İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Onur Cingil Başvurusu (B. No: 2013/7836)

1. Başvurucu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde katıldığı

Başvuru No2013/7836Tarih16 Nisan 2015Okuma22 dk · 4.359 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Onur Cingil Başvurusu

Karar tarihi
16 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2013/7836
R.G. Tarih- Sayı
11/7/2015-29413
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.359 kelime·22 dk okuma·8 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde katıldığı

toplantı ve gösteri yürüyüşünün polis tarafından engellenmesi ve daha sonra

polisin orantısız güç kullanarak yaralanmasına sebep olması nedeniyle kötü

muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, seyahat hürriyeti, etkili

başvuru hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 24/10/2013 tarihinde İstanbul 21. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 22/7/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 26/9/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular, 26/9/2014 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 27/11/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüşü, başvurucuya 8/12/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 23/12/2014 tarihinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

başvuruya konu soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. 2013 yılındaki 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü

kutlamalarının Taksim Meydanı'nda yapılması için birçok sendika, dernek ve

sivil toplum kuruluşu İstanbul Valiliğinden talepte bulunmuştur.

9. İstanbul Valiliği, 18/1/2013 tarihli kararı ile 6/10/1983

tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 6. maddesinin

ikinci fıkrası uyarınca 2013 yılı içerisinde İstanbul'da yapılacak gösteri

yürüyüşleri, açık yer toplantı alanları ile güzergahlarının tespit edildiğini

belirterek Taksim Meydanında kutlama yapılması taleplerini reddetmiştir. Ayrıca

başvurucu Valiliğin, yapılacak gösteriye katılımı engellemek için deniz yolu

dâhil toplu taşım araçlarının faaliyetlerini durdurma kararı aldığını

belirtmiştir.

10. Başvurucu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde yapılacak

kutlamalara katılmak için 1/5/2013 tarihinde Beşiktaş Çarşı Meydanında diğer

arkadaşları ile bir araya gelmiştir.

11. Çevik kuvvet polisleri başvurucunun da içinde bulunduğu

grubu dağıtmak amacıyla biber gazı ile müdahalede bulunmuştur. Başvurucu, bu

müdahale esnasında bir polisin yaklaşık 5-6 metre mesafeden kendisini hedef

alarak gaz tüfeği ile gaz fişeği fırlattığını ve fişeğin sol bacağının uyluk

kemiğine isabet ettiğini ve bu şekilde yaralandığını belirtmiştir.

12. Başvurucunun, olay tarihinde Şişli Etfal

Eğitim ve Araştırma Hastanesinden aldığı adli raporda "hastanın sol tibia lateralde ödem ekimozu mevcut"

olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, Özel Üsküdar Anadolu Hastanesinin 23/5/2013

tarihli raporunda derinin ve derialtı dokunun diğer lokal enfeksiyonları

teşhisiyle başvurucuya 7 (yedi) gün işgöremezlik

raporu verilmiştir.

13. Başvurucu, olaylara ilişkin olarak 3/5/2013 tarihinde

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi vermiş ve aynı gün alınan

ifadesinde kendisinin yaralanmasına doğrudan sebep olan polislerden ve olaylara

sebep olan Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdüründen

şikâyetçi olmuştur.

14. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun

şikâyetlerinin sadece kendine doğrudan müdahalede bulunan polisleri değil olay

tarihinde görevli Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve İstanbul İl

Emniyet Müdürünü de kapsadığından soruşturma dosyasını tefrik ederek Başbakan

ve İçişleri Bakanı hakkındaki şikâyetlerin 2013/65749 sayılı, İstanbul Valisi

ve İstanbul İl Emniyet Müdürü hakkındaki şikâyetlerin 2013/64512 sayılı ve doğrudan

müdahalede bulunan polisler hakkında şikâyetlerinin 2013/64625 sayılı

soruşturma dosyalarına kaydedilmesine karar vermiştir.

15. Başvurucunun, müdahalede bulunan polislere dair

iddialarına ilişkin olarak 2013/64625 sayılı soruşturma halen Cumhuriyet Başsavcılığında

devam etmektedir. Soruşturma kapsamında başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığına

şikâyetçi olduğu gün İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevk edilmiştir.

