İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

B.y. Başvurusu (B. No: 2016/15429)

1. Başvuru; darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

Başvuru No2016/15429Tarih8 Eylül 2020Okuma29 dk · 5.852 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm B.Y. Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2016/15429
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.852 kelime·29 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

kapsamındaki gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının, arama ve elkoyma tedbirinin hukuka aykırı olması nedeniyle özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkının, savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle

adil yargılanma hakkının, nezarethane ve ceza infaz kurumunda tutma

koşullarının yetersizliği, kelepçe takılması, adliye koridorlarında bekletilme

ve sağlık durumuna rağmen ceza infaz kurumunda tutma nedenleriyle kötü muamele

yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Başvurucu, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 73. maddesi

uyarınca tutukluluk hâlinin sonlandırılarak tedbiren tahliyesine karar

verilmesini talep etmiştir.

5. Komisyonca tedbir talebinin ve başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurunun yapıldığı gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına

yazılan müzekkereye verilen cevaplar sonrasında Birinci Bölüm tarafından

8/9/2016 tarihinde tahliye talebine ilişkin tedbir talebinin reddine karar

verilmiştir. Kararda ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

başvurucunun sağlık durumuna ilişkin taleplerinin değerlendirilmesi sürecinin

ivedi bir şekilde yerine getirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde

olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bu kapsamda

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde (E.2017/16.MD-956, K.2017/370)

ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay 16. Ceza

Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158,

26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna

varmışlardır.

11. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı

kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma ve

kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta

haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi

olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk

Özdemir (aynı kararda bkz. § 22) kararında geniş olarak

açıklanmıştır.

B. Başvuruya İlişkin

Süreç

12. Anayasa Mahkemesinde raportör olarak görev yapan başvurucu

15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra 18/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından FETÖ/PDY'nin hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı

iddiasıyla gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işleminde müdafii de

hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya FETÖ/PDY ile

bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik sorular yöneltilmiştir.

14. Başvurucu ifadesinde özetle söz konusu örgütle kendisinin

veya ailesinin bağlantısının bulunmadığını, hiçbir zaman bu yapıyla birlikte

hareket etmediğini, hakkında soruşturma açılmasının hukuka aykırı olduğunu

beyan etmiştir.

15. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan tutuklanması istemiyle altı kişiyle birlikte Ankara 5. Sulh Ceza

Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk edilmiştir.

16. Başvurucu, Hâkimliğin 22/7/2016 tarihli kararıyla silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır. Karar gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ... B.Y. ve ... üzerlerine

atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında somut delillerin

bulunması, yakın ve somut bir tehdidin halen devam ediyor olması, Hakimler

Savcılar Yüksek Kurulunun 2. Dairesinin 16/7/2016 tarihli şüpheliler hakkındaki

kararları, şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin bulunduğu,

bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağından CMK’nun 100.

maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama şartları

kapsamında isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelilerin

CMK.nun 101 maddeleri uyarınca şüphelilerin AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA... [karar

verildi.]"

17. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Ankara 6. Sulh

Ceza Hâkimliği 1/8/2016 tarihinde "şüphelilerin

üzerlerine atılı bulunan suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından haklarında

alınan karar içerikleri, dosyada mevcut bilgi, belge ve araştırma tutanakları,

arama ve el koyma tutanakları ile tüm dosya kapsamındaki somut delillere göre

soruşturmanın henüz tamamlanmadığı şüphelilerin üzerlerine atılı suçun temadi

eder nitelikte suçlardan olduğu, şüpheliler hakkında delillerin henüz

toplanamadığı, şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin mevcut

olduğu, açıklanan nedenlerle adli kontrol uygulamasının da yetersiz kalacağı"

gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Karar başvurucu vekiline 9/8/2016 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 5/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 16/10/2017 tarihli

iddianameyle başvurucunun silahlı

terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır. FETÖ/PDY'ye ilişkin genel

açıklamaların yer aldığı iddianamede; ilk olarak FETÖ/PDY'nin kuruluşuna ve

tarihçesine, hangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet

gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve hukuka aykırı hangi tür eylemlerde

bulunduğuna değinilmiştir.

