İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nejat Yurdunkulu Başvurusu (B. No: 2015/1672)

1. Başvuru, aleyhe nasıp düzeltme işleminin iptali istemiyle

Başvuru No2015/1672Tarih13 Eylül 2018Okuma17 dk · 3.348 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nejat Yurdunkulu Başvurusu

Karar tarihi
13 Eylül 2018
Başvuru Numarası
2015/1672
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.348 kelime·17 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, aleyhe nasıp düzeltme işleminin iptali istemiyle

açılan davada hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza

yargılaması esas alınarak karar verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde subay olarak görev

yapan başvurucu 30/8/2009 tarihinde binbaşı rütbesine terfi etmiştir.

9. Başvurucu hakkında, 2008 ve 2010 yılları içinde yurt dışına

firar suçunu işlediği isnadıyla

Adana 6. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askerî Mahkemesi (Askerî Mahkeme)

nezdinde ceza davası açılmıştır.

10. Askerî Mahkeme 25/7/2013 tarihli kararıyla başvurucunun

üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiği sonucuna vararak 10 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına hükmetmiş ancak4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar vermiştir. Hüküm 4/9/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

11. Hükmün kesinleşmesinin ardından 9/1/2014 tarihli işlemle

başvurucunun yurt dışında geçirmiş olduğu süre kıdeminden düşülerek 30/8/2009

olan binbaşılık nasbı 13/9/2009 tarihine götürülmüştür.

12. Başvurucu söz konusu işlemin iptali istemiyle Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde dava açmıştır.

13.AYİM Birinci Dairesi (Mahkeme) 8/7/2014 tarihli kararıyla

davayı reddetmiştir.

14.Ret gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun

"Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması"

başlıklı 231 'inci maddesinin 5'inci fıkrasında;,

'(Değişik:23.01.2008-5728/562 md.) Sanığa yüklenen

suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az

süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün

açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç

doğurmamasını ifade eder.' hükmü yer almaktadır.

926 Sayılı Kanunun

36'ncı maddesi irdelendiğinde; gözaltı, tutukluluk, hükümlülük ve açıkta geçen

sürelerden farklı olarak firar ve izin tecavüzünde geçen sürelerin kıdemden

indirilmesi için mahkumiyet halinin aranmadığı, firar veya izin tecavüzünde

bulunulduğunun askeri mahkeme kararı ile sabit olmasırun

kanun koyucu tarafından yeterli görüldüğü anlaşılmıştır.

Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ve

açıklamalar çerçevesinde dava konusuna dönüldüğünde 6'ncı Mekanize P.Tüm.K.lığı Askeri Mahkemesinin 25.07.2013 tarihli,

2013/456-615 E.K. sayılı kararı ile '01.08.2008-04.08.2008,

27.11.2008-01.12.2008, 26.02.2010-01.03.2010" tarihleri arasında davacının

yurt dışına firar suçunu işlediğinin sabit olduğu sonucuna varılarak her bir

firar eylemi için neticeten 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ancak

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231'inci maddesi gereğince sanığa verilen

mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve

kararın kesinleştiği görülmektedir. Davacının firarda bulunduğunun sabit

olduğunun mahkeme kararı ile anlaşılması karşısında, davacı hakkında 926 sayılı

TSK Personel Kanununun 36'ncı maddesinin (a)/3 fıkrası gereğince firarda

geçirdiği'01.08.2008-04.08.2008, 27.11.2008-01.12.2008, 26.02.2010-01.03.2010'

tarihleri arasındaki sürenin kıdeminden düşülerek binbaşılık nasbının

30.08.2009 tarihinden 13.09.2009 tarihine götürülerek aleyhe nasıp düzeltilmesi

işlemi tesis edilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamıştır. Zira, esasen bu

husus ceza yargılamasının konusu olmakla beraber; As.C.K.nunun 67/1-A maddesinde 'herhangi bir nedenle

izinli olsa dahi yabancı ülkeye gitme müsaadesi bulunmaksızın ülke sınırları

dışında üç günü geçirenlerin eylemi 'firar' suçu olarak tanımlanmış olduğu

cihetle davacının birliğinden ayrılırken izin alarak ayrılmış olması durumu,

ayrıca yurt dışına çıkış izni alınmadığı sürece müsnet

yurt dışına 'firar' suçunun oluşumunu etkilemeyecektir. "

