İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sulhiye Arzu Saraç Başvurusu (B. No: 2014/12114)

1. Başvuru, velayet hakkı sahibi olmasına rağmen çocuğun

Başvuru No2014/12114Tarih13 Eylül 2017Okuma24 dk · 4.800 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sulhiye Arzu Saraç Başvurusu

Karar tarihi
13 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/12114
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.800 kelime·24 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, velayet hakkı sahibi olmasına rağmen çocuğun

kaçırılması ve alıkonulması suçunu işlediği iddiasıyla yargılanan başvurucu

hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesi

nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/9/2017

tarihinde Anayasa Mahkemesine bildirmiştir.

6. Bakanlık görüşü 11/4/2017 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Velayet Hakkına İlişkin Yargısal Süreç

8. 1968 yılında doğan başvurucu, 26/12/1990

tarihinde H.A. isimli kişi ile evlenmiş ve bu evlilikten 16/4/1998 tarihinde

Y.A. isimli bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir.

9. Söz konusu evlilik Kartal 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/10/1999 tarihli kararıyla sona ermiş ve Y.A.nın velayeti annesi olan başvurucuya verilmiştir.

10. Kızı ile birlikte yaşayan başvurucu, 9/9/2012

tarihinde S. Saraç isimli kişi ile evlenmiştir.

11. Başvurucunun erkek kardeşi ve Y.A.nın

dayısı olan H.D., başvurucunun annesi ve Y.A.nın anneannesi olan A.D. ile başvurucunun babası ve Y.A.nın dedesi olan N.D. tarafından başvurucuya karşı

6/9/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 8. Aile Mahkemesinde (Aile Mahkemesi)

velayetin değiştirilmesi davası açılmıştır.

12. Söz konusu kişiler dava

dilekçelerinde; Y.A.nın çocukluk yılları ile

ilköğretim döneminde başarılı bir öğrenci olduğunu, ancak başvurucunun

nişanlılık döneminde evden kaçma ve içki içme gibi alışkanlıklar edindiğini,

2012 yılında gerçekleşen evlilik sürecinde ise çocukta kişilik erozyonu,

isteksizlik ve okul başarısında hızlı bir performans düşüklüğü meydana

geldiğini ifade etmişlerdir. Ayrıca Y.A.nın yaşadığı bu

sorunların kendilerinden gizlendiğini, küçük Y.A.nın

cinsel saldırı suçunun mağduru olduğundan, İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza

Mahkemesinde açılan kamu davası ile haberdar olduklarını belirtmişlerdir. Y.A.nın, on üç yaşından itibaren alkol kullanmaya

başladığını, gece hayatının bulunduğunu, bu davranışları sık sık tekrarladığını

ileri süren davacılar, Y.A.nın nöropsikiyatri

kliniğinde altı kez tedavi gördüğünü; ancak, başvurucunun ilgisizliği nedeni

ile tedavilerde başarı sağlanamadığını ifade etmişlerdir. Davacılar, Y.A.nın kliniğe yatırılmasına yönelik çabalarının başvurucu

tarafından engellendiğini, Y.A.nın alkol, uyuşturucu

ve fuhuş batağına sürüklendiğini belirtmişlerdir. Bu

kapsamda, ihtiyati tedbir kararı verilerek başvurucunun velayet hakkının

kullanımının durdurulmasını, başvurucu dâhil birkaç kişinin Y.A. ile kişisel

olarak görüşmelerinin yasaklanmasını, bu kişilerin Y.A.ya

yaklaşmalarının önlenmesi için koruma tedbiri kararlaştırılmasını, H.D.nin geçici olarak Y.A.nın

vasisi olarak atanmasını ve başvurucunun velayet hakkının kaldırılmasını talep

etmişlerdir.

13. Başvurucu tarafından sunulan cevap dilekçesinde ise

ergenliğe girmesi ile birlikte Y.A.nın eve geç

gelmeye ve alkol kullanmaya başladığı, bu nedenle tedaviye devam edildiği, bu

durumdan davacıların da haberdar olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, tedavi

girişimine ve davacıların maddi desteğine rağmen çocuğunun düzelmediğini ve

evden kaçtığını belirtmiştir. Ayrıca karakolda verilen

ifadelerden kızının birkaç gençle cinsel birliktelik yaşadığını öğrendiğini ve

bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirten başvurucu, bir anne

olarak fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması amacıyla kızını birçok sağlık

kurumuna götürdüğünü, kızını hiçbir zaman yalnız bırakmadığını, düzelebileceği

umudu ile eski evine geri döndüğünü, eşinden ayrı yaşadığını ileri sürmüştür. Başvurucu,

