İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Karaca Başvurusu (B. No: 2019/41752)

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama

Başvuru No2019/41752Tarih13 Ocak 2021Okuma25 dk · 5.044 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Osman Karaca Başvurusu

Karar tarihi
13 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2019/41752
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.044 kelime·25 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama

tedbirlerinin hukuki olmaması, sulh ceza hâkimliğinin bağımsız ve tarafsız

olmaması ve yakalamanın derhâl yakınlarına bildirilmemesi nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 20/12/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucunun adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

10. Başvurucu 14/10/2019 tarihinde ilgili yabancı devlet

yetkilileri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvurucu 18/10/2019

tarihinde Türk yetkililere teslim edilmiş ve 19/10/2019 tarihinde Türk

yetkililer tarafından İstanbul'a getirilmiştir.

11. Başvurucu, Gaziantep 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin

tutuklamaya yönelik verdiği 30/5/2018 tarihli yakalama kararına istinaden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlar nedeniyle yürütülen soruşturma kapsamında 19/10/2019 tarihinde

İstanbul'da hava limanında gözaltına alınmıştır.

12. Başvurucunun ilk ifadesi İstanbul Emniyet

Müdürlüğünde alındıktan sonra başvurucu 25/10/2019 tarihinde Başsavcılığa sevk

edilmiştir.

13. Başsavcılık aynı tarihte başvurucunun ifadesini

almış, terör örgütü kurma ve yönetme ve uluslararası casusluk yapma suçlarından

tutuklanması istemiyle başvurucuyu İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir.

14. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) aynı

tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Sorgu esnasında şüphelinin kendisinin

belirlediği avukatı da hazır bulunmuştur. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle

Türkçe öğretmeni olduğunu ve yurt dışındaki özel eğitim kurumlarında öğretmenlik

ve idarecilik yaptığını, Bank Asyadaki hesabını 1998 yılında açtırdığını, bu

hesaba 2014 yılından sonra talimatla para yatırmasının söz konusu olmadığını,

ByLock programını kullanmadığını, ayrıca bu program üzerinden görüşme

yaptığı belirtilen Ö.Ö., A.U.S., İ.N., C.K. ve M.Y. isimli kişileri

tanımadığını, A.K.yı ilgili yabancı devlette bulunduğu sırada tanıdığını ve

suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.

15. Hâkimlik 25/10/2019 tarihinde başvurucunun terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"... Şüphelinin üzerine atılı

Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme ve Uluslararası Casusluk Yapma

suçlarından tutuklanması talep edilmekle; şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör

örgütü ile iltisaklı olan

... [ilgili yabancı devlet] dış yapılanmasında yer alan Zaman International

School'da okul müdürü olarak, sonrasında Meksika ülkesi dış yapılanmasında

terör örgütüne müzahir Colegio De Excelenci A Raindrop isimli eğitim kurumu

yöneticisi olarak görev yapmış olması, terör örgütü ile müzahir TUSKON ile

bağlantılı olan Meksika ülkesindeki Türkiye Meksika Endüstri ve Ticaret Odası

isimli dernekte etkin şekilde faaliyet göstermesi, şüpheli tarafından

kullanıldığı HTS kayıtları ile tespit olan ... numaralı hat ile örgütün kripto

haberleşme programı olan Bylock programını kullandığı, bu program üzerinden

örgütün tepe yöneticilerinden [D.K.], [Ö.Ö.], [A.U.] (Çin

Sorumlusu), [İ.N.], [A.K.], [M.Y.] ile örgütsel

yazışmaları olması, terör örgütü liderinin talimatı sonrası döneme denk gelen

tarihlerde Bankasya'da bulunan hesabındaki bakiye artışı birlikte

değerlendirildiğinde; şüphelinin üzerine atılı suçları işlediği hususunda

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, atılı suçların vasıf ve mahiyeti ile kanunda

öngörülen cezasının alt ve üst sınırı, müsnet suçun CMK 100/3 maddesi ile

düzenlenen katalog suçlardan olması karşısında tutukluluk sebeplerinin mevcut

olduğunun varsayılması, şüphelinin kaçma ve saklanma ihtimalinin yüksek olduğu,

bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, bu

doğrultuda tutuklamanın ölçülü olduğu kanaatine varılarak CMK'nın 100 ve devamı

maddeleri gereğince, şüphelinin Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme ve

Uluslararası Casusluk Yapma suçlarından tutuklanmasına ... karar verildi."

