İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Çelik Başvurusu (B. No: 2012/152)

1. Başvurucu, 4/12/2004

Başvuru No2012/152Tarih20 Şubat 2014Okuma31 dk · 6.100 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ramazan Çelik Başvurusu

Karar tarihi
20 Şubat 2014
Başvuru Numarası
2012/152
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.100 kelime·31 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 4/12/2004

tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasındaki azami beş yıllık tutukluluk süresini doldurmasına rağmen tahliye

edilmediğini, tutukluluk süresinin uzun olduğunu ve yargılanmasının makul

olmayan bir süreden beri devam ettiğini belirterek Anayasa’nın 19. ve 36.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat ve tahliye talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 10/10/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 18/3/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm, 26/3/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin

birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 1/4/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet

Bakanlığı, görüşünü 3/6/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 5/6/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı beyanlarını 21/6/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet

Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Ankara 2 No.lu F Tipi

Yüksek Güvenlikli Ceza ve İnfaz Kurumunda hükmen tutuklu olarak bulunmaktadır.

9. Başvurucu, hakkındaki şikayetler

nedeniyle Sinop İl Jandarma Komutanlığınca 24/6/2007

tarihinde ifade vermek üzere çağrılmış, ancak ifadesini savcılık aşamasında

vermek istediğini belirterek susma hakkını kullanmıştır.

10. Başvurucu, Sinop Sulh Ceza

Mahkemesinin 26/6/2007 tarih ve 2007/38 sorgu sayılı

kararıyla, tasarlayarak adam öldürme, nitelikli dolandırıcılık, yağma,

zincirleme hırsızlık ve satmak için silah bulundurma suçlarını işlediği

iddiasıyla tutuklanmıştır.

11. Sinop Cumhuriyet Başsavcılığının 25/9/2007 tarih ve E.2007/553 sayılı iddianamesi ile

başvurucu ve dosya kapsamındaki diğer yirmi bir kişinin suç işlemek amacıyla

örgüt kurmak, yönetmek, kasten adam öldürme, dolandırıcılık, nitelikli

dolandırıcılık, nitelikli hırsızlık, resmi belgede sahtecilik, yağma, reşit

olmayanla cinsel ilişkiye girme, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma,

tehdit, 10/7/1953 tarih ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçlarından

cezalandırılması talep edilmiştir.

12. Sinop Ağır Ceza Mahkemesi,

başvurucu hakkında 3/10/2007 tarihinde açılan kamu

davasında görevsizlik kararı vererek başvurucunun tutukluluk halinin devamı ile

dosyanın görevli Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar

vermiştir.

13. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 20/11/2007 tarihinde 2007/363 Esas sayılı dosyayı kaydetmiş

ve başvurucu ve diğer dört sanık hakkında uyuşturucu ticareti yapmak ve

sağlamak suçlarından açılan davaları birleştirme kararı vermiştir.

14. Başvurucu hakkında ayrıca 29/4/2008 tarihinde kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve

basit yaralama suçlarından (iki kez) cezalandırılması istemiyle Ayancık Asliye

Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır. Ayancık Asliye Ceza Mahkemesi,

söz konusu dava ile Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2007/363 Esasında görülen

kamu davası arasında fiili ve hukuki irtibat nedeniyle birleştirme kararı

vererek dosyayı Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Ankara 11. Ağır

Ceza Mahkemesi 20/1/2009 tarihli kararı ile her iki

dosyanın birleştirilmesine ve yargılamanın 2007/363 Esas üzerinden

yürütülmesine karar vermiştir.

15. Başvurucu, tutukluk süresinin 5

yılı doldurması üzerine yargılamasının devam ettiği Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesine tahliye talebi ile başvurmuş, ancak talep Mahkemenin 28/8/2012 tarihli kararı ile reddedilerek tutukluluk halinin

devamına karar verilmiştir.

16. Başvurucu, bu karara 3/9/2012 tarihinde itiraz etmiş, itirazı, Ankara 12. Ağır

Ceza Mahkemesinin 13/9/2012 tarih ve 2012/440 Değişik İş sayılı kararı ile

reddedilmiştir. Ret kararı 14/9/2012 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/10/2012 tarih ve E.2007/363, K.2012/177 sayılı kararı ile

başvurucunun isnat olunan suçlardan toplam 56 yıl 57 ay hapis ve 1.625,00 TL

adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Karar başvurucu

tarafından temyiz edilmiştir. Başvurucu hakkındaki dava Yargıtayda

derdesttir.

