İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nihat Akdoğan Başvurusu (B. No: 2016/29411)

1. Başvuru, milletvekili hakkında uygulanan yakalama, gözaltına

Başvuru No2016/29411Tarih23 Mayıs 2018Okuma50 dk · 10.007 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nihat Akdoğan Başvurusu

Karar tarihi
23 Mayıs 2018
Başvuru Numarası
2016/29411
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.007 kelime·50 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, milletvekili hakkında uygulanan yakalama, gözaltına

alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;

tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındaki eylemlere

ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle milletvekilliği görevinin yerine

getirilememesi nedenleriyle ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette

bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş, tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet eylemleri, bölücü amaçları dolayısıyla

anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal

emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak

bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati

sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 7-18).

7. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci

ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi

gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden

itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde

azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden

artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim

olayları ve hendek olayları

olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 19-27).

8. Hendek olayları kapsamında PKK tarafından Şırnak il merkezi

ile Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde,

Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin

ve Derik ilçelerinde, Muş'un Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler

kazılıp barikatlar kurularak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar

yerleştirilerek teröristler tarafından şehirlerin bir kısmında öz yönetim adı altında hâkimiyet

sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere

giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin

kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini

sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir.

Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında çok sayıda güvenlik

görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı madde imha edilmiştir

(Gülser Yıldırım (2), §§ 28-33).

9. PKK'nın 2016 yılında, sadece başvurucunun seçim bölgesi olan

Hakkâri'nin Şemdinli ilçesinde gerçekleştirdiği terör saldırısında onu güvenlik

görevlisi olmak üzere on altı kişi hayatını kaybetmiş, on dördü güvenlik

görevlisi olmak üzere yirmi sekiz kişi de yaralanmıştır.

B. Başvurucunun Tutuklanmasına

İlişkin Süreç

10. Başvurucu, 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde Halkların

Demokratik Partisinden (HDP) Hakkâri milletvekili seçilmiştir. Başvurucu, hâlen

milletvekilidir.

11. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığı dönemde

işlediği iddia olunan bazı suçlara ilişkin olarak Hakkâri Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesinde yer alan

"Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili,

Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve

yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip

olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle ilgili Hakkâri

Cumhuriyet Başsavcılığınca dokuz ayrı fezleke düzenlenmiş ve Türkiye Büyük

Millet Meclisine (TBMM)sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel

Müdürlüğüne gönderilmiştir.

12. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin

olay ve olgular şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun Hakkâri'de uygulanan sokağa çıkma yasağını

protesto eden grupla birlikte 25/12/2015 günü yürüyüşe geçtiği, belediye binası

önünde yaptığı basın açıklamasında "... Hükûmet

daha önce kendine rol model olarak aldığı Sri Lanka modelini uygulayarak Türk

siyasetini boğmak istiyor. Burada her bir vatandaş başına bir zırhlı araç

düşmektedir. Ülkenin iç savaşa girdiği bir yerde halkımızın demokratik dilek ve

taleplerini dile getirilmesine bile izin verilmiyor. Basın açıklaması yapan

milletvekili ve belediye başkanlarına müdahale ediliyor. Yolda yürüyen gençlere

yönelik saldırılar yapılıyor, muhabir haber yaparken polis tarafından gözaltına

alınıyor. Zırhlı aracın içinde 4 mahalle gezdirilerek darp ediliyor. Muhabirin

vücudunun birçok yerinde ezilmeler bulunmaktadır. Cezaevlerinde basın mensubu

yoktur diyen zihniyeti burada kınıyorum. Muhabire yapılan saldırıyı burada

nefretle kınadığımızı belirtmek istiyorum. Burada insan hakları çiğneniyor ve

hukuk yerle bir ediliyor.” şeklinde konuştuğu, bu eylemler bir bütün

olarak değerlendirildiğinde kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri

düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma suçunu oluşturduğu ileri

sürülmüştür.

ii. Hendek kazma eylemlerinin sonlandırılması amacıyla emniyet

güçlerince yapılacak olası müdahaleyi önlemek için mahalle girişinde kurulan

barikatlarda 3/11/2015 tarihinde çıkan çatışmada PKK/KCK terör örgütü mensubu

Z.K. isimli teröristin silah ve mühimmatlarıyla birlikte ölü olarak ele

geçtiği, teröristin kent merkezine geliş amacını bilmesine rağmen başvurucunun

olay gecesi ve ertesi günün gündüzünde olay yerine gelip ilgili kişilerle temas

kurarak öldürülen teröristin olayına ilgi gösterdiği, eylemin bir bütün olarak

değerlendirildiğinde terör örgütü propagandası yapmak suçunu oluşturduğu ileri

sürülmüştür.

iii. 11/11/2015 günü saat 15.45'te CODER (Cölemerk

Öğrenci Derneği) organizesinde PKK/KCK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan

üzerinde uygulanan sözde tecrit koşullarını ve Diyarbakır İli Silvan İlçesinde

PKK-KCK terör örgütü mensuplarına yönelik operasyonlar kapsamında ilçede

uygulanan sokağa çıkma yasağını protesto etmek amacıyla Hakkâri Üniversitesi

Eğitim Fakültesi binası bahçesinde toplanan yaklaşık otuz kişilik grup içinde

başvurucu Nihat Akdoğan'ın da bulunduğu, grubun "Önderine, şehidine, kendine, kimliğine sahip çık, şehid namırın (şehitler

ölmez), işgalci TC kürdistandan

defol." şeklinde slogan attığı, bu eylemler bir bütün olarak

değerlendirildiğinde kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme

yönetme bunların hareketlerine katılma suçunu oluşturduğu ileri sürülmüştür.

iv. 12/11/2015 tarihinde Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan

sözde tecrit koşullarını protesto amacıyla yasal olmayan yürüyüş düzenlendiği,

saat 12.20 sıralarında Hakkâri Belediye binası önünde toplanan ve aralarında başvurucununda bulunduğu yaklaşık yüz kişilik grubun beş

dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdiği, oturma eylemi sırasında grubun

alkışlar eşliğinde "Biji serok apo

(yaşasın önder apo), şehid namırın,

Kürdistan TC'ye mezar olacak, Kürdistan faşizme mezar olacak."

şeklinde sloganlar attığı ve saat 12.45'te grubun dağıldığı, eylemin bir bütün

olarak değerlendirildiğinde kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri

düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma, suçu ve suçluyu övme

suçlarını oluşturduğu ileri sürülmüştür.

v. 9/10/2015 tarihinde Hakkâri merkezinde Barış ve Demokrasi

Partisi (BDP) il binası önünde yaklaşık yüz elli kişilik grubun önünde sarı

renkte, bölücü terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'a ait poster ve "Komploya navretewi ya li di ji

kurdan, u sarokatiye Em şermezar

dikin (Kürtlere ve önderliğe karşı yapılan uluslararası komployu

kınıyoruz)." yazılı pankart bulunduğu hâlde yürüyüşe geçtiği, akabinde

başvurucunun da içinde bulunduğu grubun "Biji serok apo, gençlik

aponun fedaisinidir,

baskılar bizi yıldıramaz, direne direne kazanacağız." şeklinde

sloganlar attığı, eylem bir bütün olarak değerlendirildiğinde kanuna aykırı

toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine

katılma suçu ile suçluyu övme suçlarını oluşturduğu ileri sürülmüştür.

vi. 10/102015 günü saat 15.15'te şehrin değişik caddelerinden

yürüyüşe geçen grupların Hakkâri Belediye binası önüne geldiği, buradaki yolu

trafiğe çift taraflı kapattığı, başvurucunun da bu kalabalık grubun içinde yer

aldığı ve Ankara Tren Garı'nda meydana gelen patlama ile ilgili olarak bir

basın açıklaması yaptığı, sonrasında bu grubun saat 15.30 sıralarında dağıldığı

iddia edilmiştir. Düzenlenen yürüyüş bir bütün olarak değerlendirildiğinde

kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların

hareketlerine katılma suçunu oluşturduğu ileri sürülmüştür.

vii. Öldürülen bir terörist için 13/1/2016 tarihinde Hakkâri'de

düzenlenen cenaze töreninde başvurucunun "Biz

bu hareketin adını koymuştuk. Bu hareket affedilecek bir hareket değil. O

devlet ki tarihi kan üzerine kurulmuş acımasızlık üzerine kurulmuş, bizim

insanımız 12 kardeşimiz Van’da bahtsız bir şekilde, dediler ki uykuda ki

kimseleri öldürdünüz. 12 kardeşimizi dedikleri gibi teker teker yakalayıp infaz

ettiler... Şunu iyi bilsin ki ne kadar kalbinize düşmanlık girse de kürt halkı bir kez daha şehitlerine sahip çıkacak. Bundan

sonra da onlar bu şekilde ki katliamlarına karşı siz daha fazla kendi davanıza

sahip çıkın." şeklinde konuşma yaptığı belirtilmiştir. Yapılan

konuşma ve cenaze töreni bütün olarak değerlendirildiğinde bunun kanuna aykırı

toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine

katılma suçunu oluşturduğu ileri sürülmüştür.

viii. 26/8/2016 tarihinde Yüksekova'da sokağa çıkma yasağı ilan

edilmesi üzerine terör örgütü mensuplarınca ilçede barikatlar kurulup hendekler

kazıldığı polisle çatışmalar yaşandığı, Yüksekova'da olan bu olayları protesto

etmek amacıyla 28/8/2016 tarihinde Hakkâri merkezinde de barikatlar kurulup

hendekler kazıldığı, polis araçlarına ve iş makinelerine silahla ateş edilip el

yapımı patlayıcı ve taşla saldırıldığı, güvenlik güçlerince bu olaylara

müdahale edildiği, başvurucu ve beraberindeki kişilerin ise bu saldırıları

gerçekleştiren PKK/KCK terör örgütü mensuplarıyla görüşmeye gittiği,

başvurucunun çatışmada sıkışan teröristleri kurtarmak için canlı kalkan olmaya

çalıştığı ve bu sırada polisle çatışan teröristlerin kaçtığı ileri sürülmüştür.

