İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cem Mermut Başvurusu (B. No: 2013/7861)

1. Başvurucu, aile mahkemesi tarafından aleyhine hükmedilen

Başvuru No2013/7861Tarih16 Nisan 2015Okuma18 dk · 3.641 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cem Mermut Başvurusu

Karar tarihi
16 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2013/7861
R.G. Tarih- Sayı
11/7/2015-29413
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.641 kelime·18 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, aile mahkemesi tarafından aleyhine hükmedilen

koruma kararına karşı verdiği itiraz dilekçesinde karşı tarafa söylediği

sözlerden dolayı hakaret suçundan cezalandırılması nedeniyle, Anayasanın 36.

maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu yeniden yargılanma kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili tarafından 21/10/2013 tarihinde

İzmir 6. Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 29/11/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 9/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 13/1/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, daha önce benzer başvurularda

sunulan görüşler nedeniyle mevcut başvuruda görüş sunulmasına gerek

görülmediğini bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu ile eşi arasında Karşıyaka 3. Aile Mahkemesinde

boşanma davası bulunmaktadır. Mahkeme 22/5/2013 tarihli kararı ile tarafların

boşanmalarına ve ortak iki çocuğun velayetlerinin başvurucunun eşine

verilmesine karar vermiştir.

8. Tarafların boşanma davalarının devam ettiği sırada

Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi, 25/11/2011 tarihli kararında, eşine karşı hakaret,

tehdit ve darp eylemlerini gerçekleştirme olasılığı nedeniyle 14/1/1998 tarih

ve 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun’un 1. maddesi hükmü uyarınca

başvurucunun altı ay boyunca evden uzaklaştırılmasına, aile bireylerinin

birlikte ya da ayrı oturdukları ev ya da işyerlerine yaklaşmamasına karar

vermiştir.

9. Başvurucu, aleyhine verilen tedbir kararına karşı

19/12/2011 tarihinde Karşıyaka 3. Aile Mahkemesine itiraz dilekçesi vermiştir.

Başvurucu, dilekçesinde, tedbir kararının gerekçesi olarak gösterilen olayların

doğru olmadığını, kendisinin, eşinin akrabalarının şiddetine maruz kaldığını, hükmolunan

tedbir kararı sonucunda çocuklarını görme imkânının ortadan kalktığını

belirtmiş ve ayrıca dilekçesinde “çocuklarım

alkolik ve ruh hastası bir annenin yanında tehlike altındadır”

şeklinde beyanda bulunmuştur.

10. Başvurunun eşinin şikayeti

üzerine, Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 19/12/2012 tarihli

iddianamesiyle, başvurucunun Karşıyaka 3. Aile Mahkemesine verdiği itiraz

dilekçesinde kullandığı sözlerden dolayı hakaret suçundan cezalandırılması için

Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

11. Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesi 18/9/2013 tarihli kararı

ile başvurucunun itiraz dilekçesindeki beyanlarından dolayı adli para cezası

ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Ceza mahkemesi kararında şu gerekçeye

dayanmıştır:

“Katılan (…) ile sanık Cem Mermut'un

evli oldukları, ancak aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle boşanma davası bulunduğu,

Karşıyaka 3. Aile Mahkemesinin 2011/115 D.İş

sayılı dosyasında 4320 sayılı Kanun gereğince tedbir kararı verildiği, sanığın

19/12/2011 havale tarihli dilekçe ile tedbir kararına itiraz ettiği, itiraz

dilekçesinde ".... çocuklarım alkolik ve ruh hastası bir annenin yanında

tehlike altındadır" şeklinde beyanda bulunulduğu, sanığın alınan

savunmasında, şikayete konu ifadeyi kullandığını, bunu mahkemeye verdiği

dilekçeye yazdığını, toplum içinde katılanı rencide edecek veya hakaret amaçlı

olarak kullanmadığını beyan ettiği, bu durum karşısında söz konusu sözlerin

söylenip söylenmediği hususunda herhangi bir tartışmanın bulunmadığı,

tartışmanın kullanılan bu sözlerin hakaret teşkil edip etmeyeceği noktasında

düğümlendiği, dosyaya delil olarak sunulan, Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi'nin

