İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Türkan Bal Başvurusu (B. No: 2013/6932)

1. Başvurucu, raporlu olmasına

Başvuru No2013/6932Tarih6 Ocak 2015Okuma24 dk · 4.823 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Türkan Bal Başvurusu

Karar tarihi
6 Ocak 2015
Başvuru Numarası
2013/6932
R.G. Tarih-Sayı
9/5/2015-29350
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.823 kelime·24 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, raporlu olmasına

rağmen, iş bırakma eylemine katıldığı gerekçesiyle işten çıkartılmasına karşı

açtığı davanın, haksız ve benzer davalarda verilen onama kararlarıyla çelişir

biçimde Yargıtay tarafından reddedilmesinin ve gerçekleşen basın açıklamasının

yasa dışı eylem olarak nitelendirilmesinin Anayasa’nın 10., 13., 36., 49., 53.

ve 54. maddelerinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ile temel hakların

sınırlandırılması ilkelerine ve adil yargılanma, çalışma, toplu sözleşme ve

grev haklarına aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu varlığını

iddia ettiği ihlallere dayanarak, yeniden yargılamaya ya da tazminat ödenmesine

karar verilmesini ve yargılama giderlerine hükmedilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 13/9/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde, Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 31/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm başkanı tarafından

10/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvurunun bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı tarafından

20/5/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 21/5/2014

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını

19/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. İkinci Bölüm tarafından

20/11/2014 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun niteliği itibarıyla Genel

Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca

Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu olaylar sırasında,

Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığında (“Türk Hava Yolları” veya “THY”) işçi

olarak çalışmaktadır.

9. Başvurucunun da üyesi olduğu

Hava-İş Sendikası (Sendika), hava iş kolunda grev yasağı öngören kanun

değişikliği teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülecek olması

nedeniyle, 29/5/2012 tarihinde 3:00 ilâ 24:00 saatleri arasında çalışma

yapmamaları yönünde üyelerini kısa mesaj ile bilgilendirmiştir. Belirtilen

tarihte, Sendika ile THY arasındaki toplu iş sözleşmesi görüşmeleri halen devam

etmektedir.

10. Bu çerçevede, bazı

çalışanlar 29/5/2012 tarihinde farklı gerekçelerle iş başı yapmamış ve bu

kişilerin bir kısmı Atatürk Havalimanında düzenlenen basın açıklamasına da

katılmışlardır. Başvurucunun, belirtilen tarihte rahatsız olduğuna ilişkin sağlık

raporu bulunmaktadır.

11. Türk Hava Yolları daha

sonraki bir tarihte, başvurucunun da dâhil olduğu 305 işçinin sözleşmesini,

yasa dışı eyleme katıldıkları gerekçesiyle feshetmiştir.

12. Başvurucu, iş akdinin

feshine karşı, işe iade istemli tespit davası açmıştır. Bakırköy 7. İş

Mahkemesi 12/3/2013 tarihli ve E.2012/314, K.2013/166 sayılı kararı ile feshin

geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine hükmetmiştir.

13. İş Mahkemesi kararını

verirken ilk olarak, başvurucunun 29/5/2012 tarihinde raporlu olduğunu, bu

raporun işveren hekimince onaylandığını ve rapora karşı herhangi bir sahtelik

iddiasında bulunulmadığını, davalı THY tarafından sunulan CD’deki görüntülerden

başvurucunun basın açıklamasına katıldığının veya hava limanı içerisinde

bulunduğunun tespit edilemediğini belirtmiştir. Bakırköy 7. İş Mahkemesi

devamla, başvurucunun katıldığı ispatlanamamakla birlikte, bahse konu eylemin

de demokratik bir hakkın kullanımı şeklinde gerçekleştiğini, aşırılık

içermediğini ve yasa dışı bir eylem olarak nitelendirilemeyeceğini

belirtmiştir. Mahkeme, feshin disiplin kurulunun kararı bulunmaksızın

yapılmasının dahi başlı başına, feshin haksızlığını gösterdiğini

değerlendirmiştir.

14. Temyiz talebini inceleyen

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi öncelikle, “sendikanın,

üyelerinin cep telefonlarına gönderdiği mesaj sonrası ikiyüzyetmişdokuz

işçinin aynı gün rapor alması dikkate alındığında, bu raporların hastalık

sebebiyle değil, eyleme iştirak amacıyla alındığı sonucuna” varmıştır.

