İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

S.s. Okumuşlar Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu (B. No: 2014/5326)

1.Başvuru, malik olunan taşınmazın bir kısmının doğal sit alanı

Başvuru No2014/5326Tarih28 Eylül 2016Okuma30 dk · 6.054 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm S.S. Okumuşlar Konut Yapı Kooperatifi Başvurusu

Karar tarihi
28 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/5326
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.054 kelime·30 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.Başvuru, malik olunan taşınmazın bir kısmının doğal sit alanı

olarak ilan edildiği ve taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin ortadan

kaldırıldığı iddiasıyla açılan kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat

davasının reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle adil yargılanma

hakkının; taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının ortadan kaldırılması sebebiyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.Başvuru 18/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 23/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4.Bölüm Başkanı tarafından 12/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/11/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6.Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

1/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 10/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A.Olaylar

7.Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8.Başvurucu, İstanbul ili Sarıyer ilçesi Rumelifeneri köyü 5

pafta, 150 parsel sayılı 87.840 m2 yüz ölçümlü taşınmazı Türkiye Denizcilik

İşletmeleri Genel Müdürlüğünce kapalı teklif-açık pazarlık usulü ile yapılan

ihalede 15/11/1994 tarihinde sunduğu teklifin kabul edilmesi üzerine satın

almıştır.

9. İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun 15/11/1995 tarihli ve 7755 sayılı kararı ile 29/7/1980 tarihinde

onaylanarak yürürlüğe giren 1/50000 ölçekli İstanbul metropoliten alan nazım

planında korunması gerekli doğal bölgeler olarak belirlenen doğusu Boğaziçi sit

sınırı, kuzeyi Karadeniz, batısı ve güneyi ise Sarıyer ilçe sınırları ile

çevrili bölgenin "İstanbul Kuzey Kesimi- Karadeniz Kuşağı II No'lu Doğal

Sit Alanı" olarak tespit, tescil ve ilanına karar verilmiştir. Bu

kapsamda, başvurucuya ait taşınmazın bir kısmı doğal sit alanı olarak tescil

edilmiş, bir kısmı ise kıyı hâline getirilmiştir.

10. Başvurucu tarafından taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerinde

kalan ve kıyı hâline getirilen kısmı için Sarıyer 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde

kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat davası açılmıştır. Mahkemenin

10/4/2008 tarihli ve E.2008/60, K.2008/119 sayılı kararı ile taşınmazın

22.149,54 m2'lik kısmı yönünden davanın kabulüne, taşınmazın bu kısmının Hazine

adına kamuya terkinine karar verilerek kamulaştırmasız el atma sebebiyle

başvurucu lehine tazminata hükmedilmiştir. Karar temyiz aşamasından geçmek

suretiyle kesinleşmiştir.

11. 11/1/2010 onay tarihli, 1/1000 ölçekli Kilyos- Demirciköy-

Rumelifeneri bölgesi koruma amaçlı uygulama imar planında başvurucuya ait

taşınmazın 19.215 m2'lik kısmının günübirlik turizm alanında, 15 m'lik kısmının

yol alanında, 10.980 m2'lik kısmının kumul+park alanında, 35.495,46 m2'lik

kısmının jeolojik yönden sakıncalı alanda kaldığı belirlenmiştir. Taşınmazın

sit alanı olarak ilan edilen ve imar planları ile ilgili mevzuat hükümleri

gereği kesin inşaat yasağı getirilen kısmı (kumul+ park alanı+ jeolojik yönden

sakıncalı alan) 46.475 m2 olarak belirlenmiştir.

12. Başvurucu, doğal sit alanı olarak ilan edilen, imar planları

ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca kesin inşaat yasağı getirilen kısmın

21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kanunu'nun 5. maddesi gereğince Devlet malı niteliğinde bulunduğunu, taşınmazın

kendi tasarrufundan çıktığını, hiçbir bedel ödenmeksizin taşınmazına fiilen el

atıldığını belirterek kamulaştırmasız el atma sebebiyle Kültür ve Turizm

Bakanlığına izafeten İstanbul Defterdarlığı Muhakemat Müdürlüğü aleyhine

17/9/2009 tarihinde İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde (kapatılan: Sarıyer

2. Asliye Hukuk Mahkemesi) tazminat davası açmıştır.

13. Mahkemenin 25/1/2011 tarihli ve E.2009/343, K.2011/32 sayılı

kararı ile alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne,

24.012.703 TL kamulaştırmasız el atma bedelinin faiziyle birlikte başvurucuya

ödenmesine, 150 parsel sayılı taşınmazın 46.475 m2'lik doğal sit alanında kalan

kısmının başvurucu adına olan tapu kaydının iptali ile bu kısmın tamamının

doğal sit alanı olarak Hazine adına tapuya terkinine karar verilmiştir. Kararın

gerekçesi şöyledir:

"...Davacıya ait iş bu taşınmazda

46.475.m2.lik alanın İstanbul III nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulunun 15.11.1995 gün ve 7755 sayılı kararı ile İstanbul Kuzey kesimi

Karadeniz kuşağı doğal sit alanı olarak ilan edildiği, sit alanı olarak ilan

edilen bu yerin imar planları ve kanunla da kesin inşaat ve tasarruf yasağı

getirildiği, bu yerde davacının hiçbir tasarruf hakkının kalmadığı ...

anlaşılmakla, somut dava konusu olay dikkate alındığında sit alanı olarak ilan

edilen yer (de) ... davacının hiçbir tasarruf hakkı bulunmamaktadır. Burası

artık fiilen Devlet malı niteliğindedir. Davacının tasarrufundan çıkmıştır. Hal

böyle olunca davalı tarafından kamulaştırma yapılarak davacıya herhangi bir

bedel de ödenmemiştir. Bu durumda, mülkiyet hakkı temel insan haklarındandır.