2011/1035 esas ve 2013/375 karar sayılı ilamının incelenmesinde katılanın alkol

alışkanlığının bulunduğu ve katılanın düzenli olarak alkol aldığı tespit

edilmiş ise de bu tespitin katılanın alkolik olduğu sonucunu doğurmayacağı,

sanığın mahkemeye yazmış olduğu dilekçesinde katılandan "alkolik ve ruh

hastası bir kişi olduğunu" beyan ederek katılanın onur şeref ve

saygınlığını rencide edecek somut bir fiil veya olgu isnat ettiği bu sözlerle

katılanı küçümsediği ve aşağıladığı dolayısıyla tahkir kastının bulunduğu söz

konusu sözlerin kullanılmasının TCK'nun 128.

maddesinde ifadesini bulan iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında

değerlendirilemeyeceği, zira söz konusu sözlerin gerçek ve somut vakalara

dayandırılmadığı diğer taraftan hakaret teşkil edilen dilekçenin ilgili yargı

merciine verilmesi ile birlikte aleniyet kazandığı bu açıdan somut olay

yönünden aleniyet şartlarının da oluştuğu anlaşıldığından sanığın alenen hakaret

suçundan aşağıdaki gibi cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.”

12. Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesi kararını kesin olarak

vermiştir. Başvurucu karardan, 18/9/2013 tarihinde kararın tefhimi ile haberdar

olmuştur.

13. Başvurucu Anayasa Mahkemesine 21/10/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide

edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek

suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki

yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında

hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek

işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya

görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya

hükmolunur.”

15. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 128. maddesi şöyledir:

“(1) Yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan

yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili

olarak somut isnadlarda ya da olumsuz

değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat

ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla

bağlantılı olması gerekir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 16/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 21/10/2013 tarih ve 2013/7861 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, kendisinin aleyhine olarak ortak evden

uzaklaştırma ve aile bireylerine yaklaşmaması yönünde aile mahkemesi tarafından

alınan koruma kararına karşı verdiği itiraz dilekçesinde, savunma hakkı

kapsamında karşı tarafa söylediği sözlerden dolayı hakaret suçundan

cezalandırılması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu yeniden

yargılanma kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

18. Başvurucu, itiraz dilekçesinde sarf ettiği sözlerin

savunma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Öte

yandan başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin, müştekinin alkolik olup olmadığını

araştırmamasından şikâyetçi olmuştur. Buna karşın İlk Derece Mahkemesi,

mağdurun alkol kullanma alışkanlığı olduğunu kabul etmiş, kararında bu hususu

da göz önünde bulundurmuştur. Bu sebeplerle başvurucunun, şikâyet ettiği

koşullar ve şikâyetleri dile getirme biçimi dikkate alındığında, bu

şikâyetlerin Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

19. Başvurucunun şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Başvurucunun ve Bakanlığın görüşleri

20. Başvurucu, eşinin alkol bağımlılığı ve ruhsal problemleri

olması ve savurgan yaşam tarzı nedeniyle boşanma davası açtığını, davalının

kendisine sadakat yükümlülüğüne uymadığının ve alkol aldığının mahkemece kabul

edildiğini belirtmiştir. Başvurucu, boşanma davaları devam ederken aile

mahkemesince aleyhine altı ay boyunca evden uzaklaştırma ve aile bireylerinin

birlikte ya da ayrı oturdukları ev ya da işyerlerine yaklaşmaması kararı

verdiğini, bu karara yaptığı itiraz dilekçesinde kararın dayandığı olayların

doğru olmadığını belirttikten sonra eşinin alkol bağımlılığını anlatmak için “alkolik” kelimesini kullandığını ileri

sürmüştür. Başvurucu, tıp doktoru olduğunu, alkolik kelimesinin hukuken hakaret

teşkil edeceğini bilmesinin mümkün olmadığını, söz konusu beyanlarının savunma

hakkı kapsamında kaldığını, hakaret kastı bulunmadığını savunmuştur.