Müdürlüğün 3/5/2013 tarihli ve 2013/10043 sayılı raporunda, kişide yumuşak doku

lezyonlarına neden olan yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

olmadığı ve etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif

nitelikte olduğu kanaatine varıldığı belirtilmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün 3/5/2013 tarihinde

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünden şikâyete konu olaya

ilişkin olarak MOBESE ya da çevredeki güvenlik kamera kayıtlarının

araştırılarak olayın tespitine çalışılması ve kayıtların CD ortamında tahkikat

evrakına eklenmesi talimatı vermiştir.

17. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 28/6/2013 tarihli

yazısında, olay yerini gösterir MOBESE kamerasına araç çarpması sonucu hasar

oluştuğundan söküldüğünü ve bu sebeple olaylara dair görüntü kaydının olmadığı

belirtilmiştir. Diğer taraftan olay yerini gösterdiği tespit edilen bir

bankanın kayıtlarının yazı ekinde gönderildiği belirtilmiştir. Ancak Cumhuriyet

Başsavcılığının anılan banka kayıtlarında yaptırdığı bilirkişi incelemesinde

olayı gösterir görüntülerin olmadığı tespit edilmiştir. Bunların dışında

toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahaleye ilişkin olarak başvuru ve soruşturma

dosyalarında polisin kaleme aldığı herhangi bir tutanağa rastlanmamıştır.

18. Öte yandan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 8/5/2013

tarihli yazısı ile başvurucunun iddialarına ilişkin olarak İstanbul

Valiliğinden 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurların Yargılanması Hakkında

Kanun'un 3. ve 6. maddeleri kapsamında soruşturma izni talep edilmiştir.

Valilik, iddia edilen olayları araştırmak üzere ön incelemeci olarak İstanbul

Emniyet Müdürlüğünde görevli bir emniyet müdürünü görevlendirmiştir. Ön

incelemeci emniyet müdürü, yaptığı araştırmada bölgede bulunan işyerlerinin

güvenlik kamera kayıtlarını istemiştir. Ancak ilgili birimin Temmuz

ayı içinde yaptığı incelemede bir bankanın kayıtları dışında diğer işyerlerinin

cihazlarındaki kayıtların hafızadan silindiği tespit edilmiştir. Bu nedenle

herhangi bir görüntü kaydına ulaşılamamıştır.

19. İstanbul Valiliği, hazırlanan araştırma raporu sonucunda

13/9/2013 tarihli kararı ile başvurucunun iddialarına ilişkin olarak “… izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde gerekli

uyarı ve ihtarlardan sonra grupların dağıtılmasına yönelik müdahalelerde

bulunulduğu, bu tür müdahaleler esnasında tek bir kişinin veya grup dışından

kişilerin gözetilmesinin mümkün olmayacağı, yapılan müdahaleler esnasında

olaylar içerisinde kalan kişilerin etkilenmesinin de muhtemel olduğu, 1 Mayıs

olayları ile ilgili Beşiktaş meydanında yapılan müdahalenin bu kapsamda olduğu”

değerlendirilerek kamera kayıtlarında başvurucuya yakın mesafeden gaz bombası

atıldığına dair görüntü kaydına rastlanmadığı ve başvurucunun görevlileri

teşhis edemediği gerekçesi ile adli ve disiplin yönünden 4483 sayılı Kanun'un

4. maddesi uyarınca işleme konulmama kararı verilmiştir.

20. Anılan işleme konulmama kararına rağmen İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı, 26/9/2013 tarihli İstanbul Valiliğine yazdığı yazıda

her ne kadar adli yönden soruşturma izni verilmemesine karar verilmiş ise de

olay adli görevden kaynaklandığından ve idari soruşturma iznine bağlı

olmadığından resen soruşturmaya devam edileceğini belirtmiştir.

21. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 4/3/2014 tarihli

yazıları ile başvurucunun iddia ettiği olaya ilişkin olay tarihinde bölgede gaz

mühimmatı kullanan polislerin kimliklerinin tespit edilmesi talimatı vermiştir.

