İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Atılgan Başvurusu (B. No: 2013/9047)

1. Başvurucu velayeti annesine

Başvuru No2013/9047Tarih7 Mayıs 2015Okuma21 dk · 4.110 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat Atılgan Başvurusu

Karar tarihi
7 Mayıs 2015
Başvuru Numarası
2013/9047
R.G. Tarih- Sayı
25/6/2015-29397
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.110 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu velayeti annesine

verilen müşterek çocukla arasında tesis edilen kişisel ilişkinin yetersiz

olduğunu ve bu hususta ileri sürdüğü itirazların karşılanmadığını belirterek

Anayasa'nın 20., 36. ve 41. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar

verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 16/12/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruda

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

5/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 9/3/2015 tarihli görüş yazısı 13/3/2015 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne

karşı beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu aleyhine

Diyarbakır 1. Aile Mahkemesinde 19/4/2011 tarihinde açılan boşanma davası

sonucunda, Mahkemenin 3/10/2012 tarih ve E.2011/480, K.2012/1272 sayılı kararı

ile, tarafların boşanmalarına, 2011 doğumlu müşterek çocuğun velayetinin davacı

anneye verilmesine, başvurucuyla müşterek çocuk arasında, ayrı şehirlerde

yaşamaları durumunda her yıl Temmuz ayının 1 ile 30. günleri arasında, dini

bayramların birinci günü saat 10.00'dan ikinci günü saat 10.00'a kadar; aynı

şehirde yaşamaları halinde ise her ayın ilk ve üçüncü Pazar günü saat 08.00'den

saat 21.00'e kadar ve dini bayramların birinci günü saat 10.00'dan ikinci günü

saat 10.00'a kadar çocuğun başvurucuya teslimi suretiyle kişisel ilişki

tesisine karar verilmiştir.

8. İlk Derece Mahkemesi kararı,

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarih ve E.2012/25260, K.2013/11101

sayılı ilamı ile, müşterek çocuğun yaşı, bedeni ve fikri gelişimi dikkate

alınarak babayla uzun süreli ve yatılı kalmayacak şekilde kişisel ilişki

düzenlenmesi gerekirken yerel mahkeme kararındaki gibi düzenleme yapılmasının

usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek, gerekçeli kararın hüküm kısmındaki

başvurucu ile müşterek çocuk arasındaki kişisel ilişkiye ilişkin hükmün,

çocuğun her ayın birinci ve üçüncü Cumartesi günleri 10.00 ile 17.00 saatleri

arasında, dini bayramların ikinci günü 10.00 ile 17.00 saatleri arasında davacı

anneden alınarak başvurucu babaya verilmesi şeklinde düzeltilerek onanmasına

hükmedilmiştir.

9. Başvurucunun karar düzeltme

talebi Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11/11/2013 tarih ve E.2013/21938,

K.2013/25892 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

10. Ret kararı başvurucuya

4/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

11. 16/12/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

12. 22/11/2001 tarih ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Hâkimin

takdir yetkisi” kenar başlıklı 182. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

“Mahkeme boşanma veya

ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk

vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra,

ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

Velâyetin

kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin

düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları

esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak

zorundadır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

13. Mahkemenin 7/5/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/12/2013 tarih ve 2013/9047

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

14. Başvurucu, yerel mahkeme

kararında çocuğu ile kişisel ilişkisinin çok kısa tutulması nedeniyle temyiz

isteminde bulunduğunu, ancak Yargıtay tarafından itirazlarının

karşılanmadığını, Yargıtay ilamında yerel mahkemece belirlenen kişisel ilişki

sürelerinin daha da kısaltıldığını, Cumartesi günlerinin çalışma günü olması

nedeniyle kişisel ilişkinin çalışma programına uygun şekilde tesis edilmesi

talebinde bulunmasına rağmen, Yargıtay tarafından yerel mahkemece kişisel

ilişki tesisi için belirlenen Pazar gününün neden gösterilmeksizin Cumartesi

olarak değiştirildiğini, ayrıca İlk Derece Mahkemesi tarafından Temmuz ayı

boyunca kişisel ilişki kurulması öngörüldüğü halde, bu hükmün de Yargıtay

tarafından değiştirildiğini, bu suretle çocuğunu belirli periyotlarla yanına

alarak baba sevgisi ve şefkatini göstermesinin önlendiğini ve çocuğu ile

kişisel ilişki tesisinin anlamsız hale geldiğini, ayrıca itirazlarının

karşılanmadığını ve başvuruya konu yargılamanın adil olmadığını belirterek,

Anayasa’nın 20., 36. ve 41. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

15. Başvurunun incelenmesi

neticesinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

16. Başvurucu, velayeti annesine

verilen müşterek çocukla arasında tesis edilen şahsi ilişkinin yetersiz

olduğunu ve bu hususta ileri sürdüğü itirazların karşılanmadığını belirterek Anayasa’nın

