İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Serkan Kılıç Başvurusu (B. No: 2016/2771)

1. Başvuru, bedensel zararın tazmini talebiyle açılan

Başvuru No2016/2771Tarih20 Ekim 2020Okuma18 dk · 3.682 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Serkan Kılıç Başvurusu

Karar tarihi
20 Ekim 2020
Başvuru Numarası
2016/2771
R.G. Tarih ve Sayı
24/11/2020-31314
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.682 kelime·18 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, bedensel zararın tazmini talebiyle açılan

davada davanın sonucuna etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 12/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiası yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurunun

diğer iddialar yönünden kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, subay olarak görev yapmaktayken 15/4/2011

tarihinde lav silahı ile atış yaptığı sırada silahın patlaması sonucunda

yaralanmış ve işitme kaybı yaşamıştır.

9. Başvurucu 40.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminat

talebiyle 8/1/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinde

(Daire) Millî Savunma Bakanlığına (İdare) karşı tam yargı davası açmıştır.

10. Daire tarafından başvurucunun meslekte kazanma gücü

kayıp oranının tespiti için Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana

Bilim Dalından rapor alınmasına karar verilmiştir. 14/8/2014 tarihli raporda

başvurucunun çalışma ve meslekte kazanma gücünden kayıp oranının %4 olduğu

belirtilmiştir.

11. Daire, başvurucunun uğradığı maddi zararın

hesaplanması için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.

12. 12/1/2015 tarihli bilirkişi raporunda, başvurucunun

toplam maddi zararının 38.447 TL olduğu belirtilmiş; 29.702 TL toplam ödemenin

düşülmesi sonucunda bakiye olan 8.745 TL'ye Kurulca öngörülen %85 bünyesel

zayıflığın uygulanması sonucunda 1.312 TL maddi zarar hesaplanmıştır.

13. Daire 29/4/2015 tarihli kararıyla 1.312 TL maddi,

1.000 TL manevi tazminata hükmetmiş ve fazlaya ilişkin istemin reddine karar

vermiştir. Daire ayrıca başvurucu aleyhine maddi tazminat yönünden 4.511,68 TL,

manevi tazminat yönünden 1.000 TL olmak üzere toplam 5.511,68 TL vekâlet

ücretine hükmetmiştir. Karar gerekçesinde, bilirkişi raporu doğrultusunda ve

başvurucunun ağır bünyesel rahatsızlığı gözönüne alınarak uygulama yapıldığı

vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucunun olay nedeniyle duyduğu acıyı azaltmak amacıyla

olayın gerçekleşme şekli, tarihi, uğranılan zararın derecesi ve başvurucunun

ağır bünyesel rahatsızlığı da dikkate alınarak manevi tazminata hükmedildiği

belirtilmiştir. Kararda, Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kamu Görevlileri

Emeklilik Daire Başkanlığının 24/4/2014 tarihli yazısına yer verilmiştir.

Anılan yazıda; başvurucunun mahkeme kararı ile görevine resen son verildiğinin,

toplam hizmetinin 25 yılın altında olması nedeniyle kendisine aylık

bağlanamadığının, 7 yıl 2 ay 23 gün fiilî hizmetine karşılık 20.662,12 TL

toptan ödeme ile 9.039,68 TL toptan ödeme ikramiyesi tahakkuk ettirildiğinin ve

söz konusu bedelin emanet hesabına alınarak başvurucunun hizmetinin tasfiye

edildiğinin ifade edildiği belirtilmiştir.

14. Dairenin kararı üzerine taraflar karar düzeltme

isteminde bulunmuştur. Başvurucu karar düzeltme dilekçesinde; Sosyal Güvenlik

Kurumu (SGK) tarafından ödenmiş olan 29.702 TL'nin kendisinin SGK'ya ödediği

primler olduğunu ve söz konusu bedelin 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar

Kanunu'nun 55. maddesi gereğince maddi tazminat miktarından indirim konusu

yapılamayacağını çünkü sigorta priminin ifa amacını taşıyan bir ödeme

olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; dava tarihinde ıslah imkânının olmaması

sebebiyle dava konusu miktarın yüksek tutulduğunu, reddedilen kısım için aleyhe

hükmedilen vekâlet ücretinin yüksek olduğunu belirtmiştir.