Anayasamız ve Uluslararası sözleşmeler ile güvence altındadır. Davalı idare

ancak taşınmaza rayiç bedelini ödeyerek müdahale eder ve kamu malı haline

getirebilir. ..."

14. Temyiz üzerine, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 18/10/2011

tarihli ve E.2011/7655, K.2011/16558 sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Bozma ilamının gerekçesi şöyledir:

"2863 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kanununun 5. maddesi gereğince, özel hukuk hükümlerine tabi

gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazların bizatihi kendisi

değil, bu taşınmazlarda varlığı bilinen veya daha sonra ortaya çıkacak olan

korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı

niteliğindedir.

Aynı

yasanın 11/2 maddesinde de; maliklerin bu varlıkların üzerindeki mülkiyet

haklarının tabii icabı olan ve bu kanunun hükümlerine aykırı bulunmayan bütün

yetkilerini kullanabilecekleri de düzenlenmiştir. Dolayısıyla taşınmazın sit

alanı olarak ilan edilmesi Anayasa'nın mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla

ve kanunla sınırlanabileceğini düzenleyen 35. maddesi uyarınca 2863 sayılı

yasadan kaynaklanan bir durum olup, davalı idarenin mülkiyet hakkını ortadan

kaldıran bir işlemi niteliğinde değildir.

Bu

durumda, dava konusu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından söz edilmesi

mümkün olamayacağından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı

gerekçelerle kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir."

15. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 19/4/2012 tarihli ve

E.2012/2730, K.2012/8361 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

16. Mahkeme 16/10/2012 tarihli ve E.2012/289, K.2012/443 sayılı

kararı ile Sarıyer Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün

7/12/2011 tarihli başvurucuya hitaben gönderdiği cevap yazısında, dava konusu

parselin planında 1. derece doğal sit alanı olarak belirlenen ve kamuya ayrılan

kumul + park alanı ile 15 m'lik yol alanının plan notlarının 9. maddesine

istinaden kamu eline geçmeden parselin (G) ile tanımlanan alanında imar

uygulaması yapılamayacağının belirtildiği, yine İstanbul Valiliği İl Çevre ve

Şehircilik Müdürlüğünün 23/12/2011 tarihli başvurucuya hitaben gönderdiği cevap

yazısında, dava konusu parselin Devlet malı niteliği taşıyan korunması gerekli

kısmının taşınmazın kendisi olduğunun belirtildiğini, bu durumda taşınmazın

46.475 m2'lik kısmı yönünden kesin inşaat yasağı getirildiğini, taşınmazın

doğal sit alanı olarak ilan edilmesi iledavacı başvurucunun mülkiyet hakkının

kısıtlandığını ve taşınmaza davalı idare tarafından fiilen el atılmış olduğunu

belirterek verilen ilk kararda direnilmesine karar vermiştir.

17. Direnme kararının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

11/9/2013 tarihli ve E.2012/5-1826, K.2013/1298 sayılı ilamı ile direnme

kararının bozulmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz

bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

...

Davacının tapuda kayden maliki olduğu dava

konusu İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, Rumelifeneri Köyü 5 pafta 150 parsel

sayılı 87.840 m² yüzölçümünde (ki) ... taşınmazın, 11.01.2010 onay tarihli ve

1/1000 ölçekli Kilyos-Demirciköy-Rumelifeneri Bölgesi Koruma Amaçlı Uygulama İmar

Planında 19.215 m² si(nin) “günübirlik turizm” alanında, 15 m'si(nin) “yol”

alanında, 10.980 m² si(nin) “kumsal + park” alanında, 35.495,46 m² si(nin)

“jeolojik yönden sakıncalı” alanda kaldığı; dava konusu Rumelifeneri köyü 5

pafta 150 parsel numaralı taşınmazın, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulu tarafından sit alanı olarak ilan edilen ve imar planları ve kanunla da

kesin inşaat ve tasarruf yasağı getirilen kısmın = kumsal + park alanında +

jeolojik yönden sakıncalı alan = 10.980 m² + 35.495 m² = 46.475 m² olduğu,

davalı idarece taşınmaza fiilen elatılmadığı dosya kapsamıyla belirgindir.

... uyuşmazlık; ... davaya konu taşınmazın

Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından birinci derecede doğal sit

alanı olarak ilan edilen ve imar planları ve kanunla da kesin inşaat yasağı

getirildiği bildirilen 46.475 m²'lik bölümüne davalı idarece kamulaştırmasız

elatma olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

...

Kamulaştırmasız el atma halinde kamu kurumu, Kamulaştırma

Kanununa uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle

kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete

tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini

davasıdır (11.02.1959 gün, E:1958/17, K:1959/15 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Kararı gerekçesinden).

...

... Anayasa hükmüne (m.35) paralel olarak

yasakoyucu taşınmaz mülkiyetinin kullanımına, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kanunu ile sınırlama getirmiştir.