20., 36. ve 41. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

17. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun iddiaları gerekçeli karar hakkı ile aile yaşamına saygı

hakkı kapsamında değerlendirilerek, gerekçeli karar hakkına ilişkin ihlal

iddiası hususunda, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlar ile daha önce

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, görüş sunulmasına gerek görülmediği

belirtilmiştir. Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında ise, aile yaşamının ebeveynin

çocukla görüşme hakkını da kapsadığı, söz konusu hakkın ebeveyn ile çocuğun

bütünlüğünün sağlanması için Devlete pozitif tedbirler alma yükümlülüğü

getirdiği, belirtilen yükümlülük mutlak olmamakla birlikte, barışçıl, uygun ve

çocuğun psikolojik durumunu dikkate alan bir çözüm üretilmesinin her zaman

önemli bir unsur olduğu, alınacak kararların nitelik ve kapsamının her olayın

kendine özgü şartlarına bağlı olacağı, söz konusu hak bağlamında karar alma

sürecinin şekil ve süresinin de nazara alınması gerektiği, mevcut başvuru

açısından belirleyici olan hususun, ulusal makamların ziyaret hakkının

kullanılmasına ilişkin yargılama çerçevesinde kendisinden beklenilen bütün

makul tedbirleri alıp almadığı ve bu tedbirlerin başvurucunun çocuğu ile bir

araya gelmesini hedefleyip hedeflemediğinin tespiti olduğu ifade edilmiştir.

18. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun

esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No. 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

19. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20.

maddesi şöyledir:

“Herkes, özel

hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel

hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve

eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.

Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle

ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin

kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme,

bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda

kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda

öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin

korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

20. Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk hakları” kenar

başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk

toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur

ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının

öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı

kurar.

Her çocuk, korunma ve

bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla

kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü

istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

21. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özel ve aile

hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve

aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın

kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

22. Aile yaşamına saygı hakkı,

Anayasanın 20. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde

gerekçesi de dikkate alındığında, resmi makamların özel hayata ve aile hayatına

müdahale edememesi ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi

düzenleyip yaşayabilmesi gereğine işaret edildiği görülmekte olup, söz konusu

düzenleme Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile yaşamına saygı hakkının

Anayasadaki karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin,

Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, özellikle aile yaşamına saygı hakkına

ilişkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında göz önünde

bulundurulması gerektiği açıktır.

23. Aile yaşamındaki temel

ilişkiler kadın ve erkek ile ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkilerdir. Resmi

evlilik birliklerinin aile hayatı kapsamında korunduğu kuşkusuz olup, evlilik

içinde doğan çocuklar da kendiliğinden evlilik ilişkisinin bir parçası

sayılırlar. Bu çerçevede, çocuğun doğumundan itibaren çocuk ve ebeveyn arasında

aile yaşamı anlamına gelen bir bağ kurulduğunun kabulü gerekir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/ 2011,

§ § 54, 60). Başvuru konusu olayda, başvurucunun çocuğu evlilik içinde dünyaya

gelmiş olup, hukuken mevcut olan ailenin bir parçasıdır. Bu bağlamda, başvurucu

ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki, aile yaşamının kurulması için

yeterlidir.

24. Aile yaşamının temel unsuru,

aile ilişkilerinin normal bir şekilde gelişebilmesi ve bu bağlamda aile

fertlerinin birlikte yaşama hakkıdır. Bu hakkın kapsamının ise aile yaşamına

saygı yükümlülüğünden ayrı düşünülmesi mümkün değildir.

25. Ebeveyn ile çocukların

birlikte yaşama istekleri aile yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olup, boşanma

veya ayrılık davaları kapsamında aile ilişkisine müdahalede bulunulmuş olması,

aile yaşamını ortadan kaldırmaz. Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının

anne ve babanın boşanmasının ardından da devam edeceği açık olup, anne babanın

ve çocuğun aile yaşamlarına saygı hakları, belirtilen durumlarda ailenin

yeniden birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz konusu

yükümlülük, yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına alınması

bağlamındaki uyuşmazlıklar açısından değil, ebeveyn veya diğer aile bireyleri

arasındaki velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar için de

geçerlidir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Berrehab/Hollanda, B.No. 10730/84, 21/6/1988,

§ 21; Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/ 2011,

§ § 56-57).

