemenin 9/6/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucu

Muazzez Babak'ın İddiaları ve Bakanlık Görüşü

81. Başvurucu Muazzez Babak tek başına yaptığı 27/9/2017

tarihli başvurusunda; oğlunun isteği dışında Sincan Ceza İnfaz Kurumuna

nakledildiği tarih ile öldüğü tarih arasındaki olay ve olgular ile başvuruya

konu edilen soruşturma kapsamında toplanan delillere işaret edip geçmişinde

intihar öyküsü olan oğlunun Sincan Ceza İnfaz Kurumunda tek kişilik odaya

konulduğunu ve oğluna eşyalarının verilmediğini, infaz koruma memurlarının darp

ve hakaretlerine maruz kalması sonrasında oğlunun intihara teşebbüs ettiğini,

bu olaydan sonra süngerli odaya alınan oğlunun daha donamlı bir sağlık

kuruluşunda tedavi edilmesi yerine Kampüs Hastanesinde muayene edildiğini ve

intihara teşebbüsten sonra oğlunun söylediği ilaçlar için reçete yazılması

dışında oğluna başka bir tedavinin uygulanmadığını belirterek oğlunun ruhsal

durumu ile ilgili esaslı bir tedavinin yapılmaması nedeniyle önlenebilir

nitelikteki olayların önlenemediğini iddia etmiştir.

82. Başvurucu Muazzez Babak ayrıca oğlunun bir hastanede

tedavi altına alınmak yerine psikolojisinin daha da bozulmasına neden

olabilecek şekilde tuvaletin açıkta olduğu, havalandırma sisteminin olmadığı ve

pencerenin bulunmadığı küçük bir süngerli odada tutulduğunu, bu suretle

intihara davetiye çıkarıldığını, oğlunun intiharda kullandığı ipi kolaylıkla temin

ettiğini, oğlunun uğradığı kötü muamele ve işkence nedeniyle intihara

sürüklendiğini, yetkililerin oğlunun ölümünde kasıtlarının bulunduğunu ve

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair ek kararın oğlunun ölümü hakkında

yürütülen soruşturmanın etkisizliğinin göstergesi olduğunu belirterek

Anayasa'nın 17., 19., 38. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

83. Bakanlık görüşünde öncelikle soruşturma aşamasındaki

işlemlerden ve R.B.nin daha önce tutulduğu ceza infaz kurumlarında aldığı

tedaviler ile disiplin cezalarından söz edilerek;

i. Sincan Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süre içinde

R.B.nin intihar etme ihtimalinin bulunduğuna ilişkin herhangi bir rapor

bulunmadığı,

ii.R.B.nin psikolojik sorunları bakımından gerekli

tedbirlerin alındığı ve tedavi imkânlarının sağlandığı,

iii.R.B.nin psikoloğu ile görüşmesinin temin edildiği,

gerekli notların psikolog tarafından alındığı ve R.B.nin sağlık durumunun kurum

tabipliğince takip edildiği,

iv. Sincan Ceza İnfaz Kurumu Tabipliği Psikiyatri Servisi

tarafından R.B.nin psikolojik sorunları ve tehlikeli mahkûm statüsü dikkate

alınarak 11/11/2015 tarihinde muayene edildiği ve bu muayene sonunda herhangi

bir ilaç düzenlenmediği,

v. R.B.nin öngörülemeyen kendi eylemi neticesinde

hayatını kaybettiği,

vi. İntihar nedeniyle devletin sorumlu tutulmasının insan

davranışlarının öngörülemezliği bağlamında devlete ağır bir yük yükleyeceği,

vii. Bireysel başvuru formunda söz konusu olay ile ilgili

idari yargı yoluna bir başvuruda bulunulduğuna dair herhangi bir bilgi

bulunmadığı, başvurucunun şikâyetleri bakımından idari yargı yolunda açılacak

bir tam yargı davasının etkili giderim sağlayıp sağlamayacağı ve bu bağlamda

olağan hukuk yollarının başvurudan önce tüketilip tüketilmediği hususunun

Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğu,

viii. Yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanması ile usul yükümlülüklerine ilişkin gerekli adımların

atıldığı ifade edilmiştir.