Anılan Kanun'un 5.maddesi gereğince, özel

hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan

taşınmazların bizatihi kendisi değil, bu taşınmazlarda varlığı bilinen veya

daha sonra ortaya çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve

tabiat varlıklarının Devlet malı niteliğinde olduğu belirtilmiş; aynı Kanun'un

11/2. maddesinde ise, maliklerin bu varlıkların üzerindeki mülkiyet haklarının

tabii icabı olan ve bu kanunun hükümlerine aykırı bulunmayan bütün yetkilerini

kullanabilecekleri düzenlenmiştir.

...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; “Perinelli ve

Diğerleri – İtalya (k.k.) davasında başvurucular, Roma’ya yakın bir yerde ...

imar planlarında yapılaşmaya açılmış bir arazinin sahibidirler. Bakanlar Kurulu

1994 yılında bu araziyi arkeolojik bölge alanı olarak ilan etmiş ve her tür

yapılaşmayı yasaklamıştır. Bu işleme karşı başvurucuların başvurdukları hukuki

yollar bir sonuç vermemiştir. Mahkeme, başvurucuların sahip olduğu taşınmaz

hakkında alınan 1994 tarihli arkeolojik bölge alanı kararını, üçüncü kural

çerçevesinde bir müdahale olarak değerlendirmiş ve davayı bu kuralın ışığında

incelemiştir. Ancak Mahkeme’ye göre bu davada adil denge bozulmamıştır...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başka bir

kararında ise; “Sinan Yıldız ve Diğerleri – Türkiye kabuledilemezlik kararında

Mahkeme, SİT alanları konusunda bir karar vermiştir. Başvurucuların ... imara

açık ve üzerinde bir ev bulunan bir taşınmazları vardır. Bu taşınmaz, ...

birinci derece arkeolojik SİT alanı kapsamına alınmıştır. ... Mahkeme bu davada

başvurucuların taşınmazının SİT alanı ilanını mülkiyet hakkına bir müdahale

olarak nitelendirmiştir. Bu müdahale, 1. maddenin ikinci fıkrası kapsamında

değerlendirilmiştir. Ancak Mahkeme, İtalya’ya karşı benzer davalarda geliştirdiği

içtihadı izleyerek (Perinelli ve Diğerleri – İtalya (k.k.); Longobardi ve

Diğerleri – İtalya (k.k.)), bu davada adil dengenin bozulmadığı ve mülkiyet

hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. ...

...

Somut olaya gelince;

... Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma

Kurulu tarafından sit alanı olarak ilan edilen ve imar planları ve kanunla da

kesin inşaat ve tasarruf yasağı getirilen kısmın “kumsal + park + jeolojik

yönden sakıncalı alan” olduğu, dosya kapsamıyla belirgindir.

Yukarıda yapılan tüm açıklamalar ve özellikle

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin“Sinan Yıldız ve Diğerleri – Türkiye”,

“Perinelli ve Diğerleri – İtalya (k.k.)”, “Longobardi ve Diğerleri – İtalya

(k.k.)” davalarında verdiği kararların gerekçesinde belirttiği üzere, idarece, taşınmazın

sit alanı olarak ilanı, mülkiyet hakkının özünü ortadan kaldırmadığı gibi, imar

planında öngörülen kısıtlamaların taşınmazın amacına uygun kullanımını da

engellememektedir.

Ayrıca, 2863 Sayılı Kanun'un 5.maddesi

gereğince taşınmazın SİT alanı olarak ilanı ve imar planında belirtilen yasadan

kaynaklanan kısıtlamalar, kamulaştırmasız elatma olgusunun varlığını kabule

elverişli değildir.

...

O itibarla mahkemece, yukarda belirtilen maddi

ve hukuki olgular gözetilmeksizin kamulaştırmasız elatmanın varlığına ilişkin

hatalı kabulle yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.

...

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır."

18. Karar düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

19/3/2014 tarihli ve E.2014/5-53, K. 2014/377 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

19. Başvurucu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19/3/2014 tarihli

kararını 14/4/2014 tarihinde UYAP üzerinden öğrendiğini belirterek 18/4/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

20. İlk derece mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma

ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda 14/7/2014 tarihli ve E.2014/182,

K.2014/245 sayılı karar ile davanın reddine karar verilmiştir.

21. Temyiz üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 30/11/2015

tarihli ve E.2015/8211, K.2015/22444 sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar

verilmiştir.

22. Karar,

başvurucuya 1/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

23.2863 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (a) bendinin (13) numaralı

fıkrası şöyledir:

"(Ek: 8/8/2011-KHK-648/41 md.) “Doğal

(tabii) sit”; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle

olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan

korunması gerekli alanlardır."

24.2863 sayılı Kanun'un 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait

taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin

mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak

olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet

malı niteliğindedir."

25.2863 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(Değişik birinci fıkra :

26/5/2004-5177/26 md.) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat

varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve Turizm Bakanlığının

koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların

görüşü alınarak yapılır.

...

Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat

varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil

olunur."

26. 2863 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:

"Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları

çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak,

korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile

sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden

kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat,

tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler

inşaî ve fizikî müdahale sayılır."

27. 2863 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Malikler bu varlıkların üzerindeki

mülkiyet haklarının tabii icabı olan ve bu Kanunun hükümlerine aykırı

bulunmayan bütün yetkilerini kullanabilirler."