26. Aile yaşamına saygı hakkı

kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka

keyfi surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp, öncelikli olan bu negatif

yükümlülüğe ek olarak, aile yaşamına etkili bir biçimde saygının sağlanması

bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir. Söz konusu pozitif

yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da,

aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. X ve

Y/Hollanda, B.No. 8978/80, 26/3/1985, §

23).

27. AİHM de, önüne gelen birçok

davada, aile yaşamına saygının kamu makamlarına, ebeveynler ve çocuklarını bir

araya getirmek şeklinde pozitif bir görev yüklediğini ve bu durumun, ayrılığa

devletin değil ebeveynin yol açtığı durumlarda dahi geçerli olduğunu, bu

alandaki pozitif yükümlülüğün bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi aile

yaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış ve hem bireylerin

haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını, hem de

fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifade

etmektedir (Hokkanen/Filnadiya, B.

No. 19823/92, 23/9/1994, § 58; Glaser/Birleşik

Krallık, B. No. 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No. 35853/04, 12/12/2006, § 52).

28. Bununla birlikte, aile

yaşamına saygı hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin, hangi koşullarda

olumlu edimde bulunmayı gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz

konusu hak kapsamındaki ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de, özellikle pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda,

saygı kavramının çok kesin bir tanımının bulunmadığını ve taraf devletlerde

karşılaşılan durumlar ve izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkate

alındığında, bu kavramın gereklerinin olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini

kabul etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik

Krallık, B.No. 9214/80, 28/5/1985, § 67).

29. Anne-baba ve çocukların

birlikte yaşama hakkı aile hayatının esaslı bir unsuru olup, anne ve baba

arasındaki ilişkinin sona ermesi durumunda, hukuksal düzenlemelerden

kaynaklanan ve bu ilişkiyi kısıtlayan ya da engelleyen tedbirler, aile hayatına

saygı hakkına bir müdahale oluşturur (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hoppe/Almanya, B. No: 28422/95, 5/12/2002, §

44; Johansen/Norveç, B. No. 17383/90, 7/8/1996, § 52; Elsholz/Almanya, B.No.

25735/94 13/7/2000, § 43). Somut başvuru açısından, boşanma davası neticesinde

velayet hakkı tanınmayan başvurucuya sınırlı görüşme hakkı tanınması ve kişisel

ilişki konusundaki kısıtlamaların, başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir

müdahale oluşturduğu açıktır.

30. Anayasa’nın 20. maddesinde,

bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım sınırlama

sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş

olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmakta,

ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu

hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasanın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Ekşi, B. No. 2013/2187,

19/12/2013, § 33).

31. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

32. Belirtilen Anayasa hükmü,

hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip

olup, Anayasada yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından

hangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya

koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının

bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu

olduğundan, belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı

olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen

hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Ekşi, B. No. 2013/2187,

19/12/2013, § 35).

33. Hak ve özgürlüklerin yasayla

sınırlanması ölçütü anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da

özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus,

müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir

temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim

Akat Ekşi, B. No. 2013/2187, 19/12/2013, § 36).

34. Boşanma davaları bağlamında

velayet ve kişisel ilişkinin tesisine ilişkin olarak, 4721 sayılı Kanun’un 182.

maddesinde ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş olup, başvurucunun aile

yaşamının uygulamada ve etkili bir şekilde korunmasını güvence altına alan

yasal bir çerçevenin mevcut olduğu ve velayet hakkı ile kişisel ilişki tesisine

dair somut başvuruya konu uygulamanın, belirtilen hüküm temelinde yürütüldüğü

anlaşılmaktadır.

35. Somut olayda uygulama alanı

bulan 4721 sayılı Kanun’un 182. maddesinde, velâyetin kullanılması kendisine

verilmeyen eşin, çocuk ile kişisel ilişkisi düzenlenirken, çocuğun özellikle

sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararlarının esas tutulacağı açıkça

belirtilmiş olup, velayet ile kişisel ilişkiye ilişkin düzenlemeler kapsamında

alınan tedbirlerin, çocuğun eğitimi, sağlığı ve ahlakı ile, çocuk ve ebeveynin

hak ve özgürlüklerini koruma şeklindeki meşru temellere dayandığı

anlaşılmaktadır.