21. Başvurucunun iddialarına karşı Bakanlık, söz konusu

şikâyetin bir kanun yolu şikâyeti olması gerekçesiyle görüş bildirmeyeceğini

belirtmiştir.

b. Değerlendirme

22. Başvuruya konu davada başvurucunun, kullandığı sözlerin

hakaret içerdiği kabul edilerek, 1.740,00 TL tazminat ödemeye mahkûm

edilmiştir. O halde söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade

özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

23. Öte yandan söz konusu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesi

açısından “yasayla öngörülmüş”

olduğu ve Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde “başkalarının şöhret veya haklarının korunması”

şeklinde “meşru bir amaç güttüğüne”

yönelik bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu nedenle geriye söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup

olmadığını belirlemek kalmaktadır.

i. İlgili ilkeler

24. Başvurucunun bir mahkeme kararına yaptığı itirazda sarf

ettiği sözlerden dolayı ceza mahkemesince para cezasına mahkûm edilmesine

ilişkin kararda, demokratik bir toplumda, başvurucunun ifade özgürlüğü ile

başkalarının şöhret veya haklarının korunması arasında makul bir dengenin

gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.

25. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi uyarınca

ifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate

sahip olma” özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”,

buna bağlı olarak “haber veya görüş alma ve

verme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifade

özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine

ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları

tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade

edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve

yayabilmesi anlamına gelir (Emin Aydın, B.

No: 2013/2602, 23/1/2014, § 40).

26. Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bu

bağlamda toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin

barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün

kişiliğini, düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve tartışabildiği bir

ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve başkalarını

tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla ilişkilerimizi

belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir (Emin

Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 41).

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ifade özgürlüğünün

“toplumun ilerlemesi ve her insanın

gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun asıl

temellerinden birini” oluşturduğuna sıklıkla dikkat çekmektedir. AİHM’e göre “İfade

özgürlüğü, 10. maddenin 2. fıkrasına bağlı olarak, yalnızca lehte olduğu kabul

edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi veya düşünceler

için değil, aynı zamanda devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şok

edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar,

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın

demokratik toplum olmaz.” (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,

7/12/1976, § 49).

28. İfade özgürlüğü konusunda devletin pozitif ve negatif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük kapsamında

Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunlu olmadıkça düşüncenin

açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı;

pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması

için gereken tedbirleri almalıdır (benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B.No:23144/93,

16/3/2000, §43).

29. İfade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar konusunda devletin

ve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmelidir. Ancak bu

takdir alanı da Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze dokunmama kriterleri

çerçevesinde yapılacak denetimde genel ya da soyut bir değerlendirme yerine,

ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman, sınırlama sebeplerinin

niteliği gibi çeşitli unsurlara göre farklılaşan ayrıntılı bir değerlendirme

yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır (Emin

Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 48).

30. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında demokratik

toplumu, “Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak

koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve

ancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM, E.2006/142, K.2008/148,

K.T. 24/9/2008) biçiminde tarif etmiştir. Diğer bir deyişle yapılan sınırlama

hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını durduruyor veya aşırı

derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya ölçülülük ilkesine

aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge bozuluyorsa demokratik

toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59, K.2011/69, K.T.

28/4/2011; AYM, E.2006/142, K.2008/148, K.T. 17/4/2008).

31. Öze dokunmama ya da demokratik toplum gereklerine uygunluk

kriterleri, öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da

istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da

alınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir.

Nitekim AİHM de demokratik toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcı sosyal ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Buna

göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da

gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bu konudaki AİHM

kararları için bkz. Axel

Springer AG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012; Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve

60641/08, 7/2/2012).

32. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun ana

temellerinden olan ifade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya

zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil, ayrıca Devletin

veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları

rahatsız eden ifadeler için de uygulanır. Çünkü bunlar, çoğulculuğun,

hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

33. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada

devreye girecek olan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade

edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş

olmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için gerekli olmak ile

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “[T]emel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir sınırlamanın,]

demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye

olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi

gerekir…” (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek,

amaca, temel haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercih

edilmesi gerektiğine karar vermiştir.

34. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.

35. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemesinin

kararında dayandığı gerekçenin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne uygun olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır.

36. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesine göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden birisi de başkalarının şöhret veya

haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının

korunmasıdır.

