İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Çevik Başvurusu (B. No: 2013/3245)

1. Başvurucu, adına vergi ve

Başvuru No2013/3245Tarih11 Aralık 2014Okuma20 dk · 3.924 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Murat Çevik Başvurusu

Karar tarihi
11 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/3245
R.G. Tarih-Sayı
12/5/2015-29353
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.924 kelime·20 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, adına vergi ve

vergi cezası salınması nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun

önünde eşitlik ilkesinin ve 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminata hükmedilmesini istemiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 10/5/2013 tarihinde

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 11/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 14/1/2014 tarihinde

yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte

yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 13/2/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 24/2/2014 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevap vermemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Edremit ilçesi

Akçay beldesi Naim Süleymanoğlu İlköğretim Okulu'nda bulunan kantini okul aile

birliğinden kiralayarak işletmektedir.

9. Başvurucunun, 2008 yılı 1,

2, 3, 5, 9, 10, 11 ve 12. vergilendirme dönemlerinde kira ödemesinden katma

değer vergisi (KDV) tevkifatı yapıp sorumlu sıfatıyla

beyanname vermediği Edremit Vergi Dairesi Müdürlüğünce tespit edilmiş ve

başvurucu takdir komisyonuna sevk edilmiştir.

10. Takdir komisyonu tarafından,

ödenen kira tutarı esas alınmak suretiyle matrah takdir edilmiş ve Müdürlükçe

yukarıda belirtilen vergilendirme dönemleri için bir kat vergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatı yapılmıştır.

11. Başvurucu tarafından

25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinin

(4) numaralı fıkrasının (d) bendine göre iktisadi işletmelere dâhil olmayan

gayrimenkullerin kiralanmasının KDV’den istisna edildiği, okul aile

birliklerinin tüzel kişiliğinin ve iktisadi işletme niteliğinin bulunmadığı

ileri sürülerek vergi ve cezanın kaldırılması istemiyle Balıkesir Vergi

Mahkemesinde dava açılmıştır.

12. Mahkeme, 17/4/2012 tarih ve

E.2011/910, K.2012/367 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Mahkeme kararının

ilgili kısmı şöyledir:

"...

..., Katma Değer

Vergisi Kanunu'nun 17/4-d bendinde, iktisadi işletmelere dâhil olmayan

gayrimenkullerin kiralanması işlemleri katma değer vergisinden istisna edilmiş

olup, davacının işletmekte olduğu kantinin bulunduğu yer olan okulun

mülkiyetinin Okul Aile Birliğine değil Hazineye ait olması ve yukarıda

belirtilen yönetmelik hükmünde kantin işletme hakkının okul aile birliğince

bizzat veya işletme hakkının kiralanması suretiyle kullanılabileceği

belirtildiğinden yapılan kira ödemelerinin gayrimenkul kira ödemesi olarak

nitelendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Nitekim Katma Değer

Vergisi Yasası’nın “verginin konusunu teşkil eden işlemler” başlıklı 1.

maddesinin 3-f bendinde yapılan atıf gereği Gelir Vergisi Kanunu’nun 70.

maddesi incelendiğinde gayrimenkullerin kiraya verilmesinin yanı sıra telif

hakkı, işletme hakkı gibi başka mal ve hakların kiraya verilmesi işleminin de

katma değer vergisine tabi tutulduğu, Katma Değer Vergisi Yasası’nın 17.

Maddesinin 4-d bendinde ise Gelir Vergisi Yasası’nın 70. maddesinde yer alan

mal ve haklardan sadece (iktisadi işletmeye dahil olmayan) gayrimenkullerin

kiralanması faaliyetinin istisnaya tabi tutulduğu, 70. maddedeki gayrimenkul

dışındaki diğer mal ve hakların kiralanması faaliyetinin ise iktisadi işletmeye

dahil olsun veya olmasın katma değer vergisine tabi olduğu, anlaşıldığından,

her ne kadar davacı tarafından okul aile birliklerinin iktisadi işletme

niteliğinde olmadığı ve bu nedenle iktisadi işletmeye dahil olmayan işletme

hakkının kiraya verilmesi işleminin istisna kapsamında olduğu iddia edilmekte

ise de yukarıda belirtilen gerekçeler ile uyuşmazlıkta gayrimenkul kiralama

işlemi yerine işletme hakkı kiralama faaliyeti bulunduğundan ve işletme

hakkının kiralanması faaliyetinin katma değer vergisinden istisna edildiğine

ilişkin yasada istisna hükmü yer almadığından, okul aile birliğinin iktisadi

işletme niteliği bulunmasa dahi dava konusu yapılan işletme hakkı kira

ödemelerinden katma değer vergisi tevkifatı yapılması

gerektiği sonucuna ulaşılmıştır."

