İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Mehmet Günay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/30109)

1. Başvuru tıbbi ihmal sonucu bir ölümün meydana gelmesi

Başvuru No2017/30109Tarih16 Eylül 2020Okuma15 dk · 2.977 kelime

KÜNYE

Birinci Bölüm Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Mehmet Günay Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
16 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/30109
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.977 kelime·15 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru tıbbi ihmal sonucu bir ölümün meydana gelmesi

ile bu ölümden kaynaklanan zararların karşılanmaması nedeniyle yaşam hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 28/7/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere

göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların yakını M.Y. 11/12/2014 tarihinde boğaz

ağrısı, ateş ve öksürük şikayetiyle D. Aile Sağlığı Merkezine başvurmuştur.

Burada görevli Dr M.Y. tarafından muayene edilerek akut bronşit teşhisi konmuş

ve Multisef 750 Mg Im adlı ilaç reçete edilmiştir. Bu ilacın,

aynı yerde görevli aile sağlığı elemanı M.Ö tarafından enjeksiyon yoluyla

uygulanması sırasında anaflaktik şok gelişmiştir. Başvurucuların yakını,

Dr. M.Y. ile Dr. A.O.K. tarafından yapılan müdahalenin ardından 112 ekibiyle

Ankara'da bir kamu hastanesine nakledilmesine rağmen hayatını kaybetmiştir.

9. Olayla ilgili olarak başlatılan ceza soruşturması,

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan sağlık kuruluşunda görevli doktor ve

hemşire hakkında idareden 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca talep edilen soruşturma izninin

verilmemesi üzerine 11/6/2015 tarihinde işlemden kaldırılmıştır. Soruşturma

kapsamında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen 18/3/2015 tarihli

raporda, yapılan ilaca bağlı gelişen anaflaktik reaksiyonun ilacın

yapılma şekli ve miktarıyla ilgisi olmadığı, ilaç reaksiyonunun öngörülemez ve

engellenemez bir klinik olduğu dikkate alındığında ilacı reçete eden ve

uygulayan sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

10. Soruşturma izninin verilmemesine ilişkin karara

başvurucular tarafından itiraz edilmemiştir.

11. Başvurucular, idarece tazminat taleplerinin

reddedilmesinin ardından Ankara 14. İdare Mahkemesine (Mahkeme) toplam 450 TL

maddi ve manevi tazminat istemiyle tam yargı davası açmışlar, 18/1/2016 tarihli

dava dilekçesiyle birlikte, talepleri üzerine emekli bir adli tıp uzmanınca

düzenlenen bilimsel mütalaayı da sunmuşlardır. Bilimsel mütalaada;

i. İncelenen belgelere göre ilaca bağlı gelişen

anaflaktik şok nedeniyle ölen M.Y.nin ilaç alerjisi olduğunun sağlık

görevlilerince önceden bilindiği,

ii. Olayın gerçekleştiği aile sağlığı merkezinde,

7/4/2011 tarihli ve 27898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ayakta Teşhis ve

Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik

Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesiyle anılan Yönetmelik'in 12/D

maddesine eklenen (k) bendine göre, içinde ambu, laringoskop ve endotrakeal

tüp bulunan acil müdahaleler için gerekli acil setinin

bulundurulması gerektiği,

iii. Ölüme neden olan olay sırasında ilaçlı müdahalenin

yanında, anaflaktik şok nedeniyle gırtlak ve yutak bölgesindeki şişme

yüzünden laringoskop ve endotrakeal tüp ile solunum desteği

gerekli olduğu halde böyle bir müdahalenin yapılmadığı, geleneksel oksijen

maskesi ve ambu ile solunum desteği verilmeye çalışıldığı

belirtilmiştir.