18. Bakanlık görüşünde, bireysel

başvuruya konu yargılaması devam etmekte iken, başvurucu hakkında üç farklı

suçtan ceza verildiği ve bu cezaların farklı zamanlarda infaz edildiği

bildirilmiştir. Görüşte, Ayancık Asliye Ceza Mahkemesince başvurucu hakkında

kamu malına zarar vermek suçundan 13/9/2006 tarihinde

3.000,00 TL adli para cezası verildiği, hükmedilen bu cezanın 7/7/2010 ila

15/10/2010 tarihleri arasında 101 gün olarak infaz edildiği; Ayancık Sulh Ceza

Mahkemesinin 2/11/2006 tarih ve E.2006/94, K.2006/162 sayılı kararı ile

başvurucuya 1.800,00 TL adli para cezası verildiği ve bu cezanın 28/4/2011 ila

27/6/2011 tarihleri arasında 61 gün olarak infaz edildiği; Kastamonu Ağır Ceza

Mahkemesinin 11/6/2008 tarih ve E.2005/243, K.2008/232 sayılı ilamı ile

başvurucu hakkında 1 yıl 6 ay hapis cezası verildiği ve bu cezanın, başvurucunun

8/8/2003 ila 27/1/2004 tarihleri arasında tutuklu olarak kaldığı 172 gün mahsup

edildikten sonra geriye kalan 47 gününün 1/2/2012 ila 18/3/2012 arasında, infaz

edildiği bildirilmiştir.

B. İlgili Hukuk

19. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza

mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu

süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi

toplam üç yılı geçemez.”

20. 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma

ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini

isteyebilir.”

21. 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile son cümlesi şöyledir:

“(1) Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

…

Kişiler,

maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”

22. 5271 sayılı Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya

hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir.”

23. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun 81. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir insanı

kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.”

24. 5237 sayılı Kanun’un 86. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kasten

yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört

aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.”

25. 5237 sayılı Kanun’un 106.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir

başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel

dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden

kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı

itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden

bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı

aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.”

26. 5237 sayılı Kanun’un 109.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir kimseyi

hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun

bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.”

27. 5237 sayılı Kanun’un 188.

maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Uyuşturucu

veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan,

satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan,

kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla

kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası

ile cezalandırılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 20/2/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10/10/2012 tarih ve 2012/152

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında öngörülen beş yıllık azami tutukluluk süresini doldurmasına

rağmen serbest bırakılmadığını, serbest bırakılmamasının herhangi bir kanuni

dayanağının bulunmadığını, tutuklanma tarihinden Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu tarihe kadar 5 yıl 3 ay geçmesine rağmen yargılamanın

bitmediğini, esas olarak bir tedbir olan tutukluluğun infaza dönüştüğünü,

yargılanmasının makul olmayan bir süredir devam ettiğini belirterek Anayasa’nın

19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat ve tahliye

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

30. Adalet Bakanlığı görüşünde, 5271

sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ila (d) bentleri

uyarınca, kanuna aykırı olarak tutulduğunu iddia eden kişinin tazminat talep

etme hakkına sahip olduğunu, anılan kanunun 142. maddesine göre bu başvurunun

kararın veya hükmün kesinleşmesinden sonra üç ay içinde yapılması gerektiğini,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de (AİHM) Demir/Türkiye

ve Balca/Türkiye kararlarında,

yukarıda bahsedilen Kanun’daki tazminat düzenlemesini öncelikle başvurulması

gereken etkin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirdiğini, Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 4/4/2012 tarih ve E.2011/15700, K.2012/9187

ile 15/5/2012 tarih ve E.2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararlarında, 5271

sayılı Kanun’un 141. ve 142. maddeleri ile ilgili olarak bazı durumlarda

tazminat talebinin incelenebilmesi için davanın esasıyla ilgili karar verilmesi

zorunluluğunun bulunmadığı yönünde karar verildiğini, belirtilen mevzuat

hükümleri, AİHM içtihatları ve Yargıtay kararlarına göre, öncelikle

başvurulması gereken bir yol bulunmasına rağmen, başvurucunun dilekçesinde

belirtilen kanun hükümleri doğrultusunda tazminat talebinde bulunduğuna ilişkin

herhangi bir bilgi bulunmadığını, bu nedenle başvurucunun tutukluluk süresinin

uzun olduğu ve Kanun’da düzenlenen azami tutukluluk süresini doldurmasına

rağmen tutukluluğunun devam ettiğine ilişkin şikâyetleri ile ilgili başvuru

yollarının tüketilmediğini belirtmiştir.

