İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Şerban Şahin Başvurusu (B. No: 2013/7223)

1. Başvurucu, 17/8/1999

Başvuru No2013/7223Tarih26 Haziran 2014Okuma20 dk · 3.974 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Şerban Şahin Başvurusu

Karar tarihi
26 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/7223
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.974 kelime·20 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 17/8/1999

tarihinde meydana gelen deprem sonucu kullanılamayacak şekilde ağır hasar alan

konutunun yetkililerce yıkılması sonucu uğradığı zararın tazmini için açtığı

davanın makul sürede sonuçlandırılmaması ve lehine hükmedilen tazminat

miktarının azlığı nedeniyle Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili

tarafından 16/9/2013 tarihinde İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 13/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 9/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 25/2/2014 tarihli yazı ile başvurucunun şikâyetlerinin “yargılama süresi” ile “delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

uygulanması ve derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümün adil olmaması”na

ilişkin olduğu belirtilerek söz konusu şikâyetlere benzer nitelikteki başka

başvurular için daha önce sundukları görüşlere atıfla ayrıca görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun Kocaeli ilinde

malik bulunduğu konutu, 17/8/1999 yılında meydana gelen deprem nedeniyle

kullanılamayacak düzeyde ağır hasar almış ve 2000 yılının temmuz ayında

Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yıkılmıştır.

8. Başvurucu, oluşan zararının

tazmini amacıyla 8/5/2000 tarihinde Karamürsel Belediye Başkanlığına, 22/5/2000

tarihinde ise Başbakanlık ile Bayındırlık ve İskan

Bakanlığına başvurmuş, ancak olumlu yanıt alamamıştır.

9. Başvurucunun, idarenin

hizmet kusuru nedeniyle oluştuğunu ileri sürdüğü 25.000,00 TL. maddi zararın

tazmini istemiyle Başbakanlık, Bayındırlık ve İskan

Bakanlığı ile Karamürsel Belediye Başkanlığı aleyhine açtığı tam yargı davası,

Sakarya 1. İdare Mahkemesinin 20/3/2002 tarih ve E.2000/2316, K.2002/288 sayılı

kararıyla süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir.

10. Başvurucu tarafından temyiz

edilen karar, Danıştay 6. Dairesinin 14/4/2004 tarih ve E.2003/138, K.2004/2214

sayılı kararıyla davanın süresinde olduğu gerekçesiyle bozulmuş, bozma kararına

karşı davalı idarelerce yapılan karar düzeltme talebi aynı Dairenin 10/6/2005

tarih ve E.2004/7993, K.2005/3437 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

11. Bozma kararı üzerine dosyayı

yeniden inceleyen Sakarya 1. İdare Mahkemesi, 20/12/2005 tarih ve E.2005/4004,

K.2005/3550 sayılı kararıyla Kocaeli ilinde idare mahkemesi kurulduğunu ve bu

mahkemenin 14/7/2003 tarihinde fiilen faaliyete geçtiğini belirterek davanın

yetki yönünden reddine ve dava dosyasının Kocaeli İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar vermiştir.

12. Kocaeli İdare Mahkemesi

30/5/2008 tarih ve E.2006/1086, K.2008/742 sayılı kararıyla bozma kararına

uyarak, davalı Karamürsel Belediye Başkanlığının dava konusu yapının

yıkılmasında %100 kusurlu bulunduğu, diğer idarelerin kusurlarının bulunmadığı

gerekçesiyle bilirkişi raporunda yapı maliyeti olarak belirlenen 5.649,35

TL’nin idareye başvurunun yapıldığı 8/5/2000 tarihinden itibaren işletilecek

yasal faiziyle birlikte davalı Belediye Başkanlığı tarafından davacıya

ödenmesine, diğer davalılar ve fazlaya ilişkin maddi tazminat istemi yönünden

ise davanın reddine karar vermiştir.

