İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

K. Ü. Başvurusu (B. No: 2014/15792)

(Başvuru Numarası: 2014/15792)

Başvuru No2014/15792Tarih13 Ekim 2016Okuma27 dk · 5.428 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul

Başvuru No
2014/15792
Karar tarihi
13 Ekim 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.428 kelime·27 dk okuma·26 bölüm

K. Ü. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/15792)

Karar Tarihi: 13/10/2016

R.G. Tarih ve Sayı: 2/11/2016 -

29876

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı

Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 9/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/10/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/5/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş

sunulmamıştır.

6. İkinci Bölüm tarafından 12/7/2016 tarihinde yapılan

toplantıda başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta iken

ahlaki düşüklük içinde olduğuna dair hakkında yapılan ihbar üzerine idari

tahkikat başlatılmış bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından

31/10/2012 tarihinde, ahlaki durumu nedeniyle "Türk

Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygun değildir." ortak kanaatli

ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir.

9. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Astsubay Sicil Yönetmeliği) 61.

maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda

başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve 25/1/2013 tarihli kararı ile başvurucu

hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar verilmiştir. Anılan karar 28/1/2013

tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay

Başkanı'nın onayına sunulmuş; Genelkurmay Başkanı tarafından da 1/2/2013

tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının

uygun görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine 15/2/2013 tarihli Millî Savunma

Bakanı oluruna dayanılarak 25/2/2013 tarihinde başvurucunun TSK ile ilişiği

kesilmiştir.

10. Başvurucu, TSK’dan çıkarılmasını gerektiren bir

disiplinsizliği veya adli eylemi mevcut olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlaki

durumu nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, tesis edilen ayırma işleminin hukuka

aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin yürütmesinin durdurulması ve iptal

edilmesi istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 9/4/2013 tarihinde dava açmıştır.

11. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.

maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum

sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun

ilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması

gerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin

başarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetinin

yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına

çıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen

ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava

konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

12. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.

13. AYİM Birinci Dairesinin 30/4/2013 tarihli ara kararı ile

dava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkında

tesis edilen ayırma işleminin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız

zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte

gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.

14. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan düşünce yazısında,

bekar olan başvurucunun arkadaşlık ettiği kadınlarla yaşadığı mahrem ilişkilere

ait görüntüleri bilgisayarında muhafaza ettiği, bu kadınlardan maddi menfaat

temin ederek alacak-borç ilişkileri içine girdiği, başvurucunun görev yaptığı

birlik komutanlığına müracaatta bulunan bir kadın tarafından kendisine ait

paranın ve maddi değeri olan eşyaların başvurucu tarafından alındığı ancak iade

edilmediği hususunda şikâyette bulunulduğu, başvurucunun suç duyurusunda

bulunması üzerine açılan kamu davasında söz konusu kadın hakkında şantaj suçunu

işlediği iddiasıyla mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu suretle başvurucunun özel

hayatına ilişkin hususların aleniyet kazandığı, durumun birlik komutanları

tarafından tespiti üzerine başlatılan idari tahkikat sonucunda başvurucunun

asker kişi olmanın gerektirdiği ahlaki seviyeye ulaşamadığı kabul edilerek

statüden çıkarılması yoluna gidildiği, başvurucunun yaşayış şeklinin ve karşı

cinsle alenileşmiş ilişkilerinin TSK'nın itibarını sarsacak dereceye ulaştığı,

bu nedenlerle ayırma işlemi tesis edilmesinde takdir yetkisinin ölçülü ve

objektif olarak kullanıldığı ve işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığından

davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

15. AYİM Birinci Dairesinin 18/3/2014 tarihli ve E.2013/493,

K.2014/280 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararda, başvurucunun cinsel

birlikteliklerine ilişkin detaylara yer verilmiş ve TSK'nın itibarını

zedeleyecek ahlak dışı tavır ve davranışlar nedeniyle tesis edilen ayırma

işleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere göre kullanıldığı ve kamu

yararı ile birey yararı dengesinin gözetildiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca,

başvurucunun mesleki sicili ve disiplin durumu itibarıyla başarılı bir personel

portresi çizmesine karşın mevzuatın aradığı anlamda "iyi ahlak sahibi

olmak" vasfını taşımadığı vurgulanmıştır.

16. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 9/9/2014 tarihli ve E.2014/976, K.2014/959 sayılı kararıyla

reddedilmiş ve karar 27/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. 9/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

18. Başvuru dosyasına sunulan “gizli”

ibareli belgelerin incelenmesinden, ahlak dışı bir yaşam sürdüğü

iddiasıyla başvurucu hakkında ihbar mektubu gönderildiği, ihbar mektubu ile

birlikte gönderilen CD'de yer alan görüntülerin başvurucuya ait olduğunun ileri

sürüldüğü, bazı cinsel birlikteliklerini kayıt altına alan başvurucunun bu

kayıtları kendisine karşı kullanan bir kadın hakkında suç duyurusunda bulunduğu

ve bir dönem birliktelik yaşadığı söz konusu kadının şantaj suçundan yargılandığı,

yargılama neticesinde bu kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

hükmedildiği, başvurucunun birliktelik yaşadığı kadınlardan maddi menfaat temin

ettiği iddiasıyla birlik komutanlığına yansıyan birtakım olayların yaşandığı,

bu hususta başvurucu hakkında şikâyette bulunulduğu ve hakkındaki iddialarla

ilgili olarak başvurucunun ifadesinin alındığı anlaşılmaktadır.

B. İlgili Hukuk

19. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.

Askerliğin temeli disiplindir.

Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi

kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”

20. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber ahlak ve maneviyatın

yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat,

hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatını

hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım,

intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak,

sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

21. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitli

nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”

kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası

şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:

Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde

kalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmet

sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri

uygulanır.

Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerinin

nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve

sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından

yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi astsubaylardan

durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesi Genelkurmay

Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek

Askerî Şura kararı ile yapılır.”

22. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte

olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları

nedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumları

gereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları,

bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile

anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın

emeklilik işlemi yapılır:

a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmen

ıslah olmaması,

b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen

düzenleyememesi,

c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırı derecede menfaatine, içkiye,

kumara düşkün olması,

...

e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını

sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,

...”

23. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte

olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum

nedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller”

kenar başlıklı 61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.

a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:

Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinin

düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temel

nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri,

sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olan

kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki

disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarını

belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun

Değildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden

sıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra,

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik

Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.

...

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik

Komutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelerce

karargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve

bunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbarat

ve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekli

gördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlî

müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bu

komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, ekli

belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir değerlendirme

yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri alınır; bilgi

veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu inceleme ve

değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı,

Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar ve

alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı

veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin

sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerleri

değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil

Güvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay

Başkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel başkanlığınca

adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına sunulup

sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur.

Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesi

gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısında

gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır.

Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerek

görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel

Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylar

hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik

Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...

Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci

fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili

düzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikali

sakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,

Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil

düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.

b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:

Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı

Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet

Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel

Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicil

belgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesi

sonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin

birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birden

uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a)

bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler. Komisyon, inceleme ve

değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, Jandarma

Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar...

Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, Jandarma

Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından

‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklinde

sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a)

bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”

24. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek

ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzım gelen

ahlakî ve mânevi vasıflar

şunlardır:

…

(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve

lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan

ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan,

hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, 2003 yılında başladığı mesleğinde sicil

ortalamasının çok iyi seviyede gerçekleştiğini ve çok sayıda takdir belgesi ile

taltif edildiğini, hakkında tesis edilen ayırma işleminin hukuka aykırı bir

şekilde elde edilmiş özel hayatına ilişkin yasak delillere dayandırıldığını,

birliktelik yaşadığı kadınlardan menfaat temin ettiği iddiasının gerçek dışı

olduğunu, bu husus mahkeme kararı ile tespit edilmesine rağmen AYİM'de yürütülen yargılamada dikkate alınmadığını, ahlak

konusunda herhangi bir objektif kriter bulunmamasına rağmen bu gerekçeyle

ilişiğinin kesildiğini, ayırma işleminin ölçülü olmadığını ve özel hayatının

gizliliğini ihlal ettiğini belirterek tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı

nedeniyle Anayasa’nın 2., 20., 36. ve 38. maddeleri ile güvence altına alınan haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi ve

lehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

27. Başvurucu mahrem alanına ilişkin bilgiler içeren başvuru

hakkında verilecek kararın yayımlanması söz konusu olabileceğinden kimliğinin

gizli tutulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına

ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere

dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarının

niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

30. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine

dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

31. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel

hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış

dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

32. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

33. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında

korunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

34. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”

kavramı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş

yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapılmaktan özellikle

kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

35. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi

ve gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının

belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının

sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına

dâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel

içerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §

35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında

sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin

davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın

gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§

47, 48).

36. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayata saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu

alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamında

olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin

korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011; E.1986/24,

K.1987/8, 31/3/1987).

a. Müdahalenin Varlığı

37. "Disiplinsizlik ve Ahlaki Durum" sebebiyle TSK’dan

ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden,

TSK’dan ayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya

konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve

ilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında, özel yaşamına

ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının başvurucunun

özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları

bulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir

(Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

39. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

40. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

41. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

42. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

43. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısal

sürecin 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)

fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.

ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

44. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

45. Disiplin yaptırımlarının bir özel teşkilat veya kamu

düzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla

tesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından

disiplin cezalarının amacı kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin

gereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.

Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşik

düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılı

Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir

itaat, astın ve üstün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca

askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası ve

idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı

düzenlenmiştir.

46. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin; sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların, askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).

47. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

48. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir.

Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını etkili olarak

koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu

yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel hayata

ve aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması

ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, §

42).

49. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokunmamalı,

sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık

bulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve

özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına

özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

50. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Ata Türkeri, §

44).

51. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatın gizliliği

hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı

bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata

Türkeri, § 45).

52. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §

52).

53. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

54. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka

uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özel

hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki

etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi

üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konması, bu hususlardaki

değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca

tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları

dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.

55. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72).

56. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda, başvurucu hakkında TSK'nın itibarını sarsacak

düzeyde ahlaka aykırı bir yaşam sürdüğü ve cinsel birliktelik yaşadığı

kadınlardan menfaat temin ettiği iddialarını içeren isimsiz ihbar mektupları

alınması üzerine idari tahkikat başlatıldığı, oluşturulan Komisyon tarafından

başvurucunun durumunun 926 sayılı Kanun’un 94. maddesi ile Astsubay Sicil

Yönetmeliği’nin 60. maddesi kapsamında olduğu değerlendirilerek hakkında ayırma

işlemi yapılmasına karar verildiği, 28/1/2013 tarihinde Hava Kuvvetleri

Komutanı ve 1/2/2013 tarihinde Genelkurmay Başkanı tarafından bu kararın

onaylandığı, 15/2/2013 tarihli Millî Savunma Bakanı oluruna dayanılarak

25/2/2013 tarihinde ayırma sürecinin tamamlandığı görülmektedir.

57. Başvurucu, hakkında tesis edilen ayırma işleminin hukuka

aykırı bir şekilde elde edilmiş özel hayatına ilişkin yasak delillere dayandırıldığını,

birliktelik yaşadığı kadınlardan menfaat temin ettiği iddiasının gerçeğe uygun

olmadığı gibi bu hususun Mahkeme kararı ile de tespit edildiğini, isimsiz ihbar

mektubuyla hakkında ileri sürülenlerin soyut birer iddia olmaktan öteye

geçemediğini, buna rağmen AYİM'de yürütülen

yargılamada bu hususun dikkate alınmadığını, başarılı mesleki geçmişine rağmen

doğrudan tesis edilen ayırma işleminin ölçülü olmadığını ve özel hayatına

ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı gerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis

edildiğini ileri sürmüştür.

58. AYİM Birinci Dairesinin 18/3/2014 tarihli ve E.2013/493,

K.2014/280 sayılı kararında iddialar değerlendirilmiş ve idarenin, dava konusu

işlemi tesis ederken takdir yetkisini kişi yararı ile kamu yararı arasındaki

dengeyi gözeterek, ölçülü ve nesnel olarak kullandığı, TSK'nın itibarının

sarsılacağı hususunda yapılan değerlendirmelerin hukuka uygun olduğu, davalı

idare tarafından tesis edilen ayırma işleminde kullanılan takdir yetkisinin

objektif sınırlar içinde olduğu belirtilerek iptal talebi reddedilmiştir.

59. Kamu görevlisi ve TSK askerî personeli olarak belirli bir

sorumluluk taşıyan başvurucu, bu görevi kabul etmek suretiyle görevinden

kaynaklanan disiplin ve tutum istemine kendi iradesiyle dâhil olmuştur. Bu

durum, kişinin hak ve özgürlüklerine herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak

sınırlamaları beraberinde getirmektedir. Zira kamu yararı, kamu görevlilerinden

uymaları gereken mesleki ve etik kurallar açısından tam bir uyum beklemektedir.

