İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Rudolf Zaharia ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/10220)

1. Başvuru, başvurucuların kamulaştırma sürecine dâhil

Başvuru No2015/10220Tarih17 Nisan 2019Okuma19 dk · 3.830 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Rudolf Zaharia Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
17 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2015/10220
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.830 kelime·19 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların kamulaştırma sürecine dâhil

edilmemeleri ve kamulaştırma bedelin düşük belirlenerek başka kişilere ödenmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 19/6/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Başvuruculara ve Taşınmaza İlişkin

Bilgiler

8. Başvurucular Arnavutluk vatandaşı olup Arnavutluk'ta

yaşamaktadırlar.

9. İstanbul'un Üsküdar ilçesi Toygar Hamza Mahallesi'nde bulunan

236 ada, 82 parsel sayılı 14.000 m2 yüzölçümlü taşınmaz tapuda ahşap ev ve bahçe vasfıyla kayıtlıdır.

10. Tapu kayıtlarına göre bu taşınmazın 17/20 hissesi

başvurucular Rudolf Zaharia,

Marie Xhitomı ve Arsino Xhitomı'ye miras yoluyla intikal etmiştir.

11. Bu taşınmazın kamulaştırılması hakkında İstanbul Büyükşehir

Belediyesi (Belediye) tarafından 18/3/2004 tarihli Encümen kararı alınmıştır.

B. Kayyım Atanması ve Taşınmazın

Kamulaştırılmasına İlişkin Süreç

12. İstanbul Defterdarlığı (İdare) tapu maliki olan başvurucular

ve murislerinin sağ ya da ölü oldukları belli olmadığından 18/5/1989 tarihli ve

3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun'un 2. maddesi

gereğince hak ve menfaati bulunan Hazine adına İstanbul defterdarının kayyım

tayin edilmesi talebiyle Üsküdar 1. Sulh Hukuk Hâkimliğine (Hâkimlik)

başvurmuştur. Hâkimlik tarafından 12/9/2002 tarihinde talebin kabulüne karar

verilmiştir. Başvurucular ve başvurucuların murislerine İstanbul defterdarı

kayyım olarak tayin edilmiştir. Bu karar 28/11/2002 tarihinde kesinleşmiştir.

13. Başvurucular, kayyım kararın kaldırılması için 9/12/2003

tarihinde vekilleri aracılığıyla Üsküdar 2. Aile Mahkemesine başvurmuşlardır.

Mahkeme 21/1/2004 tarihinde taşınmaz maliklerinin sağ oldukları, gaip

olmadıklarının anlaşıldığı gerekçesiyle kayyım kararının kaldırılmasına ve

taşınmaz üzerindeki şerhin terkinine karar vermiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

E.2004/12520, K.2004/14138 sayılı kararıyla hükmün görev yönünden bozulmasına

karar vermiştir.

14. Başvurucular bu kez Üsküdar 3. Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmuşlar

ve kayyım kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir. Mahkeme 31/1/2006

tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Kararda, tapu maliki olan kişilerin

sağ oldukları vurgulanmıştır. İdare tarafından temyiz yoluna başvurulması

üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince onanan karar 16/10/2006 tarihinde

kesinleşmiştir.

15. Kayyım ve Belediye arasında 5/7/2006 tarihinde yapılan

pazarlık sonucu kamulaştırma bedeli olarak 12.400.000 TL bedel ve bu bedelin

dört taksitte ödenmesi hususunda uzlaşma sağlandığı görülmüştür.

16. Başvurucuların vekili olan Y.N. ve avukatı E.G.nin imzası bulunan Üsküdar 1. Sulh Hukuk Mahkemesine

(vesayet makamı) sunulan dilekçede, İdare ile kayyım arasında gerçekleşen

pazarlık sonucu bedel ve ödeme şekli konusunda anlaşmaya varıldığı ifade

edilmiştir. Buna göre kayyım kararının kaldırılması durumunda tapu malikleri

olan başvurucuların kamulaştırmadaki uzlaşmaya ve belirlenen bedel ile bu

bedelin dört taksit hâlinde ödenmesine rıza gösterdiklerini belirtilmiştir.

Başvurucular vekili ayrıca aynı dilekçede kamulaştırma işleminin ivedilikle

tamamlanması için tapuda ferağ yetkisi verilmesi talebinde bulunmuştur.