12. Başvurucular dilekçelerinde M.Y.nin hayatını

kaybetmesine tıbbi teşhis ve tedavi hatalarının, yapılan enjeksiyondan sonra

gelişen sağlık sorununa etkin ve doğru biçimde müdahale edilmemiş olmasının ve

ayrıca sağlık hizmetlerindeki organizasyon kusurlarının neden olduğunu öne

sürerek Mahkemeden;

i. M.Y.nin alerjik astım hastası olduğunu belirttiği ve

kendisini muayene eden doktorun bu hastalıkla ilgili ilaç kullandığını SGK

kayıtlarından gördüğü halde Multisef adlı ilacın verilmesinin doğru olup

olmadığının bilirkişi raporuyla açıklığa kavuşturulmasını,

ii. Anaflaktik şok gelişmesi yüzünden birkaç kez

denenmesine rağmen M.Y.nin damar yolunun açılamadığı, bu nedenle kas içine adrenalin

enjekte edildiği ancak zamanında damar yoluyla verilmediği için bunun etkili

olmadığı, ilacın alerjik reaksiyona sebep olabileceği dikkate alınarak

verilmesinden önce damar yolunun açılmamış olması nedeniyle sağlık

görevlilerinin kusurları olup olmadığının araştırılmasını, M.Y.nin ölümünden

sonra söz konusu aile sağlığı merkezinde, enjeksiyon yapılacak hastalara damar

yolu açılacağına dair ilan asıldığını gören tanıklarının bilgisine

başvurulmasını,

iii. Anılan bilimsel mütalaada belirtilen acil setinin

olayın gerçekleştiği aile sağlığı merkezinde bulunup bulunmadığının ve

anaflaktik şok sırasında bu setin ihtiva ettiği tıbbi cihaz ve malzemelerle

müdahalede bulunulmamış olmasının M.Y.nin ölümünde etkili olup olmadığının

yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesiyle araştırılmasını istemişlerdir.

13. Mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeden bu

iddialara ilişkin olarak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmamış, anılan

18/3/2015 tarihli rapora (bkz. § 9) dayanılarak, olaydahizmet kusurunun

bulunmadığı gerekçesiyle 21/4/2017 tarihinde davanın kesin olarak reddine karar

verilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava dosyasının incelenmesinden,

davacıların murisi M.Y.nin, 11.12.2014 tarihinde rahatsızlığı nedeniyle Ankara

... Aile Sağlığı Merkezi'ne müracaat ettiği, Dr. M.Y. tarafından muayenesi

neticesinde akut bronşit, myalji teşhisi konulduğu, herhangi bir alerjisinin

olmadığını astım hastası olduğunu, gebeliğinin olmadığını, çocuk emzirmediğini

beyan etmesi üzerine Dr. M.Y.nin SGK sorgulamasında ilaç kullanım raporunu

kontrol ettiği, teşhise uygun olacak şekilde "Multisef 750 Mgim"

ilacın reçete edildiği, Aile Sağlığı Merkezi'nde görev yapmakta olan aile sağlığı

elamanı M.Ö. tarafından reçete ve ilacı kontrol edildikten sonra enjeksiyon

işlemi yapıldığı, kontrol için müdahale odasında bir süre beklemesini

istendiği, bir süre sonra hastanın fenalaştığını söylemesi üzerine 112 Acil

Komuta Merkezi'nin arandığı, Dr. M.Y. ve Dr. A.O.K.nın müdahalede bulundukları,

sonrasında hastanın Ankara ... Hastanesi Acil Servisi'ne nakledildiği, hastanın

iki saatlik yoğun müdahaleye rağmen vefat ettiği, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı'nın Sor.No: 2014/168579 sayılı dosyasında alınan Adli Tıp Kurumu

İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu'nca hazırlanan 18.03.2015 tarih ve

K:1102 sayılı Raporunda "kişide yapılan ilaca bağlı gelişen anaflaktik

reaksiyonun, ilacın yapılma şekli, yapılma miktarıyla ilgisi olmadığı, ilaç

reaksiyonunun öngörülemez ve engellenemez bir klinik olduğu da dikkate

alındığında, kişinin ölümü nedeniyle ilacı reçete eden ve yapan sağlık

personeline kusur atfedilemeyeceği" kanaatine varıldığının belirtildiği,

davacılar tarafından 28.09.2015 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurularak

hizmet kusuru dolayısıyla murislerinin ölümü nedeniyle uğranıldığı ileri

sürülen maddi ve manevi zararın tazmini için gereken tutarın ödenmesinin

istenildiği, isteğin davalı idarece zımnen reddi üzerine de bakılan davanın

açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, dosyada bulunan bilgi ve

belgeler ile Adli Tıp raporu bir bütün olarak incelenip değerlendirildiğinde,

davacıların murisinin, davalı idareye ait hastanede yapılan tedavi sonrası

vefat etmesi olayında sağlık hizmetinin kusurlu olmadığı, dolayısıyla olayda

davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gibi ortada davalı idarenin kusursuz

sorumluluğunu gerektiren hallerden birinin de mevcut olmadığı açık olup; bu

nedenle davacıların maddi ve manevi tazminat ödenmesi isteminin karşılanmasına

olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; davanın

reddine..."