28. 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

" a) Kısmen veya tamamen gerçek ve

tüzelkişilerle mülkiyetine geçmiş olan korunması gerekli taşınmaz kültür ve

tabiat varlıkları ile korunma alanları Kültür ve Turizm Bakanlığınca

hazırlanacak proğramlara uygun olarak kamulaştırılır. Bu maksat için, Kültür ve

Turizm Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konur.

...

f) (Ek:

17/6/1987 - 3386/5 md.; Değişik: 25/6/2009-5917/24 md.) Sit alanı ilan edilen

ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı

getirilen korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu

parseller, başka Hazine arsa veya arazileri ile müstakil veya hisseli olarak

değiştirilebilir. Sit alanı ilan edildiği tapu kütüğüne şerh edilen

taşınmazları, miras ve ölüme bağlı tasarruflar dışında, sonradan edinenlerin

talepleri değerlendirilmez. Ancak, Bakanlık izniyle gerçekleştirilen kazıların

yapıldığı alanlarda bulunan parsellerde, maliklerin başvurusu ve kabulüne

ilişkin koşul parsele yönelik uygulanır ve 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı

imar planı şartı aranmaz. Bu parsellerin üzerinde bina veya tesis varsa

malikinin başvurusu üzerine rayiç bedeli, 2942 sayılı Kanunun 11 inci maddesi

hükümlerine göre belirlenerek ödenir. Bu bentle ilgili usul ve esaslar Maliye

Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir.

Bu hükümle ilgili usul ve esaslar yönetmelikle

belirlenir."

29. 2863 sayılı Kanun'un 17. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"a) Bir alanın koruma bölge kurulunca sit

olarak ilanı, bu alanda her ölçekteki plân uygulamasını durdurur. Sit alanının

etkileşim-geçiş sahası varsa 1/25.000 ölçekli plân kararları ve notları alanın

sit statüsü dikkate alınarak yeniden gözden geçirilerek ilgili idarelerce

onaylanır.

...

b) Koruma amaçlı imar plânlarıyla kesin

yapılanma yasağı getirilen sit alanlarında bulunan gerçek ve özel hukuk tüzel

kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar malikin başvurusu üzerine, belediye ve

il özel idaresine ait taşınmazlarla takas edilebilir."

30. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun,

12/3/2008 tarihli ve 740 sayılı İlke Kararı ile değişik, 19/6/2007 tarihli ve

728 sayılı Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları konulu İlke

Kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Doğal (Tabii) Sit: Jeolojik devirlerle,

tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri

ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer altında veya su

altında bulunan korunması gerekli alanlardır.

Bu alanlarda yapılacak tespit çalışmalarında,

alanın özelliğine göre ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması

esastır.

1- I. Derece Doğal (Tabii) Sit: Bilimsel

muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip

olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli

olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır.

Bu alanlarda, bitki örtüsü, topografya, silüet

etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağına,

ancak;

a) Kesin yapı yasağı olmakla birlikte, resmi

ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik altyapıhizmetleri

(kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakil

hattı, telefon hattı, doğalgaz hattı, GSM baz istasyonu ve benzeri)

uygulamalarının koruma bölge kurulunun uygun göreceği şekliyle

yapılabileceğine;

Bu alanlarda, doğal kaynak suyu kullanımına

yönelik uygulamaların, ekolojik dengeye etkisine ilişkin Çevre ve Orman

Bakanlığı ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görüşleri ile Üniversitelerin

ilgili bölümlerince hazırlanan rapor doğrultusunda; jeotermal kaynak suyunun

kullanımına yönelik uygulamalarda bunlara ek olarak Enerji ve Tabiî Kaynaklar

Bakanlığı (Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü) ve Bakanlığımız Yatırım ve

İşletmeler Genel Müdürlüğünün görüşleri ile, koruma bölge kurulunun uygun

göreceği şekliyle yapılabileceğine,

b) 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı veya

1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı doğrultusunda hazırlanacak projesine göre

ilgili koruma kurulundan izin almak koşulu ile halka açık rekreasyon amaçlı

günübirlik tesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc, gezi

yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın ve çevrenin özelliklerinden

kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik yapıların

(iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri) yapılabileceğine,

c) Alanın doğal bitki dokusunu değiştirmeden

Orman Genel Müdürlüğünün ilgili biriminden alınacak uygun görüş doğrultusunda

koruma kurulunca ağaçlandırmaya izin verilebileceğine,

ç) Kar ve rüzgar devrikleri, doğal afetlerden

etkilenmiş, hastalanmış veya kıymet ağacı olmayan ağaçlar ile ormanların bakımı

ve doğal dengenin korunmasını sağlamak amacıyla Orman Genel Müdürlüğünün ilgili

biriminden alınacak teknik rapor doğrultusunda ağaç kesimine koruma kurulunca

izin verilebileceğine,

d) Orman alanlarında yangın için gerekli

koruma önlemlerinin ilgili kuruluşlarca alınmasına,

e) Taş, toprak, kum alınmamasına, kireç, taş,

tuğla, mermer , kum, maden vb. ocakların açılmamasına, toprak, curuf, çöp,

sanayi atığı ve benzeri malzemenin dökülmemesine, ancak sit kararı ilanından

önce ruhsat almış olan işletmelerde sahanın rehabilite edilerek yasal süresi

içinde işlerinin tasfiyesine,

f) Doğal dengenin devamlılığının sağlanması

amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın

özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin koruma kurulu izni doğrultusunda

sürdürülebileceğine,

g) Bualanlarınkorunmasınısağlamakamacına

yönelik,hertürlübilgi verici uyarı levhalarının konulmasına, bu alanlardaki

koruma önlemlerinin ilgili kuruluş ve yerel yönetimlerce alınmasına,

ğ) Mevcut tescilli ve tescilsiz yapıların

bakım ve onarımlarının yürürlükteki ilke kararları doğrultusunda

yapılabileceğine,

...

karar verildi."