84. Bakanlık görüşüne göre R.B. hakkında düzenlenen

19/7/2013 tarihli psikososyal servis raporunda R.B.nin 16 yaşından itibaren on

yıldır ceza infaz kurumlarında bulunduğu, ergenlik döneminden itibaren uzun

süre ceza infaz kurumunda bulunmasının neden olduğu çöküntü duyguları yaşadığı,

psikiyatrik bir sorunu bulunmamasına rağmen sorunlarının gelişiminin

aksamasından kaynaklı doğal tepkiler olduğu, yaşı gereği aktif olması gerektiği

ancak ceza infaz kurumunda zamanını dolduracak ve üretkenlik gösterecek hiçbir

faaliyete katılamadığı için iyileşemediği ve insani olarak gerilediği, Bakırköy

Hastanesinde görmekte olduğu elektroşok ve ilaç tedavisinin beynine zarar

verdiği ve zararlı düzeyde uykuya sebep olduğu, psikiyatrik tedavinin tek yönlü

faydasına karşın açtığı zararları ve yan etkileri insani bulunmadığından ceza

infaz kurumunda kendisine rehabilitasyon programı açıldığı, bu konuda R.B.nin

haftanın üç günü (pazartesi, çarşamba, cuma) kütüphane işlerine yardımcı

olmasının yaşadığı boşluk ve amaçsızlık duygularını olumluya götüreceği,

sorunlu olduğu insan ilişkileri konusunda kütüphanede çalışan öğretmen,

memurlar ve mahkûmla kuracağı ilişkilerin iyileştirici etkilerinin olacağının

düşünüldüğü belirtilmiştir.

85. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle

Bakanlık aleyhine açtıkları tam yargı davasında verilen hükmün istinaf

mahkemesince henüz incelenmediğini, oğlunun tehlikeli mahkûm statüsünde olup

psikolojik anlamda rahatsız olduğunun doktor raporları ile sabit olduğunu,

vefatından önce oğlunun birkaç kez intihara teşebbüs ettiğini, psikolojik

sorunların üstesinden gelinmesinde aile bağlarının önemine ve İstanbul'da

yaşamalarına rağmen oğlunun Sincan Ceza İnfaz Kurumuna nakledildiğini, oğlunun

işkenceye maruz bırakılması, süngerli odada uzun süre tutulması ve etkili bir

sağlık kontrolü yapılmaması nedeniyle intihar ettiğini ve böylece oğlunun

intihara sürüklendiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

86. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

87. Başvurucunun iddialarının bir kısmı, Anayasa

Mahkemesine göre Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine yöneliktir ve aşağıda ayrı bir

başlık altında değerlendirilecektir. Başvurucu intihar ile kötü muamele

arasında bağ kurduğu için söz konusu iddialara burada da yer verilmiştir.

Başvurucunun geriye kalan iddiaları ise öz itibarıyla oğlunun yaşamının

korunması için gerekli tedbirlerin alınmadığına hatta oğlunun infaz koruma

memurlarının kötü muamele niteliğinde olduğunu ileri sürdüğü eylemleriyle

intihara sürüklendiğine ve oğlunun ölümü hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının etkisizliğine ilişkindir. Şüphesiz başvurucu, oğlunun ölümünde

yetkililerin kasıtlarının bulunduğunu da ifade etmiştir ancak başvurucunun

yaşam hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında dile getirdiği bütün iddiaları

birlikte değerlendirilerek başvurucunun sözü edilen iddiasını yetkililere

atfettiği kusurun ağırlığını açıklamak için serdettiği kanaatine varılmıştır.

Bu bakımdan yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğüne ilişkin negatif boyutu

bakımından ayrı bir inceleme yapılmamış; başvurucunun oğlunun yaşamının

korunmadığına yönelik şikâyetleri yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne ilişkin

maddi boyutu kapsamında, oğlunun ölümü hakkında yürütülen soruşturma hakkındaki

şikâyeti ise yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu

kapsamında incelenmiştir.

88. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.”

89. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

90. Başvurucunun oğlunun ceza infaz koruma memurlarının

kötü muamele teşkil eden eylemleriyle intihara sürüklendiğine ilişkin iddiada

da bulunduğu gözetilerek yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine

ilişkin iddia yönünden başvurunun tam yargı davası yolunun tüketilmediği ya da

İdare Mahkemesinin başvurucuya tazminat ödenmesine karar verdiği gerekçesiyle

kabul edilemez bulunulamayacağı sonucuna varılmıştır. Ayrıca başvurunun kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden tespit

edilmemiştir. Bu nedenle yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Yaşam

Hakkının Maddi Boyutu

(1) Genel İlkeler

91. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 17.

maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Anayasa'nın 5.

maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım negatif ve pozitif

yükümlülükler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 50).