17. Kayyım kararının kaldırılmasına dair karar temyiz

incelemesinde iken İdare tarafından 15/8/2006 tarihinde taşınmazın devri için

kayyıma ferağ yetkisi verilmesi talebiyle vesayet makamına başvurulmuştur.

Vesayet makamı 18/8/2006 tarihinde talebin reddine karar vermiştir. Kararda,

kayyım kararının kaldırılmasına karar verildiği ve bu kararın temyiz

incelemesinde olup henüz kesinleşmediği vurgulanmıştır.

18. İdare bu karara karşı itiraz yoluna başvurmuştur. Denetim

makamı olan Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi (denetim makamı) 31/8/2006

tarihinde başvurucuların kamulaştırma bedeli ve taksitlendirilerek ödemeye rıza

gösterdikleri, ortada anlaşmazlık ve hak kaybının bulunmadığı gerekçesiyle

Üsküdar 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin ferağ verilmesi isteminin reddine ilişkin

kararının kaldırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Vesayet makamı bu karar

üzerine 4/9/2006 tarihinde kayyıma ferağ yetkisi vermiştir. Kayyım tarafından

belirtilmeyen bir tarihte taşınmazın tapuda ferağı verilmiştir.

19. Başvurucular vekilleri aracılığıyla 5/8/2009 tarihinde

Belediyeye başvurarak tüm yasal hakları saklı kalmak kaydıyla adı geçen

taşınmazın kamulaştırılmasıyla ilgili ödemelerin kimlere, ne şekilde ve hangi

evraklara dayalı olarak yapıldığını sormuşlardır. 10/8/2009 tarihli cevap

yazısında, bahse konu taşınmazın kamulaştırma bedeli olan 12.400.000 TL'nin

10.700.000 TL'sinin İdarenin kayyım bürosu başkanlığına ödendiği, bakiye

miktarın Adalar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/13 D. İş sayılı ihtiyati tedbir

kararı gereği dosyada bırakıldığı belirtilmiştir.

20. Diğer taraftan İdareye ödenen miktardan 1.300.000 TL'nin

22/1/2008 tarihinde hesaplarına iade edildiği, iade edilen bedelin malikler

vekili Y.B.ye Tiran Noterler Odasından alınan 26/3/2007 tarihli vekâletnameye

istinaden 1/2/2008 tarihinde çek mukabilinde teslim edildiği ifade edilmiştir.

Adalar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/13D. İş sayılı ihtiyati tedbir kararının

Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/2/2009 tarihli ilamıyla kaldırılması

üzerine de Adalar İcra Müdürlüğünün E.2009/7 sayılı dosyasına 800.000 TL

gönderildiğine değinilmiştir.

C. Tazminat Davasına İlişkin Süreç

21. Başvurucular vekilleri aracılığıyla 19/8/2009 tarihinde

tekrar Belediyeye başvurmuşlar ve kamulaştırma bedelinden arta kalan miktarın

tüm yasal hakları saklı kalmak koşuluyla kendilerine ödenmesini talep

etmişlerdir. Bu kapsamda Belediyece başvurucular adına düzenlenen 21/8/2009

tarihli ve 479.132 TL bedelli çek başvurucular vekiline teslim edilmiştir.

22. Başvurucular kamulaştırma işleminin usule aykırı yürütülmesi

nedeniyle yapılan tescil işleminin yolsuz olduğunu ne var ki taşınmazın tescilinden

sonra imar uygulamasına tabi tutulduğu ve yeni ada parsel numaralarını

öğrenmelerinin mümkün olmadığını belirtmişlerdir. Buna göre vekilleri

tarafından yapılan tahsilat düşüldükten sonra geriye kalan 11.920.868 TL

bedelin Hazineden alınarak Belediyeye ödenmesine karar verilmesi ve taşınmazın

17/20 hissesine karşılık gelen ve imar uygulaması sonrasında oluşan ada ve

parsel numaralarına dağılan hisselerin adlarına tescil edilmesi istemiyle

5/2/2010 tarihinde İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)

dava açmışlardır.