IV.İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu, 1994 yılında satın aldığı taşınmazın bir kısmının

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 15/11/1995 tarihli kararı ile 1.

derece doğal sit alanı olarak tescil ve ilan edildiğini, bu kapsamda açılan

kamulaştırmasız el atma davasının kabul edilmesine rağmen temyiz incelemesi

yapan Yargıtay Dairesinin daha önce 1. derece arkeolojik sit alanlarına ilişkin

olarak verdiği kararları gözardı ederek ve Devlet malı niteliğinde olma hâlini

düzenleyen 2863 sayılı Kanun'un 5. maddesini hatalı yorumlayarak ilk derece

mahkemesince verilen kararı bozduğunu, karar düzeltme dilekçesi ekinde sunulan,

iddialarını destekleyen ve taşımazın Devlet malı niteliği taşıyan korunması

gerekli kısmının taşınmazın kendisi olduğuna dair görüş belirten kurum

yazılarına rağmen karar düzeltme talebinin reddedildiğini, ilk derece

mahkemesinin direnme kararının bozulmasına ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

kararında emsal olarak gösterilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararının arkeolojik sit alanına ilişkin bir karar olup başvurucusunun

taşınmazını fiilen kullanabildiğini, bu yönleriyle AİHM kararının somut olay

ile örtüşmediğini, yargılamanın uzun sürdüğünü, 2863 sayılı Kanun'un 15.

maddesinde taşınmaz kültür varlıkları ile bunların koruma alanlarının

kamulaştırılmasının emredici hüküm olarak düzenlendiğini, taşınmazın bir

kısmının 1. derece doğal sit alanı ilan edilmesinden sonra taşınmazı hiçbir

surette kullanamadığını, taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin tamamen

kısıtlandığını, mülkiyet hakkının tamamen elinden alındığını belirterek adil

yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

Somut olayda, başvurucu ilk derece mahkemesince verilen direnme kararının

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca bozulması ve bozma ilamına karşı karar düzeltme

isteminin reddedilmesinden sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu durumda,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamı üzerine ilk derece mahkemesi

tarafından henüz herhangi bir karar verilmeden bireysel başvuruda bulunulmuş

ise de başvuru tarihinden sonraki süreçte ilk derece mahkemesince bozma ilamına

uyularak 14/7/2014 tarihinde davanın reddine karar verildiği, temyiz üzerine

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 30/11/2015 tarihli ilamı ile hükmün onandığı

anlaşılmakla, başvuru bu yönüyle, başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle

kabul edilemez nitelikte değerlendirilmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a.Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

34. Başvurucu, kamulaştırmasız el atma sebebiyle alacak istemine

ilişkin yargılamanın temyiz aşamasında daha önce 1. derece arkeolojik sit

alanlarına ilişkin olarak verilen kararların dikkate alınmadığını, 2863 sayılı

Kanun'un 5. maddesinin hatalı yorumlandığını, karar düzeltme dilekçesi ekinde

sunulan kurum yazılarına rağmen karar düzeltme talebinin reddedildiğini,

direnme kararının bozulmasına ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında

emsal olarak gösterilen AİHM kararının somut olay ile örtüşmediğini belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35.Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan

sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

36.Başvuru konusu olayda, malik olunan taşınmazın bir kısmının

doğal sit alanı olarak tescil ve ilan edilmesi sebebiyle taşınmaz üzerindeki

tasarruf yetkisinin tamamen ortadan kalktığı, taşınmazın 2863 sayılı Kanun'un

5. maddesi gereğince Devlet malı hâline geldiği ve hiçbir bedel ödenmeden

taşınmaza fiilen el atıldığı iddiasıyla kamulaştırmasız el atmaya dayalı alacak

davası açılmıştır. İlk derece mahkemesince, 1. derece doğal sit alanı olarak

ilan edilen yerde davacının hiçbir tasarruf hakkının bulunmadığı, taşınmazın

fiilen Devlet malı niteliğinde bulunduğu belirtilerek davanın kısmen kabulüne

karar verilmiş ise de Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 18/10/2011 tarihli ilamı ile

2863 sayılı Kanun'un 5. maddesi ve 11. maddenin ikinci fıkrasındaki

düzenlemeler, tarafların iddiaları ve deliller değerlendirilmek suretiyle

taşınmazın sit alanı olarak ilan edilmesinin mülkiyet hakkını ortadan kaldıran

bir işlem olmadığı ve kamulaştırmasız el atmadan söz edilemeyeceği gerekçesiyle

hükmün bozulmasına karar verilmiş (bkz. § 14), karar düzeltme istemi ise

reddedilmiştir.

