İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Salih Ülgen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6585)

1. Başvurucular, birinci

Başvuru No2013/6585Tarih18 Eylül 2014Okuma25 dk · 4.909 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Salih Ülgen Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2013/6585
R.G. Tarih-Sayı
4/12/2014-29195
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.909 kelime·25 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, birinci

başvurucu Salih Ülgen’in 27/6/2006 tarihinde hayvan otlattığı bölgede mayın

patlaması sonucu yaralandığını ve söz konusu olay nedeniyle uğradıkları maddi ve

manevi zararların tazmini istemiyle açtıkları davanın reddedildiğini ve makul

sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 17., 36. ve 40.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

ihlallerin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar

verilmesini talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 19/8/2013 tarihinde

İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 4/12/2013

tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 4/2/2014

tarih ve 14755 sayılı görüş yazısı 26/2/2014 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmiş olup, başvurucular tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı

beyanda bulunulmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesinde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Ağrı ili, Doğubayazıt ilçesi

Türkiye-İran sınırında bulunan Ziyaret Piyade Hudut Takım Komutanlığına 300

metre mesafedeki sınır güvenliğini temin amacıyla oluşturulan mayınlı bölge

yakınında 27/6/2006 tarihinde onbir ve oniki yaşlarında olan iki arkadaşıyla birlikte hayvan

otlatan onüç yaşındaki birinci başvurucu Salih Ülgen,

koyun sürüsünün mayın levhası bulunan tel örgünün yukarısından aşağıya doğru

inmesi üzerine arkadaşlarıyla birlikte koyunların peşinden giderek mayınlı

bölgeye girmiştir.

8. Mayınlı arazide buldukları

mayının patlaması sonucu üç kişi de yaralanmış, birinci başvurucu Salih

Ülgen’in sağ kolunun dirsek kısmının alt tarafı kopmuş ve vücudunun çeşitli

yerlerinde de yaralanma meydana gelmiştir.

9. Söz konusu olay nedeniyle

uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle Salih Ülgen’e velayeten ve kendi adlarına asaleten diğer başvurucular

Fatma Ülgen ve Mehmet Ülgen tarafından birinci başvurucu için işgücü kaybı

nedeniyle 100.000,00 TL, protez kol bedeli olarak 420.000,00 TL maddi ve

50.000,00 TL manevi tazminatın; ikinci ve üçüncü başvurucular için de ayrı ayrı

10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle Milli

Savunma Bakanlığı aleyhine dava açılmıştır.

10. Erzurum 2. İdare

Mahkemesinin 23/5/2008 tarih ve E.2007/167, K.2008/574 sayılı kararıyla dava

reddedilmiştir. Kararın gerekçe kısmı şöyledir:

“Olayın meydana geldiği yerde Türk-İran hudut hattında

Ziyaret Hudut Takım Karakolunun korunması amacıyla mayın döşendiği ve alanın

mayınlı saha olduğu, olay yeri çevresinin tel örgü ile çevrili ve üzerinde

mayın yazılı levhaların bulunduğu, 28/6/2006 günü olay yeri keşif tutanağında

mayınlı saha içerisinde koyun sürülerinin mevcut olduğu, bu sürülerin yaralanan

çocuklar tarafından getirildiği, olayın tanığı olan Ziyaret Hudut Takım

Karakolunda Piyade Onbaşı olan kişinin alınan ifadesinde olay günü karakolda

nöbetçi olduğu, koyun sürüsünün mayın levhası bulunan tel örgünün yukarısından aşağı