16. Başvurucu tutuklama kararına 30/10/2019 tarihinde

itiraz etmiş, İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliği 4/11/2019 tarihinde başvurucunun

itirazını kesin olarak reddetmiştir.

17. Başvurucu anılan kararın tebliğ edilmediğini ve

kararı 25/11/2019 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.

18. Başvurucu 20/12/2019 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Başsavcılık 3/7/2020 tarihli iddianame ile

başvurucunun terör örgütü kurma veya yönetme ve uluslararası casusluk yapma

suçlarından cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu

davası açmıştır.

20. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve

faaliyetlerine ilişkin açıklamalar yapılmış sonrasında başvurucuya yönelik

suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılık, dosya kapsamında bulunan

olgu ve delillere göre başvurucunun FETÖ/PDY yöneticisi olma ve uluslararası

casusluk suçlarını işlediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda iddianamede

başvurucunun;

i. FETÖ/PDY'nin ilgili yabancı devlet dış yapılanmasında

yer alan Zaman İnternational Schoolda okul müdürü olarak görev yaptığı, ayrıca

örgütün Meksika Birleşik Devletleri (Meksika) imamı olarak görevlendirildiği,

ii. Başvurucunun birden fazla ID numarası ve kullanıcı

adı ile FETÖ/PDY üyelerinin kullandığı kriptolu haberleşme programı olan

ByLock'u kullandığı ileri sürülerek kullanıcı adlarının "001sahinbey",

"027krc", ''011011" ve şifrelerinin de "adkm-027",

"adkm-027", "adkm-27" olduğu, bu bağlamda başvurucunun ByLock

uygulamasını aktif bir şekilde kullandığı, toplamda 468 adet mail aldığı, 128

mail attığı, 1.899 mesaj gönderdiği, 335 mesaj attığı, 28 kez arandığı, 54 kez

arama yaptığı, ByLock uygulaması üzerinden 10 arkadaş eklediği, ayrıca

başvurucuyu ekleyen ByLock kullanıcılarının başvurucuyu ''osman bey

mks'', "meksika osman by", ''osman bey mexsico'', ''osman'', "3

osman bey meksika", "001sahinbey osmankaraca" olarak

kaydettikleri,

iii. Hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan

soruşturma yürütülen ve örgütün tepe yöneticilerinden olduğu belirtilen C.K.

ile telefonla (sekiz) görüşme kaydının bulunduğu ileri sürülmüştür.

21. İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 24/7/2020

tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2020/145 sayılı

dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

22. Mahkeme 6/10/2020 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

yargılamayı yapmakla görevli ve yetkili mahkemenin Gaziantep Ağır Ceza

Mahkemeleri olduğundan bahisle yetkisizlik kararı vermiştir. Mahkeme

yetkisizlik kararıyla birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da

karar vermiştir.

23. Yetkisizlik kararı üzerine dosyanın tevzi edildiği

Gaziantep 7. Ağır Ceza Mahkemesi (E.2020/236) 6/11/2020 tarihinde karşı

yetkisizlik kararı vermiş ve olumsuz yetki uyuşmazlığının çözümü için dosyayı

Yargıtay 5. Ceza Dairesine göndermiştir.

24. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla Yargıtayda derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

25. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Mehmet

Sabri Şirin, B. No: 2016/10825, 12/2/2020, §§ 28-47; Mustafa Özterzi [GK],

B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48

26. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Abdullah

Öcalan/Türkiye ( [BD], B. No: 46221/99, 12/5/2005) kararında başvurucunun

uygulanabilecek iade süreci izlenmeden, kanuna aykırı olarak özgürlüğünden

mahrum bırakıldığı şikâyetine ilişkin olarak esas alacağı ilkeleri aşağıdaki

şekilde belirlemiştir:

