İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Ünlü Başvurusu (B. No: 2013/735)

1. Başvurucu, müştereken maliki

Başvuru No2013/735Tarih17 Eylül 2014Okuma26 dk · 5.120 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Ünlü Başvurusu

Karar tarihi
17 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2013/735
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.120 kelime·26 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, müştereken maliki

olduğu taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili talebiyle açılan

davada ön şart yokluğuna rağmen karar verildiğini, bedelin olması gerekenden

düşük tespit edildiğini, davanın 5 yıl sürdüğü halde dava tarihine göre

belirlenen bedelin dava sonunda faizsiz olarak kendisine ödendiğini, kararların

gerekçeli olmadığını ve bu nedenlerle Anayasa’nın 10., 35., 36., 37., 40., 46.

ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek,

ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı zararın tazminine

karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 21/1/2013 tarihinde

İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 31/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm

tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

8/5/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 28/5/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. İzmir Büyükşehir Belediye

Başkanlığınca (idare) başvurucunun 4/10 hissesine sahip olduğu İzmir ili Konak

ilçesi Karabağlar Mahallesi 4326 sokak 16 numarada kayıtlı 57 ada 9 parselde

yer alan sabun ve prina fabrikası olarak kullanılan taşınmazın 1577,99 m2’lik

kısmının zemin üstü yapılarla beraber Gediz karayolu alt geçidi projesi

kapsamında kaldığı gerekçesiyle 17/12/2006 tarihinde kamulaştırılmasına karar

verilmiştir.

8. Başvurucu kamulaştırma

kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle İzmir 1. İdare

Mahkemesinde dava açmıştır.

9. İdare ise başvurucunun

pazarlık görüşmelerine davet edildiği halde katılmaması sonrasında 31/5/2007

tarihinde İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil davası açmıştır.

10. Başvurucu cevap

dilekçesinde; uzlaşmaya çağrının usulüne uygun tebliğ edilmediğini, yapılacak

proje için taşınmazının kamulaştırılmasına gerek olmadığını, taşınmaz

üzerindeki yapıların korunarak kamulaştırılma yapılması gerektiğini, taşınmazda

bulunan fabrikayı kiraya verdiğini belirterek idare mahkemesinde açtığı idari

işlemin iptali davasının bekletici mesele yapılmasını talep etmiştir.

11. İzmir 1. İdare Mahkemesi,

26/9/2008 tarih ve E.2007/1184, K.2008/1380 sayılı kararında dava konusu

işlemin, dava konusu 9 ve 13 parsellerin imar planında “Gediz Karayolu Alt Geçit Projesi”

kapsamında kalan kısımlarının zemin üstü yapılarından ekli krokide (S) ve (U)

ile gösterilenlerin kamulaştırılmasına ilişkin kısmının iptaline; kalan

kısımlarının zemin ve zemin üstü yapılarının kamulaştırılması kararının iptali

isteminin reddine karar vermiştir.

12. Temyiz üzerine Danıştay 6.

Dairesi, 22/5/2009 tarih ve E.2008/12135, K.2009/6045 sayılı ilamı ile hükmün

onanmasına karar vermiştir.

13. Karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 28/9/2011 tarih ve E.2009/14165, K.2011/3431 sayılı ilamı ile

reddedilmiştir.

14. Asliye Hukuk Mahkemesi,

28/4/2008 tarihinde bilirkişiler eşliğinde taşınmazda keşif yapmış ve İdare

Mahkemesinin kısmi iptal kararı öncesinde 14/5/2008 tarihli bilirkişi raporuyla

taşınmazın zemin ve zemin üstü yapılarla birlikte toplam değerini 693.766,77 TL

ve başvurucunun hissesinin karşılığını 427.100,15 TL olarak belirlemiştir.

15. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucunun

talebi doğrultusunda idare mahkemesi kararının onanmasını beklemiş,

bilirkişilerce resen belirlenen somut emsalle ilgili araştırmalar yapıldıktan

sonra aynı bilirkişi kurulundan ek rapor istemiş ve 18/2/2009 tarihli ek

raporla taşınmazın kamulaştırma bedeli 1.079.040,33 TL olarak belirlenmiştir.