36. Ancak belirtilen meşru

temellere rağmen, bireyin temel haklarına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle

güdülen meşru amaç arasında bir orantı bulunması zorunludur. Anayasa’nın 13.

maddesinde, bu orantının değerlendirilmesi noktasında nazara alınmak üzere, demokratik

toplumda gereklilik, hakkın özü ve ölçülülük unsurlarına riayet edilmesi

şeklinde üç ayrı güvence ölçütüne daha yer verilmiştir.

37. Çağdaş demokrasiler, temel

hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde

kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamaların demokratik

toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk

devletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde

yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran

bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların

yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen

kanun yolları gibi unsurların tamamı demokratik toplum düzeni kavramı içinde

değerlendirilmelidir (Serap Tortuk, B. No. 2013/9660, 21/1/2015, § 46).

38. Hakkın özü, dokunulduğunda

söz konusu temel hak ve özgürlüğü anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte

olup, bu yönüyle her temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan

güvencesi sağlamaktadır. Bu çerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde

güçleştiren, hakkı kullanılamaz hale getiren veya ortadan kaldıran

sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul edilmelidir. Aile hayatına saygı

hakkı bağlamında da, bu hakkın ortadan kaldırılması,

kullanılamaz hale getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede

güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği

açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da, temel hak ve

özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa

Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın

sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik,

sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına

işaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile

sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini deyimleyen

orantılılık unsurlarını içermektedir (Serap Tortuk, B. No. 2013/9660, 21/1/2015, § 47; AYM,

E.2012/100, K.2013/84, K.T. 4/7/2013).

39. Anayasa’nın 13. maddesi

vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, aile hayatına saygı hakkının

sınırlandırılmasında da göz önünde bulundurulmalıdır. Aile hayatına saygı

hakkının sınırlanması mümkün olmakla beraber, sınırlamada öngörülen meşru amaç

ile, sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırma ile

ulaşılabilecek yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı

arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir. Bu noktada,

belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti

için, müdahale teşkil ettiği ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddia

edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında, bireye düşen

fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması ve özellikle velayet ve

kişisel ilişki tesisine dair uyuşmazlıklar söz konusu olduğunda, ebeveyn ve

çocuğun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının

belirlenmesi gerekmektedir.

40. Başvuruya konu yargısal

uygulamanın yukarıda belirtilen meşru temellere dayandığı açık olmakla

birlikte, başvurucunun aile hayatına bir müdahale teşkil ettiği anlaşılan

sınırlamanın, belirtilen hakkın özüne dokunarak, onu anlamsız kılacak ölçüde

olmaması gerekmektedir.

41. Kamusal makamların izlenen

meşru amaçlar bağlamında bir hakkın sınırlandırılması sürecinde takdir yetkisi

bulunmakla birlikte, belirtilen takdir yetkisi, her bir vakıa özelinde ayrı bir

kapsama sahiptir. Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği

ve bunun birey bakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak, bu yetkinin

kapsamı daralmakta veya genişlemektedir.

42. Aile hayatına saygı hakkı

kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırları kesin

biçimde tanımlamak mümkün olmayıp, ilgili makamların, her iki yükümlülük

çerçevesinde de belirli bir takdir alanına sahip olduğu kabul edilmekle

birlikte, her iki yükümlülük kapsamında da benzer ilkelerin göz önünde

bulundurulması, özellikle, her iki durumda da kamusal makamlarca, olayın

bağlamı ve müdahalenin türüne göre, birey menfaatleri ile toplum menfaatleri ve

çocuk ile ebeveyn menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmesi gerekmektedir. Bu dengenin tesisinde niteliği gereği çocuğun

menfaatlerine özel bir önem verilmesi gerektiği açıktır (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, B. No. 19823/92, 23/9/1994, §

55; Hoppe/Almanya, B. No: 28422/95, 5/12/2002, §

49). Kamu makamları, söz konusu uyuşmazlıklarda, ebeveyn arasındaki işbirliğini kolaylaştıracak tedbirleri almakla yükümlü olup,

ebeveyn ile görüşmenin aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki menfaatleri

tehdit ettiği durumlarda, ilgili makamların görevi, söz konusu menfaatler

arasında gereken dengenin tesisi olacaktır. Bu dengenin kurulmasında ilgili

kamu makamları belirli bir takdir alanına sahip olmakla birlikte, burada önemli

olan husus, ilgili makamların ailenin yeniden bütünleşmesini kolaylaştırmak

için olayın özel şartlarının gerektirdiği her türlü tedbiri almış bulunup

bulunmadıklarıdır.