"83. Gözaltının 'kanunun öngördüğü

prosedüre' uygun olup olmadığını da içine alan gözaltının 'yasal' olup olmadığı

sorusu üzerinde, AİHS esasen ulusal hukuka atıfta bulunur ve ulusal hukukun

maddi ve usule ait kurallarına uyma zorunluluğu koyar. Bununla beraber, AİHS

ayrıca, özgürlük mahrumiyetinin 5. maddenin amacına, özellikle bireyleri

keyfilikten korumaya uymasını gerektirmektedir. Burada tehlikede bulunan

yalnızca “özgürlük hakkı” değil, aynı zamanda “kişinin güvenlik hakkıdır”

(bkz., diğer kararlar arasında, Bozano, yukarıda kayıtlı, s. 23, § 54; ve

Wassink / Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar, A Serisi no. 185-A, s. 11, §

24).

84. İç hukuku yorumlamak ve uygulamak en

başta ulusal makamların, özellikle de mahkemelerin görevidir. Bununla beraber,

5 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuka uymamakla AİHS ihlal edildiği için, AİHM bu

kanuna uyulup uyulmadığını gözden geçirmek için belli bir yetki kullanabilir ve

kullanmalıdır (bkz. Benham / İngiltere, 10 Haziran 1996 tarihli karar, Hüküm ve

Karar Raporları 1996-III, s. 753, § 41; ve Bouamar / Belçika, 29 Subat 1988

tarihli karar, A Serisi no. 129, s. 21, § 49).

85. Bir Devletin yetkililerinin bir

diğer Devletin topraklarında bu Devletin onayı olmadan gerçekleştirdikleri

yakalama, 5 § 1 maddesi uyarınca, ilgili kişinin bireysel güvenlik haklarını

etkilemektedir (bkz., aynı etkiye iliskin Stocké / Almanya, 12 Ekim 1989, A

Serisi no. 199, Komisyon görüsü, s. 24, § 167).

86. AİHS, iade anlasmaları ya da

sınırdışı etme konuları çerçevesinde, AİHS’de tanınan özel haklara müdahale

etmemesi koşuluyla kaçak suçluları adaletin önüne çıkarabilmek için yapılan

Devletler arası işbirliğini engellemez (bkz. Stocké, yukarıda kayıtlı Komisyon

görüsü, s. 24-25, § 169).

87. Biri AİHS’ye taraf olan, diğeri

olmayan Devletler arasındaki iade anlaşmalarıyla ilgili olarak, bir iade

anlaşmasının koymuş olduğu kurallar ya da, böyle bir anlaşmanın olmaması

durumunda, ilgili Devletler arasındaki işbirliği de, AİHM’ye şikayet edilmesine

neden olan yakalanmanın yasal olup olmadığına karar vermede gözönüne alınması

gereken ilgili faktörlerdendir. Devletler arasındaki işbirliği sonucu bir kaçağın

teslim edilmesi, tek başına yakalamayı kanuna aykırı kılmamakta ya da bu

nedenle 5. madde çerçevesinde bir soruna yol açmamaktadır (bkz. Freda /

Đtalya, no. 8916/80, 7 Ekim 1980 tarihli Komisyon kararı, DR 21, s. 250;

Klaus Altmann (Barbie) / Fransa, no.10689/83, 4 Temmuz 1984 tarihli Komisyon

kararı, DR 37, s. 225; Luc Reinette/ Fransa, no. 14009/88, 2 Ekim 1989 tarihli

Komisyon kararı, DR 63, s. 189).

88. AİHS’nin tamamında var olan,

toplumun genel çıkarına ilişkin talepler ile bireyin temel haklarının

korunmasına ilişkin gereklilikler arasında adil bir denge kurma arayışıdır.

Dünyadaki dolaşım daha kolay hale geldikçe ve suç daha geniş çaplı bir

uluslararası boyut aldıkça, yurtdışına kaçan şüphelilerin adalete teslim

edilmesi, giderek bütün ulusların çıkarına olmaya başlamıştır. Bunun tersine,

kaçaklar için güvenli sığınaklar tesis etmek, yalnızca korunan kişiyi

barındırma zorunluluğu bulunan Devlet için tehlike oluşturmakla kalmayacak,

bunun yanısıra iade kurumunun temellerinin zayıflamasına da sebep olacaktır.

(bkz. Soering / Đngiltere, 7 Temmuz 1989 tarihli karar, A Serisi no. 161,

s. 35, § 89).