31. Başvurucu, Adalet Bakanlığının

başvuru yollarının tüketilmediğine ilişkin ön itirazına karşı, 5271 sayılı

Kanun’un 141. ve 142. maddelerinin kesinleşmiş mahkeme kararları açısından

uygulama alanı olduğunu, kendi iddialarının ise Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. maddesinin (3) numaralı ve 6. maddesinin (1) numaralı

fıkralarına ilişkin olduğunu belirtmiştir.

32. Başvurucu, Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşılmış olduğunun tespitiyle tahliyesine karar verilmesini

ve tazminata hükmedilmesini talep etmektedir. 5271 sayılı Kanun’un koruma

tedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine bu açıdan bakıldığında,

başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği görülmektedir.

Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların giderilmesini

teminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit edilse dahi kişiye

serbest bırakılma konusunda bir imkân sunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi birçok

kararında bireysel başvurunun esastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona

ermediği sürece, kişinin bu yola gitmesi somut talebi açısından etkili

sayılamayacağına ve dolayısıyla tüketilmesi gerekmediğine hükmetmiştir (Benzer birçok

karar yanında bkz: B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 33). Mevcut başvuru açısından bu kararlardan

dönmeyi gerektiren bir husus bulunmamaktadır. Bu nedenle Adalet Bakanlığının,

başvurucunun tutukluluk nedeniyle tazminat davası açmadığı ve başvuru yollarını

tüketmediği yönündeki ön itirazı kabul edilemez.

33. Başvurucunun iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Anayasa’nın

19. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

34. Başvurucu, Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşılmasına rağmen tutuklu bulundurulmaya devam edilmesinin

hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir.

35. Adalet Bakanlığı görüşünde Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşıldığı yönündeki iddialarla ilgili olarak; tutukluluk

süresinin hesaplanmasında başlangıç noktasının başvurucunun ilk kez yakalanıp

gözaltına alındığı tarih olduğunu, kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece

mahkemesi kararıyla da olsa bir mahkeme kararıyla mahkûmiyetlerine karar

verildiği tarihte tutukluluğun sona ereceğini, bu tarihten itibaren tutmanın

nedeninin “bir suç şüphesi üzerine tutma”

olmaktan çıkıp “mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi”

haline geleceğini, somut olayda başvurucunun tutuklu kaldığı süre içerisinde

başka suçlardan aldığı cezalar nedeniyle toplam 209 gün hapis cezasının infaz

edildiğini, bu infaz süresi başvurucunun tutuklu kaldığı süreden çıkartılarak

hesaplandığında başvurucunun toplam tutukluluk süresinin 4 yıl 8 ay 6 gün

olduğunu ve bu sürenin beş yıllık yasal sınırı aşmadığını belirtmiştir.

36. Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı;

ülkemizdeki ceza yargılaması hukukunun temel prensibinin her bir eylemin kendi

dosyası kapsamında değerlendirilmesi olduğunu, başvuru konusu olan Ankara 11.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/363 sayılı dosyası kapsamında tutukluluk

süresinin kesintisiz olarak altı yıl devam ettiğini, bu sürenin tartışmasız

olarak uzun olduğunu, başka yargı kararlarına ait cezaların tutukluluk

süresinden mahsubunun hukukumuzun temel prensiplerine aykırı olduğunu, ceza

muhakemesinde her bir suç için ayrı değerlendirme yapılması gerektiğini ve

farklı suçların ayrı ayrı infaz edilebileceğini belirtmiştir.

37. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim

kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan

yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde

yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”

38. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke

olarak konulduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

39. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı

13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak

ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).

40. Kişi hürriyeti ve güvenliğine

ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama

yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare

organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla

yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde

özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk

durumunun “kanuni” dayanağının

bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği

hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 44).

41. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (B. No:

2012/338, 2/7/2013, § 40).

42. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi halinde

hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda

incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla

bağdaşmaz. Dolayısıyla incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 48).

43. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine

giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındaki

birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden

yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve

kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında,

uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından

sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin kişinin

yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması

gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı

dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı

hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi

etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede

ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde

esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin

ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki

düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik sınırlamaların dar yorumlanması hususları

birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak mümkün görünmemektedir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 49).

44. Diğer taraftan, Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası tutuklulukta makul süreyi güvence altına almıştır.