15. Karar düzeltme talepleri Dairenin 6/1/2016 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

16. Nihai karar başvurucuya 25/1/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 12/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Başvurucu 9/8/2016 tarihinde ek beyan dilekçesi

vermiştir. Başvurucu, heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatından

faydalanmayan iki kurmay subay üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısı

itibarıyla Dairenin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını, kararda adı

geçen bir kısım hâkimin Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) ile bağlantıları nedeniyle haklarında soruşturma açıldığını

ileri sürmüştür.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. İlgili

Mevzuat

19. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesi şöyledir:

"Destekten yoksun kalma zararları

ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine

göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri

ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde

gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar

esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.

Bu Kanun hükümleri, her türlü idari

eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut

bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı

zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır."

B. İlgili Yargı Kararları

1. Yargıtay İçtihadı

20. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun (YİBGK)

6/3/1978 tarihli ve E.1978/1, K.1978/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Gerçekten, haksız eylem sonucu ölen

kişi, yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar

para kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz

konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada

ödemelidir. Esasen 129. madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı

hükmünü getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava

açmış olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasında

nasıl bölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla tazminat ödemekle yükümlü olan

kişi bu maddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez."

21. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/1/2008 tarihli ve

E.2007/10817, K.2008/85 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Somut olayda; destek, vatani görevini

jandarma asteğmen olarak yaparken vefat etmiş olup ölmeden önce yedek subay

maaşı almaktadır. Emekli Sandığı tarafından davacıya bağlanan aylık desteğinin

hayatta iken maaşından Emekli Sandığı tarafından kesilen miktarların

karşılığıdır. O halde Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıklar 5434 sayılı

Emekli Sandığı Kanunu gereğince rücuya tabi olmayıp destekten yoksun kalma

tazminatının hesabında gözetilmemesi gerekir..."

2. Danıştay

İçtihadı

22. Danıştay Onuncu Dairesinin 8/10/2015 tarihli ve

E.2012/4747, K.2015/4139 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava; polis memuru olarak görev

yapan davacılar murisi Ö.D.'nin 10.08.2010 tarihinde meydana gelen olayda

hayatını kaybetmesi sonucunda uğranıldığı ileri sürülen 500.000,00 TL maddi

(destekten yoksun kalma tazminatı) ve 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam

600.000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi

istemiyle açılmıştır.

...

Prim ödemek suretiyle kapsamında

bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan

aylıklar ve yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay

nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim

karşılığında ilgililere bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif

ve pasif dönemde hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar

olarak kabul edilip indirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife

malullüğü aylığının içinde adi malullük aylığının da bulunduğu gözetilerek

aktif ve pasif dönemde adi malullük aylığının yarar olarak kabul edilip

hesaplamaya dâhil edilmesine olanak bulunmamaktadır.

...

Esasen, aktarılan yöndeki hesaplama,

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesine de uygun bulunmaktadır. Zira,

ilgililere ödedikleri prim karşılığı bağlanacak adi malullük aylıkları, 'rücu

edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri' kapsamında yer almakta iken; 3713 sayılı

Yasanın yukarıda alıntısı yapılan hükmünden de anlaşılacağı üzere, adi malullük

aylığını aşan vazife maluliyetine ilişkin tutarlar, sosyal güvenlik kuruluşunca

Hazineden tahsil edilmekle, 'rücu edilen sosyal güvenlik ödemeleri'ni

oluşturmaktadır. Yine, nakdi tazminat ödemeleri, ilgilinin olay nedeniyle

uğradığı zararı, Yasada öngörülen sınırlar çerçevesinde kısmen dahi olsa

karşılamayı amaçladığından, 'ifa amacını taşıyan ödemeler' kapsamında yer

almakta; buna karşılık, sosyal yardım sandıklarından yapılan ödemeler ise, 'ifa

amacını taşımayan ödemeler' niteliğinde bulunmaktadır. Böylelikle, vazife

malullüğü aylığının adi malullük aylığını aşan tutarı ile nakdi tazminat yarar

olarak kabul edilirken, adi malullük aylığı ile sosyal yardımlar yarar hesabına

dâhil edilmemektedir.