ailesinin, kızı Y.A.nın yaşantısındaki olumsuzlukları

ikinci evliliği ile ilişkilendirdiğini oysa aile bireylerinin yaşadığı tartışma

ortamının buna neden olduğunu, kızının sevgi ortamında yetiştirilmesi gerektiği

doktorlar tarafından dile getirilmesine rağmen davacıların kızına nefret ve

öfkeyle yaklaştıklarını, kızına karşı şiddet uyguladıklarını, kızı üzerinden

kendisini tehdit ettiklerini ifade etmiştir. Başvurucu, kızının iyileşmesi için

ne gerekiyorsa yaptığını, ailesi tarafından yalnız bırakılmış ve kızı elinden

alınmaya çalışılan bir anne olduğunu, erkek kardeşi olan ve kızı Y.A. ile eşine

şiddet uygulayan davacı H.D.nin vasi olarak tayin

edilmesini istemediğini belirtmiştir. Başvurucu, sahip olduğu velayet hakkının

kaldırılmamasını, geçici olarak da olsa H.D.nin vasi

olarak belirlenmemesini, tedbir taleplerinin ve davanın reddedilmesini talep

etmiştir.

14. Aile Mahkemesinin 9/10/2013 tarihli

ara kararıyla tedbir talebi kabul edilmiş ve küçük Y.A.nın

korunması, tedavisi, hak ve menfaatlerinin gerektirdiği her türlü işlemin

yapılması yönünden Y.A.nın dayısı ve başvurucunun

erkek kardeşi olan davacı H.D.ye yetki verilmiştir. Anılan ara kararla Y.A.nın tedavisinin tamamlanabilmesi için sağlık kurumuna

yatırılmasına da karar verilmiştir.

15. Yargılama sonucunda Aile Mahkemesinin 17/12/2015

tarihli ve E.2013/779, K.2015/1016 sayılı kararıyla davanın reddine

hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

".. Dinlenen tanıklardan H. S. H.nin beyanları itibarı ile annenin çocuğun bakım ve gözetiminde

önceleri bir takım ihmali davranışları olduğu belirlenmiş ise de dosya

kapsamına giren çocuğa ait tüm tedavi evrakları, annenin çocuğun tedavisi için

çaba harcadığı ve oluşan durumun çocuk lehine düzelmesini sağlamak için bir çok önlem almaya çalışması değerlendirildiğinde çocuğun

içine düştüğü çıkmaza düşmesinde tamamen anneye kusur yüklenemeyeceği, taraflar

arasında süre gelen çekişmeler ve buna ilişkin olayların da tablonun

oluşmasında etkili olduğu kanaatine varılmış olup, özellikle bu tanığın beyanında

geçen ''ben davacıya da söyledim Y.yi düşünüyorsanız

kardeşinizle olan meseleyi bir kenara bırakın çocuğun üzerine düşün fakat

umursamadılar tarafların derdi çocuk değil mirastır'' şeklindeki ifadesi

Mahkememizde tarafların salt çocuğun menfaatleri için hareket etmediği, aslında

taraflar arasında çocuk haricinde bir çekişmenin olduğu ve bu yüzden çocuğun

kullanılmaya çalışıldığı kanaatini oluşturmuştur, diğer davacı tanığının

beyanlarından ise annenin çocuğa karşı kötü bir davranışı olmadığı anlaşılmıştır.

Çocukla ilgili olarak yargılama sürecinde Mahkememiz haricinde verilmiş

bir çok psikolojik ve alkol kullanımına bağlı tedavi

evrakları ve raporları dosya içine taraflarca sunulmuş olup bunların

bazılarında özellikle çocuğun tedavisi ve normalleşmesi yönünden kendi ile

ilgili alınan kararların tek elden alınması gerektiğinin de belirtilmiş olduğu

görülmüştür.

Küçüğün velayetine ilişkin Mahkememizce de sosyo

inceleme raporları alınmış ancaktedavi için çocuk

yurt dışına götürülmüş olup hazır edilmediğinden bu raporların dosya içeriğine

göre çocuk birebir olarak dinlenmeden düzenlenmiş olduğu, çocuğun yaşının

yargılama esnasında reşit olma yaşına yaklaşması ve velayet ile görüşünün

alınabilecek yaşta olmasına rağmen yine çocuk ülkede bulunmadığı gerekçesi ile

hazır edilmediğinden hakimlikçe görüşü de sorulamamış

olup yine en son dosyaya gönderilen çocuk tarafından yazılıp imzalandığı

belirtilen velayetinin anneye verilmesine ilişkin dilekçede kimlik tespiti

yapılmamış olup imzanın verene ait olduğu tam olarak belirlenmemiş ve netolarak çocuğun görüşüdür diye kabulü mümkün değilse de,

