İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Oğuz Tatış ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4186)

1. Başvurucular, haklarında daha önceden verilip kesinleşen

Başvuru No2013/4186Tarih15 Ekim 2014Okuma33 dk · 6.631 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Oğuz Tatış Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
15 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/4186
R.G. Tarih-Sayı
17/12/2014-29208
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.631 kelime·33 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, haklarında daha önceden verilip kesinleşen

hükümden sonra ortaya çıkan deliller kapsamında yargılamanın yenilenmesi

amacıyla yaptıkları başvurunun duruşmasız ve gerekçesiz bir şekilde

reddedildiğini, Cumhuriyet Savcısının olumsuz yöndeki mütalaasının kendilerine

bildirilmediğini, bu nedenlerle Anayasa’nın 36., 38. ve 141. maddelerinin ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 12/6/2013 tarihinde İzmir 21. Asliye Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/3/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından, 2/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 2/7/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre sonunda görüşünü

29/8/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı görüşü, başvuruculara 18/9/2014 tarihinde

tebliğ edilmiş olup, başvurucular, karşı görüşlerini 26/9/2014 tarihinde

sunmuşlardır.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular hakkında, Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığınca

2004-2005 yılları arasında sahte fatura kullanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet vermek suçundan 21/12/2009 tarihinde

açılan dava üzerine yapılan yargılama sonucunda, Bodrum 1. Asliye Ceza

Mahkemesinin 9/6/2011 tarih ve E.2009/1200, K.2011/648 sayılı kararı ile

4/1/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359/1-b maddesi uyarınca 2

yıl 1 ay ve 2 yıl 2 ay 20’şer gün hapis cezası verilmiştir.

9. Başvurucular tarafından bu kararın temyiz edilmesi üzerine,

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 10/7/2012 tarihinde, suç tarihlerinin 2005 ve 2006

olduğunu kabul ederek, anılan hükmü onamış ve karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

10. Başvurucular, 12/2/2013 tarihinde yargılamanın yenilenmesi

talebi ile hükmü veren Mahkemeye başvuruda bulunmuşlardır.

11. Başvurucular, yargılamanın yenilenmesi dilekçelerinde,

kesinleşen hüküm ile sonuçlanan davaya ilişkin olarak yeni ortaya çıktığını

ileri sürdükleri bir kısım olay ve delillerden bahsetmişlerdir.

12. Bodrum 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, başvurucuların

talebi ile ilgili olarak Cumhuriyet Savcısının “talebin

reddi” içeriğini haiz yazılı mütalaası alınmıştır.

13. Mahkemenin 25/3/2013 tarihli ek kararı ile “hükümlüler müdafiinin

dilekçesinde ileri sürdüğü ve yeni delil olduğunu beyan ettiği hususların

mahkememizin gerekçeli kararında tartışıldığı ve buna göre karar verildiği,

ayrıca Yargıtay denetiminden de geçtiği, hükümlüler müdafiinin

müvekkilleri tarafından yapılan ödemelere dair sunulan belgelerin sanıkların

daha az bir ceza almasını gerektirir mahiyette olduğuna dair beyanlarının da CMK’nın 315/1. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi

nedeni olarak kabul edilemeyeceği” gerekçesiyle, başvurucuların

anılan talepleri reddedilmiştir.

14. Başvurucuların bu karara karşı yaptıkları itirazı inceleyen

Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi, konu ile ilgili olarak Cumhuriyet Savcısının “itirazın reddi” içeriğini haiz yazılı

mütalaasını da aldıktan sonra, 15/4/2013 tarih ve 2013/465 Değişik İş sayılı

kararı ile “yargılamanın yenilenmesi

talebinin reddine ilişkin ek kararın usul ve yasaya uygun olduğu”

gerekçesine dayalı olarak itirazı reddetmiştir.

15. Bu karar başvuruculara 15/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup,

başvurucular, 12/6/2013 tarihli dilekçeleri ile süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili

Hukuk

16. 213 sayılı Kanun’un “Kaçakçılık

suçları ve cezaları” kenar başlıklı 359. maddesinin 23/1/2008 tarih

ve 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan değişiklikten

önceki (b-1) bendi şöyledir:

“b) Vergi Kanunları uyarınca

tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;

1) Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter

sahifelerine yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak

koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte

olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar ( sahte

belge, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi

düzenlenen belgedir.),

…

Hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar ağır hapis cezası

hükmolunur.”

17. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri”

kenar başlıklı 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendi şöyledir:

“(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda

yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar

görülür:

…

e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar

yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında

sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren

kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte

olursa.”

18. 5271 sayılı Kanun’un “Yenileme

isteminin kabule değer olup olmadığı kararı ve mercii” kenar

başlıklı 318. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye

sunulur. Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir.

…

(3) Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olup

olmadığına dair olan karar, duruşma yapılmaksızın verilir.”

19. 5271 sayılı Kanun’un “Yenileme

isteminin kabule değer görülmemesi nedenleri ve kabulü hâlinde yapılacak işlem”

kenar başlıklı 319. maddesi şöyledir:

“(1) Yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda belirlenen

şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir

neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise, bu istem

kabule değer görülmeyerek reddedilir.

(2) Aksi hâlde yargılamanın yenilenmesi istemi, bir diyeceği

varsa yedi gün içinde bildirmek üzere Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa

tebliğ olunur.

(3) Bu Madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.”

20. 5271 sayılı Kanun’un “Yenileme

isteminin esassız olmasından dolayı reddi, aksi takdirde kabulü”

kenar başlıklı 321. maddesi şöyledir:

“(1) Yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen

iddialar, yeterli derecede doğrulanmaz veya 311 inci Maddenin birinci

fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314 üncü Maddesinin

birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların

önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa, yargılamanın

yenilenmesi istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilir.

(2) Aksi hâlde mahkeme, yargılamanın yenilenmesine ve

duruşmanın açılmasına karar verir.