Dolayısıyla kanunla tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar makul sürenin

aşılmadığı istisnai durumlar için geçerli olabilir ve hiçbir şekilde kişinin bu

süre doluncaya kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine, üst sınırın

aşılmadığı durumlarda dahi, somut olaylarda tutukluluk makul süreyi aşmışsa,

anayasal hakkın ihlal edildiği sonucuna varılacaktır (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 50).

45. Anayasa’nın 36. maddesinde adil

yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu kapsamda makul sürede yargılanma

herkese tanınan bir haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması da Anayasa’nın 141. maddesinde yargıya bir görev olarak

yüklenmiştir. Azami tutukluluk süresinin, suç sayısı gerekçesiyle uzatılması

muhtemel özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak, makul sürede yargılanma

hakkı açısından da olası ihlallere zemin hazırlayabilecek niteliktedir. Böyle

bir uygulama, özgürlük ve güvenlik ihlalini neredeyse otomatik, makul sürede yargılanma

hakkının ihlalini ise potansiyel hale getirebileceğinden kabul edilemez (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 51).

46. Diğer yandan, özgürlük ve güvenlik

hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekil ve

şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni, bireylerin,

gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, tutuklama nedenlerini ve sürelerini

belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kaleme

alınmış olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve

sonuçları bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla

birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zaman

beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi

hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler

dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun aynı zamanda

kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 52).

47. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı

hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak

yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya

elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde

azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.

Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk

devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği

yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması

düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 53).

48. Tutukluluk

süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen

sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk

derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse, bu kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmakta ve tutmanın

nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma haline

dönüşmektedir. Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin

değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasında

bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece

mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır (B. No:

2013/338, 2/7/2013, § 41).

49. Somut olayda

başvurucu, 26/6/2007 tarihinde tutuklanması ile ilk

derece mahkemesinin 16/10/2012 tarihli kararı üzerine hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmesi arasında 5 yıl 3 ay 21 gün “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulmuştur. Bu haliyle başvurucunun tutuklu kaldığı süre 5271 sayılı

Kanun’da öngörülen beş yıllık azami süreyi aşmıştır. Ancak Adalet Bakanlığı

görüşünde, 5271 sayılı Kanun’a göre yapılacak beş yıllık azami süre

değerlendirmesinde başvurucunun bireysel başvuruya konu yargılaması devam

etmekte iken infaz edilen cezalarının mahsup edilmesi gerektiğini ileri

sürmüştür.

50. Bireysel başvuruya

konu yargılaması devam etmekte iken, başvurucu hakkında ilk olarak Ayancık

Asliye Ceza Mahkemesince kamu malına zarar vermek suçundan 13/9/2006 tarihinde 3.000,00 TL adli para cezası verildiği,

hükmedilen bu cezanın 7/7/2010 ila 15/10/2010 tarihleri arasında 101 gün;

ikinci olarak Ayancık Sulh Ceza Mahkemesinin 2/11/2006 tarih ve E.2006/94,

K.2006/162 sayılı kararı ile 1.800,00 TL adli para cezası verildiği ve bu

cezanın 28/4/2011 ila 27/6/2011 tarihleri arasında 61 gün; üçüncü olarak

Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinin 11/6/2008 tarih ve E.2005/243, K.2008/232

sayılı ilamı ile 1 yıl 6 ay hapis cezası verildiği ve bu cezanın 1/2/2012 ila

18/3/2012 arasında, 8/8/2003 ila 27/1/2004 tarihleri arasında tutuklu kaldığı

172 gün mahsup edildikten sonra, 47 gün olarak infaz edilmiştir. Buna göre

başvurucunun tutuklu bulunduğu süre içinde toplam 209 gün hapis cezasının infaz

edildiği görülmektedir.

51. Bu aşamada, bireysel başvuruya konu

yargılaması devam eden başvurucunun diğer yargılamaları neticesinde aldığı

cezaların bireysel başvuruya konu yargılamasındaki tutukluluk süresinden

indirilip indirilemeyeceğinin tespiti gerekir.

52. Bir kişinin hukuki

durumu, yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

edilmesi üzerine “bir suç isnadına bağlı

olarak tutuklu” olma

kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni “ilk

derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma” haline

dönüşmektedir.

