İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nedim Erkuş Başvurusu (B. No: 2013/988)

1. Başvurucu, 2/4/2007

Başvuru No2013/988Tarih10 Mart 2015Okuma19 dk · 3.869 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nedim Erkuş Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2015
Başvuru Numarası
2013/988
R.G. Tarih- Sayı
9/6/2015-29381
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.869 kelime·19 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 2/4/2007

tarihinde açtığı vekâlet alacağının tahsiline ilişkin alacak davasında usul ve

yasaya uygun yargılama yapılmadığını, yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını, Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek, adil

yargılanma hakkının, eşitlik ilkesinin ve angarya yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesi ile 19/3/1969 tarih ve 1136 sayılı

Avukatlık Kanunu'nun 174. maddesinin ikinci fıkrasının kısmen iptalini talep

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 31/1/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 21/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

16/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 30/10/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 2/4/2007

tarihinde Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2007/145 sayılı dosyasında

E.G. ve A.O.T. aleyhine alacak davası açmış, davalıların vekili olarak takip

ettiği davanın ilâmlı icra aşamasında sebepsiz olarak

vekâletten azledildiğini, vekâlet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek, vekâlet

ücretinin 20.000,00 TL tutarındaki kısmının tahsilini talep etmiştir.

8. Başvurucu, vekil sıfatıyla

takip ettiği işlerle ilgili hak ettiği vekâlet ücretinin tahsili talebiyle E.G.

ve A.O.T. hakkında Ankara 12. İcra Müdürlüğünün E.2007/5798 sayılı dosyasında

icra takibi başlatmış, takibe itiraz edilmesi üzerine 31/7/2007 tarihinde

Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2007/327 sayılı dosyasında itirazın

iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep

etmiştir.

9. Mahkemece, 29/1/2009 tarihli

kararla aralarında hukuki ve fiili bağlantı olduğu gerekçesiyle Mahkemenin

E.2007/327 sayılı dosyasının, E.2007/145 sayılı dava dosyasında

birleştirilmesine karar verilmiştir.

10. Ankara 12. Asliye Hukuk

Mahkemesinin, 29/1/2009 tarih ve E.2009/145, K.2009/5 sayılı kararıyla asıl

davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne hükmedilmiştir. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"Asıl

davada :

...

Dava,

müvekkili avukat tarafından davalılar adına yürütülen dava neticesinde alınan

ilâmın icrası sebebiyle, icra vekâlet ücreti alacağına ilişkindir. Davalılar

haklı azil nedeniyle bu ücretin istenemeyeceği iddiasındadır. Azil işbu davanın

açılmasından sonra yapılmış olup, haklı bir nedene dayandığı ispat

edilememiştir. Bu sebeple avukatlık ücretine hak kazanılmıştır.

..

Birleşen

davada: (Mahkememizin 2007/327 E sayılı dosyası)

Toplanan

tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının avukat sıfatıyla

davalılar adına “Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat” talebi ile açtığı

dava neticesinde, 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2003/605, K.2004/105 sayılı

ilâmını elde ettiği, ilâmın icrası için 12. İcra Müdürlüğünün E.2007/5798

sayılı dosyasında takibe geçtiği, takipte ilâm ile hüküm altına alınan karşı

taraf vekâlet ücreti 35.892,15 TL ile 13. İcra Müdürlüğünün 2004/9283 sayılı

dosyasındaki karşı taraf icra vekâlet ücretinin talep edildiği anlaşılmaktadır.

Davacı, vekil sıfatıyla sonuçlandırdığı ve karşı taraftan azil tarihine kadar

tahsil ettiği veya tahsil etmiş sayılabileceği ücretleri isteyebilir. Söz

konusu ilâmın icraya konulmasından sonra iş sahipleri davalılar

tarafından davacıya keşide edilen 23/2/2007 tarihli ihtarla, tahsilat ve takip

işlemlerinin bir sonraki yazılı talimatlarına kadar durdurulması talep edilmiş,

davacıya bu nedenle müteakip işlemlere devam imkanı

verilmemiştir. Bu durumda, davacı avukatın vekâlet ücretine hak kazandığı kabul

edilmiştir. Davaya konu edilen vekâlet ücreti, ilâm ile karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti ve bu ilâmın icrası nedeniyle karşı tarafa yüklenen vekâlet

ücretine ilişkindir. Davacının her iki iş yönünden ayrı ayrı talepte haklı

olduğu anlaşılmış, bilirkişi tarafından düzenlenen 15/7/2008 günlü raporda

hesaplandığı üzere, ilâmda bozma

sonrası hükmedilen karşı taraf vekâlet ücreti 34.313,50 TL ile icra vekâlet ücreti 45.159,00 TL olmak üzere toplam 79.472,50

TL talep edilebileceği, takip tarihi itibariyle işlemiş faiz tutarının 1.063,71

TL olduğu kabul edilmiştir. Bu miktarlar üzerinden itirazın iptaline karar

verilmiştir.