37. Bireyin şeref ve itibarı ise Anayasa’nın 17. maddesinde

yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Abdullah

Doğtaş, B.No:

2013/1123, 2/10/2013, § 35). Üçüncü kişilerin şeref ve itibara müdahalesi,

birçok ihtimalin yanında, adli makamlara verilen dilekçeler veya mahkemeler

önünde sarf edilen sözlerle de olabilir. Bir kişi adli makamlara verilen

dilekçelerde ve bir yargılama çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin

şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

38. Bireylerin maddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerin

müdahalelerine karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitif

yükümlülüğü, mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz.

Üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi

yoluyla da mümkündür. Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan

müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür.

Hakaret ceza hukuku anlamında suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak

nitelendirilmekte ve tazminat davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla

bireyin, üçüncü kişilerce şeref ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla,

hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür (Abdullah Doğtaş, B.No: 2013/1123, 2/10/2013, § 35).

39. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması

ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması

hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade

özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir (Nilgün Halloran,

bkz. B.No: 2012/1184,

16/7/2014, § 43; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Von

Hannover/Almanya (no.2) [BD], B.No:

40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99).

40. Somut başvuruda özellikle “yazının hedef aldığı kişinin kimliği ve yazının amacı”nın özel önemi

bulunmaktadır. Zira başkalarının şöhret ve haklarının korunması kapsamında

ifade özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sade

vatandaşlarla, kamuya mal olmuş kişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileri

birbirlerinden ayırarak değerlendirme yapılması gerekir. Özellikle ifade

özgürlüğü ile başkalarının hak ve şöhret değerlerinin çatışması hâlinde, eğer

şöhreti söz konusu olan kişi sade vatandaş ise koruma üst düzeyde şöhretten

yana tutulmalı, siyasetçinin şöhreti söz konusu ise ilke olarak tercih ifade

özgürlüğünden yana kullanılmalıdır (B.No:

2012/1184, 16/7/2014, § 45)

41. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumda

gerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulup

dokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını ve düşünceyi açıklama

özgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkının çatışması

hâlinde adil bir dengenin kurulup kurulmadığını her olayın kendine has

özelliklerine göre takdir edecektir.

42. Dolayısıyla, başvurucunun, aile mahkemesince aleyhine

alınmış koruma kararına itiraz dilekçesinde eşine karşı yönelttiği sözlerden

dolayı hakaret suçundan adli para cezası ile cezalandırılmasının ölçülü

olduğunun kabulü halinde, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekçelerinin

inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir.

ii. Yukarıda Belirtilen İlkelerin

Davaya Uygulanması

43. Başvurucu, “çocuklarım

alkolik ve ruh hastası bir annenin yanında tehlike altındadır”

şeklindeki ifadeleri tedbir kararı sonucunda çocuklarını görme imkânının

ortadan kalkması ve eşinin alkol kullanan ve şiddet uygulayan bir kişi olması

nedeniyle kullandığını ve hakaret kastı bulunmadığını savunmuştur.

44. Başvurucunun yargılandığı Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesi,

mağdurun alkol alışkanlığının bulunduğunu ve düzenli olarak alkol aldığının

tespit edildiğini, fakat bu tespitin mağdurun alkolik olduğu sonucunu

doğurmayacağını, başvurucunun dilekçesinde, müştekinin “alkolik ve ruh hastası bir kişi olduğunu”

beyan ederek onun onur şeref ve saygınlığını rencide edecek somut bir olgu

isnat ettiğini, bu sözlerle onu küçümsediğini ve aşağıladığını dolayısıyla

tahkir kastının bulunduğunu kabul etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun

söz konusu sözleri kullanmasının 5237 sayılı Kanun’un 128. maddesinde yer alan

iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilemeyeceğini, söz konusu

sözlerin gerçek ve somut vakalara dayandırılmadığını, hakaret oluşturan

dilekçenin ilgili yargı merciine verilmesi ile aleniyet kazandığını belirterek

başvurucunun alenen hakaret suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. §

11).

45. Somut bireysel başvurunun incelenmesinde, yalnızca ve tek

başına derece mahkemelerince verilen kararların ele alınması ile yetinilemez.

İlk olarak başvurucu tarafından söylenen

sözlerin yalnızca mahkemeye verilen itiraz dilekçesinde dile getirildiği göz

önünde bulundurulmalıdır. İkinci olarak ise yargılamaya konu “çocuklarım

alkolik ve ruh hastası bir annenin yanında tehlike altındadır”

şeklindeki ifadenin içinde geçtiği yazının

bütünü ile birlikte ve söylendiği bağlamdan

kopartılmaksızın, olayın bütünselliği içerisinde değerlendirilmesi gerekir.