16. Taraflarca bilirkişi

raporlarına itiraz edilmesi ve idare mahkemesinin kamulaştırma işleminin bir

kısmını iptal eden kararı sonrasında 22/10/2010 tarihinde tekrar keşif

yapılmış, bilirkişi ön raporunda yeniden ölçüm yapılması gerektiği ifade

edildiğinden 24/2/2011 tarihinde harita mühendisi ile birlikte yeniden keşif

yapılarak idare mahkemesinin kararı sonrasında kamulaştırılacak taşınmazın

ölçümü gerçekleştirilmiştir.

17. Daha sonra düzenlenen

21/4/2011 tarihli bilirkişi raporuyla taşınmazın kamulaştırılan kısmının zemin

ve zemin üstü yapılarında başvurucu hissesinin değeri 244.311,94 TL olarak

belirlenmiştir. Başvurucunun itirazı üzerine alınan 16/6/2011 tarihli ek

raporla somut alınan emsalin değiştirilmesi nedeniyle başvurucunun payına düşen

kamulaştırma bedeli 216.539,32 TL olarak belirlenmiştir.

18. Mahkemece, 2/2/2012 tarih ve

E.2007/218, K.2012/17 sayılı kararında 4/10 hissesi başvurucuya ait olan

taşınmazın İdare Mahkemesince kamulaştırılma işlemi iptal edilen kısımları

hariç bırakılarak ve son bilirkişi raporunun daha ayrıntılı olduğu gerekçesiyle

bu rapor esas alınarak başvurucu için kamulaştırma bedeli dava tarihi

itibarıyla 216.539,32 TL olarak belirlenmiş ve davanın kabulü ile taşınmazın

idare adına tesciline karar verilmiştir.

19. Başvurucu kamulaştırma

kararının kısmen iptal edilmesi nedeniyle yok hükmünde olduğunu, mahkemenin bu

nedenle kamulaştırma kararının kapsamını değiştirerek karar verdiğini,

kendisinin idarece pazarlığa usulünce çağrılmaması nedeniyle ön şartın yerine

getirilmediğini, beş yıl süren davada dava tarihine göre belirlenen bedelin

faizsiz olarak ödenmesine karar verildiğini, bilirkişi raporlarına

itirazlarının dikkate alınmadığını ifade ederek kararı temyiz etmiştir.

20. Temyiz incelemesini yapan

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 28/5/2012 tarih ve E.2012/5214, K.2012/6317 sayılı

kararıyla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir.

21. Başvurucunun karar düzeltme

talebi aynı Dairenin 15/11/2012 tarih ve E.2012/10659, K.2012/12627 sayılı

ilamı ile reddedilmiştir.

22. Karar, başvurucuya

25/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 21/1/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. Ayrıca belirtilen süreçte

başvurucu Karabağlar Belediyesine olan emlak vergisi borcu nedeniyle 9.263,53

TL haciz işleminin iptali için İzmir 4. Vergi Mahkemesinde dava açmış ancak,

hesabına yatırılan bedele banka tarafından haciz işlemi uygulanmıştır. Vergi

Mahkemesi, 8/5/2012 tarih ve E.2011/2021, K.2012/707 sayılı kararıyla, tebliğin

usulüne uygun yapılmadığı gerekçesiyle davayı kabul ederek haciz işleminin

iptaline ve kesilen bedelin başvurucuya iadesine karar vermiştir.

B. İlgili

Hukuk

25. 4/11/1983 tarih ve 2942

sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Kamulaştırma

bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili”

kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde

idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma

bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz

gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın malikine …

bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.

…

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde

keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede

sayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın

değerini tespit için mahallinde keşif yapar…

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin beyanını da

dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz malın değerini

belirten raporlarını onbeş gün içinde mahkemeye

verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara tebliğ eder.

Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya vekillerini

ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsa

itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hakim tarafından onbeş gün içinde

sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hakim, tarafların

ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve

hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen

bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir.

… İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına … dair

makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve

kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu

dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup

tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md) Kamulaştırma

bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması

hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz

işletilir.

…”

26. 2942 sayılı Kanun’un

24/4/2001 tarih ve 4650 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

“Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı

gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile

ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate

alınmaz.”

27. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi

şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 17/9/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 21/1/2013 tarih ve 2013/735

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu, aleyhine açılan

kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında idarece usulsüz tebligat

yapıldığını, bu nedenle pazarlık görüşmelerine katılamadığını, idare

mahkemesince kamulaştırma kararının kısmen iptaline karar verildiği halde bedel

tespiti davasına devam edildiğini, taşınmaz tevhit edilerek tek parsel haline

getirildiğinden değerinin düştüğünü, yeterli bilirkişi incelemesi yapılmadan ve

taşınmazın işletme niteliği dikkate alınmadan bedelin belirlendiğini, emsal

alınan taşınmazların kamulaştırma yapılan imar adasından seçilmediğini,

yargılamanın beş yıldan fazla sürdüğü halde dava tarihine göre belirlenen

bedelin faizsiz olarak ödendiğini, mahkemenin itiraza imkân vermeden ve

yetkisini bankaya devrederek bedelin bankaya yatırılmamasına karar vermesiyle

bankanın haksız haciz kesintisine sebebiyet verildiğini, kamulaştırma nedeniyle

mülkiyeti kendisinde kalan taşınmazın anayola bağlantısının tekyönlü bir servis

yoluyla yapılabildiğini, kararların gerekçesiz olduğunu ve Yargıtay’ın karar

düzeltme para cezasına hükmettiğini belirterek Anayasa’nın 10., 35., 36., 37.,

40., 46. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, ihlale neden olan mahkeme kararının sonuçlarının ortadan

kaldırılmasını, kamulaştırma prosedürünün tekrar başlatılmasını ya da yeni

bilirkişi incelemesi yapılmasını ve kayıplarını karşılayacak tazminata karar

verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

i. Yargılamanın

Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

30. Başvurucu aleyhine açılan

kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında, idarece usulsüz tebligat

yapıldığını, bu nedenle pazarlık görüşmelerine katılamadığını, idare

mahkemesince kamulaştırma kararının kısmen iptaline karar verildiği halde bedel

tespiti davasına devam edildiğini, taşınmaz tevhit edilerek tek parsel haline

getirildiğinden değerinin düştüğünü, yeterli bilirkişi incelemesi yapılmadan ve

taşınmazın işletme niteliği dikkate alınmadan bedelin belirlendiğini, emsal

alınan taşınmazların kamulaştırma yapılan imar adasından seçilmediğini

belirterek Anayasa’nın 35., 36., 40., ve 46. maddelerinde tanımlanan haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

32. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

33. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

34. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açıkça keyfilik veya bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince

incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

35. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun yukarıdaki iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece

Mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına, derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği

çözümünün âdil olmamasına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır.

36. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve

11. maddeleri uyarınca tarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel

hususunda anlaşamamaları halinde dava tarihine göre taşınmazın bedelinin

mahkemece adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir.

37. Başvuruya konu davada

Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi doğrultusunda kamulaştırmaya konu

taşınmaza ilişkin tapu kayıtlarını, kroki bilgilerini ve emsal satış

bedellerini gösterir belgeleri temin etmiş, yerinde keşif yapmış, bilirkişi

raporuyla taşınmazlarda başvurucunun hisse oranını tespit ettirmiş, daha sonra

bilirkişi raporuyla bedel tespiti yaptırmış, başvurucunun bu bedele itirazları

doğrultusunda ek bilirkişi incelemesi yaptırarak beş bilirkişiden oluşan heyete

taşınmazın değerini tespit ettirmiş, ek bilirkişi raporunun taraflara tebliği

üzerine tekrar itiraz hakkı tanınmış ve usulüne uygun olarak ve gerekçesini

açıklayarak kamulaştırma bedelini tespit etmiştir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi

ise, yaptığı temyiz incelemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti konusunda bir

isabetsizlik olmadığına karar vermiştir.

38. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilememiştir.

39. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun belirtilen iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası

veya açıkça keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Gerekçeli

Karar ve Mahkemeye Erişim Haklarının İhlali İddiası

40. Başvurucu, Yargıtay’ın karar

düzeltme talebini reddederek para cezasına hükmetmesi ve kararların gerekçesiz

olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

41. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

42. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

43. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

44. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

45. Mahkemelerin hükümleri için

gerekçe yazmaları gerekmekle birlikte bunun tarafların tüm iddialarına detaylı

yanıt vermek zorunluluğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Gerekçe yazma

yükümlülüğünün ileri sürülen iddiaların davanın sonucuna etkisi yönünden her

davanın şartları çerçevesinde değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. Bu

kapsamda ileri sürülen iddianın kabulü halinde davanın sonucuna etkili olması

bekleniyor ise mahkemelerin bu iddiayı değerlendirmeleri gerekebilir.

46. Öte yandan temyiz

mercilerinin yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde bunu

aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararlarına yansıtmaları

yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde

dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını

inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486,

4/12/2013, § 57).

47. Somut olayda Mahkemece,

tarafların ileri sürdükleri tüm deliller, emsal taşınmaz değerleri, tapu kayıtları

toplanarak, yerinde keşif yapılarak ve bilirkişi raporlarına müracaat edilerek

kamulaştırma bedelinin tespiti yapılmıştır (bkz. § 14-18). Mahkeme gerekçeli

kararında ayrıntılı biçimde yargılama sürecini ve tespitte kullandığı yöntemi

anlatmış ve hangi nedenle hangi bilirkişi raporunu geçerli kabul ettiğini izah

ederek karar vermiştir (bkz. § 18). Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen

kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm

onanmış ve karar düzeltme istemi reddedilmiştir (bkz. § 21, 22). Dolayısıyla

ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz

edilemez.

48. Öte yandan mahkemeye erişim

hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir

şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin

mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren,

bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

49. Mahkemeye erişim hakkı,

kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla

birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu

üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §

38).

50. AİHM kararlarında da

devletlerin başvurucuların mahkemelere erişimiyle ilgili yargının idaresini

sağlamak ve iş yükünü azaltmak amacıyla getirdikleri, hakkın kötüye

kullanılmasını engellemeyi hedefleyen ceza niteliğinde düzenlemeler, mahkemeye

erişimi engelleyecek kadar yüksek olmadığı ve bariz bir takdir hatası ya da

açık keyfilik içermediği sürece mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak

değerlendirilmemektedir (Bkz. Maillard/Frasa, B. No: 35009 /02, 6/12/2005, §§ 35-37).

51. Somut olayda, başvurucunun

savunmaları ve iddiaları, karar düzeltme safhasından önce iki derecede

incelenmiş, başvurucu karar düzeltme isteminde bulunmuş, Yargıtay 18. Hukuk

Dairesince karar düzeltme istemleri reddedilerek, başvurucu aleyhine toplam

203,00 TL para cezasına hükmedilmiştir.

52. Gereksiz başvuruların

önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul

edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla karar düzeltme

istemlerinin reddi halinde uygulanan ve yüksek miktarlı olmayan cezalar

başvurucular üzerinde aşırı bir yük oluşturmadığı gibi, bu yola başvurulmasını

imkânsız hale getirmediği veya aşırı derecede zorlaştırmadığından mahkemeye

erişim hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2012/603, 20/2/2014,

§ 36).

