İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yavuz Körükçü Başvurusu (B. No: 2017/23668)

1. Başvuru, imar planında taşınmazın bir kısmının kamu hizmeti

Başvuru No2017/23668Tarih29 Eylül 2020Okuma19 dk · 3.792 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yavuz Körükçü Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/23668
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.792 kelime·19 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, imar planında taşınmazın bir kısmının kamu hizmeti

alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Bireysel başvuru 15/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul'un Fatih ilçesi Nevbahar Mahallesi 1785

ada 33 parsel sayılı taşınmazın malikidir.

9. 21/5/2005 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar

planında bu taşınmazın bir kısmı konut alanı,

diğer kısmı da kültürel tesis alanı

olarak ayrılmıştır.

10. 4/10/2012 tarihinde onaylanan Fatih ilçesi (Tarihî Yarımada)

1. derece arkeolojik sit alanı 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı

ve bu planın dayanağı olan 30/12/2011 tarihli 1/5000 ölçekli koruma amaçlı

nazım imar planında taşınmazın imar durumunda değişiklik yapılmıştır. Buna göre

söz konusu imar planlarında taşınmazın bir kısmı yine konut alanı olarak

belirlenmiş, taşınmazın diğer kısmı da park

alanı vasfıyla kamu hizmeti alanına ayrılmıştır.

11. Başvurucu, anılan imar planlarının iptali istemiyle

26/4/2013 tarihinde İstanbul 5. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

Başvurucu bu davada 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18.

maddesi kapsamında düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsalardan bir defadan

fazla düzenleme ortaklık payı (DOP) kesintisi yapılamayacağını 1969 yılında

parselasyon uygulaması ile kesinti yapılmasına rağmen bu imar planlarıyla

ikinci defa DOP kesintisi yapıldığını ileri sürmüştür.

12. Mahkeme bilirkişi görüşüne başvurmuştur. Mahkemece bilirkişi

kuruluna şu sorular yöneltilmiştir:

i. 1/1000 ve 1/5000 ölçekli planlarda dava konusu taşınmazın

hangi kullanım alanına/alanlarına ayrıldığının, bu planların birbiriyle ve üst

ölçekli planlara, plan kararlarına, plan bütünlüğüne uyumlu olup olmadığının

tespit edilmesi,

ii. İhtilaf konusu 1/1000 ve 1/5000 ölçekli planların

(başvurucunun parseline ilişkin kısmının) şehirleşme prensipleri, planlama

yöntemleri ve planlama ilkeleri ile kentsel yerleşmenin mevcut ve gelecekteki

durumuna uygun olup olmadığı hususlarının belirlenmesi istenmiştir.

13. Mahkemeye sunulan 7/4/2015 havale tarihli bilirkişi kurulu

raporunda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:

i. Tarihî Yarımada içinde yer alan dava konusu taşınmazın yakın

çevresi ağırlıklı olarak ön bahçesiz çok katlı bitişik nizam şeklinde

yapılaşmış bulunmaktadır. Bölgenin hâkim arazi kullanışı yer yer ticaret

alanları olmakla birlikte genellikle konut alanları şeklindedir.

ii. Tarihî Yarımadanın özellikle konut alanlarını kapsayan bu

kesiminde artan nüfus artışını dengeleyecek açık alanlar yeterince

oluşturulamamıştır. Bölgenin sit alanı olması yerleşik nüfusa yönelik hizmet

vermesi beklenen çeşitli donatı

alanlarının elde edilmesini güçleştirmektedir.

iii. Taşınmazın da içinde yer aldığı yapı adası ve benzer

karaktere sahip diğer yapı adalarının iç kısımları (ada ortaları) fiilen atıl

durumda bulunduğundan yeterince verimli kullanılamamaktadır.

iv. Dava konusu planların yaklaşık 2.800 m² büyüklükteki bir

yapı adasının ortasını (iç mekânını) bütünleştirerek kamusal kullanıma açtığı

anlaşılmaktadır. Söz konusu planda bu park alanına batı yönünden 4 metrelik ve

doğu yönünden ise 6 metrelik iki yaya yolu ile erişim sağlanmıştır.

v. Dolayısıyla park alanının konum, form ve büyüklük bakımından

şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile uyumlu, rasyonel bir planlama

kararı olduğu, söz konusu işlevin yakın çevredeki yeşil alan donatı miktarını artırıcı

nitelik taşıdığından kamu yararına uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

14. Mahkeme, bilirkişi raporunda yer verilen gerekçelere atıfla

29/6/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

15. Danıştay Altıncı Dairesi 7/6/2016 tarihinde kararı onamış,

başvurucunun karar düzeltme itirazı da 30/12/2016 tarihinde aynı Daire

tarafından reddedilmiştir.