92. Anılan pozitif yükümlülükler kapsamında devlet, yetki

alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer

bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma ödevi altındadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51). Bu

ödev kapsamında devlet;

i. Yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal ve idari çerçeve oluşturmalı (İpek Deniz ve

diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149),

ii. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir

tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği

durumlarda, görevlileri aracılığıyla makul ölçüler çerçevesinde ve bu

tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde önlemler almalıdır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

93. Sözü edilen koruma yükümlülüğü, kırılgan ve korumasız

bir konumda bulunan mahpuslar yönünden de geçerlidir. Bu nedenle ceza infaz

kurumu yetkilileri, kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi

konusunda gerçek bir risk olduğunu bildikleri ya da bilmeleri gereken

durumlarda söz konusu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde

ve sahip oldukları yetkiler kapsamında almaları gereken tedbirleri almalıdırlar

(Mehmet Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015, § 72). Bu

çerçevede -kişi özgürlüğüne aşırı bir sınırlama getirmemek kaydıyla-

gerektiğinde intihara meyilli mahpusun tedavisi, bu kişinin en uygun yerde

tutulması ve/veya intihar eylemlerinde kullanılabilecek eşyaya el koyulması

gibi tedbirlere başvurulabilir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 73). Bir

mahpus açısından daha sıkı tedbirlerin gerekip gerekmediği ve bunların

uygulanmasının makul olup olmadığı, kuşkusuz başvuru konusu yapılan her bir

somut olayın koşullarına göre değişir (Mehmet Kaya ve diğerleri, § 74).

Bununla birlikte özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği ve öncelikler

ile kaynakların değerlendirilmesi suretiyle yapılacak işlem veya yürütülecek

faaliyet tercihi dikkate alınarak anılan yükümlülüğün kamu makamları üzerinde

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmaması gerekir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 53).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

94. Hakkında düzenlenen bazı tıbbi belgelere göre başvurucunun

oğlu R.B., Sincan Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmesinden önce antisosyal kişilik

bozukluğu tanısına istinaden tedavi görmüş ve bu kapsamda kendisine bazı

ilaçlar için reçete yazılmıştır. Bazı rapor ve belgelerde de R.B.nin intiharı

düşündüğü, kendisine veya başkalarına zarar verebilecek nitelikte davranışları

olabileceği, kendisine veya başkalarına zarar verme riskinin yüksek olduğu

belirtilmiştir (bkz. §§ 11, 15, 16). Nitekim R.B. Sincan Ceza İnfaz Kurumuna

naklinden önce iki kez intihara teşebbüs etmiştir. Sincan Ceza İnfaz Kurumu

görevlilerince düzenlenen oda yerleşimi acil risk ihtiyaç raporunda kendisine

ve başkalarına zarar verme riskinin orta derecede olduğu belirtilen R.B.

10/11/2015 tarihinde psikolog ile görüştürülmüştür ancak 11/11/2015 tarihinde

tutulduğu müşahede odasında bazı infaz koruma memurlarının fiziki müdahalesine

maruz kalan R.B., 12/11/2015 tarihinde sandalye üzerinde boğazına ip geçirmek

sureti ile yeni bir intihar girişiminde bulunmuştur. Bu bakımdan R.B.nin

kendini öldürebileceği konusunda gerçek bir risk bulunduğunun Sincan Ceza İnfaz

Kurumu yetkilerince bilindiği açıktır. Bu durumda Sincan Ceza İnfaz Kurumu

yetkililerinin sözü edilen riski önlemek için makul ölçüler çerçevesinde ve

sahip oldukları yetkiler kapsamında almaları gereken tedbirleri alıp

almadıkları değerlendirilmelidir.