Dava

konusu alacak likid ve belli olduğundan, İİK. 67/2

maddesi gereğince asıl alacağın %40’ı üzerinden inkâr tazminatına

hükmedilmiştir."

11. Temyiz üzerine, Yargıtay 13.

Hukuk Dairesinin 21/1/2010 tarih ve E.2009/6471, K.2010/422 sayılı ilâmıyla,

vekâlet sözleşmesinin temel dayanağının güven ve saygı ilişkisi olduğu, bu

güveni sarsacak hareketlerde bulunulması sonucu mevcut ilişkinin bozulmasına

başvurucunun tutum ve davranışının yol açması halinde azlin haklı olduğu,

vekâlet sözleşmesi devam ederken, başvurucunun takip ettiği icra dosyasının

akıbetini ve sonuçlanmasını beklemeden davalılara gönderdiği ihtarnamede,

aralarındaki yazılı sözleşmede kararlaştırılan ücretten çok daha fahiş vekâlet

ücreti talep ettiği, bu ücretlerin tahsili için azilden önce vekil edenler

aleyhine dava açarak aralarındaki vekâlet sözleşmesinin esaslı unsurlarını

ihlal ettiği, başvurucunun vekâletten azledilmesinin haklı olduğu, bu nedenle

tam vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

12. Karar düzeltme istemi, aynı

Dairenin 7/6/2010 tarih ve E.2010/4028, K.2010/8055sayılı ilâmı ile

reddedilmiştir.

13. Mahkemece bozmaya uyularak

yapılan yargılama sonunda 22/2/2011 tarih ve E.2010/279, K.2011/71 sayılı

kararıyla; başvurucunun, müvekkili tarafından azledilmesinin haklı olduğu, emek

ve mesaisi dikkate alınarak asıl davada 3.000,00 TL, birleşen davada 5.000,00

TL vekâlet ücretinin uygun görüldüğü gerekçesiyle belirlenen miktarlar

üzerinden davaların ayrı ayrı kısmen reddine karar verilmiştir.

14. Temyiz üzerine, Yargıtay 13.

Hukuk Dairesinin 6/3/2012 tarih ve E.2011/8655, K.2012/5464 sayılı ilâmıyla “dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına,

delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle taraflar

arasındaki 11/7/2002 tarihli Avukatlık Sözleşmesinde, ‘hukuki yardımın konusunun’,‘kamulaştırmasız el atma nedeniyle bedelin

tahsili’ olarak kararlaştırılmış olması nedeniyle davacı avukatın

kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılacak davada hüküm altına alınacak bedelin

tahsiline kadar sürecek olan vekalet görevini üstlenmiş olduğunun anlaşılmasına

göre”, temyiz itirazlarının reddine ve hükmün onanmasına karar

verilmiştir.

15. Karar düzeltme istemi, aynı

Dairenin 14/11/2012 tarih ve E.2012/13533, K.2012/25448 sayılı ilâmı ile “dosyadaki yazılara, Mahkeme kararında belirtilen ve

Yargıtay ilâmında benimsenen gerektirici sebeplere göre” reddedilmiştir.

16. Karar, başvurucuya 2/1/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu, 31/1/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

18. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul

ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde

yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."

19. 1136 sayılı Kanun'un 174.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat

kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 10/3/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 31/1/2013 tarih ve 2013/988