inerken peşinden gelen üç çocuğu dört kez düdük çalarak mayınlı bölgeye

girmemeleri konusunda uyardığı, ancak çocukların uyarıyı dikkate almadan

mayınlı bölgeye girdikleri, sonra da çocukları düdükle ikaz ettiği, mayınlı

bölgeden çıkmamaları üzerine durumu karakol komutanlığına bildirdiği,

çocukların ellerinde bir şeyle oynarken patlamanın olduğunu beyan ettiği

anlaşılmıştır. Bu itibarla, çocukların görevlinin ikazına uymadıkları ve davacı

vekilinin de kabulü ile askeri yasak bölgeye girerek mayınlı saha içerisinde

bulunan mayınla oyun oynadıklarının sabit olduğu, Doğubayazıt Cumhuriyet

Başsavcılığının 6/11/2006 gün ve 2006/799 sayılı kararında, alınan ekspertiz

raporunda davacılara ait çakı bıçağı üzerinde TNT ihtiva eden patlayıcı madde

artığının bulunduğunun tespit edildiği ve bu yerde benzer olayların daha önce

de yaşandığı anlaşıldığından, bu bölgenin mayınlı saha olduğunun ailelerce

bilinmemesinin söz konusu olmadığı ve olayın davacıların kendi kusurundan

kaynaklandığı sonucuna varılmış olup, olayda idareye atfedilecek herhangi bir

kusur veya olayın gelişimi de dikkate alındığında sosyal risk ilkesine göre

idarece tazmini gereken bir zarar bulunmamaktadır.

Bu itibarla, söz

konusu zararın meydana gelmesinde mayınlı saha olduğu bilinen ve etrafında uyarı

levhaları ve tel örgüler bulunan alana girerek çakıyla mayını kurcalayan

davacıların çocuğu ile bakım ve gözetim görevini gereği gibi yerine getirmeyen

anne ve babanın tam kusurlu olduğu anlaşılmış olup, zarardan davalı idareyi

sorumlu tutmak ve tazminata mahkûm etmek hukuka uygun olmayacağından tazminat

talebini reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.”

11. Başvurucular tarafından

temyiz edilen karar, Danıştay 10. Dairesinin 8/5/2013 tarih ve E.2009/4372,

K.2013/4251 sayılı kararıyla onanmıştır. Başvurucular tarafından karar düzeltme

kanun yoluna gidilmemiştir.

12. Karar, başvurucular vekiline

25/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Bakanlık, 4/2/2013 tarihli

görüşünde (§5) başvuru konusu olaya ilişkin ilave olarak aşağıdaki bilgilere

yer vermiştir:

Ceza Soruşturması Süreci

14. Başvuruya konu mayın

patlaması üzerine Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1. Mekanize

Tugay Komutanlığı görevlileri hakkında yürütülen soruşturma kapsamında olayla

ilgili bilgi ve görgüsü olan tüm tanıklar dinlenmiş, olay yerinde uzman

ekiplerce gerekli inceleme gerçekleştirilmiş, olay yerinin fotoğrafları

çekilmiştir. Olay yerinin tel örgü ile çevrili olduğu ve bölgenin mayın sahası

olduğunu gösterir levhaların tel örgü üzerinde asılı olduğu tespit edilmiştir.

15. Olayın meydana geldiği

bölgenin 2. derece kara askeri yasak bölge ve aynı zamanda Ziyaret Hudut Takım

Karakolu askeri güvenlik bölgesi içinde kaldığı ve olay yerinde bulunan mayın

parçalarının yanı sıra mağdurlara ait çakı bıçağı üzerinde yapılan kriminal inceleme neticesinde söz konusu bıçak üzerinde TNT

ihtiva eden patlayıcı madde artığı bulunduğu belirlenmiştir.

16. Soruşturma kapsamında elde

edilen tüm delilleri değerlendiren Doğubeyazıt

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, olayın, mağdurların mayınlı yasak bölgeye

girerek burada buldukları mayınlarla oynarken (açmaya çalışırken) meydana

geldiğine kanaat getirilerek 6/11/2006 tarih ve 2006/799 karar sayılı kararıyla

kovuşturmaya yer olmadığına hükmedilmiştir.

17. Anılan karara ilişkin olarak

başvurucular tarafından yapılan itiraz ise Iğdır Ağır Ceza Mahkemesinin

20/12/2006 tarih ve 2006/273 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

18. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

19. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve

vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak

üzerinde yapılır.”

20. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme”

kenar başlıklı 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Dilekçeler, Danıştayda daire

başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare

ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye

tarafından:

a) Görev ve yetki,

b) İdari merci tecavüzü,

c) Ehliyet,

d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir

işlem olup olmadığı,

e) Süre aşımı,

f) Husumet,

g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,

Yönlerinden sırasıyla incelenir.

(4) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum;

görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecek

dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü

fıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak

işlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeş

gün içinde sonuçlandırılır.”

21. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”

kenar başlıklı 20. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Danıştay ile

idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit

incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum

gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini

taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların

ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin

bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.”

“(5) Danıştay, bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda

belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar

Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu

itibariyle tespit edilip Resmi Gazete'de

ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak

suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde

bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri

sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde

sonuçlandırılır.”

22. 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler”

kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:

“Danıştay ile bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, Tebligat

Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretler

ilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 18/9/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 19/8/2013 tarih ve 2013/6585

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

24. Başvurucular, idarenin

gerekli tedbir ve kontrol faaliyetlerini yerine getirmemesi nedeniyle mayın

patlamasının gerçekleştiğini, patlama sonucu Salih Ülgen’in yaralandığını ve

vücut bütünlüğünün kalıcı olarak zarar gördüğünü, yaklaşık yedi yıl süren

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, söz konusu hak ihlallerine

karşı kullanılabilecek bir başvuru yolu bulunmadığını belirterek Anayasa’nın

17., 36. ve 40. maddelerindeki haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler,

maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi ya da yargılamanın yenilenmesi talebinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Anayasa’nın 40. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

25. Başvurucular, ileri

sürdükleri hak ihlallerine yönelik şikâyetlerini dile getirebilecekleri ulusal

bir hukuk yolunun bulunmadığını belirterek Anayasa’nın 40. maddesinde güvence

altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

26. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir. "

27. Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğünün "Bireysel başvuru formu ve

ekleri" başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d)

bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.

28. Başvuruya konu ihlal

iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucular

tarafından soyut bir şekilde iddialarını dile getirebilecekleri başvuru yolu

olmadığı belirtilmiş, ancak hangi iddialarına karşı ne şekilde başvuru yolu

bulunmadığına ilişkin somut bir açıklama ve kanıtlamada bulunulmadığı

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

29. Başvurucuların Anayasa’nın

17. maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde,

şikâyetlerin kabul edilebilirliği yönünden herhangi bir itirazda

bulunulmamıştır.

30. Bir olayda yaşam hakkına

ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi için gerekli şartlardan biri, doğal olmayan

bir ölümün gerçekleşmiş olmasıdır. Ancak bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese

dahi olayın yaşam hakkı çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür. AİHM de, ölümle sonuçlanmayan yaralanma olaylarını kişiye karşı

kullanılan gücün derecesi, türü ve güç kullanımının ardında yatan niyet ve

amacı diğer faktörlerle birlikte göz önünde tutarak yaşam hakkı kapsamında

inceleyebilmektedir (bkz. İlhan/Türkiye

[BD], 22277/93, 27/6/2000, §76; Paşa ve Erkan Erol/Türkiye, 51358/99,

12/12/2006, §27; Makaratzis/Yunanistan [BD], 50385/99, 20/12/2004, §52).

31. Başvuru konusu olayda da, başvurucu Salih Ülgen meydana gelen mayın patlamasında

yaralı olarak kurtulmuş ise de sınır koruma amaçlı döşenen anti personel kara

mayınlarının öldürücü niteliği ve başvurucunun atlattığı hayati tehlike göz

önünde bulundurulduğunda başvuruya konu olayın yaşam hakkı çerçevesinde

incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

32. Başvurunun Anayasa'nın 17.

maddesinde düzenlenen yaşam hakkının pozitif yükümlülük boyutunun ihlal

edildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de

görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğuna

karar verilmesi gerekir.

c. Davanın

Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

33. Başvurucuların yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

İnceleme

a. Yaşam Hakkının Pozitif Yükümlülük Boyutunun İhlal Edildiği

İddiası

34. Başvurucular, kamu yararı

gözetilerek ve kamu gücü kullanılarak döşenen ve gereken tedbir ve kontrol

faaliyetinin layıkıyla yerine getirilmemesi nedeniyle kontrolsüz ve tehlikeli

bir biçimde etrafta bulunan mayına teması neticesinde birinci başvurucunun vücut

bütünlüğünün kalıcı olarak zarar gördüğünü belirtmişler ve Anayasa’nın 17.

maddesinde düzenlenen yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

35. Başvurucuların Anayasa’nın

17. maddesinin ihlal edildiği iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre yaşam hakkının, devletlere

egemenlik yetkisi içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli

tedbirleri almaları yönünde pozitif yükümlülük yüklediği, ancak bu yükümlülüğün

de mutlak olmadığı, koşullar ölçüsünde yorumlanması gerektiği, mevcut başvuruya

benzer nitelikteki Paşa ve Erkan / Erol - Türkiye başvurusunda AİHM’in devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesi

nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna vardığı belirtilmiştir.