23. Başvurucular ayrıca bu davada taşınmazın Belediye adına

tescil edildiği 3/10/2006 tarihinden itibaren mahrum kaldıkları kira gelirine

karşılık 5.000 TL tazminatın Hazineden alınarak kendilerine ödenmesini talep

etmişlerdir.

24. Üsküdar Belediyesi bu davaya müdahil olmuştur. Cevap

dilekçesinde, taşınmazın imar planında spor kültür tesisi ve otopark alanı

olarak tahsis edildiğini, takas yapılarak Üsküdar Belediyesine devredildiğini

ifade etmiştir.

25. Mahkeme 30/5/2013 tarihinde Hazineye karşı olan davanın

husumet yönünden reddine; Belediyeye karşı olan davanın da hukuki yarar

bulunmadığından reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, kayyımlığın

kaldırılmasına ilişkin kararın kesinleşmesine kadar taşınmazın kayyım

tarafından idare edildiği, bu süreçte imar planının uygulanması kapsamında

taşınmazın kamulaştırıldığı ifade edilmiştir. Mahkemeye göre kamulaştırma

bedelinin kayyımla yapılan uzlaşma sonucunda belirlendiği, bedelin kayyım

hesabına yatırıldığı ve taşınmazın Belediye adına tescil edildiği dikkate

alındığında tescil işlemi yolsuz değildir. Buna göre ortada yolsuz bir tescil

bulunmadığından başvurucuların tapu iptali ve tescil talebinin reddi gerekir.

26. Sonuç olarak Mahkemece kamulaştırma bedelinin tapu

maliklerine ödenmeyip usule aykırı yollarla dava dışı kişilere ödenmesine

ilişkin olarak davalı Belediye ve Hazinenin herhangi bir katkısının olmadığını,

bu nedenle tazminat istemi yönünden davalı Hazineye husumet yöneltilemeyeceği

kanaatine varılmıştır. Diğer taraftan Belediyenin Hazineye ödemiş olduğu

kamulaştırma bedelinin Hazine tarafından Belediyeye geri ödenmesi talebine

ilişkin olarak başvurucuların hukuki yararının bulunmadığı vurgulanmıştır. Son

olarak ortada yolsuz bir tescil bulunmadığından başvurucuların kira gelirinden

mahrum kalmalarının da söz konusu olmadığı ifade edilmiştir.

27. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 18/12/2014 tarihinde nisbi vekâlet ücreti yerine maktu vekâlet ücretine

hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bu hâliyle düzeltilerek onanmasına

karar vermiştir. Aynı Dairenin 11/5/2015 tarihli karar düzeltme isteminin reddi

kararıyla hüküm kesinleşmiştir.

28. Nihai karar, başvurucular vekiline 7/7/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucular beyanlarında nihai kararı 19/6/2015 tarihinde Yargıtay

web sayfasından öğrendiklerini

ifade etmişlerdir.

29. Başvurucular 19/6/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmuştur.

D. Ceza Yargılaması Süreci

30. Başvurucular kendilerinden alınan vekâletnamelerde sahtecilik

yapıldığı ve adlarına yatan paraların bankalardan çekilmiş olduğunu belirterek

ilgili tüm şahıslar hakkında Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda

bulunmuşlardır. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11/11/2010 bir kısım

şüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

Başvurucular bu karara itiraz etmişler, Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin

16/2/2011 tarihli kararıyla başvurucuların itirazı yerinde görülmeyerek

reddedilmiştir.

31. Cumhuriyet Başsavcılığının 11/10/2010 tarihli kararında,

şüphelilerden Y.N.nin,14/2/2014 tarihinde Arnavutluk'a giderek başvuruculardan Rudolf Zaharia ile görüşerek

başvuruya konu taşınmazın hukuki ve idari işlemleri ile ilgilenmek üzere ön

anlaşma yaptığı belirtilmiştir. Akabinde başvurucuların kendi aralarında

yaptıkları uzlaşma neticesinde 5/3/2004 tarihinde Tirana Noterler Odasına

kayıtlı Noter S.M. tarafından düzenlenen ve Türkçe tercümesi aynı Noter

tarafından tasdik edilen vekâletnamenin, Arnavutluk Dışişleri Bakanlığınca tasdik

edildiği ve Türk Konsolosluğunca vekâletnameye şerh verildiği vurgulanmıştır.