Daire, ispat yükünü başvurucuya yönelterek, davalı işveren THY’nin iddialarını

çürütemediğine ilişkin şu değerlendirmede bulunmuştur: “Alınan raporların işyeri hekimliğince verilmediği ve

rapor alındığının süresinde işveren yetkililerine bildirilmediği davalı işveren

vekili tarafından iddia edilmiştir. Yine davacı ve arkadaşlarının doktor raporu

alarak işe başlamadıkları, çalışmakta olanları da engellemeye çalıştıkları, bu

şekilde yapılan eylem sonucu Türk Hava Yollarında 233 seferin iptal edildiği,

çok sayıda seferin gecikmeli olarak yapıldığı ve binlerce yolcunun mağdur

edildiği, şirketin milyarla ifade edilen zararının doğduğu ileri sürülmüştür.

Davalı işverence Atatürk Havaalanında eylem yapan işçilerin çalışanları söz ve

alkışlarla protesto ettiklerine dair CD kayıtları dosyaya sunulmuştur.

Belirtilen iddiaların doğru olmadığına yönelik davacı işçi tarafından herhangi

bir bilgi ve belge dosyaya sunulmamıştır”.

15. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi,

iş bırakma eyleminin mesleki bir amaca da hizmet edebileceğini göz önüne

almakla birlikte, grev yasağı öngören bir kanun değişikliği teklifi vesilesiyle

yapılması nedeniyle, muhatabı ve amacı itibariyle “siyasi amaçlı grev” olarak nitelendirmiştir. Daire,

başvurucu ve arkadaşlarının veya Sendikanın toplu eylem öncesi Hükümet veya

yasama organı yetkilileri ile görüşme, arabulucudan yararlanma gibi barışçıl

yöntemlerden faydalanmamaları ve iş bırakmaya kıyasla daha hafif diğer protesto

biçimlerini tercih etmemeleri nedeniyle, eyleme son çare olarak başvurulmadığı

sonucuna ulaşmıştır. Eylemin, yasa değişikliğini engellemek gibi meşru bir

amacının bulunduğu kabul edilmiş, fakat ölçülü olmadığı vurgulanmıştır. Bu

kapsamda, iş bırakma eyleminin saat 3:00 ilâ 24:00

arasında uzun sayılabilecek bir süre devam ettiğine, sefer iptali ve gecikmeler

nedeniyle binlerce yolcunun mağdur olduğuna ve Türk Hava Yollarının bu nedenle

maruz kaldığı olası zarara vurgu yapılmıştır. Daire kararında, toplu iş bırakma

eylemine son çare olarak başvurulmaması ve ölçülülük ilkesine uyulmaması

nedeniyle fesih için haklı neden oluştuğunu kabul etmiştir. Yargıtay 22. Hukuk

Dairesi, disiplin kurulu kararının alınmamasının feshi haksız hale getirdiğini

belirtmiştir. Ancak, Yargıtay uygulamasına göre geçerli sebebi ortadan

kaldırmadığından, feshin yine de geçerli sebebe dayandığı değerlendirilmiştir.

16. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi

sonuç olarak, 4/7/2013 tarih ve E.2013/9431, K.2013/16464 sayılı ilamı ile İlk

Derece Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve başvurucunun

davasının kesin olarak reddine karar vermiştir.

17. Yargıtay ilamı, başvurucuya

22/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu, 13/9/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

19. Başvurucu, 1/3/2014

tarihinde yeni işçi statüsünde tekrar işe alındığını belirtmiştir.

B. İlgili

Hukuk

20. 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun “Sözleşmenin feshinde

usul” kenar başlıklı 19. maddesi şöyledir:

“İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve

fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.

Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan

bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile

ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı

bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır.”

21. 4857 sayılı Kanun’un “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenar

başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih

bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep

olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği

tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. (...) taraflar

anlaşırlarsa

uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat

yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia

ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.

(İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin

19/10/2005 tarihli ve E.2003/66, K.:2005/72 sayılı Kararı ile.).”

22. 5/5/1983 tarihli ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve

Lokavt Kanunu’nun “Toplu iş sözleşmesinin

hükmü” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe

hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu

iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler

alır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler

uygulanır.

Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerine

aykırı hükümlerin bulunması halinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümleri

geçerlidir.

Her ne sebeple olursa olsun sona eren toplu iş

sözleşmesinin hizmet akdine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadar

hizmet akdi hükmü olarak devam eder.”