95. İntihara teşebbüs etmesi sonrasında tek kişilik

B1.7.31 numaralı odada müşahede altına alınan R.B., Kampüs Hastanesi Psikiyatr

Polikiniğine sevk edilmiş ancak sevk yazısında R.B.nin intihara teşebbüs ettiği

belirtilmemiştir. Nitekim R.B.yi muayene eden Uzm. Dr. B.Ç., R.B.nin ölümü

nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında verdiği ifadesinde ruhsal durum

muayenesi yaptığını, R.B.nin bir ilaç listesi verdiğini ancak uygun gördüğü

ilaçlar için reçete yazdığını ve üç ay sonrası için R.B.ye randevu verdiğini

söylemiştir (bkz. § 46). O hâlde B.Ç., R.B.nin intihara teşebbüs ettiği yönünde

bilgilendirilmemiştir. Bu durum R.B. hakkında yatarak tedavi ve/veya R.B.nin

kullandığı ilaçların başka ilaçlarla değiştirilmesi gibi farklı tıbbi

tedbirlerin alınmasını engellemiştir. Ayrıca yetkililer R.B.nin yeniden

intihara kalkışmasını önlemek için intiharda kullanılabilecek ip/çamaşır ipi

gibi eşyaya el konulması yönünde bir tedbire de başvurmamıştır.

96. R.B. 13/11/2015 tarihinde başvurucu Muazzez Babak ile

yaptığı telefon görüşmesinde artık dayanamadığını ve kendisini öldüreceğini

beyan etmiştir (bkz. § 45/vii). Bu telefon görüşmesi yapılırken bir infaz

koruma memuru da R.B.nin yanında bulunmuştur (bkz. § 49). Buna rağmen R.B.nin

yaşamının korunması için hiçbir önlem alınmamış ve sonuç olarak R.B., bir

çamaşır ipi yardımıyla kendisini duş başlığına asarak intihar etmiştir. O hâlde

R.B.nin daha önceki intihar girişimleri ile R.B.nin cesedinde tespit edilen yaralar,

başvurudaki diğer unsurlarla birlikte değerlendirildiğinde R.B.nin ölümünün

infaz koruma memurlarının kötü muamele teşkil ettiği ileri sürülen eylemlerin

doğrudan bir sonucu olduğu ve bu bağlamda infaz koruma memurlarının eylemleri

nedeniyle R.B.nin intihara sürüklendiği söylenemez ise de Sincan Ceza İnfaz

Kurumu yetkililerinin bilinen intihar riskini önlemek için makul ölçüler

çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında almaları gereken tedbirleri

almadıkları açıktır.

97. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının maddi boyutunun

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. Yaşam

Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel

İlkeler

98. Anayasa Mahkemesine göre devletin yaşam hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü (usul yükümlülüğü)

doğal olmayan her ölüm olayının tüm yönleriyle ortaya konulmasına, sorumlu

kişilerin belirlenmesine ve gerektiğinde bu kişilerin cezalandırılmasına imkân

tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirir (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 54; Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 94).

99. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkının usul boyutu

konusunda benimsediği genel ilkelere göre şüpheli bir ölüm olayı hakkında

yürütülen ceza soruşturmasının etkililiği için;

- Soruşturma makamlarının olaydan haberdar olur olmaz,

resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 57),

- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve

meşru menfaatlerini korumak için ölen kişinin yakınlarının soruşturma sürecine

gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

58),

- Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi (Salih

Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30),

- Soruşturma makamlarınca olayın sebebinin objektif

analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın elde edilen tüm

bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99) gerekir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

100. Somut olayda şüpheli ölüm olayından haberdar edilen

Cumhuriyet Başsavcılığının konuyla ilgili derhâl bir soruşturma başlattığı

görülmüştür. Bu soruşturma kapsamında ölüm olayının aydınlatabilmesi için olay

yeri Cumhuriyet savcısınca incelenmiş ve olay hakkında bilgi sahibi olabilecek

bazı infaz koruma memurları ile ölenin kaldığı odanın her iki yanındaki

odalarda kalan mahpusların ifadeleri alınmıştır. R.B. ile birlikte Sincan Ceza

İnfaz Kurumuna nakledilen H.O.nun ifadesi doğrultusunda soruşturma

derinleştirilmiş, R.B.nin başvurucu Muazzez Babak ile yaptığı telefon

görüşmesine ilişkin kayıt ile Sincan Ceza İnfaz Kurumuna ait kamera kayıtları

incelenmiş, R.B.nin sağlık dosyası celbedilmiş ve R.B.nin bir süreliğine oda

komşusu olan M.S.D. ile birçok infaz koruma memurunun ifadelerine

başvurulmuştur. Sincan Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süre içinde R.B.yi muayene

eden B.Ç. ve E.C. dinlenmiştir. Yapılan ölü muayenesi ve otopsi işlemleri ile

R.B.nin ası sonucu vefat ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca başvurucu Muazzez