Bunun üzerine Rudolf Zaharia'nın

Türkiye'ye gelerek 11/3/2004 tarihinde Y.N. ile işin niteliği, kamulaştırma

bedelinin %50'sinin Y.N.ye verileceği ve özel şartları içeren bir söz sözleşme

imzalayarak vekâletnameyi Y.N.ye verdiği ifade edilmiştir.

32. Diğer taraftan kararda, Y.N.nin

işin gereğini yerine getirmek için bu vekâletnameye istinaden avukat Y.D. ve

arkadaşlarına vekâletname verdiği, avukatları vasıtasıyla taşınmazın

kamulaştırılması ve kayyımlığın iptali ile ilgili süreçte hukuki ve idari iş ve

işlemleri yerine getirdiği belirtilmiştir. Buna göre 5/7/2006 tarihinde kayyım

ve Belediye arasında 12.400.000 TL bedel ve bu bedelin dört taksitte ödenmesi

hususunda uzlaşma sağlandığı, kayyımlığın iptali davasının uzlaşma üzerine

tapunun devredilmesinden sonra neticelendiğine değinilmiştir. Kayyımlığın

iptali kararının kesinleşmesi üzerine Y.N.nin kayyım

bürosu hesabına ödenen bedelin ödenmesini talep ettiği, kayyım bürosu görevlilerinin

yazmış oldukları talimat üzerine tedbir konulmayan kısmın 8/12/2006 tarihinde Y.N.nin banka hesabına aktarıldığı belirtilmiştir.

33. Kararda ayrıca başvurucular tarafından 11/1/2007 tarihinde

vekillikten azledilmesi üzerine Y.N.nin, kamulaştırma

bedelinin %50'sine karşılık gelen 6.400.000 TL'yi kendi nam ve hesabına aldığı,

el konulmayan ve hesaba yatırılan 3.200.000 TL'yi de başvurucular adına V.

Bankası Kadıköy Çarşı Şubesinde açılan üç ayrı hesaba 16/2/2007 tarihinde eşit

olarak yatırdığı ifade edilmiştir. Başvurucular adına yatırılan bu miktarın

hakkında kamu davası açılan Y.B. tarafından sahte vekâletname ile çekildiği

vurgulanmıştır. Sonuç olarak şüpheli Y.N.nin sözleşme

kapsamında üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği, sözleşmeden

belirtilen kamulaştırma bedelinin %50'sini aldığı, el konulmayan miktarı da

eşit şekilde başvurucuların hesabına yatırdığı, hakkında kamu davası açmaya

yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığı belirtilerek hakkında kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

34. Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan dava sonucunda Üsküdar 2.

Ağır Ceza Mahkemesi 15/1/2013 tarihinde sanıklardan Y.B.nin,

kamu kurumu araç kılınarak dolandırıcılık ve belgede sahtecilik suçlarını

işlediği gerekçesiyle hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

Kararda, sanığın başvuruculardan aldığı 26/3/2007 tarihli vekâletnameye aslında

olmayan ilaveler yapmak suretiyle kamulaştırma bedelinden toplam 4.500.000 TL

parayı aldığı ifade edilmiştir. Sanıklar yeminli tercüman E.İ. ve noter

başkatibi A.D.'nin ise sanık Y.B. ile birlikte

hareket ettiği ya da ona yardım ettiklerine yönelik bir delil bulunmadığı

belirtilerek bu sanıkların beraatine karar

verilmiştir.

35. Diğer sanıklar G.Y. ve Ş.Y.nin

özel belgede sahtecilik suçunu işledikleri kabul edilerek hapis cezasıyla

cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Avukat olan sanık A.Ş. ve H.T.nin ise kendilerine verilen vekâletnamenin sahte

olduğunu bildikleri ya da bilebilecek bir durumda olduklarını ispata elverişli

bir delil bulunmadığından beraatlerine

hükmedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

36. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 8.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İdarelerin, bu Kanuna göre, tapuda

kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma

usulünü öncelikle uygulamaları esastır."

37. 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre

topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel

tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek

taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz

malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3

üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi

karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister."

38. 3561 sayılı Kanun’un 2.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk

Medenî Kanununun 427 nci maddesine göre, bir kimsenin

uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada

bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının

payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde,

vesayet makamı; bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati

bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin

hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük

mal memurunu yönetim kayyımı tayin eder."

