İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Selahatdin Akgüre ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2515)

1. Başvurucular, askerlik

Başvuru No2013/2515Tarih20 Kasım 2014Okuma19 dk · 3.867 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Selahatdin Akgüre Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/2515
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.867 kelime·19 dk okuma·18 bölüm

R. G. Tarih-Sayı: 14/3/2015-29295

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, askerlik

görevini yapan yakınlarının rahatsızlanması üzerine götürüldüğü revirde bozuk

serum verilmesi nedeniyle ölümüne sebebiyet verildiğini ve olay hakkında etkin bir

soruşturma yürütülmeyerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini

belirterek yaşam hakkı ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucuların

vekili tarafından 27/3/2013 tarihinde İstanbul 19.

Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 21/2/2014 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 16/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 24/4/2014 tarihli görüşü başvurucular vekiline tebliğ

edilmiş olup, başvurucular vekili 20/5/2014 havale tarihli beyan dilekçesini on

beş günlük yasal süresi içinde sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

Adalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvuruculardan Selahattin Akgüre ve Neriman Akgüre’nin

oğlu, Songül Akgüre’nin eşi olan Halil İbrahim Akgüre, askerlik görevi sırasında acemi birliğindeki

eğitimini tamamladıktan sonra 70. Mekanize Piyade Tugayı Lojistik Destek Bkm. Brl. 2. Bkm.

Blk. Komutanlığı Kızıltepe/Mardin’de

görevlendirilmiştir.

8. Halil İbrahim Akgüre, askerliğe çağrı üzerine yapılan kontrollerde,

Üsküdar Askerlik Şubesi yetkililerine kısmi bel fıtığı dışında ciddi bir

rahatsızlığının olmadığını bildirmiştir.

9. Halil İbrahim Akgüre, 15/5/ 2009 günü saat 14.00 sularında yapılan öğle içtiması esnasında baygınlık geçirmiş, arkadaşlarının

müdahalesiyle 1-2 dakika içinde kendine gelmiş ve komutanı (T.Y) tarafından

revire gönderilmiştir.

10. Bakanlık görüşüne ve askeri

savcılığa göre, Halil İbrahim Akgüre’ye revirde

görevli tabip teğmen (T.K) tarafından müdahalede bulunularak, nabız ve tansiyon

ölçümü yaptırılmış, değerlerde anormallik bulunmaması ve bilinci açık olan

hastanın birkaç gündür iştahsız olduğunu beyan etmesi üzerine kendisine serum

taktırılmıştır.

11. Başvurucuların iddiasına

göre ise, herhangi bir doktor muayenesi yapılmadan, sağlık görevlileri (H.İ.)

ve (O.G.) tarafından hastaya 500 cc’lik serum

takılmıştır.

12. Bakanlık görüşüne ve askeri

savcılığın verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karara göre, serum önce

hastanın sağ koluna takılmış, ancak canının yandığını belirtmesi üzerine sol

koluna alınmıştır. Şikayetleri devam eden hasta bir

süre sonra serumun çıkartılmasını istemiş, bunun üzerine tabip teğmen (T.K)

tarafından damar yolu kontrol edilmiştir. Bu esnada midesi bulanan hasta orada

bulunan çöp kovasına istifra etmiştir.

13. Başvurucuların iddiasına

göre, Halil İbrahim Akgüre, serumun takılmasından

sonra iki defa istifra etmiş ve kendini iyi hissetmediğini belirterek serumun

çıkarılmasını istemiştir. Müteveffanın bu isteği görevlilerce yerine

getirilmemiştir. Bölük doktorlarının olaydan haberdar edilmesi üzerine, tabip

teğmen (T.K) seruma yönelik itirazları dinlemiş fakat hastayı rol yapmakla

itham etmiş ve tedaviye devam etmiştir.

14. Akabinde sinirli tavırlar

sergileyen hasta bir süre sonra geriye doğru kasılmaya başlamış ve nefes alıp

verme düzeni bozulmuştur. Bunun üzerine revir baştabibi (A.B) gelerek solunumu

bozulan hastaya müdahale etmeye çalışmış, solunumu düzelmeyince (A.B)’nin talimatı ile hasta doktorlar nezaretinde ambulansla

Kızıltepe Devlet Hastanesine götürülmüştür.