Hakkari Haber TV isimli sitede bu olaylarla ilgili "HDP’li Akdoğan, halkını bombalayanın

meşruiyeti yok" başlıklı bir haber yayımlandığı, haber

içeriğinde HDP Hakkari Milletvekili Nihat Akdoğan başkanlığında HDP ve

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) temsilcileriyle ile sivil toplum örgütleri

üyelerinden oluşan heyetin Hakkâri'nin Merkez ilçesinde, iki mahallede

incelemelerde bulunduğu belirtilip başvurucunun gelişen operasyonlara karşı öz

yönetim ilanlarının yapıldığını ifade ettiği konuşmasında "Öz yönetim ilanı arkadaşlarımızın, hareketimizin ve HDP’nin de yanında durduğu desteklediği bir irade

beyanıydı. Ama maalesef AKP hükümeti KCK operasyonlarında olduğu gibi tekrardan

siyasi soykırım operasyonları düzenleniyor, biryandan tecrit politikası yürütülürken,

diğer yandan coğrafyamızın yakılıp yıkılması, evlerin ateşe verilmesi söz

konusudur. Halkımıza ve yöneticilerimize yönelik bir gözaltı ve tutuklama

furyası başlatıldı. İşte geldiğimiz noktada da halkımız kendisine yönelik

AKP’nin gözaltı furyasına karşı kendi mahallesinde güvenliğini sağlamaya

çalışıyor. Öz yönetim bugün Türkiye’nin de tarafı olmak istediği AB’nin yerel

yönetimler şartıyla aynıdır.” şeklinde beyanda bulunduğunun tespit

edildiği belirtilmiştir. Savcılığa göre Abdullah Öcalan tarafından kaleme

alınan KCK Sözleşmesi'nde öz yönetimin yer aldığı, PKK/KCK terör örgütü

yöneticilerinden H.O.nun birçok bölgede öz yönetim

ilan edilmesi konulu demecinden sonra 14/8/2015’te DBP Hakkâri il Başkanlığınca

da öz yönetim ilan edildiği, akabinde bazı mahallelerde öz savunma adında

illegal silahlı birimler kurularak silahlı eylemler yapıldığı, başvurucunun da

gerek kendi adına gerekse HDP adına öz yönetimi benimseyip desteklediklerini

söyleyip öz savunma diye kurulan birimlerdeki şahısların yaptıkları silahlı

eylemlere karşı emniyet güçlerinin yapmış olduğu operasyonları eleştirdiği,

ilgili mahallelerde bu konularda temaslarda bulunarak terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

ix. 6/5/2015 tarihinde bir Kültür Merkezinde yapılan Şehit Arin Mirkan ve Şehit Navdar Colemêrg eğitim devreleri sertifika törenine başvurucu ile

çok sayıda davetlinin katıldığı, başvurucunun burada "Kürt gençlerini ne kadar öldürseler öldürülsün atalarından, anne

ve babalarından ama en önemlisi PKK hareketinden aldıkları köklü eğitimle

sertifikalarını da bir devrim niteliğinde almış bulunuyorlar. İnsan Arin Mirkan (Kobani'deki

çatışmalar sırasında düzenlediği intihar saldırısında ölen YPG mensubu) ve Navdar Colemêr’in (gerçek adı S.Ç. olan ve Kobani'deki çatışmalar sırasında ölen YPG mensubu) isimlerini duyunca tüyleri diken diken

oluyor. Kürt halkının dar zamanlarında kaldığı Kobani

savaşında kahramanca savaşarak şehit düşmüşlerdir. Sadece Kobani

de değil. Dört parça Kürdistan da büyük tehlikelerin altındaydılar. Ama

kardeşimiz Arin Mirkan kapitalist sisteme özellikle

Kürdistan halkı için bu sisteme dur demiştir. Görüldüğü gibi büyük bedeller

verilmiştir. Biz bugüne kadar birlik olamadık. Her birimiz farklı gruplara

bölünmüştük. Mücadelemiz ve fikirlerimiz bir değildi. Kürdistan dört parçaya

bölünmüştü. Bu gruplarla da binlerce parçaya bölünmüştük. Ama bugün Önder Apo’nun vermiş olduğu siyasi mücadele ile dindar kesimi,

demokrat kesimi ve sosyal kesimini bir araya getirmiştir.” şeklinde

konuşma yaptığı ileri sürülmüştür.

x. 19/6/2015 tarihinde Suriye'nin Kobani

bölgesinde, DAEŞ terör örgütü ile girdikleri çatışmada öldürülen YPG terör

örgütü üyeleri N.H. ve N.A.nın

Hakkâri’de toprağa verilmesi nedeniyle düzenlenen cenaze törenine başvurucunun dakatıldığı ve ailelere başsağlığı dilediği, başvurucunun

cenazeler toprağa verilene kadar törende bulunduğu ileri sürülmüştür.

xi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) PKK'nın Irak'taki

kamplarına gerçekleştirdiği hava operasyonlarını protesto etmek için 25/07/2015

tarihinde iki saat oturma eylemi düzenlendiği, bu eylemde açıklamada bulunan

başvurucunun "... AKP hükümetinin tek

bir isteği var. Rojavadaki Kürt kantonlarının

birleşmemesi adına elinden geleni düne kadar yaptı başarılı olamadı. Ama ne

zaman ki, Kürt hareketi, YPG, insanlık hareketi sadece Kürtler adına değil,

sadece bir mezhep adına değil, o coğrafyadaki tümü hakların adına o soysuzlar

çetesini Grespi de çıkarttığından beri AKP hükümeti

hem Kürt siyasetine karşı, hem oradaki PYD'ye karşı bir düşmanlık siyasetini izlemeye başladı.

Suruç'taki bombalama olayından partinin PM üyesi, eski ilçe Başkanı, onlarca

parti çalışanımız ve hayatını kaybeden her 32 vatadaş

da nihayetinde bu hareketin sempatizanları, bu harekete oy veren ve bu harekete

gönüldeş olan insanlardı." şeklinde açıklama yaptığı, ayrıca Başbakan

Yardımcısı'nın"Suruç'taki patlamada hiç HDP'li ve DBP'li yoktu." sözlerine karşılık

başvurucunun konuşmasında " ... Özellikle

Cumhurbaşkanı yeni hükümet kurulmasını ve halkın yeni iradesini görmek

istemiyor. 2 gündür Kilis'in karşısındaki Crablus'a

yönelik saldırılar yapıyor. Asıl amacı kamuflaj etmek, manife

etmektir. Buradaki asıl amacın Kürtler olduğunu, barış süreci olduğunu

halkımızın iyi bilmesi gerekiyor." şeklinde beyanda bulunduğu

ileri sürülmüştür.

xii. 23/8/2015 tarihinde Hakkâri'de sözde öz yönetim ilan edilmesi kapsamında

başlatılan soruşturma sürecinde Belediye Başkanı D.H. ve N.Ç.nin

tutuklanmasını protesto etmek amacıyla yapmış olduğu basın açıklamasında

başvurucunun "Türkiye'de hukukun ne

kadar çiğnendiğinin, ne kadar siyasallaştığının en

bariz örneğini bugün burada yaşıyoruz. Halkın iradesini tanımayan bir

zihniyetle karşı karşıyayız. Biz yerel demokrasinin güçlenmesi gerektiğini, Türkiye'nin

demokratikleşmesi gerektiğini söylüyoruz. Bugün tek kişinin söylemiyle harekete

geçen hukukun siyasallaştığını, bu hukukun Türkiye'nin geleceğini kararttığını

söylemek istiyoruz. Bugün bu halk size bir demokrasi dersi vermek istiyor. Türkiye'nin

her yerinde bu halk kendi öz iradeleriyle yönetilmek istiyor. Bu siyasi bir

soykırım operasyonudur. Bu halkın iradesini tanımamadır... Sizin düşündüğünüz

gibi biz düşünmüyoruz. Biz Türkiye’nin parçalanmasından yana değiliz.