Bunun üzerine gönderilen cevabi yazı sonucunda Cumhuriyet savcısı bazı

polislerin şüpheli sıfatı ile savunmalarını almıştır. Ayrıca 18/6/2014 tarihli

ayrıntılı olarak yazılmış bir müzekkere ile olayın aydınlatılmasına yönelik bir

talimat yazılmıştır. Soruşturma evrakı onaylı suretlerinin Anayasa Mahkemesine

gönderildiği 29/9/2014 tarihi itibarıyla müzekkereye cevap verilmemiştir.

22. Öte yandan, Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Valisi ve

İl Emniyet Müdürü hakkındaki şikâyetlere ilişkin olarak 4483 sayılı Kanun’un 3.

ve 12. maddeleri uyarınca soruşturma yapma yetkisinin Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığında olduğundan bahisle 7/5/2013 tarihinde görevsizlik kararı

vererek dosyanın bu kısmının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine

karar vermiştir. Başvurucu, söz konusu görevsizlik kararının akıbetine ilişkin

herhangi bir açıklamada bulunmadığı gibi başvuru dosyasına herhangi bir belge

de eklememiştir.

23. Başvurucunun Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkındaki

iddialarına ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 7/5/2013 tarihli

kararı ile haklarında şikâyette bulunulan kişilerin olay tarihindeki

görevlerini gözetilerek, Anayasa’nın 100. maddesi ve Türkiye Büyük Millet

Meclisi (TBMM) İçtüzüğü’nün 107. maddesinde

belirtilen şartlar oluşmadığından işlemden kaldırma kararı vermiştir.

24. Başvurucunun, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

işlemden kaldırma kararına karşı yapmış olduğu itiraz, Bakırköy 5. Ağır Ceza

Mahkemesinin 30/7/2013 tarihli ve 2013/767 Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir. Karar, başvurucuya 24/9/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

25. Başvurucu, 24/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

26. Anayasa’nın 100. maddesi birinci fıkrası şöyledir:

“Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye

Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile,

soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür

ve gizli oyla karara bağlar.”

27. TBMM İçtüzüğü’nün 107. maddesi

şöyledir:

“Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan

Başbakan ve bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük

Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği bir önerge

istenebilir.

Bu önergede;

Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya bakanlıkların görevleriyle ilgili

işlerden dolayı hakkında soruşturma açılması istenen Başbakan veya bakanın

cezai sorumluluğu gerektiren fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden

bahsedilmesi, hangi fiillerinin hangi kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe

gösterilmek ve maddesi de yazılmak suretiyle belirtilmesi zorunludur.”

28. 2911 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun

hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli

amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

29. 2911 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2/3/2014 tarihli ve

6529 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki hali şöyledir:

“Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il veya

ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki hükümlere uyulmak şartıyla her yerde

yapılabilir.

Şehir ve kasabalarda ve gerekli görülen diğer

yerlerde hangi meydan ve açık yerlerde veya yollarda toplantı veya yürüyüş

yapılabileceği ve bu toplantı ve yürüyüş için toplanma ve dağılma yerleri ile

izlenecek yol ve yönler vali ve kaymakamlarca kararlaştırılarak alışılmış

araçlarla önceden duyrulur. Bu yerler hakkında

sonradan yapılacak değişiklikler duyurudan onbeş gün

sonra geçerli olur. Toplantı yerlerinin tespitinde gidiş gelişi, güvenliği

bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde, toplantıların

genel olarak yapıldığı, elektrik tesisatı olan yerler tercih edilir.”

30. 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir

“(Değişik fıkra: 3/8/2002 tarih ve 4771 sayılı

Kanun’un 5. md.) Toplantı yapılabilmesi için,

düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının

yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma

saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya

kaymakamlığa verilir.”

31. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:

“Genel yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu

hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük

Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve

şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur.”