53. Açıklanan nedenlerle, derece

mahkemesi kararının onanmasından sonra karar düzeltme isteminin reddine karar

verilmesi üzerine, başvurucu aleyhine para cezasına hükmedilmesinin açık bir

ihlal niteliğinde olmadığı ve mahkeme kararlarının yeterli gerekçe ihtiva

ettiği anlaşıldığından, başvurucunun bu yöndeki iddiaları hakkında “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Adil

Yargılanma Hakkına Yönelik Diğer İhlal İddiaları

54. Başvurucu ayrıca mahkemenin

kamulaştırma bedelinin bankaya yatırılmasına karar vermesiyle bankanın haksız

haciz kesintisine sebebiyet verildiğini, ayrıca kamulaştırma nedeniyle

mülkiyeti kendisinde kalan taşınmazın anayola bağlantısının tekyönlü bir servis

yoluyla yapılabildiğini belirterek, Anayasa’da tanımlanan birçok hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

55. 6216 sayılı Kanun'un, 'Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi' kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

'Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.'

56. Başvuruya konu ihlal

iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucu

tarafından soyut şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıfta bulunulmak ve dava

dosyasında yer alan bazı bilirkişi raporları sunulmakla birlikte, tek yönlü bir

servis yoluyla kısmen kamulaştırılan taşınmazına ulaşmasının bahsedilen

haklarını ve dayandığı hükümleri nasıl ihlal ettiği ve özellikle bir vergi

borcu nedeniyle kendisinden tahsil edilen ve vergi mahkemesindeki yargılama

sonucu geri aldığı bedelin somut kamulaştırma davasıyla ilişkisi ve bahsettiği

hakları nasıl ihlal ettiği açıklanmamıştır.

57. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun belirtilen hükümlerin nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama

ve kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin 'açıkça dayanaktan yoksun olması'

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Mülkiyet

Hakkı

58. Başvurucunun dava tarihi

itibarıyla tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden

ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyeti açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

kısmına ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

59. Başvurucu dava tarihi

itibarıyla tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden

ödenmesinden şikâyet etmekte ve kamulaştırma bedeline dava tarihinden ödeme

tarihine kadar kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanarak

belirlenecek meblağın tazminat olarak ödenmesini talep etmektedir.

60. Anayasa’nın “Mülkiyet Hakkı” kenar başlıklı 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve

miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu

yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının

kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

61. Anayasa'nın “Kamulaştırma”

kenar başlıklı 46. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Devlet ve kamu

tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını

peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya

bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar

üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli

ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. …

Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş

yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

…

İkinci fıkrada

öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma

bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.”

62. Anayasa'nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

63. Somut başvuruda başvurucu,

kamulaştırmanın kamu yararı şeklinde meşru bir amaca yönelik olmadığı yönünde

bir şikâyette bulunmamaktadır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucunun

taşınmazının yol güzergâhında kalması nedeniyle kamulaştırıldığı ve

kamulaştırma sürecinin 2942 sayılı Kanun’a uygun olarak tamamlandığı

görülmektedir. Bu durumda mülkiyetten yoksun bırakmanın meşru amacının

bulunduğu ve kanuna uygun olarak yapıldığı anlaşıldığından başvurucunun faiz

ödenmemesine yönelik şikâyetleri Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri kapsamında

ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir.

64. Anayasa’nın 35. maddesine

göre kişilerin mülkiyetleri ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı

gereği karşılığı ödenmek suretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum

bırakılmaları halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile mülkünden mahrum

bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 37).

65. Anayasa'nın 46. maddesinde

öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı”

olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet

hakkının, malikin rızası olmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek

koşuluyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması,

kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek

karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal öğeleridir. (AYM,

E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008)

66. Başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarların

enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırma

tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi

edecek biçimde faiz uygulanması gerekir. (Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 258).

67. Anayasa’nın 46. maddesindeki

düzenlemeye göre; kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak

tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân

projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların

korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde

ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına

uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde

öngörülen faiz oranı ancak kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için

işletilebilir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752,

15/10/2002). Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava

tarihinden itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi

talebinin yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar

kazanmış bir uygulaması bulunmamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 50).