...

Buna göre, özetlenen bilirkişi raporu,

yukarıda aktarılan nitelikte ve mahkeme kararına dayanak alınacak mahiyette

görülmemektedir. Bu itibarla, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişi

incelemesinde, öncelikle, aktif ve pasif dönem zararları hesabında kullanılacak

verilerin (davacının emsali polis memurunun alacağı görev ve emekli

aylıklarının, vazife malullüğü ve adi malullük aylıklarının, emekli ikramiyesi

ile tütün ikramiyesinin peşin sermaye değerlerinin) yeniden düzenlenecek rapor

tarihi itibariyla değerlerinin ilgili idarelerden sorulması; alınacak cevap

üzerine, yukarıda 3 madde hâlinde aktarılan ilkeler çerçevesinde bilirkişi

incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Daha açık bir

anlatımla, düzenlenecek yeni raporda, özellikle,

...

2. Davacıya bağlanan vazife malullüğü

aylığı peşin sermaye değeri ile adi malullük aylığı peşin sermaye değeri

arasındaki farkın, tütün ikramiyesi peşin sermaye değerinin (Sosyal Güvenlik

Kurumu Başkanlığından sorularak) aktif ve pasif dönem zararlarından

düşülmesi,... gerekmektedir."

23. Danıştay Onuncu Dairesinin 1/2/2018 tarihli ve

E.2014/4462, K.2018/306 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Prim ödemek suretiyle kapsamında

bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak ilgililere bağlanan

aylıklar ve yapılan ödemeler, idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran olay

nedeniyle sağlanan yarar niteliğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle, prim

karşılığında ilgililere bağlanan aylıklar ile yapılan her türlü ödemenin, aktif

ve pasif dönemde hesaplanacak maddi tazminat tutarından hiçbir şekilde yarar

olarak kabul edilip indirilmemesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, vazife

malüllüğü aylığının içinde adi malüllük aylığının da bulunduğu gözetilerek

aktif ve pasif dönemde adi malüllük aylığının yarar olarak kabul edilip

hesaplamaya dahil edilmesine olanak bulunmamaktadır.

..."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 20/10/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu; SGK tarafından yapılan bir ödemenin

tazminat hesabında indirim nedeni olabilmesi için zarar verene rücu edilebilen

veya ifa amacını taşıyan bir ödeme olması gerektiğini, kendisine yapılan

ödemenin ise prim karşılığı yapılan bir ödeme olduğunu iddia etmektedir.

Dairenin yorumunun bu yönüyle bariz takdir hatası içerdiğini öne süren

başvurucu, bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine aykırı

olduğundan şikâyet etmektedir. Başvurucu ayrıca elde etme yönünde meşru

beklenti içine girdiği ekonomik bir değerden yoksun bırakıldığını, bünyesel

zayıflığı sebebiyle yapılan %85 oranındaki indiriminin keyfî olduğunu, konu ile

ilgili uzman raporu alınmadan karar verildiğini belirtmektedir. Başvurucu;

farklı yargı kolları arasındaki söz konusu içtihat farklılığından dolayı

tazminat talebinin kısmen reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin

zedelendiğini, hak arama hürriyetinin, mahkemeye erişiminin ve etkili başvuru

hakkının engellendiğini, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

26. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli

karar hakkı bakımından incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) metni ile

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan

gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve

diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine

"adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin düzenlemenin

gerekçesinde, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence

altına alındığı hususuna atıfta bulunularak adil yargılanma hakkının madde

metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim AİHM'in birçok kararında,

gerekçeli karar hakkının Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında yer aldığı belirtilmiştir.