15. Ret hükmüne yönelik karar düzeltme istemi Mahkemenin

9/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

16. Başvurucu nihai kararı 30/12/2014 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 28/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri

Personel Kanunu'nun 36. maddesinin (a) bendinin olay tarihi itibarıyla

yürürlükte bulunan hâli şöyledir:

" a) Kısa hapis cezası, tecil edilen,

tedbire veya para cezasına çevrilen cezalar hariç olmak üzere subayların;

1. Şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya

mahkumiyetleri halinde, infaz süresi de dikkate alınaak

gözaltı, tutukluluk ve hükümlülükte geçen süreleri,

2. Açığı gerektiren bir suçtan mahkumiyet halinde açıkta geçen süreleri,

3. Firar veya izin tecavüzünde bulundukları

askeri mahkeme kararı ile sabit olanların firarda veya izin tecavüzünde geçen

süreleri,

kıdemlerinden düşülür. "

18. 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasının

son cümlesi şöyledir:

"Hükmün açıklanmasının geri bırakılması,

kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder."

B. Uluslararası Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

ikinci fıkrası şöyledir:

"Kendisine bir suç

isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır."

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme’nin 6.

maddesinin ikinci fıkrasının, kişilerin suçluluğu

yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma hakkını güvence

altına aldığını belirtir. AİHM içtihatlarında, masumiyet karinesi ile sağlanan

güvencenin iki yönünün bulunduğunu ifade etmiştir: ceza yargılamasının

yürütülmesine ilişkin usuli güvence –bu güvence ile,

sonucunda mahkumiyet kararı dışında bir hüküm kurulan

ceza yargılaması ile bağlantılı olan durumlarda, daha sonra yürütülecek

yargılamalar boyunca kişinin masumiyetine saygı gösterilmesinin sağlanması

amaçlanır. Bu usuli yön kapsamında, masumiyet

karinesi ilkesi, ceza yargılamasının kendisinin adil olmasını sağlayacak usuli güvence olarak, kamu görevlilerinin davalının

suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunmasını yasaklar.

Ancak, bu husus, cezai meselelerde usuli güvence ile

sınırlı değildir, bu kapsam daha geniştir ve Devletin hiçbir temsilcisinin,

mahkeme ile suçluluğu ispatlanıncaya kadar kişinin bir suçtan suçlu olduğunu

söylememesini gerekli kılar.Bu

kapsamda, sadece ceza yargılaması kapsamında değil aynı zamanda ceza

yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen bağımsız hukuk yargılamaları,

disiplin işlemleri veya diğer yargılamalarda da masumiyet karinesinin ihlali

söz konusu olabilir. Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki

güvencenin ilk yönü, kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar ceza

gerektiren bir suçla suçlandığı süreye ilişkin iken, masumiyet karinesi

güvencesinin ikinci yönü, ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir

hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren

suç karşısında kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını gerektirir (Seven/Türkiye, B. No: 60392/08, 23/1/2018,

§ 43).

21. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının disiplin

yetkisini haiz makamların ceza yargılaması kapsamında kendisine suç isnat

edilen ve eylemi usule uygun bir şekilde tespit edilen bir kamu görevlisine

yaptırım uygulamasını engellemek gibi bir amacı veya etkisi bulunmadığına

kanaat getirmiştir. AİHM, Sözleşme’nin herhangi bir eylem nedeniyle hem ceza

hem de disiplin yargılamalarının başlatılmasına veya söz konusu iki yargılama

türünün eş zamanlı olarak yürütülmesine halel getirmediğine vurgu yapmaktadır.