68. Uzun süren kamulaştırma

bedelinin tespiti davalarında dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma

bedeli, dava sonunda faiz işletilmeden taşınmazı kamulaştırılan bireylere

ödenerek bireylerin almaları gereken bedelin enflasyon karşısında aşınmasına

neden olunmaktadır. Taşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırma

bedelinin kişinin uğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek

karşılığı olması yanında ayrıca ödenen bedelin, tespitiyle ödenmesi arasında

geçen dönemde gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer

kaybetmemiş olması gerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 59).

69. Bir eşyanın devir

tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi durumunda arada geçen sürede

enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin

gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak

getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet

haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58,

K.2011/37, K.T. 10/2/2011).

70. Nitekim kanun koyucu

bahsedilen husustaki yasal eksiği gidermek ve kamulaştırma bedelinin tespiti

davalarında davanın zamanında sonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde

kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi

ederek benzer mağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla 6459 sayılı Kanun’un 6.

maddesiyle 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine ek fıkra ekleyerek “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın

dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin

bitiminden itibaren kanuni faiz işletilir.” hükmünü getirmiş ve

zamanında tamamlanamayan kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin

yapıldığı tarihe kadar kamulaştırma bedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır

(B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 53).

71. Somut başvuruya konu

kamulaştırma işleminde ise dava, bahsedilen kanun hükmünün yürürlüğe giriş

tarihinden önce sonuçlandığından yasal faiz ödemesi yapılmamıştır. Bu durumda

kamulaştırma sürecinde kamu yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile

izlenen amaç arasında makul bir orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan

başvurucunun orantısız ve aşırı bir yüke maruz kalıp kalmadığının araştırılması

gerekmektedir.

72. Başvuru konusu kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescili davası, 31/5/2007 tarihinde İzmir 10. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açılmış, Mahkeme 2/2/2012 tarihli kararıyla adına bankaya bloke

edilen 216.539,32 TL bedelin başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bu durumda

dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma bedeli başvurucuya 4 yıl 9

ay sonra ödemiştir. Merkez Bankası verilerine göre davanın açıldığı ve bedel

tespitinde esas alınan Mayıs 2007 ile bedelin ödendiği Şubat 2012 tarihleri

arasında enflasyonda meydana gelen artış % 45,05’tir.

Bir başka ifadeyle Eylül 2009 tarihindeki 100 TL’nin Aralık 2011’de enflasyon

karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 145,05 TL’dir.

73. Başvurucuya dava tarihine

göre belirlenerek ödenen 216.539,32 TL kamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde

Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybı

giderilmiş karşılığı 314.100,00 TL’dir. Bir diğer ifadeyle kamulaştırma

bedelinin enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını telafi edecek fark

97.560,68 TL’dir.

74. Yukarıdaki tespitler

doğrultusunda, kamulaştırma bedelinin dava açıldığı tarihteki değeri ile

ödendiği tarihteki değeri arasında gözlemlenen farkın kamulaştırma bedeline

faiz eklenmemesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ödenmeyen bu fark, bireyin

mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil

dengeyi bozarak ve Anayasa’da yer alan ölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde

başvurucu üzerinde orantısız ve aşırı bir yük oluşturarak, başvurucunun

mülkiyet hakkını ihlal etmektedir.

75. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasında dava

tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedelinin başvurucuya 4 yıl 9 ay sonra

faiz işletilmeden ödendiği, bu süre zarfında Merkez Bankası verilerine göre

enflasyonda meydana gelen artışın % 45,05 olduğu, bahsedilen değer kaybı oranı

dikkate alındığında, başvurucunun üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu

yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı yük yüklediği

sonucuna ulaşılmıştır.

76. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

77. Başvurucu, dava tarihine

göre belirlenen kamulaştırma bedelinin dava sonunda kendisine enflasyon farkı

uygulanmaksızın ödenmesi nedeniyle maddi

tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

78. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

79. Başvurucuya dava tarihine

göre belirlenen kamulaştırma bedelinin 4 yıl 9 ay süren dava sonunda faiz

işletilmeden ödenmesi sonucu kamulaştırma bedelinde bu sürede gerçekleşen %

45,05 oranındaki enflasyon nedeniyle ciddi bir değer kaybı oluştuğu, bu durumun

başvurucu üzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı

gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı bir yük oluşturduğu

anlaşıldığından, bahsedilen maddi değer kaybını telafi edebilmek için bedel

tespitinde esas alınan Mayıs 2007 ile bedelin ödendiği Şubat 2012 tarihleri

arasında enflasyonda meydana gelen % 45,05 oranındaki artış nazara alınarak

başvurucuya 97.560,68 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

Burhan ÜSTÜN ve Nuri NECİPOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.

80. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığı iddiası yönünden,

2. Gerekçeli karar ve mahkemeye erişim

haklarının ihlali iddiası yönünden,

3. Adil yargılanma hakkına yönelik diğer ihlal

iddiaları yönünden,

“açıkça dayanaktan

yoksun olması”, nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OY

BİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OY BİRLİĞİYLE,

C. Başvurucuya 97.560,68 TL maddi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, Burhan ÜSTÜN

ve Nuri NECİPOĞLU’nun karşı oylarıyla ve OY ÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE, OY BİRLİĞİYLE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, OY BİRLİĞİYLE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OY

BİRLİĞİYLE,

G. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine, OY BİRLİĞİYLE,

17/9/2014

tarihinde karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Başvurucu,

müştereken maliki olduğu taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle açılan bedel

tespiti ve tescil davasında taşınmazın bedelinin olması gerekenden düşük

tespiti ve dava tarihine göre belirtilen kamulaştırma bedelinin dava sonunda

faiz işletilmeden kendisine ödenmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

Mahkememizce adil yargılama hakkına yönelik

şikâyet yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna, mülkiyet hakkına yönelik şikâyet nedeniyle kabul edilebilir olduğuna

ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, başvurucuya talebi doğrultusunda maddi

tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Çoğunluğun adil yargılanmaya ilişkin kabul

edilemezlik, mülkiyet hakkına ilişkin kabul edilebilirlik ve mülkiyet hakkının

ihlali görüşüne aynen iştirak etmekle birlikte, başvurucuya maddi tazminat

verilmesine ilişkin görüşüne katılmak mümkün değildir. Çünkü, tazminat

davaları, çekişmeli yargılamayı gerektiren dava çeşitlerindendir. Bunun için

davacının dilekçe ile harcını yatırarak mahkemeye başvurması gerekir. Mahkemece

karşı tarafa dava dilekçesi tebliğ edilerek, savunma hakkı verilir ve Hâkim

tarafından davanın türüne göre deliller toplanarak yargılama sonunda hüküm

fıkrası kurulur. Hüküm fıkrasında, davacının istek sonuçlarından her biri

hakkında taraflara yüklenilen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında

açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde belirtilip, faiz, harç,

yargılama gideri ve vekâlet ücreti miktarları gösterilmelidir.

Anayasa Mahkemesi, ihlalin tespit edilmesi

halinde başvurucuya maddi ve manevi tazminat verilmesi usulünü AİHM kararlarını

örnek alarak uygulamakla neredeyse tesbit ettiği her

ihlale tazminat verme yoluna gitmektedir. AİHM uluslararası yargılama yapan bir

mahkeme olduğundan, esas aldığı bütün kurallar uluslararası niteliktedir. Orada

açılan her davanın başvurucusunun (davacısının) mutlaka bir karşı tarafı

(davalısı) ulusal devlet bulunmaktadır. AİHM’de başvuru dilekçesi karşı tarafa

(davalıya) tebliğ edilerek savunma ve delil ikamesi imkânı verilmekte, davanın

bütün aşamalarına katılımı sağlanarak sonuca gidilmektedir. Tazminatla ilgi

olarak uluslararası yargılama yapan başka bir yargı mercide bulunmadığından,

AİHM’nin tazminata da karar vermesi yapısına göre yerindedir. Bireysel

başvuruyu uygulayan Avrupa ülkelerinin bir kısmının mevzuatında tazminat

verilmesi hususu hiç düzenlenmemiş, tazminat verilmesi kabul edilen ülkelerin

uygulamalarında ise çok özel durumlara ilişkin, sınırlı sayıda tazminat

verilmesi örnekleri bulunmaktadır.