36. Bakanlık ayrıca, başvuru

konusu olaya ilişkin olarak mayınlı bölgede alınan tedbirler hakkında

Genelkurmay Başkanlığınca gönderilen 7/2/2014 tarihli yazıda mayınlı arazinin yerel halk tarafından mera olarak

kullanılmadığı, hayvanların mayınlı arazi sınırlarından yüz metre uzaklıktan

başlayacak şekilde otlatıldığı, bölgede bulunan yerel halka “1. ve 2. Derece

Kara Askeri Yasak Bölgede Tarla Sahiplerinin Arazilerini İşlerken ve Çobanların

Hayvan Otlatırken Uyması Gereken Talimatlar”ın tebliğ

edildiği, bu talimatta mayınlı arazi tel engeline yüz metreden fazla

yaklaşılmayacağı, çobanların, ot toplayanların ve işçilerin arazide gördükleri

patlamış, patlamamış mühimmat, mayın ve askeri malzemeyi hiçbir şekilde

kurcalamayacağı, ellemeyeceği, gördüklerinde derhal karakol komutanına haber

vereceğinin belirtildiği, ayrıca bölge arazisinde çalışmak için veya

hayvanlarını otlatmak için gelen halkın mayınlı araziler konusunda sözlü olarak

da uyarıldığı, mayın tarlasının çevresinin bir metre yüksekliğinde tel üstüvane

ve dikenli tel ile çevrilmiş olup sivillerin bölgeye girişini engelleyecek

nitelikte olduğu ve bölgenin mayınlı olduğunu belirten mayın ikaz levhalarının

mevcut olduğu, bölge halkının mayın tarlaları hakkında bilgilendirilerek

kendilerine talimat tebliğ edildiği, arazisinde çalışmak için veya hayvanları

otlatmak için gelen halkın mayınlı araziler konusunda uyarıldığı ve alınan

tedbirlerin yeterli olduğunun değerlendirildiği bilgisine yer

verildiğini belirtmiştir.

37. Başvurucular tarafından, Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.

38. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

39. Kişinin yaşam hakkı ile

maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,

devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki

alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son

vermeme, bunun yanı sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların,

gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 50-51).

40. Anayasa Mahkemesinin yaşam

hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından

benimsediği temel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek

şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete,

elindeki tüm imkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari

çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi

uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını

sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu

yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği

her türlü faaliyet bakımından geçerli olup (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52),

kamu güvenliğini sağlama amacıyla yürütülen tehlikeli faaliyetler alanı da bu

yükümlülük kapsamındadır.

41. Yaşamı koruma pozitif

yükümlülüğü, devlete, egemenlik alanında bulunan bireylerin yaşamını korumak

için önleyici genel güvenlik tedbirleri alma görevini de yüklemektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. L.C.B/Birleşik

Krallık, 9/6/1998, §36; Osman/Birleşik

Krallık, 28/10/1998, §115; Paşa

ve Erkan Erol/Türkiye, 51358/99, 12/12/2006, §31).

42. Bu

bağlamda ifade edilmelidir ki, Anayasa'nın 17. maddesinin öngördüğü pozitif

yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında, alınacak tedbirlerin

belirlenmesi idari ve yargısal makamların takdirinde olan bir husustur.

Anayasal hakların güvence altına alınması adına pek çok yöntem benimsenebilir

ve mevzuatta düzenlenmiş herhangi bir tedbirin yerine getirilmesinde başarısız

olunsa bile pozitif yükümlülükler diğer bir tedbir ile yerine getirilebilir (B. No: 2013/2075,

4/12/2013, § 59).