AİHM ayrıca, cezai sorumluluğun kaldırılması hâlinde bile daha hafif bir ispat

külfeti temelinde aynı olaylardan doğan hukuki veya diğer sorumlulukların tesis

edilmesine halel getirilmediğine işaret etmektedir. Ancak nihai bir cezai hüküm

olmaksızın disiplin yargılaması kapsamında başvurana iddia konusu eylemi

nedeniyle cezai sorumluluk yükleyen bir ifadenin bulunması hâlinde 6. maddenin

(2) numaralı fıkrası kapsamına giren bir mesele söz konusu olacaktır (Seven/Türkiye, § 51).

22. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının

sağladığı korumanın ikinci yönüne göre, sanığın beraatıyla veya davanın

düşmesiyle sonuçlanan ceza yargılamaları sonrasında, söz konusu kişiye

masumiyetine uygun bir muamelede bulunulmasını gerekir. Bu ikinci yönde,

maddenin genel amacı, bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması

düşen kişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamu

görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Bu davalarda, masumiyet karinesi,

adil olmayan bir cezai hükmün önlenmesi için, sağladığı usuli

güvencenin çeşitli koşullarının yargılamada uygulanması suretiyle hayata

geçirilmiştir. Beraat veya herhangi bir düşme kararına riayet edilmesi hakkının

korunmaması halinde, Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan adil

yargılanma güvenceleri teorik ve hayali olma riskiyle karşı karşıya kalabilir (Seven/Türkiye, § 54).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 13/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu; hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile

sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak davanın reddedildiğini, ret hükmünün

münhasıran firar suçunun sabit görüldüğü gerekçesine dayandırıldığını, işleme

temel olan normun ve somut olayın yorumunda hataya düşüldüğünü belirterek adil

yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

25. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

26. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun temel iddiası,

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanan ceza yargılaması

ve bu ceza yargılamasına konu fiil esas alınarak kendisine suçlu muamelesi

yapılması suretiyle davanın reddedilmesine yönelik olduğundan şikâyetin

masumiyet karinesi yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

28. Başvurucunun ihlal iddiası, aleyhe nasıp düzeltme işleminin

iptali istemiyle açtığı davada AYİM tarafından gerekçeli kararda kesin bir mahkumiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasının esas

alınması ve kullanılan ifadelere ilişkindir. Bu bağlamda masumiyet karinesinin

sağladığı güvencenin devreye girdiği somut başvuruda masumiyet karinesinin

sağladığı güvencelerin ve Anayasa'nın 36. maddesinin uygulanabileceği sonucuna

varılmaktadır. Bu itibarla ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanının kapsamında yer aldığı, bir başka ifadeyle başvurunun Anayasa ve

Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmazlık göstermediği

anlaşılmaktadır.

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

30. Masumiyet karinesi, Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." şeklinde

düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak

sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet

karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar

kimsenin suçlu sayılamayacağına dair 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca

düzenlenmiştir (Fameka İnş. Plastik San ve Tic. Ltd. Şirketi, B.

No: 2014/3905, 19/04/2017, § 27).

31. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin

adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar

masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir

gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine,

kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak

kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu

hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından

suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

32. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığıgüvencenin iki yönü

bulunmaktadır.

33. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması

sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir

suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu

olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında

erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar.Güvencenin

bu yönünün kapsamı sadece cezayargılamasını yürüten

mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli

makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar

kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli

kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza

yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve

yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali

söz konusu olabilir (Galip Şahin, B.

No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).

34. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda

mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki

yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe

duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu

izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasınıgerektirir

(Galip Şahin, § 40).

35. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukuku

farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku kurumun iç

düzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışma

düzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacak

yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyen

bir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukuku

kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden de

sorumluluk gerektiren bir mahiyettaşıyabilir (benzer

yönde değerlendirmeler için bkz. Özcan

Pektaş, B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, §

30). Böyle bir durumda Anayasa'da güvence altına alınan masumiyet karinesinin

bir eylemi nedeniyle ilgili hakkında hem ceza hem de disiplin işlemlerinin

yürütülmesine engel teşkil etmediğini, bu iki sürecin eş zamanlı olarak devam

etmesinin de önünde anılan güvence bakımından bir mâni bulunmadığını belirtmek

gerekir (M.E.T., B. No:

2014/11920, 3/7/2018, § 61).