(3) Bu Madde gereğince verilen kararlara karşı itiraz yoluna

gidilebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 15/10/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 12/6/2013 tarih ve 2013/4186 numaralı bireysel başvuruları

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

22. Başvurucular, haklarında daha önceden verilip kesinleşen

hükümden sonra ortaya çıkan deliller kapsamında yargılamanın yenilenmesi

amacıyla yaptıkları başvurunun Mahkemece reddedildiğini, hem hüküm veren

Mahkemenin hem de itiraz merciinin, ileri sürdükleri iddiaları karşılamadan

gerekçesiz bir şekilde karar verdiklerini, yargılamanın yenilenmesi taleplerini

inceleyen Mahkeme tarafından alınan Cumhuriyet Savcısının olumsuz yöndeki

mütalaasının kendilerine bildirilmeden karar verildiğini, bu durumun silahların

eşitliği ilkesine aykırı olduğuna dair yaptıkları itiraza rağmen itirazı

incelemekle görevli Ağır Ceza Mahkemesince bu konuda herhangi bir değerlendirme

yapılmadığı gibi bu Mahkemece alınan Savcı görüşünün de kendilerine tebliğ

edilmeden karar verildiğini, Yargıtay tarafından kendileri bilgilendirilip

savunmaları alınmadan kanuna aykırı şekilde davaya konu eylemin suç tarihleri

değiştirilmek suretiyle savunma haklarının kısıtlanmasından dolayı bu hususun

da yargılamanın yenilenmesi nedeni oluşturduğunu, ancak Mahkeme kararlarında bu

iddialarının da incelenmediğini, anılan taleplerin hükmü veren Mahkemece

incelenmesinin bu yolu etkisizleştirdiğini, sözlü olarak dinlenme taleplerinin

reddedildiğini, bu nedenlerle Anayasa’nın 36., 38. ve 141. maddelerinin ihlal

edildiğini iddia etmişler ve 5.000’er TL manevi tazminat ve yargılama giderleri

ödenmesi ile hükmolunan cezanın infazının başlamaması için tedbir kararı

verilmesi ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

23. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkının kapsamı

medeni haklara ilişkin bir uyuşmazlığın karara bağlanması ile ceza alanındaki

bir suç isnadı konularıyla sınırlandırılmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, dosya

kapsamında yer alan olay ve olgular ışığında başvuru konusu şikayetin

hukuki nitelemesini ve Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamını belirleme yetkisine sahip olup, yargılamanın yenilenmesini

de bu kapsamda değerlendirmiştir (B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 25).

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder. Bu nedenle başvurucuların iddiaları Anayasa’nın 36. ve 141.

maddeleri ile ilişkili görülerek adil yargılanma hakkı kapsamda

değerlendirilmiş olup, bu başlık altındaki şikâyetler ayrı ayrı incelenmiş ve

sair şikâyetlerin de incelenmesine gerek görülmemiştir.

a. Duruşmalı

Yargılama Hakkının İhlal Edildiği İddiası

25. Başvurucular, yargılamanın yenilenmesi taleplerinin duruşmasız

incelenmesi suretiyle “duruşmalı yargılama hakkı”nın

ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

26. Bakanlık görüşünde özet olarak, duruşmalı yargılama yükümlülüğün

mutlak olmadığı, bu hakkın istisnai hallerde kısıtlanabileceği, Anayasa

Mahkemesi kararlarında, yargılamanın yenilenmesi talebinin duruşma yapmaksızın

reddedilmesine ilişkin olarak yapılan incelemede, bireyin suç işleyip

işlemediğiyle ilişkili olmadığı gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verildiği, başvurucuların bu yöndeki talepleri konusunda

takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

27. Başvurucular karşı beyanlarında, Bakanlık görüşüne

katılmadıklarını, duruşma yapılmaksızın taleplerinin reddedilmiş olması

nedeniyle “açık duruşma haklarının”

ihlal edildiğini belirtmişlerdir.

28. Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir

kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu

güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.”

29. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinde herkesin meşru vasıta ve

yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise Mahkemelerde

duruşmaların herkese açık olduğu, duruşmaların bir kısmının veya tamamının

kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak

gerekli kıldığı hallerde karar verilebileceği… düzenlemelerine yer verilmiştir.

30. Sözleşme’nin “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise

herkesin davasının, kamuya açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu,

kararın aleni verileceği, ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu

düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya

taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut aleniyetin

adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun

kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonunun tüm dava

süresince veya kısmen, basına ve dinleyicilere kapatılabileceği hükme

bağlanmıştır.

31. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen

yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir (B. No: 2013/664, 17/9/2013,

§ 32). Buna göre, duruşmaların kamuya açık olarak yürütülmesine ilişkin

gereklilik, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biri olup; temel

gayesi, kişileri, kamu denetiminden uzak, kapalı kapılar ardında yürütülmekte

olan gizli bir yargılama ve bunun doğuracağı endişelerden korumaktır.

Dolayısıyla yargılamanın şeffaflığı, mahkemeye duyulması gereken güvenin

pekişmesini sağlamak ve davaların adil bir şekilde görülmesini temin etmek

bakımından önemlidir.

32. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı, adli mekanizmanın

işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence

altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin

en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. Özellikle ceza

davalarında yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması silahların eşitliği

ilkesinin ve savunma haklarının güvencesini oluşturur (B. No: 2013/664,

17/9/2013, § 32).

33. Diğer taraftan, duruşmaların teorik olarak kamuya açık olması

yeterli olmayıp, bunun uygulamaya yansıtılması da, bu

güvencenin sağlanması bakımından gereklidir. Bu bakımdan, davanın tarafları

dışında, başta basın olmak üzere, duruşmayı izlemek isteyen kişilerin duruşmaya

katılımlarının kolaylaştırılmasına yönelik bir takım

tedbirler alınması devletin görevidir. Bu kapsamda, kamunun duruşmanın yeri ve

tarihi ile ilgili olarak bilgi sahibi olabilmesi, bu bilgilerin gizli

tutulmaması ve duruşmanın icra edileceği yerin fiilen erişime açık olması

gereklidir. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Riepan/Avusturya, B. No. 35115/97, 14/11/2000, § 29).

34. AİHM’e göre, duruşma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar

olmadığı sürece, ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki yargılamalarda,

AİHS’nin 6/1. maddesi uyarınca “açık duruşma

hakkı” beraberinde “duruşma

isteme hakkı”nı

da getirir (bkz. Hakansson ve Sturesson/İsveç,

B. No: 11855/85, 21/2/1990, § 64; Fredin/İsveç

(no:2), B. No: 18928/91, 23/2/1994, § 21; Allan Jacobsson/İsveç (no:2), B.

No: 16970/90, 19/2/1998, § 46; Kılıç ve

Korkut/Türkiye, B. No: 25949/03 ve 25976/03, 12/2/2008, § 21).

35. Ancak “duruşmalı yargılama

hakkı”, her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması

zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul

ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların

duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması

anayasal hakların ihlalini oluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde

duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra, kanun yolu incelemesinin,

tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra, dosya

üzerinden yapılması halinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez

(B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).