dosya kapsamında bulunantaraflar arasındaki ya da

çocuk yönünden yapılan soruşturmalar kapsamında çocuğun ilgili makamlara

verdiği beyanlarda hep anneye teslimini istediği beyan etmiş olması (11.09.2012

tarihli, 18.3.2013 tarihli Y.A. ifade tutanakları gibi) hususu ile dosya bütün

olarak değerlendirilerek çocuğu anne ile kalmak istediği kanatine

varılmış dosyanın esası ile ilgili değerlendirme yapılırken buna göre hareket

edilmiştir.

Tüm bu hususlar ve mahkememizde oluşan kanaat bir arada

değerlendirildiğinde, ilk etapta çocuğun bakım ve gözetiminde yaşam şekli,

ihmali davranışları veya tecrübesizliği nedeniyle etkili tedbirler alamamış

olsa da annenin kasıtlı olarak çocuğun yaşadığı travmalara sebep olduğunun,

velayet hakkını kötüye kullandığının söylenemeyeceği, çocuğu düştüğü psikolojik

durumdan ve kötü alışkanlıklarından kurtulmasını sağlamak için annenin çaba

gösterdiği, bu durumda çok küçük yaştan beri velayeti annede olan babasını da

vefat nedeniyle boşanmadan sonra kaybeden, dosya kapsamından anlaşılacağı üzere

erken yaşta normal olmayan cinsellik yaşayıp buna bağlı soruşturmalar ile de

travma geçiren çocuğun velayetinin anneden alınarak vasi olacak bir akraba ile

sorunlarının çözüme ulaşmasının daha zor olacağı kanatine

varılmakla, davacılar tarafından açılan davanın reddi yönünde oluşan vicdani

kanaate göre .. davanın reddine ..

olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen

anlatıldı."

16. Başvurucu, Y.A.nın ergin olduğu 16/4/2016 tarihine kadar velayet hakkına sahip olmuştur.

B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç

17. Y.A.nın dayısı olan ve Aile

Mahkemesinin 9/10/2013 tarihli ara kararıyla tedbiren

lehine yetki verilen H.D., İstanbul Anadolu Cumhuriyet

Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak Y.A.nın

9/11/2013-20/11/2013 tarihleri arasında başvurucu tarafından kaçırıldığını

ileri sürmüştür.

18. Başsavcılık tarafından başlatılan soruşturma neticesinde, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 234.

maddesinde düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu işlediği

iddiasıyla başvurucu hakkında iddianame düzenlenmiştir. 11/12/2013

tarihli iddianameye göre Aile Mahkemesinin 9/10/2013 tarihli ara kararıyla Y.A.nın geçici velayetinin müşteki H.D.ye verildiği, suç

tarihi itibarıyla on altı yaşını doldurmamış olan Y.A.nın

başvurucu tarafından alıkonulduğu belirtilmiş ve çocuğun şikâyetçi olmamasına

rağmen H.D.nin şikâyetçi olması nedeniyle

başvurucunun cezalandırılması talep edilmiştir.

19. İstanbul Anadolu (kapatılan) 15. Sulh Ceza Mahkemesinin

(Ceza Mahkemesi) 29/4/2014 tarihli ve E.2013/748,

K.2014/386 sayılı kararıyla başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine kanaat

getirilerek iki ay on beş gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

".. Sanığa atılı suç çocuğun kaçırılması

ve alıkonulması suçudur.

Sanık her ne kadar atılı suçu kabul etmemiş, çocuğun velayetinin kendisinde

olduğunu ve yanında olduğundan karşı tarafın da haberi olduğunu ifade etmiş ise

de incelenen karar mahiyeti, dinlenen tanık ifadeleri ve dosya kapsamına göre

velayeti sanıkta bulunan mağdur ile ilgili olarak mahkemenin tedbiren bakım gözetim ile ilgili tüm işlemlerin yapılması

yetkisini 9/10/2013 tarihi itibarı ile katılana verdiği ve bu karar gereğince

mağdurun katılan tarafından tedavisinin yaptırıldığı ancak henüz 16 yaşını

bitirmeyen mağdurun sanık tarafından katılanın yanından alınarak kendi yanına

getirildiği, bu konuda katılanın rıza ve bilgisinin bulunmadığı anlaşılmış,

isnat edilen suçun unsurları bu şekilde oluştuğundan cezalandırılmasına karar

verilmiş, uygulanmasını kabul etmiş olması ve diğer yasal koşullar

gerçekleştiğinden CMK 231. maddesi sanık hakkında tatbik olunarak .. hüküm kurulmuştur. ...''