46. Başvurucuya göre mağdur alkol kullanmaktadır ve alkolik

kelimesini bunu ifade etmek için kullanmıştır. Öte yandan başvurucu, “ruh hastası” ifadesini neden kullandığını

izah etmemiştir. Başvurucu, söz konusu ifadeyi bir bütün olarak çocuklarından

ayrı kalmaya ve çocuklarının alkol problemi olan annelerinin yanında kalmasına

bir itiraz olarak dile getirdiğini ileri sürmüştür.

47. Bu ifadeler, davacının eleştirilerine karşı

değerlendirmeler içeren değer yargıları olarak nitelendirilmelidir. Bir değer

yargısının doğruluğu kanıtlanabilir değildir ve değer yargılarının kişinin

görüş ve yorumlarından meydana gelmesi nedeniyle ispat edilmeleri mümkün

olmadığı gibi ispatının istenmesi de ifade özgürlüğünün ihlali anlamına

gelecektir.

48. Durum böyle iken, mevcut davanın koşullarında, başvuranın

ifade ettiği değer yargısının bir hakaret oluşturmadığı iddiası, başvuranın

savunmaları ve dosyaya delil olarak sunulan Karşıyaka 3. Aile Mahkemesinin

kararı ile en azından kısmen desteklenebilir durumdadır. Öte yandan, bir

açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin

orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip

desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla

desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (benzer değerlendirmeler için

bkz. Sorguç/Türkiye, B. No: 17089/03, 23/6/2009, § 29, 32).

49. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

kişinin manevi varlığının korunması hakkından faydalanılabilmesi için, kişinin

itibarına yönelik saldırının belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması ve kişinin

manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından şahsen yararlanmasına

zarar verici nitelikte olmalıdır (Nilgün Halloran, B.No:

2012/1184, 16/7/2014, § 59; benzer bir değerlendirme için bkz. A./Norveç, B. No: 28070/06, 9/4/2009, § 64). Somut olayda, başvurucu ile

eşi mağdur arasındaki boşanma davasında Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi tarafların

boşanmalarına karar vermiştir. Söz konusu kararda mağdurun düzenli alkol

kullandığı ve başvurucuya karşı sadakat yükümlülüğünü sarsıcı nitelikte

ilişkileri bulunduğu kabul edilmiştir. Somut davada çıkarlar arasında adil bir

denge kurulması sırasında bu hususun da göz önünde bulundurulması gerekir.

50. Söz konusu tartışmanın taraflarının kimlikleri de göz

önünde bulundurulmalıdır. Mevcut başvurudaki gibi şöhreti söz konusu olan kişi

sade vatandaş ise koruma üst düzeyden yapılmalı ve bu durum, dengelemede göz

önünde bulundurulmalıdır (Nilgün Halloran, B.No:

2012/1184, 16/7/2014, § 61).

51. Başvurucu, “alkolik”

ve “ruh hastası” ifadelerini hem

koruma tedbirine ilişkin kararın ne kadar ölçüsüz olduğuna dikkat çekmek ve hem

de kendisinin eleştirisini de özetleyebilecek sözler olması sebebiyle

kullandığını iddia etmektedir. Buna karşın her durumda mağdurun, başvurucunun

kullandığı sözlere onun verdiği anlamı yüklemesi beklenemez.

52. Ayrıca başvurucunun eleştirel açıklamalarını yalnızca

mahkemeye sunduğu dilekçede ifade etmiş olması da bu açıklamalarda yer alan “tahkiri” ortadan kaldırmamaktadır. Her ne

kadar 5237 sayılı Kanun’un 128. maddesinde “Yargı

mercileri veya idarî makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia

ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda

ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez”

hükmü yer almakta ise de bunun için ifadelerin somut uyuşmazlıkla bağlantılı

olması gerekir. Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan, iddia ve savunma

hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilmeyen isnadlar

gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığından söz edilemez. Tahkir

içeren sözlerin somut uyuşmazlıkla bağlantılı olup olmadığının

değerlendirilmesi sorunu hâkimin takdirine bağlı bir husustur. Ancak her

durumda söylenen sözlerin somut uyuşmazlığın sonucunu belirlemede davanın

konusuyla mantıksal açıdan bağlantılı olması, iddia ve savunmaya yarar

sağlaması gerekir. Bu kabulün sonucu olarak tahkir ifadelerine başvurmadan da

iddia, savunma veya itirazlarda bulunulup bulunulamayacağı göz önünde

bulundurulmalıdır.