13. Kocaeli İdare Mahkemesinin

bu kararı Danıştay 6. Dairesinin 23/5/2012 tarih ve E.2012/521, K.2012/2699

sayılı kararıyla yargılama giderlerine ilişkin kısmı hariç onanmış ve

başvurucunun esas yönünden karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 24/6/2013

tarih ve E.2013/1672, K.2013/4457 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

14. Karar, başvurucu vekiline

15/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu, 16/9/2013

tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

16. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

17. 15/5/1959 tarih ve 7269

sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle

Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 2. maddesi şöyledir:

“Su baskınına uğramış veya uğrayabilir bölgeler, İmar ve

İskan Bakanlığının teklifi üzerine Devlet Su İşlerinin bağlı bulunduğu

Bakanlıkça; yer sarsıntısı, yer kayması, kaya düşmesi ve çığ gibi afetlere

uğramış veya uğrayabilir bölgeler ise, İmar ve İskan Bakanlığınca tespit ve

bunlardan şehir ve kasabalarda meydana gelen ve gelebileceklerin sınırları imar

planına, imar planı bulunmayan kasaba ve köylerde de belli edildikçe harita

veya krokilere işlenmek suretiyle, afete maruz bölge olarak İmar ve İskan

Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılır ve bu suretle

tespit olunan sınırlar, İmar ve İskan Bakanlığının isteği üzerine ilgili

valiliklerce mahallinde ilan olunur.

Mahalli şart ve

özellikler dolayısıyla yangın afetine uğraması muhtemel olan sahalar, şehir ve

kasabalarda belediye meclisleri, köylerde ihtiyar heyetleri tarafından tespit

ve kaymakamların mütalaası alındıktan sonra valilerin tasvibi üzerine ilgili

bölgelerde ilan olunur.”

18. 7269 sayılı Kanun’un 3.

maddesi şöyledir:

İkinci maddeye göre ilan edilen afet bölgelerinde yeniden

yapılacak, değiştirilecek, büyütülecek veya esaslı tamir görecek resmi ve özel

bütün yapıların tabi olacağı teknik şartlar, Bayındırlık Bakanlığının mütalaası

da alınarak İmar ve İskan Bakanlığınca hazırlanacak

bir yönetmelikle tespit olunur.

Belediye hudutları ve varsa mücavir sahalar dahilinde ilgili

belediyeler, bunun dışında kalan yerlerde vali ve kaymakamlar bu yönetmelik

esaslarının uygulanmasını sağlamakla yükümlüdürler.

Yönetmelik esaslarına aykırı olan yapılar hakkında; yukarda

belirtilen merciler tarafından sahiplerine tebligat yapılarak, en çok 3 aylık

süre içinde hatanın ve tehlikeli durumun giderilmesi bildirilir.

Verilen süre içinde sahiplerince ıslah edilmeyen bina veya

bina kısımları belediye hudutları ve mücavir saha dahilinde belediye

encümenlerince diğer yerlerde ise il veya ilçe idare kurullarınca, yıkma parası

yıkıntı malzemesinden karşılanmak, yetmemesi halinde kalan kısmı afetler

fonundan tamamlanmak üzere yıktırılır.

İmar ve İskan Bakanlığı bu konuda gerekli kontrol ve denetime

yetkilidir.

Yer kayması, kaya düşmesi, çığ gibi afetlere uğrayabilecek meskun yerlerde alınacak önleyici tedbirler İmar ve İskan

Bakanlığınca, su baskınına uğrayabilecek yerlerde ise, Devlet Su İşlerinin

bağlı bulunduğu bakanlıkça alınır. Bu işlere ilişkin ödenek, tedbirleri almakla

görevli bakanlıkça karşılanır.”

19. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve

vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak

üzerinde yapılır.”

20. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”

kenar başlıklı 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda

belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar

Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu

itibariyle tespit edilip Resmi Gazete'de

ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak

suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde

bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri

sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde

sonuçlandırılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 26/6/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/9/2013 tarih ve 2013/7223

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, itirazlarına

rağmen hatalı bilirkişi raporunun karara esas alınarak uğranılan zarardan çok

daha az bir tazminata hükmedildiğini, dosyanın eksik ve hatalı

değerlendirildiğini, gerçek rayiç değer tespiti yapılmadığını, yargılamanın 13 yıl

gibi makul olmayan bir sürede sonuçlandırıldığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı

ile 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve 150.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi zararın

tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Başvurucunun şikâyetleri

mülkiyet hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlaline yönelik olduğundan bu

şikâyetlerin ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

24. Başvurucu, idarenin kusuruna

bağlı olarak depremde hasar gören ve yıkılan apartman dairesi sebebiyle

Mahkemece ödenmesine hükmedilen tazminatın uğradığı zararı karşılamaktan çok

uzak olduğunu, Mahkemenin yapı maliyet değerini esas alan bilirkişi raporuna

göre karar verdiğini, evin değerinin gerçek duruma uygun hesaplanmadığını,

bilirkişilerin hatalı ve eksik değerlendirmede bulunduğunu, konutun net

kullanım alanının ortak alanlar dahil olmadan 145 metrekare iken bilirkişi

raporunda 96 metrekare olarak değerlendirildiğini, evinin 2000 yılında

yıkıldığı halde 1999 yılının birim fiyatlarına göre hesaplama yapıldığını

belirterek Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Başvuruya konu dava,

başvurucunun depremde hasar gören evinin yıkılması nedeniyle oluştuğu ileri

sürülen zararının tazminine ilişkindir. Başvurucu, söz konusu zararının olması

gerekenden düşük tespit edildiğini, Mahkemece daha fazla tazminata hükmedilmesi

gerektiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Başvurucunun bu iddiası, açtığı tam yargı davasında talep ettiği meblağın

Mahkemece reddedilen kısmına yöneliktir. Ancak, mülkiyet hakkı halihazırda

mevcut bulunan mal ve mülklere uygulanmakta olup “mal ve mülk elde etme hakkı” nı

güvence altına almamaktadır. Bu çerçevede, kesinleşmiş mahkeme kararı ile

tanınması gibi yeterli bir dayanağı bulunmayan “alacak

iddiası” da mülkiyet hakkının sunduğu güvencelerden yararlanamaz

(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Pravednaya/Rusya,

B. No: 69529/01, 18/11/2004, §§ 37-39).

26. Bir kişinin hâlihazırda

sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte gelecekteki değer artışını da içerecek

şekilde mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü

olursa olsun Anayasa'da yer alan ve korunan mülkiyet kavramı içerisinde

değildir. Gelecekte elde edilecek bir kazanç kazanılmadığı veya bu kazanca

yönelik icrası mümkün bir iddia mevcut olmadığı sürece bir mülk olarak

değerlendirilemez (B. No:2013/1205, 17/9/2013, § 36).

27. Dolayısıyla başvurucunun

açtığı tam yargı davasında hükmedilecek karara bağlı olan ve ancak bu davanın

kendisi yönünden olumlu sonuçlanması halinde ileri sürülebilmesi mümkün olan

mülkiyet hakkı iddiasının, özünde mahkeme kararının sonucuna ilişkin olup adil

yargılanma hakkı şikâyetine bağlı bir şikâyet olduğu anlaşılmaktadır.

28. Anayasa'nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

29. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu

açıktır (B. No:2012/1056, 16/4/2013, § 34).

30. Bahsedilen kurallar

uyarınca, derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış olayların sübutu,

delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması

ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden

adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Anayasa'da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar da bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin

delilleri takdirinde açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu

takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).