13. Başvurucu tarafından anılan

karara yapılan itiraz Bursa Bölge İdare Mahkemesinin 18/9/2012 tarih ve E.2012/2375,

K.2012/1921 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

14. Bu karara karşı yapılan

karar düzeltme talebi de aynı Mahkemenin 7/3/2013 tarih ve E.2012/3722,

K.2013/924 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

15. Karar başvurucu vekiline

11/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Anayasa Mahkemesine

10/5/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

17. Diğer yandan Müdürlüğün

17/1/2013 tarih ve 1827 sayılı başvurucuya gönderdiği yazıda, vadesi geldiği

halde ödenmeyen vergi borçları nedeniyle bir araca ve bir gayrimenkule haciz

konulduğu bildirilmiştir.

18. Müdürlüğün 18/1/2013 tarih

ve 2570 sayılı başvurucuya gönderdiği yazıda ise dava konusu yapılıp

2011/908-909-910-911-912 esaslarına kayıtlı dosyalarda görüşülen 2006-2007-2008-2009-2010

yıllarına ait işyeri kirası nedeniyle verilmesi gereken beyannamelerin

verilmemesi nedeniyle tarh edilen vergi ve cezalara ilişkin davaların Müdürlük

lehine sonuçlandığı, bu sebeple anılan yıllara ait vergi ve cezalar için

düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın ise Balıkesir Vergi Mahkemesinin

2012/711 sayılı esasına kayıt edildiği, borcun ödenmesi, açılan davaların

kazanılması veya haciz işlemi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilmesi

durumunda haczin kaldırılacağı bildirilmiştir.

19. Ödeme emrinin iptali

istemiyle Balıkesir Vergi Mahkemesinde görülen dava, Mahkemenin 26/3/2013 tarih

ve E.2012/711, K.2013/192 sayılı kararı ile reddedilmiş, karara karşı yapılan

temyiz başvurusu ise halen sonuçlanmamıştır.

B. İlgili Hukuk

20. 3065 sayılı Kanun’un 1.

maddesi şöyledir:

“Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine

tabidir:

…

f) Gelir

Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların

kiralanması işlemleri,

...”

21. Aynı Kanun’un 17. maddesinin

(4) numaralı bendi şöyledir:

“ Diğer İstisnalar:

…

d) İktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin

kiralanması işlemleri ile Sağlık Bakanlığına bağlı hastane, klinik, dispanser,

sanatoryum gibi kurum ve kuruluşların yapacağı Gelir Vergisi

Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması

işlemleri,

…”

22. 31/12/1960 tarihli ve 193

sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. maddesi şöyledir:

“Aşağıda yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya

kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar gayrimenkul

sermaye iradıdır:

…

3. Gayrimenkullerin, ayrı olarak kiraya verilen, mütemmim

cüzileri ve teferruatı ile bilümum tesisatı, demirbaş

eşyası ve döşemeleri;

4. Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar;

…

Tüccarlara ait olsa dahi, işletmeye dahil bulunmayan

gayrimenkullerle haklar hakkında bu bölümdeki hükümler uygulanır.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 11/12/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/5/2013 tarih ve 2013/3245

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, Maliye Bakanlığı

Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 8/10/2008 tarihli yazısında kantin kiralama

işlemlerinin katma değer vergisinden istisna edildiğinin valiliklere

bildirildiğini, emsal mahkeme kararlarında katma değer vergisi tarhiyatı

işlemlerinin iptal edildiğini, vergi ve vergi cezası borcu nedeniyle aracının

ve gayrimenkulünün haczedildiğini belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde

düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesinin ve 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminata hükmedilmesini istemiştir.