16. Nihai karar başvurucuya 17/4/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 15/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Mevzuat Hükümleri

18. 3194 sayılı Kanun’un "İmar programları, kamulaştırma ve

kısıtlılık hali" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe

girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar

programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında

ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere

Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul

edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına

tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar

programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis

edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde

kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık

bütçelerine konulur.

İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan

yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller

kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye

kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam

eder."

19. 3194 sayılı Kanun'un "İmar

planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" kenar

başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup

uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan

taşınmazlar;

a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan

alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak,

b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili

idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle,

ilgili kamu kurum ve kuruluşunca

kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir."

20. 3194 sayılı Kanun'un "Parselasyon

planlarının hazırlanması" kenar başlıklı 18. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"İmar hududu içinde bulunan binalı veya

binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı

aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya

belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına

uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti

esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini

yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan

dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi

tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri

kadar saha, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini

sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve

düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında

"düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre

alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve

arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez.

...

Bu madde hükümlerine göre, herhangi bir

parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaması esastır. Ancak,

her türlü imar planı kararı ile yapılaşma koşulunda ve nüfusta artış olması

hâlinde, artış olan parsellerden, uygulama sonucunda oluşan değerinin önceki

değerinden az olmaması kaydıyla, ilk uygulamadaki düzenleme ortaklık payı

oranını % 45’e kadar tamamlamak üzere ilave düzenleme ortaklık payı kesintisi

yapılabilir.

...

Belediye veya valiliğin; parselasyon

planlarını, imar planlarının kesinleşme tarihinden itibaren beş yıl içinde

yapması ve onaylaması esastır. Parselasyon planı yapmamaları sebebiyle doğacak

her türlü kamulaştırma iş ve işlemlerinden belediyeler veya valilikler

sorumludur.

...

Düzenleme sonucu taşınmaz maliklerine

verilecek parseller; öncelikle düzenlemeye alınan taşınmazın bulunduğu yerden,

mümkün olmuyor ise en yakınındaki eşdeğer alandan verilir.

..."

21. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na

7/9/2016 tarihinde yürürlüğe giren 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı

Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 33. maddesi ile eklenen ek

1. maddenin birinci fıkrası şöyledir:

"Uygulama imar planlarında umumi

hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne

dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama

imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar

programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu

taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını

kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı

değişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin

yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı

maddesindeki uzlaşma sürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari

başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu

idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir."

B. Danıştay İçtihadı

22. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2015 tarihli ve

E.2014/9101, K.2015/2572 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İmar planlarında kamu hizmet tesislerine

tahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde maliklerin tasarruf

hakları kısıtlanmakta, bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil edeceğinden

satış değerleri düşmekte, rayiç değerinden satılamamakta, ancak kamulaştırma

bedeli alınmak suretiyle yarar sağlanabilmektedir. Kamulaştırma yapılmadığı

takdirde, kişilerin temel haklarından biri olan mülkiyet hakkı süresi belirsiz

bir zaman diliminde kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının özünün

zedelemesine neden olmaktadır.

Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.

maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en

geç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar

planlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanun

koyucu tarafından kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalan

taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracak

şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesi

uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı

sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.

...

Davacıya ait uyuşmazlık konusu parselin, imar

planında okul alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde artık yapılaşmaya

gidilemeyeceği ve bu nedenle davacının tasarruf hakkının kısıtlandığı açıktır.

Bu fonksiyonun imar planına işlenmesinden itibaren beş yıldan fazla bir süre

geçmiş olmasına karşın davalı idarece imar programına alınmadığı gibi, ne zaman

imar programına alınacağı yahut söz konusu taşınmazın kamulaştırma kapsamına

alınıp alınmayacağı yahut bölgede parselasyon uygulamasının yapılıp

yapılmayacağı konusunda bir bilgi de davacıya verilmemiştir. Bu nedenle,

davacının maliki olduğu parselin durumu ve mülkiyet hakkından yararlanma

olanakları belirsizlik içindedir.