89. AİHS, iadenin sağlanabileceği

koşullara ya da iadenin sağlanmasından önce izlenecek prosedüre ilişkin hiçbir

hüküm içermemektedir. İlgili Devletler arasındaki işbirliğinin sonucu olmuş ve

kaçağın yakalanmasına ilişkin emrin yasal temelinin, kaçağın menşe Devletinin

yetkilileri tarafından çıkarılan bir tutuklama emri olması sağlanmışsa,

sıradışı bir iade bile AİHS’ye aykırı olarak değerlendirilmemektedir (bkz.

Illich Ramirez Sánchez, yukarıda kayıtlı, s. 155).

90. Yakalamanın, kaçağın sığınmacı

olarak bulunduğu Devletin kanunlarına aykırılık oluşturup oluşturmadığı dikkate

alınmaksızın -bu, sadece ev sahibi Devletin AİHS’ye taraf olması halinde AİHM

tarafından incelenecek bir husustur - AİHM, başvuranın gönderildiği Devletin

yetkililerinin ev sahibi Devletin egemenliğine aykırı şekilde ve dolayısıyla

uluslararası hukuka ters düşen bir biçimde, kendi toprakları dışında hareket

ettiklerine dair, birbiriyle tutarlı çıkarımlardan oluşan kanıta ihtiyaç

duymaktadır (bkz., mutatis mutandis, Stocké / Almanya, 19 Mart 1991 tarihli

karar, A Serisi, no. 199, s. 19, § 54). Ancak bundan sonra ev sahibi Devletin

egemenliğine ve uluslararası hukuka uygun hareket edildiğini ispat külfeti,

savunmacı Hükümet’e ait olacaktır. Bununla beraber, Daire’nin ileri sürmüş

olduğu üzere (12 Mart 2003 tarihli karar, § 92), bu noktada başvurandan 'her

türlü makul süpheden uzak' bir kanıt göstermesi istenmemektedir."

27. AİHM yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yaptığı

incelemede ise başvuranın Nairobi Havaalanı'nın uluslararası sahasında Türk

güvenlik kuvvetleri mensupları tarafından yakalandığına değinerek söz konusu

olayda Türkiye'nin yetkisini kendi ülkesi sınırları dışında kullanmış olmasına

rağmen başvuranın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS/Sözleşme) 1.

maddesinin kapsamı doğrultusunda, Türk yetkilileri tarafından Türkiye'ye

dönmeye fiziksel olarak zorlandığının ve yakalanmasını takiben dönüşünde Türk

yetkililerinin yetki ve kontrolü altında bulunduğunun kabul edilmesi

gerektiğini söylemiştir (bkz. Öcalan/Türkiye, § 91).

28. AİHM yakalamanın Türk iç hukukuna uyup uymadığı ile

ilgili olarak başvuranın yakalanması için Türk Ceza Mahkemeleri tarafından yedi

tutuklama emrinin ve İnterpol tarafından bir arama bülteninin çıkarıldığını

belirterek belgelerin her birinde, başvuranın Türk Ceza Kanunu uyarınca cezai

suçlarla özellikle devletin toprak bütünlüğünü bozmak için silahlı bir örgüt

kurmakla ve yaşam kaybıyla sonuçlanan bir dizi terör eylemini kışkırtmakla

itham edildiğine ve yakalanmasının ardından gözaltında tutulabileceği kanuni

süre sona erdiğinde bir mahkeme huzuruna çıkartıldığına, akabinde

yargılandığına ve mahkûm edildiğine vurgu yaparak başvuranın yakalanmasının ve

gözaltına alınmasının Türk mahkemeleri tarafından bir suç islediğine dair

makul bir şüphe üzerine yetkili bir yasal makam huzuruna getirme amacıyla

çıkartılmış bulunan emirlere uygun olduğunu belirtmiştir (bkz. Öcalan/Türkiye

§ 92).

