İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Necat Kaya Başvurusu (B. No: 2017/31072)

1. Başvuru; idari para cezası verilmesi nedeniyle

Başvuru No2017/31072Tarih20 Ekim 2020Okuma29 dk · 5.842 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Necat Kaya Başvurusu

Karar tarihi
20 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2017/31072
R.G. Tarih ve Sayı
25/11/2020-31315
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.842 kelime·29 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; idari para cezası verilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının, idari para cezasının iptali isteminin idari işlemlerin

hukuka uygunluk karinesinden yararlanıyor olmasına dayalı olarak reddedilmesi

nedeniyle masumiyet karinesinin, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 28/7/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. İdari Para

Cezası Verilmesi Süreci

8. Başvurucu, akaryakıt ticareti yapmaktadır. Başvurucunun

Erzincan-Sivas kara yolu Yalnızbağ beldesinde bulunan tesisine Enerji Piyasası

Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından 11/3/2005 tarihinde bayilik lisansı

verilmiştir. Başvurucu, anılan tesiste Petrol Ofisi A.Ş.nin bayiliğini

yapmaktadır.

9. Erzincan İl Jandarma Komutanlığı 26/2/2008 tarihinde

yapmış olduğu denetimde başvurucuya ait tankerden E.K. isimli kişiye ait

akaryakıt istasyonuna motorin ikmal edildiğini tespit etmiştir. Olaya ilişkin

olarak aynı tarihte Tespit Tutanağı düzenlenmiştir.

10. Erzincan İl Jandarma Komutanlığınca gerçekleştirilen

11/7/2008 tarihli denetimde ise başvurucuya ait akaryakıt istasyonuna bayisi

olduğu dağıtıcı firma dışında akaryakıt ikmal edildiği belirlenerek bu durum

tutanağa bağlanmıştır. Olayda, Petrol Ofisi A.Ş. tarafından Ş. Petrol Ürünleri

Madeni Yağlar Nak. İnş. Tah. Gıd. Paz. Ltd. Şti.ne gönderilen akaryakıtın

başvurucuya ait akaryakıt istasyonuna boşaltıldığı tespit edilmiştir.

11. EPDK 8/6/2009 tarihinde 6/1/2005 tarihli ve 25692

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Petrol Piyasasında Yapılacak Denetimler ile

Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında

Yönetmelik'in "Ön Araştırma ve Soruşturma Prosedürüne Gerek Olmayan

Haller" başlıklı 25. maddesi uyarınca ön araştırma ve soruşturma

prosedürüne gerek olmaksızın başvurucunun yazılı savunmasının alınması için

Denetim Dairesi Başkanlığının yetkilendirilmesine karar vermiştir.

12. Denetim Dairesi Başkanlığının 19/6/2009 tarihli

yazısı ile başvurucunun savunması istenmiştir. Yazının içeriğinde başvurucuya

ait tankerden E.K. isimli kişiye ait akaryakıt istasyonuna motorin ikmal

edilmesinin 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 4.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 17/6/2004 tarihli ve 25495 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) "Bayilik

Lisansı Sahiplerinin Yükümlülükleri" başlıklı 38. maddesinin birinci

fıkrasının (g) bendine aykırı olduğu vurgulanmıştır. Başvurucuya ait akaryakıt

istasyonuna bayisi olduğu dağıtıcı firma dışında akaryakıt ikmali yapılmasının

ise 5015 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrası ile Yönetmelik'in 38.

maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentlerine aykırı olduğu hususuna

dikkat çekilmiştir.

13. Başvurucu 13/7/2009 tarihinde Kurum kayıtlarına giren

savunma dilekçesinde; tankerinin E.K. tarafından A.Y. adlı kişiye satılan

akaryakıtın götürülmesi için kiralandığını, teslimatın ardından arta kalan

akaryakıtın tekrar E.K.ya ait istasyona getirilerek boşaltılması sırasında

tutanakla tespitin yapıldığını belirtmiştir. Dilekçede ayrıca başvurucu kısıtlı

imkânlarla faaliyet yürüttüğünü, kendi tankeriyle çok miktarda akaryakıt

getirme olanağı bulunmadığını belirterek istasyonuna akaryakıt ikmali

yapıldığını kabul etmiştir.

14. Dağıtıcısı dışında akaryakıt ikmal ettiği ve yeniden

satış amaçlı satış yaptığı gerekçeleriyle 3/9/2009 tarihli işlem uyarınca

başvurucuya EPDK tarafından 170.000 TL tutarında idari para cezası verilmiştir.

Kararda, başvurucunun gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlerin 5015 sayılı Kanun'un

19. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi ile aynı

fıkranın (b) bendinin (2) numaralı alt bendine aykırı olduğuna değinilmiştir.

Son olarak başvurucunun yazılı savunmasında ileri sürdüğü hususların kendisini

haklı gösterecek gerekçeler içermediğine dikkat çekilmiştir.

B. İdari Para

Cezasına İtiraz Süreci

15. Başvurucu, idari para cezası verilmesine ilişkin

olarak EPDK tarafından tesis edilen idari işlemin iptali istemiyle 5/11/2009

tarihinde Danıştay Onüçüncü Dairesi (Mahkeme) nezdinde iptal davası açmıştır.