14. Mahkeme kararı başvuruculara 29/6/2017 tarihinde

tebliğ edilmiş, başvurucular 28/7/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri

Temel Kanunu’nun "Temel esaslar" başlıklı 3. maddesinin

birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Sağlık hizmetleriyle ilgili temel

esaslar şunlardır:

a) Sağlık kurum ve kuruluşları yurt

sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal

Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanır,

koordine edilir, mali yönden desteklenir ve geliştirilir.

c) Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile

sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılması

esastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esas

içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir. Bu düzenleme ilgili

Bakanlığın görüşü alınarak yapılır. Gerek görüldüğünde özel sağlık

kuruluşlarının her türlü ücret tarifeleri Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca

onaylanır. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık kuruluşları veya sağlık

işletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatları Sağlık ve Sosyal Yardım

Bakanlığınca tespit ve ilan edilir.

g) Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı;

sağlık ve yardımcı sağlık personelinin yurt düzeyinde dengeli dağılımını

sağlamak üzere istihdam planlaması yapar, ülke ihtiyacına uygun nitelikli

sağlık personeli yetiştirilmesi amacıyla hizmet öncesi ya da kamu

kuruluşlarında mesleklerini icra eden sağlık ve yardımcı sağlık personeline

hizmetiçi eğitim yaptırır. Bunu sağlamak amacıyla üniversitelerin, kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşlarının imkanlarından

da yararlanır. Hizmetiçi eğitim programını ne şekilde ve hangi sürelerle

yapılacağı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkartılacak yönetmelikte

tespit edilir.

i) Sağlık hizmetlerinin yurt çapında

istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla; bakanlıklar seviyesinden en uçtaki

hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyon ve işbirliği yapılır.

Sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik ve fonksiyonel hizmet alanları,

verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konularda

tespit edilen esaslara uymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlüdürler.

Çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşviki sağlanır.”

16. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal

edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine

veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

B. Uluslararası

Hukuk

17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur."

18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam

hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister

devlet hastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına alma

zorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye

Genç/Türkiye, B. No: 24109/07, 27/1/2015, § 67).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

20. Başvurucular, ölen yakınlarına uygulanan tıbbi

müdahalenin mevzuata ve tıp kurallarına uygun olmadığını, Mahkemece

iddialarının incelenmediğini, iddialarına dair bir değerlendirme içermeyen

yetersiz ATK raporuna dayanılarak, eksik incelemeyle tam yargı davasının

reddedildiğini belirterek adil yargılanma, etkili başvuru, mülkiyet haklarıyla

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı

haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel

ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

22. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, ...

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Şikâyetlerin

Nitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

24. Başvurucular temel olarak yakınlarının, kamu

görevlisi olan doktor tarafından verilen ilaca karşı gösterdiği alerjik

reaksiyon nedeniyle öldüğünü, olayda hizmet kusuru bulunmasına rağmen açtıkları

tam yargı davasının reddedildiğini iddia etmektedirler. Bu sebeple

başvurucuların diğer haklarla bağlantı kurarak ileri sürdükleri iddialarının da

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutu

kapsamında incelenmesi gerektiği, olayın gerçekleşme koşulları henüz tam olarak

belirlenemediğinden anılan hakkın maddi boyutu yönünden bu aşamada inceleme

yapılamayacağı değerlendirilmiştir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu

olayda müteveffa, başvuruculardan Mustafa Yatkın'ın eşi, Yarkın Yatkın'ın

annesi, Mehmet Günay'ın kardeşi, Muzaffer Günay ile Nurhayat Günay'ın kızları

olduğundan, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddialarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

27. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile

başvurabilecekleri tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli

olmayıp bu yolların uygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolunun

ancak hak ihlalini önleyebilmesi, ihlal devam etmekteyse bunu sonlandırabilmesi

veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir

giderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir

Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

28. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı

kapsamında yürütülecek ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu

ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında da

makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir.

Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda,

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir

inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa

Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri

tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin

daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde

sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, § 33).