Türkiye’nin demokratikleşmesine inanıyoruz... Sadece arkadaşlarımızın söylediği

bu yerel yönetimin yerel demokrasinin buradaki iradenin kabul edilmesi

gerekiyor. Arkadaşlarımızın talebi isteği bu idi. Arkadaşlarımız 302. Maddeden

yargılandılar ve tutuklandılar, Dolayısıyla çok özgün olduğumuzu belirtmek

istiyoruz. Ama bu irade yoluna devam edecektir... biz Türkiye’nin

demokratikleşmesi adına büyük bedeller ödüyoruz. Ama bu yolda asla ve asla geri

dönmeyeceğiz... Biz irademizin arkasındayız. Siz o iradeyi tanımazsanız yerel

demokrasinin güçlenmesinin önünde engel olursanız biz de sizi tanımayız. Bu

ülkede demokrasi bir kişinin kazanıp kazanmamasına bağlı değildir. Bu ülkeye

demokrasi gelecekse hepimiz kazanmak zorundayız.” şeklinde konuştuğu

ileri sürülmüştür.

xiii. Şırnak ve Cizre ilçelerinde 4/9/2015 tarihinde, güvenlik

nedeniyle başlatılan sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek için 12/9/2015

tarihinde başvurucunun da aralarında olduğu yüzlerce kişinin HDP il binası

önünde yürüyüşe geçtiği, grubun "Bijî berxwedana Cîzirê", "Yaşasın

Cizre’nin direnişi", "Direne

direne kazanacağız." ve "Susma,

sustukça sıra sana gelecek." şeklinde sloganlar attığı, Hakkâri

Belediyesi önünde son bulan yürüyüş sonunda başvurucunun yaptığı basın

açıklamasında "Cizre'deki halkımızın

talepleri bugün hepimizin hem HDP'nin, hem DBP'nin, aslında bu siyasetin içerisinde yer alan bütün

bileşenlerin kabul ettiği metinlerdir, kabul ettiği tüzüklerdir. Ama maalesef

tam 9'uncu güne girmesine rağmen, AKP hükümeti bugünkü Başbakan orada hayatını

kaybeden 22 sivili hiç görmüyor ve bir başsağlığı bile dilemiyor. Sarayın

başkan olamamasından kaynaklı Kürtlere karşı topyekün bir savaş yapılıyor."

şeklinde konuştuğu, aynı gün öğle saatlerinde ise başvurucunun çatışmada

öldürülen PKK’lı D.K. için taziye ziyareti yaptığı ve burada yaptığı açıklamada

"Biz kalıcı barış için çaba

gösterirken, büyük bir savaş patlak verdi. Savaşın önüne geçmek için canlı

kalkan olan insanlarımıza gaz bombası ile saldırıyorlar. Hakarete uğruyorlar.

Bu siyasetin geldiği noktayı gösteriyor. Bu Ortadoğu coğrafyasının bir

gerçekliğidir. Hitler Almanya’da iktidara gelmeden önce 10 yıl için yetki

istedi. Hitler iktidara geldikten sonra çok sayıda insan öldü. İnsanlar

kırımdan geçirildi. AKP’de 13 yıldır iktidardadır hala 2023 ve 2071 planlarını

yapıyorlar. Ancak bu faşizme dayanan bir halkın kırılmasını öngören bir

zihniyettir. O yüzden halkımız hem Türkiye’de hem de Rojava’da

büyük bir direniş sergilemektedir. Biz bu faşizme itiraz ediyoruz”

şeklinde beyanda bulunduğu ileri sürülmüştür.

xiv. 16/5/2007 ile 22/5/2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen

PKK KONGRA-GEL terör örgütünün 5. Genel Kurulunun Sonuç Bildirisi'nde ilan

edilen, KCK terör örgütü yapılanmasının örgütün amacı doğrultusunda tabana

yayılması amacıyla silahlı terör örgütünün kurucusu Abdullah Öcalan'ın ortaya

koyduğu dörtayaklı paradigmanın kent meclisleri, demokratik siyaset akademisi,

demokratik toplum kongresi ve kooperatifler hareketinden oluştuğu,

başvurucunun da demokratik toplum kongresi eş başkanı olduğu ve hâlen bu görevi

yürüttüğü, bir siyasi partinin milletvekili olan başvurucunun siyasi faaliyet

görünümü adı altında gerçekleştirdiği, soruşturma dosyasında belirtilen ve

hemen hemen hepsi şiddet içeren eylemlerinin salt siyasi faaliyet kapsamında

görülemeyeceği ve düşünülemeyeceği, eylemlerinin bir bütün hâlinde silahlı

terör örgütü üyeliği suçunu oluşturacağı ileri sürülmüştür.

13. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir

bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının

artması dolayısıyla (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-27) siyasi çevrelerde

ve kamuoyunda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda

yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik

yapılmasına dair kanun teklifi TBMM Başkanlığına 12/4/2016 tarihinde

sunulmuştur. Bu teklif hâlihazırda Adalet Bakanlığında (Bakanlık),

Başbakanlıkta, TBMM Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının

üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla

ilgili olarak Anayasa ve TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen

yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu

dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini

öngörmektedir.

14. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen

20/5/2016 tarihli ve 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya eklenen

geçici 20. madde ile "Bu maddenin

Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya

soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet

başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları

üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri

hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz./ Bu maddenin yürürlüğe girdiği

tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet

komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük

Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan

yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması

amacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü getirilmiştir.

15. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre

anılan maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla

maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83.

maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hüküm (bkz. § 11) uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Anayasa ve

Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM

Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama

dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması

amacıyla yetkili merciine iade edileceği öngörülmüştür.

16. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi

(AK Parti) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi

(CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi

(MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55 milletvekiline

ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili olarak yasama

dokunulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış ve bu dosyalar gereği için

ilgili mercilere iade edilmiştir.

17. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki dokuz ayrı fezlekeye konu

olan soruşturma dosyaları da Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla

2016 yılının Haziran ayında gereğinin takdir ve ifası

için Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) gönderilmiştir.

18. Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu soruşturma

dosyalarından yedi tanesi 2016/1527 sayılı dosyada birleştirilmiş ve

soruşturmaya devam edilmiş, böylece ayrı ayrı fezlekelerde suça konu edilen tüm

fiillerin birlikte değerlendirilmesi mümkün hâle gelmiştir.

19. Diğer taraftan başvurucu, ifadesi alınmak üzere soruşturma

makamları tarafından her bir fezlekeye konu soruşturma için ayrıçağrı

kâğıdı gönderilmek suretiyle Savcılığa davet edilmiş, çağrı kâğıtları

başvurucuya 30/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ancak başvurucu bu çağrıya

uymamıştır. Bu sürecin öncesinde -dokunulmazlıklara ilişkin Anayasa değişikliği

teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasından sonra- HDP Eş Genel Başkanı

Selahattin Demirtaş 9/4/2016 tarihinde TBMM'de yaptığı grup konuşmasında "Biz mahkemelerde süründürüleceğiz, yok öyle bir

şey. Sunu da net olarak söyleyeyim: Bu hafta öbür hafta dokunulmazlıklarımızı

kaldırabilirler. Fakat tek bir arkadaşım kendi ayağıyla ifade vermeye

gitmeyecek. Nasıl götürüyorlarsa kendileri bilirler. Bu iş öyle kolay

olmayacak. Zannediyorlar ki dokunulmazlığı kaldırırız, tereyağından kıl çeker

gibi bunları mahkemenin önüne atarız. Yok öyle yağma!" şeklinde

ifadeler kullanmıştır.

20. Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığı "Şüphelinin, çağrı [üzerine] Cumhuriyet başsavcılığımıza gelmediği, kendisine

çağrı yapılamadığı, tüm aramalara kendisine ulaşılamadığı anlaşılmakla, şüpheli

hakkında 5271 sayılı CMK'nın [Ceza

Muhakemesi Kanunu] 94. maddesi [gereği]

YAKALAMA EMRİ düzenlenmesine"

karar verilmesi talebiyle Hakkâri Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuştur.

Hâkimliğin 4/11/2016 tarihli kararı ile başvurucu hakkında "kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri

düzenleme yönetme bunların hareketlerine katılma, suçu ve suçluyu övmek, terör

örgütü propagandası yapmak, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından,

Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yapıldığı, şüpheli

hakkındaki var olan soruşturma dosyasından, şüpheliye usulüne uygun davetiye

çıkartıldığı, ayrıca kolluk görevlileri tarafından da şüphelinin mevcutlu

olarak hazır edilmesi talimatı verildiği, şüpheliye çıkarılan gerek davetiyenin

gerekse kolluk aracılığı ile mevcutlu olarak getirtilmesi işlemlerinin sonuçsuz

kaldığı, tüm aramalara rağmen kendisine ulaşılamadığı"

gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 94.

maddesi uyarınca yakalama emri düzenlenmesine karar verilmiştir.

21. Yakalama kararı uyarınca başvurucu 7/11/2016 tarihinde

yakalanarak gözaltına alınmış ve aynı gün, hakkında soruşturma işlemlerinin

yürütüldüğü Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığına getirilmiştir. Başvurucunun

ifadesinin alınması işlemi sırasında Baro tarafından görevlendirilen müdafi

hazır bulunmuştur. İfade tutanağında ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen

suçlamaların başvurucuya açıklandığı belirtilmiştir. Başvurucu suçlamalarla

ilgili olarak "Ben savunma yapmak

istemiyorum. Demokrasinin olduğu ülkelerde halkın seçtiği kişilerden halk hesap

sorar ... Buradaki bizim tek karşı olduğumuz anayasa aykırı bir girişimin

olmasıdır. Yoksa biz yargıya ifade vermekten kaçınmıyoruz... Biz bu iradenin

yargılanmasını kesinlikle kabul etmediğimiz için ifade vermek istemiyoruz.

Yargı merci siyasetçiler için halk olmalı, yasama faaliyeti biten milletvekili

bir yere kaçmıyor, gidip ifadesini veriyor ve şu an da veren var."

demiş ve bundan sonra sorulan tüm sorulara "savunmam yoktur." şeklinde beyanda bulunarak

suçlamalara ilişkin bir açıklama yapmamış, cevap vermemiştir. Müdafi ise

başvurucunun dokunulmazlığının Anayasa'ya aykırı olarak kaldırıldığını iddia

ederek serbest bırakılmasını talep etmiştir.

22. Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığı 7/11/2016 tarihinde "silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla, suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut

delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi"

gerekçesine dayanarak tutuklanması istemiyle başvurucuyu Hakkâri Sulh Ceza

Hâkimliğine sevk etmiştir.

23. Tutuklama talep yazısında, başvurucuya isnat edilen

suçlamalara ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir. Bu bağlamda

başvurucunun silahlı terör örgütünün kurucusu Abdullah Öcalan'ın ortaya koyduğu

dört ayaklı paradigmada belirtilen Demokratik Toplum Kongresi eş başkanı olduğu

ve bu görevi yürüttüğü, başvurucunun çeşitli tarihlerde düzenlenen kanuna

aykırı gösteri ve yürüyüşler ile terör örgütü üyelerinin cenaze törenlerine

katıldığı, 28/8/2015-29/8/2015 tarihlerinde Kıran Mahallesi'nde polislerle

çatışan teröristlerin sıkıştıkları sırada canlı kalkan olmaya yeltenen

başvurucunun teröristlerin olay yerinden kaçmasına yardım ettiği ileri

sürülmüştür. Son olarak yazıda başvurucunun çeşitli tarihlerdeki konuşmalarına

atıf yapılmıştır.

24. Anılan yazı, sorgu işlemi öncesinde Hakkâri Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında, başvurucuya

isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu sırada

başvurucunun üç avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucu, Hâkimlikteki ifadesinde

"... Partim Halkların Demokratik

partisi (HDP) 7 haziran 2015 genel seçimlerinde 80 milletvekili ile parlementoya girmiştir, demokratik siyaset yoluyla ve

sandık iradesiyle AKP'nin tek başına iktidar olmasını ve tek başına Anayasa

yapmasını engellemiştir... başkanlık adı altında dikta rejimine ulaşabilmesi

için önündeki tek engel HDP'dir, partimizin 1 kasım

seçimlerinde de barajı aşarak 59 milletvekili ile parlementoya

girmesi ERDOĞAN'ın tek başına Anayasayı değiştirme

çoğunluğuna ulaşmasını birkez daha engellemiştir...

bizleri 10 yıllarca geriye götürecek uygulamalar ile açık bir şekilde

görmekteyiz, bizler seçilmiş halk temsilcileriyiz, şahsımızı değil bizi seçen

seçmen kitlelerini temsil ederiz, şuanda da yasamanın meclisin dokunulmazlığına

sahip bir üyesi milletvekili sıfatıyla karşınızdayım, benim temsil ettiğim bu

kimliğe ve halkımın iradesine saygısızlık yapılmasına izin vermem mümkün

değildir, ben adil ve tarafsız bir yargı huzurunda hesap vermekten asla

çekinmiyorum, veremeyeceğim hiçbir hesabımda yoktur, ülkemizde yargının

saygınlığı ayaklar altındayken düğmesiz olan cüppelerini iliklemeye çalışan

böylesi bir siyasi yargılamanın öznesi olmayı da asla kabul etmiyeceğim,

şahsınıza ve kişiliğinize yönelik hiçbir tereddütüm

ve saygısızlığım yoktur, ancak şahibeler ile dolu bir

siyasi geçmişe sahip olan ERDOĞAN'ın emretti diye

başlatılan bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı kabul etmiyorum, soracağınız

hiçbir soruya cevap vermeyeceğim, yapacağınız hiçbir yargılama faaliyetinin

adil olacağına inancım yoktur... sizden hiçbir talebim ve beklentim yoktur,

siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım sorguyalabilir."

şeklinde beyanda bulunmuş ve kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin bir

açıklama yapmamıştır. Başvurucunun müdafileri ise suçlamaları kabul etmemiş,

yapılan işlemlerin hukuka uygun olmadığını belirterek başvurucunun doğrudan

veya gerekli görülürse adli kontrol hükümleri uygulanarakserbest

bırakılmasını talep etmişlerdir.

25. Hakkâri Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/11/2016 tarihli kararı ile

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir. Kararda, başvurucuya isnat edilen eylemlere ilişkin olarak da bazı

değerlendirmelere yer verilmiştir. Bunlar şöyle özetlenebilir:

i. Başvurucunun 9/7/2015 ile 13/1/2016 tarihleri arasında

Abdullah Öcalan posterlerinin açılıp Abdullah Öcalan lehine sloganların

atılması suretiyle terör örgütü propagandasına dönüşen birden çok yürüyüş ve

toplantıya katıldığı belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun Kıran Mahallesi'nde polisle çatışanörgüt

mensupları için canlı kalkan olarak örgüt mensuplarının kaçmasına sebebiyet

verdiğine değinilmiştir.

iii. Başvurucuya isnat

edilen tüm bu fiillerin silahlı terör örgütü ile bağ oluşturacak şekilde

süreklilik ve yoğunluk oluşturduğu değerlendirilmiştir.

26. Kararda, yukarıdaki olaylara atfen tutuklamanın ön koşulu

olan kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtildikten sonra tutuklama

nedenlerinin varlığına ilişkin olarak "şüphelinin

üzerine atılı suçun CMK 100/3. maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu ve

bu nedenle tutuklama nedeninin var sayıldığı,söz

konusu suça ilişkin olarak ön görülen ceza miktarının üst sınırı dikkate

alındığında ... adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı

anlaşılmakla tutuklama tedbirinin bu aşamada isnat edilen suç ile ölçülü ve

orantılı olacağı" değerlendirmesine yer verilmiştir.

27. Başvurucu 10/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. Yüksekova Sulh Ceza Hâkimliği 20/11/2016 tarihinde itirazın kesin

olarak reddine karar vermiştir.

28. Anılan karar 23/11/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

29. Başvurucu 30/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

30. Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığının 22/11/2016 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü

propagandası yapma, suçu ve suçluyu övme, kanuna aykırı toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma suçlarını

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

kamu davası açılmıştır.

31. İddianamede, başvurucu hakkında daha önce düzenlenen dokuz ayrı

fezlekedeki on dört ayrı eylem (bkz. § 12) suçlamaya

konu edilmiştir. Savcılık, suçlamaya konu olaylarla ilgili dosyaların bir bütün

olarak değerlendirilip suç nitelendirilmesi yapılması yoluna gidildiğini

belirttikten sonra başvurucuya yöneltilen suçlamalara ilişkin hukuki

değerlendirmelerini ortaya koymuştur. Bu değerlendirmeler özetle şöyledir:

"... TCK 314/2 maddesinde silahlı örgüte

üye olma suçu bakımından korunmak istenen hukuki yarar gözönünde

tutulduğunda devletin ülkesinin ve ulusun bütünlüğü ve egemenliğin anayasal

düzenin ve kişi güvenliğinin korunmasının olduğu ... şüphelinin de KCK'nın söylemlerinde basın açıklamalarında KCK'nın talimatlarından bahsettiği, sözde ana sözleşmede

yer alan hükümlerini anlattığı, örgüt üyeliği için aranan, örgüte hakim olan hiyerarjik gücün emrine girdiğinin görüldüğü, nitekim

birkaç konuşmasında ertesi gün şu saatte şurda

toplanacağız şeklinde beyanlarda bulunarak daha önce PKK/KCK terör örgütünün

yayın ve haber ajanslarının talimatlarını dile getirdiği, bunun en açık

göstergelerinden biri de 16-22 mayıs 2007 tarihleri arasında gerçekleştirilen

PKK KONGRA-GEL terör örgütünün 5. Genel kurulunun sonuç bildirisinde ilan

edilen KCK terör örgütü yapılanmasının örgütün amacı doğrultusunda tavana

yayılması amacıyla silahlı terör örgütünün kurucusu Abdullah Öcalan'ın ortaya

koyduğu 4 ayaklı paradigma; 'kent meclisleri, demokratik siyaset akademisi,

demokratik toplum kongresi ve kooperatifler hareketinden' oluştuğu, şüphelinin

de demokratik toplum kongresi eş başkanı olduğu ve halen bu görevi yürüttüğü,

Bir siyasi partinin milletvekili olan

şüphelinin siyasi faaliyet görünümü adı altında gerçekleştirdiği dosyamızda

yansıyan ve hemen hemen hepsi şiddet içeren eylemlerinin salt siyasi faaliyet

kapsamında görülemeyeceği ve düşünülemeyeceği, eylemlerinin bir bütün halinde

silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içindeyer

alma suçunu oluşturacağı,

Şüphelinin ... 14 ayrı eyleminin olduğu,

eylemler arasında terör örgütü propaandası yapmak,

terör örgütü üyelerinin cenazelerine katılıp suç ve suçluyu övmek, kanuna

aykırı gösteri ve yürüyüş düzenlemek, ancak bunlardan da önemlisi 28-29/08/2015

tarihinde kıran mahallesinde PKK/KCK terör örgütü mensuplarınca açılan hendek

ve barikatların arkasından polislerle çatışmaya giren teröristlerin

sıkıştıkları ve öleceklerini anladıkları anda çatışmayı durdurmak için canlı

kalkan olmaya çalışması, bu hususun dosyadaki polis telsiz konuşmalarına

yansıdığı, canlı kalkan olmaya kalkışması esnasında hendek arkasında polis ile

çatışan teröristlerin olay yerinden kaçtıkları, şüpheli Nihat Akdoğan'ın bu

şekilde teröristlerin kaçmasına yardım ettiği, şüphelinin 14 ayrı eyleminin

zaman aralığı ve sıklığı ile birlikte bir bütün halinde düşünüldüğünde örgüt

üyeliği suçunun sabit olduğu, tüm suçlarının örgüt üyeliği içerisinde

eriyeceği, örgüt üyeliğiinin temadi eden suç olduğu,

şüphelinin yakalanması ile temadinin sona erdiği, yakalamadan önceki eylemlerin

üyelik kapsamında değerlendirileceği ve tek suç olacağı [anlaşılmıştır.]"

