İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Kahraman Başvurusu (B. No: 2014/2388)

1. Başvurucu, Antalya Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile

Başvuru No2014/2388Tarih4 Kasım 2014Okuma21 dk · 4.261 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Kahraman Başvurusu

Karar tarihi
4 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2014/2388
R.G. Tarih-Sayı
13/1/2015-29235
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.261 kelime·21 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Antalya Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile

yapılan imar planında, taşınmazının bulunduğu alanda akaryakıt istasyonu

kurulmasına izin verildiğini, Antalya Valiliği tarafından açılan ve fer’i müdahil olarak katıldığı davada Antalya 2. İdare

Mahkemesince kararın iptal edildiğini, temyiz üzerine Danıştay tarafından

Antalya Valiliğinin taraf ehliyeti olmadığı halde bu yönden değerlendirme

yapılmaksızın hükmün onandığını belirterek, Anayasa'nın 123. ve 127.

maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin

tespiti ile Derece Mahkemesi ve Danıştay kararlarının ortadan kaldırılmasını,

tazminat ödenmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/6/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

İkinci Bölümün 14/7/2014 tarihli ara kararı gereğince, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 12/9/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuya

tebliğ edilmiş, başvurucu süresi içinde, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı

beyanlarını sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Antalya Büyükşehir Belediye Meclisinin 16/4/2008 tarih ve

178 sayılı kararıyla, Antalya ili, Merkez Muratpaşa

190 numaralı, imar paftasında 10548 ada ile 10552 ada sayılı parsellerin konut

alanından ticaret alanına ve akaryakıt, LPG servis istasyonu alanına

dönüştürülmesine yönelik olarak 1/5000 nazım imar planı değişikliği yapılmasına

karar verilmiştir.

8. Antalya Valiliği tarafından Antalya Büyükşehir Belediye

Başkanlığına karşı söz konusu kararın iptali istemiyle 9/5/2008 tarihinde Antalya

2. İdare Mahkemesinde dava açılmış, başvurucu, 7/8/2008 tarihinde davalı idare

yanında davaya fer’i müdahil olmuştur.

9. Antalya 2. İdare Mahkemesinin 12/2/2009 tarih ve

E.2008/783, K.2009/213 sayılı kararıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca alt ölçekli

imar planının üst ölçekli planlara aykırı olamayacağı, olayda, üst ölçekli imar

planı olan 1/25000 ölçekli nazım imar planında dava konusu edilen yerin

kullanım şeklinin “konut yerleşim bölgesi”

olarak belirlendiği ve bu planda herhangi bir değişiklik yapılmadığı, bu

durumda, alt ölçekteki plan olan 1/5000 ölçekli nazım imar planında söz konusu

yerin kullanım şeklinin ticaret ve akaryakıt, LPG servis istasyonu alanı olarak

değiştirilmesi yönünde alınan kararın, alt ölçekli planın üst ölçekli planla uyumlu

olması kuralına, planlama ilke ve esaslarına, imar mevzuatı hükümlerine aykırı

olduğu, davalı idare tarafından plan notunda konut alanlarına hizmet veren

sosyal ve teknik alt yapı alanlarının yer alabileceğinin düzenlendiği iddia

edilmişse de arazi kullanım şekillerinin plan notu ile değiştirilmesinin mümkün

olmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.

10. Başvurucu ve davalı Antalya Büyükşehir Belediye

Başkanlığının temyizi üzerine, Danıştay 6. Dairesinin 24/4/2013 tarih ve

E.2010/6299, K.2013/2831 sayılı kararıyla, Mahkemece verilen kararın dayandığı

gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep

olmadığından hüküm onanmış, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar

düzeltme yolunun açık olduğuna karar verilmiştir.