37.İlk derece mahkemesince ilk kararda direnilmesi üzerine,

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11/9/2013 tarihli ilamında, taşınmazın bir kısmı

sit alanı ilan edilerek imar planları ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca

kesin inşaat yasağı getirilmiş ise de davalı tarafça taşınmaza fiilen el

atılmadığı, uyuşmazlığın sit alanı olarak ilan edilen ve kesin inşaat yasağı

getirilen alanda kamulaştırmasız el atma olgusunun gerçekleşip

gerçekleşmediğine ilişkin olduğu, 2863 sayılı Kanun'un 5. maddesine göre

taşınmazın bizatihi kendisinin Devlet malı niteliğinde bulunmadığı, yine aynı

Kanun'un 11. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca taşınmaz üzerinde mülkiyet

hakkının gereği olan ve 2863 sayılı Kanun hükümlerine aykırı bulunmayan bütün

yetkilerin maliklerce kullanılabileceği, AİHM'nin sit alanı olarak ilan edilen

taşınmazlar yönünden mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı ve

bireysel yarar arasındaki adil dengeyi bozmadığına ilişkin kararları da dikkate

alındığında taşınmazın sit alanı olarak ilanının mülkiyet hakkının özünü

ortadan kaldırmadığı, yine imar planında öngörülen kısıtlamaların taşınmazın

amacına uygun kullanımını engellemediği, taşınmazın sit alanı olarak ilanının

ve imar planı kapsamında getirilen kısıtlamaların kamulaştırmasız el atma

olgusunun varlığını kabule elverişli olmadığı vurgulanarak direnme kararının

bozulmasına karar verilmiş (bkz. § 17), karar düzeltme istemi ise

reddedilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamına uyan ilk derece mahkemesi

14/7/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiş, temyiz üzerine Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin 30/11/2015 tarihli kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

38. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemeleri tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına

ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmakta olup

derece mahkemeleri kararlarında bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

39.Öte yandan benzer konularda aynı derecedeki yargı mercileri

arasındaki içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi derece mahkemeleri veya temyiz

mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri

arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemez (Miraş

Mümessillik İnş. Taah. Reklam Paz.Bas.Yay.San. ve Tic. A.Ş., B. No:

2012/1056, 16/4/2013, § 36).

40. Başvurucu temyiz incelemesi aşamasında daha önce 1. derece

arkeolojik sit alanlarına ilişkin olarak verilen kararların somut olay yönünden

emsal teşkil etmesine rağmen dikkate alınmadığını ve farklı karar verildiğini

iddia etmiş ise de somut olaydaki koşulların farklılığı, amaca uygun kullanım,

müdahale ve el atmanın varlığı gibi hususların her somut olayın özellikleri

dikkate alınarak uyuşmazlık konusu olaya özgü biçimde belirlenmesi ve farklılık

arz etmesi doğal olup bu husus tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

olarak nitelendirilemez.

41. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

42. Başvurucu, taşınmazın bir kısmının 1. derece doğal sit alanı

ilan edilmesinden sonra taşınmazı hiçbir şekilde kullanamadığını, taşınmaz

üzerindeki tasarruf yetkisinin tamamen kısıtlandığını, mülkiyet hakkının

tamamen elinden alındığını ve 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinde

kamulaştırmanın emredici hüküm olarak düzenlendiğini belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun taşınmazın

kamulaştırılması için 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesine dayanarak ilgili

idareye başvurduğuna dair bir bilginin bulunmadığı, imar planında taşınmazın

yalnızca belli bir kısmına 1. derece doğal sit alanı olarak kesin inşaat yasağı

getirilmiş olup taşınmazın kalan kısmının kullanılabileceği, başvuruya konu

taşınmazın bulunduğu bölgenin 1980 yılında "İstanbul Kuzey Kesimi-

Karadeniz Kuşağı-II No'lu Doğal Sit Alanı" olarak ilan edilerek koruma

altına alındığı, 1995 tarihli kararla taşınmazın kullanımına yönelik ayrıca bir

sınırlandırma getirilmediği hususlarının gözetilmesi gerektiği bildirilmiştir.

44. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda

kamulaştırma işleminin 20 yıldır yapılmadığını, idareye başvurunun dava ön

şartı olmadığını, ayrıca takas yapılması ve sertifika verilmesi için idareye

başvurulmuş ise de sonuç alınamadığını, taşınmazın 1.derece doğal sit alanı

olarak ilan edilen kısım dışında kalan kısmına yönelik bir

talebininbulunmadığını, 1995 tarihli karar ile taşınmazın kullanımına kısıtlama

getirildiğini belirtmiştir.

45. Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği,

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır.

46. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır

(AYM, E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).

47. Anayasa'nın 63. maddesinde devletin, tarih, kültür ve tabiat

varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici ve

teşvik edici tedbirleri alma ödevi düzenlenmiş, bu kapsamda özel mülkiyet

konusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların, bu nedenle hak

sahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanunda

düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

48. Öte yandan, Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile

6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

49. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır (Bayram Gök, B.

No: 2012/946, 26/3/2013, § 17).

50. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, § 18).

51. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle iç hukukta

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca,

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

52. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemez (Bayram Gök, § 20).

53. Başvuru konusu olayda başvurucu, hiçbir sınırlama veya

takyidat bulunmaksızın satın aldığını belirttiği taşınmazın 1. derece doğal sit

alanı olarak tescil ve ilan edilmesi sebebiyle taşınmazı kullanamadığından ve

taşınmazın uzun süre kamulaştırılmadığından şikâyet etmektedir.