23. 8/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri”

kenar başlıklı 15. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının görevleri

şunlardır:

1. Yargıtay dairelerinin bozma kararlarına

karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karar vermek,

2. a) (Ek: 26/9/2004-5235/51 md.) Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin

olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza

daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa,

b) Hukuk daireleri arasında veya ceza

daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa,

c) Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş içtihadından

dönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa,

Bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla

kesin olarak karara bağlamak,”

24. 2797 sayılı Kanun’un “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı”

kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

“İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan

doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar

sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması

halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.

…

İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki

konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini

bağlar.”

25. Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (HAVA-İŞ) ile Türk Hava

Yolları Anonim Ortaklığı arasında imzalanan 1/1/2009-31/12/2010 yürürlük

tarihli 22. Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nin “İşten Çıkarma Cezasında Usul” başlıklı 26. maddesinin (2)

numaralı fıkrasının ilk cümlesi şöyledir:

“İşten çıkarma cezası Disiplin Kurulu

kararıyla verilir.”

26. 29/5/2012 tarihinde yapılan iş bırakma eylemine katıldıkları

gerekçesiyle Türk Hava Yolları tarafından iş akitleri feshedilen ve İlk Derece

Mahkemelerince işe iadelerine hükmedilen kişilerin davalarına ilişkin Yargıtay

kararları aşağıdaki gibidir:

a. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 12/4/2013 ve 26/4/2013 tarihlerinde

verdiği kararlarda, olay günü raporlu olan kişilerin hastaneye başvurmasının

gerçeği yansıtmayacak nitelikte ve göstermelik olduğu yönünde bir iddia

bulunduğu takdirde, işverenin bu hususta araştırma yapması veya delil sunması

gerektiği yönündeki derece mahkemelerinin kararlarını onamış veya bu yönde

ulaştıkları sonucu uygun bulmuştur (Bkz. 12/4/2013 tarih ve E.2013/10958,

K.2014/6405; E.2013/10963, K.2014/6406; E.2013/11199, K.2014/6412 sayılı ve

26/4/2013 tarih ve E.2013/8796, K.2014/7705 sayılı ilamlar). Bahse konu ilk

derece mahkemeleri kararlarında, feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat

yükümlülüğünün işverene ait olduğu hususu vurgulanmıştır. 26/4/2013 tarihinde

verilen iki karara konu yargılamalarda ise ispat yüküne dair açık bir ifadeye

yer verilmemekle birlikte, davalı THY’nin sağlık raporlarının aksine bir delil

getirmesi gerektiği belirtilmiştir (Bkz. 26/4/2013 tarih ve E.2013/13392,

K.2014/7711 ile E.2013/13397, K.2014/7716 sayılı ilamlar). Yukarıda belirtilen

tüm bu yargılamalarda, davalı THY’nin, Sendikanın gönderdiği kısa mesajları

takiben 279 kişinin aynı gün hastalanmasının hayatın olağan akışına aykırı

olduğu şeklindeki veya işe gelmeme amacıyla rapor alındığına yönelik iddiaları

mahkemelerce kabul edilmemiştir.

b. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise 14/5/2013 ile 22/10/2013

tarihleri arasında verdiği kararlarda derece mahkemelerinin feshin haksız

olduğu yönündeki kararlarını yukarıda 14. ve 15. paragraflarda belirtilen

gerekçelerle bozmuş ve davaların reddine hükmetmiştir (Bkz. 14/5/2013 tarih ve

E.2013/7517, K.13/10951 sayılı, 18/6/2013 tarih ve E.2013/13520, K.13/14842

sayılı, 4/7/2013 tarih ve E.2013/7453, K.13/16466 sayılı, 26/9/2013 tarih ve

E.2013/23667, K.2013/19913 sayılı ile 22/10/2013 tarih ve E.2013/27586,

K.2013/22043 sayılı ilamlar).

c. Diğer yandan, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 4/2/2014 tarihli

ilamlarıyla, raporlu işçilerin eyleme katıldığının işveren tarafından

ispatlanamadığı gerekçesiyle davacıların işe iadesine hükmedilmesini onamıştır

(Bkz. 4/2/2014 tarih ve E.2013/9629, K.2014/3169 ve E.2013/9636, K.2014/3176

sayılı ilamlar). Yargıtay onamasına konu bu yargılamalarda da toplu rapor

alınmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı şeklindeki davalı savunmaları

derece mahkemelerince kabul edilmemiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 4/2/2014

tarihinde verdiği diğer iki kararda ise feshin

haklı ve geçerli bir nedene dayandığını ispat yükünün işverene

düştüğüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarını onamıştır (Bkz. 4/2/2014

tarih ve E.2013/9266, K.2014/3156 ile E.2013/9272, K.2014/3162 sayılı ilamlar).