15. Bu hastanenin acil

servisinde yapılan kontrolde hastanın kalp ritminde herhangi bir düzensizlik

olmadığı anlaşılmış, beyin sapında muhtemel bir kanama ya da kitlenin baskı

yapması nedeniyle solunumun düzelmediği şüphesi üzerine, hasta, tomografi cihazı bulunan Diyarbakır Asker Hastanesine sevk

edilmiştir.

16. Hastanın kalp atışlarının

yolda düşmeye başlaması ve bir süre sonra durması üzerine, yol üzerindeki

Mardin Devlet Hastanesi acil servisine gidilmiş fakat 15 dakika boyunca kalp

masajı yapılmasına rağmen hasta kurtarılamamıştır.

17. Olayın meydana gelmesini

müteakip 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı, 2009/950 sayılı dosyayla

resen soruşturma başlatmıştır. Başvurucular da, daha sonra yetkili kişilerden

şikâyetçi olduklarını beyan etmişlerdir.

18. Mardin Devlet Hastanesinde

ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmış fakat müteveffanın ölüm nedeninin tam

olarak belirlenememesi nedeniyle, otopsi esnasında alınan kan ve iç organ

örnekleri, toksikolojik ve histopatolojik

inceleme yapılması amacıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesine

gönderilmiştir.

19. İstanbul Adli Tıp Kurumu

Morg İhtisas Dairesince, 24/12/2009 tarihli rapor

hazırlanmıştır. Raporda, müteveffadan alınan kanda alkol (etanol-metanol) bulunmadığı, kanda aranan uyutucu, uyuşturucu

maddelerin bulunmadığı, iç organlarda yapılan sistematik toksikolojik

analiz sonucunda aranan maddelerin bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

20. Savcılık tarafından, olayla

ilgisi bulunan kişilerin ifadeleri alınmıştır. İfadesi alınan kişilerden piyade

er (S.A) özetle, olay günü rahatsızlanan askerin ambulansla götürüldüğünü ve

hastaya serum verildiğini öğrenince bu olaydan bir iki gün önce (R.H) adlı bir

askerin de serum takıldıktan sonra rahatsızlanması nedeniyle serumlardan

şüphelendiğini, bu sebeple serumların bozuk olup olmadığını anlamak için revir

eczanesine giderek antibiyotik olan İespor adlı 1

gramlık ilaçla serumları karıştırdığını, tepkimeleri gözlediğinde Gülhane

Askeri Tıp Akademisi (GATA) üretimi olan ve ölen askere de verilen serumların

bozuk olduğu kanaatine vardığını, bunun üzerine hastaya refakat eden doktor (A.B)’yi arayarak serumun

bozuk olabileceğini söylediğini beyan etmiştir. Tabip üsteğmen (A.B)’de bu

konuya ilişkin olarak ifadesinde, özetle Kızıltepe Devlet Hastanesi acil

servisindeyken (S.A) adlı askerin kendisini arayarak serumda sorun olabilir

dediğini, hastanın serumları zaten burada değişmiş olduğu için kimseye bir şey

söyleme gereği duymadığını belirtmiştir.

21. Başvurucuların iddialarına

göre, müteveffanın ölümüne sebep olan serumlar, revir görevlisi tarafından ölüm

olayından 3 gün sonra imha edilmiştir. Başvuruculara göre ayrıca, adli tıpa

gönderilecek tüplerin içindeki serum numuneleri boşaltılmış ve adli tıp

kurumunun ölüm nedenini tespit edememesi sağlanmıştır.