11. Davalı idare ve müdahil sıfatıyla başvurucu karar

düzeltme isteminde bulunmuşlar, Danıştay 6. Dairesinin 4/12/2013 tarih ve

E.2013/8038, K.2013/7860 sayılı ilâmıyla; onama kararının davalı İdareye

24/6/2013 tarihinde tebliğ edildiği, ancak 15 günlük karar düzeltme süresi

geçirildikten sonra 6/9/2013 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunulduğu

anlaşıldığından davalı İdarenin karar düzeltme isteminin süre aşımı nedeniyle

reddine; başvurucu müdahilin ise davada taraf olmadığı, davalı idare yanında

davaya katıldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin

atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 68. maddesine göre

müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma

vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan

her türlü usul işlemlerini yapabileceği, müdahilin davalı yanında davaya

katıldığı, ancak davalı süresi içinde karar düzeltme isteminde bulunmadığından

müdahilin karar düzeltme isteminin incelenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle

başvurucunun karar düzeltme isteminin incelenmeksizin reddine karar

verilmiştir.

12. Anılan karar, 7/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

13. Başvurucu, 24/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi şöyledir:

“1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet,

üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri,

feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti,

yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların

mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak

hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik işlemlerde Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır. (Ek cümle:

5/4/1990 - 3622/11 md.;

Değişik:10/6/1994-4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarı

ve bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme veya hakim

tarafından re'sen yapılır.

2. Bu Kanun ve yukarıdaki fıkra uyarınca Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanununa atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergi

uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.”

15. 19/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu’nun 53. maddesi şöyledir.

“Hakkı veya borcu bir

davanın neticesine bağlı olan üçüncü şahıs iki taraftan birine iltihak için

davaya müdahale edebilir.”

16. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 51. maddesi şöyledir:

“Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre

belirlenir.”

17. 6100 sayılı Kanun’un 66. maddesi şöyledir:

“(1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan

taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir.”

18. 6100 sayılı Kanun’un 68. maddesi şöyledir:

“(1) Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak

bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın

yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve

açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir.

(2) Mahkeme,

katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ

eder.”

19. 3/7/2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Meclis kararlarının kesinleşmesi” kenar

başlıklı 23. maddesi şöyledir

“Belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü

meclis kararlarını, gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere beş gün

içinde meclise iade edebilir.

Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile

yeniden görüşülmesi istenip de belediye meclisi üye tam sayısının salt

çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.

Belediye başkanı, meclisin ısrarı ile

kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idarî yargıya başvurabilir.

Kararlar kesinleştiği tarihten itibaren en geç

yedi gün içinde mahallin en büyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idare

amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez.

(İptal beşinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin

4/2/2010 tarihli ve E.: 2008/27, K.: 2010/9 sayılı Kararı ile.)

Kesinleşen meclis kararlarının özetleri yedi gün içinde

uygun araçlarla halka duyurulur.”

20. 10/7/2004 tarih ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun “Meclis kararlarının kesinleşmesi” kenar

başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“Büyükşehir

belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü belediye meclisi kararlarını, yedi gün

içinde gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere belediye meclisine

iade edebilir.

Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile

yeniden görüşülmesi istenip de büyükşehir belediye meclisi üye tam sayısının

salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.

Büyükşehir belediye başkanı, meclisin ısrarı

ile kesinleşen kararlar aleyhine (...)(2) idarî

yargıya başvurabilir.

(Değişik dördüncü fıkra: 6/3/2008-5747/3 md.) Büyükşehir belediye meclisi ve ilçe belediye meclisi

kararları, kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en

büyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idare amirine gönderilmeyen

kararlar yürürlüğe girmez.

(İptal beşinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin

4/2/2010 tarihli ve E.: 2008/28, K.: 2010/30 sayılı Kararı ile.)

(Mülga

altıncı fıkra: 6/3/2008-5747/3 md.)

(Mülga yedinci fıkra: 6/3/2008-5747/3 md.)