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 6/1/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 13/9/2013 tarih ve 2013/6932 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu, kendisi gibi dava

açan 305 işçinin ilk derece mahkemelerince işe iadesine karar verildiğini, bu

dosyalardan Yargıtay 7. Hukuk Dairesine tevzi edilen kararların onandığını,

fakat kendi dosyasının 22. Hukuk Dairesi tarafından incelendiğini ve bozularak

reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucu devamla, olay günü raporlu olmasına ve

CD’deki görüntülerde yer almamasına rağmen, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin,

raporun hastalık nedeniyle olmadığını kabul etmesinden ve 4857 sayılı Kanun’un

20. maddesinin ikinci fıkrasındaki ispat yükünü tersine çevirerek, işverenin

iddialarının doğru olmadığını kendisinin ispatlamak zorunda bırakılmasından

şikâyetçi olmaktadır. Başvurucu bu nedenlerle, Anayasa’nın 36. ve 10.

maddelerinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ve kanun önünde

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. Başvurucu ayrıca, diğer

çalışanlara gözdağı vermek amacıyla, ayrımcılık yapılmak suretiyle ve sendikal

nedenlerle işten çıkarıldığını iddia etmektedir. Başvurucu, basın açıklamasına

katılanların demokratik haklarını kullandıklarını, temel hak ve hürriyetlerin

sadece Anayasa’nın 13. maddesine uygun olarak sınırlanabileceğini ve sendikal

faaliyet nedeniyle iş akdinin feshedilmesinin Anayasa’nın 13. maddesine aykırı

olduğu gibi uluslararası sözleşmelere de aykırı olduğunu, basın açıklamasına

katılmanın yasa dışı eylem olduğunu ileri sürmenin ve böyle bir eyleme katılma

gerekçesiyle iş akdinin feshedilmesinin Anayasa’nın 13., 54. ve 90.

maddelerinin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu “… siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı,

genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer

direnişler yapılamaz.” hükmü 2010 yılında yapılan değişiklikle

Anayasa’dan çıkartılmış olduğundan, bu durumların anayasal bir hak haline

geldiğini ve sınırlandırılmasının anayasal temelinin kalmadığını ileri

sürmüştür.

30. Başvurucu son olarak, ilgili

yasa maddelerinin ve işten çıkarılmasına ilişkin toplu iş sözleşmesi

hükümlerinin yargılama esnasında uygulanmadığını iddia ederek, Anayasa’nın 49.

maddesinde düzenlenen çalışma hakkının ve 53. maddesinde yer alan toplu

sözleşme hakkının ihlal edildiğini belirtmektedir.

31. Başvurucu, iddia ettiği

ihlaller nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına ya da 60.000,00 TL tazminata

hükmedilmesini ve yargılama giderlerinin karşılanmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, başvurucu

tarafından yapılan hukuki nitelendirme ile bağlı olmaksızın, olay ve olguların

hukuki tavsifini kendisi takdir eder.

33. Buna göre başvurucunun, iş

akdinin feshine karşı açtığı davanın reddedilmesiyle ve hukuk kurallarının

uygulanmasıyla bağlantılı olarak adil yargılanma hakkının, kanun önünde eşitlik

ilkesinin ve çalışma ile toplu sözleşme haklarının ihlali iddialarının özü,

Yargıtay dairelerinin birbirinden farklı kararlar vermesine ilişkindir ve

yargılamanın adil olmadığı iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.

Başvurucunun, iş bırakma eylemine katıldığı gerekçesiyle iş akdinin feshine

ilişkin iddiaları ise grev hakkı kapsamında ele alınmıştır.

