İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Durmaz Başvurusu (B. No: 2016/69011)

1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında

Başvuru No2016/69011Tarih17 Temmuz 2018Okuma28 dk · 5.503 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Durmaz Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2018
Başvuru Numarası
2016/69011
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.503 kelime·28 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında

uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında usul ve

yasaya uygun olmayan şekilde ifade alınarak hukuka aykırı delil elde edilmesi,

gözaltında avukatla görüşmenin engellenmesi ve ceza infaz kurumunda avukatla

yapılan görüşmelerin sınırlandırılarak kayda alınması ile soruşturma

makamlarınca verilen koruma tedbiri kararlarında sadece ismin bulunmasına

dayalı olarak başka herhangi bir araştırma yapılmadan tutuklama kararı

verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının; ifade verme aşamasında yorma

fiiline maruz bırakılma nedeniyle kötü muamele yasağının; dinî bir grupla

bağlantılı olma iddiasına dayalı olarak terör örgütü üyesi olma isnadıyla

karşılaşılma nedeniyle de eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/10/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

6. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

7. FETÖ/PDY'nin ulusal güvenlik

üzerinde oluşturduğu tehdit; darbe girişimi öncesinde idari organların karar,

açıklama ve uygulamalarına da konu olmuştur. Bu bağlamda devlet yetkilileri

sürekli olarak anılan yapılanmanın ülke güvenliği için bir tehdit olduğuna dair

açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu değerlendirmeler Millî Güvenlik Kurulu (MGK)

kararlarında da ifade edilmiştir. MGK, söz konusu yapılanmayı 2014 yılı

başından itibaren sırasıyla halkımızın

huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında

illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden

paralel devlet yapılanması ve bir terör

örgütü olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri

basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014

yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla

yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise 8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY'yi mevcut terör örgütleri listesine dâhil etmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 33).

8. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

9. Bu kapsamda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İzmir'de

bulunan Katip Çelebi Üniversitesindeki FETÖ/PDY

örgütlenmesine ilişkin olarak Üniversitede mühendis ünvanıyla

görev yapan başvurucunun da aralarında bulunduğu şüpheliler hakkında soruşturma

başlatılmıştır.

10. Öte yandan İzmir Katip Çelebi

Üniversitesi Rektörlüğünce başlatılan disiplin soruşturması sonucunda

başvurucu, 27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile

Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Olağanüstü Hal

Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) hükümlerine istinaden kamu görevinden

çıkarılmıştır.

11. Başvurucu, soruşturma işlemleri kapsamında 12/8/2016

tarihinde gözaltına alınmış ve 17/8/2016 tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü Mali

Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde

özetle 2011 yılında İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon

Daire Başkanlığına atandığını, daha sonra Personel Daire Başkanlığında

görevlendirildiğini, görev yaptığı dönemde tek başına atama yapma yetkisi ve

inisiyatifi olmadığını, mevzuatın öngördüğü şekilde işlemler yaptığını, bu

konuda yasa dışı olarak kimseden emir ve talimat almadığını, tanık beyanlarının

asılsız olduğunu, çocuğunun Özel Yamanlar Zübeyde Hanım İlköğretim Okulunda

2014 yılında anaokulunu, 2015-2016 eğitim öğretim yılında da 1. sınıfı

okuduğunu, okula kayıt esnasında sadece Bank Asya ile anlaşmalı oldukları ve

ödemelerin Bank Asya aracılığı ile yapıldığının tarafına bildirildiğini, bu

nedenle Bank Asyada adına hesap açıldığını ve sadece

okul ücretlerini aylık olarak bu hesaba yatırdığını, 15/7/2016 darbe girişiminden

sonra Özel Yamanlar Zübeyde Hanım İlköğretim Okuluna kayyum atandığını, bunun

üzerine çocuğunu başka bir okula kaydettirdiğini ifade ederek ismi geçen okulun

FETÖ ile bağlantılı olması konusunda hiçbir bilgisinin olmadığını belirtmiştir.

12. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan

tutuklanması istemiyle başvurucuyu İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir.

13. Başvurucunun 22/8/2016 tarihli sorgu sırasındaki ifadesi

şöyledir:

"...Ben bu konuda emniyette ifade

vermiştim o ifadem doğrudur, aynen tekrar ederim, öncelikle asılsız iftiradan

ibaret bu iddiaları kabul etmiyorum, bu kişiler hakkında yasal yollara

başvuracağım. Ataması yapılacak kişileri dışarıdan birilerine danıştığım hususudoğru değildir. Alımları rektörlük yapmaktadır. Ben

karar merci değilim. Ben dürüst bir şekilde hakkı ile yerine getiren biriyim.

Bu kişiler bana cephe almışlardır. Bunun başka bir açıklaması yoktur. H.K. ile

halef selef ilişkimiz olduğundan bu kişinin de bana husumeti vardır. Bana

beyanlarını okuduğunuz kişilerin çoğu idari personeldir. Bu kişiler tamamen

olumsuz çalışmalar yapmaktadır. Ben evimde toplantı düzenlemedim bu iddiayı da

kabul etmiyorum. Yine Cumhurbaşkanına hakaret etmem de söz konusu değildir. Ben

darbeyi lanetleyen ifadeleri sosyal medya aracılığı ile de paylaştım. Benim

eşim çocukluğundan beri menzilin sohbetlerine ara ara katılan biridir. Bu son

dönemde olan bir olay değildir, bu ailesinden ileri gelen bir durumdur. Bu

kesinlikle iddia edildiği gibi saklanmak maksadıyla değildir. M.D. zamanında

rektör danışmanlığı yapan bir kişidir kesinlikle aramızda ast üst ilişkisi

yoktur ben rektörlükten aldığım emirleri yerine getiren bir kişiyim. 17-25

aralık sürecinden sonra görevden alınmadım 30 Eylül 2014 yılında rektörlük

seçiminden iki ay önce görevi bırakmak zorunda kaldım. Rektörümüz bana üzerimde

bir baskı var senin bu görevden ayrılmak gerekiyor deyince ben görevimden

ayrılmak durumunda kaldım. Onun üzerinde personel daire başkanlığının başka

biri getirileceğinden bahisle siyasi baskı olduğu söylenince ben de kabul

ettim. T. ile bizim personel daire başkanlığım döneminde ilişkilerimiz iyi

değildi. Hatta rektörlüğe yansıyan sorunlarımız olmuştu ama bunlar tamamen iş

ile alakalı idi. Ben kimseyi işe aldırabilecek merci konumunda değildim.

Tamamen teknik süreci yöneten biriyim. M.Y. denilen kişi yönetici durumunda

görevine devam eden kişidir. Ben yeni personelleri ziyarete gidiyormuşum bu da

kesinlikle doğru değildir. İfade veren kişiler tamamen komplo düzenleyen

beyanlardan ibarettir ve belli kişilerdir. Ellerinde hiçbir delil yokken iftira

niteliğinde olan beyanlardır. Ben çok yoğun çalışan birisiyim. Çocuğum Yamanlar

da okudu ama ben bunların fetö ile ilişkili olduğunu

bilmiyordum. Ben fetö ile ilişkili olduğunu anlayınca

çocuğumu okullarından aldım. Kredi işlemlerimi de bankalarından yapmadım. Atılı

suçlamayı kabul etmiyorum, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmak

istiyorum..."

14. İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğince 22/8/2016 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanmasına

karar verilmiştir.

15. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheliler Mustafa Durmaz... ve R.S.nin silahlı terör örgütü kurma veya yönetme (TCK.nın 314/1maddesi) suçunu, şüpheliler ... ve M.Ç.nin ise silahlı terör örgütüne üye olma (TCK.nın 314/2 maddesi) suçunu işlediklerine dair kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren tanık ifadeleri, örgüt mensuplarının birlikte

hareket ettiklerini gösterir tanık beyanları, bylock

programına yönelik tespitler, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk

Müşavirliğinin soruşturma raporları, Bank Asya hesap hareketleri, kullanmış

oldukları bilgisayarların formatlanması somut deliller niteliğinde olduğu,

atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,ülkenin

yaşamakta olduğu olağanüstü durum nedeniyle emniyet güçleri tarafından

düzenlenen ve yan deliller ile desteklenen istihbari

rapora itibar edilmesi gerektiği, ülkenin içinde bulunduğu yakın tehlike nedeniyle

bu şüphelilerin tedbiren tutuklama için yeterli

olduğu, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olduğu, şüphelilere isnat

edilen suçun alt ve üst hadleri, atılı suçlarınCMK'nın

100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, atılı suça nazaran tutuklama

tedbirinin ölçülü bulunması ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı

dikkate alındığından şüphelilerin ayrı ayrı CMK'nın

100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmasına ... [karar

verildi.]"

16. Başvurucu 29/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. İzmir 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 7/9/2016 tarihinde "şüpheliler

...Mustafa Durmaz ve S.A. hakkında adli muayene raporları, tutanaklar,

şüpheliler Mustafa Durmaz ve S.A.nın beyanları, örgüt

mensuplarının birlikte hareket ettiklerini gösterir tanık beyanları, bylock programına yönelik tespitler, Bank Asya hesap

hareketleri, ülkenin yaşamakta olduğu olağanüstü durum nedeniyle emniyet

güçleri tarafından düzenlenen ve yan delillerle desteklenen istihbari

rapor, şüphelilere isnat edilen 'Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme,

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme'

suçunu işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut

deliller niteliğinde olduğu, şüphelilere isnad edilen

Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma,

Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme suçunun CMK'nın

100/3 maddesindeki tutuklama nedeninin varsayıldığı katalog suçlardan olduğu,

şüphelilere isnad edilen suçun niteliği dikkate

alındığında, şüphelilere tutuklama kararı verilmesinin kamu düzeninin

sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önüne geçilmesi için de gerekli olduğu,

şüphelilerin bu aşamada serbest bırakılması halinde şüphelilerin kaçacağı hususunda

şüphe oluştuğu, esasen Anayasanın 90. maddesi uyarınca ülkemiz için de

bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesi ve bu maddenin

yorumuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutukluluk tedbiri konusundaki

yerleşik karar ve gerekçelerinde, kişilerin kaçma riskinin bulunması, kamu

düzeninin sağlanması ve yeni bir suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla tutukluluk

tedbirinin uygulanabileceğinin belirtilmiş olduğu, iş bu soruşturma dosyasında

da AİHM'nin belirttiği bu kriter ve ölçütlerin mevcut olduğu, tüm bu hususlar

birlikte değerlendirildiğinde tutuklamanın ölçülü olduğu ve tutuklamadan

beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacak olması dikkate

alınarak 5271 Sayılı Yasanın değişik 100 - 101. Maddesine göre tutuklanmasına ilişkin

Hakimlik kararında usule ve yasaya aykırılık olmadığı" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

17. Başvurucu, anılan kararı 29/9/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

18. Başvurucu 27/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 12/12/2016 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

kamu davası açılmıştır. İddianamede, başvurucu dışında yirmi sekiz şüpheli

hakkında da benzer suçlardan cezalandırma talebinde bulunulmuştur.

20. İddianamede FETÖ/PDY'nin

kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle

kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve

hangi tür hukuka aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise

örgütün Üniversite yapılanmasına ilişkin unsurlara yer verilmiştir.