31. Başvuruya konu davada İdare

Mahkemesi, depremde hasar görmesi sonucu başvurucuya ait evin yıkılmasında

davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı ve gerçekleşen zararın

tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiş, alanında

uzman ve tarafların herhangi bir itirazda bulunmadığı üç bilirkişi tarafından

yapılan incelemede zemin açısından riskli bölgeleri yerleşime açarak herhangi

bir özel önlem tarif etmeksizin kentin gelişme alanlarını beş kat imar hakkı

ile donatması nedeniyle temel planlama ilkeleri açısından son derece hatalı bir

girişimde bulunduğu belirtilen davalı Karamürsel Belediyesi tam kusurlu olarak

değerlendirilmiştir. Başvurucunun maddi zararı hesaplanırken başvurucunun

konutuna ait yapı kullanma izin belgesinde belirtilen mesken alanı esas alınmış

ve başvurucunun oturulamaz derecede hasarlı olan konutu nedeniyle uğradığı

zarar, depremin meydana geldiği 1999 yılı esas alınarak Bayındırlık ve İskân

Bakanlığınca her yıl Resmi Gazete’de

yayımlanarak ilan edilen Mimarlık ve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında

Kullanılacak Yapı Yaklaşık Birim Maliyetine göre hesaplanmıştır.

32. Başvuru konusu olayda

başvurucunun maddi zararının tespiti, bu tespitte kullanılan yöntem ve zararın

doğduğu tarihin belirlenmesi gibi hususlar kanunun öngördüğü usuller

çerçevesinde hâkimin takdir yetkisi içindedir. Derece mahkemelerinin

kararlarında açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire

müdahalesi söz konusu olamaz (B. No:2013/1205, 17/9/2013, § 42).

33. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun deprem nedeniyle uğradığı zararların tazmini istemiyle açtığı

davayla ilgili olarak mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarının kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi

kararlarının açık bir keyfilik veya bariz takdir hatası da içermediği

anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin 'açıkça dayanaktan yoksun

olması' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

34. Başvurucunun yargılamanın

uzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyet

için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu

nedenle, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas İnceleme

35. Başvurucu 6/9/2000 tarihinde

açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmayarak

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

36. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına

da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

37. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

38. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

39. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

40. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

41. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

42. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

43. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

44. Ancak belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti

ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

45. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

46. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir Başvuruya konu

davanın, başvurucunun, 17/8/1999 tarihinde meydana gelen depremde hasar gören

ve yıkılan konutu nedeniyle uğradığı maddi zararın tazmini istemini konu alan

bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, bu sorunun çözümüne yönelik olan ve 2577

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur.

47. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önünde

tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi

olarak kabul edilebilmektedir (B. No:2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru

açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süre değerlendirmesinde

nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun, deprem

nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararın giderilmesi amacıyla idareye

başvurduğu 8/5/2000 tarihidir.

48. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

49. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi

olup, bu tarih mevcut başvuru açısından Danıştay 6. Dairesinin E.2013/1672,

K.2013/4457 sayılı karar düzeltme isteminin reddine ilişkin kararının tarihi

olan 24/6/2013 tarihidir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 52).

50. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucunun deprem nedeniyle hasar gören konutunun

yıkılması sonucu meydana gelen zararının karşılanması amacıyla ilgili idarelere

yaptığı başvurunun reddi üzerine 25.000,00 TL maddi zararın tazmini istemiyle

Başbakanlık, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile

Karamürsel Belediye Başkanlığına karşı 6/9/2000 tarihinde Sakarya 1. İdare

Mahkemesinde dava açtığı anlaşılmaktadır. Mahkemece süresinde yapılan ilk

incelemenin ardından başvurucunun adli yardım talebi kabul edilerek dosyanın

tekemmülü için tebligat işlemlerinin başlatıldığı, dosyanın Ocak 2001’de

tekemmül ettiği ve 20/3/2002 tarihinde davanın süreaşımı nedeniyle reddine

karar verildiği, kararın 9/9/2002 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği,