32. Hakkâri 1. Ağır Ceza Mahkemesi 22/11/2016 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2016/249 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır. Hakkâri 1. Ağır Ceza Mahkemesi, kamu güvenliği

gerekçesiyle davanın nakline dair Yargıtayın kararı

doğrultusunda aynı tarihte dava dosyasının Diyarbakır Nöbetçi Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine; bu karar ile birlikte başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına da karar vermiştir.

33. Bunun üzerine yargılamaya Diyarbakır 4. Ağır Ceza

Mahkemesinde E.2017/63 sayılı dosyası üzerinden başlanmıştır. Davanın ilk

duruşması 26/4/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvurucu savunmasında aşağıdaki

şekilde beyanda bulunmuştur:

"... Öncelikle yasama sorumsuzluğumun ve

yasama faaliyetlerimin devam ettiğini belirtmek isterim. Anayasa mahkemesinin

Aralık 2013 Mustafa Balbay kararında seçilmiş milletvekilinin, yasama

faaliyetine katılmasının önlenemeyeceğini, bunun demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun olmadığını vurgulamıştır ... Buda hiç kuşkusuz kişinin

seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla, yetkisini fiilen kullanabilmesini

gerektirir. Bu bağlamda seçilmiş milletvekilinin yasama faaliyetlerine

katılmasına yönelik müdahale, sadece onun seçilme hakkına değil, aynı zamanda

seçmenlerinin serbest iradelerini açıklama hakkına da yönelik bir müdahale

teşkil edebilir diyor.

... Ben siyasi bir partinin parti meclis

üyeliğini yapmışım, delagasyonu olmuşum, şu anda da

milletvekiliyim, yaptığım partimi överken, örgüt propagandası olarak kayıtlara

geçmiş. Örgüt propagandası diye çevirisi yapılmış ve bugün bunun hukuk

olduğunu, adalet olduğu idda ediliyor. Bu yanlış.

... Bugün sayın heyet, özellikle bütün

dünyanın kabul ettiği, hukuk geriye işlemez, bunu avukat arkadaşlarımızda dile

getirecekler, bizim yaptığımız çalışmalar şu andaki fezleke olarak karşımızda

duran 2015, peki dokunulmazlığın kaldırıldığı sürece bakarsanız hukuk geriye

doğru işletiliyor. Ben 2015 'te yaptığım açıklamadan dolayı, yasama

faaliyetlerim ve sorumsuzluğum devam ettiğine rağmen, bugün bunların hepsi gözardı edilerek ben bugün mahkemenin karşısına çıkıyorum,

ifade vermeye çalışıyorum. Bu her şeyden önce, bunu bütün samimiyetimle

söylüyorum, halkın iradesine bir nezaketsizlik olduğunu özellikle belirtmek

istiyorum.

... Özellikle orada birçok yerde geçen, işte

basın açıklamaları, yürüyüşler, oturma durumu eylemleri gibi, demokratik

değerleri hukukun üstünlüğünü kabul etmiş bütün ülkelerde basın açıklamaları,

oturma eylemleri, yürüyüşler engellenemez haklardandır. Eğer basın açıklaması,

yürüyüş ya da oturma eyleminin düzenleneceği ilde sıkıyönetim, olağanüstü hal ya da sokağa çıkma yasağı ilan edilmemişse, keyfi bir

taleple bu haklar engellenemez, engellenmemeli. Engellenirse başta da

belirttiğimiz gibi hukuk devletinin değerlerinden uzaklaşmış bulunuruz. Şimdi bunlardan

hiçbiri, kendi ilimle ilgili söylüyorum, bunların hiçbiri uygulanmazken,

bizlere müdahale edilmiş olması, keyfiyetçi bir anlayışı göstermiyor mu? ...

Sayın heyet, basın açıklamaları, yürüyüşler ya da oturma eylemleri, karar merci

bizler değiliz. Bizler nihayetinde seçilmiş olduğumuz illerimizi temsil ederiz.

Kurumlar vardır ve kararları kendileri verirler. Bir vekilin şöyle yapın, böyle

olsun diye bir dayatması olabilir mi, olamaz. Çünkü o kararlar kurumların ortak

kararlarıdır. Hangi pankartın olacağını biz bilemeyiz ki çıkıp bunu bütün diğer

bütün siyasi partiler için de söylüyorum, şunu çıkıp şu pankart hazırlanacak,

şöyle yapacak, böyle yapacak, hiçbir partinin il başkanından tutun, belediye

başkanlarına, milletvekillerine, bakanlarına kadar hiç kimsenin böyle bir

dayatması olamaz. Diğer bir şey özellikle bu basın açıklamalarıyla ilgili

polisin müdahale etmediği, bakın bunun tanığıyım sayın hakim

bey. Orada yazılanlardan hiçbir tanesinde, bütün samimiyetim ile söylüyorum,

müdahale edilmeyen hiçbir tanesinde hiç bir sorun

ortaya çıkmadı.

... Basın açıklamalarının hepsinin amacı

kimseyi övmek değildir. Sadece gidişatın gidişat olmadığına dikkat çekmektir.

Kimin hangi değerde olduğunu halkımız daha iyi biliyor. Bu basın açıklamaları

ülkenin gidişatına dikkat çekmek içindir. Kimsenin propagandasını bir siyasetçi

olarak, siyasetin içerisinde yer alan bir insan olarak hiç doğru bulmuyoruz,

yapmıyoruz. Bu çok nettir. Ancak ve ancak mensubu olduğumuz halkımızın

propagandasını yaparız. Barışın insan haklarının propagandasını yaparız. Bundan

da hiç kaçınmayacağımızı herkesin de bilmesini isteriz. Ama bunu dile

getirdiğimiz için bugün bizler birilerini rahatsız ... birilerine rahatsızlık

vermiş gözüküyoruz. Barış, kardeşçe yol almak değil midir?

... Ben Hakkari'de

bulunduğum zaman, bunu siyaseten söylemiyorum, insanı olarak söylüyorum. Her

akşam 2, 3, 4 aileyi ziyaret ederim. Yaşlı, engelli, hasta ziyaretlerini

yaparım. Böyle bir ziyaretteyken yanımızda bulunan bir şoför arkadaşımızın

çocukları Biçer Mahallesindeydi; sayın vekilim çocuklarımız telefon açıyor,

karşı mahallede çatışma var, biz sizin eve geleceğinizden artık korkuyoruz, siz

nasıl eve geleceksiniz? Bunu bana söyledi, dedim ki o zaman biz ziyaretimizi

bitirelim. Biz sizi Biçer Mahallesine bir götüreceğiz. Birlikte gideceğiz,

orada sizi bırakacağız, geri döneceğiz. Bunu dedikten sonra emniyet güçlerini

ben kendim aradım. Biçer Mahallesinde olduğumu söyledim. Gittiğimiz mahalleye

saat 10.30'da gittik. Yani 22.30'da. Gittiğimiz mahalle ... bakın 10.30'da

gitmişim. 11.30'da oradan ayrılmışım. Ondan sonra oradayken de silah sesi karşı

mahalleden gelmemiş. Sabah saat 06.00'da gazeteciler arıyor. Sayın vekilim

Bağlar Mahallesinde sabaha doğru oradabir kişinin

hayatını kaybettiğini söylüyorlar ... mahalleye geçtim, orada 7-8 tane ev zarar

görmüş. Burada evleri gezdim. Evleri ziyaret ettim, ederken bir geçmiş olsun

temennisinde bulunmuşum. Orada şu söylendi; ilgili kişilerle ...Heyet vardı

orada. Heyette evde heyetle birlikte biz evlerin uğradığı hasarı gördük. Bunu

dile getirmişiz. Orada fezlekede vicdansızcana ilgili

kişilerle, adeta sadece tek kişilerle görüşmüş gibi, adeta sadece orada farklı

bir durum yarat, bu vicdansızlıktır. Bu her şeyden önce ahlaka sığmaz. Bu kadar

her şeyin açık, beyan, yerelinden tutun ulusal basına kadar herkesin olduğu bir

ortamda ilgili kişiyle görüşmesi değil. Biz orada halkla bir araya geldik.

Durum tümüyle bunu bütün samimiyetimle söylüyorum, bundan ibarettir.

... Diğer bir konu taziyeler konusu.

Türkiye'de daha doğrusu bölgede, taziyelere gitmeyen hiçbir parti yoktur ...

Taziyeler konusu insani bir boyuttur. Burada birazdan değineceğim propaganda

amaçlı gidilmez ... taziye kişiye değil, hayatını kaybedene değil; taziye

aileye yapılır. Taziyenin rengi dili yoktur. Gözyaşının da rengi dili olmadığı

gibi.