Büyükşehir kapsamındaki ilçe (…) (1) belediye

meclisleri tarafından alınan imara ilişkin kararlar, kararın gelişinden

itibaren üç ay içinde büyükşehir belediye meclisi tarafından nazım imar plânına

uygunluğu yönünden incelenerek aynen veya değiştirilerek kabul edildikten sonra

büyükşehir belediye başkanına gönderilir. (Ek cümle: 6/3/2008-5747/3 md.) Üç ay içinde büyükşehir belediye meclisinde

görüşülmeyen kararlar onaylanmış sayılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 4/11/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/2/2014 tarih ve 2014/2388

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, Antalya

Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla yapılan 1/5000 ölçekli imar planında

taşınmazının bulunduğu yerde akaryakıt ve LPG istasyonu kurulmasına izin

verildiğini, Antalya Valiliği tarafından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı

aleyhine açılan iptal davasına müdahil olarak katıldığını, Mahkemece, imar

planının 1/25000 ölçekli üst imar planına aykırı olduğu zira taşınmazın

bulunduğu kısmın konut alanı olarak gösterildiği gerekçesiyle iptal edildiğini,

Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararıyla 5393 sayılı Kanun'un 23.

maddesinin beşinci fıkrasının iptal edilmesinden sonra davacı Valiliğin dava

ehliyeti kalmadığını, Danıştay tarafından bu hususun dikkate alınmadığını, Danıştayın benzer konularda Anayasa Mahkemesinin iptal

kararı doğrultusunda hukuki durumun tespiti ile ehliyet yönünden davanın reddi

gerektiğini belirterek bozma kararları verdiğini, ancak aleyhine verilen iptal

kararını onadığını, 1/25000 ölçekli imar planının plan notunda, ihtiyaç

duyulduğunda 1/5000 ölçekli imar planlarında gösterilmek kaydıyla konut

alanlarına hizmet veren sosyal ve teknik alt yapı alanlarının yer

alabileceğinin düzenlendiğini, dolayısıyla imar planı değişikliğinin anılan

plan notuna uygun olduğunu, bu yüzden olayda üst plan alt plan uyuşmazlığı

bulunmadığını, Derece Mahkemelerinin plan notundaki bu düzenlemeyi dikkate

almadığını, yeterince inceleme yapmadan karar verdiklerini, bilirkişi

incelemesi ve keşif yapılmadığını, davacı Antalya Valiliğinin karar düzeltme

isteminin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine kendisi

tarafından süresinde yapılan karar düzeltme isteminin incelenmeksizin

reddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerinde yer alan haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

23. Başvuru dilekçesi ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, Danıştay onama kararının gerekçesiz olduğunu ve

Danıştay tarafından karar düzeltme talebinin reddedildiğini belirterek,

Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini

ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal iddialarına

ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.

Başvurucunun anılan iddiaları, Danıştay onama kararının gerekçesiz olması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında kabul

edilerek bu yönden değerlendirme yapılmıştır. Başvurucunun, Antalya 2. İdare

Mahkemesince yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan iptal kararı verildiğine

yönelik ihlal iddiaları ise yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı

iddiası kapsamında ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

24. Başvurucu, Danıştay onama kararının gerekçesiz olduğunu

belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

25. Başvurucunun, Danıştay onama kararının gerekçesiz olması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurunun

açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurucunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

26. Başvurucunun, yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı yönündeki iddiası, gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının esas

yönünden incelenmesinden sonra değerlendirilmiştir.

2. Esas Yönünden

a. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

27. Başvurucu, Antalya Valiliği tarafından Antalya Büyükşehir

Belediye Başkanlığı aleyhine açılan iptal davasına müdahil olarak katıldığını,

Mahkemece, imar planının 1/25000 ölçekli üst imar planına aykırı olduğu zira

taşınmazın bulunduğu kısmın konut alanı olarak gösterildiği gerekçesiyle iptal

edildiğini, Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararıyla 5393 sayılı