22. Soruşturma aşamasında tanık

olarak ifade veren askerlerden onbaşı (F.E), serumların imhasıyla ilgili

olarak, ölüm olayının meydana geldiği gün (S.A) adlı askerin içinden numune

aldığı serumlarla birlikte 3 koli serumu er (U.Ş) ile birlikte lavaboya dökerek

imha ettiklerini beyan etmiştir. Er (U.Ş) ise, olaydan 3-4 gün sonra

şüphelenilen serumların revirde görevli er (Y.K ) tarafından mutfak lavabosuna

dökülerek imha edildiğini beyan etmiştir. (Y.K) isimli er ifadesinde, mayıs

ayının başında depoda bulunan serumları eczaneye çektiklerini, mayıs ayı

ortasında tugaydan yeni serumlar gelince, son kullanma tarihi 2010 olan 12 adet

envanter girişi olmayan 500 cc’lik

serumu 9/6/2009 tarihinde astsubay (K.L)’nin talimatı

doğrultusunda lavaboya dökmek suretiyle imha ettiğini beyan etmiştir. Şüpheli

astsubay (K.L) ifadesinde, 9/6/2009 tarihli imha tutanağındaki imzanın

kendisine ait olduğunu, tabip üsteğmen (A.B)’nin

talimatı ile envanter dışı gözüken GATA imali

serumları tespit ederek komutanına bildirdiğini, imha işlemine katılmadığını,

düzenlenen imha tutanağını sonradan imzaladığını söylemiştir. Şüpheli tabip

üsteğmen (A.B) ise özetle, bozuk olduğu gerekçesiyle hiçbir serumun imha

edilmediğini, 9/6/2009 tarihinde imha edilen 12 adet

500 cc’lik serumun envanterde kayıtlı olmadığı için

imha edildiğini beyan etmiştir.

23. Tabip teğmen (T.K) envanter girişi olmadığı için 9/6/2009 tarihinde imha edilen

12 adet serumdan bir tanesinin boş şişesini her ihtimale karşı muhafaza etmekte

iken savcılığa teslim etmiştir. Savcılık, 2012/32 emanet numarasına kayıtlı

olarak emanete alınan boş serum şişesini incelemek istemiş, bu şişenin boş olması

sebebiyle serumun bozuk olup olmadığı konusunda herhangi bir inceleme

yapılamamıştır. Bunun üzerine Savcılık tarafından, üretim tarihi 2008 ve son

kullanma tarihi Ocak 2010 olan serumların içerisinde bozulma olup olmadığına

ilişkin GATA Komutanlığına intikal etmiş bir bilgi olup olmadığı sorulmuştur.

GATA Komutanlığı, ürünle ilgili herhangi bir geri bildirimin intikal etmediğini

bildirmiştir.

24. Savcılık, kullanılan serumun

bozuk olduğu iddiaları kapsamında inceleme başlatarak, başvurucuların yakınının

ölüm olayından önce aynı revirde serum takıldığı için rahatsızlandığı iddia

edilen (R.H) isimli askere ait tedavi evrakları ile müteveffaya ait tüm tıbbi

evrak ve soruşturma dosyasının İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas

Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir.

25. Bu Kurul tarafından

hazırlanan 25/8/2010 tarihli rapora göre özetle,

müteveffadan alınan kanda alkol (etanol-metanol)

bulunmadığı, iç organlarda yapılan sistematik toksikolojik

analiz sonucunda aranan maddelerin bulunmadığı, zamanında kullanılan serum veya

serisinden örnek alınarak tetkik yapılamamış olmakla birlikte anlatım, otopsi

bulguları ve yapılan tetkikler birlikte değerlendirildiğinde kullanılan serumun

ölümde etkisinin olduğunu gösterir bulgu tanımlanamadığı, mevcut bulgularla

ölüm sebebinin belirlenemediği ve yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun

olduğu belirtilmiştir.

26. Bu rapora başvurucular

tarafından itiraz edilmesi üzerine, soruşturma dosyası İstanbul Adli Tıp Kurumu

Başkanlığı Genel Kuruluna gönderilmiş ve konuyla ilgili rapor talep edilmiştir.

Genel Kurul, 1. İhtisas Kurulunun sunduğu raporla aynı doğrultuda bir rapor

sunmuştur.