B. Değerlendirme

25. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucu,

eşitlik ilkesi ile birlikte mülkiyet hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüş

olup, başvurunun yalnızca mülkiyet hakkı yönünden incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

26. Başvurucu, adına vergi ve

vergi cezası salınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

27. Adalet Bakanlığı, başvurunun

kabul edilebilirliğine yönelik görüş belirtmemiştir.

28. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönden

29. Adalet Bakanlığı başvurunun

esasına ilişkin görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) görevinin,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) uyarınca taraf devletlerin AİHS’ten ileri gelen yükümlülüklerine riayet edip etmediklerini

gözetmekten ibaret olduğunu, AİHS’te güvence altına

alınan haklar ihlal edilmedikçe mahkemelerin yaptığı hataların AİHM tarafından

incelenmediğini, bu durumun kanun yolu incelemesinin konusuna girdiğini,

başvuru konusunun kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlardan olması

nedeniyle açıkça dayanaktan yoksun olup olmadığının değerlendirilmesi

gerektiğini bildirmiştir.

30. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve

miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu

yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının

kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

31. Mülkiyet hakkı, kişiye

başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak

koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerden yararlanma ve

tasarruf olanağı verir (AYM, E.2002/112, K.2003/133, K.T. 10/4/2003).

32. Mülkiyet hakkının

sınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın 35. maddesinin 13. maddeyle

birlikte değerlendirilmesinden doğan genel rejim yanında, Anayasa’nın başka

maddelerinde de mülkiyete ilişkin ek güvence ve sınırlama hükümlerine yer

verilmekle birlikte, bunlardan en önemlisi şüphesiz mülkiyeti bir hak olarak

tanımlayan 35. maddedir. Maddenin birinci fıkrasında genel olarak hak

tanınmakta; ikinci ve üçüncü fıkralarda ise sınırlama ve güvence ölçütleri

gösterilmektedir. Belirtilen hüküm uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı

amacıyla sınırlanabilecek ve bu sınırlama kanunla yapılabilecektir. Bu sınırlama

ve güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 13. maddesi ışığında yorumlanması gerekir.

Zira belirtilen Anayasa hükmü, hak

ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup,

Anayasada yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi

ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır (B.

No: 2013/1239, 20/3/2013, § 24).

33. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

34. Anayasa'nın “Vergi ödevi” kenar başlıklı 73. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

"Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler

kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır."

35. Anayasa’nın 13. maddesi

temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri tespit

ederken, vergi ödevine ilişkin 73. maddesi, vergi yoluyla mülkiyet hakkına

yapılacak müdahalelerin anayasal sınırlarına ilişkin özel hükümler

içermektedir. Bu durumda Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, başvuru konusu

somut olayın değerlendirilmesinde AİHS’in (1) No.lu

Protokol hükmü ve Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte Anayasa'nın 13. ve 73.

maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2013/6192,

12/11/2014, § 43).

36. Anayasa’nın gerek 35.

gerekse 13. maddesine göre, mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kanunla

düzenlenmesi gerekmektedir. Kanun dışında herhangi bir hukuk normu ile

getirilen sınırlama, sınırlamada kamu yararı olsa dahi, Anayasa’nın 35. ve 13.

maddelerine aykırılık teşkil edecektir. Zira belirtilen hükümlerin ifade tarzı,

mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların mutlaka şekli anlamda kanun ile

yapılması zorunluluğuna işaret etmektedir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır.

Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü anayasal temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasında vazgeçilmez bir unsur olup, bu koşulun

sağlanmaması durumunda diğer güvence ölçütlerinin değerlendirilmesinin bir

anlamı yoktur (B. No: 2013/1239, 20/3/2013, § 27).

37. AİHS Ek (1) No.lu

Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

38. Anayasa’nın 35. maddesinde

mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla

yapılması gerektiği ve yine Anayasa’nın 73. maddesinde vergi, resim, harç ve

benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya

kaldırılacağı hüküm altına alınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi

mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve

uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM,

yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak

istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş

ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§

66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını

öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma

sağlamaktadır.

39. Ayrıca, demokratik bir

toplumun temel ilkelerinden olan hukukun üstünlüğü AİHS’in

bütün maddeleri için geçerlidir. Bunun içindir ki, kamu yararının ortaya

çıkardığı talepler ile bireysel temel hakların korunması gerekliliği arasında

adil bir denge kurulup kurulmadığı sorunu hakkındaki kıyaslama, sadece

uyuşmazlık konusu müdahalenin hukuka uygun olması ve keyfi olmaması şartlarının

gerçekleşmesinden sonra yapılabilir (bkz. Iatridis/Yunanistan, B.No:

31107/96, 25/3/1999, § 58).