54. 2863 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, bu Kanun'da geçen "kültür varlıkları", "tabiat varlıkları", "sit" alanları ve "doğal sit" alanlarının ayrı

ayrı tanımları yapılmış; aynı Kanun'un 6. maddesinde, korunması gerekli

taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının neler olduğu belirlenmiştir. 2863

sayılı Kanun'un 15. maddesinin (a) bendinde korunması

gerekli "taşınmaz kültür ve tabiat

varlıkları ile koruma alanlarının" Kültür ve Turizm

Bakanlığınca hazırlanacak programlara uygun olarak kamulaştırılacağı

düzenlenmiş; aynı maddenin (f) bendinde ise sit alanı ilan edilen ve 1/1000

ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında kesin inşaat yasağı getirilen

korunması gerekli "taşınmaz kültür ve

tabiat varlıklarının" bulunduğu parsellerin başka Hazine arsa

ve arazileri ile müstakil veya hisseli olarak değiştirilebileceği

belirtilmiştir. Bu bakımdan 2863 sayılı Kanun'un 15. maddesinde yalnızca "taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile

bunların koruma alanları" için kamulaştırma imkânı öngörülmüş

olup, sit alanı ilan edilen, 1/1000 ölçekli onanlı koruma amaçlı imar planında

kesin inşaat yasağı getirilen ve üzerinde "korunması

gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı bulunan" taşınmazlar

yönünden ise kamulaştırmaya ek bir imkân olarak taşınmazları başka Hazine arsa ve

arazileri ile değiştirebilme olanağı getirilmiştir.

55. 2863 sayılı Kanun'un 17. maddesinde ise bir alanın sit alanı

olarak ilanı ve bunun sonuçları ayrıca düzenlenmiş olup, maddenin (b) bendinde

koruma amaçlı imar planlarıyla kesin yapılanma yasağı getirilen sit alanlarında

bulunan gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazların

malikin başvurusu üzerine belediye ve il özel idaresine ait taşınmazlarla takas

edilebileceği belirtilmiştir.

56. Bu durumda 2863 sayılı Kanun hükümleri birlikte

değerlendirildiğinde, "korunması

gereken taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma

alanlarının" "sit"

alanlarından farklılık arz ettiği, kısmen veya tamamen özel mülkiyete geçmiş

olan "taşınmaz kültür ve tabiat

varlıklarının ve bunların koruma alanlarının" bir program

dahilinde kamulaştırılması esası öngörülmüş iken "sit" alanı ilan edilen ve koruma amaçlı imar

planında kesin inşaat yasağı getirilen taşınmazlar için kamulaştırılma esası

öngörülmeyip takas imkânının getirildiği anlaşılmaktadır.

57. Danıştay Altıncı Dairesince, taşınmazların doğal sit alanı

olarak ilan edilmesi ve mülkiyet hakkına getirilen sınırlamalar sebebiyle

idareye yapılan başvuruların reddi üzerine açılan idari işlemin iptali ve

tazminat istemli pek çok davanın temyiz ve karar düzeltme incelemesinde, kısmen

veya tamamen özel mülkiyete geçmiş olan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının

ve koruma alanlarının kamulaştırılacağı, sit alanı ilan edilen ve koruma amaçlı

imar planında kesin inşaat yasağı getirilen taşınmazlar için takas talebinde

bulunulabileceği, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile

bunların korunma alanlarının, sit alanlarından farklılık arz ettiği, korunması

gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı örneklerinin 2863 sayılı Kanun'un

ilgili maddesinde ayrı ayrı sayılarak somutlaştırıldığı, sit alanlarının ise

koruma statü ve dereceleri farklılık arz etmekle birlikte hazırlanacak bilimsel

raporlar doğrultusunda tarihi, kültürel veya tabiat güzelliklerinin alanın

bütünselliğiyle beraber koruma altına alındığı alanı ifade ettiği, bu ayrımın

bir sonucu olarak gerçek veya tüzel kişilerin mülkiyetine geçmiş olan korunması

gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları için Kanun'un 15. maddesinin (a)

fıkrasında taşınmazların program dahilinde kamulaştırılması esası getirilmiş

iken sit alanında bulunan taşınmazlar için kamulaştırma esası benimsenmeyip

bunun yerine aynı maddenin (f) bendinde takas imkânının getirildiği

belirtilmiştir. Ayrıca, taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının

ve sit alanlarının korunmasındaki kamu yararı ayrı ayrı açıklanarak sonuç

itibarıyla korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bir

değeri, sit alanının ise arz üzerindeki statüyü ifade ettiği vurgulanmıştır

(Danıştay 6. Dairesinin 19/6/2015 tarihli ve E.2014/7813, K.2015/4418;

19/6/2015 tarihli ve E.2014/5549, K.2015/4419; 19/6/2015 tarihli ve E.2014/668,

K.2015/4416; 19/6/2015 tarihli ve E.2014/1226, K.2015/4417 sayılı kararları).

58. Somut olayda, kamulaştırmasız el atmaya konu taşınmazın 1.

derece doğal sit alanı olarak tescil ve ilan edildiği, ancak 2863 sayılı

Kanun'un 15. maddesinin uygulanabilirliği yönünden taşınmaz üzerinde korunması

gereken kültür ve tabiat varlığı bulunduğuna dair başvuru dosyası kapsamında

bir bilgi ve belge sunulmadığı anlaşılmıştır.