27. Savcılık, serumların bozuk

olup olmadığı hususu ile ilgili olarak bilirkişi Dz. Ecz. Atğm. (O.T)’den rapor

talep etmiştir. Hazırlanan raporda özetle, dosyada mevcut tıbbi belgelere ve

tanık anlatımlarına göre, müteveffaya uygulanan serumun bozuk olduğunu

söylemenin mümkün olmadığı, ölümün bozuk serumdan kaynaklandığını söylemeye

yetecek derecede bulgu olmadığı belirtilmiştir.

28. Yaptığı araştırmalar

sonucunda Savcılık, 26/12/2012 tarih ve E.2009/72,

K.2012/213 sayılı kararıyla, “… tanık beyanları, adli muayene ve otopsi bulguları, İstanbul

Adli Tıp Kurumu raporları ile diğer tüm deliller birlikte değerlendirilip

yorumlandığında, müteveffanın kesin ölüm nedeni belirlenememekle beraber, olay

sırasında kullanılan serumun ölümde etkisinin olduğunu gösterir bulgu

tanımlanmadığının ve yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğunun

anlaşılması karşısında, ölüm olayında şüpheliler tabip yüzbaşı (A.B), tabip

üsteğmen (T.K), sağlık kıdemli üst çavuş (K.L) ya da başka bir askeri

personel/personellerin kusurunun bulunduğuna dair kamu davası açmaya yeter

derecede delil bulunmadığı” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiştir.

29. Başvurucular, ölüm olayının

tasarlanarak ve örgütlü bir şekilde gerçekleştirilen kasten öldürme niteliğinde

olduğunu, bozuk serumların imha edilerek cinayetin örtbas edildiğini, müteveffayı

hastaneye götürme sürecinde de çok fazla zaman kaybedildiğini, Adli Tıp Kurumu

raporunun gerçeği yansıtmadığını belirterek anılan karara itiraz etmiştir.

30. İtirazı inceleyen Hava

Kuvvetleri Komutanlığı 2. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesi, 26/2/2013 tarih ve E.2013/253, K.2013/218 Müt. Sayılı kararıyla, “Ölüm

olayının tasarlanarak ve örgütlü bir şekilde gerçekleştirilen bir cinayet

olduğu yönündeki iddialara ilişkin, somut delillerin bulunmadığı, buna ilişkin

şüphenin de oluşmadığı, müteveffanın ölmeden önce herhangi bir kimseyle husumet

içerisinde olduğuna ilişkin bir bilginin bulunmadığı…,

yine PKK terör örgütü ve sempatizanlarının müteveffaya yönelik olarak ölüm

olayını kurguladıkları iddiasına ilişkin de somut delillerin bulunmadığı…,

Halil İbrahim Akgüre’nin ölümü olayında, herhangi bir

kişiye kusur atfedilmesini gerektirecek yeterli şüphenin bulunmadığı, dosyada

adı şüpheli olarak geçen şahısların uygulamalarının ve eylemlerinin tıp

kuralları çerçevesinde olduğu ve bu yönüyle ölüm olayı açısından sorumlulukları

cihetine gidilmesinin hukuken mümkün bulunmadığı, kullanılan serumun da yine

aynı kapsamda ölümde etkisini, ortaya koyacak herhangi bir bulgunun

saptanmadığı, diğer itiraz sebepleri açısından da somut delillerin ve yeterli

şüphenin bulunmadığı anlaşıldığından” gerekçeleriyle itirazı

reddetmiştir.

31. Kesin olan bu karardan sonra

başvurucular 27/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

32. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu’nun “Taksirle öldürme”

kenar başlıklı 85. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan

altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

33. 25/10/1963 tarih ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler

Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun “Kovuşturmaya

yer olmadığına dair karara itiraz” kenar başlıklı 107. maddesi

şöyledir:

“Askerî savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına

dair karar, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a

komutanı veya askerî kurum amiri ile şüpheli ve suçtan zarar görene bildirilir.