Dava dilekçesinde özetle dağıtıcısı dışında akaryakıt ikmal edilmediğini ve

yeniden satış amaçlı satış yapılmadığı öne sürülerek EPDK tarafından tesis

edilen idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptalini istemiştir.

16. Mahkeme 4/10/2011 tarihli kararıyla davayı

reddetmiştir.

17. Ret gerekçesinde öncelikle 5015 sayılı Kanun'un 4.

maddesi ile lisansın sahibine lisansta yer alan faaliyetin yapılması ile bu

konularda taahhütlere girişilmesi hakkını verdiğinin ve lisansta verilen

hakların mevzuatın yerine getirilmesi koşulu ile kullanılacağının kurala

bağlandığı vurgulanmıştır. Ayrıca 5015 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca

bayilerin lisanslarının devamı süresince bayisi olduğu dağıtıcı haricinde diğer

dağıtıcı ve onların bayilerinden akaryakıt ikmali yapılmaması ile yükümlü

olduklarına dikkat çekilmiştir. Gerekçede, anılan Kanun'un 19. maddesi ile

düzenlenen idari para cezasını gerektiren durumlar hatırlatılmıştır.

Başvurucuya ait tanker ile E.K.ya ait akaryakıt istasyonuna boşaltım

yapıldığının ve başvurucunun bayisi olduğu dağıtıcı firma dışında Ş. Petrol

Ürünleri Madeni Yağlar Nak. İnş. Tah. Gıd. Paz. Ltd. Şti.nden temin ettiği

akaryakıtın istasyonda bulunan tanklara boşaltıldığının idarece tespit edildiğinin

altı çizilmiştir. Sonuç olarak idarenin bu tespitleri uyarınca mevzuata uygun

olarak işlem tesis ettiği belirtilerek ret gerekçesi oluşturulmuştur.

18. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz

dilekçesinde 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinde yakın zamanda köklü ve önemli

değişiklikler yapıldığı ve lehe olan bu değişikliklerin dikkate alınması

gerektiği ifade edilmiştir. Dilekçede ayrıca Kanun'da öngörülen usulün

uygulanmaması nedeniyle idari işlemin iptal edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Ayrıca

Yönetmelik hükmü ile ceza ihdas edilmesinin kanunilik ilkesine aykırı olduğu

vurgulanmıştır. Aynı dağıtım şirketine bağlı bayiler arasında akaryakıt alımı

ve satımının yasaklanmadığını belirten başvurucu, derece mahkemesince

iddialarının değerlendirilmediğini öne sürmüştür. Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulu (Kurul) 16/4/2015 tarihinde mahkeme kararını onamıştır. Karar düzeltme

istemi de aynı Kurulun 13/3/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

19. Başvurucu, nihai kararı 30/6/2017 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 28/7/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

20. 5015 sayılı Kanun'un "Tanımlar ve

kısaltmalar" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunun uygulanmasında;

...

10) Bayilik: Karşılıklı yükümlülüklerin

ekinde fizibilite olan bir sözleşmeye bağlanarak akaryakıt dağıtım şirketleri

tarafından gerçek ve tüzel kişilere akaryakıtın kullanıcılara ikmali yetkisi verilmesi

işlemini,

...

25) Kullanıcı: Petrol kullanımı yapan

gerçek ve tüzel kişileri,

26) Kullanım: Petrolün sadece kişisel ve

işletme ihtiyaçları için tüketimini,

...

İfade eder. "

21. 5015 sayılı Kanun'un "Lisanların tabi olacağı

usul ve esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Petrol ile ilgili;

...

b) Akaryakıt dağıtımı, taşıması ve

bayilik faaliyetlerinin yapılması,

İçin lisans alınması zorunludur.

...

Bu Kanuna göre; lisansların verilmesi,

güncelleştirilmesi, geçici olarak durdurulması veya iptaline ilişkin işlemler Kurumca

yapılır.

...

Lisansta yer alan hususlarda değişiklik

yapılmasını gerektirecek faaliyetler, Kurumca onaylanıp lisansa işlenmedikçe

yapılamaz.

Lisanslar ile ilgili olarak;

a) ...

ı) Lisans kapsamında olsun veya olmasın

piyasa ile ilgili faaliyetlerin yönlendirilmesi, gözetimi, denetimive benzeri

konulara,

Ait usul ve esaslar Kurumca çıkarılacak

yönetmeliklerle düzenlenir.

... "

22. 5015 sayılı Kanun'un "Lisans sahiplerinin

temel hak ve yükümlülükleri " kenar başlıklı 4. maddesinin birinci

ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Lisans, sahibine lisansta yer alan

faaliyetin yapılması ile bu konularda taahhütlere girişilmesi haklarını verir.

Lisans ile tanınan haklar; bu Kanunun,

ilgili diğer mevzuatın ve lisansta yer alan kayıtlı hususların yerine

getirilmesi koşuluyla kullanılır."

23. 5015 sayılı Kanun'un "Bayiler" kenar

başlıklı 8. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bayi lisanslarına ilişkin

düzenlemeler (teknik, güvenlik, kapasite, çevre vb.) Kurum tarafından yapılır.