36. Öte yandan ceza muhakemesi sonucunda kişinin müsnet suçu işlemediğine dair hükümler dışında ceza

mahkemesi hükmü, disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir.

Ancak cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha

hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun

tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yönde

değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş, §

25; Kürşat Eyol,

§ 30).

37. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka

ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından

hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden disiplin soruşturma

ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu

makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya

kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza

mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge

düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (Galip

Şahin, § 47).

38. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay ve

olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca

(idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak

kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlem

ve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile istinat edilmesi

ya da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmış

olması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkil

etmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamda

birtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir.

Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespiti

yapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir

(Galip Şahin, § 48).

39. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen

durumlarda sanığın suçlu olduğu konusunda ulaşılmış bir vicdani kanaat

bulunmakta ve bu kanaat “kasten yeni bir

suç” işlenmemesi şartına bağlı olarak hüküm ifade etmemektedir.

Gerçekten hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkûmiyet konusunda vicdani

kanaate ulaşmış mahkemenin buna ilişkin hükmü açıklamayı belirli bir süre

ertelemesini, bu süre zarfında hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç

doğurmamasını ve bu süre sonunda kişinin başka suç işlememesi hâlinde açıklanması

geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilmesini

ifade eder. Bu çerçevede ceza davası dışında fakat ceza davasına konu olan

eylemler nedeniyle devam eden idari uyuşmazlıklarda açıklanması geri bırakılan

mahkûmiyet kararına dayanılması masumiyet karinesi ile çelişebilir (Kürşat Eyol, §§

28, 29).

40. İdari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından

salt kişinin yargılanmış olmasından ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

dair karardan söz edilmesi, masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden söz

edebilmek bakımından yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün

hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir

(Ramazan Tosun, § 63; Hüseyin Şahin, § 40).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

41. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu, yurt dışına firar

eyleminde bulunduğundan bahisle hakkında açılan ceza davası sonucunda hapis

cezası ile cezalandırılmış ve hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına 25/7/2013

tarihinde karar verilmiştir. Bu yargılama sürecinin ardından 9/1/2014 tarihli

işlemle başvurucunun yurt dışında geçirdiği süre kadar kıdeminden eksiltme

işlemi yapılmıştır. AYİM tarafından işlemin iptali istemiyle açılan dava

reddedilmiştir.

42. Başvurucu; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile

sonuçlanan ceza yargısı süreci ve yargılamaya konu olan eylem esas alınarak

davanın reddedildiğini, bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir. Dolayısıyla somut başvurunun masumiyet karinesinin ikinci yönünü

ilgilendirdiği anlaşılmaktadır.

43. Yukarıda alıntılanan ilkeler uyarınca idari yargılama bakımından

üzerinde önemle durulması gereken husus yargılamayı yapan makamın ceza

yargılaması sonucu mahkum olmamış kişiye cezai

sorumluluk tayin etmemesi, buna yönelik bir dil kullanmaması ve münhasıran ceza

yargılaması sonucunda verilen karara dayanarak masumiyet karinesine gölge

düşürmemesidir.

44. Mahkeme kararının gerekçesinde hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararına atıfla “Davacının

firarda bulunduğunun sabit olduğunun mahkeme kararı ile anlaşılması karşısında... ” , " ...davacının birliğinden ayrılırken izin

alarak ayrılmış olması durumu, ayrıca yurt dışına çıkış izni alınmadığı sürece müsnet yurt dışına 'firar' suçunun oluşumunu

etkilemeyecektir" ifadelerinin kullanıldığı görülmektedir.