Dolayısıyla gerekçeli karar hakkının Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil

yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir (Abdullah

Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

31. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek

mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın

bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).

32. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800,

18/6/2014, §§ 31, 34).

33. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri

sürülen her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı olarak yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değillerse de (Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) gerekçeli karardan davanın esas sorunlarının

incelenmiş olduğu anlaşılmalıdır.

34. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması

gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık

ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili

olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması

hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe

ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).

35. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt

vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların

cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 39).

36. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan

mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya

da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus; temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu

göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

37. Başvurucu, kararda maddi tazminat hesabında indirim

konusu yapılan bedelin sigorta primleri olduğunu oysa sigorta primlerinin

tazminat miktarından indirim konusu yapılamayacağını ileri sürmüştür.

38. Daire kararında yer alan Emeklilik Hizmetleri Genel

Müdürlüğü Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı yazısında belirtilen

20.662,12 TL toptan ödeme ile 9.039,68 TL toptan ödeme tazminatının toplamının

29.701,8 TL olduğu tespit edilmiştir. Daire, tazminat hesabında bilirkişi

raporunun esas alındığını belirtmiş; anılan raporda hesaplanan toplam maddi

zarardan 29.702 TL toptan ödeme miktarının düşüldüğü görülmüştür.

39. 6098 sayılı Kanun'un 55. maddesinde bedensel zarara

ilişkin tazminat hesabında kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik

ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin zarar ve tazminattan

indirilemeyeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla bedenî zarar gören kişiye yapılan

bir ödemenin sorumlu aleyhine açılacak tazminat davasında indirim konusu

yapılıp yapılamayacağının tespitinde zarar görene yapılan ödemenin ifa amacı

taşıyıp taşımadığı hususu belirleyici bir niteliğe sahiptir. Başvurucuya SGK

tarafından ödenen 29.702 TL, başvurucunun ödediği sigorta primlerinin

karşılığında yapılan bir ödemedir. Başvurucu bu ödemenin ifa amacı taşımadığını

ileri sürmektedir. Nitekim Yargıtay ve Danıştayın bedensel zarara ilişkin maddi

tazminat hesabı ile ilgili içtihatlarında (bkz. §§20-23) prim ödemek

suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sistemi tarafından ilgililere

bağlanan aylıkların ve yapılan ödemelerin maddi tazminat tutarından indirim

konusu yapılamayacağı belirtilmiştir.

40. Bu durumda başvurucunun SGK tarafından yapılan toptan

ödemenin ifa amacı taşımadığı ve dolayısıyla maddi tazminatın hesaplanmasında

indirim konusu yapılamayacağı yolundaki iddiası temelsiz olmayıp uyuşmazlığın

sonucunu etkileyebilecek niteliktedir. Bu nedenle başvurucunun iddiasının Daire

tarafından ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekmekte iken söz

konusu iddianın karşılanmadığı görülmektedir.

41. Bununla birlikte başvurucunun maddi tazminata

uygulanan %85 oranındaki bünyesel zayıflık indirimine ilişkin herhangi bir

rapor alınmadığına ve dosya kapsamında buna ilişkin bir uzman raporu

bulunmadığına yönelik iddialarının Daire kararında karşılanmadığı tespit

edilmiştir.

42. Buna göre başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt

verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların Daire

kararında değerlendirilmediği, dava koşullarında bu taleple ilgili olarak hangi

gerekçelerle ret kararı verildiğinin makul ve kabul edilebilir ölçüde ortaya

konulmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sebeple yargılama süreci bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

44. Başvurucu; davanın kısmen reddedilmesi sonucunda

tazminat miktarına göre toplam 5.511,68 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini oysa

davayı açtığı 8/1/2013 tarihinde askerî idari yargıda henüz ıslah müessesesi

bulunmadığından olası hak kayıplarının önüne geçmek için tazminat miktarının

yaklaşık bir değer üzerinden belirlendiğini, aleyhe yüklenen vekâlet ücretinin

hükmedilen tazminatın iki buçuk katı olduğunu, bu durumun adil yargılanma

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun

iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı

bakımından incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

46. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmış ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda yeniden yargılama kararı

ile birlikte Daire kararı ortadan kalkmış olacaktır.