Babak soruşturmaya ifade vermek, delillerin toplanmasına ilişkin taleplerini

Cumhuriyet Başsavcılığına iletmek ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

itiraz etmek suretiyle etkili bir şekilde katılabilmiş ve soruşturma yaklaşık 1

yıl 1 ay 7 gün gibi kısa bir sürede sonuçlandırılmıştır. Bununla birlikte

Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair ek kararda;

soruşturmadaki unsurlar gerektirmesine rağmen R.B.nin ceza infaz koruma

memurlarının kötü muamele teşkil ettiği iddia edilen eylemleriyle intihara

sürüklenip sürüklenmediği, bir başka ifadeyle infaz koruma memurlarının kötü

muamele oluşturduğu öne sürülen eylemleri ile R.B.nin ölümü arasında bağlantı

olup olmadığı ve intihara ilişkin gerçek bir riskin varlığına rağmen R.B.nin

yaşamının korunması için gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığı (Mahkemenin bu

konu hakkındaki değerlendirmesi için bkz. §§ 94-97) konusunda hiçbir

değerlendirme yer almamıştır.

101. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Eziyet

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

102. Başvurucu Muazzez Babak 27/9/2017 tarihli

başvurusunda oğlunun darbedildiğini ve hakarete uğradığını, kolları arkadan

bükülerek ve sürüklenerek süngerli odaya götürüldüğünü, ellerinin arkadan

kelepçelendiğini, fiziki koşulları uluslararası standartlara uygun olmayan

süngerli odada üç gün tutulduğunu, süngerli odada çok üşüdüğünü ve yaralarıyla

ilgili olarak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği İşkence ve

Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili

Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin El Kılavuzu’na (İstanbul Protokolü)

uygun bir rapor tutulmadığını belirterek Anayasa'nın 17., 19., 38. ve 40.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

103. Başvurucular birlikte yaptıkları 29/6/2018 tarihli

başvuruda ise 27/9/2017 tarihli başvuruda dile getirilen iddiaları yineleyerek

A.Y. ile A.T.nin eylemlerini sistematik bir şekilde gerçekleştirdiklerini,

sanıklara yüklenen eylemin işkence suçunu oluşturduğunu, ağzına su

dökülmek suretiyle oğullarına işkence edildiğini, kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine yönelik iddialarının derece mahkemelerince dikkate alınmadığını ve

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin cezasızlık sonucunu

doğurduğunu belirterek kötü muamele yasağı ile bu yasakla bağlantılı olarak

etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

104. Başvurucuların iddialarının özü, yakınlarının

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan fillere maruz kaldığına

ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğine ilişkindir. Bu

nedenle inceleme de bu çerçevede yapılmıştır.

105. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“…

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

…”

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

106. Bireysel başvuru yolunu işletebilecekler esas

itibarıyla ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya

da ihmalinden dolayı güncel bir kişisel hakkı doğrudan etkilenen kişiler

(doğrudan mağdur) olmakla birlikte somut olayın koşullarına ve ihlal edilen

hakkın niteliğine göre doğrudan mağdur ile arasında kişisel ve özel bir bağ

bulunan, dolayısıyla da Anayasa ve Sözleşme'nin ihlalinden olumsuz olarak

etkilenmiş veya ihlalin sona ermesinden meşru ve kişisel bir menfaati bulunan

kimseler de dolaylı mağdur sıfatıyla bireysel başvuruda bulunabilecektir

(Engin Gök ve diğerleri, B. No: 2013/3955, 14/4/2016, § 47). Nitekim

mağdurun bizzat başvuru yapmasının mümkün olmadığı ve yakın akrabalık

ilişkisinin bulunduğu kimi durumlarda -özellikle yaşam hakkının söz konusu

olduğu- başvurucuların ihlalden doğrudan etkilenmemiş olmalarına rağmen

ihlalden dolaylı olarak etkilenmeleri nedeniyle bu etkiye dayanarak kendi

adlarına başvuru yapabilecekleri kabul edilmektedir (bu kapsamda incelenen

başvurular için birçok karar arasından bkz. Sadık Koçak ve diğerleri ve Cemil

Danışman kararları).