40. AİHS’in (1) No.lu Protokol’ün 1.

maddesinde ifade bulan ”kanun”

kavramı Sözleşme’nin diğer maddelerinde yer alan kavramla aynı anlamdadır (bkz.

Špaček s.r.o./Çek Cumhuriyeti,

B.No: 26449/95, 9/11/1999, § 54). Hukuka uygun olma

ilkesi iç hukukun uygulanabilir hükümlerinin yeterli ölçüde ulaşılabilir,

belirli ve öngörülebilir olduğunu varsayar (bkz. Beyeler/İtalya, B.No:

33202/96, 5/1/2000, § 109).

41. AİHM, ulusal mevzuatı

yorumlama görevinin ilk elde ulusal makamlara; bilhassa da mahkeme ve yüksek

mahkemelere düştüğünü (bkz. Brualla Gömez de la Torre/İspanya, B. No: 26737/95, 19/12/1997, §

31, Saez Maeso/İspanya,

B. No: 77837/01, 9/11/ 2004, § 22), kendi rolünün ise bu yorumların etkilerinin

AİHS’e uygun olup olmadığını tespit etmekten ibaret

olduğunu ifade etmektedir.

42. AİHM, iki ihtilaf hakkındaki

farklı uygulamaların, ihtilaf konusu olaylardaki koşulların farklılığı

nedeniyle haklı gösterilmesi durumunda, içtihat farklılığı olarak

değerlendirilemeyeceğini (bkz. Erol

Uçar/Türkiye, B. No: 12960/05, 29/9/2009), kendi bölgelerinde yetki

sahibi olan mahkemelerden oluşan bir hukuk düzeninde çelişkili kararlar

bulunması ihtimalinin doğal olduğunu ifade etmektedir (bkz. Santos Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04,

20/5/2008, § 41).

43. AİHM kararlarında, iç

hukuktaki farklı kararların, her ne kadar ilk bakışta benzer ihtilaflarla

ilgili gibi görünseler dahi bağımsız mahkemeler tarafından verilmiş olmaları

nedeniyle karşılaştıramayacağı belirtilmiştir (bkz. Gregörio de Andrade/Portekiz, B. No:

41537/02, 14 /11/2006, § 36).

44. Diğer taraftan, hukuki

güvenlik ilkesi, Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının

içinde zımnen mevcut bir ilkedir. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin

davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin

gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun düzenlediği alanda

belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde

öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak bir ölçüde olması

gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı

bir katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan

değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği,

yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık

formüllerdir (B. No: 2013/3063, 26/6/2014, § 41).

45. AİHM’e göre, öngörülebilirlik

kavramının kapsamı, kuralın anlamı, uygulanacak kişilerin sayısı ve statüsüne

bağlı olup, yasa kuralına yönelik olarak birden fazla yorumunun yapılabiliyor

olması tek başına kuralın AİHS’in aradığı anlamda “öngörülebilirlik” şartını karşılamada

başarısız olduğu anlamına gelmez. Mahkemelerin görevi, kuralın, günlük

yaşamdaki uygulamaları dikkate alarak, yoruma dair şüpheleri kesin olarak

ortadan kaldırmaktır (bkz. Gorzelik ve Diğerleri/Polonya, B. No: 44158/98,

17/2/2004, § 65). Yüksek mahkemelerin yasanın tutarlı bir şekilde

uygulanmasında güvence olması göz ardı edilemez (bkz. Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,

24/3/2009, §§ 29-30, Ştefănică ve Diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02,

2/11/2010, §§ 36-37).