34. Bahse konu açıklamalar

çerçevesinde, başvurucunun Anayasa'nın 10., 13., 49. ve 53. maddelerine ilişkin

iddiaları yukarıda belirtilen haklar kapsamında değerlendirileceğinden, bu

maddeler kapsamında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Adil

Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

35. Anayasa’nın 148. maddesinin

(4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

36. İlke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (Bkz. B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

37. Bununla birlikte,

başvurucunun şikâyetleri, Yargıtay tarafından delillerin değerlendirilmesinde

ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığından ya da yargılamanın

sonucundan ziyade, özü itibariyle, Yargıtay dairelerinin aynı olaydan

kaynaklanan davalarda farklı sonuçlara ulaşması ile ilgilidir. Başvurucunun

iddiaları bu bakımdan, Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında

bir kanun yolu şikâyetinin ilerisine geçmiş olup, Yargıtay kararlarındaki

farklılaşmanın adil yargılanma hakkını zedeleyip zedelemediğinin incelenmesi

gerekmektedir.

38. Dolayısıyla, başvurucunun

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı gibi, diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de

bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul

edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

b. Grev

Hakkının İhlali İddiası

39. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir.”

40. Somut olayda, Yargıtay

tarafından, başvurucunun iş bırakma eylemine iştirak amacıyla sağlık raporu

aldığı kabul edilmiş ve iş akdinin feshine karşı açmış olduğu dava

reddedilmiştir.

41. Bununla birlikte, başvuru

formu ve eklerinde, başvurucu ısrarlı bir şekilde iş bırakma eyleminin

gerçekleştiği 29/5/2012 tarihinde, “eyleme

katılma amacıyla değil, hastalığı nedeniyle rapor aldığını”

belirtmektedir. Başvurucu, şikâyetini kaleme alırken de kendisini hariç

bırakacak ve üçüncü kişilere atıf yapacak biçimde “Basın açıklamasına katılanlar ... demokratik haklarını kullanmışlardır” ifadesine yer

vermiştir. Hak ihlali iddiası, Yargıtay kararındaki “iş başı yapmamak maksadıyla rapor aldığı” kabulüne dayandırılmış

olup, başvurucunun şikâyeti bu haliyle varsayımsaldır.

42. Yargıtayın ilgili dairesince,

başvurucunun eyleme iştirak amacıyla sağlık raporu aldığının değerlendirilmesi

ve önceki emsal karardan farklı biçimde, başvurucunun davasının reddedilmesine

yönelik hak ihlali iddiası ise, adil yargılanma hakkını ilgilendirdiğinden, bu

hak çerçevesinde ele alınacaktır (Bkz. §§ 59-73).

43. Sonuç

itibarıyla, grev

hakkının ihlali iddiası başvurucu tarafından kanıtlanamadığından, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

44. Başvurucu, feshe karşı açtığı

davanın, sağlık raporunun iş bırakma eylemine katılma amacıyla alındığı

gerekçesiyle ve ispat yükü kendisine yöneltilecek biçimde Yargıtay 22. Hukuk

Dairesince reddedilmesinin, benzer nitelikteki davalarda verilen onama

kararlarıyla çelişki oluşturduğunu ileri sürmüştür.

45. Bakanlık görüşünde, ulusal

mevzuatı yorumlama görevinin ilk elde ulusal makamlara düştüğü, içtihatta

değişmelerin olabileceği belirtilerek, mahkemelerin uygulamaları arasındaki

uyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmaların hayata

geçirilmesinin önemli olduğu yönündeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

kararlarına yer verilmiş ve bu hususların dikkate alınması gerektiği

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ek olarak, mahkemelerin aynı duruma ilişkin

yorum farklılıklarının tek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde

kabul edilemeyeceğine ilişkin, Anayasa Mahkemesinin 2013/3351 numaralı bireysel

başvurudaki 18/9/2013 tarihli kararına atıf yapılmıştır.

46. Başvurucu, Bakanlığın adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla ilgili görüşlerini kabul etmediğini

belirtmiştir. Başvurucu raporlu olmasına rağmen, bunun kabul edilmeyip

işverenin iddialarının doğru olmadığını kendisinin ispatlamak zorunda

bırakılmasının ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin daha önceki onamalarına rağmen,

davasının reddedilmesinin hukuk güvenliğini ve adil yargılanma hakkını açıkça

ihlal ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu, 2013/3351 numaralı bireysel başvuru

kapsamında verilen kararın, mevcut olaya uygulanabilir olmadığını dile getirmiştir.

47. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı

36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

48. Anayasa'nın 141. maddesinin

(3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır."

49. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.…"

50. Anayasa'nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Bkz B.

No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

51. Diğer yandan, Sözleşme metni

ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme'nin

lafzi içeriğinde yer alan gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla

adil yargılanma hakkının koruma alanına dâhil edilen ilke ve hakları,

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında kabul etmektedir (Bkz. B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

52. Bu noktada, hukuk devletinin

gereklerinden birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (Bkz. AYM,

E.2008/50, K.2010/84, K.T. 24/6/2010; ve E.2012/50, K.2012/128, K.T.

20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanma hakkının, hukuk devletinin

Sözleşmeci Devletlerin ortak mirası olduğunu belirten Sözleşme’nin önsözüyle

birlikte yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Hukuk devletinin asli

unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi ise, hukuki

durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine

katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi,

yargı sistemine güveni azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (Bkz. Nejdet

Şahin ve Perihan

Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

53. Bununla birlikte, farklı kararların aynı

mahkemeden çıkmış olması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına

gelmeyecektir (Aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya,

B. No: 21911/03, 24/3/2009, §

29; ve Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali, Yargıtay,

Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden

oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir.

54. Diğer yandan, bireylerin makul

güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği

şeklinde bir hak bahşetmemektedir (Aynı yöndeki AİHM kararları

için bkz. Unédic/Fransa, B.

No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; ve Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], yukarıda anılan, §

58). Mahkemelerin

yorumlarında dinamik ve evirilen bir yaklaşımın sürdürülememesi

reform ya da gelişimi engelleyeceğinden, kararlardaki değişim, adaletin iyi

idaresine aykırılık teşkil etmez (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Atanasovski/Makedonya Eski

Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).

55. Mahkeme içtihatlarındaki

değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup, böyle bir

değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkar bulunmaması anlamına gelir

(Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. S.S.Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05 … 17293/05, 30/11/2010, § 28).

Ancak, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması

halinde, mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi

gerekmektedir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

56. Yüksek mahkemelerin oynaması

gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir

çözüm getirmektir. Bununla birlikte, yeni kabul edilmiş bir yasanın

yorumlanmasında olduğu gibi, bazı hallerde içtihadın müstekar

hale gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (Aynı yöndeki AİHM

kararları için bkz. Zielinski and Pradal

and Gonzalez ve Digerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94 …

34173/96, 28/10/1999, § 59; ve Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.),

B. No: 42162/02, 2/12/2008).

57. İhtilaf konusu davalardaki

uyuşmazlıkların veya olayların birbirinden farklılık göstermesi, iki karardaki

farklılaşan değerlendirmeleri haklı gösterir ve aynı konuda verilmiş çelişen

hükümlerden bahsedilemez (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Erol Uçar/Türkiye (k.k.), B. No: 12960/05, 29/9/2009).

58. Yüksek mahkemelerin ya da

nihai merci olarak bir uyuşmazlığı çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya

ilişkin kararlarında, davaların içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin

bulunması halinde ise, hareket noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme

veya yorumlarından hangisinin doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin

tespit edilmesi olmayacaktır (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica ve

Diğerleri/Romanya, B.

No: 38155/02, 2/11/2010, § 34). Bununla birlikte, Anayasa

Mahkemesi kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir belirsizliğe yol açıp

açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup olmadığına yönelik bir

inceleme yapabilir.

i. Kararlar Arasında Çelişkinin Varlığı

59. Başvurucunun kararlarına

dayandığı Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin, 12/4/2013 ve 26/4/2013 tarihli

ilamlarına konu olaylarda davacılar, başvuruya konu iş bırakma eyleminin

yapıldığı tarihte başvurucu gibi raporludur. İlk derece mahkemeleri, davalı

THY’nin “279 kişinin aynı gün

hastalanmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu” şeklindeki ya

da “raporların eyleme iştirak amacıyla

alındığı” yönündeki savunmasını dikkate almamışlar ve sağlık

raporlarının gerçeği yansıtmadığına yönelik olarak davalı işverence bir delil

getirilememesi nedeniyle, feshin haksız olduğuna karar vermişlerdir. Mahkemeler

hüküm kurarken ayrıca, feshin haklı olduğunu ispat yükünün işverene düştüğünü

açıkça veya zımni olarak belirtmişlerdir (Bkz. § 26). Feshin haksız olduğu

şeklinde verilen kararlar veya ulaşılan sonuçlar Yargıtay 7. Hukuk Dairesi

tarafından onanmıştır.