29. AİHM nihai olarak başvuranın Türk yetkiler tarafından

yakalanması sürecinde Kenyalı yetkililerin Türk yetkililerle işbirliği

yaptığına da değinerek başvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının AİHS'in

5. maddesinin 1. fıkrasının amaçları dâhilinde "hukukun öngördüğü

usul" ile uyumlu olduğu, dolayısıyla anılan hükmün ihlalinin söz

konusu olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. Öcalan/Türkiye, §§ 93-99).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Mahkemenin 13/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve

Gözaltına Alınmanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. İlgili

Yabancı Devlette Yakalama ve Gözaltına Alma Yönünden

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu, ilgili yabancı devlet yetkilileri

tarafından hakkında herhangi bir soruşturma açılmadan yakalanmasının ve

gözaltında tutulmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Bakanlık görüşünde, AİHM ve Anayasa Mahkemesi

kararlarına değinilerek başvurucunun ilgili yabancı devlet yetkilileri

tarafından gerçekleştirilen eylem ve işlemler yönünden temel hak ve

özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının Türkiye Cumhuriyeti

devletine atfedilemeyeceği ileri sürülmüş ve bu nedenle başvurunun yer

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

ii. Değerlendirme

33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru

hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

" Herkes, Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna

ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

35. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216

sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa'da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden AİHS ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı

tanınmıştır. Dolayısıyla belirtilen bu hak ve özgürlüklerin kamu gücünü

kullanan organlar tarafından ihlal edildiğine ilişkin iddialar bireysel başvuru

yoluyla ileri sürülebilir. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesi kapsamında

başvurunun konusu kamu gücünün işlemleri, eylemleri ya da ihmalleridir. Kamu

gücünü kullanan organlar ise başta devlet tüzel kişiliği içinde yer alan

yasama, yürütme ve yargı organları ve bu organlara tabi olan merciler ile yerinden

yönetim kuruluşlarıdır (Ali Kemal Renklioğlu, B. No: 2012/171,

12/2/2013, § 15).

36. Anayasa'nın 148. ve 6216 sayılı Kanun'un 45.

maddeleri uyarınca işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle bireysel başvuruda

bulunulan kamu gücü faaliyeti, Türkiye Cumhuriyeti devletine ait veya onun

adına kullanılmış olmalıdır. Bu anlamda ancak Türkiye Cumhuriyeti devletinin

kamu gücü kullanan organlarına atfedilebilir şekilde gerçekleşmiş temel hak ve

özgürlük ihlalleri bireysel başvuru konusu olabilir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin,

yabancı devletlerin işlemleri aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceleme

yetkisi bulunmamaktadır (Ali Kemal Renklioğlu, § 17).

37. Anayasa Mahkemesi Ali Zeki Irmak (B. No: 2014/15990,

16/2/2017, § 67) kararında benzer şikâyetle ilgili olarak yaptığı incelemede "Başvurucunun

Fas Krallığı tarafından gerçekleştirilen eylem ve işlemler yönünden temel hak

ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaları, Türkiye Cumhuriyeti

devletine atfedilemez." şeklinde değerlendirme yaparak yer bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir.

38. Somut olayda başvurucu, ilgili yabancı devlet

yetkilileri tarafından 14/10/2019 tarihinde yakalanmış; 18/10/2019 tarihinde

Türk yetkililere teslim edilmiş ve 19/10/2019 tarihinde Türk yetkililerce

uçakla Türkiye'ye getirilmiştir.

39. Buna göre başvurucunun bireysel başvuruya konu olan

14/10/2019 tarihinde yakalanarak hürriyetinden yoksun bırakılması, ilgili

yabancı devlet yetkilileri tarafından yapılan işlemler sonucunda

gerçekleşmiştir. Başvurucunun ilgili yabancı devlet yetkilileri tarafından

gerçekleştirilen eylem ve işlemler yönünden temel hak ve özgürlüklerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddiaları Türkiye Cumhuriyeti devletine atfedilemez.