36. Somut olayda başvurucuların, yargılamanın yenilenmesi

taleplerini yazılı olarak sunmaları üzerine, Mahkemece dosya üzerinden yapılan

değerlendirme sonucunda, “yargılamanın

yenilenmesi şartlarının oluşmaması” gerekçesiyle anılan talepleri

reddedilmiştir. Başvurucuların bu karara yaptıkları itirazı inceleyen Bodrum 2.

Ağır Ceza Mahkemesi de duruşma açmaksızın dosya üzerinden inceleme yaparak red kararı vermiştir. Yargılamanın yenilenmesi olağanüstü

bir kanun yolu olup bu yolun hangi hallerde açılacağı 5271 sayılı Kanun’un 311.

maddesinde açıkça düzenlenmiş ve aynı Kanun’un 321. maddesinde yeniden

yargılanma talebinin esassız olması halinde talebin duruşmasız olarak

reddedileceği hükme bağlanmıştır. Yine aynı maddenin (2) numaralı fıkrası, “Aksi hâlde mahkeme, yargılamanın yenilenmesine ve

duruşmanın açılmasına karar verir.” hükmünü, aynı Kanun’un “Yeniden duruşma sonucunda verilecek hüküm”

kenar başlıklı 323. maddesinin (1) numaralı fıkrası da,

“Yeniden yapılacak duruşma sonucunda

mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden

hüküm verir.” hükmünü içermektedir.

37. Anılan bu maddelerden de görüleceği gibi “yargılamanın yenilenmesi” yolu her ne

kadar bir olağanüstü kanun yolu olarak düzenlenmiş ise de,

Mahkemece bu talebin duruşma açılmadan inceleneceği, ancak talebin kabul

edilmesi halinde duruşmanın açılarak, yargılama sonucunda yeni bir hükmün

verilmesi ve bu hükme karşı kanun yollarına başvurulması imkânının bulunduğu

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, bireyin suç işleyip işlemediğiyle ilişkili

olmayan, sadece yeniden yargılama şartlarının bulunup bulunmadığına dair

gerçekleşen böyle bir incelemenin duruşma açılmadan yapılmış olması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği söylenemez.

38. Açıklanan nedenlerle, “duruşmalı

yargılama hakkı”na

yönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İlk Derece

Mahkemesi Tarafından Savcının Görüşünün Bildirilmemesi Nedeniyle Silahların

Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

39. Başvurucular, yargılamanın yenilenmesi taleplerini inceleyen İlk

Derece Mahkemesi tarafından alınan Cumhuriyet Savcısının olumsuz yöndeki

mütalaasının kendilerine bildirilmeden karar verildiğini, bu durumun silahların

eşitliği ilkesine aykırı olduğunu iddia etmişlerdir.

40. Bakanlık, görüş yazısında; çelişmeli yargılama hakkının, kural

olarak bir hukuk ya da ceza davasının taraflarının ileri sürülen deliller ve

sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olması ve taraflara mahkemenin kararını

etkilemek amacıyla bunlarla ilgili görüş bildirebilme fırsatının sunulması

olduğunu; adil yargılanma kavramının prensipte, bilhassa davanın taraflarının,

mahkemenin kararını etkilemek amacıyla bağımsız bir yargı görevlisi tarafından

bile olsa, sunulan her türlü delil ve mütalaa hakkında bilgi sahibi olması ve

bunlarla ilgili görüş bildirmesi hakkını da içinde barındırdığını, bu hususta

takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu belirtmiştir.

41. Başvurucular, Bakanlık görüşüne katılmadıklarını, Savcıların her

şekilde görüşlerinin tebliğ edilmemesi halinin ihlal nedeni olduğuna dair

AİHM’nin Türkiye’ye ilişkin olarak da verdiği birçok karar bulunduğunu, bundan

dolayı adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ifade etmişlerdir.

42. AİHM, dosyaya ilişkin bağımsız bir inceleme yaparak görüşünü

mahkemeye sunan Savcılık düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi

nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal

edildiğine karar vermiştir (bkz. Miran/Türkiye,

B. No: 43980/04, 21/4/2009). Bu nedenle Savcılık düşüncesinin önceden taraflara

tebliğ edilerek incelemelerine sunulması ve karşı görüşlerini hazırlama imkânı

verilmesi çelişmeli yargılama ilkesi ile ilişkili olarak adil yargılanma

hakkının bir gereğidir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 33). Çelişmeli yargılama

ilkesi, dosyada yer alan bilgi ve belgelerin taraflar açısından ulaşılabilir

olmasını gerekli kılar. Dolayısıyla belgelere ulaşamama çelişmeli yargılama

ilkesi açısından sorun oluşturabilir (B. No: 2012/575, 8/5/2014, § 46).

43. Başvurucuların iddialarından, yargılamanın yenilenmesi talebinin

incelemesi sırasında alınan Savcılık mütalaasının kendilerine tebliğ edilmediği

anlaşılmaktadır. Ancak, Mahkeme tarafından başvuruculara tebliğ edilen

yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi kararında, anılan Savcılık mütalaasına

da yer verildiği ve başvurucuların söz konusu kararın kendilerine tebliği

esnasında Savcılık görüşünün içeriğinden haberdar oldukları görülmektedir.

Nitekim başvurucular, 1/4/2013 tarihli itiraz dilekçelerinde, aleyhe olduğunu

tespit ettikleri Savcılık görüşünün kendilerine tebliğ edilmediğini, bu nedenle

“silahların eşitliği” ilkesinin

ihlal edildiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular söz konusu dilekçelerinde,

anılan Savcılık görüşüne neden katılmadıklarına ilişkin ayrıca bir açıklamada

bulunmamışlar, fakat genel olarak Savcılık mütalaasına uygun verilmiş olan

Mahkeme kararına yönelik karşı itirazlarını ileri sürmüşlerdir. Buna göre

başvurucular, yargılamanın yenilenmesi talebinin incelenmesi aşamasında tebliğ

edilmemiş olsa bile bu talebin reddine dair kararın tebliği sırasında Savcılık

görüşünün içeriğinden haberdar olmuş ve buna yönelik görüşlerini hazırlama ve

itiraz merciine sunma imkânı bulabilmişlerdir. Dolayısıyla, somut durumda

çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

44. Açıklanan nedenlerle, çelişmeli yargılama ilkesine yönelik açık

bir ihlalin bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası

45. Başvurucular, yargılamanın yenilenmesi amacıyla yaptıkları

başvurunun hem Mahkeme hem de itiraz merci tarafından, ileri sürdükleri

iddialar karşılanmadan, gerekçesiz bir şekilde reddedilmesi suretiyle “gerekçeli karar hakkı”nın ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

46. Bakanlık görüş yazısında, başvurucuların bu şikâyetine benzer

iddiaları içeren başvurulara yönelik olarak daha önceden de göz önüne alınacak

kriterlerin belirlendiği, somut başvuru açısından bu kriterlerden ayrılmayı

gerektirecek bir neden bulunmadığı, bu nedenle görüş sunulmasına gerek

görülmediği ifade edilmiştir.