43. Şüphesiz çocuğun üstün

yararının ne olduğuna ilişkin tespit, bu tür davalarda dikkate alınması gereken

en önemli unsur olup, bu bağlamda ilgili taraflarla doğrudan temas halinde olan

yargısal organların, belirtilen hususun tespiti noktasında daha avantajlı konumda

olduğu açıktır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin görevi, derece mahkemelerinin

yerine geçerek koruma ve kişisel ilişki tesisine ilişkin davalarda, belirtilen

hususun bizzat tanzim ve tespiti olmayıp, ilgili Anayasal normlar bağlamında,

derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış olan takdir yetkileri çerçevesinde

hareket edip etmediklerinin denetlenmesidir.

44. Özellikle müdahalenin

ölçülülüğü noktasında, derece mahkemelerinin takdir yetkilerini makul ve

sağduyulu bir şekilde kullanıp kullanmadıkları hususunu değerlendirme durumunda

olan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen

gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını incelemek durumundadır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Johansen/Norveç,

B. No. 17383/90, 7/8/1996, § 64).

45. Derece mahkemelerinin,

takdirlerinin gerekçelerini, ilgili ebeveynin kanun yoluna müracaat imkanını da

etkili şekilde kullanabilmelerini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya

koymaları ve ulaşılan sonuçların yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar

gibi, yeterli ve objektif verilere dayandırılması gerekmektedir (Benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. Saviny/Ukrayna, B.No.

39948/06, 18/12/2008, § § 56-58; Gluhakovic/Hırvatistan,

B. No: 21188/09, 12/4/ 2011, § 62).

46. Derece mahkemelerinin,

kendisine velayet hakkı tanınmayan anne veya baba ile çocuk arasında kişisel

ilişki tesis ettiği durumlarda, kurulması öngörülen ilişkinin uygulanabilir ve

etkili olmasını temin edecek şekilde hareket etmesi zaruridir. Bu anlamda lehine

kişisel ilişki tesis edilen anne veya babanın çalışma saatlerinin veya görüşme

için uygun ortam tespitinin nazara alınmadığı kararların, aile hayatının

korunması noktasında etkisiz kalacağı açıktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/ 2011,

§ § 60-80).

47. AİHM de,

benzer başvurular açısından, ilgili müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli

olup olmadığının denetlenmesinde, müdahalenin haklılığını ortaya koymak üzere

ileri sürülen nedenlerin, Sözleşme’nin 8. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında

ilgili ve yeterli olup olmadığını nazara almaktadır (Hoppe/Almanya, B. No: 28422/95, 5/12/2002, § 48).

48. Başvuru konusu yargısal

sürecin değerlendirilmesinden, başvurucu ve eşi arasında devam eden boşanma

davası neticesinde, velayet hakkı anneye tanınan müşterek çocuk ile başvurucu

baba arasında kişisel ilişki tesisine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Mahkemenin karar gerekçesi incelendiğinde, çocuğun yaşı ve yargılama sürecinde alınan

uzman raporu göz önünde bulundurularak, çocuğun psikolojik ve sosyal gelişimi

açısından velayetinin anneye verilmesinin uygun olacağı kanaatine varıldığının

belirtildiği ve velayeti anneye verilen çocuk ile başvurucu baba arasında, ayrı

şehirlerde yaşamaları durumunda her yıl Temmuz ayının 1 ile 30. günleri

arasında, dini bayramların birinci günü saat 10.00'dan ikinci günü saat 10.00'a

kadar; aynı şehirde yaşamaları halinde ise her ayın ilk ve üçüncü Pazar günü

saat 08.00'den saat 21.00'e kadar ve dini bayramların birinci günü saat

10.00'dan ikinci günü saat 10.00'a kadar, müşterek çocuğun başvurucuya teslimi

suretiyle şahsi ilişki tesisine karar verildiği görülmektedir.