20. İddianamede, başvurucunun örgütsel nitelikli eylemleri

bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür. Bu

suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:

i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulunun 24/8/2016 tarihli kararı ile

meslekten ihraç edildiği, ihraç kararının 29/11/2016 günü kesinleştiği

belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun FETÖ/PDY'nin kendi üyeleri arasında iletişim

amaçlı kullandığı ByLock isimli

şifreli haberleşme programını 05....8 numaralı GSM hattı ve 35796205919717 IMEI

numaralı cihaz üzerinden kullandığı ileri sürülmüştür.

iii. Gizli tanık DEFNE'nin "... Anayasa Mahkemesinde görev

yaptığım dönemde doğrudan gözlemlerim, ilişkilerim, raportörlerden cemaat üyesi

tanıdıklarımın söylem ve tutumlarına dayanarak söyleyebilirim ki, Anayasa

Mahkemesi eski üye ve raportörlerinden ... B.Y... Cemaat üyesidir..."

şeklindeki beyanı

iv. R.Ü.nün bilgi sahibi olarak verdiği 5/9/2016 tarihli

ifadesinde "... İlk zamanlarda

mahkemede B.K. ve Ö.Ö.nün etkili olduğunu biliyorum. Önemli bir mesele

olduğunda genellikle bu kişilere danışılıyordu. Onlar da muhtemelen durumu

kendi üstlerindeki kişiler her kimse onlara iletiyorlardı. Belli bir dönem oda

arkadaşım olan Ö.Ö.nün yanına sık sık Mahkeme içinden veya dışından birileri

geliyordu ve genellikle yan taraftaki sekreter odasın çekilip görüşüyorlardı.

Bazen de hiçbir şey konuşmadan birtakım not kağıtları bırakıp gidiyorlardı. Bu

kişiler daha çok A.Ö. ve B.Y. oluyordu...

...B.Y.nin de bazı görevlerinin olduğu

izlenimi bende oluşmuştu. Bunların ne olduğunu tam bilmemekle birlikte dava

takibi veya menfi takibi gibi konularla ilgili olduğunu tahmin ediyorum. Ancak

net bilgi sahibi değilim..." şeklindeki beyanı

v. GİZLİ TANIK-4'ün 26/9/2016 tarihinde gizli tanık sıfatıyla

alınan ifadesinde "...Mahkemede

çalıştığım dönemde Anayasa Mahkemesinin eski üye ve raportörlerinden ... B.Y.

... isimli kişilerin cemaat üyesi olduğunu biliyorum..." şeklindeki

beyanı

vi. GİZLİ TANIK-5'in 27/9/2016 tarihinde gizli tanık sıfatıyla

alınan ifadesinde "... Ben HSYK'nın 16

Temmuz 2016 tarihli açığa alma işlemine kadar Anayasa Mahkemesinde raportör

olarak görev yapıyordum ve Mahkemede Fetullah Gülen Cemaati olarak bilinen

yapıya mensup idim... Raportörlerden ise .... B.Y. ... aynı yapı içerisinde

olduğunu biliyorum..." şeklindeki beyanı

vii. Başvurucunun adına kayıtlı 05...8 numaralı GSM hattı ile

FETÖ/PDY şüphelisi olan birçok kişi ile birden fazla görüşme yaptığı, ayrıca

FETÖ/PDY ile iltisaklı kurum olan Turgut Özal Üniversitesi ile on dokuz defa

iletişim kurduğu tespit edilmiştir.

viii. Başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle

kapatılan Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) isimli derneğe 4/12/2010

tarihinde üye olduğu vurgulanmıştır.

21. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...Resmi Gazetede yayımlanan Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı

meslekten ihraç kararı, HTS Raporu, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve

Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığının 09.02.2017 tarihli ByLock

sorgu raporu, haklarında aynı suçtan yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli

sıfatıyla ifadesi alınan R.Ü. ile gizli tanıklar DEFNE, TANIK-4 ve TANIK-5'in

beyanları dikkate alındığında şüpheli B.Y.nin;