53. Başvurucunun dava konusu sözlerinde geçen “alkolik” ve “ruh hastası” kelimeleri günümüzde tahkir ifade eden

kelimeler olarak kabul edilmektedir. Başvurucunun, sürekli alkol kullanması

nedeniyle, çocuklarının, mağdurun yanında kalması ve onları koruyamayacağı

anlamına gelen koruma tedbiri kararına karşı verdiği itiraz dilekçesinde onun “alkolik” ve “ruh hastası” olduğunu söylediği biçimindeki açıklamaları,

mağdurun söz konusu dilekçeyi okuduğu zaman hissettiği olumsuz duyguları

ortadan kaldırmamaktadır. Söz konusu dilekçeyi yalnızca davanın taraflarının ve

derece mahkemelerinin hâkimlerinin göreceği ve dolayısıyla mağdurun şöhreti

üzerinde çok az etkisi olacağı kabul edilse bile mağdurda yaratacağı olumsuz

duygular inkâr edilemez.

54. Söz konusu ifadeler, başvurucunun mağdura karşı şiddet

kullandığından bahisle mahkeme kararı ile evden uzaklaştırma tedbirine karşı

verdiği itiraz dilekçesinde yer almaktadır. Karşıyaka 3. Aile Mahkemesinin

25/11/2011 tarihli tedbir kararına göre başvurucu o tarihte boşanma davası

devam eden eşine ve eşinin annesine hakaret ve tehdit içeren sözler sarf etmiş,

eşine karşı şiddet uygulamıştır. Mahkemeye göre başvurucunun boşanma davasının

devam ettiği süreçte benzer tutum ve davranışları sürdürme olasılığı

bulunmaktadır. Başvuruya konu sözlerin, bahsi geçen mahkeme kararına karşı

verilen itiraz dilekçesinde de yer alması nedeniyle, başvurucunun, mağdura

yönelik tedbir kararında bahsedilen hakaretlerinin devam ettiği kabul

edilebilir.

55. Son olarak, yukarıdaki değerlendirmelerle birlikte,

başvurucunun, mağdurun alkol kullandığına ilişkin beyanları ile çocukların

mağdurun yanında kalmasının doğru olmadığı yönündeki itirazlarını, onu “alkolik” ve “ruh hastası” olarak nitelendirmeden ileri sürmesinin de

mümkün olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

56. İlk Derece Mahkemesinin ileri

sürdüğü gerekçeler, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahale için

yeterli ve ilişkili bir gerekçelendirme sayılmalıdır. Bu nedenle İlk Derece

Mahkemesince verilen kararda, ilgili çıkarlar arasında adil bir denge

kurulmadığı söylenemez.

57. Sonuç olarak, yukarıdaki hususlar

dikkate alındığında, davacının boşanma davası devam eden eşine karşı kullandığı

sözlerden dolayı başvurucu aleyhine açılan ceza davasında 1.740,00-TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesinden ibaret müdahalenin amaçlanan

hedefler açısından orantılı olduğu ve bu bağlamda demokratik bir toplumda

gerekli ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Bu

sebeplerle, başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun, ifade özgürlüğü yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun, ifade özgürlüğüne yönelik iddiasıyla

ilgili olarak Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

16/4/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Cem MERMUT Vekili : Av. Eren EVREN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7861, 16 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Başvurucunun, ifade özgürlüğüne yönelik iddiasıyla
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7861
Tarih
16 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Garanti Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/4553)
  • Serap Keskin Başvurusu (B. No: 2013/1815)
  • Mustafa Ersen Erkal Başvurusu (B. No: 2013/4770)
  • Ömer Aslan Başvurusu (B. No: 2014/18842)
  • Mustafa Gürkan Başvurusu (B. No: 2013/7304)
  • Targan Tolga Yungul Başvurusu (B. No: 2013/1386)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.