47. Başvurucular, Bakanlık görüşünde geçen karar içeriğinin Yargıtay

incelemesine ilişkin olduğunu, oysa taleplerin İlk Derece Mahkemesince

gerekçesiz reddedildiğini, bu nedenle dilekçelerinde belirttikleri gibi “gerekçeli karar haklarının” ihlal edilmiş

olduğunu ifade etmişlerdir.

48. Yapılan incelemede, başvurucuların bu şikâyetinin açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. İtiraz

Mercii Tarafından Savcının Görüşünün Bildirilmemesi Nedeniyle Silahların

Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

49. Başvurucular, yaptıkları itirazı inceleyen Muğla 2. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından alınan Savcının aleyhe görüşünün kendilerine tebliğ

edilmemesi nedeniyle “silahların eşitliği”

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

50. Bakanlık görüş yazısında, başvurucuların şikâyetlerinin bu

kısmına ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

51. Başvurucular, Savcının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle

adil yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki görüşlerini

tekrarlamışlardır.

52. Yapılan incelemede, başvurucuların bu şikâyetinin açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiği İddiası

53. Başvurucular, haklarında daha önceden verilip kesinleşen

hükümden sonra ortaya çıkan deliller kapsamında yargılamanın yenilenmesi

amacıyla yaptıkları başvurunun Mahkemece reddedildiğini, oysa ileri sürdükleri

iddiaların 5271 sayılı Kanun’un 311. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e)

bendine göre yargılamanın yenilenmesi nedenlerini oluşturduğunu, ancak hem hükmü

veren Mahkemenin hem de itiraz merciinin, ileri sürdükleri iddiaları

karşılamadan gerekçesiz bir şekilde karar verdiklerini, ayrıca Cumhuriyet

Savcısının olumsuz yöndeki mütalaasının kendilerine bildirilmemesi nedeniyle

yaptıkları itiraza rağmen itirazı incelemekle görevli Ağır Ceza Mahkemesince bu

konuda da herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığını, dolayısıyla bu

taleplerinin gerekçe gösterilmeden reddedilmesi ile “gerekçeli karar hakkı”nın

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

54. Başvurucular özetle;

i. Mahkûmiyetlerine

neden olan ve daha önceden dinlenmeyen M. Otel isimli şirketin suç

tarihlerindeki genel müdürü tanık M. İ. ile otelin satın alma departmanında

çalışan tanık N. Ö.’nün dosya kapsamında dinlenilmesi

taleplerinin nedensiz reddedilmesi,

ii. Vergi

Dairesine borçlarının bulunmadığına ilişkin hüküm tarihinden sonra alınan

yazının dikkate alınmaması,

iii. Sahte

fatura alındığı iddia edilen şirkete ödemelerin çeklerle yapıldığına ve alım

satımların gerçek olduğuna dair yeni ibraz edilen banka dekontlarının, hükme

esas alınan bilirkişi raporlarının doğruluğunu çürüttüğünün gözetilmemesi,

iv. Aynı

konuda Aydın Vergi Mahkemesinde taraflarından açılmış olan davaların lehe

sonuçlanmasına ilişkin verilen kararlar ile mahkûmiyetlerine neden olan A. Ltd.

Şti’nin kesmiş olduğu faturaların sahte olmayıp, gerçek

bir alışverişe dayalı olduğunu ortaya koyan Aydın Vergi Mahkemesinin vermiş

olduğu karar ve aynı şirketin sorumlusu hakkında Bodrum 4. Asliye Ceza

Mahkemesinin verdiği kararın dikkate alınmaması,

v. Mahkûmiyet

gerekçesinde çeklerin imzalanması gösterildiği halde, başvuruculardan Kayhan Tatış’ın 2004 yılındaki çeklerde imzasının olmadığına dair

delil ve bilirkişi incelemesi talebinin değerlendirmeye alınmaması,

vi. Suça konu

faturaları düzenleyen A. Ltd. Şti’nin iş yaptığı ve

fatura kestiği diğer 13 şirket hakkında herhangi bir takibatın yapılmadığı,

anılan şirketlerin 5811 sayılı Kanun’dan yararlanması nedeniyle böyle bir

sonucun ortaya çıktığı, kendi şirketlerinin de anılan Kanun hükümlerinden

yararlanmasına rağmen hukuka aykırı bir şekilde haklarında denetim raporu

düzenlendiği, bu maddi gerçeğin mahkûmiyet dosyasında bulunmamasına rağmen,

yeni delil olarak kabul edilmemesi,

vii. 5811

sayılı Kanun’dan yararlanılarak, Vergi Dairesine ödemelerin yapıldığına ilişkin

delillerin dikkate alınmaması,

viii. Mahkûmiyet

gerekçesinde A. Ltd. Şti’nin kesmiş olduğu

faturaların sahte olduğu iddiası, şirketin, faturalarda yazan eşyaları

taşıyabilecek olan araçlara sahip olmadığına dayandırıldığı, ancak Mahkeme

kararından sonra A. Ltd. Şti’nin sahibi Ç. K.’nın eşi olan N. K.’ya ait ve A.

Ltd. Şti’nin kullanımında olan frigorifik nitelikli 2

adet ticari kamyonet ve 2 adet otomobil bulunduğu konusunda plakaları da tespit

edilmek suretiyle yargılamanın yenilenmesi dilekçesine eklenmesine rağmen bu

hususun göz ardı edilmesi,

ix. Talebe

eklenen uzman görüşlerinin değerlendirilmemesi,

x. Haklarında

düzenlenen iddianamede isnat edilen suçların tarihlerinin 2004-2005 yılları

olarak gösterilmesine ve bu yönde yapılan savunma sonucunda, gerekçeli kararda

da bu tarihler temel alınarak mahkûmiyet hükmü kurulmasına rağmen, 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesine aykırı olarak, bu konuda savunma

hakkı tanınmadan, Yargıtayın, suç tarihlerini

2005-2006 tarihleri olarak kabul ederek kararı onamasının hak ihlali

oluşturduğunun gözetilmemesi,

xi. Mahkemenin

taleplerini gerekçesiz reddetmesi ve Cumhuriyet Savcısının olumsuz yöndeki

mütalaasını tebliğ etmemesi nedenleriyle yaptıkları itirazın, itiraz merciince

de gerekçe gösterilmeksizin reddedilmesi…,

Nedenleriyle “gerekçeli karar hakkı”nın ihlal edildiğini

belirtmişlerdir.