Tazminat verilmesi yönünden, usulü,

uygulanması ve yapısı farklı, uluslararası mahkeme olan AİHM içtihatlarının

örnek alınması yerine, bireysel başvuruda başarılı olduğu bilinen Avrupa’daki

ulusal mahkemelerin uygulamalarının esas alınması daha yerinde olacaktır.

6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki

inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (2) numaralı fıkrası, “Bireysel

başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmesi halinde, başvurunun bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığı’na gönderilir. Adalet Bakanlığı gerekli

gördüğü hallerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bireysel başvurularda başvurucunun (davacının)

karşı tarafı (davalısı) bulunmamaktadır. Maddeye göre Adalet Bakanlığı davanın

tarafı değil sadece bildirim yapılan muhatabıdır. Gerekli görürse, savunma

değil, görüşünü yazılı olarak bildirebilir. Değiştirilen, Anayasa Mahkemesi İç

Tüzüğünün 71. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi karar vermek için Adalet

Bakanlığı’nın görüşünü beklemek zorunda değildir. Tazminata neden olan olayın

muhatabı başka bir kamu kurumu olduğundan, gerçekte Adalet Bakanlığı tazminat

davasının tarafı da olamaz. Tazminat davası ile ilgili olarak uluslararası veya

ulusal hiçbir usul ve maddi hukuk kuralı dikkate alınmayıp, taraf teşkili

tamamlanmadan, karşı tarafa (davalıya) tebligat yapılmadan savunma ve delilleri

alınmadan, tazminata karar verilmesi, hüküm fıkrasında bulunması zorunlu

hususların varlığının gözetilmemesi, kararın ikinci derecede incelenmesinin

ortadan kaldırılması doğru olmadığından, olayda adil yargılanma hakkının

varlığından söz edilemez.

6216 Sayılı Kanununun “Kararlar” kenar

başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, “Tespit edilen ihlal bir

mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde, mümkünse dosya üzerinden karar verir.” denilmektedir.

Kuraldaki

“başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir” kısmı, mahkemeye çok özel hallerde,

istisnai olarak kullanılması maksadıyla verilmiş, ihtiyari bir yetkidir.

Uygulamada mahkemece bu yetki, istek varsa, ihlal tespit edilen neredeyse her

davada manevi tazminat, yargılamanın hiçbir kuralına uyulmadan isteğe bağlı

olarak bazen maddi tazminat verilmesi şeklinde kullanılmaktadır.

Bireysel

başvuru, şahısların kişisel haklarının tek tek tespit edilerek, kendilerine

teslim edilmesi yeri değildir. Esasen Anayasa Mahkemesi’nce varsa ihlalin

tespit edilmesiyle yetinilmesi, tazminat konusunda başvurucuya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilmesi, görevli genel mahkemesince

usulüne uygun taraf teşkili sağlanması, yargılama yapılarak sonuca gidilmesi,

taraflara ikinci derece inceleme yapılmasını isteme hakkı tanınması gerekir.

Böyle bir tercih yapılması halinde başvurucunun da herhangi bir kaybı söz

konusu olmayacaktır.

Açıklanan

nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilmesinden dolayı maddi

tazminat ödenmesine ilişkin çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Selami ER Başvurucu : Mustafa ÜNLÜ Üye Burhan ÜSTÜN Üye Nuri NECİPOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/735, 17 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008)
  16. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  17. E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL yargılama giderinin
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. Karşı Oy Yazısı
  20. Kaleli
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/735
Tarih
17 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Kazım Albayrak Başvurusu (B. No: 2014/3836)
  • Ö.k.a. Başvurusu (B. No: 2013/9095)
  • Turgay Çamlı Başvurusu (B. No: 2012/1266)
  • Faruk Mete Başvurusu (B. No: 2013/8489)
  • Cengiz Gezgin Başvurusu (B. No: 2013/8738)
  • Zübeyde Çaçan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1584)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.