21. İddianame ve diğer soruşturma evrakında başvurucunun gerek

organik olarak gerekse örgütsel eylemleri bakımından FETÖ/PDY terör örgütü

hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan

olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun Katip Çelebi

Üniversitesindeki FETÖ/PDY örgütlenmesinin içinde bulunduğu ileri

sürülmektedir. Bu kapsamda aynı Üniversitede görevli olduğu belirlenen

tanıkların alınan ifadelerine göre;

-Tanık H.O. başvurucunun Paralel Yapılanma içinde çok aktif

olduğunu, Üniversiteye personel alımlarında her türlü usulsüzlüğü yapmış

olduğunu, yapının abi olarak

adlandırılan sorumlularının sözünden asla dışarı çıkamayacak kadar bağlısı

olduğunu,

-Tanık H.K. ve L.G. başvurucunun Üniversitede personel

stratejisinin belirlenmesi ve akademik ilanların düzenlenmesinde FETÖ/PDY

yapılanması lehine hareket eden en etkili kişilerden biri olduğunu

duyduklarını,

-Tanık A.S. başvurucunun Üniversite içinde personel alımında

FETÖ/PDY terör örgütüne bağlı kişileri işe aldığını ve bu kişileri kurum içinde

iyi yerlere yerleştirdiğini öğrendiğini,

-Tanık B.M. Üniversitede düzenlenen sınavlarda A.H.Y. ve Şube

Müdürü H.Ö. tarafından FETÖ/PDY örgütlenmesine yakın kişilere görev

verildiğini, H.Ö. adlı kişi ile başvurucunun içinde yer aldığı bir ekibin yeni

gelen memurları ziyaret ettiğini ve kendilerine göre mensup oldukları

yapılanmaya uygun mu, değil mi diye kontrol ettiklerini, uygun gördükleri veya

kullanabileceklerini düşündükleri kişilerle iletişimi sürdürdüklerini,

diğerlerini ise dışladıklarını,

-Tanık A.C. başvurucunun baskılarıyla görevinden alındığını

ifade ederek başvurucunun Üniversitedeki atama işlemlerini bir yerlere

sorduktan sonragerçekleştirdiğini, başvurucunun M.Y.

adlı kişiyi bizzat Üniversiteye getirip yerleştirdiğini ve yapacağı her şeyi

rektörden önce FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla hakkında kovuşturma yürütülen

M.D. isimli şahıs ile görüştükten sonra yaptığını beyan etmiştir.

ii. Öte yandan başvurucu hakkında Katip

Çelebi Üniversitesi Rektörlüğünce yapılan disiplin soruşturması sonucunda verilen

ve iddianamede deliller arasında sayılan kararda, başvurucunun evinde

haklarında FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla kovuşturma yürütülen kişilerin de

katıldığı sohbet toplantılarının düzenlendiğinin tanık beyanlarında

belirtildiği tespit edilmiştir.

iii. Başvurucunun çocuğunu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu

gerekçesiyle 23/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan

Tedbirlere İlişkin KHK kapsamında kapatılan Özel Yamanlar Zübeyde Hanım

İlköğretim Okuluna gönderdiği, 2014 yılında ana sınıfını, 2015-2016

eğitim-öğretim yılında ise birinci sınıfı adı geçen okulda okuyan çocuğun

kaydının 20/7/2016 tarihinde başka bir okula alındığı ileri sürülmüştür.

iv. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin finans

kuruluşu olduğu belirtilen Bank Asyada hesabının bulunduğu

ve Mayıs 2014-Mart 2016 tarihleri arasında hesap hareketliliğinin olduğu ileri

sürülmüştür. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin amacını

gerçekleştirmek için mali kaynağa ihtiyaç duyduğu, bunun himmet, bağış gibi

adlarla halktan veya örgüt mensuplarından toplanan paralarla temin edildiği,

bununla birlikte örgütün suçtan elde ettiği gelirleri aklama yöntemiyle Banka Asyanın araç olarak kullanıldığı, bankanın örgüt lideri Fetullah Gülen tarafından yönetildiği husususun Mali

Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu

(BDDK) raporları ile tespit edildiği, elindeki mali gücünü ve kendisini bu güce

ulaştıran kaynakları kaybetmek istemeyen örgütün anılan Bankanın desteklenmesi

yolunda çağrılar yaptığı, bu amaçla Fetullah Gülen'in internet ortamında yayımlanan bir

konuşmasında Bankanın likitide (nakit para) durumunun

artırılması için örgüt üyelerinin ve bu kişilerin çevresindeki şahısların

Bankaya yönlendirilmesi konusunda açık bir talimat verdiği, bu talimata

istinaden örgütün yayın organları vasıtasıyla şahısların Bankaya

yönlendirilmesi konusunda açıkça propagandaların yapıldığı, özellikle 2013 yılı

Aralık ayından itibaren 2014 yılı da dâhil olmak üzere Banka üzerinden olağan

bankacılık faaliyetleri ile bağdaşmayacak nitelikte para yatırma, hesap

açtırma, bireysel emeklilik başvurusu, katılım hesabı açma, kredi kartı

kullanımı gibi bankacılık işlemlerinde artışların meydana geldiği, bu durumun

örgüt liderinin çağrısına istinaden örgüt üyeleri tarafından mali destek

sağlamak amacıyla yapıldığı ve bu şekilde örgüte fon sağlandığı belirtilmiştir.

22. İddianamede başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilere

yöneltilen eylemlere ilişkin olarak yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili

bölümü şöyledir:

"...17-25 Aralık 2013 tarihlerinde emniyet

ve yargıdaki üyelerini kullanarak hükümeti devirmeye yönelik eylemlerini

gerçekleştiren örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki üyeleri vasıtasıyla

15/07/2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunarak silahlı eylem

gerçekleştirdikleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet, Yargı içinde

yapılaşabilmek amacıyla üniversiteleri kullandıkları, üniversiteler içinde

örgütlenmeye çok önem verdikleri, üniversiteler içinde gelişip yaygınlaşarak

ülkeyi yöneten kadrolarda hakimiyet sağlamaya çalıştıkları anlaşılmıştır. Tüm

şüphelilerin FETÖ/PDY Terör Örgütü üyesi olduklarına dair yukarıda ayrıntılı

olarak belirtildiği şekilde tanık beyanları, bylock

kayıtları, banka kayıtları, hesap özetleri, dernek kayıtları, İzmir Katip

Çelebi Üniversitesi Rektörlüğü soruşturma kurullarının topladığı kanıtlar ve

ifadeler ile soruşturma raporları, arama tutanakları, açık internet

kaynaklarından elde edilen ses kayıtları ve dosyada mevcut diğer kanıtlardan,

yukarıda kuruluşu, yapısı ve örgütlenmesi açıkça anlatılan FETÖ /PDY Terör Örgütünün

üyesi olduklarıanlaşıldığından; Tüm şüphelilerin

üzerlerine atılı "FETÖ / PDY Terör Örgütü Üyesi Olmak" suçundan

yargılamalarının yapılarak, yukarıda yazılı uygulanması istenen yasa maddeleri

uyarınca her şüphelinin ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi; Kamu

adına iddia ve talep olunur."

23. İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederek

E.2016/51 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşamasına başlamış ve 21/12/2016

tarihinde yapılan tensip incelemesi ile başvurucunun tutukluluğunun devamına

karar vermiştir.

24. Başvurucu; yargılama aşamasındaki savunmasında özetle

hakkındaki tanık beyanlarının kişisel husumet ve kurum içi mesleki rekabete

dayalı olarak verildiğini, evinde toplantı düzenlemediğini, çocuğunu gönderdiği

okulun herhangi bir terör örgütüyle bağlantısının olduğunu bilmediğini, bu okul

hakkında sadece internet üzerinden araştırma yaptığını ve sınavlardaki

başarısının iyi olduğunu gözlemleyince kayıt işlemini yaptırdığını, terör

örgütüyle bağlantısının bulunduğu ve kapatılacağı duyumları alması üzerine

çocuğunu başka okula kaydettirdiğini, okula ödemiş olduğu 12.000 TL’lik parayı

da bu nedenle geri alamadığını, okula kayıt esnasında sadece Bank Asya ile

anlaşmalı oldukları ve ödemelerin Bank Asya aracılığı ile yapıldığının tarafına

bildirildiğini, sözleşmeye istinaden zorunlu olarak Bank Asyada

adına hesap açıldığını, sadece okul ücretlerini aylık olarak bu hesaba

yatırdığını, başka bir amaçla bu hesabı kullanmadığını, 2014-2015 eğitim

yılında ana sınıfı için 2015-2016 eğitim yılında da birinci sınıf için hesaba

para yatırdığını, alınan bilirkişi raporunun da tüm bu durumu teyit ettiğini

ifade etmiştir.