Bu karara karşı teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ya da suçtan zarar

gören, kararın kendilerine tebliğinden itibaren onbeş

gün içinde kararı veren askerî savcının teşkilâtında olduğu askerî mahkemeye

yer itibarıyla en yakın askerî mahkemede itiraz edebilirler...”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 20/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

27/3/2013 tarih ve 2013/2515 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

35. Başvurucular, bozuk serumun

takılmasına ve olumsuz etkilerinin görülmesine rağmen ısrarla çıkarılmaması

sebebiyle askerlik görevini yapan yakınlarının vefat ettiğini, müteveffanın

ölümünden iki gün önce serumlar yüzünden bir askerin zehirlenerek yoğun bakıma

alınması sebebiyle serumların bozuk olduğunun görevlilerce bilindiğini,

hastaneye götürülürken çok fazla zaman kaybedildiğini, olaydaki ihmaller

düşünüldüğünde olayın örgütlü bir şekilde gerçekleştirilen cinayet niteliğinde

olduğunun akla geldiğini, olaydan 3 gün sonra gerekli incelemelerin

yapılamaması amacıyla bozuk serumların imha edildiğini, olayla ilgili yürütülen

soruşturmada gerekli hassasiyet gösterilmeyerek kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiğini, bu karara yaptığı itirazın adil ve etkili bir şekilde

incelenmediğini belirterek yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

36. 6216 sayılı Kanun'un 46.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin

bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının

doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir

başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları

tarafından yapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin

eşi ile annesi ve babasıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır (B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 65).

37. Başvuruda Anayasa'nın 17. maddesinde

düzenlenen yaşam hakkının yanı sıra 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

ve 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru haklarının da ihlal edildiği ileri

sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

tavsifi ile bağlı değildir. Başvurucunun şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinde

düzenlenen yaşam hakkı açısından incelenmiştir.

38. Bakanlığın kabul

edilebilirliğe ilişkin görüş yazısında, AİHM’in

birçok kararında, yaşam hakkına ya da fiziksel bütünlüğe yönelik ihlallerin

kasıtlı olmadığı durumlarda, “etkili bir

adli sistem” oluşturmayı kapsayan pozitif yükümlülüğün her davada

cezai işlem başlatmayı gerektirmediği, özel, idari ve hatta disiplinle ilgili

hukuk yollarının mağdurlara açık olmasının yeterli olabileceği, başvuruculardan

Songül Akgüre’nin 22/11/2013

tarihli dilekçe ile kendi adına asaleten çocukları adına velayeten

Milli Savunma Bakanlığı (idare) aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde

(AYİM) tazminat davası açtığı, AYİM Başsavcılığı tarafından kusursuz sorumluluk

ilkesi uyarınca bilirkişi tarafından tespit edilecek miktarın davacılara maddi

ve manevi tazminat olarak ödenmesi yönünde görüş bildirildiği, davanın henüz

neticelenmediği, diğer iki başvurucunun uğradıkları zararın tazmini amacıyla

yargı yoluna başvurmadıkları, bu itibarla yaşam hakkının ihlal edilip

edilmediği incelenirken başvurucuların etkin olan kanun yollarını tüketmesi

değerlendirmesinde bu hususun dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

39. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı, yakınlarının ölümüne ilişkin etkili bir ceza soruşturması

yapılmaması ve bu yöndeki tüm taleplerinin ilgili makamlarca reddedilmiş

olmasının etkin başvuru yollarının tüketilmiş olduğunun kabulü için yeterli

olduğunu, bunun için başvurucuların devlet aleyhine tazminat davası açmış

olmaları gerekmediğini, zira başvurucuların Türk mahkemelerinden öncelikli

taleplerinin maddi tazminat olmayıp, yakınlarının ölümünden sorumlu olanların

kanun önünde hesap vermesi ve cezalandırılması olduğunu belirtmişlerdir.