107. Somut başvuruda başvurucuların dolaylı mağdur

sıfatlarının bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için bireysel başvuru

yapan kişilerin, ölen yakınlarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

yasaklanan bir fiile maruz kaldığı iddialarını dolaylı mağdur sıfatıyla

dile getirip getiremeyecekleri meselesinin incelenmesi gerekir.

108. İncelemenin başında belirtmek gerekir ki

başvurucuların yakını, maruz kaldığı bir kötü muamele sonucunda ölmüş veya

ölmesinden çok kısa bir süre önce kötü muameleye maruz kalmış ise

başvurucuların dolaylı mağdur sıfatı yönünden hiçbir sorun bulunmamaktadır (Esma

Çelebi, B. No: 2014/17591, 19/4/2017 § 80; Ahmet Şenol ve diğerleri,

§ 69).

109. Anılan durumlar dışında dolaylı mağdur sıfatının

varlığı somut olayın koşullarına ve kötü muamele teşkil ettiği iddia edilen

fiillerin ölüm olayıyla olan bağlantısına göre belirlenmelidir. Mesela Rıfat

Bakır ve diğerleri (B. No: 2013/2782, 11/3/2015) başvurusunda,

başvurucuların ölen yakınlarının zorunlu askerlik vazifesini ifa etmekteyken

ölmesinden önce bir üstü tarafından darbedilip onur kırıcı muameleye maruz

kaldığına yönelik iddiaları mağdur sıfatı yönünden herhangi bir değerlendirme

yapılmadan esastan incelenmiştir.

110. Somut olayda başvurucuların oğlu R.B. 13/11/2015

tarihinde telefon yoluyla iletişim kurduğu başvurucu Muazzez Babak'a

dövüldüğünden söz etmiş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği aynı

tarihli dilekçesinde ise süngerli odadaki tutma koşullarına yönelik bir iddiayı

dile getirmeden dövülüp hakarete uğradığını ve işkenceye maruz kaldığını iddia

etmiştir. Bu nedenle somut olayın koşullarında başvurucuların, yakınlarının

süngerli odadaki tutma koşullarına (süngerli odanın fiziki koşulları ve R.B.nin

süngerli odada kelepçeli olarak tutulması) yönelik iddiaları bakımından dolaylı

mağdur sıfatları bulunmasa da infaz koruma başmemurlarının/memurlarının

ölen yakınlarına yönelik eylemleri yönünden dolaylı mağdur sıfatını

taşıdıkları sonucuna varılmıştır. Ayrıca başvurunun kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden tespit edilmemiştir. Bu nedenle

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

111. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin

şikâyetlerin incelenmesinin devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate

alınarak maddi ve usul boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması

gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğü, bireyleri işkence ya da insanlık

dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu

içerirken pozitif yükümlülük hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı

(önleyici yükümlülük) hem de etkili bir soruşturma yoluyla sorumluların tespiti

ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. Anılan yasağın

maddi boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün iki unsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır (Elif Aydın Dost, B. No: 2014/19954, 12/6/2018, § 35).

112. Anayasa mahkemesinin işkence ve kötü muamele

yasağının maddi ve usul boyutları kapsamında belirlediği temel ilkeler ile

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen işkence, eziyet

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muamele kavramın

ifade ettiği anlamlar şimdiye kadar birçok kararda belirtilmiştir (birçok karar

arasından bkz. Naif Bal (2), B. No: 2015/2465, 1/9/2019, §§ 49-55; Fırat

Can, B. No: 2016/762, 2/6/2020, §§ 50-59, 65-76).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

113. Başvuruya konu soruşturmada R.B.nin maruz kaldığı

fiillerin tespiti için birçok tanık dinlenmiş, R.B.nin sağlık dosyası

getirtilerek hakkında tanzim edilen tıbbi belgeler incelenmiş, R.B.nin

başvurucu Muazzez Babak ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin kayıt ile