46. AİHM, Sözleşme ile güvence

altına alınan hak ve yükümlülüklere halel getirmedikçe, iç hukuktaki mahkemeler

tarafından yapıldığı iddia edilen olay ve hukuk hatalarını incelemenin kendi

görevi olmadığını, kararlarında bir yerel mahkemenin şu veya bu şekilde karar

vermesine neden olan unsurlar hakkında değerlendirme yapma yetkisi

bulunmadığını, zira bunun kendisini üçüncü ya da dördüncü derece yargı organı

görmesi anlamına geleceğini ifade etmiştir (bkz. Kemmache/Fransa, B. No: 14992/89, 2/11/1993). Ancak, iç hukukun

yorum ve uygulamasının, Mahkemenin içtihatları ışığında yorumlanan sözleşme

ilkeleri ile uyumlu olup olmadığının değerlendirmesi için AİHM’in

lüzumlu olduğunu da belirtmektedir (bkz. Scordina/İtalya, B. No:36813/97, 26/3/2006, §§ 190 ve 191).

47. Anayasa’nın 2. maddesinde

yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre,

yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya

ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi,

hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi

somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını,

bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme

imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen

yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği,

kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete

güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu

zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (B. No: 2013/849, 15/4/2013,

§ 34).

48. Başvuru konusu olayda,

başvurucu benzer davalarda farklı kararlar verildiğini belirtmiş olup,

başvurucu tarafından dosyaya emsal olarak eklenen kararlar incelendiğinde,

mahkemeler arasındaki yorum farklarının; okul aile birliklerinin tüzel kişiliği

bulunmayan, amacı, okulun ihtiyaçlarının karşılanması, veli ve öğretmenler

arasında işbirliğinin sağlanması olan ve bulundukları okul bünyesinde faaliyet

gösteren birlikler olup olmadığı, okul ve kurumlardaki büfe, kantin gibi

yerlerin kiraya verilmesi durumunda bu birliklerin iktisadi işletme hüviyeti

kazanamayacağı ve okul kantininin kiraya verilmesi işleminin de iktisadi

işletmeye dâhil olmayan gayrimenkul kiralama kapsamında mı değerlendirileceği

yoksa okul aile birlikleri tarafından yapılan sözleşmenin işletme hakkının

devri mi olduğu meselesi ile ilgili olduğu görülmektedir. Bir başka anlatımla,

okul aile birliklerinin iktisadi işletme olmadığının kabul edilmesi ve okul

aile birlikleri tarafından 3. kişilerle gayrimenkul kira sözleşmesi

yapıldığının kabul edilmesi halinde, kiralanan yer KDV istisnasına tabi

olacaktır. Fakat okul aile birliği tarafından yapılan sözleşmenin işletme

hakkının devrine ilişkin olduğu kabul edildiğinde bu işlem KDV'nin konusuna

gireceğinden, tesis edilen işlemin yerinde olduğu kabul edilecektir.

49. Başvuruya konu İlk Derece

Mahkemesi kararında, okul aile birliği tarafından kantin işletme hakkının

kiralanmak suretiyle devri yapıldığından, başvuranın ödediği kira bedeli

üzerinden KDV hesaplayarak sorumlu sıfatıyla beyan etmesi gerektiği

belirtilerek dava reddedilmiş, Bölge İdare Mahkemesi tarafından da karar

onanmıştır.

50. Bunun yanında başvuruya konu

mahkeme kararından farklı olarak Danıştay Üçüncü ve Dördüncü Dairelerinin aynı

konuya ilişkin olarak verdiği aksi yönde kararlar mevcuttur.

51. Danıştay Üçüncü Dairesinin

8/11/2012 tarih ve E.2010/5179, K.2012/3579 sayılı kararıyla onadığı davaya

ilişkin temyiz başvurusunun istem özeti ve karar kısmı şöyledir:

“Davacı adına

ilköğretim okulu kantin işletme hakkını kiralaması karşılığı ödediği kira

tutarı üzerinden sorumlu sıfatıyla katma değer vergisi tevkif edip beyan etmesi

gerektiği yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2009/3, 4, 5,

6, 7, 8, 9, 10, 11'inci dönemleri için re'sen tarh

edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerinin

kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Adana 2. Vergi Mahkemesi 15.6.2010 gün

ve E:2010/201, K:2010/1197 sayılı kararıyla; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi

Kanununun 1'inci maddesinin birinci fıkrasının 1'inci bendi uyarınca, ticari,

sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim

ve hizmetlerin vergiye tabi olduğu, 3-f bendinde de, Gelir Vergisi Kanununun

70'inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemlerinin katma

değer vergisine tabi teslim ve hizmetler kapsamında sayıldığı, Kanunun 17'inci

maddesinin 4-d bendinde ise, iktisadi işletmelere dahil olmayan

gayrimenkullerin kiralanması işlemlerinin katma değer vergisinden istisna

olduğu hükmüne yer verildiği, mülkiyeti Hazineye ait olup Maliye Bakanlığı ile

Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan protokoller uyarınca Milli Eğitim

Bakanlığına tahsis edilmiş bulunan kantinlerin işletmesinin; Milli Eğitim Temel

Kanununa göre çıkarılan yönetmelik uyarınca okulun ihtiyaçlarının karşılanması,

veli ve öğretmenler arasında işbirliğinin sağlanması amacıyla kurulan ve

bulundukları okul bünyelerinde faaliyet gösteren okul aile birliklerine

bırakıldığı ancak, okul aile birliklerinin, kantinleri bizzat kendilerinin

işletmediği, ticari faaliyete konu mal alış ve satış işlemlerinde bulunmadığı,

sadece kendilerine tahsis edilen kantinlerin mülkiyetiyle birlikte işletme

hakkını üçüncü kişilere kiraya vererek kira geliri elde ettiklerinin

anlaşıldığı, okul aile birliklerinin yürütmekte oldukları işlev ve birliğin

amacı dikkate alındığında yapılan kiralama işleminin bu haliyle ticari kar

maksadıyla yapılan bir işletmecilik ve birliğin de iktisadi işletme olduğundan

söz edilemeyeceğinden kantin kiralama işlemi karşılığında yapılan ödemelerin

katma değer vergisine tabi olmadığı gerekçesiyle tarhiyatın kaldırılmasına

karar vermiştir. Davalı idare tarafından, okul aile birliklerinin gerçek usulde

vergi mükellefiyeti olmadığından katma değer vergisinin davacı tarafından

tevkif edilmesi gerektiği, ilgili sirkülerle de bu hususlara açıklık

getirildiği ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

…

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle

gerekçesi yukarıda açıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle

Dairemizce de uygun görülmüş olup temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri

sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda

bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına, 08.11.2012

tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

52. Ayrıca Danıştay Üçüncü

Dairesinin 8/11/2012 tarih ve E.2010/5184, K.2012/3580, 27/9/2013 tarih ve

E.2012/3891, K.2013/3732 ve 22/5/2014 tarih ve E.2013/3835, K.2014/2399 sayılı

kararları da aynı yöndedir.

53. Danıştay Dördüncü Dairesinin

21/5/2014 tarih ve E.2011/5777, K.2014/3669 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

“Öte yandan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi

Kanunu'nun 1'inci maddesinde, Türkiye'de ticari, sinai,

zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve

hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu; diğer faaliyetlerden doğan

teslim ve hizmetler arasında 3/f bendinde, Gelir Vergisi Kanununun 70'inci

maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemleri de sayılarak, bu

işlemlerin vergiye tabi olduğu yönünde düzenleme yapılmış; 19'uncu maddesinde

ise, diğer kanunlardaki vergi muaflık ve istisna hükümlerinin katma değer

vergisi bakımından geçersiz olacağı, getirilecek istisna ve muafiyet

hükümlerinin, bu Kanuna hüküm eklenmek veya bu Kanunda değişiklik yapmak

suretiyle düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, kantin işletmeciliği yapan davacının,

okul aile birliğinden kiraladığı kantin için aylık kira bedelleri üzerinden

sorumlu sıfatıyla ihtirazı kayıtla beyan ettiği katma değer vergisinin ve katma

değer vergisin mükellefiyetinin kaldırılması istemiyle açılan dava, Vergi

Mahkemesince, kiralama işleminin işletme hakkının kiralanması niteliğinde ve

katma değer vergisine tabi olduğu, bu vergiden dolayı davacının katma değer

vergisi mükellefi olması gerektiği gerekçesiyle reddedilmiştir.