39. 22/11/2001 tarihli ve

4721 sayılı

Türk Medeni Kanunu'nun 427. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Vesayet makamı, yönetimi kimseye ait

olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hâllerde bir

yönetim kayyımı atar:

Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve

oturduğu yer de bilinemezse,

..."

40. 4721 sayılı Kanun'un 466. maddesi şöyledir:

"Vesayet organları ve vesayet işleriyle

görevlendirilmiş olan diğer kişiler, bu görevlerini yerine getirirlerken iyi

bir yönetimin gerektirdiği özeni göstermekle yükümlüdürler."

41. 4721 sayılı Kanun'un 467. maddesi şöyledir:

"Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu

davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur.

Kayyım ve yasal danışmanlar hakkında da aynı

hüküm uygulanır."

42. 4721 sayılı Kanun'un 468. maddesi şöyledir:

"Devlet, vesayet dairelerinde görevli

olanların hukuka aykırı olarak sebebiyet verdikleri zararlardan doğrudan

doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal danışmanlara tazmin

ettirilemeyen zararlardan da sorumludur.

Zararı tazmin eden Devlet, zararın meydana

gelmesinde kusurlu olanlara rücu eder.

Zararın doğmasına kusurları ile sebep olanlar,

rücu hakkını kullanan Devlete karşı müteselsilen

sorumludurlar."

43. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Velayet, Vesayet ve Miras

Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük'ün 8.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bu Tüzüğün uygulanmasında Türk Medeni

Kanununun 397 nci maddesi uyarınca vesayet makamı

sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı asliye hukuk mahkemesidir.''

B. Uluslararası Hukuk

44. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

45. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) davanın esasını teşkil

eden zararı giderecek tazminatın ulusal mahkemeler tarafından hesaplanması

gereken hâllerde kendini bu konuda karar vermeye yetkili görmemektedir. Doğrusu

AİHM kamulaştırılan yerin değerini belirleyecek ve buna karşılık ödenecek

tazminatın kriterlerini belirlemede kendini Türk mahkemelerinin yerine koyamaz.

Ne var ki somut olaydaki dava dosyası içeriğine göre AİHM başvurucunun ulusal

mahkemelerce hükmedilen tazminat bedelinin mülkün değeri ile makul bir bağlantı

kurmadığını gösterebildiğini gözlemlemektedir (Yıltaş

Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş./Türkiye, B. No: 30502/96, 24/4/2003,

§ 38).

46. Halil Göçmen/Türkiye

(B. No: 24883/07, 12/11/2013) kararında ise kamulaştırmasız el atma nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar veren AİHM, derece mahkemelerince

hükmedilen tazminatın yeterliliğini de ölçülülük bağlamında tartışmıştır. AİHM

bu bağlamda öncelikle ulusal mahkemelerin yerine geçerek kamulaştırma bedelini

belirleme gibi bir görevinin bulunmadığını ancak mahkemelerin adil veya makul

olmayan kararlar verilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtmiştir. AİHM

somut olayda kamulaştırmasız el atma tazminatına ilişkin iki ayrı bilirkişi

raporu bulunduğuna dikkat çekmiş ve derece mahkemelerince yeterli bir gerekçe

gösterilmeden daha az bir bedel öngören raporun hükme esas alınmasının

müdahaleyi ölçüsüz kıldığını belirtmiştir (Halil

Göçmen/Türkiye, §§ 37-43).

47. Öte yandan Tkachenko/Rusya (B. No:

28046/05, 20/3/2018) kararında AİHM, iç hukuktaki düzenlemelere aykırı olan bir

müdahalenin de hukukilik ölçütünü karşılamadığını kabul etmiştir. Bununla

birlikte herhangi bir usule aykırılığın müdahalenin hukukiliğiyle uyumsuz kabul

edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu bağlamda AİHM, hukukun doğru biçimde

uygulanması ve yorumlanması konusunda sınırlı bir yetkisi olduğunu ve ulusal

mahkemelerin yerine geçme gibi bir sorumluluğu olmadığını ancak bu kararların

açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatasından yoksun

olmaması gerektiğini vurgulamıştır (Tkachenko/Rusya,

§ 52). AİHM sonuç olarak somut olayda iç hukukta öngörülen kamulaştırma usulüne

aykırı davranıldığını tespit ederek mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir

(Tkachenko/Rusya, §§ 53-58).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

48. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

49. Başvurucular; yurt dışında yaşadıklarını, taşınmazları

hakkında yürütülen kamulaştırma işlemleri sırasında gaip oldukları gerekçesiyle

Üsküdar 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 12/9/2002 tarihli kararıyla İstanbul

defterdarının kayyım olarak atandığını, bu karardan haberdar olmaları üzerine

yaklaşık üç ay sonra kayyım kararının kaldırılması istemiyle dava açtıklarını ifade

etmişlerdir. Başvuruculara göre kayyım kararının kaldırılması istemiyle dava

açmaları anından itibaren gaip olmadıkları ortadadır. Buna rağmen İdare

tarafından mahkemece verilen kayyım kararının kaldırılmasına ilişkin karar

temyiz edilmiştir. Bu süreçte de taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin pazarlık

görüşmeleri ve diğer işlemler kendilerinin ve vekillerinin yokluğunda Belediye

ve kayyım arasında yürütülmüştür.

50. Başvurucular ayrıca kamulaştırılan taşınmazın tapuda devri

için kayyıma ferağ yetkisi verilmesi talebinin vesayet makamı olan Üsküdar 1.

Sulh Hukuk Mahkemesince reddedilmesine rağmen bu kararın denetim makamı olan

Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından hukuka aykırı ve açıkça keyfî bir

kararla kaldırıldığını ifade etmişlerdir. Başvuruculara göre 4721 sayılı

Kanun'un 466. maddesi ve Türk Medeni Kanunu'nun Velayet Vesayet ve Miras

Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük'ün 15.

maddesi hükümleri kayyımlar içinde geçerlidir buna göre kayyımın görevini

yerine getirirken özen yükümlülüğüne uygun olarak hareket etmesi gerekmektedir.

Başvurucular, kayyımın özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini ve yapmış

olduğu işlemlerin geçersiz ve yok hükmünde olduğunu ileri sürmüşlerdir.

51. Diğer taraftan başvurucular, 4721 sayılı Kanun'un 468. maddesi

gereğince devletin vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı

zararlarından da doğrudan sorumluluğu bulunduğunu, bu emredici hüküm gereği

denetim makamı olan Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin hukuka aykırı

kararıyla oluşan zarar nedeniyle Hazine taraf gösterilerek dava açtıklarını

ifade etmişlerdir. Başvuruculara göre kayyım kararının kaldırılmasına karar

verildiği ve bu kararın temyiz incelemesinde olduğu açık olmasına rağmen

denetim makamının bu kararın sonucunu beklemeden kayyıma tapuda ferağ yetkisi

vermesi açıkça keyfî bir karar olup bu yönüyle meydana gelen zararlardan

devletin sorumluluğu bulunmaktadır.

52. Sonuç olarak başvurucular, vesayet makamları ve buna bağlı

olarak devletin sorumluluğuna ilişkin beyanlarının derece mahkemelerince

herhangi bir gerekçeye yer verilmeksizin dikkate alınmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkı ve hukuk güvenliği ve hak arama özgürlüğü ilkelerinin, Ermeni

kökenli olmaları nedeniyle eşitlik ilkesinin, kamulaştırma işlemlerinde hukuka

aykırı hareket edilmesi ve kamulaştırma bedelinin kendilerine ödenmemesi

nedeniyle de mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

53. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

54. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucular; mülkiyet hakkı

dışında adil yargılanma hakkı, eşitlik ilkesi ve hak arama özgürlüğünün ihlal

edildiğini ileri sürmektedirler. Ancak somut olayda eşitlik ilkesinin ihlaline

yol açabilecek farklı muamelenin varlığı başvurucular tarafından

temellendirilmemiştir.