53. Başvuru konusu yargılama kapsamında

26/6/2007 tarihinde tutuklanan başvurucu, işlediği üç

ayrı suçtan dolayı hakkında verilen hükümler nedeniyle toplam 209 gün hapis

cezası ile cezalandırılmış ve bu cezalar başvuru konusu yargılama sırasında

tutuklu bulunduğu süre içerisinde infaz edilmiştir (bkz:

§ 50). Başvurucu, 7/7/2010 ila 15/10/2010, 28/4/2011

ila 27/6/2011, 1/2/2012 ila 18/3/2012 tarihleri arasında bir “suç isnadına bağlı olarak” değil “ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü”nün

infazı anlamında özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır. Somut olayda başvurucunun

tutuklu bulunduğu sırada infaz edilen bu hükümler, adil yargılanma ilkelerine

uygun olarak gerçekleştirilen yargılama neticesinde verilen mahkeme kararlarına

dayanmaktadır.

54. Başvuru

konusu yargılaması devam ettiği sırada, başvurucunun 26/6/2007

tarihinde başlayan tutulma hali, başka derece mahkemelerince verilen üç farklı

kararın infaz edildiği dönemlerde kesintiye uğramıştır. Bir suçtan verilen

tutukluluk kararı ile başka bir suçtan verilen mahkûmiyet kararının kesişmesi

durumunda, mahkûmiyet kapsamında infaz edilen cezalara ilişkin süreler toplam

tutukluluk süresinin hesabına dâhil edilmez (B. No: 2012/348, 4/12/2013, § 49).

55. Bu çerçevede, başvurucunun başvuru

konusu yargılama kapsamında “suç isnadına

bağlı olarak” tutulma süresi, 26/6/2007

tarihinde tutuklanması ile ilk derece mahkemesinin 16/10/2012 tarihli kararı

ile hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi arasında geçen 5 yıl 3

ay 21 günden, başka suçlar nedeniyle infaz olunan 209 gün düşüldükten sonra

kalan 4 yıl 8 ay 22 gündür.

56. Başvurucunun, “bir suç

isnadına bağlı olarak” tutulduğu

süre ilk derece mahkemesinin karar verdiği 16/10/2012

tarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen beş yıllık azami süreyi

aşmamıştır.

57. Açıklanan gerekçelerle, başvuru

kapsamında “Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin

aşılması” iddiasına

ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

b. Anayasa’nın

19. Maddesinin Yedinci Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

58. Başvurucu ayrıca tutukluluk

süresinin uzunluğundan şikâyet etmiştir.

59. Adalet Bakanlığının görüşünde,

başvurucunun uzun bir süredir tutuklu olduğu yönündeki iddiaları ile ilgili

olarak, başvurucunun tutuklu olduğu dönemde infaz edilen hapis cezalarının

toplam tutukluluk süresinden indirilmesi gerektiğini, tutuklu kaldığı 26/6/2007 ila 16/10/2012 tarihleri arasında başvurucu

hakkındaki kesinleşmiş mahkumiyet hükümleri gereğince toplam 209 gün hapis

cezasının infaz edildiğini, infaz sürelerinin toplamı başvurucunun tutuklu

kaldığı süreden düşüldüğünde toplam tutukluluk süresinin 4 yıl 8 ay 6 gün

olduğunu, davanın kapsamının, dosyadaki delillerin çokluğunun, dosya

kapsamındaki sanıklara yüklenen suçların sayısı, niteliği ve ağırlığının, sanık

sayısının, dava dosyasının karmaşıklığının, isnat olunan suçun organize suç

olup olmamasının, başvurucunun kaçma ihtimalinin olup olmadığının ve

çarptırılacağı cezanın ağırlığının başvurucunun kaçma riski üzerindeki etkisinin

tutukluluk süresinin makul olup olmadığı değerlendirilmesinde dikkate alınması

gereken kriterler olduğunu belirtmiştir.

60. Başvurucu Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı, hakkındaki iddiaların haksız olduğunu, yargılama süresince

Mahkeme heyetinin yedi defa değiştiğini, esas hakkında mütalaa verildikten

yaklaşık 20 ay sonra karar verildiğini, makul bir sürede yargılanmadığını

belirterek başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrarlamıştır.

61. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre

içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince

duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir

güvenceye bağlanabilir.”

62. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın

makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 60).

63. Tutukluluk süresinin makul olup

olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).

64. Bir davada tutukluluğun belli bir

süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu

amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece

mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 62).

65. Tutuklama tedbirine kişilerin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun

devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli”

görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de

incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya

sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin

değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle

sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 63).

66. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.

67. Öte yandan hukuka uygun olarak

tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama

nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar

tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir.