20. Bu karara karşı yapılan itiraz, İstanbul Anadolu 23. Asliye

Ceza Mahkemesinin 3/6/2014 tarihli ve 2014/210 Değişik

İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.

21. Nihai karar, 17/6/2014 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu 17/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Bunun yanında H.D. tarafından başka bir tarihte yeniden suç

duyurusunda bulunulmuş ve Y.A.nın 3/1/2014

tarihinde başvurucu tarafından kaçırıldığı ileri sürülmüştür. İstanbul Anadolu

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu

yönünden başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. 17/2/2014 tarihli karara göre Aile Mahkemesinin 9/10/2013

tarihli ara kararının başvurucunun velayet hakkının kaldırılmasına ilişkin

olmadığı, çocuğun işlemlerinin ve tedavisinin yapılabilmesi yönünden H.D.ye

yetki verilmesine ilişkin olduğu belirtilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

24. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı

Türk Medeni Kanunu'nun "I. Koruma

önlemleri" kenar başlıklı 346. maddesi şöyledir:

"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye

düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hakim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."

25. 4721 sayılı Kanun'un "I.

Genel olarak" kenar başlıklı 348. maddesi şöyledir:

"Çocuğun korunmasına ilişkin diğer

önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden

anlaşılırsa, hakim aşağıdaki hallerde velayetin

kaldırılmasına karar verir:

1) Ana

ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri

sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.

2. Ana

ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini

ağır biçimde savsaklaması.

Velayet ana ve babanın her ikisinden

kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.

Kararda

aksi belirtilmedikçe, velayetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları

kapsar."

26. 4721 sayılı Kanun'un "Ana

veya babanın yeniden evlenmesi halinde" kenar başlıklı 348.

maddesi şöyledir:

"Velayete sahip ana veya babanın yeniden

evlenmesi, velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak, çocuğun menfaati

gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebileceği gibi, durum ve koşullara

göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir."

27. 5237 sayılı Kanun'un "Çocuğun

kaçırılması ve alıkonulması" kenar başlıklı 234. maddesi

şöyledir:

"(1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan

ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını

bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan

kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması

halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak

işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş

ise ceza bir katı oranında artırılır.

(3) Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası

dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili

makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç

aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. "

28. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Hükmün

açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kenar

başlıklı 231. maddesinin (5), (6), (8), (10) ve (12) numaralı fıkraları

şöyledir:

"(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı

yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis

veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının

geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını

ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm

olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile

duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç

işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun

uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle

tamamen giderilmesi,

gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmez.

(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması

halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.

(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi

tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir

daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde

bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın

denetimli serbestlik tedbiri olarak;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması

halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim

programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi olması

halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden

bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına,

belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek

başka yükümlülüğü yerine getirmesine,

karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.

…

(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç

işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun

davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak,

davanın düşmesi kararı verilir.

...

(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararına itiraz edilebilir. ..."

B. Uluslararası Hukuk

29. Türkiye açısından 14/10/1990

tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair

Sözleşme'nin 3. maddesi şöyledir:

“(1) Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari

makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren

bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da

kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı

sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.

(3) Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu

kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı

ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan

ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”

30. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:

“(1) Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun

kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu

görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen

gösterilmek suretiyle tanırlar.

(2) Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari

kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir

makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına

uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.”

31. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 18. maddesi şöyledir:

“(1) Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin

sağlanmasında ana–babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması

için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi

sorumluluğu ilk önce ana–babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere

düşer. Bu kişiler herşeyden önce çocuğun yüksek

yararını gözönünde tutarak hareket ederler.

(2) Bu Sözleşme’de belirtilen hakların

güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun

yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana–baba ve yasal

vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli

kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.

(3) Taraf Devletler, çalışan ana–babanın, çocuk bakım hizmet ve

tesislerinden, çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını

sağlamak için uygun olan her türlü önlemi alırlar.”

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"1. Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz."

33. Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün

"Eşler arasında eşitlik" kenar

başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi

halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliliğini taşıyan hak ve sorumluluklar açısından

eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına

engel değildir."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ebeveyn ile

çocukların birlikte yaşama istekleri aile hayatının vazgeçilmez bir unsuru olup

çocuğun herhangi bir nedenle kamu koruması altına alınmış olması, aile hayatını

ortadan kaldırmaz. Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile hayatının, anne ve babanın

birlikte yaşamamaları veya ortak yaşama son vermeleri veya çocuğun kamu

koruması altına alınması sonrasında da devam edeceği açık olup anne babanın ve

çocuğun aile hayatlarına saygı hakkı, belirtilen durumlarda ailenin yeniden

birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir (Olsson/İsveç (No:1), B. No: 10465/83, 24/3/1988,

§ 59; B./Birleşik Krallık, B. No:

9840/82, 8/7/1987, § 60; Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/6/1988, §

21; Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/2011,

§§56, 57).

35. AİHM'e göre anne-baba ve

çocukların birlikte yaşama hakkı aile hayatının esaslı bir unsuru olup anne ve

baba arasındaki ilişkinin sona ermesi durumunda, hukuksal düzenlemelerden kaynaklanan

ve bu ilişkiyi kısıtlayan ya da engelleyen tedbirler, aile hayatına saygı

hakkına bir müdahale oluşturur (Hoppe/Almanya,

B. No: 28422/95, 5/12/2002, § 44; Johansen/Norveç, B. No: 17383/90, 7/8/1996, § 52; Elsholz/Almanya, B. No: 25735/94 13/7/2000, §

43).

36. AİHM'e göre aile hayatına saygı

hakkı kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırları kesin

biçimde tanımlamak mümkün değildir. İlgili makamlar her iki

yükümlülük çerçevesinde belirli bir takdir alanına sahiptir ve her iki

yükümlülük kapsamında da benzer ilkelerin gözönünde

bulundurulması özellikle her iki durumda da kamusal makamlarca olayın bağlamı

ve müdahalenin türüne göre birey menfaatleri ile toplum menfaatleri ve çocuk

ile ebeveyn menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmesi

gerekmektedir. AİHM'e göre bu dengenin

tesisinde niteliği gereği çocuğun menfaatlerine özel bir önem verilmelidir (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 55; Hoppe/Almanya, § 49).

37. AİHM, ebeveynin çocuk ile birlikte yaşamaya devam etmesinin,

Sözleşme’nin 8. maddesinin birinci paragrafı kapsamında aile hayatının temel

bir unsurunu oluşturduğunu vurgulamaktadır. Sözleşme’nin 8. maddesi, ebeveynin

çocuğu ile yeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep etme

hakkının yanı sıra ulusal makamların bu önlemleri alma yükümlülüğünü de

kapsamaktadır. Bu husustaki belirleyici nokta, ulusal makamların uygulamadaki

mevzuat ya da mahkeme kararlarıyla ebeveyne tanınan velayet, ziyaret ya da

birlikte yaşama hakkının icrasını kolaylaştırma noktasında kendilerinden

beklenilen bütün makul önlemleri alıp almadığıdır (Hokkanen/Finlandiya, § 55).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 13/9/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

39. Başvurucu, Aile Mahkemesince verilen 9/10/2013

tarihli ara kararın çocuğu üzerindeki velayet yetkisini kaldırmadığını, söz

konusu ara karar dışında bu yönde verilmiş herhangi bir mahkeme kararının

bulunmadığını, velayet hakkı bulunmasına rağmen kızı Y.A.yı

kaçırma ve alıkoyma suçlamasıyla yargılandığını ileri sürmüştür. Başvurucu, çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun ancak

velayet yetkisi elinden alınmış kişiler tarafından işlenebileceğini, yasal

unsurları oluşmamasına rağmen hapis cezası aldığını, hakkında her ne kadar HAGB

kararı verilmiş olsa da Ceza Mahkemesince verilen hüküm nedeniyle annenin

çocuğu ile kişisel ilişki kurma ve bu ilişkisini sürdürme hak ve yetkisinin zedelendiğini

iddia etmiştir. Ayrıca başvurucu, yargılama sırasında usule ve davanın

esasına ilişkin yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını dile getirmiştir.

Başvurucu, Ceza Mahkemesinin kararı nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ve

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile

yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

40. Bakanlık görüşünde, başvurucunun velayetinde bulunan Y.A.nın velayetinin değiştirilmesi talepli hukuk davasının

reddedildiği hatırlatılmış ve yukarıda anılan yargı kararlarının gerekçelerine

atıflar yapılmıştır.

B. Değerlendirme

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

42. Velayet hakkına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin

uyuşmazlıklar, adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına sıklıkla konu

olmakla birlikte sürecin ivedi olarak yürütülmesi de dâhil olmak üzere ilgili

prosedürlere ilişkin işlem ve eylemlerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında

meydana getirdiği sonuçlar dikkate alındığında söz konusu iddiaların aile

hayatına saygı hakkı bağlamında ele alınması uygun görülmektedir (Marcus Frank Cerny,

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 82; M.M.E.

ve T.E., B. No: 2013/2910, 5/11/2015, §

137).