43. Başvuru

konusu olayda başvurucular tarafından mayın patlaması sonucu meydana gelen

kazada devletin kasıtlı bir eyleminin bulunduğuna ve mayınlı araziye girişin

engellenmesine yönelik mevcut yasal ve idari çerçevenin eksikliğine ilişkin bir

iddia ileri sürülmediği görülmektedir. Bu durumda sadece mevcut mekanizmaların

gerçekleşen olayda etkili bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı, kamu makamlarınca mayınlı

araziye sivil vatandaşların girmesini önlemek için gerekli ve yeterli güvenlik

önlemlerinin alınıp alınmadığının olayın koşulları çerçevesinde incelemesi yapılarak yaşam hakkının pozitif

yükümlülükler bakımından ihlali iddiaları konusunda karar verilmesi gerekir.

44. Başvuru konusu olayda,

başvuruculardan Salih Ülgen, Ağrı ili, Doğubayazıt ilçesi Türkiye-İran

sınırında bulunan Ziyaret Piyade Hudut Takım Komutanlığına 300 metre mesafedeki

sınır güvenliğini temin amacıyla oluşturulan mayınlı bölge yakınında 27/6/2006

tarihinde onüç yaşında iken onbir

ve oniki yaşlarında olan iki arkadaşıyla birlikte hayvan

otlattığı sırada koyun sürüsünün mayın levhası bulunan tel örgünün yukarısından

aşağıya doğru inmesi üzerine arkadaşlarıyla birlikte koyunların peşinden

giderek mayınlı araziye girmiş ve burada buldukları bir mayının patlaması

sonucu sağ kolunun dirsek kısmının alt tarafı kopmuş ve vücudunun çeşitli

yerlerinden yaralanmıştır. Başvuruya konu

kazanın sivillerin girmesi yasak olan askeri bir alanda meydana gelmesi

nedeniyle başvurucu Salih Ülgen ve arkadaşlarının hayatlarını korumak adına söz

konusu alana girişinin engellenmesi amacıyla gerekli güvenlik tedbirlerinin

alınması Anayasa'nın 17. maddesi açısından devletin pozitif yükümlülükleri

kapsamında yer almaktadır.

45. Somut olayda, birinci

başvurucunun yaralanmasına neden olan anti personel mayınlar Türkiye-İran

sınırında bulunan Ziyaret Hudut Takım Karakolunu koruma amacıyla

yerleştirilmiştir. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden Bakanlık

görüşüne ek olarak sunulan Genelkurmay Başkanlığının 7/2/2014 tarihli

yazısında, mayınlı arazinin yerel halk tarafından mera olarak kullanılmadığı,

hayvanların mayınlı arazi sınırlarından yüz metre uzaklıktan başlayacak şekilde

otlatıldığı, mayın tarlasının çevresinin bir metre yüksekliğinde tel üstüvane

ve dikenli tel ile çevrildiği ve bölgenin mayınlı olduğunu belirten mayın ikaz

levhalarının mevcut olduğu, bölge halkının mayın tarlaları hakkında

bilgilendirilerek kendilerine talimat tebliğ edildiği, arazisinde çalışmak için

veya hayvanları otlatmak için gelen halkın mayınlı araziler konusunda uyarıldığı

belirtilmiştir.

46. Bununla birlikte, yetkililer

tarafından alındığı belirtilen önlemlerin ve nöbetçi askerin uyarılarının

sorumlu yetişkinler gibi davranması beklenemeyecek olan başvurucu ve

arkadaşlarının mayınlı sahaya girmesini engelleyemediği, koyun sürüsünün dahi

tel örgülerin üzerinden aşabildiği, dolayısıyla başvuruculardan Salih Ülgen’in

kalıcı şekilde yaralanmasına neden olan mayın patlamasının meydana gelmemesi

için alınması gerekli güvenlik tedbirlerinin somut olayda yeterli düzeyde bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

47. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının

pozitif yükümlülük yönünden ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası Yönünden

48. Başvurucular tarafından,

1/2/2007 tarihinde açmış oldukları davaya ilişkin yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

49. Adalet Bakanlığı görüşünde,

Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen,

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısından

görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

50. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18).

51. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

52. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

53. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

54. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

55. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

56. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

41–45).