45. Genel ilkeler kısmında da belirtildiği üzere hakkında hükmün

açıklanması geri bırakılması kararı verilen bir kimse mahkûm olmuş

sayılmayacağından kamu otoritelerinin bu kişinin masumiyetine gölge düşürecek

ve masumiyet karinesinin devam etmesini sağlayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından kuşku

duyulmasına neden olacak, onu anlamsız kılacak özensiz davranışlardan kaçınması

gerekir. Bu bağlamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile

sonuçlanan ceza yargılaması sürecinde eylemin/suçun sübut bulduğuna dair

yapılan tespitlere dayanılarak bu eyleme bağlanan diğer idari kararların salt

bu tespitler nedeniyle hukuka uygun addedilmesi masumiyet karinesi ile çelişir.

46. Yurt dışına firar 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri

Ceza Kanunu'nda suç olarak düzenlenmiş bir fiildir. Somut olayda derece

mahkemesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına atıfla başvurucunun

firar eyleminin sabit olduğunun mahkeme kararı ile anlaşıldığını belirtmiştir.

Mahkeme ayrıca bu belirlemenin de ötesine geçerek başvurucunun birliğinden izin almış olmasının, yurt dışına çıkış izni

almadığı sürece firar suçunun oluşumuna etkisi olmayacağını ifade

etmek suretiyle idare hukuku alanını aşmıştır. Bu bağlamda mahkemenin tespiti

ceza hukuku alanına ilişkin bir değerlendirme mahiyetinde olup kararda cezai

sorumluluk tespitine yönelik bir dilin kullanıldığı açıktır. Bu yaklaşım,

mahkûmiyetle neticelenmemiş fiili yönünden başvurucuya suçlu muamelesi yapılması sonucunu

doğurmuştur.

47. Bu hâle göre suç isnadına dair belirleme yapan, gerekçesini

münhasıran hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sonuçlanmış ceza

mahkemesi hükmüne dayandıran AYİM Birinci Dairesinin kullandığı dilin

başvurucunun masumiyetine gölge düşürücü mahiyette olduğu ve hakkında açılan

ceza davasının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile neticelenmiş

olmasını anlamsız hâle getirdiği kanaatine varıldığından kararda yapılan

değerlendirme ve kullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği sonucuna

ulaşılmıştır.

48. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde AYİM Birinci Dairesi

kararının gerekçesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile

sonuçlanan ceza yargılamasındaki mahkûmiyet tespitine göre başvurucunun

yargılamaya konu eylemi işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı

anlaşıldığından Anayasa’nın 36. ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence

altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

49.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

50. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan kararında, Anayasa Mahkemesince bir temel hakkın ihlal

edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkelere yer verilmiştir (detaylı

açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan, [GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 57-60).

51. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi ve yeniden yargılama

yapılmasına hükmedilerek ihlalin giderilmesi talebinde bulunmuştur.

52. Anayasa Mahkemesi, AYİM Birinci Dairesi kararında yapılan

değerlendirme ve kullanılan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiği

sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

53.

Bu durumda masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre

yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

54. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasında hüküm

altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

-Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt

bendi gereğince- yetkili idari yargı mercine

GÖNDERİLMESİNE (Karar AYİM Birinci Dairesinin 8/7/2014 tarihli ve E.2014/858,

K.2014/730 sayılı kararına ait dava dosyası ile ilgilidir),

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Volkan

ÇAKMAK

Başvurucu

:

Nejat

YURDUNKULU

Vekili

:

Av. Vefa

TOKLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/1672, 13 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. C. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  15. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Özgüldür
  17. Çakmak
  18. Yurdunkulu
  19. Toklu
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/1672
Tarih
13 Eylül 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Akif Korkmaz Başvurusu (B. No: 2015/16027)
  • Abbas Karabulut Başvurusu (B. No: 2015/12317)
  • Abdullah Pekdura Başvurusu (B. No: 2015/12388)
  • Duygu Altıntaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/18411)
  • N.b. Başvurusu (B. No: 2015/4130)
  • Mahmut Soner Başvurusu (B. No: 2015/2604)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.