40. Başvurunun incelenmesi

neticesinde, yaşam hakkının ihlali iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

41. Başvurucular, olaydaki

ihmaller zinciri düşünüldüğünde olayın örgütlü bir şekilde gerçekleştirilen

kasten öldürme niteliğinde olduğunun akla geldiğini, müteveffanın ölümünden iki

gün önce serumlar yüzünden bir askerin zehirlenerek yoğun bakıma alınması

sebebiyle serumların bozuk olduğunun görevlilerce bilindiğini buna rağmen aynı

seriden serumların kullanıldığını, olaydan 3 gün sonra gerekli incelemelerin

yapılamaması amacıyla bozuk serumların imha edildiğini, gerekli tıbbi

müdahalelerin zamanında yapılmadığını, olayla ilgili yürütülen soruşturmada

gerekli hassasiyet gösterilmeyerek kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini, bu karara yaptığı itirazın adil ve etkili bir şekilde

incelenmediğini belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

42. Bakanlığın görüş yazısında,

somut olayda, ölüm olayına ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucunda,

Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından, 26/12/2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verildiği, soruşturma kapsamında, ölü muayenesi ve otopsi işleminin yapıldığı,

tanık ifadelerinin tespit edildiği, müteveffaya uygulanan serumun bozuk olduğu

iddialarına ilişkin olarak İstanbul Adli Tıp Kurumundan görüş alındığı,

bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, neticede iddiaları destekleyici nitelikte

bir delil tespit edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verildiği, bu karara karşı yapılan itirazın da reddine hükmedildiği

hususlarının Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulması gerektiği belirtilmiştir.

43. Başvurucular cevap

dilekçesinde, ortada yalnızca bir tıbbi ihmal yahut taksirin söz konusu

olmadığını, Halil İbrahim Akgüre’nin yaşama hakkının

kasten ihlal edildiğini, ancak bu hususun ölüm olayına ilişkin delillerin

kasten yok edildiği gözetilmeksizin “yeterli delil olmadığı” gerekçesiyle

kapsamlı bir şekilde soruşturulmadığını ve askeri yargı mercileri tarafından

olayın üstününün kapatıldığına ilişkin iddialarını yenilemişlerdir.

44. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi

varlığı" başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir."

45. Bütün diğer haklar için bir

temel oluşturan yaşam hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış

ve bu maddede belirlenen istisnalar dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son

verilemeyeceği belirtilmiştir. Devletin yaşam hakkına saygı gösterme

yükümlülüğü öncelikle kamu otoritelerinin yaşam hakkına müdahale etmemelerini,

yani maddede belirtilen istisnalar dışında kişilerin ölümüne neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin yaşam hakkından kaynaklanan negatif ödevidir. Yaşam

hakkına saygı, ikinci olarak devletin üçüncü kişilerden gelecek tehlikelere

karşı bireylerin hayatını korumasını gerektirir. Bir kimsenin hayatına yönelik

çok özel ve ciddi bir tehdidin varlığı kanıtlanmışsa, devletin bu tehdide karşı

bireyin hayatını korumak için makul tedbirleri alması gerekir. Bu, yaşam

hakkından kaynaklanan devletin pozitif yükümlülüğüdür. Bir ölüm meydana

gelmişse, devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma

ve sorumluları tespit ederek cezalandırma ödevi de vardır. Bu usul

yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi halinde devletin negatif

ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu

nedenle, devletin anılan madde kapsamındaki negatif ve pozitif

yükümlülüklerinin güvencesini, soruşturma yükümlülüğü oluşturmaktadır (B. No:

2012/1017, 18/9/2013, § 29).

46. Bireyin, bir devlet

görevlisi ya da özel bir kişi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın

17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirir (B. No: 2012/1017, 18/9/2013,

§ 30).

47. Yürütülen ceza

soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Diğer taraftan, burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir

şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği

anlamına gelmemektedir. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Tanlı/Türkiye, B. No: 26129/95, 10/4/2001, § 111).

48. Ceza soruşturmaları,

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve

yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek

için, soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması

imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme

riski taşır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 57; (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Hugh

Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001, § 109; Dink/Türkiye, B. No: 2668/07, 6102/08,

30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).

49. Yürütülecek ceza

soruşturmalarının etkinliğini koruyan hususlardan biri de, teoride olduğu gibi

pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için, soruşturmanın veya

sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen

kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu

ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 58; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001, § 109).