57. Ancak belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti

ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

58. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

59. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuruya konu

davanın, başvurucuların askeri alanda meydana gelen mayın patlaması sonucu

birinci başvurucunun yaralanmasından dolayı uğradıkları zararın tazminini konu

alan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, bu sorunun çözümüne yönelik olan ve 2577

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur.

60. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde

tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi

olarak kabul edilebilmektedir (B. No:2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesinde

nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucuların, mayın

patlaması sonucu vücut bütünlüğünde meydana gelen zarardan dolayı uğradıklarını

ileri sürdükleri zararların giderilmesi amacıyla Milli

Savunma Bakanlığına başvurdukları 2/10/2006 tarihidir.

61. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

62. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi

olup, bu tarih mevcut başvuru açısından Danıştay 10. Dairesinin E.2009/4372,

K.2013/4251 sayılı onama kararının tarihi olan 8/5/2013 tarihidir (B. No.

2012/13, 2/7/2013, § 52).

63. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucular tarafından, birinci başvurucu Salih

Ülgen’in 27/6/2006 tarihinde arkadaşlarıyla birlikte hayvan otlatırken koyun

sürüsünün peşinden giderek girdiği mayınlı arazide buldukları mayının patlaması

sonucu sağ kolunun dirsek kısmının alt tarafının kopması ve vücudunun çeşitli

yerlerinden yaralanması nedeniyle uğradıkları zararın karşılanması amacıyla

2/10/2006 tarihinde Milli Savunma Bakanlığına başvurulduğu, anılan başvuruya

cevap verilmemesi üzerine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle

Milli Savunma Bakanlığına karşı 1/2/2007 tarihinde dava açıldığı

anlaşılmaktadır. Mahkemece 14/2/2007 tarihinde dosyanın ilk incelemesinin

yapıldığı, başvurucuların adli yardım talebi hakkında karar verilmek üzere

20/2/2007 tarihli ara kararla Doğubayazıt Kaymakamlığından başvurucuların

ekonomik, mali ve sosyal durumlarına ilişkin bilgi ve belgelerin

gönderilmesinin istenildiği, 29/3/2007 tarihli yazı ile gelen cevap uyarınca

adli yardım talebinin kabulüne karar verildiği ve tebligat işlemlerinin

başlatıldığı, cevap ve ikinci cevapların süresine riayet edilerek dosyanın

tekemmülünün sağlandığı ve 23/5/2008 tarihinde ilk derece Mahkemesince dosyanın

karara bağlandığı anlaşılmaktadır.

64. Kararın temyiz edilmesi

üzerine ilk derece Mahkemesince 31/10/2008 tarihinde süresinde temyiz ilk

inceleme tutanağı düzenlenerek ve tekemmülü sağlanarak temyiz incelemesi için

Danıştay’a gönderilen ve 7/4/2009 tarihinde temyiz merciinde kayda alınan

dosyaya ilişkin olarak kayıt tarihinden yaklaşık bir yıl altı ay sonra Danıştay

Başsavcılığı tarafından görüş bildirildiği ve görüş yazısının ardından yaklaşık

iki yıl altı ay sonra 8/5/2013 tarihinde Danıştay 10. Dairesince onama kararı

verildiği anlaşılmaktadır.

65. Bu kararla birlikte

neticelenen yargılama faaliyetinin toplam altı yıl yedi ay altı gün sürdüğü

anlaşılmaktadır.

66. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, 1/2/2007 tarihinde açılan davada ilk derece mahkemesince 2577

sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre içerisinde ilk inceleme

tutanaklarının tanzim edildiği, gerekçeli kararın yazımının makul bir sürede

tamamlandığı, ancak, kanun yoluna başvurulması üzerine tebliğ işlemlerinin

başlatılmasında ve dosyanın Danıştay’a sevki sürecinde gecikmelerin yaşandığı

ve 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesi uyarınca tekemmül tarihten itibaren en geç

altı ay içinde sonuçlandırılması gereken dosyanın, tekemmül tarihinden yaklaşık

on ay sonra karara bağlandığı, bununla birlikte yargılamanın iki yıldan az bir

sürede sonuçlandırıldığı görülmektedir.