Kanun'un 23. maddesinin beşinci fıkrasının iptal edilmesinden sonra davacı

Valiliğin dava ehliyeti kalmadığını, Danıştay tarafından bu hususun dikkate

alınmadığını, Danıştayın benzer konularda Anayasa

Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda hukuki durumun tespiti ile ehliyet

yönünden davanın reddi gerektiğini belirterek bozma kararları verdiğini, ancak

aleyhine verilen iptal kararını onadığını belirterek, gerekçeli karar hakkı

kapsamında Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

28. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının ihlali iddiası

kapsamında değerlendirildiğini, Antalya Valiliği tarafından Antalya Büyükşehir

Belediye Başkanlığı aleyhine Antalya 2. İdare Mahkemesinde açılan davada

delillerin ve hukuk kurallarının yorumlanması sonucu davanın reddine karar

verildiğini, başvurucunun, davalı İdare yanında müdahil olarak davaya

katıldığını, hükmün Danıştay tarafından onandığını, müdahilin karar düzeltme

isteminin incelenmeksizin reddedildiğini, Danıştayın,

“uygulama imar planı değişikliği işleminin

iptali ile ilgili açılan iptal davalarında, alt ölçekli imar planının üst

ölçekli imar planına uygun olması gerektiği” şeklindeki yerleşik

içtihadını uyguladığını, bireysel başvurunun bu yönlerden değerlendirilmesi

gerektiğini, başvurucunun, Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerinin ayrıca

incelenmesine gerek olmadığını bildirmiştir.

29. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, başvuru

dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiş, Antalya Valiliğinin dava açma ehliyetinin

bulunmadığını, mülkiyet hakkını ilgilendiren bir davada müdahil olarak yer

alması ve müdahil olduğu için karar düzeltme isteminin ve diğer taleplerinin

reddedilmesinin adil yargılanma ve mülkiyet haklarını ihlal ettiğini

belirtmiştir.

30. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin

her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

32. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

33. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede

yargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında,

ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

gerek Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların

eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).

34. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.

No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre

değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir

gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (B. No:

2012/1034, 20/3/2014, § 33).

35. Kararların gerekçeli olması,

davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel

olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkili

başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi

bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün

olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması

beklenemez (B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).

36. AİHM’e göre mahkemeler ve

yargı mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçe

gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu

olayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (bkz. Higgins ve Diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952, 19/2/1998, § 42).

37. Kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu

şeklinde yorumlanmakla beraber (B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53),

başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı

esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somut

şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri

tarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın

uygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir.

38. Somut olayda, Antalya

Valiliği tarafından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Belediye) aleyhine

açılan davada, başvurucunun taşınmazının bulunduğu parsellerin konut alanından

ticaret alanına ve akaryakıt ve LPG servis istasyonuna dönüştürülmesine ilişkin

hazırlanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin kabulüne dair

Büyükşehir Belediye Meclisi kararının iptali talep edilmiştir. Başvurucu,

davalı Belediye yanında müdahil sıfatıyla davaya katılma talebinde bulunmuş,

Mahkemece 7/8/2008 tarihinde, 1086 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesi gereği

başvurucunun davalı yanında müdahil olma talebinin kabulüne karar verilmiştir.

39. Davaya müdahale, asli veya fer'i müdahale olmak üzere iki şekilde gerçekleşebilir. Bir

dava sonunda verilen hüküm, üçüncü bir kişinin hukuki durumunu etkileyebilir.

Bu hallerde, üçüncü kişinin o davaya katılmasında hukuki yararı vardır. Fakat

üçüncü kişi davaya bir taraf gibi katılamaz. Bilakis taraflardan birinin

yanında ve onun yardımcısı olarak davaya katılabilir. Bu durumda davaya katılan

üçüncü kişi fer’i müdahil olarak katılmış olur

(Yargıtay 16. H.D. E.2005/13089, K.2005/13834, K.T. 29/12/2005).

40. 2577 sayılı Kanun’un 31.

maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Kanun’un 68. maddesine göre, müdahil,

yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri

sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul

işlemlerini yapabilir.

41. Somut olayda davalı ve

başvurucu, davanın reddini istemiş, Mahkemece, 12/2/2009 tarihinde davanın

kabulüne ve davalı Belediye tarafından yapılan işlemin iptaline, başvurucunun

yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.