... Diğer bir olay iddia 8. Bu Kıran

Mahallesinde, bu çatışma süreci yaşanırken, sayın hakim

bey, ben ilimin dışındaydım. İl dışındayken telefon edildi... Geri döndüm il

binamıza geçtim ... Sayın valiyle bizim bir buçuk saat görüşmemiz oldu... Halk

görüşmek istiyor. Bu çatışmanın çıkmasını istemiyor. Heyetten istediği vali ile

görüşülmesinde istediği buydu; Biz bu mahallede

çatışmasının çatışmanın ortaya çıkmasını istemiyoruz. Bu kadar net. Bunu

söyledikten sonra oradaki emniyet amiri şunu söyledi; heyet gitsin görüşmesini

yapsın, biz de çatışmadan yana değiliz. Görüşmelerini yapsınlar biz de

bekleyeceğiz. Tabi görüşmelerini yaptıktan sonra geri geldiler. sonra sayın heyet, biz il binamıza heyetle birlikte ... yani

bütün resmi kurumların olduğu yer. Biz de o güzergahtan, MİT Binası, Adliye

Binası, Valilik Binası, Valilik Konutu, Özel İda[re], Vergi Dairesi oradan il binamıza geçmişiz. Orada

görüşmelerimizi tekrardan yapmışız. Diğer görüşmelerimizi hem emniyetle hem

valiyle bir daha telefonda görüşmüşüz. Görüşmelerimiz bittikten sonra diğer

vekil arkadaşlarımız da geldi. Akşama doğru gene çok geç saat değil, bu heyetin

de gitti yer, bizimle emniyetle birebir kendim görüştüm. Şu anda demin

söylediğim asayiş şube ya da güvenlik şube müdürü olan, en son tutuklandığımda

da oradaydı, orada akşama doğru gene 50 kişi, elli ya kırkla elli kişi arasında

biz gene bu dediğim gibi devlet kurumlarının olduğu yerden mahallenin içerisine

adliye binasına 200 metre uzaklıkta olan yere gitmişiz, orada sadece güdülen

amaç şu sayın heyet; burada hepimizin müşahede ettiği bir durum vardı. Sur'da Cizre'de diğer bölgelerde ortaya bir yıkımın

çıkmaması, halkın yerinden göç etmemesi, çocukların okullarından olmaması

adına, halkın içerisinde Rîyê Sipî

(Ak Sakallı) ya da kanaat önderi dediğimiz, şahısların bunu emniyetteki bütün

telefon görüşmelerimizde geçen de budur. Buradan bir fırsatın tanınması,

birinci heyetin tekrardan buradaki çatışmanın önüne geçmesi, buna emniyet

amiriyle görüştükten sonra onların da bu konuda bir sorun çıkartmadılar, orada

heyet içerisinde halkın olduğu heyet görüşmelerini yaptı, geri geldi... Biz o

saat itibariyle belediyenin önüne geçmişiz, herkes misafirlerini, dışarıda

milletvekilleri var, arkadaşlarımız belediye başkanları, evlerine gitmişlerdir.

Şimdi bütün durum bu bahsedilen durum 8, iddia 8, bütün samimiyetimle

söylüyorum, virgülüne noktasına dokunmadan mahkemenin vicdanına sundum.

... Özellikle şunu mahkemenin sunumuna sunmak

isterim. Katıldığım toplantı, yürüyüşten dolayı tek bir insan hakkında

tutuklama yok. Bırakın tutuklamayı dava açılmış değildir. Kıran Bağlar'daki söylenenler şeyle ilgili, gözaltına alınan,

tutuklanan tek bir kişidir. Dava açılmış kimse de yok, benim dışımda

..."şeklinde beyanda bulunmuştur.

34. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi 26/4/2017 tarihindeki ilk

duruşmada, savunmasını tespit ettikten sonra başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Sanığa yüklenen suç

vasfının değişme ihtimali, tutuklu kaldığı süre, delil durumu ve tutuklamayla

sağlanmak istenen amacın bu aşamadan sonra adli kontrol ile de sağlanabilecek

olması, delillerin büyük oranda toplanmış olması, kaçma şüphesinin bulunmaması

dikkate alınarak CMK'nin 109. maddesi gereğince adli

kontrol altına alınarak başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse TAHLİYESİNE, CMK'nin 109/3-a maddesi gereğince yurtdışına çıkışının

yasaklanmasına, CMK 'nin 109/3-b maddesi gereğince

haftanın pazartesi ve cuma günleri ikametine en yakın kolluk birimine mesai

saatleri içerisinde imza atmak suretiyle adli kontrole tabi tutulmasına, CMK 'nin 112 maddesi gereğince bu tedbirlere isteyerek uymaması

durumunda verilecek hapis cezasının miktarına bakılmaksızın derhal

tutuklanacağının kendisine ihtarına, (ihtarat

yapıldı) ... [karar verildi]"

35. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca tutuklama nedenleri

bulunduğu belirtilip tahliye kararına itiraz edilmiş; Diyarbakır 5. Ağır Ceza

Mahkemesince anılan tahliye kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilip

yapılan itiraz reddedilmiştir.

36. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

37. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 23/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu, Anayasa ve kanunla öngörülen usullere

uyulmaksızın hakkında yakalama ve gözaltı tedbirlerinin uygulandığını ve bu

tedbirlerin ölçülü olmadığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

42. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

43. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

44. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Aynı Kanun'un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında da karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden

itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

belirtilmektedir (Zeki Orman, B.

No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

45. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

46. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrûm

kalmanın sona ermesi bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin

olması mümkün görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa

kişi hâkim tarafından tutuklandığından, yakalama veya gözaltı kararının hukuka

aykırı olduğu yönündeki bir tespit ve ihlal kararı "tutuklu" kişinin

serbest kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel başvuru

kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak -talep etmesi hâlinde-

başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

47. Somut olayda başvurucu hakkında verilen yakalama ve gözaltı kararlarınınhukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay

uygulaması (Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752,

K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ ve

diğerleri, § 145) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının

sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava

yoluyla yakalama ve gözaltı kararlarınınhukuka aykırı

olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

48. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincillik niteliği" ile

bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

49. Kaldı ki yakalanan veya gözaltına alınan kişi, 5271 sayılı

Kanun'un 91. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca yakalama işlemine veya

gözaltına almaya ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı hemen

serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla sulh ceza hâkimine başvurabilmektedir.

Kanun bu başvurunun yakalanan kişinin yanı sıra müdafii

veya kanuni temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısmı tarafından da yapılmasına izin vermektedir. Başvuru

formu ve eklerinde, başvurucunun yakalama işlemine veya gözaltı emrine karşı

sulh ceza hâkimliğine başvuruda bulunduğuna ve bu başvurusunun sonuçsuz

kaldığına dair herhangi bir bilgi ya da belgeye yer verilmemiştir. (Aynı

yöndeki değerlendirme için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§ 101).

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; Anayasa ile öngörülen usulün dışında

dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandığını, ayrıca isnat edilen eylemlerin

ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve siyasi

faaliyette bulunma hakkı kapsamında olduğu gerekçeleriyle tutuklanmasının

hukuki olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

52. Başvurucuya göre Kürt sorununa ilişkin barışçıl ve

demokratik çözüm önerileri ile Hükûmetin bu alandaki politikasına yönelik

eleştirileri ve siyasi kimliği gereği halk arasında söylediği sözler veya

değişik platformlarda yaptığı çağrılar ifade özgürlüğü kapsamında

değerlendirilmesi gerekirken suça konu edilmiş, ayrıca mensubu olduğu siyasi

partinin il/ilçe teşkilatlarınca düzenlenen bazı barışçıl gösterilere

-milletvekili sıfatıyla- katılması da suç olarak değerlendirilmiştir.

53. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi

kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu, bu bağlamda milletvekili olması

nedeniyle dokunulmazlık hükümlerinden yararlandırılması gerektiği, suça konu

eylemlerin ifade ve toplantı-gösteri özgürlüğü çerçevesinde siyasi faaliyetleri

olduğu yönündeki iddialarının karşılanmadığını, adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığı açıklanmadan ve tutuklama nedenlerine ilişkin bir

gerekçeye yer verilmeden özgürlüğünden yoksun bırakıldığını iddia etmiştir.

54. Tutuklama dolayısıyla milletvekili olarak siyasi

faaliyetlerini yerine getiremediğine değinen başvurucu, ayrıca Hükûmete ve onun

uygulamalarına yönelik muhalefetini yükselttiği ve insan haklarına yönelik

ihlallerin en sert şekilde yaşandığı bir dönemde tutuklandığını belirterek

tutuklama kararının HDP mensubu bir milletvekili olarak siyasi faaliyetlerini

engelleme ve bu faaliyetleri nedeniyle kendisini cezalandırma amacını

taşıdığını ileri sürmüştür. Son dönemde Kürt siyasetçilerin ve muhalefet

odağındaki herkesin yargı ve Hükûmet tarafından hedef alındığını, onlarca Kürt

siyasetçinin gözaltına alınıp tutuklandığını, böylelikle muhalefetin

susturulmasının hatta muhalif milletvekillerinin siyaset yapmasının imkânsız

hâle gelmesinin hedeflendiğini söyleyen başvurucuya göre hakkındaki tutuklama

tedbiri Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle

uygulanmıştır. Başvurucu bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla

bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'nin 18. maddesinin de ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

55. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

56. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

57. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

58. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§

110-124.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

59. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, dokuz ayrı

fezlekeye konu olan eylemler (bkz. § 12) nedeniyle PKK silahlı terör örgütünün

üyesi olma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

60. Diğer taraftan başvurucu; Anayasa ile öngörülenin dışında

bir usulle dokunulmazlığının kaldırıldığını, bu nedenle yasama

dokunulmazlığından yararlandırılması gerektiğini ve hakkında tutuklama tedbiri

uygulanamayacağını iddia etmektedir.

61. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir

milletvekilinin "Meclisin kararı olmadıkça" tutulamayacağı, sorguya

çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı belirtilmiştir.

62. Bununla birlikte 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'ya eklenen geçici 20. maddeyle bu maddenin TBMM tarafından kabul

edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla Bakanlığa, Başbakanlığa, Türkiye Büyük

Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden

kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş olan dosyalar hakkında

Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hükmün uygulanmayacağı düzenlenmiştir (bkz. § 14).

63. Başvurucunun da aralarında bulunduğu yetmiş milletvekili

tarafından "dokunulmazlıkların kaldırılmasına dair TBMM kararı niteliğinde

olduğu" ileri sürülerek anılan düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa

Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemenin Anayasa'nın 85.

maddesi kapsamında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir karar

olmadığı, Anayasa değişikliği niteliğinde bulunduğu sonucuna ulaşmış; Anayasa

değişikliklerinin iptali istemine dair usule uyulmadığından talebin reddine

karar vermiştir (AYM, E.2016/54, K.2016/117, 3/6/2016, §§ 4-15).

64. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı dikkate

alındığında somut olayda başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına

dair bir karar alınmadığı, yapılan Anayasa değişikliği ile belirli aşamalardaki

dosyalarla ilgili olarak yasama dokunulmazlığı yönünden bir istisna getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun hakkındaki tutuklama kararına konu suçların bu

istisna kapsamında olmadığı yönünde bir iddiası bulunmamaktadır.

65. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun yasama

dokunulmazlığından yararlanması nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu

yönüyle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz

Gülser Yıldırım

(2), §§ 125-132; Selahattin

Demirtaş [GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, §§ 136-143).

66. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

67. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Hakkâri Sulh Ceza Hâkimliği,başvurucuyla ilgili

somut olgulara atıf yaparak silahlı terör örgütüne üye olma suçuyönünden

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 26).

68. Soruşturma makamlarının başvurucuya; katıldığı toplantılar,

cenaze törenlerive yürüyüşler ile buralarda söylediği

sözler nedeniyle ve mahallede kurdukları barikatlarda polisle çatışırken

sıkışan terör örgütü mensuplarını kurtarmaya çalıştığı iddiasıyla ilgiliterörle bağlantılı suçlamalar yönelttiği

anlaşılmaktadır (bkz. § 23).

69. Başvurucu; soruşturmaların hukuka aykırı olduğunu, siyasi faaliyetleri sebebiyle

yargılandığını, isnat edilen eylemlerin suç oluşturmadığını savunmaktadır (bkz.

§ 24).

70. Soruşturma mercilerince başvurucunun;

i. 6/5/2015 tarihinde bir kültür merkezinde yapılan Şehit Arin Mirkan ve Şehit Navdar Colemêrg eğitim devreleri sertifika törenine çok sayıda

davetli ile birlikte katıldığı ve burada "Kürt

gençlerini ne kadar öldürseler öldürülsün atalarından, anne ve babalarından ama

en önemlisi PKK hareketinden aldıkları köklü eğitimle sertifikalarını da bir

devrim niteliğinde almış bulunuyorlar ...Sadece Kobani

de değil. Dört parça Kürdistan da büyük tehlikelerin altındaydılar ... Biz

bugüne kadar birlik olamadık. Her birimiz farklı gruplara bölünmüştük.

Mücadelemiz ve fikirlerimiz bir değildi. Kürdistan dört parçaya bölünmüştü. Bu

gruplarla da binlerce parçaya bölünmüştük. Ama bugün Önder Apo’nun

vermiş olduğu siyasi mücadele ile dindar kesimi, demokrat kesimi ve sosyal

kesimini bir araya getirmiştir.” şeklinde konuşma yaptığı,

ii.9/10/2015 tarihinde Hakkâri merkezinde yapılan bir gösteridebaşvurucunun da aralarında olduğu bir grubun

"Biji serok apo,

gençlik aponun fedaisinidir,

baskılar bizi yıldıramaz, direne direne kazanacağız." şeklinde

sloganlar attığı,

iii. Öldürülen bir terörist için 13/1/2016 tarihinde Hakkâri'de

düzenlenen cenaze töreninde yaptığı konuşmada "Biz bu hareketin adını koymuştuk. Bu hareket affedilecek bir hareket

değil. O devlet ki tarihi kan üzerine kurulmuş acımasızlık üzerine kurulmuş ...

Şunu iyi bilsin ki ne kadar kalbinize düşmanlık girse de kürt

halkı bir kez daha şehitlerine sahip çıkacak. Bundan sonra da onlar bu şekilde

ki katliamlarına karşı siz daha fazla kendi davanıza sahip çıkın."

şeklinde ifadeler kullandığı tespit edilmiştir.

71. Anılan konuşmalar, PKK'nın -başvurucunun seçim bölgesi olan Hakkari ili de dâhil olmak üzere- ülkenin birçok bölgesinde

terör saldırılarını artırdığı ve PKK'dan kaynaklanan terörist şiddetin ülke

güvenliği üzerindeki riskinin ağırlaştığı bir dönemde ve genellikle bu şiddet

olaylarının yaşandığı bölgede yapılmıştır (bkz. §§ 8, 9).

72. Ayrıca başvurucunun 28/8/2016 tarihinde, hendek olayları

kapsamında güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışmalar sırasında

beraberindeki kişilerle birlikte güvenlik güçlerine yönelik saldırıları

gerçekleştiren PKK/KCK terör örgütü mensuplarıyla görüşmeye gittiği,

başvurucunun çatışmada sıkışan teröristleri kurtarmak için canlı kalkan olmaya

çalıştığı ve bu sırada polisle çatışan teröristlerin kaçtığı ileri sürülmüştür.

73. Bu itibarla soruşturma mercilerinin başvurucunun siyasi

konumunu, söz konusu konuşmaların yapıldığı dönemi ve yeri, konuşmaların

içeriğini ve bağlamını birlikte dikkate alarak bu konuşmaların yapılmasını suç

işlendiğine dair bir belirti olarak kabul etmelerinin temelsiz olduğu

söylenemez.

74. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

75. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

76. Hakkâri Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçuna

ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında

olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 26).

77. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olmasuçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır

cezai yaptırımlar öngörülen suç tiplerindendir (Benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Gülser Yıldırım (2), § 148). İsnat edilen suça

ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği "tutuklama

nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır.

78. Bunların yanı sıra yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının

başvurucuyu ifadesini almak üzere çağrı kâğıdıyla davet ettiği ancak

başvurucunun bu çağrılara uymadığı görülmektedir. Ayrıca milletvekili

dokunulmazlıklarına ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin TBMM'ye verilmesi

üzerine başvurucunun da mensubu olduğu HDP'nin Eş

Genel Başkanı, yaptığı bir konuşmada kesin bir tavırla hiçbir milletvekilinin

ifade vermeye gitmeyeceğini belirtmiştir (bkz. § 19). Dolayısıyla başvurucunun

bu tutumunun kişisel bir yaklaşımın ötesinde soruşturma ve kovuşturma

süreçlerini zorlaştırmaya yönelik siyasi bir tavır olduğu, bu nedenle

devamlılık arz edebileceği söylenebilir.

79. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin

bulunduğu anlaşılmaktadır.

80. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamındaki ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın

tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, § 268; Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 76).

81. Somut olayda başvurucu, tutuklanmasının siyasi

faaliyetlerini yerine getirmesine engel olacağını belirtmiş; bu nedenle

-Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarını emsal göstererek- tutuklanmasının

ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür.

82. Anayasa Mahkemesi; milletvekillerinin tutukluluğuyla ilgili

verdiği Mehmet Haberal (B. No:

2012/849, 4/12/2013), Mustafa Ali Balbay (B.

No: 2012/1272, 4/12/2013), Kemal Aktaş ve

Selma Irmak (B. No: 2014/85, 3/1/2014), Faysal Sarıyıldız (B. No: 2014/9, 3/1/2014), İbrahim Ayhan (B. No: 2013/9895,

2/1/2014), Gülser

Yıldırım (B. No: 2013/9894, 2/1/2014) kararlarında seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarıyla

bağlantılı olarak sadece tutukluluğun makul süreyi aştığı şikâyetlerini

incelemiştir. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin -hiçbir

durumda- tutuklu olarak yargılanamayacakları yönünde bir değerlendirmede

bulunmamıştır.

83. Öte yandan Anayasa Mahkemesi yakın tarihte verdiği Gülser Yıldırım (2) (bkz. §§ 156, 157, 163) ve Selahattin Demirtaş (bkz. §§ 169, 170,

176) kararlarında başvurucuların "milletvekili olmaları dolayısıyla

tutuklamanın ölçüsüz olduğu" yönündeki iddialarını -tutuklamanın

hukukiliği bağlamında- incelerken yasama dokunulmazlığına istisna getirildiği

veya bu dokunulmazlığın kaldırıldığı durumlarda milletvekillerinin

tutuklanamayacağına ilişkin anayasal bir kural bulunmadığını ve

milletvekilliğinin başlı başına tutuklamaya engel teşkil etmediğini

belirtmiştir. AnayasaMahkemesi bu kapsamda yaptığı

inceleme sonucunda, milletvekili olan başvurucuların tutuklanmalarının ölçüsüz

olmadığını değerlendirmiştir.

