İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sevgi Cantemür Başvurusu (B. No: 2014/2871)

1. Başvuru, polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına

Başvuru No2014/2871Tarih27 Ekim 2016Okuma13 dk · 2.678 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sevgi Cantemür Başvurusu

Karar tarihi
27 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/2871
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.678 kelime·13 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/2/2014 tarihinde Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 13/5/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 21/3/2016 tarihli yazısıyla başvuru

hakkında görüş bildirilmeyeceği belirtilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. 1967 doğumlu olan başvurucu Diyarbakır’da ikamet etmektedir.

8. Başvurucu 27/11/2012 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığına şikâyet dilekçesi vererek 24/11/2012 tarihinde polis merkezinde

kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucu 27/11/2012 ve

28/12/2012 tarihli Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerinde; 24/11/2012 tarihinde

saat 12.00 sıralarında Diyarbakır’da çarşıda dolaştığı sırada Şehitlik Polis

Merkezinden birinin telefon açarak ifade için karakola gelmesi gerektiğini

söylediğini, saat 15.00 sıralarında karakola gittiğinde kardeşleri A.K ve S.K.nin de polis merkezinde bulunduğunu, kardeşlerinin

kasten öldürme suçu şüphelisi olarak karakola getirildiklerini o anda

öğrendiğini, karakolun 2. katına çıktığında bir polis memurunun kız kardeşine

hakaret ettiğini ve tokat attığını gördüğünü, polis memuruna bu şekilde

kardeşinin ifadesini alamayacaklarını söylediğini, bunun üzerine iki polis

memurunun kendisini omzundan itekleyerek dışarı çıkardıklarını ancak kendisine

vurmadıklarını, dışarı çıkarırken elbisesini çekiştirmeleri nedeniyle iç

çamaşırlarının göründüğünü, polislerin kendisine küfrettiğini, dışarıda

bekleyen çocukları S.C. ve B.C.nin buna şahit

olduklarını, dışarı çıkartılırken kulübede nöbet tutan başka bir polis

memurunun da kendisine hakaret ettiğini, karakolda bir kamera gördüğünü, olayın

kamerayla kayıt edilmiş olabileceğini, bu polisleri fotoğraftan ya da canlı

olarak teşhis edebileceğini, olay nedeniyle vücudunda darp ve cebir izi

olmadığını söylemiştir.

9. Müştekiye [başvurucu] 3/1/2013 tarihinde yüzleştirme

yaptırılmış, başvurucu kendisiyle yüzleştirilen polis memurları M.S., F.T. ve A.K.den sadece F.T.yi

teşhis edebildiğini, F.T.nin nöbet kulübesinde

kendisine hakaret eden kişi olduğunu, A.K.nin

kendisini dışarı çıkartan polislerden birine benzediğini, ancak emin

olamadığını, diğer polis memuru M.S.yi ise

tanımadığını söylemiştir.

10. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Şehitler Polis Merkez

Amirliğinden 24/11/2012 tarihinde 12.00 ile 17.00 saatleri arasındaki kamera

kayıtları talep edilmiştir. Polis Merkezinin 6/12/2012 tarihli tutanağı ile

kamera kayıt sisteminin 20/11/2012’den bu yana elektrik akımlarındaki sorunlar

nedeniyle çalışmadığı bildirilmiştir.

11. Şüpheli F.T. 22/1/2013 tarihinde Cumhuriyet Savcılığında

yaptığı savunmasında; olay günü nöbet kulübesinde bulunduğunu, Cinayet Büro

Amirliğinin bulunduğu kısımdan bir kadının bağırma sesini duyduğunu, o tarafa

doğru baktığında bir kadının polis memurlarına bağırdığını, cinayet bürosunda

görevli polis memuru C.nin yardım istemesi üzerine

yanlarına gittiğini, kadına dışarı çıkmasını söylediğini, buna karşılık kadının

kendisine “Üniforma giydin de adam mı oldun,

şerefsiz, içeride kız kardeşimi dövüyorlar, memursan git onlara engel ol.” şeklinde

hakaret ettiğini, bunun üzerine kolundan tutup çekerek kadını dışarıya

çıkarttığını, dışarıda kadının “Kimse beni

buradan dışarıya çıkartamaz.” diyerek cadde ortasında trafiği

engelleyecek şekilde kendini yere attığını, kadına hakaret etmediğini, C.

isimli polis memurunun olanları gördüğünü söylemiştir.

12. Başvurucunun teşhis edememesi nedeniyle diğer polis

memurları M.S. ve A.K.nin ifadesi alınmamıştır.