Karar, davalı Belediye ile başvurucu tarafından temyiz edilmiş, Danıştay

Altıncı Dairesince 24/4/2013 tarihinde, “Antalya

2. İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun

olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz isteminin

reddi ile kararın onanmasına, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu

kararın tebliğini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın

düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 24/4/2013 tarihinde karar verildi”

şeklinde hüküm kurulmuştur.

42. Onama kararının tebliğinden

sonra davalı ve fer’i müdahilin ayrı ayrı

dilekçelerle karar düzeltme yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.

43. Karar düzeltme istemi

sonucu, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından, davalı Belediyenin, onama

kararının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde

bulunmadığı gerekçesiyle karar düzeltme isteminin süre aşımı nedeniyle reddine

karar verilmiştir. Fer’i müdahil başvurucunun karar düzeltme isteminin

incelenmesinde ise fer’i müdahilin davada taraf

olmadığı, davalı Belediye yanında davaya katıldığı, ancak davalı süresi içinde

karar düzeltme isteminde bulunmadığından, davalının yanında müdahilin isteminin

incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle müdahil başvurucunun karar

düzeltme isteminin incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

44. Yukarıda da belirtildiği

üzere, 6100 sayılı Kanun’un 51. maddesinde belirtilen dava ehliyeti, kişinin

bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme

ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir ve medeni

hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir (Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunun 14/3/2012 tarih ve E.2011/12-850, K.2012/147). İdari yargılamalarda

dava ehliyeti konusunda, 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesindeki atıf nedeniyle

6100 sayılı Kanun’un 51. maddesi uygulanmaktadır.

45. Dava ehliyeti dava şartıdır.

Dava şartı olduğu için karar kesinleşinceye kadar her aşamada taraflarca ileri

sürülebileceği gibi, mahkeme veya temyiz mercileri tarafından da yargılamanın

her aşamasında resen değerlendirilmesi gerekir.

46. 5216 sayılı Kanun’un 14.

maddesinin beşinci fıkrasının Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarih ve E.2008/28,

K.2010/30 sayılı iptal kararından önceki hali şöyledir:

“Mülkî idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine

idari yargıya başvurabilir.”

47. 5216 sayılı Kanun’un 14.

maddesinin beşinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararıyla

iptal edilmiş, iptal kararının Resmi Gazetede

yayımlanmasından itibaren bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Anılan iptal kararı 21/6/2010 tarihli 27619 sayılı Resmi

Gazetede yayımlanmış, bir yıllık süre ise 21/6/2011 tarihinde sona ermiştir.

İptal kararının yürürlüğe girmesi için kararlaştırılan bir yıllık sürede

herhangi bir düzenleme yapılmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla anılan iptal

kararının yürürlüğe girdiği 21/6/2011 tarihinden itibaren mülki idare

amirlerinin, hukuka aykırı gördüğü büyükşehir belediyesi kararları aleyhine

idari yargıya başvurarak dava açması konusunda dava ehliyetinin bulunup

bulunmadığının belirlenmesi gerekir.

48. Dava konusu olay ve karara

benzer nitelikteki davalarda Danıştay tarafından, 5393 sayılı Kanun’un 23.

maddesinin beşinci fıkrasının ve 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci

fıkrasının Anayasa Mahkemesince iptal edildiği hususu değerlendirilerek karar

verildiği anlaşılmıştır. Nitekim Danıştay Altıncı Dairesi, 29/11/2010 tarih ve

E.2008/12077, K.2010/10560 sayılı kararında; “Danıştay

Altıncı Dairesinin 18/2/2008 tarihli E.2008/61 sayılı ve 12/3/2008 tarihli

E.2008/1528 sayılı kararları ile idarenin bütünlüğü ilkesinin sağlanmasına

yönelik olarak, merkezi idarece yerel yönetimler üzerinde Anayasa ile tanınan

ve çerçevesi çizilen idari vesayet yetkisinin, 5393 sayılı Kanun’un 23.