Bayiler, dağıtıcıları ile yapacakları tek elden satış sözleşmesine göre bayilik

faaliyetlerini yürütürler.

Bayiler lisanslarının devamı süresince;

a) Bayisi olduğu dağıtıcı haricinde

diğer dağıtıcı ve onların bayilerinden akaryakıt ikmali yapılmaması,

b) Tağşiş ve/veya hile amacıyla

akaryakıta katılabilecek ürünlerin akaryakıta katılmaması ve istasyonunda

bulundurmaması,

İle yükümlüdür.

..."

24. 5015 sayılı Kanun'un "Bilgilerin toplanması,

kayıt düzeni, denetim ve tebligat" kenar başlıklı 14. maddesinin dördüncü

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Kurum, piyasa faaliyetlerini kendi

personeli eliyle veya gerektiğinde diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli

eliyle denetime tabi tutar."

25. 5015 sayılı Kanun'un "İdari para

cezaları" kenar başlıklı 19. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte

bulunan hâlinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanuna göre idarî para

cezalarının veya idarî yaptırımların uygulanması, bu Kanunun diğer hükümlerinin

uygulanmasına engel oluşturmaz. Bu Kanuna göre verilen ceza ve tedbirler diğer

kanunlar gereği yapılacak işlemleri engellemez.

Bu Kanuna göre;

a) Aşağıdaki hallerde, sorumlulara

altıyüzbin Türk Lirası idarî para cezası verilir:

1)

...

4) 5, 6, 7, 8, 16, 17 ve 18 inci

maddelerin ihlali.

b) Aşağıdaki hallerde, sorumlulara

ikiyüzellibin Türk Lirası idarî para cezası verilir:

1) ...

3) 4 üncü madde hükümlerinin ihlali.

...

Bayiler için yukarıda yer alan cezaların

beşte biri uygulanır. "

26. 5015 sayılı Kanun'un "İdari para

cezaları" kenar başlıklı 19. maddesinin 28/3/2013 tarihli ve 28615

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 28/3/2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanun'un 44.

maddesi ile değişik hâlinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

e) Aşağıdaki hallerde, sorumlulara üç

yüz elli bin Türk Lirası idari para cezası verilir:

1) ...

2) Sahip olunan lisansın verdiği haklar

dışında faaliyet gösterilmesi.

...

f) 4 üncü maddenin dördüncü fıkrasının

(l) bendi kapsamındaki ihlaller hariç olmak üzere bayiler için (e) bendinde yer

alan cezanın beşte biri uygulanır.

..."

27. 5015 sayılı Kanun'un "İdari para

cezaları" kenar başlıklı 19. maddesinin son hâlinin ilgili kısmı

şöyledir:

"...

f) Aşağıdaki hallerde sorumlulara yüz

yirmi beş bin Türk Lirasından az olmamak ve altı yüz yirmi beş bin Türk

Lirasını geçmemek üzere fiilin işlendiği tarihten bir önceki yılda ilgili

lisansa konu petrol piyasası faaliyetine ilişkin net satış hasılatının binde

onu oranında idari para cezası uygulanır:

1) ...

...

4) Bayilik lisansı sahiplerince lisansın

verdiği haklar dışında faaliyet gösterilmesi.

..."

28. Yönetmelik'in "Bayilik Lisansı Sahiplerinin

Yükümlülükleri" başlıklı 38. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Madde 38- Bayilik lisansı sahipleri;

...

c) Faaliyetlerin, dağıtıcılar ile

yapılacak tek elden satış sözleşmesine göre yürütülmesi,

d) Bayisi oldukları dağıtıcı haricinde

akaryakıt temini yapılmaması,

...

g) Kullanıcılar haricinde yeniden satış

amaçlı satış yapılmaması,

...”

29. Petrol Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön

Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında

Yönetmelik'in "Ön Araştırma ve Soruşturma Prosedürüne Gerek Olmayan

Haller" başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Petrol piyasasında faaliyette bulunan

gerçek veya tüzel kişilerin ilgili mevzuat hükümlerine aykırı faaliyet ve

işlemlerinden bu Yönetmelikte düzenlenen ön araştırma ve soruşturma prosedürüne

gerek olmayacak derecede açık olduğu Kurul tarafından belirlenenler için, Daire

Başkanlığı vasıtasıyla ilgili gerçek veya tüzel kişiye onbeş günden az olmamak

üzere uygun bir süre verilerek yazılı savunması alınır. Daire Başkanı, ilgili

gerçek veya tüzel kişinin yazılı savunmasını, kendi görüşüyle birlikte

Başkanlığa sunar. Başkan, konuyu Kurul gündemine öncelikle alır.

Kurul, yazılı savunma ve konuya ilişkin

Daire Başkanlığı görüşünü inceleyerek kararını verir. İlgili mevzuat

hükümlerine aykırılığın Kurul tarafından sabit görülmesi halinde, ilgili

kanunlarda öngörülen ceza ve yaptırımların uygulanmasını kararlaştırır.”