67. Kanun yolu incelemesi

sürecinin değerlendirilmesinde, ilk derece mahkemesi kararının temyiz edilmesi

üzerine, temyiz merciinde kayda alınma tarihi nazara alındığında yaklaşık dört

yıl bir ay sonra onama kararının verildiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle kanun

yolu merciinde geçen yargılama süresinin, 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde

öngörülen, Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerindeki dosyaların,

2577 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilik

durumları ile Danıştay için Başkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hâkimler

ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu itibarıyla tespit edilip Resmî Gazete'de ilan edilecek öncelikli işler göz önünde

bulundurulmak suretiyle geliş tarihlerine göre inceleneceği ve tekemmül

ettikleri sıra dâhilinde bir karara bağlanacağı, bunların dışında kalan

dosyaların ise tekemmül ettikleri sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren

en geç altı ay içinde sonuçlandırılacağı hükmüne rağmen, uzun bir yargılama

süresini kapsadığı anlaşılmaktadır.

68. Yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

69. Bu kapsamda, yargı

sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,

hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine gönderilmesindeki

ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki

yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması

durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 55).

70. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince dosyanın karara bağlanma

sürecinde ve Danıştay’a sevki sürecinde gecikme yaşandığı, kanun yolu

incelemesinde de benzer şekilde kararın alınması noktasında aksamalar olduğu

tespit edilmekle beraber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle

yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin

somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye

sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6.

maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre

içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama

koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından,

hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksiklikler

yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

71. Başvurucuların tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

72. Yapılan bu tespitler

çerçevesinde davaya bütün olarak bakıldığında, başvuruya konu uyuşmazlık,

askeri alandaki mayının patlaması sonucu meydana gelen yaralanma nedeniyle

uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine yönelik olup, başvurucular

açısından önemli olduğu açık olan ve derece mahkemelerince dosyadaki bilgi ve

belgeler dışında başkaca bir araştırma ya da keşif ve bilirkişi incelemesine

gerek duyulmayan, her hangi bir karmaşıklık içermeyen başvuruya konu altı yıl

yedi ay altı gün süren yargılama faaliyetinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

73. Belirtilen nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

74. Başvurucular, başvuruya konu

olay nedeniyle zarara uğradıklarından bahisle açtıkları tam yargı davasının

aleyhlerine sonuçlanmasına dair kararların hak ihlaline yol açtığının Mahkeme

tarafından tespiti halinde birinci başvurucu açısından meslekte kazanma gücü

kaybı ve protez kol bedeli karşılığı 750.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL

manevi; ikinci ve üçüncü başvurucular açısından ise ayrı ayrı 50.000,00 TL

manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişler; bu talebin reddedilmesi

durumunda ise uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi

talebinde bulunmuşlardır.

75. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucuların tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

76. 6216 sayılı Kanun’un

“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin

ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde

mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Mevcut başvuruda Anayasa’nın

17. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

78. Başvurucular tarafından

Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin iddialar yönünden maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın

ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından, başvurucuların maddi

ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

79. Başvurucuların tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin altı yıl yedi ayı aşkın yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvuruculara takdiren 5.000,00 TL manevi tazminatın müştereken

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

80. Başvurucular tarafından

yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

81. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucuların,

1.

Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının pozitif

yükümlülük boyutunun ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucuların,

1. Anayasa’nın

17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının pozitif yükümlülük

bakımından İHLAL EDİLDİĞİNE,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Anayasa’nın 17. maddesi bakımından tespit edilen ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın

ilgili Mahkemesine gönderilmesine,

D. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle başvuruculara

müştereken 5.000,00 TL manevi

TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE

E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucular : 1- Salih ÜLGEN 2- Mehmet Nuri ÜLGEN 3- Fatma ÜLGEN Vekili : Av. Murat Rohat ÖZBAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6585, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. Reddine
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6585
Tarih
18 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • İzzet Ekin ve Nusret Ekin Başvurusu (B. No: 2013/3337)
  • Ali Demir Başvurusu (B. No: 2013/1912)
  • Hasan Kara Başvurusu (B. No: 2013/3170)
  • Ünsal Bolel Başvurusu (B. No: 2013/9885)
  • Ahat Kök Başvurusu (B. No: 2013/3223)
  • Hekim Hilmi Yakışan Başvurusu (B. No: 2013/8321)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.