47. Bu nedenle hükmedilen vekâlet ücretinin yüksek olması

sebebiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden bu aşamada

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

C. Diğer Hak

İhlallerine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun

İddiaları

48. Başvurucu, takdir edilen manevi tazminat miktarının

çok düşük olduğunu ve Dairenin keyfî bir şekilde karar verdiğini iddia

etmiştir.

49. Başvurucu 9/8/2016 tarihinde ek beyan dilekçesinde,

heyetlerinde yer alan ve hâkimlik teminatından faydalanmayan iki kurmay subay

üyenin varlığı sebebiyle kuruluş ve yapısı itibarıyla Dairenin bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme olmadığını, kararda adı geçen bir kısım hâkimin FETÖ/PDY

ile bağlantıları nedeniyle haklarında soruşturma açıldığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

50. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

kişilerin davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakları

güvence altına alınmıştır. Hakkaniyete uygun bir yargılama için yargılama makamları,

taraflarca ileri sürülen iddiaları ve gösterilen delilleri gereği gibi

incelemek zorundadır (Mehmet Çelikkıran, B. No: 2013/9648, 20/1/2016, §

28).

51. Bu çerçevede mevcut yargılamada geçerli olan delil

sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını

denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Anayasa Mahkemesinin

görevi, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığını

değerlendirmektir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik

Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 27).

52. Başvurucunun açtığı davada Dairenin olay nedeniyle

duyulan acıyı azaltmak amacıyla, olayın gerçekleşme şekli, tarihi, uğranılan

zararın derecesi ve ağır bünyesel rahatsızlığın dikkate alınması suretiyle

manevi tazminata hükmettiği görülmüştür.

53. Dolayısıyla söz konusu şikâyete ilişkin inceleme

sonucu yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında Daire tarafından yapılan

değerlendirmenin başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik bir

ihlal oluşturmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

54. Başvurucunun bireysel başvuru tarihi olan 12/2/2016

tarihinden çok sonra 9/8/2016 tarihinde ek beyan dilekçesiyle yapmış olduğu

şikâyetlerin 12/2/2016 tarihli başvuru formunda belirttiği şikâyetlerini

destekleyecek ve geliştirecek beyan veya hukuki argümantasyon niteliğinde değil

yeni bir şikâyet kapsamında olduğu tespit edildiğinden bireysel başvuru süresi

içinde ileri sürülmeyen bu şikâyetlerin değerlendirilmesi uygun görülmemiştir.

55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

56. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

57. Başvurucu yeniden yargılama yapılmasına, maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

58. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

59. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

60. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

61. İncelenen başvuruda, gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

62. Bu durumda gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

63. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,

3. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b)

alt bendi gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar AYİM

İkinci Dairesinin 29/4/2015 tarihli ve E.2013/552, K.2015/719 sayılı kararına

ait dava dosyası ile ilgilidir.),

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 20/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucu : Serkan KILIÇ Vekili : Av. Cavit ÇALIŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/2771, 20 Ekim 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. İlgili
  12. B. İlgili Yargı Kararları
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Gerekçeli
  16. B. Mahkemeye
  17. C. Diğer Hak
  18. D. 6216 Sayılı
  19. A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  20. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
  21. C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının
  22. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/2771
Tarih
20 Ekim 2020

İlgili Kararlar

  • Adem Tezel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/17830)
  • Özkan Karataş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31774)
  • Ayla Doğuoğlu Başvurusu (B. No: 2017/25596)
  • Alibahadır Peker ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31698)
  • Lami Özgen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/27552)
  • Emre Karakurum ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/23503)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.