55. Diğer taraftan başvurucuların asıl şikâyetinin kayyım

kararının kaldırılmasına ilişkin dava açmaları ve mahkemece gaip olmadıklarının

tespit edilmesine rağmen kayyım tarafından kamulaştırma işlemlerine devam

edilmesi ve ivedi bir şekilde taşınmazın tapuda ferağının verilmesine ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucular ayrıca kamulaştırma bedelinin düşük

belirlenmesi ve kendileri dışındaki kişilere ödeme yapılmasından

yakınmaktadırlar. Buna göre başvurucuların bütün şikâyetlerinin mülkiyet

hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

56. Başvuru konusu olayda kamulaştırılan taşınmaz kamulaştırma

işlemi öncesinde tapuda başvurucular adına kayıtlı olduğundan mülkün varlığında

bir tereddüt bulunmamaktadır. Başvuruculara ait taşınmazın kamulaştırılması

mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmekle birlikte bu müdahalenin mülkten yoksun

bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

57. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık konusu taşınmaz, 2942

sayılı Kanun'un 8. maddesi çerçevesinde kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla

kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunduğu

kuşkusuzdur. Diğer taraftan imar uygulaması nedeniyle taşınmazın spor kültür

tesisi ve otopark alanı olarak kamulaştırılmasının kamu yararı amacına

dayandığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

58. Somut olayda kamulaştırma işleminin yöntemine aykırı olarak

yapıldığına ilişkin şikâyetin müdahalenin ölçülülüğü bağlamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

59. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

60. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

61. Anayasa’nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesine göre

devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının

bulunması, kamulaştırma kararının kanunda gösterilen esas ve usullerine

uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi

kamulaştırmanın anayasal ögeleridir. Temel unsurunun kamu yararı olduğu kabul edilen kamulaştırma, özel mülkiyet

alanına devletin bir müdahalesidir. Kamulaştırma işlemi, taşınmaza el koymaya

zorunlu kalındığında kamu yararının özel mülkiyet hakkından üstün tutulduğu

durumlarla sınırlı olarak ve Anayasa'da belirlenen usul güvenceleri izlenerek

yapıldığında hukuka uygun sayılır (AYM, E.2017/110, K.2017/133, 26/7/2017, §

11).

62. Başvuru konusu olayda Arnavutluk vatandaşı olan

başvurucuların adresleri belli olmayıp sağ ya da ölü oldukları da tespit

edilemediğinden başvuruya konu taşınmaza ilişkin olarak İstanbul defterdarı

12/9/2002 tarihinde başvuruculara kayyım olarak atanmıştır. Bu süreçte Belediye

Encümeni tarafından 18/3/2004 tarihinde taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin

karar alınmış ve kamulaştırma işlemleri kayyımla devam ettirilmiştir.

Başvurucular kendilerine kayyım atanmasına ilişkin kararın kaldırılması için

derece mahkemelerine başvurmuşlar netice olarak Üsküdar 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin

31/1/2016 tarihli kararıyla kayyım kararı ve taşınmaz üzerindeki kayyım

şerhinin kaldırılmasına karar verilmiştir. Bu aşamada Belediye ve kayyım

arasında 5/7/2006 tarihinde yapılan pazarlık sonucu kamulaştırma bedeli olarak

12.400.000 TL bedel ve bu bedelin dört taksitte ödenmesi hususunda uzlaşma

sağlanmıştır.

63. Öte yandan başvurucular 11/3/2004 tarihinde söz konusu

taşınmaza ilişkin hukuki ve idari işlemler ile ilgilenmek üzere Y.N. ile

anlaşmışlar ve kendisine 5/3/2004 tarihli vekâletnameyi vermişlerdir.

Başvurucular vekili Y.N. bu vekâletnameye istinaden avukatı aracılığıyla

vesayet makamına sunmuş olduğu dilekçede kayyımlığın kaldırılması durumunda

tapu malikleri olan başvurucuların kamulaştırmadaki uzlaşmaya ve belirlenen

bedel ile bu bedelin dört taksit hâlinde ödenmesine rıza gösterdiklerini

belirtmiştir. Başvurucular bu vekâletnamenin tercümesinde vekâletnamede olmayan

taşınmazın devri ve kamulaştırma bedelinin tahsiline yönelik bir takım yetkiler

eklendiğini, böylelikle kamulaştırma işlemine rıza gösterildiği belirterek

şikâyetçi olmuşlardır. Ancak Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının 11/11/2010

tarihli kararıyla şüpheli Y.N.nin sözleşme kapsamında

üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği, hakkında kamu davası açmaya

yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığı belirtilerek kovuşturma yapılmasına

yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucuların bu karara itirazları da

yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. Bu durumda başvurucuların Y.N.ye vermiş

oldukları vekâletnamede sahtecilik yapıldığına ilişkin iddialarının yargısal

makamlar önünde ispat edilemediği anlaşılmaktadır.