...

Uyuşmazlık konusu olayda da, davacının

mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olup, taşınmazın imar

programına alınmayarak kamulaştırılmaması veya imar uygulaması yapılmaması

nedeniyle kısıtlamanın devam ettirildiği anlaşılmaktadır.

Bu kapsamda, imar planı sonucunda taşınmaz

üzerinde meydana gelen kısıtlılık halinin kamulaştırma ya da parselasyon

yapılarak kaldırılmaması sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiği saptanmıştır.

Bu durumda, davacının taşınmaz üzerindeki

kısıtlama nedeniyle, imar planının taşınmazda doğurduğu sonuçların ortadan

kaldırılması yönündeki isteminin reddine dair işlemde hukuka uyarlık

görülmemiştir..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 29/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu; maliki olduğu taşınmazın 3194 sayılı Kanun'un 18.

maddesi kapsamında farklı tarihlerde iki kez parselasyon işlemlerine tabi

tutulduğunu, bu kapsamda birincisinde %40 ikincisinde %55 oranında DOP

kesintisi yapıldığını savunmuştur. İki kez DOP kesintisi yapılmasının hukuka

aykırı ve karşılıksız bir kamulaştırma işlemi olduğundan yakınan başvurucu;

orantısız bir şekilde uygulanan kesinti nedeniyle taşınmazdan yararlanma,

taşınmazı kullanma ve tasarruf etme haklarının önemli ölçüde kısıtlandığını

belirtmiştir. Başvurucu bu nedenlerle Anayasa'nın 35., 46., 56., 57., 63. ve

65. maddelerinde teminat altına alınan ilke ve hakların ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

25. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun asıl şikâyetinin

maliki olduğu taşınmazı da kapsayan alanda yapılan imar planının başvurucunun

taşınmazdan yararlanma, taşınmazı kullanma ve tasarruf edebilme haklarını

önemli ölçüde kısıtladığına ilişkin olduğu anlaşılmakla başvurucunun bütün

şikâyetleri mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

28. Somut olayda uyuşmazlığa konu taşınmazın tapuda başvurucu

adına kayıtlı olduğu anlaşıldığına göre mülkün mevcut olduğunda kuşku

bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

29. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

30. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

31. Taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması, henüz bir

kamulaştırma yapılmayıp fiilen de taşınmaza el atılmadığı için mülkiyet

hakkından yoksun bırakma sonucu doğurmamakla birlikte malikin mülkiyet

hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu kapsamda kamu

hizmeti alanı olarak ayrıldığı için taşınmaz üzerinde inşaat yapılabilmesi

mümkün olamadığı gibi bu durumun taşınmazın satış, bağış, ipotek ve diğer

irtifak haklarının tesisi yönünden yapılacak işlemler ve rayiç değeri

bakımından da olumsuz etkileri bulunmaktadır. Dolayısıyla imar uygulamalarının

ve bu bağlamda taşınmazın imar durumunun kamu hizmeti alanı olarak

belirlenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur (Hüseyin

Ünal, B. No: 2017/24715, 20/9/2018, § 39).

32. İmar uygulamalarıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler,

bireysel başvuru kararlarında da ifade edildiği üzere kural olarak mülkiyetin kamu

yararına kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesi kapsamında görülmektedir (Süleyman Günaydın, B. No: 2014/4870,

16/6/2016, § 65).

33. Somut olayda da taşınmazın bir kısmı park alanı olarak kamu

hizmeti alanına ayrılmış olduğundan müdahalenin mülkiyetin kamu yararına

kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesi kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

34. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

35. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

36. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

37. Somut olayda 3194 sayılı Kanunun ilgili hükümleri kapsamında

yapılan uygulama imar planıyla başvurucuya ait taşınmazın bir kısmı kamu

hizmeti alanı olarak ayrılmıştır. Bu durum, mülkiyet hakkı üzerinde oluşan

müdahalenin temelini oluşturmaktadır. Bu

itibarla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü

taşıdığı değerlendirilmiştir.

ii. Meşru Amaç

38. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı

vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu

yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama

sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı

kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram

olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde

ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat

Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014,

§§ 28, 29).

39. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve

yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına

olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda

bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz

yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda

olduğu açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde kararların

açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu

organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu

olamaz. Müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia

edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§§ 34-36).

40. Bu bağlamda kamusal hizmetlerden herkesin istifade

edebileceği de dikkate alındığında imar planında taşınmazın bir kısmının kamu

hizmeti alanına ayrılması yoluyla gerçekleştirilen müdahalenin kamu yararına

dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmiştir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

41. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

42. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

43. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde

bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 58, 60; Osman Ukav, B. No:

2014/12501, 6/7/2017, § 71).

44. Kamu makamlarının özellikle büyük şehirlerin gelişmeleri

gibi karmaşık ve zor bir alanda kendi imar politikalarını uygulamak için geniş

bir takdir alanı kullanmaları doğal olmakla birlikte belirtilen takdir

yetkisinin Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ve

Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen güvence ölçütlerini gözetecek şekilde

kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi zorunludur (AYM, E.2012/100,

K.2013/84, 4/7/2013). Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına

dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Özel mülkiyette

bulunan taşınmazların imar uygulamasında kamu hizmeti alanı olarak ayrılmasında

kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla malike aşırı ve orantısız bir külfet

yüklenmemelidir (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

45. Somut olayda imar planında taşınmazın bir kısmının park

alanına ayrılması suretiyle yapılan müdahalenin yerleşim yerlerinde planlı ve

sağlıklı bir yapılaşmanın sağlanması amacını gerçekleştirmek için elverişli bir araç olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Müdahalenin gerekliliği

bakımından ise öncelikle yukarıda da değinildiği üzere özellikle büyük şehirlerin

gelişmeleri gibi karmaşık ve zor bir alanda imar politikalarını uygulamak

noktasında kamu makamlarına tanınan geniş takdir yetkisi de dikkate alındığında

müdahalenin gerekliliğini

sorgulamayı zorunlu kılan bir durumun söz konusu olmadığı değerlendirilmiştir.

46. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi

bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır.

Mülkiyet hakkına müdahalenin maliki olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması

durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez.

Bu itibarla uygulanan işlemle başvurucuya aşırı ve orantısız bir yük yüklenip

yüklenmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.

47. Başvurucu 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesi kapsamında farklı

tarihlerde taşınmazı üzerinde parselasyon işlemi yapıldığını savunmaktadır.

Buna göre başvurucu; taşınmazından birinci parselasyon işlemi ile %40, ikinci

parselasyon işlemiyle de %55 oranında DOP kesintisi yapıldığını belirtmektedir.

Ne var ki başvuru formu ve eklerinde taşınmazdan %55 oranında DOP kesintisi

yapıldığına ilişkin parselasyon uygulamasına dair bir bilgi ya da belge

bulunmamaktadır. Diğer taraftan başvuruya konu dava dosyasında da bu yönde bir

bilgi yer almamaktadır.

48. Bireysel başvuruya konu edilen yargılamanın konusunun ise

Fatih ilçesi (Tarihî Yarımada) 1. derece arkeolojik sit alanı koruma amaçlı

uygulama imar planı ve bu planın dayanağı olan 30/12/2011 tarihli koruma amaçlı

nazım imar planının iptali istemine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu davada

derece mahkemelerince bahse konu imar planlarına istinaden yapılmış bir

parselasyon uygulaması olup olmadığının inceleme konusu yapılmadığı

görülmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu incelendiğinde

21/5/2005 tarihli uygulama imar planında bu taşınmazın bir kısmının konut alanı

diğer kısmının da kültürel tesis alanı olarak ayrıldığı, 4/10/2012 tarihli

koruma amaçlı uygulama imar planıyla da imar durumunda değişiklik yapılarak

taşınmazın konut alanı dışındaki kısmının park

alanı vasfıyla kamu hizmeti alanına ayrıldığı ifade edilmektedir (bkz. §§ 10,

11). Buna göre somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

parselasyon uygulaması ve buna bağlı yapılan DOP kesintisi değil taşınmazın bir

kısmının park alanı vasfıyla kamu hizmeti alanına ayrılmasına ilişkin uygulama

imar planı işlemi olduğu anlaşılmaktadır.