68. Makul sürenin hesaplanmasında

sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı

durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece

mahkemesince hüküm verildiği tarihtir.

69. Dava dosyasının incelenmesinde

başvurucunun 13/3/2012, 10/7/2012 ve 28/8/2012

tarihlerinde tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara itiraz ettiği

görülmüştür.

70. Başvurucu 13/3/2012

tarihli 29. celsede tahliye talebinde bulunmuş ancak talebi Mahkemece “… haklarında kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olguların bulunması, haklarında talep edilen ceza miktarının alt ve

üst haddi ile bu miktarın kaçma kuşkusu doğurması, delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskı kurulması ihtimaliyle, talep

edilen ceza miktarı ve eylemin niteliği dikkate alındığında adli kontrol kararı

verilmesinin yetersiz kalacak olması ve eylemin CMK.nun 100/3. maddesinde sayılan katalog suçlardan

oluşu” gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu bu karara itiraz

etmiş, ancak itiraz Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/4/2012

tarih ve 2012/173 Değişik İş sayılı kararı ile “itiraz dilekçesi, yargılama dosyası ve Mahkeme kararındaki gerekçe

birlikte değerlendirildiğinde itiraza konu kararda usul ve yasaya aykırılık

görülmediğinden” reddedilmiştir.

71. Başvurucu 10/7/2012

tarihli 31. celsede tahliye talebinde bulunmuş ancak talebi Mahkemece “… üzerlerine atılı suçlarda talep edilen ceza

miktarının alt ve üst hadleri nazara alındığında kaçma kuşkusunun bulunması,

dosyada mevcut müşteki, mağdur beyanları ile tanık anlatımları, ekspertiz

raporları değerlendirilerek atılı suçta kuvvetli suç şüphesinin varlığı, sanıkların

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskı

kurulması ihtimaliyle, talep edilen ceza miktarı ve eylemin niteliği dikkate

alındığında adli kontrol kararı verilmesinin yetersiz kalacak olması ve eylemin

CMK.nun 100/3. maddesinde

sayılan katalog suçlardan oluşu nazara alınarak” reddedilmiştir.

Başvurucu bu karara itiraz etmiş, ancak itiraz Ankara 12. Ağır Ceza

Mahkemesinin 19/7/2012 tarih ve 2012/404 Değişik İş

sayılı kararı ile “itiraz dilekçeleri,

yargılama dosyası ve Mahkeme kararındaki gerekçe birlikte değerlendirildiğinde

kuvvetli suç şüphesinin bulunması, dosyada yer alan atılı suçların varlığını

destekleyen belge, tutanak ve ekleri sanık ifadeleri atılı suç için yasada

öngörülen temel hürriyeti bağlayıcı cezaların miktarı nazara alındığında adli

kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı” gerekçesiyle

reddedilmiştir.

72. Somut olayda başvurucu son olarak,

tutukluk süresinin beş yılı doldurduğu iddiasıyla tahliye talebi ile

yargılamasının devam ettiği Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuş, talep

Mahkemenin 28/8/2012 tarihli kararı ile “üzerine

atılı suçlarda talep edilen ceza miktarının alt ve üst hadleri nazara

alındığında kaçma kuşkusunun bulunması, dosyada bulunun müşteki, mağdur

beyanları ile tanık anlatımları, ekspertiz raporları değerlendirilerek atılı

suçta kuvvetli suç şüphesinin varlığı, sanıkların delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, tanık ve mağdur üzerinde baskı kurulması ihtimaliyle, talep

edilen ceza miktarı ve eylemin niteliği dikkate alındığında adli kontrol kararı

verilmesinin yetersiz kalacak olması ve eylemin CMK.nun 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan

oluşu” gerekçesiyle reddedilerek tutukluluk halinin devamına karar

verilmiştir. Başvurucu Mahkemenin bu kararına 3/9/2012

tarihinde itiraz etmiş, itirazı, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/9/2012

tarihli kararı ile “itiraz dilekçesi,

yargılama dosyası ve Mahkeme kararındaki gerekçe ile sanığın birden fazla ağır

cezalık suçtan dolayı tutuklu bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde

itiraza konu kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediği”

gerekçesiyle reddedilmiştir.

73. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk

süresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve

meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam

edip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen

işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir.