60. Temyiz mercilerinin

yargılamayı yapan mahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya aynı

gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde öne sürülmüş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (Bkz. B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57). Bu

nedenle, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesinin kararını veya

ulaştığı sonucu ek bir açıklama yapmaksızın uygun bulduğu ilamlardan,

mahkemelerin gerekçelerinin benimsendiğinin kabulü gerekir.

61. Mevcut başvuruya konu

olayda, Bakırköy 7. İş Mahkemesi, başvurucunun olay tarihinde raporlu olduğu ve

davalı THY tarafından buna karşı bir delil getirilmediği gerekçesiyle başvurucu

lehine karar vermiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi ise sağlık raporunun eyleme

iştirak amacıyla alındığını belirtmiştir. Bu kabulle bağlantılı olarak, davalı

THY’nin rapora ve iş bırakma eylemine ilişkin iddialarının aksini kanıtlama

yükü başvurucuya yöneltilmiştir (Bkz. § 14). Nihayetinde, derece mahkemesinin

kararının bozulmasına ve başvurucunun davasının reddedilmesine karar vermiştir.

62. Yukarıdaki açıklamalar

çerçevesinde, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin sağlık raporu ve ispat yükü

hususlarındaki değerlendirmelerinin, başvurucunun açtığı davaya konu olayların

farklılığından kaynaklanmadığı ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin aynı konudaki

önceki tarihli ilamlarıyla çelişki oluşturduğu anlaşılmaktadır.

ii. Hukuki Belirlilik İlkesi Yönünde Değerlendirme

63. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin somut

başvuruya konu kararının, başvurucunun da aralarında bulunduğu çalışanların iş

akitlerinin THY tarafından feshedilmesine ilişkin yargılamaların tümü

bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Benzer olaylar çerçevesinde verilen

mahkeme kararlarında görülebilecek tutarsızlıklar, hukuki belirsizlik

oluşturmaları nedeniyle, Anayasa Mahkemesinin yapacağı incelemede dikkate

alınacaktır.

64. Yargısal kararlardaki

değişiklikler, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan

gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak,

uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenen yüksek mahkemeler içinde yer

alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı

sonuçlara ulaşmaları, bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde

onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale

dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve

öngörülebilirlik ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca, böyle bir algının toplumda

yerleşmesi halinde, bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları

beklenen güven zarar görebilir.

65. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi,

sağlık raporlarının doğruluğunu kabul eden ve ispat yükünün işverene düştüğüne

dair ilk derece mahkemelerinin kararlarını istikrarlı biçimde onamıştır. Bu

nedenle, hukuki belirlilik ilkesi ışığında, başvurucuda kendi davasında

verilecek karara ilişkin makul bir güvenin oluştuğunun kabulü gerekir.

Dolayısıyla, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin, sağlık raporu ile ispat yükü

bakımından farklı bir değerlendirme yapması, her ne kadar takdir yetkisi

kapsamında kabul edilebilirse de mevcut başvurunun koşullarında öngörülebilir

değildir ve gerekçelendirmeye ihtiyaç duymaktadır.

66. Mevcut başvuruya

bakıldığında, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi sağlık raporunun eyleme iştirak

amacıyla alındığı sonucuna ulaşırken, “sendikanın,

üyelerinin cep telefonlarına gönderdiği mesaj sonrası ikiyüzyetmişdokuz

işçinin aynı gün rapor almasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve

raporların hastalık sebebiyle alınmadığını gösterdiği” gerekçesinden

hareket etmiştir. Bununla birlikte, belirtilen hususlar, davalı Türk Hava

Yolları tarafından diğer davalarda da savunma olarak ileri sürülmüştür. Bu

iddianın, ilk derece mahkemelerince kabul edilmediği ve Yargıtay 7. Hukuk

Dairesinin bu kararları onadığı dikkate alındığında, ilave bir açıklamaya yer

verilmeksizin sadece aynı ifadelere dayanılması yeterli bir gerekçe oluşturmaz.

Başvurucuyu, işverenin iddialarının aksini ispatlamak zorunda bırakan kabul

bakımından ise, Yargıtay ilamında herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

67. Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin bahse konu ilamının, daha önceki kararlardan farklı bir sonuca neden

ulaşıldığının, başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak

anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeyi içermediği değerlendirilmektedir.

4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, ilk derece

mahkemesinin direnme imkânının bulunmaması ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin,

başvuru konusu karardan sonra, benzer davalarda onama yönünde kararlar vermesi

(Bkz. § 26), gerekçelendirmeye duyulan ihtiyacı daha da belirginleştirmiştir.