Özellikle mesleki yaşamı ile bağlantısı olabilecek bazı özel hayat unsurları

açısından, başvurucunun mesleki ve etik kurallara aykırı davranışlarının kamu

görevlilerinin ve bu bağlamda kamu hizmetinin saygınlığı üzerinde belirli bir

etkiye sahip olabileceği açıktır. Ancak her ne kadar hakkında ihbar dilekçesi

sunularak evli olmasına rağmen başka kadınlarla cinsel birliktelikler yaşadığı

ve bu kadınların birisinden karşılıksız menfaat temin ettiği ileri sürülen

başvurucunun bu eylemlerinden haberdar olan idare tarafından disiplin hukuku

açısından bir değerlendirme yapılabileceği belirtilmiş ve yargı kararlarının

gerekçelerinde başvurucunun taşıdığı asker sıfatına vurgu yapılmış ise de somut

başvuruya konu eylem ve davranışların başvurucunun mahremiyet alanında cereyan

eden ve rızası ile alenileştirildiğine dair bir bulgu bulunmayan özel yaşam

eylemlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

60. Başvurucu, geçmişte birlikte olduğu bir kadının rızası ile

birlikteliklerini kayıt altına aldığını, hukuka aykırı şekilde ele geçirilen bu

kayıtlar üzerinden kendisine şantajda bulunan başka bir kadın hakkında suç

duyurusunda bulunduğunu ve yargılama neticesinde söz konusu kadının şantaj

suçundan mahkûm edilerek hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verildiğini, kendisine yönelik tüm iddiaların gerçek dışı olduğunu,

yargılamaya konu olan ve rızası dışında ele geçirilen özel hayatına ilişkin

kayıtların ayırma işlemine dayanak olarak kabul edildiğini yargılama sürecinde

Mahkemeye sunduğu dilekçelerde ifade etmiştir. Yargılama neticesinde

oluşturulan karar gerekçesinde, idari işlemin tesisine dayanak olarak

gösterilen ve başvurucuya yöneltilen iddiaların görevin ifasıyla değil daha çok

mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğu

görülmektedir. Dolayısıyla ihtilaf konusu tahkikatın kapsamı mesleki hayatın

sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısal makamların karar

gerekçelerinde, başvurucunun evli olmasına rağmen başka kadınlarla cinsel

birliktelikler yaşamak ve birlikte olduğu kadınlardan menfaat temin etmek

suretiyle işlediği ileri sürülen fiillerin asker sıfatı ile bağdaşmayacak

nitelik ve derecede ahlak dışı hareketler kapsamında olduğu tespitlerine yer

verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarak

başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışların

esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşam

eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.

61. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,

başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması

gerekir.

62. Somut olayda başvurucunun cinsel birliktelik yaşadığı

kadınlardan menfaat temin ettiğine ilişkin hakkında herhangi bir mahkeme kararı

bulunmadığı gibi bir yargı sürecinin de yürütülmediği, hukuka aykırı olduğu

ileri sürülen söz konusu kayıtlar üzerinden başvurucuya şantajda bulunduğu

iddiasıyla ceza mahkemesinde yargılanan kişinin mahkûm edildiği dolayısıyla

anılan yargılamada katılan sıfatıyla yer alan başvurucunun yalnızca bu

gerekçeye dayanılarak yargılamaya konu edilen özel hayatına ilişkin

eylemlerinin alenileştiğinin söylenemeyeceği açıktır. Öte yandan başvurucuya

isnat edilen özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerin mesleki hayatı

üzerindeki etkilerine dair gerek ayırma kararında gerekse yargı kararlarında

yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerin

TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı şekilde

açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen delillerin hukuka

aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar hakkında bir

araştırma yapılmadığı görülmüştür.

63. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne

sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan

başvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt

verilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki

etkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının

gösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden

başvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına

müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği

kabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunun geçmiş

sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden

değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve

özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya

da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı

ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

64. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

.3. 6216 Sayılı Kanun'un 50.

Maddesi Yönünden

65. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

66. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 100.000 TL tazminat

talep etmiştir.

67. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

68. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

K. Ü.

Vekili

:

Av. Cihan

KOÇ

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2014/15792, 13 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. K. Ü. Başvurusu
  4. Genel Kurul
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  15. B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  16. D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  17. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Yıldırım
  20. Özgüldür
  21. Kömürcü
  22. Necipoğlu
  23. Akıncı
  24. Topal
  25. M. Emin KUZ
  26. Gökcan
  27. Hakyemez
  28. Koç
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2014/15792
Tarih
13 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Cezair Akgül Başvurusu (B. No: 2014/10634)
  • Sami Kutsal Başvurusu (B. No: 2014/11254)
  • Hayrettin Pişkin Başvurusu (B. No: 2014/7165)
  • Cemal Uçarşahin Başvurusu (B. No: 2015/18993)
  • Lezgin Yavuzosmanoğlu Başvurusu (B. No: 2014/16579)
  • Güler Otomotiv Makina İthalat İhracat Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/10232)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.