50. Somut olayda başvurucular,

Halil İbrahim Akgüre’nin yaşama hakkının kasten ihlal

edildiğini, ölüm olayına ilişkin delillerin kasten yok edildiği gözetilmeksizin

“yeterli delil olmadığı”

gerekçesiyle kapsamlı bir soruşturma yapılmadan olayın üstününün kapatıldığını

ileri sürmüşlerdir.

51. Bireylerin cezai

sorumluluklarının kapsamının belirlenmesine yönelik hukuki sorunların

incelenmesi kural olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi kapsamında olmayıp,

suçluların tespiti ve cezalandırılması derece mahkemelerin görev ve

yetkisindedir. Ancak yukarıda belirtilen yaşam hakkına yönelik müdahaleleri

soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği Anayasa Mahkemesince

incelenmelidir. (B. No: 2013/1335, 6/2/2014, § 19)

52. Askeri savcılığın kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararı ve bu karara itiraz edilmesi sonucu askeri mahkemece

verilen karar bu açıdan değerlendirildiğinde; Halil İbrahim Akgüre’nin

70. Mekanize Piyade Tugayı Lojistik Destek Bkm. Brl. 2. Bkm. Blk.

Komutanlığı Kızıltepe/Mardin’de askerlik görevini yapmakta iken 15/5/2009

tarihinde öğle içtiması sırasında rahatsızlanarak

revire kaldırıldığı, revirde ve Kızıltepe Devlet Hastanesinde tıbbi

müdahalelerin yapıldığı, tomografi cihazı bulunan

Diyarbakır Asker Hastanesine ambulansla sevk edildiği sırada durumunun

kötüleşmesi üzerine Mardin Devlet Hastanesine götürüldüğü, ancak burada

hayatını kaybettiği, ölüm olayının askeri savcılığa bildirilmesi üzerine derhal

soruşturmaya başlandığı, Mardin Devlet Hastanesinde ölü muayene ve otopsi işleminin

yapıldığı, kesin ölüm sebebi tespit edilemeyince ölenin vücudundan alınan kan

örneği ve iç organ parçalarının incelenmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg

İhtisas Dairesine gönderildiği, alınan raporda kanda uyutucu, uyuşturucu

maddeye rastlanmadığı, iç organlarda yapılan incelemede aranan maddelerin

bulunmadığının bildirildiği, olayla ilgili olarak tanık ve şüpheli beyanlarının

alındığı, bu beyanlar doğrultusunda ölene revirde takılan serumun bozuk olduğu

yönündeki iddiaların araştırılmaya başlandığı, üzerinde inceleme yapılmak

istenen ölen askere takılan serumun bulunamadığı, revirde bulunan aynı seriden

serumların da olaydan sonra lavaboya dökülerek imha edildiğinin anlaşıldığı, tanık

ve şüpheli beyanlarına göre GATA yapımı aynı seriden serumların envanter

kayıtlarının bulunmadığı, bu nedenle sadece olaydan bir gün önce revirde serum

takıldıktan sonra rahatsızlanan bir askere ait tedavi evraklarıyla birlikte

ölene ait tüm tedavi evraklarının kesin ölüm sebebinin tespiti için Adli Tıp

Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kuruluna gönderildiği, alınan raporda “Zamanında kullanılan serum ve serisinden örnek

alınarak tetkik yapılmamış olmakla birlikte anlatım, otopsi bulguları ve

yapılan tetkikler birlikte değerlendirildiğinde; Kullanılan serumun ölümde etkisinin

olduğunu gösterir bulgu tanımlanmadığı, mevcut bulgularla ölüm sebebinin

belirlenemediği, yapılan uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu”nun

bildirildiği, başvurucular tarafından bu rapora itiraz edilmesi üzerine Adli

Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulunca hazırlanan raporun da 1. İhtisas Kurulu

raporuyla aynı doğrultuda olduğu, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı

tarafından tüm bu hususlar birlikte değerlendirilerek kullanılan serumun ölümde

etkisinin olduğunu gösterir bulgu tanımlanamadığından ve yapılan uygulamaların

tıp kurallarına uygun olduğu anlaşıldığından ölüm olayında kusurlu oldukları

iddia edilen şüpheliler hakkında 26/12/2012 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verildiği, başvurucuların bu karara itiraz etmeleri üzerine

2. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 26/2/2013 tarihli kararıyla

müteveffanın ölümünde herhangi bir tıbbi ihmalin söz konusu olmadığı, ölüm

sebebinin serumlardan kaynaklandığına ilişkin iddiaların doğrulanamadığı, ölüm

olayının örgütlü bir şekilde gerçekleştirilen cinayet olduğu yönündeki

iddialara ilişkin somut delil bulunmadığı gerekçesiyle itirazı reddettiği

belirlenmiştir.