maddesinin beşinci fıkrası ve 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci

fıkrası ile yalnızca hukuka uygunluk denetimi şeklinde yargı eliyle

gerçekleştirilmesi yolundaki getirilen düzenlemeyle idarenin bütünlüğü ilkesinin

zayıflatıldığı, bu durumun ise Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı

olduğu sonucuna varılması üzerine Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucu,

Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarih ve E.2008/27, K.2010/29 sayılı kararı ve

E.2008/28, K.2010/30 sayılı kararı ile başvuru doğrultusunda söz konusu

kuralların iptallerine, iptal edilen fıkraların dışındaki kısmın doğuracağı

hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görülerek iptal kararının

Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine

karar verilerek, 22/6/2010 tarihli 27619 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Bu durumda, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde,

görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanmış hükümler dikkate

alınarak çözümlenmeleri, Anayasa’nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı

olduğu gibi temyiz incelemesinin Anayasa’ya aykırılığı belirlenerek iptal

edilen kurallara göre yapılması mümkün olmadığından, İdare Mahkemesince söz

konusu karar göz önünde bulundurulmak suretiyle yeniden karar verilmesi

gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle Antalya 1. İdare Mahkemesi kararının

bozulmasına karar verilmiştir.” şeklinde sonuca ulaşmıştır.

49. Yine Danıştay Altıncı

Dairesi, 20/4/2012 tarih ve E.2009/8743, K.2012/1916 sayılı kararında; “5393 sayılı Kanun’un 23. maddesinin beşinci fıkrası

ile 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesinin

4/2/2010 tarih ve E.2008/27, K.2010/29 ve E.2008/28, K.2010/30 sayılı kararları

ile iptal edilmiştir. Bir kanunun Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırı

bulunarak iptal edilmesi halinde, bu tarihten önce açılmış ve görülmekte olan

davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp

çözümlenmesi Anayasa’nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerine aykırı

düşecektir. Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararları, bu kararlardan önce

açılmış ve henüz sonuçlanmamış bakılmakta olan davalarda uygulanmalıdır. Bu

durumda, bakılmakta olan Antalya Valiliğinin, Antalya Büyükşehir Belediye

Meclisi kararının iptali istemiyle dava açabilmesinin yasal dayanağı ortadan

kalkmış olduğundan dava ehliyetinin de kalmadığının kabulü gerekir. Hal böyle

olunca, açıldığı tarih itibarıyla ‘dava ehliyeti’ sorunu bulunmayan iş bu

davanın, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararı ile oluşan hukuki durum

nedeniyle ehliyet yönünden reddi gerektiğinden, dava konusu işlemin iptali

yolunda verilen idare Mahkemesi kararının bozulması gerekir.”

şeklinde sonuca ulaşmıştır.

50. 6100 sayılı Kanun’un 33.

maddesi şöyledir.

“Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.”

51. Başvuru konusu olayda, Antalya Valiliği tarafından

9/5/2008 tarihinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan iptal

davasına başvurucu, 7/8/2008 tarihinde fer’i müdahil

olarak katılmıştır. Mahkemece 12/2/2009 tarihinde davanın kabulüne, dava konusu

işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın davalı ve başvurucu tarafından

temyizi üzerine Danıştay Altıncı Dairesince 24/4/2013 tarihinde hüküm

onanmıştır. Anılan tarihte, Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararı ile

verilen 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasının iptaline dair

karar yürürlüğe girmiştir.

52. Yukarıda anılan Kanun

hükümleri ve içtihatlar ışığında hukuk kurallarının mahkemeler tarafından resen

uygulanması gerektiği dikkate alındığında mülki idare amiri konumunda olan

Antalya Valiliğinin dava açma konusunda dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının

Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararı ile verilen 5216 sayılı Kanun’un

14. maddesinin beşinci fıkrasının iptali kararı doğrultusunda değerlendirilmesi

ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Nitekim benzer davalarda 5216

sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasının iptal edildiği hususu dikkate

alınarak temyiz incelemesi yapıldığı anlaşılmıştır. Somut olayda ise Antalya 2.