Örgütün elebaşı Fetullah Gülen’in 'sohbet ve

vaaz' adı altında şifreli şekilde gönderdiği talimatları ile Hâkimler ve

Savcılar Yüksek Kurulu Seçimlerinin kazanılması amacına yönelik olarak

Yargıçlar ve Savcılar Birliği'ne (YARSAV) sızma faaliyetleri kapsamında

YARSAV'a üye olduğu, örgütün Anayasa Mahkemesi yapılanması içerisinde yer aldığı

ve diğer örgüt üyeleri ile birlikte yapılan örgütsel toplantılara katıldığı,

örgütün, 12.10.2014 tarihinde yapılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna üye

seçimlerinde, kendi mensuplarının seçilmesi için düzenlediği örtülü çalışmada

ve örgütün diğer bütün hukuka aykırı faaliyetlerinde; tersine mühendislik,

kripto analiz, ağ davranış analizi ve bağlantı kurulan sunucular tarafından

cevap veren kodlar da dahil olmak üzere detaylarına yukarıda yer verilen ve

örgütün üyeleri arasında gizli ve şifreli haberleşme programı olarak

düzenlediği ve mensuplarına kullandırttığı ByLock uygulamasını

kullandığı,savunmalarının dosya kapsamı ile uyarlı olmadığı, böylece FETÖ/PDY

Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek

yer alarak bu örgütün üyesi olduğu, hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

314/2. maddesi kapsamında Silahlı Terör Örgütü Üyeliği suçundan kamu davası

açılmasını gerektirecek yeterli şüphenin oluştuğu,..."

22. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 3/11/2017 tarihinde

iddianameyi kabul etmiş ve E.2017/297 sayılı dosya üzerinden yargılama

başlamıştır. 3/11/2017 tarihinde yapılan tensip incelemesinde Mahkeme "atılı suçun vasfı ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, örgütün gizli haberleşme programı olduğu iddia edilen By Lock

programını kullandığına yönelik tespit, HTS kaydı, tanıkların beyanları ve tüm

dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin varlığı, yüklenen suçun CMK'nun 100/3-a maddesinde öngörülen

tutuklama nedenlerinin var kabul edildiği katalog suçlardan olması, yüklenen

suçun özel ağırlığı, yüklenen suç nedeniyle farklı soruşturma makamlarınca

terör örgütü yöneticiliği ve üyeliği suçlarından haklarında soruşturma

yürütülen bir kısım şüphelilerin yasal olmayan yollardan ve bir kısmının da

sahte kimliklerle yurt dışına çıkmış ve dolayısıyla soruşturmalardan kaçmış

olduklarının bilinmesi, bu kapsamda tutukluluk tedbiri dışındaki CMK'nun

109.maddesinde düzenlenen yurt dışına çıkış yasağı dahil sair adli kontrol

tedbirlerinin soruşturmanın mahiyetine ve delil durumuna nazaran yetersiz

kalacağı, Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukuk bakımından bağlayıcı olan

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi'nin tutukluluk tedbiri konusundaki yerleşik birçok karar ve

gerekçesinde 'Kişilerin kaçma riskinin bulunması, kamu düzeninin sağlanması ve

yeni bir suç işlenmesinin önlenmesi' amacının tutukluluk tedbirinin

uygulanabileceği haller arasında sayılmış olması, somut dava dosyasında da bu

kaygı ve kriterlerin mevcut olması nedeniyle tutukluluk tedbirinin gerekli olup

sair adli kontrol tedbirlerinin suç vasfı ve tutukluluk süresi de nazara

alındığında yetersiz kalacağı, tutukluluk süresine nazaran tutukluluk

tedbirinin ölçülü olmaya devam ettiği" gerekçesiyle

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

23. Mahkemece 15/2/2018 tarihli duruşmada başvurucunun

tahliyesine karar verilmiştir.

24. Yapılan yargılama sonunda Mahkemenin 15/3/2018 tarihli

kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

25. Başvurucu, bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuş;

31/10/2019 tarihinde istinaf talebi esastan reddedilmiştir. Bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla dava temyiz aşamasındadır.