B. Uluslararası

Hukuk

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek

1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ister suç

gelirlerinin elde edilmesinin önüne geçilmesi için müsadere olarak uygulansın

isterse de doğrudan uygulansın para cezalarının veya kazanç müsaderesinin

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmektedir. AİHM, bu suretle

yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci

paragrafı kapsamında mülkiyetin kullanılmasının kontrolüne ilişkin üçüncü kural

çerçevesinde incelenmesi gerektiği görüşündedir (Butler/Birleşik Krallık (k.k.),

B. No: 41661/98, 27/6/2002; Phillips/Birleşik Krallık, B. No: 41087/98,

5/7/2001, §§ 50, 51; Konstantin Stefanov/Bulgaristan, B. No: 35399/05,

27/6/2015, §§ 57, 58).

32. Konstantin Stefanov/Bulgaristan kararına konu

olayda başvurucu avukatın ücreti yetersiz bulması nedeniyle zorunlu müdafi

olmayı reddederek duruşmadan ayrılması üzerine ceza mahkemesince başvurucu

avukata yaklaşık 260 avro tutarında para cezası verilmiştir. AİHM, şikâyet

edilen cezaya konu paranın mülk teşkil ettiğini ve bu para cezasının

uygulanmasının da mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini belirtmiştir (Konstantin

Stefanov/Bulgaristan, § 57). AİHM'e göre uygulanan para cezası Sözleşme'nin

anlamında bir yaptırım teşkil etmektedir. Bu sebeple müdahale, taraf

devletlere yaptırımların ödenmesini sağlamak için mülkiyetin kullanımını

kontrol yetkisi tanıyan Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci

paragrafı çerçevesinde değerlendirilmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan,

§ 58).

33. AİHM; para cezasının açık, öngörülebilir ve

ulaşılabilir mahiyette bir kanuna dayandığını, yargılamanın etkin ve gecikmeden

sürdürülmesi yönünde kamu yararına dayalı meşru bir amacının da bulunduğunu

tespit etmiştir (Konstantin Stefanov/Bulgaristan, §§ 63, 64). AİHM,

ölçülülük yönünden yaptığı değerlendirmede ise farklı unsurları ele almıştır.

Öncelikle duruşmanın ertelenmesini önlemek amacını vurgulamıştır. AİHM,

caydırıcı bir etkinin sağlanması için parasal bir cezanın uygulanabileceğini

belirtmiş ve bu alanda devletlerin geniş bir takdir yetkisi olduğuna dikkat

çekmiştir. AİHM bu bağlamda en önemli güvencenin ise başvurucuya uygulanan

cezaya karşı itiraz edebilme hakkının tanınması olduğunu ve somut başvuruda ise

başvurucuya uygulanan cezaya ilişkin karar verme usulünün keyfî olduğunun

ortaya konulamadığını belirtmiştir. AİHM son olarak başvurucuya verilen para

cezasının üst sınırdan uygulanmakla beraber aşırı veya orantısız olmadığını

değerlendirmiş, başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması

gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna varmıştır (Konstantin

Stefanov/Bulgaristan, §§ 65-70).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 20/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

35. Başvurucu, verilen idari para cezası miktarının çok

yüksek olması nedeniyle istasyonunu satmasının veya işletemez hâle gelmesinin

kaçınılmaz olduğunu öne sürmüştür. Başvurucu, işlem tesis edilirken gereklilik

ve orantılılık ilkelerine aykırı davranıldığını dile getirmiştir.

36. Başvurucu ayrıca kanuni dayanağı olmadan idari para

cezası uygulanmasından yakınmıştır. Başvurucuya göre kanunda öngörülen usule

uyulmadan idari para cezası verilmesi savunma hakkının ihlali anlamına

gelmektedir. Başvurucu, idari işlemin iptali istemiyle açılan davada hukuka

aykırı karar verilmesinden de şikâyetçidir. Başvurucu son olarak konumları farklı

olan işletmelere aynı idari para cezasının uygulanmasının insan haklarına

aykırı olduğunu ifade etmiştir.

37. Başvurucu bu gerekçelerle mülkiyet, savunma, adil

yargılanma haklarının; suç ve cezaların kanuniliği ile eşitlik ilkelerinin ve

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

39. Başvurucu, dile getirdiği şikâyetlerle ayrımcılık

yasağının da ihlal edildiğini ileri sürmüşse de bu iddialarını somut bir

biçimde temellendirememiştir. Bu sebeple işbu bireysel başvuruda belirtilen

şikâyet yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

40. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, gereklilik ve

orantılılık ilkelerine aykırı olarak yüksek tutarlı idari para cezası

verilmesine yönelik olduğundan şikâyetin mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür. Bunun yanında savunma ve adil yargılanma

haklarına yönelik şikâyetler ile suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal

edildiği iddiasına yönelik şikâyet de mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilmiştir.

41. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz.”

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Mülkün

Varlığı

43. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20). Somut olayda idari para cezasına hükmedilmesi neticesinde belirtilen

tutardaki paranın başvurucunun mal varlığına dâhil olduğu ve verilen idari para

cezasıyla başvurucunun mal varlığından eksilmeye yol açıldığı kuşkusuz olduğuna

göre bu paranın başvurucu açısından mülk teşkil ettiği açıktır.

ii. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

44. Başvuru konusu olayda başvurucunun idari para cezası

ile cezalandırılması yoluyla yapılan müdahalenin mal varlığına dâhil olan

parasından yoksun kalmasına yol açtığından mülkiyet hakkına müdahale teşkil

ettiği kuşkusuzdur.

45. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten

barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci

fıkrasında genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği

belirlenmekle aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel

çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından

mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca

belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).

46. Müdahalenin -türünün yol açtığı sonuçlar yanında-

amacı da gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Başvurucuya petrol piyasası

kurallarına uymadığı için idari para cezası uygulanmıştır. Dolayısıyla

müdahaleyle petrol piyasasının düzenlenmesi ve kontrol edilmesi

amaçlanmaktadır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin

üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

iii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

47. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

48. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel

ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi

için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca

ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife

Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

49. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk

incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı

tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı

olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No:

2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55).

50. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin

ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber Anayasa Mahkemesinin daha

önceki kararlarında da belirtildiği üzere kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka

yapılacak müdahalenin uygulamasının kanunun çerçevesini aşmayacak şekilde

tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkaracağı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mâni değildir (Tahsin Erdoğan, B. No:

2012/1246, 6/2/2014, § 60). Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin konularda temel esaslar, ilkeler ve genel çerçeve kanunla

belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususların yürütme

organınca çıkarılacak düzenleyici işlemlerle tanzim edilmesi mümkündür (AYM,

E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).

51. Başvurucu; lisans sahiplerinin yükümlülükleri

arasında sayılan yeniden satış amaçlı satış yapılamaması düzenlemesinin

Yönetmelik'te yer aldığını, bu kurala 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer

verilmediğini belirterek Yönetmelik hükmü ile ceza ihdas edilmesinden

yakınmıştır. Başvurucu ayrıca 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci ve

ikinci fıkralarına aykırı hareket etmenin 11/4/2013 tarihinde 5015 sayılı

Kanun'un 19. maddesinde yapılan değişiklikle suç olmaktan çıkarılması nedeniyle

de kendisine para cezası verilemeyeceğini dile getirmiştir. Başvurucu, idari

para cezasına dayanak olarak alınan 5015 sayılı Kanun'un 8. maddesinin ikinci

fıkrasının (a) bendinin Anayasa Mahkemesinin E.2015/73, K.2016/161 sayılı ve

12/10/2016 tarihli kararı ile iptal edildiğini belirterek başvuru konusu idari

işlemin kanuni dayanağının kalmadığını ifade etmiştir. Başvurucu sonuç olarak

bu gerekçelerle suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

52. Somut olayda bayilik lisansı bulunan başvurucuya,

dağıtıcısı dışında akaryakıt ikmal ettiği ve yeniden satış amaçlı satış yaptığı

gerekçeleriyle idari para cezası verilmiştir.

53. Başvurucunun ilk iddiası Yönetmelik ile ceza ihdas

edilmesine ilişkindir. Ancak başvurucu için söz konusu olan yükümlülüğün ve

karşılığı idari yaptırımın ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir mahiyetteki

söz konusu kanun hükümleriyle açık olarak düzenlendiği görülmektedir. Petrol

piyasası gibi dinamik bir alanda teknik konuların bütünüyle kanunda

düzenlenmesi beklenemez. Teknik ayrıntıların kanunla düzenlenmesinin beklenmesi

daha hızlı hareket etmesi ve karşılaştığı sorunları daha süratli çözüme

kavuşturması beklenen idarenin çalışmasını güçleştirebilir. Bu bakımdan

özellikle teknik ve idari meselelere temas eden detayların düzenlenmesinin

idarelerin takdirine bırakılması kanuna dayanma koşulunu ihlal etmez.

54. Nitekim somut olayda da 5015 sayılı Kanun'un

4. maddesi ile petrol piyasasında faaliyette bulunanlar için genel nitelikli

hak, kısıtlama ve yükümlülükler getirilmek suretiyle genel çerçevenin çizildiği

anlaşılmaktadır. EPDK tarafından çıkarılan yönetmeliklerle de bu genel

çerçeveye dayalı olarak teknik detayların açık bir biçimde gösterildiği

görülmektedir. Buna göre 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasında,

lisansta tanınan hakların bu Kanun'un ilgili diğer mevzuatın ve lisansta yer

alan kayıtlı hususların yerine getirilmesi koşuluyla kullanılabileceği kurala

bağlanmıştır. Yönetmelik'in 38. maddesinde ise bayilik lisansı sahiplerinin

yükümlülüklerine yer verilmiştir. Bu kapsamda anılan Yönetmelik maddesinin (g)

bendiyle kullanıcılar haricinde yeniden satış amaçlı satış yapılmaması

düzenlenmiştir. 5015 sayılı Kanun'un "İdari para cezaları" kenar

başlıklı 19. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte bulunan hâlinin (b) bendinin

dördüncü fıkrasında Kanun'un 4. maddesinde yer alan hükümlerin ihlali hâlinde

250.000 TL idari para cezası verileceği, bayiler için ise cezanın beşte birinin

uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

55. Başvurucunun açtığı davada ilk derece mahkemesi de bu

düzenlemelere dayalı olarak başvurucunun yeniden satış amaçlı satış yapılmaması

yükümlülüğüne uymadığını açıklamıştır. Konuya ilişkin petrol piyasası

kurallarının yorumuna dayalı olan söz konusu kararın ise keyfî veya öngörülemez

nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.