74. Tutukluluk

süresinin hesabında kural olarak ilk derece mahkemesi önünde yargılama

aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekmekle birlikte, bir

suçtan verilen tutukluluk kararı ile başka bir suçtan verilen mahkûmiyet

kararının kesişmesi durumunda, mahkûmiyet kapsamında infaz edilen cezalara

ilişkin süreler toplam tutukluluk süresinin hesabına dâhil edilmez (bkz: § 54). Başvuru

dosyasının incelenmesinden başvurucu hakkındaki davanın Yargıtay önünde derdest

olduğu görülmektedir. Somut olayda başvurucunun başvuru konusu yargılama

kapsamında “suç isnadına bağlı olarak”

tutulma süresi, 26/6/2007 tarihinde tutuklanması

ile ilk derece mahkemesinin 16/10/2012 tarihli kararı ile hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmesi arasında geçen 5 yıl 3 ay 21 günden, başka

suçlar nedeniyle infaz olunan 209 gün

düşüldükten sonra kalan 4 yıl 8 ay 22 gündür.

75. Dava dosyasının incelenmesinde

derece mahkemesi, başvurucunun tutukluluğunun devamına ilişkin kararların

gerekçelerinde, delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme, tanık ve mağdur üzerinde baskı kurma ihtimaline,

başvurucunun üzerine atılı suçun vasıf ve

mahiyetine, kuvvetli suç şüphesinin varlığına, atılı suç için yasada öngörülen

hürriyeti bağlayıcı cezaların miktarına değinmiştir. Derece mahkemelerince

verilen tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleri,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı

gösterecek özen ve içeriktedir. Somut olaydaki tutukluluk

halinin devamına ilişkin bu gerekçeler ilgili ve yeterlidir. İlgili ve

yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate alındığında tutukluluk süresinin makul

olduğu görülmektedir.

76. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

77. Üye Engin YILDIRIM bu görüşe

katılmamıştır.

c. Anayasa’nın

36. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

78. Başvurucu, yargılamasının makul

olmayan bir süredir devam ettiğinden şikâyetçi olmuştur.

79. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin

(1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel

başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale

edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı

sıra AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi

gerekir. Başka bir ifadeyle, Anayasa ve AİHS’in ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

80. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

81. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes … cezai alanda kendisine

yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız

ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete

uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir …”

82. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri

önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına

sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in

“Adil yargılanma hakkı” kenar

başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

83. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 39).

84. Makul sürede yargılanma hakkının

amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları

maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması, adaletin gerektiği şekilde

temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde

gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı

edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru

açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/673, 19/12/2013, § 27).

85. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41-45).

86. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme dönemlerinin ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

87. Anayasa’nın 36. maddesi ile

kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar yanında, cezai

alanda yöneltilen suçlamaların da (suç

isnadı) karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. Suç isnadı,

bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesidir

(B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 32). AİHM, kişiye cezai

alanda yöneltilen suçlamanın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının

tespitinde; iddia olunan fiilin ulusal hukuktaki tasnifini, fiilin gerçek

niteliğini, fiil için öngörülen cezanın niteliği ve ağırlığını incelemektedir (Bkz: Sergey Zolotukhin/Rusya,

B. No: 14939/03, 10/02/2009, § 53 ve Engel ve Diğerleri, B. No: 5100/71,

5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 82). Ancak isnat olunan suç,

ceza kanunlarında nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasının kapsamında bireysel

başvuru konusu edilebilir (B. No: 2013/695, 9/1/2014,

§ 32).

88. Somut olayda başvurucunun, suç

işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, kasten adam öldürme, dolandırıcılık,

nitelikli dolandırıcılık, nitelikli hırsızlık, resmi belgede sahtecilik, yağma,

reşit olmayanla cinsel ilişkiye girme, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti

yapma, tehdit suçlarından Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/10/2012

tarih ve E.2007/363, K.2012/177 sayılı kararı ile toplam 56 yıl 57 ay hapis ve

1.625,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu

çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.

89. Yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne

göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

90. Ceza muhakemesinde yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye

suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan

ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin uygulanması

anıdır. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadına ilişkin

nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa

Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (B. No:

2013/695, 9/1/2014, § 32).

91. Bununla birlikte, suç isnadının

tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile ilgili

zaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilir. Anayasa

Mahkemesince verilen birçok kararda, ceza muhakemesinde yargılama süresinin

makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012

tarihinde derdest olmak şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suç

isnadına ilişkin nihai kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği tarihe veya

devam eden davalarda Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihe

kadar geçen sürenin dikkate alınacağına hükmedilmiştir (Birçok kararın yanında bkz: B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 36; B. No: 2013/13, 2/7/2013,

§ 51).

92. Yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri

gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi, hukuk

sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, yargı sisteminin yapısı,

mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün

yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki

gecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı

nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların

sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

93. Ancak yargılama süresinin

uzunluğunun tespiti açısından davanın karmaşıklığı, davadaki sanık sayısı,

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu suç için öngörülen cezanın miktarı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu gibi hususların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

94. Başvuru konusu olayda başvurucu,

hakkındaki şikayetler nedeniyle 24/6/2007 tarihinde

Sinop İl Jandarma Komutanlığına ifade vermek üzere çağrılmış, Sinop Sulh Ceza

Mahkemesinin 26/6/2007 tarihli kararı ile tutuklanmış ve hakkında 25/9/2007

tarihinde Sinop Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianame düzenlenmiştir. Başvurucu

hakkında 3/10/2007 tarihinde açılan kamu davasında

görevsizlik kararı verilerek dava dosyası yetkili mahkemeye gönderilmiştir.

95. Başvurucu, suç işlemek amacıyla

örgüt kurmak, yönetmek, kasten adam öldürme, dolandırıcılık, nitelikli

dolandırıcılık, nitelikli hırsızlık, resmi belgede sahtecilik, yağma, reşit

olmayanla cinsel ilişkiye girme, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma,

tehdit suçlarından oluşan on bir farklı suç işlediği iddiasıyla yargılanmıştır.

96. Başvurucunun, yargılandığı dosyada 20/11/2007 ve 20/1/2009 olmak üzere iki kez birleştirme

kararı verilmiştir.

97. Başvurucunun yargılandığı dosya

kapsamında toplam 22 sanık bulunmaktadır. Derece Mahkemesince başvurucu

hakkında mahkûmiyet hükmü kurulana kadar toplam 33 celse gerçekleştirilmiştir.

98. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/10/2012 tarih ve E.2007/363, K.2012/177 sayılı kararı ile

başvurucunun kasten adam öldürme, hırsızlık, resmi evrakta sahtecilik (iki

kez), nitelikli dolandırıcılık (iki kez), basit yaralama, kişiyi hürriyetinden

yoksun bırakma (iki kez), kasten adam öldürmeye teşebbüs ve bıçak taşıma

suçlarından toplam 56 yıl 57 ay hapis ve 1.625,00 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir.

99. Bir suç isnadıyla 24/6/2007 tarihinde ifadesi alınmak üzere Sinop İl Jandarma

Komutanlığına çağırılan başvurucu hakkındaki dava Anayasa Mahkemesince

gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesi sırasında Yargıtayda

derdesttir. Başvurucuya bir suçun isnat edildiği 24/6/2007

ile işbu kararın verildiği 20/2/2014 tarihleri arasında geçen süre yaklaşık 6

yıl 8 aydır.

100. Dava dosyasının incelenmesinde

derece mahkemesinin yargılama faaliyetlerinde hareketsiz kalınan bir döneminin

bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve gerekli

özenin gösterildiği görülmüştür. Yargılama süresinin makul olup olmadığının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken davadaki sanık sayısı,

dosyada birleştirme kararı verilip verilmediği, davanın karmaşıklığı, atılı

suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu suç için öngörülen cezanın miktarı gibi

unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde somut başvuru bakımından

yargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.

101. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan “makul

sürede yargılanma hakkı”nın

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,

B. “Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşılmaması” nedeniyle Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C. “Tutukluluğun makul süreyi

aşmamış olması” nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Üye Engin YILDIRIM’ın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. “Yargılamanın makul süreyi

aşmaması” nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,

E. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

OYBİRLİĞİYLE,

20/2/2014 tarihinde karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Ramazan ÇELİK Vekili : Av. Okay SADAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/152, 20 Şubat 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurunun
  16. B. “Kanun’da öngörülen azami
  17. C. “Tutukluluğun makul süreyi
  18. D. “Yargılamanın makul süreyi
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/152
Tarih
20 Şubat 2014

İlgili Kararlar

  • İsmail Cankardeş Başvurusu (B. No: 2012/1263)
  • Sebahat Tuncel Başvurusu (B. No: 2012/1051)
  • Kadir Gürbüz Kaynar Başvurusu (B. No: 2012/744)
  • Mehmet Gençoğlu Başvurusu (B. No: 2012/1180)
  • Ali Karakeçili Başvurusu (B. No: 2013/1335)
  • Mahmut Can Arslan Başvurusu (B. No: 2013/3008)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.