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, 2/4/2007 tarihinde

Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı vekâlet alacağının tahsiline

ilişkin davada usul ve yasaya uygun yargılama yapılmadığını, hukuka aykırı

karar verildiğini, Mahkemece takdir edilen vekâlet ücretinin beş yıl süreyle

sarf ettiği emeğini karşılamadığını, vekil sıfatıyla takip ettiği davada

hükmedilen 34.313,50 TL vekâlet ücretine hak kazanmışken yaklaşık dört ay sonra

müvekkiline gönderdiği vekillikten azledilmesine gerekçe gösterilen

ihtarnamenin bu ücretten mahrum kalmasına sebep olamayacağını, azledilmesine

müvekkili ile arasındaki ücret uyuşmazlığının neden olduğunu, takibini

üstlendiği davada ihmali veya kusuru neticesinde meydana gelen bir zararın

olmadığını, vekillikten azledilmesinin haklı olup olmadığı hususunda

bilirkişiye başvurulmadan karar verilmesinin Yargıtayın

önceki kararlarıyla çeliştiğini, Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu,

yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, eşitlik ilkesinin,

angarya yasağının, çalışma ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini,

ayrıca 1136 sayılı Kanun'un 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden

dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez" ibaresinin,

avukatın harcadığı emek ve mesaisinin yok sayılmasına neden olduğu gerekçesiyle

Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

22. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde, başvurucunun, Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı

alacak davasının reddedilmesinin eşitlik ilkesini, angarya yasağını, çalışma ve

adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa

Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı

olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar. Anılan ihlal iddiaları, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ile Mahkemece verilen

kararın adil olup olmamasına ilişkin olduğundan, bu iddiaların tamamı adil

yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında nitelendirilmiştir. Başvurucunun

1136 sayılı Kanun'un 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden

dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez" ibaresinin

iptali istemi ile Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğuna yönelik ihlal

iddiası ve makul sürede yargılama yapılmadığı yönündeki iddiası ayrıca

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

24. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

25. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

26. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

27. Başvuru konusu olayda

başvurucu, davalıların vekili olarak takip ettiği davanın ilâmlı

icra aşamasında sebepsiz olarak vekâletten azledildiğini, vekâlet ücretinin

ödenmediğini, vekâlet ücretinin ödenmesi amacıyla Ankara 12. Asliye Hukuk

Mahkemesinin E.2007/145 sayılı dosyasında açtığı davada, alınan bilirkişi

raporlarında vekâlet görevinden haksız olarak azledildiğinin vurgulanmasına

karşın bu durumun Mahkemece dikkate alınmadığını, Yargıtayın

yerleşik içtihatlarına aykırı olarak bilirkişi raporuna başvurmadan vekâlet

görevinden azledilmesinin hukuka uygun olduğu hakkında kendiliğinden tespitte

bulunulduğunu, vekâlet ücreti konusunda tarafların anlaşmamış olmasına rağmen

taraflar arasında bir sözleşmenin var olduğu yönünde karar verildiğini, 1136

sayılı Kanun’da öngörülen sınırlar içinde vekâlet ücreti talep ettiğini,

birleşen E.2007/327 sayılı davanın kısmen reddedilmesi sonucunda ise vekil

olarak takip ettiği davada hükmedilen vekâlet ücretinin ödenmemesi nedeniyle

kazanılmış hakkına dokunulduğunu belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

28. Mahkemece, tarafların

dilekçeleri ve delilleri toplanmış, asıl davanın kabulüne ve birleşen davanın

kısmen reddine karar verilmiştir (bkz. § 10).Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin

21/1/2010 tarihli ilâmıyla, vekâlet sözleşmesinin temel dayanağının güven ve

saygı ilişkisi olduğu, bu güveni sarsacak hareketlerde bulunulması sonucu

mevcut ilişkinin bozulmasına başvurucunun tutum ve davranışının yol açması

halinde azlin haklı olduğu, vekâlet sözleşmesi devam ederken, başvurucunun

takip ettiği icra dosyasının akıbetini ve sonuçlanmasını beklemeden davalılara

gönderdiği ihtarnamede, aralarındaki yazılı sözleşmede kararlaştırılan ücretten

çok daha fahiş vekâlet ücreti talep ettiği, bu ücretlerin tahsili için azilden

önce vekil edenler aleyhine dava açarak aralarındaki vekâlet sözleşmesinin

esaslı unsurlarını ihlal ettiği, başvurucunun vekâletten azledilmesinin haklı

olduğu, bu nedenle tam vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği gerekçesiyle İlk

Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak davaların

kısmen reddine karar verilmiş, Yargıtayın 6/3/2012

tarihli ilâmı ile karar onanmış ve karar düzeltme isteminin aynı Dairenin

14/11/2012 tarihli ilâmıyla reddedilmesi üzerine kesinleşmiştir.

29. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemeleri

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

30. Başvurucu, Yargıtayın, vekâlet görevinden azledilme hususunun

haklılığının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yapılması yönünde

içtihadının bulunduğunu, kendi dava dosyası bakımından böyle bir

değerlendirmede bulunulmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

31. Aynı hukuki metne ilişkin

olarak, aynı derecedeki bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat

farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul

edilemeyeceği gibi, temyiz mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların

talepleri ve delilleri arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil

yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez (B. No: 2013/3351,

18/9/2013, § 45).

32. Öte yandan başvurucu,

bilirkişi raporları yok sayılarak ve teknik konularda bilirkişinin uzmanlık

alanına girilerek Yargıtay tarafından bozma kararı verildiğini belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. 6100 sayılı Kanun'un 266.

maddesi şöyledir:

“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi

gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden,

bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin

gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda

bilirkişiye başvurulamaz.”

34. Somut olayda Mahkemece, asıl

davanın kabulüne birleşen davanın kısmen reddine dair verilen karar, Yargıtay

13. Hukuk Dairesi tarafından hukuki yönden incelenmiş, dava konusu olayda

başvurucunun vekillik görevinden azledilmesine ilişkin delillerin

değerlendirilmesi suretiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bilirkişi

incelemesi yapılması konusunda takdir hakkı mahkeme hâkimine ait olup,

mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine bilirkişi raporu

alınmasına karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve

hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz (B.No: 2013/5703, 17/11/2014, §

44). Başvurucunun, teknik konularda bilirkişilerin uzmanlık alanına girilerek

karar verildiği iddialarının da Yargıtay tarafından delillerin

değerlendirilmesine ve hukuk kurallarının yorumlanmasına yönelik olduğu,

Mahkeme ve Yargıtay kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da bulunmadığı anlaşılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası

36. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

37. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır(B. No: 2013/307,

16/5/2013, § 30).

38. Temyiz mercilerinin

kararlarının tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz merciinin

yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı

gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir(B. No: 2013/5486,

4/12/2013, § 57).

39. Başvurucu, bozma kararı

doğrultusunda Mahkemece verilen kararın temyizi üzerine Yargıtay tarafından

gerekçesiz şekilde onandığını ve karar düzeltme istemlerinin gerekçe

gösterilmeksizin reddedildiğini ileri sürmüştür.

40. Somut olayda, başvurucunun

açtığı davada Mahkemece, başvurucunun iddiaları, davalıların savunması,

taraflar arasındaki sözleşme hükümleri değerlendirilmiş, bilirkişi raporu

alınarak, davalıların, vekâlet sözleşmesine aykırı olarak sözleşmeyi feshettiği

gerekçesiyle asıl davanın kabulüne ve birleşen davanın kısmen reddine karar

verilmiştir (bkz. § 10). Kararın temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince,

tüm deliller değerlendirilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin davalılar

tarafından feshedildiği ancak, sözleşmenin feshinde başvurucunun, aralarında

vekâlet sözleşmesi devam etmekte iken davalı müvekkilleri aleyhine icra takibi

başlatması nedeniyle kusurlu olduğu, dolayısıyla tam vekâlet ücreti talep etme

hakkına sahip olmadığı ancak yaptığı işlerden dolayı emek ve mesaisi

gözetilerek hak ve nesafete göre ücret talep

edebileceği, bu sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükmün

bozulmasına karar verilmiştir (bkz. § 11). Karar düzeltme istemi, Yargıtay 13.

Hukuk Dairesince reddedilmiştir (bkz. § 12). Mahkemece bozma kararına uyularak

ve bozma ilâmında belirtilen gerekçeler kabul edilerek, sözleşmenin feshinde

başvurucunun kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen

reddine hükmedilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince, Mahkemece

verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe kabul edilerek hüküm

onanmış ve karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından reddedilmiştir (bkz. §§

14-15). Dolayısıyla Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz

edilemez.

41. Açıklanan nedenlerle;

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. 1136 sayılı Kanun’un 174. Maddesinin İkinci Fıkrasının

Kısmen İptali Talebi

42. 6216 sayılı Kanun'un 'Bireysel başvuru hakkı' kenar başlıklı

45. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine

doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile

Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun

konusu olamaz.”

43. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden

kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.

44. 6216 sayılı Kanun'un 45.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise yasama işlemleri ile düzenleyici idari

işlemlerin doğrudan bireysel başvuru konusu yapılamayacağı açıkça

düzenlenmektedir.

45. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru yolu, kamusal bir düzenlemenin soyut biçimde Anayasa'ya aykırılığının

ileri sürülmesini sağlayan bir yol olarak düzenlenmemiştir.(B. No: 2012/237, 26/3/2013, § 20).