40. Nitekim Anayasa Mahkemesi Ali Zeki Irmak (B.

No: 2014/15990, 16/2/2017, § 67) kararında benzer şikâyetle ilgili

olarak yaptığı incelemede "Başvurucunun Fas Krallığı tarafından

gerçekleştirilen eylem ve işlemler yönünden temel hak ve özgürlüklerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddiaları, Türkiye Cumhuriyeti devletine atfedilemez." şeklinde

değerlendirme yaparak yer bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik

kararı vermiştir.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun yer bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Türkiye

Cumhuriyeti Devleti Görevlileri Tarafından Gözaltına Alınma Yönünden

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucu, hakkında sınır dışı edilmesine ilişkin bir

karar olmadığı hâlde ve uluslararası suçluların iadesine dair prosedür

işletilmeden yakalanarak Türkiye'ye getirilmesi ve gözaltına alınması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu

bu bağlamda suçluların iadesine dair prosedüre uyulmaması nedeniyle sonraki

işlemlerin de hukuka aykırı hâle geldiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca

yakalandığı sırada kendisine yakalama nedenlerinin ve suçlamaların

bildirilmediğini, gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğunu, gözaltı

süresinin makul olmadığını, gözaltı kararına ve gözaltı süresinin uzatılması

kararına yaptığı itirazlar hakkında herhangi bir karar verilmediğini belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği ile etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüşünde; yakalama ve gözaltına alınmanın

hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da olsa 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası

açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu, başvurucunun

bu yola başvurduğuna ilişkin herhangi bir bilgi/belge sunmadığı belirtilmiş ve

başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

ii. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesi

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

45. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı

süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu

iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez

ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

46. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Bireysel

başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi

zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

47. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı

sonrasında uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri

yönünden de bu sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan

Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 84-93).

48. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, suç isnadıyla

yakalanan kişilerle ilgili olarak yakalama nedenlerinin veya suçlamaların

-yakalama sırasında- bildirilmediği iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Deniz

Özfırat, B. No: 2013/7929, 1/12/2015, §§ 42-54).

49. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerine ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda varılan

sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

51. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın tutuklanmasına

karar verildiğini, tutuklama nedenlerinin somut gerekçelerle açıklanmadığını ve

kaçma şüphesinin olmadığını, tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı

olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık görüşünde, tutuklama kararında kuvvetli suç

şüphesinin ortaya konulduğu ileri sürülerek tutuklama kararının verildiği

andaki genel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile İstanbul Sulh Ceza

Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği

belirtilmiştir.

53. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun

savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate

alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı

hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması gerektiği ifade

edilmiştir.

b. Değerlendirme

54. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

55. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun

şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla

başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel

İlkeler

57. Genel ilkeler için bkz. Mustafa Özterzi, §§

85-90; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

58. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

59. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma

olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturma

kapsamında terör örgütü yöneticisi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

60. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

61. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama

kararında, başvurucunun 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin

yöneticisi olduğuna dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların dosyada bulunduğu

sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda tutuklama kararında başvurucunun ilgili

yabancı devlette faaliyet gösteren ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Zaman

International Schoolda okul müdürü olarak ve Meksika'da faaliyet gösteren ve

örgütle irtibatlı Colegio De Excelenci A Raindrop isimli eğitim kurumunda yönetici

olarak görev yaptığı, ayrıca örgütün kripto haberleşme programı olan ByLock uygulamasını

kullandığı ve bu program üzerinden örgütün tepe yöneticileri ile örgütsel

yazışmalar yaptığı ileri sürülerek örgütün hiyerarşik yapılanması içinde yer

aldığı belirtilmiştir (bkz. § 15).

62. İddianamede de benzer olgular ileri sürülerek

başvurucunun terör örgütü yöneticisi olma ve uluslararası casusluk suçlarını

işlediği iddia edilmiştir (bkz. § 20).

63. Soruşturma makamlarınca başvurucunun; farklı

ülkelerde örgüt adına faaliyetler yürüttüğü ve elde edilen telefon görüşme

kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticisi olduğu belirtilen kişilerle

irtibat hâlinde olduğu ayrıca FETÖ/PDY'nin örgütsel haberleşme programı olduğu

belirtilen ByLock programını aktif şekilde kullandığı iddia edilmiştir.

64. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının

özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya

kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturma

makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak

değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

106, 267; M.T. [GK], 2018/10424, 4/6/2020, §§ 112-116). Buna göre

soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren mahkemelerce

FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını

kullanmasının somut olayın koşullarına göre tutuklamanın hukukiliği bağlamında

başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesi anılan programın özellikleri itibarıyla

temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 74).

65. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve

kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan

tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi

gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

gözardı edilmemelidir.

66. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 32) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (bkz. § 32; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:

2016/40170, 16/11/2017, § 148).

67. Somut olayda Hâkimlikçe başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken işlendiği iddia olunan terör örgütü yöneticisi olma suçunun

vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, suça ilişkin kanunda öngörülen

yaptırımın ağırlığına, delillerin toplanmamış olmasına ve kaçma şüphesine

dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 15).

68. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Hâkimlik

tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu

yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

69. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin

ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin

Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

70. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe

girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların

kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi

yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve

teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

71. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı

söylenemeyecektir.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

73. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da (13. ve 19. maddeler)

bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Yakalamanın

Yakınlarına Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

74. Başvurucu, yakalanmasının kısa sürede yakınlarına

bildirilmediğini ileri sürerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

75. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

b. Değerlendirme

76. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin altıncı ve sekizinci

fıkraları bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

77. Anayasa'nın 19. maddesinin altıncı fıkrasında "Kişinin

yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir."

denilmek suretiyle bir kişi hakkında yakalama veya tutuklama tedbirlerine

başvurulması durumunda bunun yakalanan veya tutuklanan kişinin yakınlarına

derhâl bildirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Buna göre bir kimse hakkında

ilk kez tutuklama kararı verildiğinde bunun tutuklunun yakınlarına ivedilikle

haber verilmesi Anayasa'dan kaynaklanan bir güvencedir.

78. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından

ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının

yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller

kapsamına da girmesi gerekir.

79. Yakalanan kişilerin yakalandıklarının yakınlarına

bildirilmesi Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınmış olmakla birlikte

Sözleşme'de düzenlenen haklardan değildir. Dolayısıyla başvurucunun ihlal

edildiğini ileri sürdüğü yakalandığının yakınlarına bildirilmesi hususunun

Anayasa ve Sözleşme ile buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokollerin ortak

koruma alanına girmediği anlaşılmaktadır.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun yakalanmasının

yakınlarına bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında

kaldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

81. Başvurucu, gözaltı ve tutuklama kararını veren

hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürerek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

82. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

b. Değerlendirme

83. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin kanuni

hâkim güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, §§

64-78, 94-97).

84. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin

olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

86. Başvurucu; soruşturma dosyasına erişimin olağanüstü

hâl dönemi için geçerli olan kanun hükmünde kararname hükmüne göre Cumhuriyet

savcısı tarafından kısıtlanması ve kısıtlama şartlarının bulunmaması nedeniyle

hukuka aykırı olduğunu, bu bağlamda hukuka aykırı olan kısıtlama kararına

istinaden dosyadan suret verilmemesinin ve savunma hazırlanması için gerekli

kolaylığın sağlanmamasının silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu ve bu

nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, ayrıca kısıtlama kararına

yaptığı itiraz hakkında herhangi bir karar verilmemesi nedeniyle etkili başvuru

hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

87. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

88. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 36. maddesi bağlamındaki adil yargılanma

hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

89. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

90. Somut olayda başvurucu hakkındaki yargılamanın

sonuçlanmadığı (bkz. § 21), buna göre de adil yargılanma hakkı kapsamında ileri

sürülen bu iddiaların yargılama sürecinde ve kanun yolunda incelenmesi

imkânının bulunduğu anlaşılmaktadır.

91. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.1. İlgili yabancı devlet yetkilileri tarafından

yakalama ve gözaltına alınmanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın yer

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Türkiye Cumhuriyeti devleti görevlileri tarafından

yakalama ve gözaltına alınmanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yakalamanın yakınlarına bildirilmediğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. 6100 sayılı Kanun’un 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi

kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF

TUTULMASINA 13/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : Osman KARACA Vekili : Av. Münevver ÖZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2019/41752, 13 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Kişi
  14. B. Adil
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2019/41752
Tarih
13 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • Ayşe Söğüt Başvurusu (B. No: 2020/10866)
  • Fatma Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/14428)
  • Okan Göçer Başvurusu (B. No: 2017/29596)
  • K.m. Başvurusu (B. No: 2017/29838)
  • Salih Savran Başvurusu (B. No: 2018/12600)
  • İdris Baluken Başvurusu (B. No: 2017/22387)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.