68. Anayasa Mahkemesi bu

nedenlerle, başvurucunun davasının ne şekilde sonuçlanması gerektiğine dair

herhangi bir çıkarım yapmamakla birlikte, nihai yargılama makamını oluşturan

Yargıtay daireleri arasındaki yorum farklılıklarının, benzer nitelikteki

davaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığını ve

başvurucu için öngörülemez olduğunu değerlendirmektedir.

69. İncelenmesi gereken diğer

bir husus ise farklı kararlar verilmesi halinde çözüm sunabilecek yapısal bir

mekanizmanın varlığı ve ne şekilde işletildiğidir.

70. Başvurucunun işe iadesine

dair ilk derece mahkemesi kararı, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından

bozulmuş ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde

dava, nihai olarak reddedilmiştir. Yargıtay dairesinin kararının kesin olması

nedeniyle, ilk derece mahkemesinin direnmesi yoluyla, uyuşmazlığın Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu önüne getirilmesi ve böylelikle Yargıtay Dairelerinin

birbiriyle çelişen yorumlarını birleştirecek bir karar verilmesi ihtimali

bulunmamaktadır.

71. Dairelerin kararları

arasındaki farklılık, birbirine benzer davalarda sağlık raporu delilinin

değerlendirilmesinden ve bununla ilintili biçimde ispat yükünün yöneltilmesinden

kaynaklanmıştır. Dolayısıyla, 2797 sayılı Kanun’un 15. maddesinin ikinci

fıkrasının (b) veya (c) bendi uyarınca Yargıtayın

ilgili dairesinin konuyu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulundan

ziyade, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne getirmesi ve yeknesak bir uygulamanın

sağlanması mümkün olabilirdi. Bununla birlikte, Yargıtay daireleri bu gibi

durumlarda kendiliğinden içtihatlarını değiştirme yoluna gittiğinden, yasada

belirtilen yolun teoride kaldığı ve etkili bir çözüm sunamadığı

anlaşılmaktadır.

iii. Sonuç

72. Açıklanan nedenlerle, mevcut

yapısal mekanizmanın işletilmesindeki eksiklikle birlikte ele alındığında,

Yargıtay dairelerinin ilamlarında yeterli gerekçeyle desteklenmeyen

farklılıkların bulunmasının, başvurucunun açtığı davanın görülmesi bakımından

hukuki belirsizliğe neden olduğu ve başvurucu açısından öngörülemez bulunduğu

sonucuna varılmıştır.

73. Bu kapsamda, başvurucunun

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

74. Başvurucu, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın

ilgili yargı organına gönderilmesini veya 60.000,00 TL tazminata hükmedilmesini

ve yargılama giderlerinin ödenmesini talep etmiştir.

75. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, ihlal tespiti halinde hakkaniyete uygun bir tazminata karar

verilmesinin yerinde olacağını belirtmiştir.

76. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

77. Tespit edilen ihlal

kapsamında yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından,

başvurucunun yeniden yargılama yapılması yönündeki talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

78. Somut başvuruda Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönündeki tespit nazara alınarak, başvurucuya takdiren

net 10.000,00 TL tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

79. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Grev

hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Adil

yargılanma hakkı kapsamındaki şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa'nın

36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya net 10.000,00 TL TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

C. Yeniden yargılama yapılması yönündeki talebin reddine,

D. 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığınca başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına ve Yargıtay

Başkanlığına gönderilmesine,

6/1/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Burhan ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

Zühtü ARSLAN

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Okan TAŞDELEN Başvurucu : Türkan BAL Vekili : Av. Abdi PESOK

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/6932, 6 Ocak 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 21911/03, 24/3/2009, §
  16. B. Başvurucuya net 10.000,00 TL TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata
  17. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  18. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına ve Yargıtay
  19. Kaleli
  20. Dursun
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2013/6932
Tarih
6 Ocak 2015

İlgili Kararlar

  • Selma Baş Başvurusu (B. No: 2014/1946)
  • Tuğrul Ilıkkan Başvurusu (B. No: 2013/4040)
  • Elif Kızıl Başvurusu (B. No: 2013/8812)
  • Sevil Can Başvurusu (B. No: 2014/939)
  • Çağdaş Mühendislik Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3449)
  • Serkan Kanak Başvurusu (B. No: 2014/1263)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.