46. Bir yasama işleminin, temel

hak ve özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda, bireysel başvuru yoluyla

doğrudan yasama işlemine değil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki

işlem, eylem ve ihmallere karşı başvuru yapılabilecektir. Bu şekilde bireysel

başvuru yolunun kullanılabilmesi için söz konusu işlem, eylem ve ihmallere

karşı varsa başvurulabilecek kanun yollarının da daha öncesinde tüketilmiş

olması gerekmektedir (B. No: 2013/4061,

30/9/2013, § 12).

47. Başvuru dilekçesinde, 1136

sayılı Kanun'un 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden

dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez" ibaresinin

Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali gerektiği iddia edilmiştir.

Bireysel başvuru kapsamında, bir yasama işleminin doğrudan ve soyut olarak

Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamaz.

48. Açıklanan nedenlerle,

doğrudan ve soyut olarak yasama işlemlerinin iptali talebini içerdiği anlaşılan

başvurunun bu kısmının 'konu bakımından

yetkisizlik' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

d. Yargılamanın Süresinin Makul Olmadığı İddiası

49. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

50. Başvurucu, 2/4/2007

tarihinde Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı vekâlet alacağının

tahsiline ilişkin alacak davasında yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını

belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

51. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzı içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca

davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının

görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

52. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

53. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

alacak davasında, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 6100

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

54. Medeni hak ve yükümlülüklerle

ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı

kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye

başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru

açısından bu tarih 2/4/2007 tarihidir.

55. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut başvuru açısından bu tarih,

Yargıtay tarafından karar düzeltme isteminin reddedildiği 14/11/2012 tarihidir.

56. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, 2/4/2007 tarihinde Ankara 12. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açılan davada, 29/1/2009 tarihli kararla Mahkemenin E.2007/327

sayılı dosyasının, E.2007/145 sayılı dava dosyasında birleştirilmesine karar

verildiği, toplamda üç farklı bilirkişi raporu alındığı, 29/1/2009 tarihinde

İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise kısmen

reddine karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtayın

21/1/2010 tarihli ilâmıyla bozulduğu, karar düzeltme isteminin ise aynı

Dairenin 7/6/2010 tarihli ilâmıyla reddedildiği, Mahkemece bozmaya uyularak

yapılan yargılama sonucunda 22/2/2011 tarihinde asıl dava ve birleşen davanın

kısmen reddedildiği, temyiz üzerine Yargıtayın

6/3/2012 tarihli ilâmıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onandığı, karar

düzeltme isteminin Yargıtay tarafından verilen 14/11/2012 tarihli ilâmla

reddedildiği ve bu tarihte kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.

57. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü

yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet

eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34-64).

58. Başvuruya konu vekâlet

ücreti alacağının tahsili davasının incelenmesinde; hukuki meselenin çözümündeki

güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan

engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan

uzaktır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına sebep olduğu

da söylenemez. Anılan davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı, söz konusu beş

yıl yedi ay on iki günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

59. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

60. Başvurucu, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğinin tespitini, 1136 sayılı Kanun'un 174. maddesinin

ikinci fıkrasının kısmen iptalini ve yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir.

61. 6216 sayılı Kanun'un“Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak

üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

62. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği

belirtilmiş, ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

63. Başvuru

konusu olayda, başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte,

başvuruya konu olan yargılama sürecinin kesinleşerek sona erdiği dikkate

alındığında, başvurucunun da tazminat talebi bulunmaması nedeniyle ihlalin

tespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir

husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.

64. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

1136 sayılı Kanun’un 174. maddesinin ikinci fıkrasının kısmen iptali yönündeki

talebinin "konu bakımından yetkisizlik"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucunun diğer taleplerinin reddine,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 10/3/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Raportör Yrd. : Gökçe GÜLTEKİN Başvurucu : Nedim ERKUŞ Vekili : Av. Cevat BALTA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/988, 10 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/988
Tarih
10 Mart 2015

İlgili Kararlar

  • Ramazan Odabaşı Başvurusu (B. No: 2013/2172)
  • Osman Erbil Başvurusu (B. No: 2013/2394)
  • Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2013/1047)
  • Hikmet Kopar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14061)
  • Suat Özen Başvurusu (B. No: 2012/1144)
  • Neşe Aslanbay Akbıyık Başvurusu (B. No: 2014/5836)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.