32. 2911 sayılı Kanun’un 23. maddesi şöyledir:

“a) 9 ve 10 uncu

madde hükümlerine uygun biçimde bildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüş

için belirtilen gün ve saatten önce veya sonra;

b) (Değişik bent: 30/7/1998 tarih ve 4378

sayılı Kanun’un 1 md.) Ateşli silahlar veya patlayıcı

maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik

çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı,

aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü

sis, gaz ve benzeri maddeler ile yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve

işaret taşınarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı

andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini

tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek

toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik

taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu

nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile yayınlanarak,

c) 7 nci

madde hükümleri gözetilmeksizin,

d) 6 ve 10 uncu maddeler gereğince belirtilen

yerler dışında,

e) 20 nci

maddedeki yöntem ve şartlara ve 22 nci maddedeki

yasak ve önlemlere uyulmaksızın,

f) 4 üncü madde ile

Kanun kapsamı dışında bırakılan konularda kendi amaç, kural ve sınırları dışına

çıkılarak,

g) Kanunların suç saydığı maksatlar için,

h) Bildirimde belirtilen amaç dışına

çıkılarak,

i) Toplantı ve yürüyüşün 14, 15, 16, 17 ve 19

uncu maddelere dayanılarak yasaklanması veya ertelenmesi halinde tespit edilen

erteleme veya yasaklama süresi sona ermeden,

j) (Değişik bent: 2/3/2014 tarih ve 6529

sayılı Kanun’un 9. md) 12 nci

madde gereğince toplantının dağılmasına karar verilmesi hâlinde,

k) 21 inci madde hükmüne aykırı olarak,

l) 3 üncü maddenin 2 nci fıkrası hükmüne uyulmadan, Yapılan toplantılar veya

gösteri yürüyüşleri Kanuna aykırı sayılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 16/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 24/10/2013 tarihli ve 2013/7836 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu, resmi bir gün olan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma

Günü kutlamalarına katılmak için Beşiktaş Çarşı Meydanına gittiğini, burada

diğer arkadaşları ile birlikte çevik kuvvet polisi tarafından etraflarının

sarıldığını, polisin yoğun kimyasal içerikli gaz, gaz bombası, gaz fişeği, ses

bombası, kimyasal içerikli su ile kendilerine müdahale ettiğini, bulunduğu alana

müdahale esnasında yaklaşık 5-6 metre mesafeden bir polisin kendisini

hedefleyerek gaz tüfeği ile gaz fişeği attığını, gaz fişeğinin sol bacak uyluk

kemiğine isabet ederek ağır yaralanmasına neden olduğunu, bu yara sebebiyle

uzun süre yürüyemediğini ve avukatlık mesleğini icra edemeyerek kazanç kaybı

yaşadığını, olaylara ilişkin olarak Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkında

yaptığı şikâyetlerin ve polisler hakkındaki idari soruşturmanın sonuçsuz

kaldığını, etkin bir soruşturma yapılmadığını, ayrıca olay günü Valilik

tarafından alınan güvenlik önlemleri çerçevesinde tüm toplu taşım araçlarının

sefer düzenlemediğini belirterek, Anayasa'nın 17., 19., 23., 34. ve 40.

maddelerinde düzenlenen kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı,

seyahat özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve maddi, manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

35. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, kötü

muamele yasağı, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı dışında ayrıca

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, seyahat özgürlüğü ile etkili başvuru

hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Başvuru konusu olayda

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına konu olabilecek bir müdahaleden

bahsedilmemesi ve olayın oluş şekli ve sonuçları açısından anılan hakka yönelik

bir müdahalenin tespit edilememesi nedeniyle bu hak ayrıca incelenmemiştir.

Başvurucunun seyahat özgürlüğüne ilişkin olarak temel iddiasının, Valilik

tarafından toplu taşıma araçlarının yasaklanması sonucu seyahat etmesinin

kısıtlanması olduğu, ancak bahse konu yasaklamanın amacının izin verilmeyen

toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmanın engellenmesi olduğundan başvurucunun

bu konuya ilişkin iddiaları toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı çerçevesinde

olduğu kabul edilmiştir. Etkili başvuru hakkına ilişkin olarak başvurucu,

toplantı sırasında gaz fişeği ile yaralanmasından dolayı Cumhuriyet savcılığına

yaptığı şikâyetin etkili soruşturulmadığını iddia etmiştir. Başvurucunun bu

iddiaları temel olarak kötü muamele yasağının usuli

yükümlülükleri kapsamında kaldığından kötü muamele yasağı çerçevesinde

incelenmiştir.