49. İlk Derece Mahkemesi

kararının, kişisel ilişki tesisi noktasındaki tespitinin yetersiz ve uygunsuz

olduğu belirtilerek temyiz edildiği ve temyiz dilekçesinde özellikle haftalık

görüşmeler için belirlenen gün ve saatlerin başvurucunun iş ve mesai durumu

itibarıyla uygun olmadığı belirtilerek, kişisel ilişkinin Pazar veya Pazartesi

günlerinde kurulması yönünde talepte bulunulduğu, ancak kararın, Yargıtay

tarafından müşterek çocuğun yaşı, bedeni ve fikri gelişimi dikkate alınarak

babayla uzun süreli ve yatılı kalmayacak şekilde kişisel ilişki düzenlenmesi

gerekirken yerel mahkeme kararındaki gibi düzenleme yapılmasının usul ve yasaya

aykırı olduğu ve gerekçeli kararın hüküm kısmındaki başvurucu ile müşterek

çocuk arasındaki kişisel ilişkinin, çocuğun her ayın birinci ve üçüncü

Cumartesi günleri 10.00 ve 17.00 saatleri arasında, dini bayramların ikinci

günü 10.00 ve 17.00 saatleri arasında davacı anneden alınarak başvurucu babaya

verilmesi şeklinde düzenlenmesi gerektiği belirtilerek, düzeltilerek onandığı

anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, Temmuz ayı içerisinde babanın yanında uzun

süreli ve yatılı olarak kalmak suretiyle tesis edilen kişisel ilişkinin uygun

olmadığına dair yukarıda belirtilen gerekçelere yer veren temyiz merciinin,

babanın çalışma gün ve saatlerinin nazara alınması suretiyle kişisel ilişki

tesisine dair talebi karşısında, haftalık ilişki gün ve saatlerinin

belirlenmesine ilişkin takdiri noktasında ayrıntıya yer vermediği gibi, İlk

Derece Mahkemesince Pazar günü olarak öngörülen ve başvurucu tarafından kısmen çalışma

programına uygun olduğu belirtilen kişisel ilişki gününün gerekçesi

belirtilmeksizin Cumartesi olarak tashih edildiği ve kararda, başvurucunun

mesleki durumu bağlamında ileri sürdüğü görüşme gün ve saatlerine ilişkin

talebinin neden göz önünde bulundurulmadığına dair bir açıklamada bulunulmadığı

görülmektedir.

50. Başvurucunun çalışma gün ve

saatlerine uygun olmayan kişisel ilişki tesisine ilişkin hükmün yetersiz ve

müşterek çocuk ile arasındaki manevi bağı koruma noktasında etkisiz kalacağı

yönündeki itirazlarının, kanun yolu mercii tarafından da karşılanmayarak İlk

Derece Mahkemesi hükmünün düzeltilerek onandığı, bu kapsamda özellikle İlk

Derece Mahkemesi kararında öngörülen görüşme gününde gerekçesi belirtilmeksizin

yapılan değişiklik nazara alındığında, kişisel ilişkiye ilişkin takdirin

gereklerinin Derece Mahkemesi kararlarında, somut verilerle bağlantı kurulmak

suretiyle yeterli şekilde ortaya konulmadığı görülmektedir.

51. Bu çerçevede çocuk ile

başvurucu arasında sınırlı kişisel ilişki tesisi ile ilgili kararlardaki

gerekçelerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olmadığı,

kurulması öngörülen kişisel ilişkinin uygulanabilir ve etkili olmasını temin

edecek şekilde hareket etme yükümlülüğü açısından etkisiz kaldığı, sonuç olarak

başvurucunun çocuğu ile kişisel ilişki kurma hakkının yerine getirilmesinde

kamusal makamlarca gereken çabanın gösterilmemiş olduğu anlaşılmaktadır.

52. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

53. Başvurucunun Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılarak, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmiş olmakla (§ 57), başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

54. Başvurucu, ihlalin tespiti

ile sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

55. Adalet Bakanlığı görüşünde,

ihlal sonuçlarının giderimine ilişkin görüş

bildirilmemiştir.

56. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

57. Mevcut başvuruda Anayasa’nın

20. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Diyarbakır

1. Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

58. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 20. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın Diyarbakır 1. Aile Mahkemesine gönderilmesine,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

7/5/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Murat ATILGAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9047, 7 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. V. Hüküm
  16. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9047
Tarih
7 Mayıs 2015

İlgili Kararlar

  • Arafat Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/4232)
  • Akün Gıda Maddeleri Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/6361)
  • Ramazan Genç Başvurusu (B. No: 2013/3185)
  • Nevriye Sağır ve Salim Sağır Başvurusu (B. No: 2014/6129)
  • Çağdaş Mühendislik Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3236)
  • Fatih Başar Başvurusu (B. No: 2014/15694)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.