29. Başvurunun incelenmesi neticesinde Mahkeme tarafından

görülen tam yargı davasında, ilgili aile sağlığı merkezinden ve hastaneden

müteveffaya yapılan tahlil ve tetkikleri içeren tıbbi evrakların istendiği ve

daha önce Cumhuriyet Başsavcılığının talebiyle Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas

Kurulunca düzenlenen 18/3/2015 tarihli raporun taraflara tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

30. Başvuruya konu olayda, M.Y.ye söz konusu ilacın

uygulanmasının ardından birkaç dakika içinde alerjik reaksiyon gelişmesi

üzerine acil set kullanılmadan geleneksel oksijen maskesi ve ambu

ile solunum desteği verilmeye çalışıldığı, defalarca denenmesine rağmen damar

yolunun açılamadığı, uyluk bölgesinden adrenalin verildiği ancak bunun

etkili olmadığı, çağrı üzerine gelen 112 ekibinin müdahalesinin de olumlu sonuç

vermediği ve M.Y.nin Multisef 750 mg enjeksiyonuna bağlı olarak gelişen

anaflaksi sonucu hayatını kaybettiği hususunda bir tartışma

bulunmamaktadır.

31. Anılan ATK raporunda sadece, sağlık merkezine

müracaat eden müteveffanın şikayetleri doğrultusunda konan tanı, reçete edilen

ve uygulanan ilaçla sınırlı olarak değerlendirme yapıldığı ve ilacı reçete

edenle uygulayanın kusurunun bulunmadığının mütalaa edildiği anlaşılmaktadır.

Raporda başvurucuların özellikle müteveffanın geçirdiği anaflaktik şok

nedeniyle yapılan tıbbi müdahalenin mevzuat ile tıp kurallarına uygun

olmadığına ve hizmet kusuru bulunduğuna dair iddiaları hakkında herhangi bir

değerlendirme bulunmamaktadır.

32. Başvurucuların bahse konu iddialarının (bkz. § 12)

tam yargı davasındaki uyuşmazlığın çözümü için esaslı olmadığını söylemek

mümkün değildir. Mahkemece başvurucuların, sağlık hizmetlerinin organizasyonu

ve yerine getirilmesi aşamalarında herhangi bir hizmet kusuru bulunup

bulunmadığının aydınlatılması açısından, ilgili mevzuata göre aile sağlığı

merkezinde asgari olarak bulundurulması zorunlu tıbbi cihaz ve malzemelerden

olan acil setinin olay sırasında mevcut olup olmadığının araştırılması

ve bu set kullanılarak tıbbi müdahalede bulunulmamış olmasının ölüme etkisi

konularına temas eden esaslı iddialarına ilişkin herhangi bir bilirkişi

incelemesi yapılmaması ve hangi gerekçeyle inceleme yapılmadığının da

belirtilmemesi nedenleriyle, dava konusu olayın Anayasa’nın 17. maddesinin

gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle incelendiği söylenemeyecektir.

33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

4. 6216 sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

35. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama

talebinde bulunmuşlardır.

36. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

37. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

38. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

İçtüzük'ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal

düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali

ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kendisine böyle bir karar ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

39. Mevcut başvuruda, ölüm olayı hakkında açılan tam

yargı davasında başvurucuların esasa etkili itirazları bilirkişi raporunda ve

mahkeme kararında karşılanmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle

Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmiştir. Buna göre ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

40. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 14. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

41. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin Ankara 14. İdare Mahkemesine (E.2016/230) GÖNDERİLMESİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 16/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Eser AKINCI Başvurucular : 1. Mehmet GÜNAY 2. Mustafa YATKIN 3. Muzaffer GÜNAY 4. Nurhayat GÜNAY 5. Yarkın YATKIN Başvurucular Vekili : Av. Mustafa Sait AKSU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/30109, 16 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. VI. Hüküm
  16. A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  17. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  19. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/30109
Tarih
16 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Yavuz Körükçü Başvurusu (B. No: 2017/23668)
  • S.a. Başvurusu (B. No: 2017/40199)
  • Mehmet Taşkın Dal Başvurusu (B. No: 2017/18236)
  • B.y. Başvurusu (B. No: 2016/15429)
  • Fikret Topaloğlu Başvurusu (B. No: 2017/15403)
  • Kemal Demirtaş ve Gülcan Demirtaş Başvurusu (B. No: 2017/18196)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.