49. Öncelikle belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin bireysel

başvuru kapsamında hukuk kurallarını yorumlama veya başvuruya konu olay ve

olguları değerlendirme gibi bir görevi bulunmamaktadır. Bireysel başvurunun

ikincilliği ilkesi gereğince delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının

yorumlanması derece mahkemelerinin takdirinde olup açık bir keyfîlik olmadığı

veya bariz takdir hatası içermediği takdirde Anayasa Mahkemesinin bu takdir yetkisine

müdahalesi söz konusu olamaz (Reis Otomotiv

Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 102; İskenderun Demir ve Çelik A.Ş., § 71).

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda derece mahkemelerinin yorumlarının temel

hak ve özgürlükler üzerindeki etki ve sonuçlarını değerlendirir.

50. Somut olayda da başvurucunun söz konusu imar planlarının

hukuka aykırı olduğu, kamu yararına dönük meşru bir amaç içermediği yönündeki

itirazlarının derece mahkemelerince incelenip değerlendirildiği, bu konuda

uzman bilirkişilerin görüşüne başvurularak bir sonuca varıldığı görülmektedir.

Nitekim Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da iptali istenen imar planlarının

şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile uyumlu, rasyonel bir planlama

kararı olduğu, söz konusu işlevin yakın çevredeki yeşil alan donatı miktarını

artırıcı nitelik taşıdığından kamu yararına uygun olduğu ifade edilmiştir.

Başvurucunun kanun yolunda ileri sürdüğü itirazlar da Danıştay tarafından

incelenerek sonuca bağlanmıştır. Kamu yararı taşımakla birlikte söz konusu imar

planlarının iptalini gerektiren herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı

belirtilen derece mahkemelerinin kararlarının açık bir keyfîlik de içermediği

anlaşılmaktadır.

51. Diğer taraftan mülkiyetin kamu yararına kullanımının

düzenlenmesi çerçevesinde geniş bir takdir alanı bulunan kamu makamlarının

özellikle büyük şehirlerin imar planlarının hazırlanması ve uygulanması gibi

karmaşık ve zor bir alanda kendilerine tanınan bu takdir alanını

kullanmalarının doğal olduğunu belirtmek gerekir. Ancak kamu makamlarının

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve Anayasa’nın

13. maddesinde yer verilen güvence ölçütlerini gözetecek şekilde belirtilen

takdir yetkilerini kullanmaları kendilerinden beklenir. Nitekim 3194 sayılı

Kanun'un 13. maddesinde uygulama imar planlarında kamu hizmeti alanına ayrılan

taşınmazların arazi ve arsa

düzenlemesi yapılarak ya da trampa veya satın alınmak suretiyle

kamulaştırılarak mülkiyetinin kamuya geçirilmesi noktasında idarelere yükümlülük

yüklenmektedir.

52. Öte yandan 2942 sayılı Kanun'un ek 1. maddesine göre de bu

durumdaki taşınmazların uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden

itibaren beş yıllık süre içinde ilgili idarelerce kamulaştırılması ya da

mülkiyet hakkının kullanılmasına engel teşkil edecek kısıtlılıkların

kaldırılması yönünde imar planı değişikliği yapılması gerekmektedir. Bunun

yanında kamusal makamlarca bu

süre içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların

malikleri tarafından, idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra

taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava

açılabilmesi de güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla başvurucunun bu

güvencelerden yararlanmak suretiyle imar planında kamu hizmeti alanına ayrılan

taşınmazının kamulaştırılması amacıyla idari ve yargısal makamlara

başvurabilmesinin önünde herhangi bir engel de bulunmamaktadır.

53. Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin taşıdığı kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir

külfet yüklemediği, kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasında olması

gereken adil dengenin bozulmadığı, müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna

varılmıştır.

54. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Eşref Uğur ŞENOL Başvurucu : Yavuz KÖRÜKÇÜ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/23668, 29 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Mevzuat Hükümleri
  8. B. Danıştay İçtihadı
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/23668
Tarih
29 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • S.a. Başvurusu (B. No: 2017/40199)
  • Mehmet Taşkın Dal Başvurusu (B. No: 2017/18236)
  • B.y. Başvurusu (B. No: 2016/15429)
  • Fikret Topaloğlu Başvurusu (B. No: 2017/15403)
  • Kemal Demirtaş ve Gülcan Demirtaş Başvurusu (B. No: 2017/18196)
  • Tasfiye Halinde Dis Reklam Elek. Bilg. Turz. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/55435)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.