13. Başvurucunun kızı B.C. ve oğlu S.C. Cumhuriyet

Savcılığındaki 25/1/2013 tarihli beyanlarında; olay günü Şehitlik Polis Merkezinden

aramaları üzerine annesinin karakola gittiğini, annesi gecikince birlikte

karakola gitmeye karar verdiklerini, otobüsle giderken cadde üzerinde kalabalık

gördüklerini, polis memurlarından birinin annelerini kolundan tutarak caddeye

doğru fırlattığını gördüklerini, annelerinin de polise bağırıp çağırdığını,

otobüsten inmek isteyince şoförün inmelerine izin vermeyerek evlerine

bıraktığını, küfredildiğini duyduklarını, ancak kimin kime ne dediğini

bilmediklerini söylemişlerdir.

14. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 25/2/2013 tarihli ve

Sor.2013/31506, K.2013/3600 sayılı kararıyla, müştekinin [başvurucu] iddiasını

ispatlayacak tanık beyanı ya da somut delil bulunmadığı gerekçesiyle şüpheliler

A.K., F.T. ve M.S. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.

15. Bu karara başvurucu tarafından yapılan itiraz Batman 1. Ağır

Ceza Mahkemesinin 29/1/2014 tarihli ve 2014/188 Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiştir. Ret kararının gerekçesi şöyledir:

“Diyarbakır C. Başsavcılığının soruşturma

dosyası, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı ve itiraz dilekçesi birlikte

değerlendirildiğinde; müştekinin olay tarihinde karakolda görevli polis

memurları tarafından hakaret edildikten sonra dışarıya atıldığı iddiası ile

soruşturmaya başlanıldığı, müştekinin çocukları S. ve B.nin

alınan beyanlarında dışarıdan bağrışma sesleri geldiğini, ancak kimin kime ne

dediğini duymadıklarını beyan ettikleri, dinlenen şüphelilerin atılı suçu kabul

etmedikleri, olaya ilişkin kamera görüntüsü veya ses kaydının bulunmadığı,

teşhiste şüpheli F.yi teşhis ettiği, diğer

şüphelileri tam teşhis edemediği, şüphelinin müştekiyi kolundan tutarak karakol

dışına çıkardığını kabul ettiği, ancak hakaret etmediğini beyan ettiği, tüm

dosya kapsamında suçun işlendiğine dair yeterli delil bulunmadığı

anlaşıldığından müştekinin itirazının reddine karar [verilmiştir].”

16. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 14/7/2016 tarihli

yazısıyla ret kararının başvurucuya tebliğ edilmediği bildirildiğinden

24/2/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımının bulunmadığı

anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125.

maddesi şöyledir:

“Hakaret

Madde 125. – (1) (8.7.2005 T. 5377 s. K. değ.)

Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir

fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve

saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası

ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için

fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, polis memurları tarafından karakol dışına

çıkarılırken iç çamaşırlarının görülmesine sebep olacak şekilde elbiselerinden

çektikleri ve hakaret ettikleri iddiasıyla yapmış olduğu şikâyet üzerine etkili

bir soruşturma yürütülmediğini, olay anını gösteren güvenlik kamerası

görüntüleri bulunmasına rağmen getirtilmediğini, Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini

belirterek adil yargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, ihlalin tespitiyle şüpheliler hakkında kamu davası açılması ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki nitelendirmesini

kendisi takdir eder(Tahir

Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, adil yargılanma

hakkı ile ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de

başvurucunun iddiaları, Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmiştir.

21. Başvuruya karşı Bakanlık tarafından görüş bildirilmemiştir.

22. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

23. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve

geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile

bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına

karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).

24. Bir eylemin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir.

Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın

özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda

muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve

sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir. Ayrıca kötü

muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği bir anda meydana gelip

gelmediğinin tespiti de dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir (Cezmi Demir ve diğerleri, B.No: 2013/293, 17/7/2014, § 83).

Her somut olaydaki veriler ışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan

muamele ve eylemlerin diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

25. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından kötü

muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı

kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen “eziyet” ve

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”,

“eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 84).

26. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan,

§ 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık

Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler

Sözleşmesi’nin 1. maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle kasten ağır

acı veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek, “kasıt” unsuruna da yer

verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 85).

27. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya

veya yoğun maddi veya manevi ıstıraba sebep olan insanlık dışı muameleler

“eziyet” olarak tanımlanabilir (Tahir Canan,

§ 22). Bu hallerde meydana gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz

bir unsur olarak bulunan acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması aranmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,

fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma,

kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin

gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm

cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı,

çocuk istismarı gibi muameleleri “insanlık dışı muameleler” olarak

nitelendirmiştir (İrlanda/Birleşik Krallık,

B. No: 5310/71, 18/1/1978,; Ilaşcu ve diğerleri/Moldova ve Rusya, [BD], B.

No: 48787/99, 8/7/2004, §§ 432-438; Soering/Birleşik Krallık, B. No: 14038/88, 7/7/1989, § 91; Jabari/Türkiye, B. No: 40035/98, 11/7/2000, §§

41-42; Giusto/İtalya, B. No: 38972/06, 15/5/2007). Bu nitelikleki muameleler Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında “eziyet” olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

28. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada “eziyet”ten faklı olarak, kişi üzerinde uygulanan muamele,

fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki

oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 89).

29. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi,

kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir muamele hem insanlık

dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı ya da

aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle bağdaşmayan her aşağılayıcı

muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Tutulma koşulları,

tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri

tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin karşılaştığı

kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi

aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele olarak ortaya

çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 90).

30. Bu tespitler ışığında somut olay incelendiğinde,

başvurucunun polis karakolundan telefonla davet edilmesi üzerine karakola

gittiğini, kardeşlerinin cinayet suçlamasıyla gözaltına alındığını öğrendiğini,

karakolda kardeşlerine hakaret ve tokat atıldığını görmesi üzerine polis

memurlarına bu şekilde ifade alamayacaklarını söylemesi nedeniyle karakoldan

zorla çıkarıldığını, , elbiseleri çekiştirildiğinden iç çamaşırı görülecek

şekilde açıldığını ve memurların kendisine hakaret ettiğini iddia ettiği

anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddia edilen eylemlerin fiziksel ve

manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi

neticesinde; belirtilen eylemin, kişilik haklarını ihlal ederek başvurucu

üzerinde fiziki ve ruhsal etkilerinin olması mümkün bulunmakla birlikte

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için

gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.

31. Belirtilen nedenlerle başvurucunun şikâyetinin, Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığın korunması hakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”

34. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

35. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen “olağan başvuru

yolları” ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

36. Bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğü, Anayasa’nın 17.

maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır.

Devlet, bireylerin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfî

olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür.

Ancak devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığına yönelik olarak yapılan

müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitif

yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka cezai soruşturma ve

kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksız müdahalelere karşı

bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür. Nitekim bireylerin

maddi ve manevi varlığına yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de

hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, somut başvuruya konu

eylemlere benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin

yer alması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmakla

beraber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konu

edilebildiği görülmektedir. Belirtilen tazmin imkânının, kişinin kamu görevlisi

veya özel hukuka tabi bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara

alınarak hem idari yargı hem de adli yargı alanında yer alan makamlarca

sağlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir bireyin, somut başvuruda belirtilen

fiillere benzer eylemlerden dolayı maddi ve manevi varlığına müdahale edildiği

iddiasıyla hukuk davası yoluna başvurarak daha etkin bir giderim sağlaması

mümkündür (Işıl Yaykır,

§ 43).

37. Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle başkasına

verilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki

sorumluluk, ceza hukuku alanında suç olarak adlandırılan insan davranışına göre

daha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç

teşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız

fiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca hukuki sorumluluk

alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı

kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun

yanı sıra hukuk sistemimizdeki ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma

imkânı ortadan kaldırılırken hukuki sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün

asıl gayesinin, zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu dikkate

alındığında özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar

açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı sunabilecek,

kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, §

44).

38. Başvuruya konu olayda; polis karakolundan telefonla davet

etmeleri üzerine karakola giden başvurucunun iç çamaşırı görünecek şekilde zor

kullanılarak dışarı çıkarıldığı ve hakaret edildiği iddiaları bulunmakla

birlikte başvurucu tarafından -somut başvuru açısından daha etkili bir giderim

yolu olan- kamu görevlilerinin hukuka aykırı fiilleri nedeniyle tazminat davası

açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.

39. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde, manevi

varlığına ait unsurlara karşı yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili

olarak başvurucu tarafından yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu

nazara alındığında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm

başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.

40. Açıklanan nedenlerle başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen

maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

27/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu

:

Sevgi

CANTEMÜR

Vekili

:

Av. İbrahim

EKER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2871, 27 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. M. Emin KUZ
  17. Mecek
  18. Cantemür
  19. Eker
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2871
Tarih
27 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Mustafa Kemal Atilla Pozan Başvurusu (B. No: 2014/97)
  • K. Ü. Başvurusu (B. No: 2014/15792)
  • Cezair Akgül Başvurusu (B. No: 2014/10634)
  • Sami Kutsal Başvurusu (B. No: 2014/11254)
  • Hayrettin Pişkin Başvurusu (B. No: 2014/7165)
  • Cemal Uçarşahin Başvurusu (B. No: 2015/18993)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.