59. Öte yandan, başvurucu, kamulaştırmasız el atıldığını iddia

ettiği taşınmazın bedelinin tahsili istemiyle açılan davanın reddi üzerine bu

davaya ilişkin yargısal sürece dayanarak bireysel başvuruda bulunmuştur. Ancak,

başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyetinin temelinde taşınmazın 1.

derece doğal sit alanı olarak tescil ve ilan edilmesi işlemi bulunmakta olup,

başvurucunun bu işleme karşı idari yargı merciinde dava açtığına ilişkin

bireysel başvuru dosyası kapsamına sunulmuş bilgi ve belge bulunmamaktadır.

60. Yine, taşınmazın 1. derece doğal sit alanı ilan edilmesi

sebebiyle idareye başvuruda bulunularak mülkiyet hakkına yönelik kısıtlama

sebebiyle 2863 sayılı Kanun kapsamında takas talebinde bulunulması mümkün olup

bu talebin reddi halinde idari işlemin iptali istemiyle dava açılması da

mümkündür (Danıştay Altıncı Dairesinin 3/3/2010 tarihli ve E.2008/5884,

K.2010/2065; 3/3/2010 tarihli ve E.2008/5867, K.2010/2066 tarihli kararları).

61. Nitekim Danıştay Altıncı Dairesinin, 1. derece doğal sit

alanı olarak tescil edilen taşınmazların takası veya kamulaştırılması istemiyle

yapılan başvuruların reddine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan pek çok

davanın temyiz ve karar düzeltme incelemesinde, takas talebine ilişkin şartlar

gözönünde bulundurularak idarece takas talebinin sürümcemede bırakılıp

bırakılmadığı, mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlanması suretiyle

mülkiyet hakkının özünün zedelenip zedelenmediği hususlarında değerlendirmeler

yaptığı anlaşılmaktadır (Danıştay 6. Dairesinin 28/2/2014 tarihli ve

E.2010/391, K.2014/1469; 4/6/2012 tarihli ve E.2011/2859, K.2012/3159;11/9/2013

tarihli ve E.2012/1726, K.2013/4818 sayılı kararlar).

62. Bu durumda, taşınmazın 1. derece doğal sit alanı olarak

tescil edilmesinden kaynaklanan mülkiyet hakkına ilişkin ihlal iddiasının

etkili ve sonuç alınması mümkün idari ve yargısal yollara başvurulmadan

bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvuru yollarının usulünce

tüketildiği söylenemez.

63. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c.Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

64. Başvurucunun, yargılamanın uzun sürdüğü ve makul sürede

sonuçlanmadığı iddiasına ilişkin başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olmaması

ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de

bulunmaması nedeniyle başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2.Esas Yönünden

65. Başvurucu yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

66. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek, bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 34–59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (bkz. Gülseren Gürdal ve diğerleri,

B.No:2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit

ve diğerleri, B.No:2013/3283, 19/12/2013; Haydar İzgi, B.No:2012/673, 19/12/2013).

67. Başvuru konusu dava, asliye hukuk mahkemesi nezdinde açılan

kamulaştırmasız el atma sebebiyle alacak davasına ilişkindir. 1086 sayılı mülga

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen ve medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan somut yargılama faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için başlangıcı,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih

olup (Güher Ergun ve diğerleri, §

50) bu tarih somut başvuru açısından 17/9/2009'dur.

68. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, § 52). Bu kapsamda, somut

yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun Yargıtay

Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamı uyarınca verilen ilk derece mahkemesi

kararını temyiz talebinin Yargıtay 5. Hukuk Dairesince reddedildiği 30/11/2015

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

69. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinden,

yargılamanın konusunun 17/9/2009 tarihinde açılan kamulaştırmasız el atmaya

dayalı alacak davası olduğu, ilk derece mahkemesince verilen 25/1/2011 tarihli kararın

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 18/10/2011 tarihli ilamıyla bozulduğu, karar

düzeltme isteminin 19/4/2012 tarihinde reddedildiği, ilk derece mahkemesince

16/10/2012 tarihinde direnme kararı verildiği, direnme kararının Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunun 11/9/2013 tarihli ilamı ile bozulduğu, karar düzeltme isteminin

ise 19/3/2014 tarihinde reddedildiği, mahkemece bozma ilamına uyularak

22/7/2014 tarihinde davanın reddine karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin 30/11/2015 tarihli ilamıyla bu kararın onandığı anlaşılmıştır.

70. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda, başvuruya konu

alacak davasının, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır.

Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken özensiz

davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir

yön bulunmadığı ve 6 yıl 2 aylık yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

71. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3.6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

72. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

73. Başvurucu, başvuru kapsamındaki tüm iddialar nedeniyle

148.124.189,82 TL maddi ve 2.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

74. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

75. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya

net 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

76. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M.Emin KUZ

Raportör

:

Fatma

KARAMAN ODABAŞI

Başvurucu

:

S.S.

Okumuşlar Konut Yapı Kooperatifi

Vekili

:

Av. Serpil

BALTAN ÖĞÜTÇEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5326, 28 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. B. İlgili Hukuk
  7. Iv.inceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucunun İddiaları
  9. B. Değerlendirme
  10. C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Yıldırım
  14. Topal
  15. Karaman Odabaşı
  16. Baltan Öğütçen
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/5326
Tarih
28 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2015/19152
  • Mehmet Şah Araş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/798)
  • Cevdet Genç Başvurusu (B. No: 2014/9043)
  • Mehmet Letif Karatay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2870)
  • Cevat Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/9018)
  • H.s. Başvurusu (B. No: 2014/2730)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.