53. Soruşturma makamları somut

olayda resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatmaya çalışmışlardır.

Başvurucular her ne kadar yakınlarının örgütlü bir şekilde hareket edilerek

kasten öldürüldüğünü iddia etmişlerse de, yapılan soruşturma sonucunda başvurucuların

soyut iddiaları dışında buna ilişkin herhangi bir somut delile rastlanmadığı

anlaşılmıştır

54. Ancak, kesin ölüm sebebinin

tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi ve Adli Tıp Kurumu Genel

Kurulundan alınan raporlarda, kullanılan serum ve serisinden örnek alınarak

tetkik yapılmamış olması bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir. Her ne kadar

savcılık makamı serumun bozuk olduğuna ilişkin iddialara vakıf olduktan sonra

gerekli araştırmaları yapsa da, askeri makamların olaydan hemen sonra aynı

seriden olan serumları imha etmiş olmaları nedeniyle serumlar üzerinde gerekli

tetkikler yapılamamıştır. Yapılan klasik otopsi sonucu ölen askerin kesin ölüm

sebebinin tespit edilememesi dikkate alındığında, serumların ölümün meydana

gelmesinde etkili olup olmadığının araştırılamaması soruşturmanın seyri

açısından önemli bir eksikliktir. Askeri makamlarca olaydan sonra delil

niteliğindeki serumların muhafaza edilmemesini soruşturmanın etkinliğini

zedeleyen bir unsur olarak değerlendirmek gerekir. Bu nedenle, başvuru

dosyasında oluşa ilişkin belge ve bilgiler dikkate alındığında, ölüme sebebiyet

veren olayların doğru bir şekilde tespitine, muhtemel sorumluların

belirlenmelerine ve cezalandırılmalarına yol açacak nitelikte etkili bir

soruşturmanın gerçekleştiğinden söz edilemeyecektir.

55. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 17. maddesinin öngördüğü Devletin etkili soruşturma yapma usul

yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

56. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

57. Başvuruda, Anayasa’nın 17.

maddesinin usul boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucuların

maddi ve manevi tazminat talebi yoktur. Başvurucuların yakınının yaşam hakkının

korunmasına yönelik olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi

nedeniyle bu aşamadan sonra yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar

görülmediğinden ve başvurucuların tazminat talebi de bulunmadığından yalnızca

ihlal tespitiyle yetinilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

58. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucular tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin

ihlaline ilişkin şikâyetlerin KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usuli boyutunun İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

20/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Recep BENLİ Başvurucu : 1- Selahatdin AKGÜRE 2- Neriman AKGÜRE 3- Songül AKGÜRE Vekili : Av. Selçuk KAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2515, 20 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. R. G. Tarih-Sayı: 14/3/2015-29295
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun
  7. Konusu
  8. II. Başvuru
  9. Süreci
  10. III. Olay Ve
  11. Olgular
  12. A. Olaylar
  13. B. İlgili
  14. IV. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Başvurucuların
  17. B. Değerlendirme
  18. A. Başvurucular tarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin
  19. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2515
Tarih
20 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Halil İbrahim Ersöyleyen Başvurusu (B. No: 2014/2860)
  • Ömer Faruk Sütçü Başvurusu (B. No: 2014/4628)
  • Gülişan Yeşil Başvurusu (B. No: 2013/1448)
  • S.a. ve L.a. Başvurusu (B. No: 2014/2656)
  • Gıyasettin Gür ve Selahattin Aslan Başvurusu (B. No: 2014/4841)
  • Semih Yalçın Başvurusu (B. No: 2014/4637)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.