Sincan Ceza İnfaz Kurumuna ait kamera kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi

yaptırılmış ve A.T.nin R.B.ye tokat atmak, A.Y.nin ise R.B.yi tekmelemek

suretiyle kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle

kasten basit yaralama suçunu işledikleri iddiasıyla A.Y. ve A.T. hakkında kamu

davası açılmıştır. A.T. ve A.Y. de dâhil olmak üzere kamu görevlilerinin R.B.ye

yönelik başka bir eylemi saptanamamıştır. Öte yandan Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca aldırıldığı anlaşılan ve bir örneği de yürütülecek disiplin

soruşturmasında değerlendirilmek üzere Sincan Ceza İnfaz Kurumuna gönderilen

22/3/2016 tarihli bilirkişi raporunda (bkz. § 66) M.K.nın da R.B.ye tokat

attığına ilişkin tespit bulunmasına rağmen konu Cumhuriyet Başsavcılığına

bildirilmemiş, Cumhuriyet Başsavcılığı da farklı bir delil elde etme ihtimaline

rağmen Sincan Ceza İnfaz Kurumundan olay hakkında yürütülmüş disiplin

soruşturmasına ilişkin dosyayı getirtmemiştir. Netice olarak 22/3/2016 tarihli

bilirkişi raporundaki tespite rağmen M.K. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına

dair ek karar verilmiştir. Bu nedenle Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturmada sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplandığı

söylenemez.

114. Ceza Mahkemesi, yaptığı yargılama sonunda kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kötüye

kullanması suretiyle kasten basit yaralama suçu nedeniyle sanıkların

neticeten 4.500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Bu durumda A.Y. ve A.T

hakkında verilen cezanın sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve

mağdur açısından uygun giderim sağlanması yönündeki gerekliliği sağlayıp

sağlamadığı değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme yapılırken hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verip vermemenin mahkemelerin takdirinde olmakla

birlikte mahkemelerin sanıkların fiilen cezasız kalmalarını sağlayacak şekilde

hukuku uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın etkinliğinin

sağlanamadığı sonucuna varılabileceği nazara alınmalıdır (S.D. §§

100-102, 122; Yunus Kalkan, B. No: 2013/4383, 18/2/2016, §§ 68, 69, 85,

86).

115. Somut olayda başvurucuların oğlu R.B. hükümlü olarak

tutulduğu Sincan Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memurlarıyla yaşadığı bir

olay sonrasında etkisiz hâle getirilip elleri arkadan kelepçeli bir vaziyette

süngerli odaya götürülmüştür. R.B.nin elleri kelepçeli olmasına ve infaz koruma

memurlarına yönelik fiilî bir saldırısı bulunmamasına rağmen A.T., R.B.ye tokat

atmış; A.Y. ise R.B.yi birkaç kez tekmelemiştir. Olayın gerçekleşme koşulları

ve R.B.nin süngerli odadaki hâli dikkate alınarak şikâyet edilen eylemin eziyet

olarak nitelendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

116. Başvurucuların oğlunun maruz kaldığı eylemin

Anayasa'nın 17. maddesi anlamında eziyet olduğu dikkate alınarak A.Y. ve

A.T.hakkında kurulan hükmün -para cezası tercih edilerek ceza tayini sonrasında

hukuki bir sonuç doğurmamayı ifade eden hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmesi sebebiyle- başvurucuların mağduriyetlerinin

etkili giderimini sağlayabilecek nitelikte olmadığı, sonuç olarak

başvurucuların mağdur sıfatlarının devam ettiği değerlendirilmiştir.

117. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence atına alınan eziyet yasağının maddi ve usul

boyutlarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

118. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

119. Başvurucu Muazzez Babak tarafından yapılan 27/9/2017

tarihli başvuruda ihlalin tespiti, soruşturmanın yenilenmesi ve 100.000 TL

manevi tazminat talep edilmiştir. Başvurucuların birlikte yaptıkları 29/6/2018

tarihli başvuruda ise ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ve 50.000 TL

manevi tazminat istenmiştir.

120. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

121. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

122. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

123. İncelenen başvuruda başvurucuların oğlunun yaşamının

korunması için gerekli tedbirlerin alınmaması ve kovuşturmaya yer olmadığına

dair ek kararda infaz koruma memurlarının kötü muamele oluşturduğu öne sürülen

eylemleri ile R.B.nin ölümü arasında bağlantı olup olmadığı ve intihara ilişkin

gerçek bir riskin varlığına rağmen R.B.nin yaşamının korunması için gerekli tedbirlerin

alınıp alınmadığı konusunda değerlendirme yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının

maddi ve usul boyutlarının sorumluların tespitine yarayabilecek bütün

delillerin toplanmaması ve Ceza Mahkemesince verilen kararın başvurucuların

mağduriyetlerinin etkili giderimini sağlayabilecek nitelikte olmaması

nedenleriyle eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığının yaşam hakkının maddi boyutunun

ihlal edildiğine ilişkin iddialar hakkında değerlendirmede bulunmadan

kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verdiği hususu da gözetildiğinde

somut başvurudaki ihlallerin Cumhuriyet Başsavcılığı ile Ceza Mahkemesi

tarafından verilen kararlardan kaynaklandığı anlaşılmıştır.

124. Bu durumda yaşam hakkı ile eziyet yasağına ilişkin

ihlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma ve

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeni soruşturma ve

yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden soruşturma

ve yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran

nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar

verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma

yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına, yeniden yargılama yapılmak üzere Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

125. İdare Mahkemesinin yaşam hakkının maddi boyutunun

ihlali nedeniyle başvurucu Muazzez Babak lehine manevi tazminata hükmettiği ve

başvurucunun bu miktarın yetersiz olduğu iddiasıyla istinaf başvurusu yapmadığı

gözetilerek başvurucu Muazzez Babak'ın yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edilmiş olmasına dayalı manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir. Bununla birlikte yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle

başvurucu Muazzez Babak'a net 55.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

126. Öte yandan somut olayda eziyet yasağının maddi ve

usul boyutlarına ilişkin ihlallerin tespit edilmesinin başvurucuların uğradığı

zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla

eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan

kaldırılabilmesi için, eziyet yasağının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara,

talepleri de dikkate alınarak müştereken net 50.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

127. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL

harçtan ibaret yargılama giderinin başvurucu Muazzez Babak'a müstakilen, 294,70

TL harç ile 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

ise başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın birer örneğinin yaşam hakkı ile eziyet

yasağına ilişkin ihlallerin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No:

2015/34463), yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Batı 2. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2017/198) GÖNDERİLMESİNE,

D. 1. Başvurucu Muazzez Babak'ın yaşam hakkının maddi

boyutunun ihlal edilmiş olmasına istinat eden manevi tazminat talebinin REDDİNE

ancak yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle başvurucu Muazzez Babak'a

net 55.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,

2. Eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlali

nedeniyle başvuruculara talepleri dikkate alınarak net 50.000 TL manevi

tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. 257,50 TL harçtan ibaret yargılama giderinin başvurucu

Muazzez Babak'a ÖDENMESİNE, 294,70 TL harç ile 3.600 TL vekâlet ücretinden

oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin ise başvuruculara MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 9/6/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ İrfan FİDAN Raportör : Murat İlter DEVECİ Başvurucular : 1. Muazzez BABAK 2. Naif BABAK Başvurucular Vekili : Av. Dilan COŞKUN KARAYAZGAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/35564, 9 Haziran 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Başvurucuların
  11. C. Başvurucuların
  12. E. Sincan Ceza
  13. F. Tam Yargı
  14. IV. İlgili Hukuk
  15. A. Ulusal Hukuk
  16. B. Uluslararası
  17. V. İnceleme Ve
  18. Gerekçe
  19. A. Yaşam
  20. B. Eziyet
  21. C. 6216 Sayılı
  22. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan
  23. C. Kararın birer örneğinin yaşam hakkı ile eziyet
  24. D. 1. Başvurucu Muazzez Babak'ın yaşam hakkının maddi
  25. E. 257,50 TL harçtan ibaret yargılama giderinin başvurucu
  26. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  27. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/35564
Tarih
9 Haziran 2021

İlgili Kararlar

  • Sabahat Günindi Başvurusu (B. No: 2018/15204)
  • Basra Öner ve Mehmet Şirin Öner Başvurusu (B. No: 2017/27463)
  • Engin Aslan Başvurusu (B. No: 2017/15517)
  • Y.e.t. Başvurusu (B. No: 2017/13834)
  • Aylin Nazlıaka Başvurusu (B. No: 2018/24439)
  • G.g. Başvurusu (B. No: 2018/9416)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.