Okul aile birliklerinin 1739 sayılı Kanunun

yukarıda yer verilen 16'ncı maddesinde belirtilen amacı ve yürütmekte oldukları

görev dikkate alındığında, bu faaliyetlerin okul aile birlikleri bakamından

ticari, sinai, zirai faaliyet ve serbest meslek

faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmet olarak değerlendirilmesi mümkün

olmadığından, okul aile birliklerinden kiralanan kantinler için kira tutarları

üzerinden sorumlu sıfatıyla katma değer vergisi hesaplanmasında ve katma değer

vergisi mükellefiyeti tesisi işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

54. Bunun yanında Danıştay

Dördüncü Dairesinin 20/11/2012 tarih ve E.2010/198, K.2012/6850, 3/6/2013 tarih

ve E.2011/3026, K.2013/4052, 24/9/2013 tarih ve E.2013/5193, K.2013/6195 sayılı

kararları da aynı yöndedir.

55. Ayrıca başvurucu tarafından

başvuru formuna eklenen kararlarda, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Eskişehir

Bölge İdare Mahkemesi, İzmir Bölge İdare Mahkemesi ve Sakarya Bölge İdare

Mahkemesinin de okul aile birliklerinden kiralanan kantinler için kira

tutarları üzerinden sorumlu sıfatıyla katma değer vergisi hesaplanmasının ve

katma değer vergisi mükellefiyeti tesis edilmesinin mevzuata aykırı olduğuna

dair kararlar verdikleri görülmüştür.

56. Görüldüğü üzere başvuruya

konu edilen yargı kararında, uyuşmazlığa ilişkin olay ve mevzuat

değerlendirmesi yapılırken aynı konuya ilişkin olarak Danıştay ilgili

dairelerinin istikrar kazanmış kararlarında ve yukarıda anılan bölge idare

mahkemeleri kararlarında yapılan mevzuat değerlendirmesi ve ulaşılan sonucun

aksi yönde bir sonuca ulaşılarak, okul aile birliklerinden yapılan kantin

kiralama işlerinin KDV’ye tabi olduğu yönünde karar verilmiş, davanın parasal

değeri uyarınca karar bölge idare mahkemesine itiraz yoluyla taşınmış ve itiraz

başvurusu da reddedilmiştir.

57. Bu durumda, başvurucunun,

okul aile birliğinden kantin kiralaması işlemi nedeniyle KDV tarhiyatı

yapılması üzerine tarhiyatın kaldırılması istemiyle açtığı davada “öngörülebilen” husus, vergi yargılamasının

da dâhil olduğu idari yargı düzeninde yüksek mahkeme olan ve kararları ülke

çapında tüm idari yargı makamlarınca dikkate alınması gereken Danıştayın KDV’den kaynaklı uyuşmazlıkları çözmekle görevli

dairelerinin konu hakkında verdiği kararlardan hareketle okul aile

birliklerinden kiralanan kantinler için kira tutarları üzerinden sorumlu

sıfatıyla KDV hesaplanmasının ve KDV mükellefiyeti tesis edilmesinin mevzuata

aykırı olduğu şeklinde karar verileceğidir. Ancak Balıkesir Vergi Mahkemesi,

olaya uygulanan mevzuatın yorumlanmasında, Danıştay ilgili dairelerinin

yerleşik kararları ve diğer bölge idare mahkemeleri kararlarından farklı ve “öngörülemez” nitelikte bir değerlendirme

yaparak, davayı reddetmiştir.

58. Bunun yanında başvurucunun

dava açarken (hukuki yardımdan yararlansa bile) kendisine Danıştay Dairelerinin

ilgili kurallardan çıkardıkları sonuçtan farklı bir şekilde muamele edileceğini

beklemesini gerektiren bir durum da bulunmamaktadır.

59. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu hakkında yapılan yargılama sırasında hukuk kurallarının yorum ve

uygulanmasının “öngörülemez”

nitelikte olması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

60. Başvurucu, maddi ve manevi

zararların tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

61. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde

karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

62. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine ve

yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olduğundan, bu aşamada tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

63. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

B. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın Balıkesir Vergi Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

C. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 11/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Murat ÇEVİK Vekili : Av. Gökçe GARİPCAN OCAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3245, 11 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. V. Hüküm
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3245
Tarih
11 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Ferit Çelik Başvurusu (B. No: 2012/1220)
  • Bayram Demirbilek Başvurusu (B. No: 2014/1125)
  • Tanju Taş Başvurusu (B. No: 2014/9052)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2012/928
  • Seyfi Yayla ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/829)
  • Ali Kederli Başvurusu (B. No: 2014/16355)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.