İdare Mahkemesince verilen 12/2/2009 tarihli karar tarihinde 5216 sayılı

Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrası iptal edilmemişse de Danıştay

tarafından 24/4/2013 tarihinde yapılan temyiz incelemesi sırasında 5216 sayılı

Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasının iptaline dair karar yürürlüğe

girdiği halde Danıştay tarafından resen dikkate alınması gereken anılan iptal

kararının ve dava şartı olan davacının dava ehliyetinin değerlendirilmesi

gerekirken, bu konuda hiçbir tartışma ve değerlendirme yapılmaksızın hükmün

onandığı anlaşılmıştır.

53. O halde, Danıştay temyiz

incelemesi safhasında 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasının

iptal edildiği ve bu madde ile mülki idare amirlerine verilen dava açma

yetkisinin iptal edildiği dikkate alındığında, Danıştay tarafından, Antalya

Valiliği tarafından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan

davanın dayanağı olan 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasının

iptal edildiği göz önünde bulundurularak, davacının, dava şartı olan ve davanın

her aşamasında resen gözetilmesi gereken dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı

değerlendirilerek, benzer konularda temyiz incelemesi sonucu verilen kararlar

ile karşılaştırma yapılarak ve bu hususların tamamı tartışılarak sonucuna göre

bir karar verilmesi gerekirken, bu konular değerlendirilmeksizin ve

tartışılmaksızın onama kararı verilmesinin başvurucunun gerekçeli karar hakkını

ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

54. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

55. Başvurucu, Antalya Valiliği

tarafından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan iptal

davasına, davalı yanında müdahil olarak katıldığını, Mahkemece, imar planının

1/25000 ölçekli üst imar planına aykırı olduğu zira taşınmazın bulunduğu kısmın

konut alanı olarak gösterildiği gerekçesiyle iptal edildiğini, 1/25000 ölçekli

imar planının plan notunda, ihtiyaç duyulduğunda 1/5000 ölçekli imar

planlarında gösterilmek kaydıyla konut alanlarına hizmet veren sosyal ve teknik

alt yapı alanlarının yer alabileceğinin düzenlendiğini, dolayısıyla imar planı

değişikliğinin anılan plan notuna uygun olduğunu, bu yüzden olayda üst plan alt

plan uyuşmazlığı bulunmadığını, Derece Mahkemelerinin plan notundaki bu

düzenlemeyi dikkate almadığını, yeterince inceleme yapmadan karar verdiklerini,

bilirkişi incelemesi ve keşif yapılmadığını belirterek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

56. Başvurucunun, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine yönelik

yukarıda yer verilen ilkeler ışığında, yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı yönündeki iddiasının bu aşamada değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

57. Başvurucu, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğinin tespitini, Derece Mahkemesi ve Danıştay kararlarının

ortadan kaldırılmasını, 10.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesini

talep etmiştir.

58. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun haklarının ihlal edildiğinin kabul edilmesi halinde

hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olacağını

bildirmiştir.

59. 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Kararlar" kenar başlıklı 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve

işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

60. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla, 6216 sayılı Kanun'un (1) ve (2) numaralı

fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın

ilgili Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

61. Başvurucu, adil yargılanma

hakkının ihlali nedeniyle tazminat talebinde bulunmuş olup, mevcut başvuruda

Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın

ilgili Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine karar verildiği için

başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

62. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun gerekçeli karar hakkı yönünden adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan

206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

4/11/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Mustafa KAHRAMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2388, 4 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun gerekçeli karar hakkı yönünden adil yargılanma
  16. E. Başvurucu tarafından yapılan
  17. F. Ödemenin, kararın tebliğini
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2388
Tarih
4 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Sevim Dabağ Başvurusu (B. No: 2013/2196)
  • Ali Kara Başvurusu (B. No: 2013/7887)
  • M.k. Başvurusu (B. No: 2014/1255)
  • Veysel Akdamar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3624)
  • Feyzullah Erarslan Başvurusu (B. No: 2014/7226)
  • Hüseyin Şahin Başvurusu (B. No: 2013/1728)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.