43. Başvurucu, velayet yetkisi altında

bulunan kızı Y.A.nın kaçırılması ve alıkonulması

suçunu işlediği iddiasıyla yargılanması ve hakkında HAGB kararı verilmesi

nedeniyle çocuğu ile kişisel ilişki kurma ve bu ilişkisini sürdürme hak ve

yetkisinin haksız yere zedelendiğini ileri sürmüş olduğundan gerek velayet

hakkına ilişkin yargısal süreç gerekse ceza yargılamasına ilişkin süreç

birlikte değerlendirilmek suretiyle annenin bu yöndeki iddiasının değerlendirilmesi

gerekir. Bu

nedenle başvurunun, Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinde düzenlenen aile

hayatına saygı hakkı bağlamında ele alınması gerekir.

44. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme

hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."

45. Anayasa’nın “Ailenin

korunması ve çocuk hakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların

korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için

gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça

aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme

hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu

tedbirleri alır.”

46. Aile hayatına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate

alındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi

ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi

gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8.

maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa’daki

karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması gerektiği

açıktır (Murat Atılgan, B. No:

2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny, § 36).

47. Aile hayatındaki temel ilişkiler kadın ve erkek ile ebeveyn

ve çocuk arasındaki ilişkilerdir. Resmî evlilik birliklerinin aile hayatı

kapsamında korunduğu kuşkusuz olup evlilik içinde doğan çocuklar da

kendiliğinden evlilik ilişkisinin bir parçası sayılır. Bu çerçevede çocuğun doğumundan

itibaren çocuk ve ebeveyn arasında aile hayatı anlamına gelen bir bağ

kurulduğunun kabulü gerekir (Murat Atılgan,

§ 23). Başvuru konusu olayda, başvurucunun çocuğu evlilik içinde dünyaya gelmiş

olup boşanma ile sona ermeden önce hukuken mevcut olan ailenin bir parçasıdır.

Bu bağlamda başvurucu ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki, aile hayatının

kurulması için yeterlidir.

48. Aile hayatının temel unsuru, aile ilişkilerinin normal bir

şekilde gelişebilmesi ve bu bağlamda aile fertlerinin birlikte yaşama hakkıdır.

Bu hakkın kapsamının ise aile hayatına saygı yükümlülüğünden ayrı düşünülmesi

mümkün değildir (Murat Atılgan, §

24; Marcus Frank Cerny, §

38).

49. Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri, aile

hayatının vazgeçilmez bir unsuru olup anne ve baba arasında ortak yaşamın

kurulamaması veya hukuken ya da fiilen sona ermiş olması aile hayatını ortadan

kaldırmaz. Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile hayatının, anne ve babanın birlikte

yaşamamaları veya ortak yaşama son vermelerinin ardından da devam edeceği açık

olup anne, baba ve çocuğun aile hayatlarına saygı hakkı, belirtilen durumlarda

ailenin yeniden birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz

konusu yükümlülük, yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına

alınması bağlamındaki uyuşmazlıklar açısından değil, ebeveyn veya diğer aile

bireyleri arasındaki velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar

için de geçerlidir (Murat Atılgan,

§ 25).

50. Bu kapsamda mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları

çözmek, öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır.

Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup

olmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bu nedenle Anayasa

Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetlemekte ve

özellikle mahkemelerin velayete ilişkin mevzuat hükümlerini yorumlayıp

uygularken Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindeki güvenceleri gözetip

gözetmediğini belirlemektedir (M.M.E. ve T.E., § 135).

51. Velayet hakkı sahibi ebeveyn, çocuğun bakım ve eğitimi

konusunda onun menfaatini gözönünde tutarak gerekli

kararları alma ve uygulama yetkisini haizdir. Ayrıca bu yetki, olgunluğu

ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme ve önemli konularda mümkün olduğunca

çocuğun düşüncesinin de gözönünde tutulması

yükümlülüğünü de içerir. Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü

takdirde, ebeveynin duruma çare bulamadığı veya buna güçlerinin yetmediği

takdirde, 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi gereğince hâkim, çocuğun korunması

için uygun önlemleri alır.