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Başvurucunun yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen

iddialarının özü, 1 Mayıs günü katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşünde

polisin gaz bombası gibi toplumsal olaylara müdahale araçlarını ölçüsüz kullanması

sonucu yaralanmasının kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü

hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Bu kapsamda başvurucunun iddiaları

yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

tanımlanan kötü muamele yasağı ve Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen

toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı çerçevesinde incelenmiştir.

1. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiği

İddiası

37. Başvurucu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarına

katıldığı esnada çevik kuvvet polisi tarafından etraflarının sarılarak yoğun

kimyasal içerikli gaz, gaz bombası, gaz fişeği, ses bombası, kimyasal içerikli

su ile kendilerine müdahale edildiğini, müdahale esnasında yaklaşık 5-6 metre

mesafeden bir polisin kendisini hedefleyerek gaz tüfeği ile gaz fişeği

attığını, gaz fişeğinin sol bacak uyluk kemiğine isabet ederek ağır

yaralanmasına neden olduğunu, buna ilişkin olarak yaptığı şikâyetin etkin

soruşturulmayarak sonuçsuz kaldığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık, başvurunun kabul edilebilirliğine dair herhangi

bir açıklamada bulunmamıştır. Öte yandan başvurucunun yaralanmasının polisin

müdahalesinden kaynaklandığına dair henüz herhangi bir delilin olmadığı

belirtilmiştir.

39. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı devletin, yaralanmanın

nasıl olduğunu tespit etmeye yönelik pozitif yükümlülüğünün olduğunu, olay

tarihi, yaralanma şekli ve hastane kayıtlarının, yaralanmanın polis tarafından

gerçekleştirildiğini ortaya koyduğunu, dosyanın sürüncemede bırakıldığını, bu

sebeple başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiğini

belirtmiştir.

40. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “İşkence Yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur

kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.”

42. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı belirtilmiştir (Cezmi

Demir ve Diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

43. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin vücut ve ruh sağlığını korumadan kaynaklanan negatif

ödevidir (Cezmi Demir ve Diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81). Diğer taraftan devletin, pozitif bir

yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin, gerekse

kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma

yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü

tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil

Kerimoğlu ve

Diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

44. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

46. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil

nitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural

olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

47. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı

takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece

mahkemelerine başvurulmalıdır (Bayram Gök,

B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 17). Bu kapsamda temel hak ve hürriyetlerle

ilgili hukuk sisteminin koruma mekanizmalarının öncelikle işletilmesi

gerekmektedir. Bu nedenle, ihlal iddialarına ilişkin olarak öncelikle olağan

kanun yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Ancak somut olayın koşulları

itibarıyla başvuru yollarının tüketilmesinin yarar sağlamayacağı veya etkili

olmadığının anlaşılması halinde anılan yollar tüketilmeden yapılan bir başvuru

incelenebilir (Şehap Korkmaz, B. No. 2013/8975, 23/7/2014, §

33).

48. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlanan

kötü muamele yasağına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında

etkili bir hukuk mekanizmasının olması ve bu mekanizmanın sadece teorik değil

pratik olarak da işlemesi gereklidir. Mevcut hukuk sisteminde teorik olarak

etkili bir hukuk mekanizması olmadığı söylenemez. Bununla birlikte bu

mekanizmanın pratik olarak etkili işlemesi her somut olay açısından ayrı ayrı

değerlendirilmelidir.

49. Somut olayda, başvurucu, yaralanmasına ilişkin olarak

3/5/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi vermiş

ve aynı gün alınan ifadesinde kendisinin yaralanmasına doğrudan sebep olan

polislerden ve olaylara sebep olan Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi

ve Emniyet Müdüründen şikâyetçi olmuştur. Bunun üzerine başlatılan adli

soruşturmada başvurucunun şikâyetçi olduğu kişiler hakkında ayrı soruşturma

usulü öngörüldüğünden dosya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tefrik edilerek

ayrı ayrı değerlendirilmiştir (bkz. §14).