55. Bakanlık görüş yazısında, benzer iddiaları içeren başvurulara

yönelik olarak daha önceden de göz önüne alınacak kriterler belirlendiğinden,

bu konuda görüş sunulmasına gerek görülmediği ifade edilmiştir.

56. Başvurucular, Bakanlık görüşünde geçen karar içeriğinin Yargıtay

incelemesine ilişkin olduğunu, oysa taleplerin İlk Derece Mahkemesince

gerekçesiz reddedildiğini, böyle bir durumun mümkün olamayacağını, Mahkemenin

dosyaya uygun olmayan nedenlerle taleplerini reddettiğini, Mahkemeye sundukları

delillerin yargılama sona erdikten sonra bulunmuş veya ortaya çıkmış deliller

olduğunu ifade etmişlerdir.

57. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

58. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan

maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de,

hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır

(B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

59. AİHS metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil

yargılanma hakkının somut görünümlerinden biri olup, Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan gerekse AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı gibi ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No. 2012/13,

2/7/2013, § 38).

60. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar

hakkı, Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin

uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule

ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan

gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır (B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).

61. Anayasa’daki hakların etkili bir biçimde korunması için, davaya

bakan mahkemelerin Anayasa’nın 36. maddesine göre “tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde

inceleme görevi” vardır (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97,

21/3/2000, § 33). AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımı,

başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel şikayetlerini

incelemekten kaçınmalarına neden olması halinde Sözleşme’nin 6. maddesi davanın

hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından ihlal edilmiş olur

(bkz. Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§

84-85; ayrıca bkz. B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 30).

62. Mahkemeler, “kararlarını

hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme”

yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını

kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33),

tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun

bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir

toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini

öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §

34).

63. Mahkemelerin bu yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü

iddia ve savunmaya, karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi

şeklinde anlaşılamaz (bkz. B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Diğer bir

ifadeyle derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek

zorunda değildir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56). Bir kararda tam olarak

hangi unsurların bulunması gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına

bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve

savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu

değiştirebilecek nitelikte bulunması halinde, davayla doğrudan ilgili olan bu

hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (B. No:

2013/7800, 18/6/2014, § 35).

64. Ayrıca, insan haklarına ilişkin güvencelerin soyut ve teorik

olarak değil, uygulamada ve etkili bir şekilde sağlanması gerekir. Buna göre,

mahkemelerin ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları

yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması,

mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce

belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (B.

No: 2013/7800, 18/6/2014, § 36).

65. Makul gerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (bkz. B. No: 2013/1235, 13/6/2013, §

24). Gerekçelendirme, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları açıklamak

yükümlülüğü olmakla birlikte, bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka detaylı

olması şart değildir. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin

diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen

delillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve

diğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi

sağlayacak ölçü ve özene sahip olması gerekmektedir (B. No: 2013/7800,

18/6/2014, § 37).

66. Zira bir davada tarafların, hukuk düzenince hangi nedenle haklı

veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun

şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken

mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle

seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna

uyumlu hüküm fıkralarının bulunması “gerekçeli

karar hakkı” yönünden zorunludur (B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §

38).

67. Aksi bir tutumla, mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu

kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili

ve yeterli bir yanıt” vermemesi

veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olabilecektir (B. No: 2013/7800, 18/6/2014,

§ 39).

68. Öte yandan derece mahkemeleri, kararların yapısı ve içeriği ile

ilgili olarak geniş bir takdir yetkisine sahiptirler. Özellikle taraflarca

ileri sürülen kanıtların kabulü ve değerlendirilmesi öncelikle derece

mahkemelerinin görevidir (bkz. Van Mechelen ve Diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93,

21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50). Bu nedenle, açıkça keyfi

olmadıkça, belirli bir kanıt türünün kabul edilebilir olup olmadığına,

değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar

vermek, Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §

33; benzer değerlendirmeler için bkz. Garcia Ruiz/İspanya, B.No.

30544/96, 21/1/1996, § 28).

69. Ayrıca, itiraz veya temyiz mercilerinin kararlarının tamamen

gerekçeli olması zorunlu değildir. İtiraz veya temyiz merciinin yargılamayı

yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi

kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli

olan husus, itiraz ya da temyiz merciinin bir şekilde itiraz veya temyizde dile

getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek

onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57). Diğer

bir ifadeyle itiraz veya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu

mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin

kararını ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar

hakkına ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil etmez (B. No:

2013/723, 21/11/2013, § 44; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya,

B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).

70. Buna karşın tarafsızlığı, keyfiliği, denetimden kaçmayı ve perdelemeyi

önlemek için mahkemeler, kararın verilmesine neden olan temelleri yeterince

açık olarak belirtmekle yükümlüdürler. Mahkemelerin yargılama süresince

kendilerine iletilen her iddia ve talebi gözetme zorunda olmadıkları

biçimindeki serbesti, kararın verilmesine neden olan temellere asgari açıklıkta

değinilmesi görevini ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz (B. No: 2013/7800,

18/6/2014, § 58).

71. Bireysel başvuru yolunda derece mahkemelerinin gerekçelerinin

niteliği, ancak açık bir keyfilik veya takdir hatası oluşturduğu ya da makul ve

ikna edici açıklamalar içeren bir gerekçe gösterilmediği, iddia olunan eylem

ile hüküm arasında “uygun illiyet bağı”

kurulmadığı durumlarda denetlenebilir. Derece mahkemesi kararlarının, adalet

gereksinimini giderecek ölçü ve nitelikte yeterli gerekçe ile açıklanıp

açıklanmadığı hususları, adil yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılan

bireysel başvurularda Anayasa Mahkemesince yapılacak denetimin kapsamında yer

almaktadır. (B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 59).

72. Başvurucular somut davada, haklarındaki kesinleşmiş hükümden

sonra ortaya çıkan yeni delillerden dolayı yargılamanın yenilenmesi şartlarının

oluştuğunu, buna rağmen Mahkeme ve itiraz merciinin bu bilgi ve belgeleri

dikkate almadıkları gibi, dikkate almama nedenlerini de makul bir gerekçeyle

izah etmediklerini ileri sürmüşlerdir.