25. Başvurucu, İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/12/2017

tarihinde yaptığı duruşmada tahliye edilmiş olup hakkında açılan dava, bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her

hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde

tazminat isteminde bulunulabilir.

(2)

İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır

ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir

ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara

bağlanır."

28. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

29. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın

içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak

suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

30. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltı

Tedbirlerinin Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu, suçun işlendiğine dair makul şüphe bulunmamasına

rağmen yakalandığını ve gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

33. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B.

No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

34. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası

açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna

varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

35. Somut olayda yakalama ve gözaltı sürecinden sonra tutuklanan

başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin

iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe

bulunmamasına ve tutuklamanın hukuki şartları oluşmamasına rağmen

tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini, ayrıca arama, yakalama, gözaltı ve el koyma kararlarında bulunan ek

listelerde sadece isminin bulunmasına dayalı olarak başka herhangi bir

araştırma yapılmadan verilen bu kararın masumiyet karinesine aykırı olduğunu

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

38. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

39. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

40. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki

iddiaları, Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı kapsamında incelenecektir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

42. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

43. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

44. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

45. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53-54).

46. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

47. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

48. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

49. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

50. Başvurucu, İzmir 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/8/2016 tarihli

kararıyla tutuklanmıştır.

51. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün ardındaki örgüt olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

İzmir'de bulunan Katip Çelebi Üniversitesindeki

yapılanması içinde yer aldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma (bkz. § 9)

kapsamında silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz. § 28). Dolayısıyla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

52. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin bulunup bulunmadığının

değerlendirilmesi gerekir.

53. Başvurucu hakkında verilen tutuklama ve tutukluluğa itirazın

reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak tanık ifadelerine,

başvurucunun Bank Asya hesabındaki işlem hareketliliğine ve içeriğinde

başvurucunun çocuğunun FETÖ/PDY ile iltisaklı bir okulda okuduğuna dair tespit

ile başvurucunun evinde haklarında FETÖ/PDY üyesi oldukları iddiasıyla

kovuşturma yürütülen kişilerin katıldığı sohbet toplantılarının düzenlendiği

bilgisinin de yer aldığı disiplin soruşturması raporuna dayanıldığı

görülmektedir (bkz. §§ 15, 16).

54. Başvurucunun Bank Asya hesabındaki işlem hareketliliğine

yönelik açıklamaları (bkz. § 24) kapsamında yapılan incelemede konuya dair

İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesine bilirkişi raporu sunulduğu ve raporda hesap

hareketlerinin okul taksiti ödemelerinden oluştuğunun belirtildiği tespit

edilmiştir.

55. Somut olayda, başvurucunun Katip Çelebi Üniversitesindeki

FETÖ/PDY yapılanması içinde yer aldığına yönelik birbiriyle uyumluluk arz eden

tanık beyanları (bkz. § 21) ve haklarında FETÖ/PDY üyesi oldukları iddiasıyla

kovuşturma yürütülen kişilerin de katıldığı sohbet toplantılarının başvurucunun

evinde düzenlendiğine yönelik tespit birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun

tutuklanması yönünden kuvvetli suç şüphesinin bulunduğuna dair İzmir 7. Sulh

Ceza Hâkimliği tespitinde bir isabetsizlik olmadığı sonucuna varılmıştır (Tanık

beyanlarına ilişkin benzer değerlendirmeler için bkz. Selçuk Özdemir, § 75).

56. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesine

dayalı olarak verilen tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının

değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği

andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut olayın tüm özelliklerinin

dikkate alınması gerekir.

57. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken suça ilişkin

kanunda öngörülen ceza miktarına, isnat edilen suçun katalog suçlar arasında

yer almasına, kaçma şüphesinin bulunmasına ve adli kontrolün yetersiz kalacak

olmasına dayanıldığı görülmektedir.

58. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü kurma veya yönetme suçu, Türk hukuk sisteminde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tiplerinden biridir (bkz. § 30). Kanunda, isnat edilen suça

ilişkin olarak öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Aydın Yavuz

ve diğerleri, § 275). Ayrıca anılan suçlar, 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır.

59. Darbe teşebbüsü sonrasındaki koşullar dolayısıyla soruşturma

konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Bu dönemde ortaya çıkan

kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki

edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272;Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

60. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İzmir 7. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

61. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

62. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64).

63. Somut olayın özellikleri dikkate alındığında İzmir 7. Sulh

Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen cezanın miktarını, işin

niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

65. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

66. Başvurucu; usul ve yasaya uygun olmayan bir şekilde

ifadesinin alınarak hukuka aykırı delil elde edildiğini, gözaltında avukatıyla

görüşmesinin engellendiğini veceza infaz kurumunda

avukatıyla yaptığı görüşmelerin sınırlandırılarak kayda alındığını belirterek

bu nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

67. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (bkz,

§ 33).

68. Somut olayda, Anayasa Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih

itibarıyla başvurucu hakkındaki dava ilk derece mahkemesinde devam etmektedir.

Başvurucunun hakkındaki soruşturma ve yargılama süreçlerinde yapılan

uygulamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkin şikâyetlerini kanun yollarında ileri sürebilme ve ileri sürmüş ise

şikâyetlerinin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede

başvurucu tarafından istinaf/temyiz süreçlerinin sonuçlanması beklenmeden ileri

sürülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerin bireysel

başvuruya konu edildiği görülmüştür.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Gözaltında Kötü

Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

70. Başvurucu, ifade verme aşamasında yorma fiiline maruz

bırakıldığını ve bu nedenle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

71. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve Anayasa'nın

17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanın

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).

72. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin

belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa

dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının

sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan,

§ 25).

73. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.

Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bir bilgi veya belge sunmadığı da

gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

75. Başvurucu, dinî bir grupla bağlantılı olma iddiasına dayalı

olarak kendisine terör örgütü üyesi olma isnadı yöneltildiğini ve bu nedenle

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

76. Anayasa'nın "Kanun

önünde eşitlik" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar."

77. Ayrımcılık iddiasının ciddi olduğunun kabul edilebilmesi

için başvurucunun kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele

ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılık bulunduğunu, bu

farklılığın meşru olmayan ve salt ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı

temellere dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013,

§ 50).

78. Somut olayda başvurucu, ayrımcılığa tabi tutulduğunu dile

getirmekle birlikte dini bir gruba bağlı olduğuna ilişkin iddia dışında

kendisiyle aynı durumdaki kişilere farklı muamelede bulunulduğuna dair herhangi

bir açıklama sunmamıştır. İhlal iddiası ve bu iddianın temelindeki olguların

ispatına yönelik yeterli açıklamalarda bulunmayan başvurucunun iddiasını

kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Yasak delil elde edilmesi ve savunma hakkının kısıtlanması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 17/7/2018

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serdar ÖZGÜLDÜR Üyeler : Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör Yrd. : Muzaffer KORKMAZ Başvurucu : Mustafa DURMAZ Vekili : Av. Levent KAHYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/69011, 17 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  10. B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Aydın Yavuz
  11. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  12. C. Gözaltında Kötü
  13. D. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 17/7/2018
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/69011
Tarih
17 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • Yıldız Yıldız Başvurusu (B. No: 2015/19293)
  • Ferhat Üstündağ Başvurusu (B. No: 2014/15428)
  • Seyhan İlğaz Başvurusu (B. No: 2014/7475)
  • Y.a. Başvurusu (B. No: 2014/6454)
  • Şafak Mert Başvurusu (B. No: 2015/787)
  • Mehmet Emin Ünver Başvurusu (B. No: 2015/6147)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.