50. Başvurucunun, Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkında

şikayetine ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığı işlemden kaldırma kararı

vermiştir. İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü hakkındaki soruşturmanın akıbeti

dosya kapsamından tespit edilememiştir. Bununla birlikte başvurucunun

yaralanmasına doğrudan neden olan müdahaleye ilişkin olarak Cumhuriyet

Başsavcılığı ilk önce soruşturma izni talep etmiştir (bkz. §§ 13-18). Yapılan

araştırma sonucunda adli ve idari yönden soruşturma izni verilmemesine karar

verilmesine rağmen Cumhuriyet savcılığı şikâyetlerin doğrudan soruşturma

gerektirdiği gerekçesi ile anılan karara rağmen adli soruşturmaya başlamıştır

(bkz. § 20). Bu kapsamda olayı aydınlatmak ve fail veya failleri tespit etmek

amacıyla bazı polislerin şüpheli sıfatı ile beyanları alınmıştır.

51. Başvurucunun kötü muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddialarının temelinde kendisine doğrudan müdahale ettiğini ileri

sürdüğü polislerin eylemi yer almaktadır. Öte yandan başvurucunun siyasiler ve

üst düzey bürokratlar hakkında yaptığı şikâyetlerin temeli de esas olarak

polislerin müdahalesinin bulunduğu iddiasına dayanmaktadır. Bununla birlikte

başvurucu, katıldığı gösteri yürüyüşünde yaralanması ile siyasi ve üst düzey

bürokratlar arasında doğrudan bağlantı kuracak nitelikte herhangi bir durum da

ortaya koymamıştır. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları doğrudan müdahaleyi

gerçekleştiren polisler hakkında yapılan soruşturmaya dayanmaktadır ve bu

soruşturma netleştirilmeden iddiaların değerlendirilmesi mümkün değildir. Başka

bir ifade ile başvurucunun yaralanmasına neden olan müdahale aydınlığa

kavuşturulmadan ya da buna ilişkin soruşturma veya kovuşturma sonuçlanmadan

kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarının esaslı biçimde

incelenebileceği söylenemez. Bunun istisnası kötü muamele iddialarının

soruşturulması veya kovuşturulmasında süre veya yargılamanın seyrinin

soruşturmanın veya kovuşturmanın etkisiz kabul edilmesine yol açacak nitelikte

olması halinde soruşturmanın veya kovuşturmanın nihayete ermesi beklenemez.

52. Somut olayda başvurucu, Başbakan ve İçişleri Bakanına

yönelik şikâyetleri hakkında işlemden kaldırma kararına yaptığı itirazın

reddedilmesi üzerine bireysel başvuruda bulunmuştur. Bununla birlikte eylemi

gerçekleştirdiği iddia edilen polisler hakkındaki soruşturmada başvuru

tarihinden yaklaşık bir ay önce Cumhuriyet Başsavcılığı polislere dair

şikâyetin soruşturma izni gerektirmediği gerekçesi ile soruşturmaya devam

edilmesine karar vermiştir. Bu kapsamda bazı polislerin şüpheli sıfatıyla

beyanı alınmıştır. Ayrıca bireysel başvuru, eylemi doğrudan gerçekleştiren

polisler hakkındaki soruşturma tamamlanmadan, yaralanmaya ilişkin olarak Cumhuriyet

Başsavcılığına yapılan şikâyetten yaklaşık altı ay sonra yapılmıştır. Her ne

kadar başvurunun incelendiği tarihte, yaklaşık on sekiz ay geçmesine rağmen

soruşturma halen sonuçlanmamış ise de toplumsal olaylara müdahale ile ilgili

iddiaların aydınlatılmasındaki güçlük gözetilerek soruşturmada gelinen aşamaya

kadar geçen süre ve bu sürede soruşturma ve yargılama makamlarınca yapılan

işlemler dikkate alındığında, kötü muamele yasağı açısından soruşturmanın

tamamlanmadan iddiaların bireysel başvuruda incelenmesini gerektirecek bir

durumun varlığından söz edilemez. Dolayısıyla başvuru konusu olayla ilgili

yürütülen soruşturmanın halen devam ettiği ve geçen süre ile yargılamanın

seyrinin soruşturmanın etkisiz kabul edilmesine neden olacak belirtiler

gösterdiği söylenemez (benzer kararla için bkz. Şehap Korkmaz, B. No. 2013/8975, 23/7/2014, § 32; Şehap Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, B.No. 64200/13, 25/3/2014, § 25-27).

53. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin iddialarının "başvuru yollarının tüketilmemiş olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal

Edildiği İddiası

54. Başvurucu, resmi bir gün olan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma

Günü kutlamalarına katıldığı esnada diğer arkadaşları ile birlikte çevik kuvvet

polisi tarafından etraflarının sarıldığını, polisin yoğun kimyasal içerikli

gaz, gaz bombası, gaz fişeği, ses bombası, kimyasal içerikli su ile kendilerine

müdahale ettiğini, kendisinin bulunduğu alana müdahale esnasında yaklaşık 5-6

metre mesafeden bir polisin kendisini hedefleyerek gaz tüfeği ile gaz fişeği

attığını, bu nedenle yaralandığını, ayrıca olay günü Valilik tarafından alınan

güvenlik önlemleri çerçevesinde tüm toplu taşıma araçlarının sefer

düzenlemediğini belirterek toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

55. Bakanlık görüşünde, AİHM’in

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ilişkin içtihatları

belirtildikten sonra göstericilerin yasa dışı gösteri yapmaları nedeniyle

uyarılmalarına rağmen polise taş, sopa gibi cisimler fırlattığını, bunun

üzerine çevik kuvvet polisinin müdahale ettiği ancak, adli soruşturma sürecinin

halen devam etmesi nedeniyle olayın tam olarak aydınlatılamadığı

belirtilmiştir.

56. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı, polise bazı cisimler

atıldığına dair iddiaların müdahaleyi haklı çıkarmayacağı gibi kendisi hakkında

herhangi bir kaydın da olmadığını ileri sürmüştür.

57. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

58. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

59. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil

nitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural

olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

60. Başvurucu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarında

çevik kuvvet polisi tarafından yapılan müdahaleye ilişkin olarak İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde şikâyetçi olmuştur. Buna ilişkin olarak

Cumhuriyet Başsavcılığı şikâyet edilen kişilere göre Anayasa ve 4483 sayılı

Kanun kapsamında dosyayı tefrik etmiştir (bkz. § 15). Daha sonra Cumhuriyet

Başsavcılığının, Başbakan ile İçişleri Bakanı hakkında verdiği işleme koymama

kararının kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruda bulunulmuştur. Tefrike konu

İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü hakkındaki incelemenin akıbetine ilişkin olarak

dosya kapsamında herhangi bir belge veya bulgu tespit edilememiştir (bkz. §

22). Diğer taraftan eylemi gerçekleştiren polisler hakkındaki soruşturma

dosyası halen derdesttir.

61. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik iddialar

açısından toplantıya yapılan müdahalelere ve müdahale sonucundaki yaralanmalara

ilişin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetleri bir bütün halinde toplantı

ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına ilişkin başvuru olarak

kabul etmek gerekir (benzer yönde AİHM kararları için bkz. Pekaslan/Türkiye, B.No. 4572/06 ve

5684/06, 20/3/2012; Özalp Ulusoy/Türkiye,

B.No: 9049/06, 4/6/2013; Oya Ataman/Türkiye, B.No:

74552/01, 5/12/2006, Gazioğlu ve

diğerleri/Türkiye, B.No: 29835/05,

17/5/2011; Biçici/Türkiye, B.No: 30357/05, 27/5/2010; Balçık

ve diğerleri/Türkiye, B.No: 25/02,

29/11/2007). Nitekim bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi ile

meydana gelen sonuçlar açısından kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının aynı anda ihlal edilmesi mümkündür. Mevcut başvuru

gibi şikâyetlerde, kötü muamele yasağı ile toplantı hakkının birbirinden

ayırmanın zorluğu bireysel başvuruda bulunabilmek için her iki hak için ayrı

ayrı başvuru yolu gösterilmesini anlamsız kılmaktadır. Nitekim başvurucunun,

kötü muamele yasağı ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik

yapılan müdahalelere dair şikâyetinde iki iddia birlikte ileri sürüldüğünden

Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı aynı temelde incelemektedir. Bu nedenle

her iki hak için ayrı yargılama mercilerine başvurulmasını beklemek hak ihlali

iddiasına konu olayların aydınlatılmasında ve hakların özünün korunmasında

yetersiz ve gereksiz bir sonuca yol açabilecektir.