73. Başvurucular, davaya konu şirketin yönetim kurulu üyeleri olup,

suç tarihinde gerçekte herhangi bir alış işlemi olmadığı halde A. Ltd. Şti.

tarafından düzenlenen sahte faturaları kullanarak vergi kaybına sebebiyet

verdikleri iddiasıyla yargılanmışlardır. Ancak başvurucular, gerçek bir alımın

olduğunu, bu mallara ilişkin bedellerin banka aracılığı ile ödendiğini,

suçlamanın doğru olmadığını savunmuşlarsa da, anılan

suçtan mahkûm olmuşlardır.

74. Başvurucular, yukarıda belirtilen (§ 53-54) ve kesinleşmiş

hükümden sonra elde edilen bazı deliller ile olaya ilişkin yeni hazırlanan

uzman görüşlerini; A. Ltd. Şti. isimli şirketin suç tarihlerinde faaliyette

olduğuna, karar gerekçesine konu bu şirketin olmadığı söylenen araçlarının

bulunduğuna ve plakalarının tespit edildiğine, başka şirketlerle alış verişi

olduğuna dair belgeleri ve mahkeme kararlarını; lehe sonuçlanan Vergi Mahkemesi

kararlarını; A. Ltd. Şti. sahibi olan Ç. K.’ya ödemelerin

yapıldığına dair banka dekont örneklerini; mal alımında sorumlu olan ve

tanıklığı önem arz edecek şirket çalışanlarının isimlerini; şirketin ayrıntılı

yıllık harcamalarını; Vergi Dairesine borcun olmadığına ilişkin belgeleri; A.

Ltd. Şti. sahibi olan Ç. K.’ya yönelik yargı

kararları gibi bir kısım delilleri Mahkemeye sunarak, yeni ortaya konulan bu

hususların yargılamanın yenilenmesi sebebini oluşturduğunu iddia etmişlerdir.

75. Mahkeme, 25/3/2013 tarihli ek kararı ile (§ 12) başvurucuların

anılan taleplerini reddetmiştir. Başvurucuların gerek bu karara gerekse

Mahkemece alınan Savcı görüşünün bildirilmemesine karşı yaptıkları itirazı

inceleyen Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi de, 15/4/2013

tarihli kararı ile “yargılamanın yenilenmesi

talebinin reddine ilişkin ek kararın usul ve yasaya uygun olduğu”

gerekçesine dayalı olarak itirazı reddetmiştir.

76. Başvurucuların yeni delil olarak ileri sürdükleri hususlara

ilişkin olarak Mahkemenin ortaya koyacağı gerekçenin denetlenebilir, açık ve

makul bir yanıtı içeren niteliğe sahip olması gerekir. Başka bir ifadeyle

Mahkemece, başvurucular tarafından sunulan delillerin, hükmün kurulduğu kararda

tartışıldığı, bu nedenle dosyanın yeniden incelenmesine gerek olmadığı kabul

edilerek, talebin reddi yönünde karar veriliyorsa, bu gerekçe, ancak yeni

olduğu ileri sürülen iddiaların hepsinin ya da en azından hükme dayanak yapılan

kısımlarının önceki kararda tartışılmış olduğunun tespiti ve bunun

denetlenebilir olması halinde yeterli olabilir.

77. Mahkemenin mahkûmiyet hükmüne gerekçe olarak gösterdiği temel

hususlar şöyledir:

“…sanıkların şirketin yönetim kurulu üyesi oldukları, M.

Otel isimli işletmenin bu şirket tarafından işletildiği, sanıkların 2004 ve

2005 takvim yıllarında yetkilisi Ç. K. olan A. Ltd. Şti.’den

gerçek alım ve satımları yansıtmayan, bu şekilde içerik itibariyle sahte olarak

düzenlenmiş bulunan faturaları alarak, şirket hesaplarında kullandıkları ve bu

şekilde vergi kaybına neden oldukları…, sanıkların bu eylemleri nedeniyle

cezalandırılmalarına karar verilmiştir… A. Ltd. Şti.’nin

2004 ve 2005 yıllarında hiçbir ticari faaliyetinin bulunmadığı…, bu şirketin

ticari faaliyette bulunduğuna ilişkin hiçbir iddia ve delil bulunmadığı, A.

Ltd. Şti. adına M. Tur şirketi tarafından kesilmiş çok sayıda çek bulunduğu,

bunların Ç. K. tarafından gününde tahsil edilmiş görüldüğü…, şirketin çok büyük

miktarlarda kısa sürede zarar ettiğinin belirlendiği, yine şirkete çok miktarda

mal alımı olduğu halde şirketin bu miktarda ne şekilde zarara uğradığının

açıklanamadığı…, Aydın Vergi Mahkemesinin vergi cezalarının iptaline karar

vermesi hususunun mahkememize bağlayıcı bir yönü bulunmadığı, takdir ve

değerlendirmesi ile savunmaya itibar edilmemiştir.”

78. Mahkûmiyet hükmünün gerekçesi ile yargılamanın yenilenmesi talebinin

reddi gerekçesi incelendiğinde; başvurucular tarafından yeniden yargılanma

nedenleri olarak ileri sürülen (§ 54) delillerin ya hiç ya da yeterince

mahkûmiyet hükmünde tartışılmadığı ve bu delillerin hükümden sonraki dönemlere

ait olduğu ya da önceden bulunsa dahi sonradan elde edildiği görülmektedir.

79. Buna göre, başvurucuların belirtmiş oldukları ve mal alım satım

işinden doğrudan sorumlu olan ve alımların gerçek yapıldığını başvuru

dilekçesinde ifade eden tanıkların önceden dinlenmediği, sahte fatura alındığı

iddia edilen şirkete ödemelerin yapıldığına ilişkin alınan banka dekontlarının

(17 adet) işlem tarihlerinin suç tarihi (2004-2005) olmasına rağmen, bu

dekontların hükümden sonra, 11/1/2013 tarihinde bankalar tarafından

başvuruculara verildiği, bu kapsamda A. Ltd. Şti.’ye

yapılan çekle ödemelere dair Garanti Bankası Bodrum Şubesi, İş Bankası İzmir

Ticari Şubesi ve Fortis Bank Bodrum Şubesinin ekstrelerinin de temin edildiği,

ayrıca başvurucuların; mal alımının gerçek olduğu, çeklerin muhatap şirket

temsilcisi tarafından bankadan tahsil edildiğini ileri sürerek vergi cezasının

kaldırılması talebiyle yapmış oldukları başvuruların Vergi Mahkemelerince, “A. Ltd. Şti.’nin soğuk