başvurucunun temyiz talebi üzerine Danıştay’a gönderilen ve 4/1/2003 tarihinde

temyiz merciinde kayda alındığı anlaşılan dosyaya ilişkin olarak 4/7/2003

tarihinde afet dosyaları ile ilgili Daireler arasındaki görev uyuşmazlığı

giderildikten sonra bakılmak üzere dosyanın iadesine karar verildiği,

15/10/2003 tarihinde yeniden aynı kararın verildiği, 12/4/2004 tarihinde

dosyanın 11. Daire ile müşterek görüşülmesine karar verilerek yaklaşık bir yıl

üç ay sonra 14/4/2004 tarihinde Danıştay 6. ve 11. Dairelerinin müşterek

heyetince derece mahkemesinin kararının davanın süresinde açıldığı gerekçesiyle

bozulduğu, davalı idareler tarafından yapılan karar düzeltme talebi üzerine

Mahkemece Danıştay Başkanlığına gönderilen ve 20/12/2004 tarihinde kayda alınan

dosya hakkında yaklaşık beş ay yirmi gün sonra 10/6/2005 tarihinde Danıştay 6.

Dairesince karar düzeltme talebinin reddine karar verildiği, ilk derece

mahkemesine gönderilen dosya hakkında Sakarya 1. İdare Mahkemesi tarafından

20/12/2005 tarihli kararla yetkili mahkemenin yeni kurulan Kocaeli İdare

Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın yetki yönünden reddine karar verildiği ve

24/2/2006 tarihinde dosyanın anılan mahkemeye gönderildiği, Kocaeli İdare

Mahkemesince 30/11/2006 tarihli kararla bozma kararına uyularak başvurucu ve

davalı idarelerden davanın esasına ilişkin bilgi ve belge istenilmesine ilişkin

ara kararı verildiği, gelen cevapların ardından 20/6/2007 tarihinde bilirkişi

incelemesi yaptırılmasına karar verilerek 8/8/2007 tarihinde dosyanın bilirkişi

incelemesi için İzmir İdare Mahkemesine gönderildiği, İzmir 3. İdare

Mahkemesince 10/10/2007 tarihinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ve naip

üye atanmasına karar verildiği, 18/12/2007 tarihinde bilirkişilere teslim

edilen dosyaya ilişkin raporun 2/1/2008 tarihinde mahkemeye sunulduğu ve

25/1/2008 tarihinde dosyanın Kocaeli İdare Mahkemesine gönderildiği, raporun

taraflara tebliğinin ve tarafların rapora itiraz dilekçelerinin mahkemeye

sunulmasının ardından 30/5/2008 tarihli kararla ilk derece mahkemesince davanın

kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verildiği, Karamürsel Belediye Başkanlığı

ve başvurucu tarafından temyiz edilen ve 30/10/2008 tarihinde Danıştay kaydına

girdiği anlaşılan dosyaya ilişkin olarak yaklaşık üç buçuk yıl sonra 23/5/2012

tarihinde Danıştay 6. Dairesince kararın yargılama giderlerine ilişkin kısmı

dışında onanmasına karar verildiği, bu karara karşı taraflarca karar düzeltme

isteminde bulunulduğu, dosyanın tekemmülünün sağlanmasının ardından Danıştay’a

gönderilen ve 11/3/2013 tarihinde Danıştay kaydına giren dosyada yaklaşık üç ay

sonra karar düzeltme talebinin yargılama giderlerinin nispi harca ilişkin

kısmının Belediye Başkanlığı dışındaki diğer idarelere de yükletilmesi yönünden

kabul edildiği, diğer kısımlar yönünden ise reddedildiği, bu tarih itibarıyla

davanın başvurucu açısından kesinleştiği anlaşılmaktadır.

51. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, 8/5/2000 tarihinde yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine

6/9/2000 tarihinde Sakarya İdare Mahkemesinde açılan davanın süre aşımı

nedeniyle reddine dair kararın Danıştay tarafından bozulması ve karar düzeltme

talebinin de reddedilmesi üzerine 31/8/2005 tarihinde dava dosyasının yeniden

Mahkeme kaydına girdiği, 20/12/2005 tarihinde dosyanın yetkili Kocaeli İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verildiği, anılan Mahkemece 30/11/2006 tarihinde esastan

incelemeye geçildiği ve uyuşmazlığın çözümü için tarafların sorumluluklarına

ilişkin bilgi ve belgelerin istendiği, 20/6/2007 tarihli ara kararı üzerine

yaptırılan bilirkişi incelemesinden sonra 30/5/2008 tarihinde esastan karar

verildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın başladığı 8/5/2000 tarihinden itibaren

yaklaşık sekiz yıl sonra dava hakkında ilk derece Mahkemesince esastan karar

verildiği görülmektedir.

52. Kanun yolu incelemesinde yer

alan süreçlerin değerlendirilmesinde, ilk derece Mahkemesinin davanın süresinde

açılmadığına dair kararının temyiz edilmesi üzerine, temyiz mercii tarafından

yaklaşık bir yıl üç ay sonra, davanın süresinde açıldığı gerekçesiyle bozma

kararı tesis edildiği, bu karara yapılan düzeltme talebinin de yaklaşık beş ay

yirmi gün sonra sonuçlandırıldığı, İlk Derece Mahkemesince verilen esasa

ilişkin kararın tekrar temyiz edilmesi üzerine üç yıl yedi ay sonra kısmen

onama, kısmen bozma kararının verildiği, bu karara karşı yapılan karar düzeltme

taleplerinin ise yaklaşık üç ay sonra sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.

53. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

54. Bu kapsamda, yargı sisteminin

yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün

yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel

sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin

aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

55. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, ilk derece Mahkemesince ilk inceleme aşamasından

itibaren davanın her aşamasında resen gözetilmesi gereken süre aşımına ilişkin

kararın verilmesi noktasında, usule ilişkin bu karar sonucu davanın esastan

görüşülmeye geçilmesinde ve tebligat işlemlerinin başlatılmasında gecikmelerin

yaşandığı, kanun yolu incelemesinde de benzer şekilde kararın alınması

noktasında aksamalar olduğu tespit edilmekle beraber, yukarıda yer verilen

tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü

ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin

uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak

Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama

sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü

de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde

düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk sisteminde var olan yapısal ve

organizasyona ilişkin eksikliklerin yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

56. Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

57. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın başvurucunun deprem nedeniyle hasar

gören konutunun yıkılması sonucu meydana gelen zararının tazminine yönelik

olması, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği ve taraf sayısının çokluğu başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında ve davanın

başvurucu açısından taşıdığı önem göz önünde bulundurulduğunda davanın

süresinde açıldığının ortaya konulmasının yaklaşık beş yıl sürmesi ve toplamda

on üç yıl bir ay on altı gün süren yargılamada makul olmayan bir gecikmenin

olduğunu ortaya koymaktadır.

58. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

59. Başvurucu, mülkiyet hakkının

ihlal edilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle

maruz kaldığı zararlar karşılığında 150.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi

tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

60. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

61. Başvurucu tarafından maddi

ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir

62. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on üç yıl bir aylık yargılama süresi nazara alındığında,

başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren 13.300,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

63. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 13.300,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

26/6/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Elif KARAKAŞ

Başvurucu

:

Şerban

ŞAHİN

Vekili : Av. Sadife KARATAŞ KURAL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7223, 26 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Şahin
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7223
Tarih
26 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Demir Dinipak Başvurusu (B. No: 2013/7983)
  • Abdurrahman Özekinci ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4507)
  • Uğur Akay Başvurusu (B. No: 2013/3613)
  • Mahmut Savaşçi Başvurusu (B. No: 2014/2243)
  • Yıldız Eğitim ve Yayıncılık Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/2235)
  • A.y.i. Başvurusu (B. No: 2013/252)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.