84. AİHM'in de milletvekilleri

hakkında tutuklama tedbirinin hiçbir koşulda uygulanamayacağına ya da böyle bir

tutuklamanın -otomatik olarak- ölçüsüz olduğuna dair bir yaklaşımı söz konusu

değildir. Aksine AİHM, PKK ile bağlantılı suçlamalar dolayısıyla

dokunulmazlıkları kaldırılan ve sonrasında tutuklanan milletvekillerinin

tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarını kabul etmemiştir (Sakık ve diğerleri/Türkiye, B. No:

23878/94-23879/94-23880/94, 26/11/1997, § 40).

85. Son olarak başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel

olarak 2015 yılıile 2016 yılıarasındaki

eylemlere ilişkin olması, dolayısıyla iddia edilen suçların bazılarının

işlendiği tarihten uzunca bir süre sonra tutuklama tedbirine başvurulması

nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma süreci bakımından tutuklamanın

ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak "gerekli" olup olmadığının da

incelenmesi gerekir.

86. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki (suç tarihi ile

tutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu) bazı olaylara

ilişkin başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur.

87. Somut olayda öncelikle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından yararlandığı

sürece başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı

göz ardı edilmemelidir. Yasama dokunulmazlığının belirli aşamadaki dosyalar

için uygulanmayacağına ilişkin Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihinde yürürlüğe

girmiş; akabinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyaları, ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına

gönderilmiştir. Başvurucu, anılan Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinden

yaklaşık beş ay sonra tutuklanmıştır.

88. Bu süreç içinde yapılan işlemler incelendiğinde Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesine müteakip Bakanlıkça dosyaların ilgili

Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderilmesi, başsavcılıklarca dosyaların

birleştirilmesi ve başvurucunun ifadesinin alınması için talimat yazılması veya

çağrı kâğıdı çıkarılması gibi usule ilişkin işlemlerin yapıldığı anlaşılmıştır

(bkz. §§ 16-19). Dolayısıyla soruşturma süreci içinde soruşturma mercileri

başta olmak üzere kamu makamlarının hareketsiz kalmaları söz konusu değildir

(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selahattin

Demirtaş, §§ 173, 174; Gülser Yıldırım (2),§§ 160,

161).

89. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64; Selahattin Demirtaş, § 175;

Gülser Yıldırım (2),§ 162).

90. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Bingöl Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen

suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

91. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

92. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

93. Başvurucu; hakkındaki gözaltı ve ifade süreçlerinde

suçlamalara dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını

inceleme talebinin "kısıtlama" kararı gerekçe gösterilerek kabul

edilmediğini, bu nedenlerle kendisine yönelik suçlamaları ve bunların

delillerini öğrenemediğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca soruşturma

mercileri tarafından "kısıtlama" kararının kanunda öngörülen kapsamı

aşılarak yorumlandığını, bu bağlamda incelemeye ve/veya örnek almaya yetkili

olduğu belgelere yönelik erişiminin de engellendiğini iddia etmektedir.

Başvurucuya göre soruşturma mercilerinin bu tutumu "silahların

eşitliği" ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Başvurucu sonuç olarak tutuklamaya

karşı etkili bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

b. Değerlendirme

94. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

95. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

96. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2),§§

169-174.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

97. Başvurucu, hakkındaki suçlamalarla ilgili olarak gerek

gözaltında gerekse de Savcılıkta ayrıntılı bilgi verilmediğini, ifade işleme

sırasında da dosyayı inceleme taleplerinin kısıtlama kararı gerekçe

gösterilerek reddedildiğini ileri sürmüş ancak kısıtlama kararının verildiği

tarih ve sayısı ile kısıtlama kararının daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığı

hususunda herhangi bir belgeyi veya bilgiyi dosyaya sunmamıştır. Bununla

birlikte Hakkâri 1. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

22/11/2016 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

98. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, yasama

dokunulmazlıklarıyla ilgili Anayasa değişikliği yapılmadan önce Cumhuriyet

başsavcılıkları tarafından düzenlenen fezlekelerde belirtilen eylemlere

ilişkindir. Bu fezlekeler ile fezlekelere ekli soruşturma dosyalarının

içeriğinin kısıtlama kararının öncesinde milletvekili olan başvurucunun veya

müdafilerinin erişimine açık olmadığı yönünde herhangi tespit ya da iddia

bulunmamaktadır. (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Selahattin Demirtaş, § 192; Gülser Yıldırım,§

177). Öte yandan başvurucuya, Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade

alma işlemi öncesinde üzerine atılı suçlamalar anlatılmış; başvurucu

soruşturmanın siyasi olduğuna inandığı için ifade vermek istemediğini söylemiş;

isnat edilen her bir eyleme ilişkin ayrıntılı sorulara cevap vermemiştir (bkz.

§ 21).

99. Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tutuklama

talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin

ayrıntılı şekilde açıklamada bulunulduğu görülmektedir. Bu bağlamda suça konu

edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verilmiş, bu eylemlerin hukuki

niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde bulunulmuştur (bkz. § 23).

Anılan talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Hakkâri Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında başvurucuya isnat

edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu sırasında

tutuklamaya sevk edilme süreci ile ilgili genel bir değerlendirme yaptığı ancak

suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunmadığı, sorulan sorulara cevap

vermeyeceğini ifade ettiği, sorgu sırasında hazır bulunan başvurucu

müdafilerinin ise suçlamaların esasıyla ilgili ayrıntılı savunma yaptıkları

görülmektedir (bkz. § 24). Hâkimlik, tutuklama kararında da tutuklamaya konu

edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili ayrıntılı değerlendirmelerde

bulunmuştur (bkz. § 25). Dolayısıyla başvurucunun ve müdafilerinin isnat edilen

suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere erişimlerinin olduğu

anlaşılmaktadır.

100. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında kısa bir

süre devam eden soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir.

101. Diğer taraftan başvurucu, kısıtlama kararının kanunda

öngörülen kapsamı aşılarak yorumlandığını, incelemeye ve/veya örnek almaya yetkili

olduğu belgelere yönelik erişiminin engellendiğini ileri sürmüşse de 5271

sayılı Kanun'un 153. maddesinin (3) numaralı fıkrasına aykırı olarak kuralda

belirtilen "ifadelerini içeren tutanaklar, bilirkişi raporları ve hazır

bulunmaya yetkili olduğu diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar"dan

hangisine veya hangilerine erişiminin engellendiğini ortaya koyamamış;

özellikle kısıtlamaya ilişkin kararın tarih ve sayısını bildirmemiştir.

102. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendisine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

103. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucunun kısıtlama kararı

kapsamında olmayan bilgi ve belgelere erişiminin sağlanması için yetkili

mercilere başvurduğuna ve bu girişiminin sonuçsuz kaldığına yönelik olarak

somut olgulara dayalı bir iddia dile getirilmediği gibi UYAP üzerinden yapılan

incelemede de böyle bir olguya rastlanmamıştır. Nitekim başvurucu müdafilerinin

de sorgu sırasında, kısıtlama kararı kapsamında olmayan belgelere

erişemedikleri ve bu nedenle tutuklama talebine karşı savunmalarını etkili bir

şekilde dile getiremedikleri yönünde bir iddiaları olmamıştır. Dolayısıyla

başvurucu, kısıtlama kararı kapsamında olmayan belgelere erişiminin

engellendiği iddiasını temellendirememiştir.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle etkili bir savunma yapamadığı ve tutukluluğa etkili bir şekilde

itirazda bulunamadığı iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğü ile

Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin

İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

105. Başvurucu; tutuklamaya dayanak oluşturan ve fezlekelerde

belirtilen konuşma ve açıklamalarının ifade özgürlüğünün koruması altında

olduğunu, muhalefet partisine mensup bir milletvekili olarak Hükûmete ve onun

siyasetinin ürünü olan uygulamalara yönelik siyasal söylem ve eleştirilerinin ifade

özgürlüğü kapsamında en üst seviyede korunması gerekirken suçlamaya ve

dolayısıyla tutuklamaya konu edildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre

mensubu olduğu siyasi partinin geniş bir seçmen kitlesine sahip olduğu yerlerde

o bölgenin sorunlarını tartışmaya açması ve süregelen (silahlı) çatışmalarla

ilgili olarak iktidarı güçlü bir şekilde eleştirmesi de bu bağlamda

değerlendirilmelidir. Başvurucu sonuç olarak ifade özgürlüğü ile seçilme ve

siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

106. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§

105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, §§ 60-74).

107. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu ve ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 58-91). Bu

kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızca

ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları kapsamında

kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası

yönünden farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır

(Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin

Demirtaş, §§ 199-201; Gülser Yıldırım (2),§§ 185-187).

108. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Bekir ÇAĞLAR Başvurucu : Nihat AKDOĞAN Vekili : Av. Rıdvan KURT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/29411, 23 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun Tutuklanmasına
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. İfade Özgürlüğü ile
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/29411
Tarih
23 Mayıs 2018

İlgili Kararlar

  • Mehmet Çelebi Çalan Başvurusu (B. No: 2015/5195)
  • J.a. Başvurusu (B. No: 2018/1627)
  • Nurcan Gülabi Başvurusu (B. No: 2015/15355)
  • Ankara Barosu Başkanlığı Başvurusu (B. No: 2015/17944)
  • A.d. Başvurusu (B. No: 2014/7967)
  • B.b. Başvurusu (B. No: 2015/14805)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.