52. Çocuğun korunmasına ilişkin olarak alınan önlemlerden sonuç

alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, 4721 sayılı

Kanun'un 348. maddesinde düzenlenen hâllerin varlığı hâlinde hâkim velayetin

kaldırılmasına karar verir. Velayet görevinin gereği gibi yerine

getirilememesi, ebeveynin çocuğa yeterli ilgi göstermemesi veya ona karşı

yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması durumunda somut koşulların

özellikleri dikkate alınarak velayetin kaldırılmasına karar verilebilir. Bunun

yanında 4721 sayılı Kanun'un 349. maddesi gereğince velayet hakkına sahip anne

veya babanın yeniden evlenmesi, velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak

çocuğun menfaatinin gerektirdiği durumlarda velayet hakkı sahibi

değiştirilebileceği gibi durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa

vasi de atanabilir.

53. Somut olayda velayet hakkı sahibi başvurucuya karşı,

davacılar H.D., A.D. ve N.D. tarafından velayetin

değiştirilmesi davası açılmıştır. Bu kapsamda Y.A.nın

fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü etkileyen birtakım sorunlar yaşadığı

gerekçesiyle davacılar tarafından küçüğün korunmasına yönelik olarak tedbir

talebinde de bulunulmuştur. Aile Mahkemesi, 9/10/2013

tarihli ara kararıyla tedbir talebini kabul etmiş ve küçüğün korunması,

tedavisi, hak ve menfaatlerinin gerektirdiği her türlü işlemin yapılması

yönünden davacı H.D.ye yetki vermiştir.

54. Söz konusu ara kararla başvurucunun velayetinin

kaldırılmadığı, yalnızca küçüğün menfaatlerinin korunması amacıyla geçici

olarak H.D.ye yetki tanındığı anlaşılmaktadır. H.D. söz konusu ara karara

dayanarak Y.A.nın 9/11/2013-20/11/2013

tarihleri arasında başvurucu tarafından kaçırıldığını ileri sürerek suç

duyurusunda bulunmuştur. Yapılan yargılama neticesinde ise çocuğun kaçırılması

ve alıkonulması suçunu işlediği gerekçesiyle başvurucunun iki ay on beş gün

hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

hükmedilmiş; bu karar kesinleşmiştir.

55. Anılan süreçte Y.A.nın

bakım ve tedavilerine devam edildiği, bu hususta Aile Mahkemesince alınan

tedbirler kapsamında uzmanlar eşliğinde küçüğün takibinin yapılarak buna

ilişkin raporların Mahkemeye sunulduğu, yurt dışında olması nedeniyle her ne

kadar Mahkeme huzurunda dinlenememiş olduğu vurgulanmış ise de Y.A.nın başvurucunun velayeti altında olmak istediğine

yönelik beyanda bulunduğu ve Aile Mahkemesinde de bu yönde bir kanaat oluştuğu

görülmektedir. Ayrıca Aile Mahkemesinin gerekçeli kararında,

başvurucunun kasıtlı olarak çocuğun yaşadığı travmalara

sebep olduğunun ve velayet hakkını kötüye kullandığının söylenemeyeceği

vurgulanmıştır. Bunun yanında başvurucunun, küçük Y.A.nın

psikolojik durumunun düzelmesi ve kötü alışkanlıklarından kurtulması yönünde

çaba gösterdiği de tespit edilmiştir. Neticede Aile Mahkemesi, velayet hakkının

anneden alınarak bir akrabanın vasi tayin edilmesi yoluyla sorunların çözüme

ulaşmasının zor olacağı kanatine varmış ve velayetin

değiştirilmesi davasının reddine karar vermiştir.

56. Başvurucu, velayet yetkisi altında bulunan kızı Y.A.nın kaçırılması ve alıkonulması suçunu işlediği

iddiasıyla yargılanması ve hakkında HAGB kararı verilmesi nedeniyle çocuğu ile

kişisel ilişki kurma ve bu ilişkisini sürdürme hak ve yetkisinin haksız yere

zedelendiğini, bu nedenle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir. Başvurucunun iddiası, söz konusu yargılama ve neticesinde verilen

hüküm nedeniyle devletin aile hayatına saygı hakkına keyfî olarak müdahalede

bulunduğuna ilişkindir.

57. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan yargılanan

başvurucu hapis cezasıyla cezalandırılmış ve hakkında hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla anılan işlem ile kamu

makamları tarafından başvurucunun aile hayatına saygı hakkına bir müdahalede

bulunulduğu açıktır.

58. Anılan müdahalenin ihlal oluşturmaması için Anayasa'nın 13.

maddesinde düzenlenen ve somut başvuruya uygun düşen "kanunlar tarafından

öngörülme", "Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma","demokratik toplum düzeninin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama" ölçütlerine uygun olması gerekir.