hava deposunun olduğu, mal alım ve satımında bulunduğu, fatura bedellerinin

çekle ödendiği, A. Ltd. Şti.’nin, davacıya fatura

düzenlediği dönemler itibariyle, gerçekte ticari faaliyette bulunmayıp

düzenlenen faturaların sahte olduğunun kabulü mevcut tespitler doğrultusunda

mümkün bulunmamaktadır.” gerekçesiyle kabul edilerek, dava konusu

cezalı tarhiyatın kaldırılmasına karar verildiği ve bu kararların (12 adet

mahkeme kararı) 9/6/2011 tarihli hükümden sonra 14/7/2011 tarihinde Danıştay

incelemesinden geçmek suretiyle (davacının 6111 sayılı Kanun’dan faydalandığı

bildirildiğinden, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer

olmadığına gerekçesine dayalı olarak) kesinleştiği, davaya konu olay nedeniyle

6111 sayılı Kanun’dan istifade edildiğine ve borcun bulunmadığına ilişkin

Bodrum Vergi Dairesi Müdürlüğünün 16/1/2013 tarihli yazısının alındığı,

yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin sunulan deliller kapsamında oluştuğuna

dair özel alınan hukukçu ve maliyeci olan uzman görüşlerinin bulunduğu raporlar

ile şirket gelir-gider, kar-zarar durumunu ortaya koyan kayıtların yeni elde

edildiği saptanmıştır.

80. Yine A. Ltd. Şti.’ye ait araçların

olduğu, bu şirketin başka şirket ile gerçek alış-veriş yaptığının diğer mahkeme

kararları ile de tespit edildiği (A. Ltd. Şti.’nin,

K. Su Ürünleri Maden Pazarlama Sanayi Ltd. Şti.’ye kestiği

faturaların sahte olmadığına, gerçek bir mal alış-verişine ilişkin olduğuna

dair Aydın Vergi Mahkemesinin ve itiraz üzerine Aydın Bölge İdare Mahkemesinin

vermiş olduğu kararlar) hususları başvurucular tarafından belgelendirilmiş,

ayrıca A. Ltd. Şti.den mal ve fatura alan diğer 13

adet şirket hakkında vergi kaçakçılığından açılmış herhangi bir davanın

bulunmadığına dair Bodrum Vergi Dairesi Müdürlüğünün yazısı ile şirketin işi

terk tarihinin 7/12/2006 olarak kabul edilmesi gerektiğine dair Bodrum Vergi

Dairesi tutanağı ve Yeminli Mali Müşavir raporunun da yeni elde edildiği

belirlenmiştir.

81. Diğer taraftan, başvurucular hakkında düzenlenen iddianamede

isnat edilen suçların tarihlerinin 2004-2005 yılları olarak gösterildiği,

başvurucuların savunmalarının bu kapsamda alındığı ve hükmün bu yıllar temel

alınarak kurulduğu tespit edilmiştir. Ancak Yargıtay tarafından, Anayasa’nın

36. ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesinin sağladığı savunma

hakkı dikkate alınmadan, zamanaşımı ve benzeri cezai kurum ve sonuçlar ile

ileri sürülebilecek yeni savunmalar bakımından suçun maddi yönünü etkileyen

dava konusunun suç tarihlerinin 2005-2006 olarak değiştirilerek kabul edildiği

ve bu yeni değerlendirmeye göre kararın onanıp kesinleştirildiği görülmüştür.

82. Başvurucular tarafından yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak

ileri sürülen bu (§ 79, 80, 81) ve dilekçe ekindeki diğer konular, Mahkemece, “gerekçeli kararda tartışıldığı, bu sebeple

yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilemeyeceği” şeklinde

değerlendirilerek başvurucuların talepleri reddedilmiştir.

83. Bu tespitlere göre, başvurucularca ileri sürülen delillerin

mahkûmiyet hükmünde ya hiç ya da yeterince tartışılmadığı, bu delillerin hükmün

kurulmasında değerlendirmeye alınabilecek nitelikte olduğu ve yeni elde

edildikleri görülmektedir. Mahkûmiyet kararının dayanağını oluşturması ya da

mahkûmiyet sonucunu etkilemesi nedeniyle, yeni olduğu iddiası ile sunulan bu

kanıtların reddi gerekçesinin Mahkemece şüpheye yer bırakmayacak ve ikna edici

bir şekilde açıklanması gerekmektedir.

84. Yargılamanın yenilenmesi talebini inceleyen Bodrum 1. Asliye

Ceza Mahkemesi, başvurucuların taleplerinin gerekçeli kararda tartışıldığını

belirterek red kararı vermiş, ancak, hangi talebi gerekçeli

kararın hangi kısmında tartıştığını açıklamamıştır. Diğer bir ifadeyle

Mahkemece, yeni olduğu söylenerek sunulan delillerin önceki karar içerisinde ne

şekilde tartışıldığı belirtilmeden, dosya içeriğine uygun olmayan nedenlerle

talep reddedilmiştir. Dolayısıyla gerek hükmün dayanağını oluşturan gerekçeli

kararın gerekse dosyanın incelenmesinde, anılan red

gerekçesinin, adalet gereksinimini giderecek ölçü ve nitelikte, yeterli, makul

ve ikna edici olmadığı anlaşılmaktadır.

85. Öte yandan, Mahkemenin red kararına ve

bu Mahkemece Savcının görüşünün tebliğ edilmemiş olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği hususuna ilişkin olarak ayrıntılı itirazda

bulunan başvurucuların bu itirazlarının da, İtiraz

Mercii tarafından makul bir gerekçe gösterilmeden reddedildiği saptanmıştır.

86. İtirazı inceleyen Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi, “karar usul ve yasaya uygun olduğundan”

bahisle itirazı reddetmiştir. Bodrum 1. Asliye Ceza Mahkemesinin red kararında, hükme ulaşmayı sağlayan olay, bunların

sebepleri ve sonuca götüren nedensellik kurgusu değerlendirmelerinin yeterli

açıklıkta yapılmadığı kabul edildiğinden, itirazı inceleyen Muğla 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin kararında da detaylı bir açıklama bulunmadığı gözetildiğinde, Bodrum

1. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına dayanak yapılan gerekçesinin yeterli

olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, gerek yargılamanın yenilenmesi talebini

reddeden Mahkeme kararının gerekse İtiraz Mercii kararının hakkaniyete uygun

makul bir gerekçeyi içerdiğinden bahsedilemez.