56. Diğer taraftan başvurucu 5015 sayılı Kanun'un 4.

maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına aykırı hareket etmenin 5015 sayılı

Kanun'un 19. maddesinde 11/4/2013 tarihinde yapılan değişiklikle suç olmaktan

çıkarılması nedeniyle de uygulanan cezanın kanuni dayanağının kalmadığını ileri

sürmüştür. Ancak maddenin 6455 sayılı Kanun'un 44. maddesiyle değişik hâlinde

de sahip olunan lisansın verdiği haklar dışında faaliyet gösterilmesinin idari

para cezasına tabi olacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durumda kanuni dayanağın

bulunduğu açıktır.

57. Son olarak başvurucu, idari para cezasına dayanak

olarak alınan 5015 sayılı Kanun'un 8. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin

Anayasa Mahkemesinin E.2015/73, K.2016/161 sayılı ve 12/10/2016 tarihli kararı

ile iptal edildiğini belirterek başvuru konusu idari işlemin kanuni dayanağının

kalmadığını öne sürmüştür. Bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararının incelenmesi

neticesinde kararın 5015 sayılı Kanun'un 8. maddesinin ikinci fıkrasının (a)

bendi ile ilgili olmadığı anlaşılmıştır. Bahsi geçen kararın 2/3/2005 tarihli

ve 5307 sayılı Kanun'un 16. maddesinin ikinci fıkrası ile ilgili olduğu

görülmüştür. Bu yönüyle de başvurucunun kanunilik ilkesine aykırı olarak

cezalandırıldığından ya da yaptırıma bağlanmamış bir fiil dolayısıyla keyfî bir

şekilde cezalandırıldığından söz edilemez.

58. Sonuç olarak başvuruya konu idari para cezası 5015 sayılı

Kanun'un 19. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi

ile aynı fıkranın (b) bendinin (2) numaralı alt bendi uyarınca ve anılan

maddenin dördüncü fıkrası gözönünde bulundurularak verilmiş olup söz konusu

Kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette olduğu dikkate

alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayalı

olduğu kuşkusuzdur.

(2) Meşru Amaç

59. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet

hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı

kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda

sınırlandırılmasına imkân vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra

mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu

anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53).

60. 5015 sayılı Kanun'un genel ve madde gerekçeleri ile

yasama sürecindeki tartışmalardan kanun koyucunun petrolün doğrudan veya

işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içinde kullanıcılara

sunumunu, faaliyetlerin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesini,

bunu sağlamak üzere gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini hedeflediği

anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun bayilerin, dağıtıcıları ile yapacakları tek

elden satış sözleşmesine göre bayilik faaliyetlerini yürüteceklerine ve sözleşmenin

devamı süresince, bayisi olduğu akaryakıt dağıtıcısı dışında başka akaryakıt

dağıtıcıları ve onların bayilerinden akaryakıt teslim almayacaklarına yönelik

düzenlemeler getirdiği, bu kapsamda dağıtıcısı dışında akaryakıt ikmali ve

yeniden satış amaçlı satış yapılmasını yasakladığı, bu yasağın ihlali hâlinde

uygulanacak yaptırımı maktu idari para cezası olarak belirlediği görülmektedir.

Kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında söz konusu fiilleri kabahat olarak

belirlemesinin ve bunun karşılığında idari cezalar öngörmesinin kamu yararını

sağlamaya yönelik olduğu açıktır.

61. Dolayısıyla toplum ve çevre sağlığı ile can, mal ve

çevre güvenliği açısından büyük önem taşıyan petrol piyasasına ilişkin

faaliyetlerin izin, ruhsat, denetim ve kontrol işlemleri çerçevesinde bazı

yükümlülükler öngörülerek bu yükümlülüklere uyulmamasının yaptırıma tabi

tutulmasında kamu yararı amacının bulunduğu kuşkusuzdur. Ayrıca bu

yaptırımların kanuna aykırı benzeri fiillerin tekrar işlenmesinin önüne

geçilmesi bağlamında caydırıcı bir yönü de bulunmaktadır. Son olarak dağıtıcısı

dışında akaryakıt ikmali ve yeniden satış amaçlı satış yapılmasına izin

verilmemesinin piyasa işleyişinin düzenlenmesi gibi bir amacının olduğuna da

dikkati çekmek gerekir. Bu sebeplerle başvuruya konu müdahalenin kamu yararına

dayalı meşru bir amacının olduğu kuşkusuzdur.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

62. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

63. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu

olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün

olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

64. Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'nın

13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her şeyden önce bu tedbirin

öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur.

Diğer taraftan müdahalede bulunulurken takip edilen kamu yararı amacını

gerçekleştirmeye en uygun aracın seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangi

araçların tercih edileceği ise öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecek

konumda olan ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracın

tercih edileceğinin belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdir

yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak

idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın

müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması

durumunda Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması

mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen

aracın isabet derecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde

oluşturduğu müdahalenin ağırlığına dönüktür (bazı değişikliklerle birlikte bkz.

Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 108; Hanife

Ensaroğlu, B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).

65. Diğer taraftan hukuk devletinde; ceza ve ceza yerine

geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar Anayasa’ya aykırı olmamak üzere

ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın

gereksinimlerini gözönüne alan suç politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu,

izlediği suç politikası gereği bazı fiilleri ceza hukuku alanından

çıkarabileceği gibi korudukları hukuki yararları ve neden olduğu sonuçları esas

alarak birtakım suçları farklı yaptırımlara da tabi kılabilir. Kanun koyucunun

bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi, anayasal denetimin

kapsamı dışında kalmaktadır (AYM, E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018).

66. Bununla birlikte orantılılık ilkesi gereği kişilerin

mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı

ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil

denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi

durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken

Anayasa Mahkemesi; bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer

taraftan da müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin

davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

67. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir

güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §

64; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

68. Elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla ya da

para cezası uygulanmak suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin bireyin

menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozmaması

için malikin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının

olması ve başvurucunun müdahaleye yönelik iddia ve savunmalarının ilgili idari

ve yargısal makamlarca makul biçimde karşılanması, ayrıca her hâlde iyi niyetli

malikin zararının ise tazmini gerekmektedir. Bu gerekliliklere uyulduğu

takdirde mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçülü olacaktır (Züliye Öztürk,

§ 64).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

69. Başvurucuya idari para cezası verilmesinin

akaryakıtın ekonomik olarak rekabet ortamı ve güvenlik içinde kullanıcılara

sunumunu sağlamaya yönelik olduğu dikkate alındığında müdahalenin söz konusu

kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğunda şüphe bulunmamaktadır.

İkinci olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin gerekli olup

olmadığı irdelenmelidir. Olayda başvurucunun fiili suç olarak düzenlenmemiş ve

başvurucuya adli bir yaptırım öngörülmemiştir. Buna göre mülkiyetin kamu

yararına kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde kamu makamlarının

sahip olduğu geniş takdir yetkisi de gözönünde bulundurulduğunda başvurucunun

fiilinin kabahat olarak düzenlenerek yalnızca idari para cezası uygulandığı

dikkate alındığında müdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.

70. Orantılılık yönünden ise öncelikle başvurucuya idari

para cezası kararına karşı iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya

koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı değerlendirilmelidir. Başvurucu,

öncelikle idari para cezası verilmesine ilişkin idari işleme karşı Kurum nezdinde

savunmasını sunabilmiştir (bkz. § 13). Yargılama aşamasında ise kendisini

avukat ile temsil ettiren başvurucu, önce idare mahkemesinde dava açmış;

davanın reddine ilişkin karara karşı da temyiz yoluna başvurmuştur.

71. Diğer taraftan başvurucu, idari para cezası yüksek

olduğu için cezanın orantısızlığından yakınmakta ise de herhangi bir

orantılılık karşılaştırması yapmaya elverişli bir bilgi veya belge sunmamıştır.

Dolayısıyla verilen idari para cezasının somut olay bağlamında başvurucunun

ekonomik durumunda nasıl bir etkiye yol açtığının belirlenmesi mümkün

olamamaktadır.

72. Sonuç olarak akaryakıtın güvenli ve ekonomik olarak

rekabet ortamı içinde kullanıcılara sunumu yükümlülüğünün toplum ve çevre

sağlığı ile can, mal ve çevre güvenliği açısından büyük önem arz ettiği

kuşkusuzdur. Bunun yanında devletin idari para cezalarının düzenlenmesi ve

uygulanması alanında geniş bir takdir yetkisinin olduğu da dikkate alınmalıdır.

Kaldı ki olayda başvurucuya idari para cezasının dışında herhangi bir adli veya

idari yaptırım uygulanmamış, müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi ya da

bayilik lisansının geçici süreyle veya tamamen askıya alınması gibi bir tedbir

yoluna da gidilmemiştir. Ayrıca idari para cezası verilmesine yol açan fiilin

başvurucunun kusurundan kaynaklandığı, somut olayda kamu makamlarının özensiz

bir tutum veya davranışının ise söz konusu olmadığı gözetilmelidir.

73. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin -içerdiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında ve özellikle kendi

kusuruyla kanuna aykırılığa yol açtığı gözetildiğinde- başvurucuya şahsi olarak

aşırı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun

mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin

bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

74. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

75. Başvurucu; idari işlemlerin hukuka uygunluk

karinesinden yararlanıyor olmasının ispat külfetinin ters çevrilmesi anlamına

geldiğini, suçsuzluğunu ispat etmek için dava açmak zorunda kaldığını

belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Genel İlkeler

76. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu

sayılamaz." şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise

herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de

güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya

kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet karinesi

-Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir

unsuru olmakla beraber- Anayasa’nın suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar

kimsenin suçlu sayılamayacağına dair 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca

düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).

77. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir

kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis

edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti

ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169,

26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı

kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Bunun

sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti

iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

78. Sanık masumiyet karinesi gereği suçsuz sayıldığı için

yargılama yapılmakta ve maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışılmaktadır. Maddi gerçeğe

ulaşmak için suç isnadı altında olan kişiden masum olduğunu ispat etmesi

istenemez. Çünkü suç isnadı altında da olsa kişi, hükmen sabit oluncaya kadar

suçsuz kabul edilmektedir (Adem Hüseyinoğlu, § 35).

79. Masumiyet karinesi kapsamında yer alan ve iddia

edenin iddiasını ispatla yükümlü olması kuralı, Anayasa’nın 38. maddesinin

gerekçesinde de açıkça ifade edilmiştir. Bununla birlikte genel anlamda suçun

kanıtlanması yükümlülüğü iddia edende kaldığı sürece savunmasını oluşturmak

için ispat yükünü sanığa devreden kurallar ile hukuki veya fiilî varsayımların

olduğu durumlarda ispat yükünün yer değiştirmesi masumiyet karinesine aykırılık

taşımaz (AYM, E.2013/38, K.2014/58, 27/3/2014). Ancak suç isnadını

içeren karinenin aksinin başvurucu tarafından yargılama sırasında ispat

edilebilmesinin mümkün olması, hâkimin de bu yönde ileri sürülen iddiaları

inceleyip kararını buna göre verebilmesi, bir başka ifadeyle karinelerin kişiyi

otomatik olarak suçlu hâline getirmemesi gerekir. Karineler, masumiyet

karinesini ihlal eder boyuta ulaşmamalı ve suç isnadı altındaki kişi savunma

imkânlarından yararlandırılmalıdır (Adem Hüseyinoğlu, § 36).

80. Bununla birlikte somut olayın özel koşullarında

kabahat eylemleri nedeniyle uygulanan idari yaptırımlarda -adli suç ve cezalara

nazaran- sorumluluk karinelerine ilişkin standartların daha esnek yorumlanması

mümkündür. Ancak bu durumda dahi ispat bakımından kullanılan karinelerin

masumiyet karinesini ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (Ahmet Altuntaş ve

diğerleri [GK], B. No: 2015/19616, 17/5/2018, §34).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

81. Başvuruya konu olayda idare; başvurucunun dağıtıcısı

dışında akaryakıt ikmal ettiğini, yeniden satış amaçlı akaryakıt satışı

yaptığını tespit etmiş ve buna istinaden idari yaptırım uygulamıştır. Başvurucu

ise bu tankerlerin içindeki akaryakıtın kendi bayisine ait olduğunu öne

sürmektedir. Ancak mahkemeler başvurucunun bu savunmasına itibar etmemiştir.

Başvurucuya göre mahkemelerin bu savunmaya itibar etmemesi ispat külfetinin

ters çevrilmesi mahiyetinde olup masumiyet karinesini ihlal etmektedir.

82. Olayda idare, başvurucunun dağıtıcısı dışında

akaryakıt ikmal ettiğini ve yeniden satış amaçlı akaryakıt satışı yaptığını

tespit etmiştir. Başvurucu da bunu inkâr etmemektedir. Ancak başvurucu bu

araçların içindeki akaryakıtın aslında kendi bayisine ait olduğunu iddia

etmektedir. Olayın bu koşullarında derece mahkemelerinin söz konusu araçlardaki

akaryakıtın başvurucunun bayisi bulunduğu dağıtım şirketine ait akaryakıt

olmadığını kabul etmelerinin aksi ispat edilemez bir karineye dayandığını söylemek

mümkün değildir. Aksine mahkemeler, idarenin başvurucunun başka bir dağıtıcı

firmaya ait akaryakıtı sattığı vakıasını ispat ettiği kanaatine varmıştır.

Mahkemeler bu kanaate ulaşırken karinelerden değil olgulardan hareket etmiştir.

83. Dolayısıyla başvuruya konu mahkeme kararında somut

olayın koşulları dikkate alınarak mevzuat bağlamında değerlendirmeler yapılmak

suretiyle, tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu yönünde hüküm kurulduğu

görüldüğünden, bireysel başvuruya konu edilen mahkeme kararında masumiyet

karinesine yönelik bir müdahalenin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

84. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik

bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

85. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

86. Bireysel başvuru sonrasında 25/7/2018 tarihli ve 7145

sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

87. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

88. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı

ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu başarı şansı sunan, yeterli giderim sağlama kapasitesi bulunan,

ulaşılabilir bir yol olduğunu tespit etmiştir (Ferat Yüksel, §§ 27-34).

Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve

ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden

yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği

ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

89. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 20/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Umut FIRTINA Başvurucu : Necat KAYA Vekili : Av. İbrahim GÜL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/31072, 20 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. İdari Para
  10. B. İdari Para
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Mülkiyet
  18. B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  19. C. Makul Sürede
  20. A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine
  21. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  22. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  23. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/31072
Tarih
20 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Bilal Çetiner Başvurusu (B. No: 2019/42199)
  • Serkan Kılıç Başvurusu (B. No: 2016/2771)
  • Adem Tezel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/17830)
  • Özkan Karataş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31774)
  • Ayla Doğuoğlu Başvurusu (B. No: 2017/25596)
  • Alibahadır Peker ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31698)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.