59. Başvurucuya isnat edilen suçun 5237 sayılı Kanun'un 234.

maddesinde düzenlendiği, yargılamaların 5271 sayılı Kanun'un hükümleri

çerçevesinde yürütüldüğü dikkate alındığında müdahalenin kanunlar tarafından

öngörülme ölçütüne uygun olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca madde gerekçesinde

belirtildiği üzere çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçuyla çocuğun

üzerindeki velayet ve vesayet haklarının korunması amaçlanmıştır. Bu yönüyle

müdahalenin meşru bir amacının olduğu sonucuna varılmıştır.

60. Yukarıda belirtildiği gibi ceza yargılamasına konu sürecin

başlangıcı Aile Mahkemesinin 9/10/2013 tarihli ara

kararına dayanmaktadır. Söz konusu ara karar, Y.A.nın

hak ve menfaatlerinin temin edilebilmesi ve tedavilerinin aksatılmaması

amacıyla H.D.ye geçici olarak yetki vermektedir. Bu yetki velayet hakkını

ortadan kaldırmadığından başvurucu, aksine bir tedbir kararı bulunmadığı ve

çocuğun üstün yararına aykırı olmadığı sürece, çocuğu ile kişisel ilişki kurmak

ve bu çerçevede çocuğu ile görüşme imkânına sahiptir.

61. Başvuruya konu ceza yargılaması ile aile hayatına saygı

hakkı bağlamında korunan çocukla kişisel ilişki kurma güvencesinin ortadan

kaldırıldığı sonucuna ulaşabilmek için bu hususta fiili olarak bir engellemenin

bulunması gerekir. Somut olayda başvurucu her ne kadar ceza tehdidi altında

kalmış ise de bu türden bir engelleme ile karşılaşmamıştır. Bunun yanında

başvurucu, velayetin değiştirilmesine ilişkin dava sürecinde çocuğu ile kişisel

ilişki kurma konusunda kamu makamlarının bir engellemesi ile de

karşılaşmamıştır. Ayrıca başvurucunun velayet yetkisinin tüm bu süreç

içerisinde kaldırılmadığı, aksine Y.A.nın ergin

olduğu 16/4/2016 tarihine kadar velayet hakkına sahip

olduğu, çocuğu ile kişisel ilişki kurmasının kamu makamları tarafından

engellenmediği açıktır.

62. Öte yandan başvurucu hakkında

kurulan hükmün yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir karar niteliğinde

olmadığı, ceza yargılamasını sona erdiren düşme nedenlerinden biri sayılan

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının çocuk ile anne arasındaki

ilişkiyi anne ya da çocuk aleyhine ölçüsüz bir biçimde bozma olanağının

bulunmadığı dikkate alındığında bu yönüyle müdahalenin demokratik toplum

düzeninin gereklerine aykırı olduğu ya da yapılan müdahalenin amaçlanan

hedefler açısından orantısızolduğu söylenemez.

63. Öte yandan başvurucu, velayet yetkisinin kaldırılmadığını,

bu nedenle HAGB ile sonuçlanan ceza davasında suçun yasal unsurları oluşmadan

hukuka aykırı şekilde hüküm kurulduğunu, yargılama sırasında usule ve davanın

esasına ilişkin yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını da ileri sürmüştür.

Başvurucunun ceza yargılamasında hatalı değerlendirme sonucu verilen kararların

temel hakları ihlal ettiğine ilişkin iddiaları, başvurucunun talebi üzerine

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olması ve temyiz yoluna

başvurmayı mümkün kılan bir karar verilmesini başvurucunun tercih etmediği

dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin içtihadı kapsamında, dayanaktan

yoksun görünmektedir (Mahmut Çevik,

B. No: 2013/2896, 10/6/2015, §§ 32-38).

64. Sonuç olarak somut olayda aile hayatına saygı hakkına

yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı sonucuna varılmıştır.

65. Açıklanan nedenlerle başvurunun, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun, açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 13/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör Yrd. : Fatih ALKAN Başvurucu : Sulhiye Arzu SARAÇ Vekili : Av. Simge AYBEY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/12114, 13 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Velayet Hakkına İlişkin Yargısal Süreç
  7. B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Başvurunun, açıkça
  15. M. Emin KUZ
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/12114
Tarih
13 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Mehmet Fidan Başvurusu (B. No: 2014/14673)
  • Halit Yavuz Başvurusu (B. No: 2014/17055)
  • Gülseven Yaşer Başvurusu (B. No: 2014/17411)
  • Şükran Çopuraslan Başvurusu (B. No: 2014/4695)
  • Musa Çiftçi ve Süleyman Şavluk Başvurusu (B. No: 2014/1216)
  • Ayla Aydinç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/10319)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.