62. Bu nedenle mevcut başvuru gibi toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağının aynı müdahale kapsamında

ihlal edildiğine ilişkin başvurularda, kötü muamele yasağına neden olduğu iddia

edilen müdahaleyi gerçekleştirenlere karşı Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan

şikâyetin tüketilmesi gereken başvuru yolu olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda kişilerin kötü muamele yasağı ile toplantı hakkına yönelik

müdahaleyi özü itibarıyla yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına taşıması ve buna

ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığının vereceği karar ve bu karara karşı

öngörülen olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Bu tür iddialar

karşısında Cumhuriyet Başsavcılığının yapacağı temel değerlendirme faillerin

kimliği, toplantıya müdahalenin haklı olup olmadığı, müdahalenin ölçülü olup

olmadığı ve suç oluşturup oluşturmadığının tespitine yönelik olacaktır.

63. Somut olayda, başvurucunun, katıldığı toplantı ve gösteri

yürüyüşünde polisin müdahalesi ile yaralandığından bahisle İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına yaptığı şikâyetin başvuru yolu olarak kabul edilmesi gerekir.

Ancak bahse konu şikâyete ilişkin olarak Cumhuriyet savcılığındaki

soruşturmanın halen derdest olması, toplantı hakkına yönelik iddiaların

incelenmesi için engel olup olmayacağı açısından değerlendirilmelidir.

64. Kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları ile birlikte

ileri sürülen toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı yönünden adli soruşturmanın

önemi, iddialara konu olay yönünden başvurucunun eylemlere katılıp katılmadığı,

yaralanmanın polis müdahalesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve buna ilişkin

tüm delillerin toplanıp toplanmadığı, başka bir ifade ile olayın aydınlatılıp

aydınlatılmadığı ile ilgilidir.

65. Başvuru konusu olayda, başvurucunun Cumhuriyet

Başsavcılığına yaptığı şikâyetinin tefriki sonucunda ayrı bir soruşturma

dosyasında görülen Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkındaki şikâyete dair işleme

koymama kararının kesinleşmesinin başvurunun incelenmesi için yeterli olduğu

söylenemez. Nitekim Başbakan ve İçişleri Bakanına karşı yapılan şikâyetin

konusu tek başına toplantı hakkına müdahale olarak değerlendirilemez. Bu

nedenle müdahalenin aydınlatılmasına yönelik olarak Cumhuriyet Başsavcılığının

soruşturmayı tamamlamış ve polisin müdahalesinin hangi gerekçelere dayandığına

dair yeterli bir bulgu ortaya koymuş olması gerekmektedir. Öte yandan derdest

soruşturmalar açısından toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kötü

muamele yasağı ile birlikte değerlendirildiğinden, süre ve yargılamanın

seyrinin soruşturmanın etkisiz kabul edilmesine neden olacak belirtiler

göstermesi gerekmektedir. Ancak kötü muamele yasağına ilişkin olarak yapılan

değerlendirmede belirtildiği üzere (bkz. § 49) olaylara müdahale ile ilgili

iddiaların aydınlatılmasındaki güçlük nedeniyle soruşturmada gelinen aşamaya

kadar geçen süre ve bu sürede soruşturma ve yargılama makamlarınca yapılan

işlemler dikkate alındığında olağan başvuru yollarının tüketilmesinin yarar

sağlamayacağını kabul etmek mümkün değildir.

66. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 34.

maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

ihlaline ilişkin iddialarının "başvuru

yollarının tüketilmemiş olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle, başvurucunun “kötü muamele yasağının” ve “toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının” ihlal edildiğine ilişkin başvurusunun “başvuru yollarının tüketilmemesi”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 16/4/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Onur CİNGİL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7836, 16 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7836
Tarih
16 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Ayşe Sena Sezgin Arslan Başvurusu (B. No: 2014/13367)
  • Reşat Ertan Başvurusu (B. No: 2013/5700)
  • Cem Mermut Başvurusu (B. No: 2013/7861)
  • Garanti Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/4553)
  • Serap Keskin Başvurusu (B. No: 2013/1815)
  • Mustafa Ersen Erkal Başvurusu (B. No: 2013/4770)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.