87. Açıklanan nedenlerle, yargılamanın yenilenmesi talebinin

yetersiz gerekçelerle reddedilmesi, “gerekçeli

karar hakkı”na

aykırı olduğundan, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğinin kabulü gerekir.

b. İtiraz

Mercii Tarafından Savcının Görüşünün Bildirilmemesi Nedeniyle Silahların

Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

88. Başvurucular, yaptıkları itirazı inceleyen Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi

tarafından alınan Savcının aleyhe görüşünün kendilerine tebliğ edilmemesi

nedeniyle “silahların eşitliği”

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

89. Bakanlık görüş yazısında, başvurucuların şikâyetlerinin bu

kısmına ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

90. Başvurucular, başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar ederek

Savcının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ifade etmişlerdir.

91. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

92. Sözleşme’nin “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından

davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini

istemek hakkına sahiptir. …”

93. Başvurucuların şikâyetlerinde, itiraz gerekçelerine ilişkin

Cumhuriyet Savcısının görüşünün Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesine sunulduğu, ancak

kendilerine bu görüşün bir örneğinin gönderilmediği ve dolayısıyla buna yanıt

verme hakkından mahrum bırakıldıkları anlaşılmaktadır.

94. Dosyanın incelemesinde, Cumhuriyet Savcısının, başvurucuların

itirazlarının reddine yönelik olarak aleyhe mütalaada bulunduğu görülmektedir.

Savcının mütalaası bu nedenle Mahkeme kararını etkileyici niteliktedir.

95. AİHM birçok kararında, bu tür hallerde, Savcının görüşünün

niteliği ve başvuruculara, buna cevaben yazılı görüş bildirme olanağının

tanınmamasını göz önünde bulundurarak, başvurucuların çelişmeli yargılama

hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Yine AİHM, çelişmeli yargılama

hakkının ilke olarak, ulusal hukuk sisteminin bağımsız bir üyesi tarafından

-Savcı gibi- mahkemenin kararını etkilemek üzere toplanan kanıtlar ve sunulan

mütalaalarla ilgili olarak bir hukuk ya da ceza davasının taraflarına bilgi

verilmesi ve bu taraflara da görüş bildirme olanağının tanınması anlamına

geldiğini vurgulamıştır (bkz. Göç/Türkiye,

B. No: 36590/97, 9/11/2000, § 34; Sağır/Türkiye,

B. No: 37562/02, 19/10/2006, § 25-27; Miran/Türkiye,

B. No: 43980/04, 21/4/2009; Kılıç ve

Korkut/Türkiye, B. No: 25949/03 ve 25976/03, 12/2/2008). Dolayısıyla,

Cumhuriyet Savcısı düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilerek incelemelerine

sunulması ve karşı görüşlerini hazırlama imkânı verilmesi çelişmeli yargılama

ilkesi ile ilişkili olarak adil yargılanma hakkının bir gereğidir (B. No:

2013/1134, 16/5/2013, § 33). Çelişmeli yargılama ilkesi, dosyada yer alan bilgi

ve belgelerin taraflar açısından ulaşılabilir olmasını gerekli kılar. Belgelere

ulaşamama çelişmeli yargılama ilkesi açısından sorun oluşturabilir (B. No:

2012/575, 8/5/2014, § 46).

96. Bu açıklamalara göre, yargılamanın yenilenmesi yönündeki

talepleri reddedilen başvurucuların İtiraz Mercii önündeki başarı şansını

zedeleyen her türlü mütalaadan haberdar edilme hakkına sahip olduklarının

kabulü gerekmektedir. Özellikle, hakkaniyet açısından, bu tür mütalaaların

bildirilmesi, başvurucuların itiraz mercii önünde duruşma hakkına sahip

olmaması gerçeği karşısında daha da zorunlu olmaktadır (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Göç/Türkiye, B.

No: 36590/97, 9/11/2000, § 35).

97. Açıklanan nedenlerle, başvuruculara, çelişmeli yargılama

ilkesine aykırı olarak Cumhuriyet Savcısının Mahkemeye sunduğu mütalaasının

bildirilmemesi göz önünde bulundurulduğunda, Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiğinin kabulü gerekir.

V. 6216 SAYILI KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI

98. Başvurucular, 5.000’er TL manevi tazminat ve yargılama giderleri ödenmesi ile

yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuşlardır.

99. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

100. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, Mahkeme kararından

kaynaklanmaktadır. Yeniden yargılama yapılması halinde, ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması mümkün olduğundan, yeniden yargılama yapılmak üzere

dosyanın, ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

101. Başvurucular, manevi tazminat talebinde bulunmakla beraber,

kararın gereğinin yerine getirilmesi için dosyanın ilgili Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesinin başvurucuların ihlal iddiaları açısından

yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından, başvurucuların manevi tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

102. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 (üç başvurucu için ayrı) TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.095,05 TL yargılama giderinin başvuruculara

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1. Duruşmalı yargılama hakkının ihlal edildiğine ilişkin

şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun

olması”,

2. Mahkeme tarafından Savcının görüşünün bildirilmemesi nedeniyle

çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri

ile İtiraz Mercii tarafından Savcının görüşünün bildirilmemesi nedeniyle

çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Gerekçeli karar hakkı ve çelişmeli yargılama ilkesi açısından

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuların manevi tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 (üç başvurucu için ayrı)

TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.095,05 TL yargılama

giderinin başvuruculara ödenmesine,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

SONUÇ / HÜKÜM

F. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için, yeniden

yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemeye gönderilmesine,

15/10/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Burhan

ÜSTÜN

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Hasan

Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Özcan

ÖZBEY

Başvurucular

:

Oğuz

TATIŞ

Kayhan

TATIŞ

Gülten

SARIKAYA

Vekilleri : Av. Mehmet SÜRÜCÜ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4186, 15 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 11855/85, 21/2/1990, § 64; Fredin/İsveç
  12. B. No: 43980/04, 21/4/2009; Kılıç ve
  13. V. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
  14. VI. Hüküm
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. Üstün
  17. Necipoğlu
  18. Özbey
  19. Tatış
  20. Tatış
  21. Sarıkaya
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4186
Tarih
15 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Sefer Kurnaz Başvurusu (B. No: 2012/819)
  • Turgut Tayyar Başvurusu (B. No: 2013/7168)
  • Aydın Parmaksız Başvurusu (B. No: 2013/5642)
  • Sami Özbil Başvurusu (B. No: 2012/543)
  • Levent Bilge Başvurusu (B. No: 2013/2108)
  • Semih Koçkale Başvurusu (B. No: 2013/5459)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.