64. Diğer taraftan ceza yargılaması sonucunda kamulaştırma

bedeli olarak belirlenen bedelin bir kısmının Belediye tarafından başvurucular

vekili olduğunu beyan eden Y.B.ye ödendiği maddi olgu olarak kabul edilmiştir.

Belediye tarafından başvuruculara verilen 10/8/2009 tarihli cevap yazısında da

bu durum teyit edilmektedir. Ayrıca anılan yazıda kamulaştırma bedelinin bir

kısmının kayyım bürosuna, bir kısmının da icra müdürlüğü dosyasına ödendiği

belirtilmektedir. Başvurucular ise 12.400.000 TL kamulaştırma bedelinden arta

kalan 479.132 TL'yi Belediyeden alabilmişlerdir.

65. Ancak somut olayda başvurucuların vekilleri aracılığıyla

kamulaştırma işlemi ve pazarlık sonucu belirlenen kamulaştırma bedeline

muvafakat ettiklerini, bunun yanında taşınmazın tapuda ferağının verilmesini

talep ettiklerini belirtmek gerekir. Yargısal makamların aksi ispat edilemeyen

kabulüne göre de başvurucular vekili, aralarındaki sözleşme kapsamında

kamulaştırma bedelinin % 50'sini kendisi almış, geriye kalan miktarı da

başvurucular adına açılan banka hesaplarına eşit olarak yatırmıştır. Bu

aşamadan sonra bir takım sahte vekâletnamelerle başvurucuların hesaplarına

yatırılan kamulaştırma bedellerinin çekildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla

başvurucuların sahtecilik yapılarak hesaplarındaki paraların çekilmesi

nedeniyle banka ve diğer üçüncü kişilere karşı adli yargı mercileri önünde

tazminat davaları açmak suretiyle bu bedelleri talep etmeleri mümkündür. Söz

konusu bedellerin banka tarafından bazı üçüncü kişilere ödenmesi işlemi

bakımından bireysel başvuru öncesi hakkında dava açılan idari makamların

özensiz bir tutumu olduğu ise ortaya konulamamıştır.

66. Sonuç olarak sürecin bütününe bakıldığında mülkiyet hakkının

korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği,

başvurucuların bu güvencelerden yararlandırılmadıkları söylenemez.

Başvurucuların ayrıca hukuka aykırı işlemlerle hesaplarına yatan paraları

çektiği derece mahkemelerince tespit edilen banka ve üçüncü kişilere karşı

tazminat yoluna da başvurmaları önünde bir engel bulunmamaktadır. Bu durumda

taşınmazın kamulaştırılması yoluyla gerçekleşen müdahalenin taşıdığı meşru

amacın dayandığı kamu yararı ile başvurucuların mülkiyet hakkının korunması

arasında olması gereken adil denge bozulmamış olup müdahale ölçülüdür.

Başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edilmediği açıktır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Eşref Uğur ŞENOL

Başvurucular

:

1. Rudolf

ZAHARİA

2. Marie XHİTOMI

3. Arsino

XHİTOMI

Vekili : Av. Ali Timurtaş ÖZMEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/10220, 17 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuruculara ve Taşınmaza İlişkin
  7. B. Kayyım Atanması ve Taşınmazın
  8. C. Tazminat Davasına İlişkin Süreç
  9. D. Ceza Yargılaması Süreci
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucuların
  15. B. Değerlendirme
  16. Kabul Edilemez Olduğuna
  17. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  18. Zaharia
  19. Xhitomı
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/10220
Tarih
17 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • Yasemin Demir Başvurusu (B. No: 2015/19519)
  • Ali Bilkay Başvurusu (B. No: 2016/244)
  • Aksal Mimarlık Mühendislik Turizm İnşaat Sanayi Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/15985)
  • Dijvar Nesri İsmail Başvurusu (B. No: 2016/14663)
  • Egeplast Ege Plastik Ticaret ve Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/10725)
  • Erkan Uygun Başvurusu (B. No: 2016/3465)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.