C. Başvurucuya Sunulan

Sağlık Hizmetlerine İlişkin Bilgiler

26. Anayasa Mahkemesinin talep yazısı üzerine başvurucunun

tutulduğu Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Müdürlüğünün 20/7/2020 tarihli cevap

yazısında başvurucuya sunulan sağlık hizmetlerinden bahsedilmiştir. Buna göre

başvurucunun Ceza İnfaz Kurumuna 22/7/2016 tarihinde girişinden 15/2/2018

tarihinde salıverilmesine kadar toplamda yirmi sekiz kez Ceza İnfaz Kurumunda

bulunan revire, aile hekimliğine, devlet hastanesine ve kurum dışında bulunan

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Numune Hastanesi) götürülerek

üroloji, diş, kulak burun boğaz, göz polikliniklerinde muayene ve tedavisinin

yaptırıldığı görülmüştür.

27. Numune Hastanesinin 2/2/2017 ve 20/6/2017 tarihli iki ayrı

sağlık kurulu raporunda başvurucunun böbrek taşı rahatsızlığı nedeniyle ceza

infaz kurumunda kalmasında ürolojik açıdan bir sakınca olmadığı

değerlendirilmiştir.

28. İlgili yazıda ayrıca başvurucunun acil yardım butonu bulunan

B-12 odasında acil sağlık hizmetlerinden yedi gün yirmi dört saat

yararlanabildiği, içerisinde tuvalet, banyo, mutfak dolabı ve tezgahının

bulunduğu, televizyon izleyebildiği, sabah gün doğumuyla birlikte

havalandırmaya çıkarılarak akşam hava kararana kadar havalandırma imkânından

yararlandırıldığı belirtilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

29. İlgili hukuk için bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56; Fatma Müge Tekin ve Özge Tekin, B. No: 2014/2504, 20/3/2019, §§ 26-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltı Tedbirinin

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu, hukuka aykırı şekilde gözaltına alınması

sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

32. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

34. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

35. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

36. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı tedbirinin hukuki

olmadığına ilişkin iddiayla ilgili olarak anılan kararlarda varılan sonuçlardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

38. Başvurucu; aleyhinde hiçbir delil bulunmamaktayken hukuka

aykırı şekilde tutuklandığını, ayrıca tutukluluk ve tutukluluğa itiraz

kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

39. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

40. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,

savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

41. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

43. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir

(Selçuk Özdemir, § 57).

44. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel İlkeler

45. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez, §§ 99-104.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

46. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

47. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

48. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön

koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

49. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel

ifadelerle değinilmiş ancak bu somut olguların neler olduğu açıklanmamıştır

(bkz. § 16). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da tutuklama kararı

veren Hâkimliğin kararına atıf

yapılarak başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler hakkında verilen kararın

hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 17).

50. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

isnat edilen suçu (silahlı terör örgütüne üye olma) işlediğine dair delil

olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) meslekten çıkarma kararına,

başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade

edilen ByLock uygulamasının

kullanıcısı olmasına, haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma

yürütülen bazı kişilerle telefon irtibatının bulunduğuna dair HTS raporuna,

YARSAV'a üye olmasına dayanılmıştır. İddianamede ayrıca başvurucunun FETÖ/PDY

üyesi olduğuna yönelik tanık ifadelerine de yer verilmiştir (bkz. §§ 20, 21).

51. Soruşturma mercilerince suçlamaya esas alınan olgular

arasında başvurucunun ByLock

uygulamasının kullanıcısı olmasının yer aldığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi

ByLock uygulamasının özellikleri

gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veya kullanmak

üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturma makamlarınca

FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak değerlendirilebileceğini

belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 106, 267). Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar

veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somut

olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri

itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (aynı yöndeki

değerlendirme için bkz. Selçuk Özdemir,

§ 74; Neslihan Aksakal, B. No:

2016/42456, 26/12/2017, § 57). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi

olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta

olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup

olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir

(Selçuk Özdemir, § 75; benzer

yöndeki karar için bkz. Metin Evecen,

B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 58).

52. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

53. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı

edilmemelidir.

54. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).

55. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474,

3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca

anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer

alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (Gülser

Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

56. Somut olayda Hâkimlikçe tutuklanmasına karar verilirken

başvurucunun delilleri etkileme ve kaçma ihtimali bulunmasına dayanıldığı

görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Hâkimlik tarafından

verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden

dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

57. Tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut

olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Hâkimlik tarafından verilen

kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve

delilleri etkileme tehlikesine yönelik tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerden yoksun olduğu söylenemez.

58. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser

Yıldırım (2), § 151).

59. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi)

de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

60. Başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde

gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında soruşturma

süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna varılması için

herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

61. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Hâkimliğin tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu

söylenemez.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

63. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltındaki Tutma

Koşullarının Yetersizliğine İlişkin İddia

64. Başvurucu, nezarethanede tutulduğu iki buçuk günlük gözaltı

sürecinde on iki kişi ile birlikte kaldığını, yeterli şekilde beslenemediğini,

banyo yapamadığını, tuvalet imkânından sınırlı şekilde yararlandığını iddia

etmiştir.

65. Anayasa Mahkemesi gözaltında tutulan kişilerin nezarethane

tutma koşullarının yetersizliği nedeniyle kötü muameleye maruz kaldığı

yönündeki iddialarıyla ilgili olarak temel ilkeleri ortaya koyduğu ve

değerlendirmelerde bulunduğu kararında, şikâyete konu yetersiz koşullardaki

tutma hâli sona ermişse idari yargı yolunda açılacak tam yargı (tazminat)

davasını etkili bir yol olarak kabul etmiştir (Nebahat

Baysal Gül, B. No: 2016/14634, 28/5/2019, §§ 17-31).Eldeki başvuruda

anılan içtihatta belirlenen temel ilkeden ayrılmayı gerektiren bir durum da

bulunmamaktadır.

66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

67. Bununla birlikte bu aşama itibarıyla oluşan durum nedeniyle

eldeki başvuru ile bununla aynı nitelikte olup Anayasa Mahkemesinde derdest

olan başvurulara konu olaylar yönünden işbu kararın ardından açılması muhtemel

idari davaların süresine ilişkin olarak bir hususun açıklığa kavuşturulması

zorunluluğu doğmuş bulunmaktadır. Öncelikle vurgulanmalıdır ki idari yargı

yerlerinde açılacak davaların süresine ilişkin koşulları incelemek ve idari

davaların süresinde açılıp açılmadığını değerlendirmek idari yargı mercilerinin

takdirindedir. Ancak eldeki başvuru ve bununla aynı nitelikte olup derdest olan

başvurular hakkında verilen başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararlarından sonra idari yargıya başvuran kişiler yönünden dava

açma sürelerinin bu kişilerin mahkemeye erişim haklarının ihlaline neden

olmayacak biçimde değerlendirilmesi gerektiği de tabiidir (Nebahat Baysal Gül, § 32).

2. Ceza İnfaz Kurumundaki

Tutma Koşullarının Yetersizliğine İlişkin İddia

68. Başvurucu, tutuklama kararından sonra konulduğu ceza infaz

kurumunda on altı kişilik odada otuz kişi kalmaya zorlandığını, sırayla uyumak

zorunda bırakıldığını iddia etmiştir.

69. Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumlarındaki tutulma

koşullarının yetersizliğinden kaynaklanan kötü muamele iddialarına ilişkin

olarak infaz hâkimliğine şikâyet yolunu tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk

yolu olarak gördüğünü çeşitli kararlarında belirtmiştir. (birçok karar

arasından bkz. Mehmet Baransu, B.

No: 2015/8046, 19/11/2015,§§ 23-35; Mehmet

Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, §§ 250-252; Hilal Ada ve diğerleri, B. No: 2016/22735,

3/7/2019, §§ 14-17).

70. Başvurucu söz konusu şikâyetlerini infaz hâkimliği önüne

taşıdığına dair herhangi bir bilgi ya da belge sunmuş değildir. Dolayısıyla

somut olayda, anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Ters Kelepçe Takılma

ve Adliye Koridorlarında Bekletilmeye İlişkin İddia

72. Başvurucu, gözaltı süresince kendisine ters kelepçe

takıldığını ve iki gün boyunca adliye koridorlarında diğer şüphelilerle üst

üste uyumak suretiyle tutuklama işlemini beklemek zorunda bırakıldığını ileri

sürmüştür.

73. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak

ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın bu maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî

bir soruşturma yapılmasını gerektirmektedir (Tahir

Canan, § 25).

74. Anayasa Mahkemesi, gözaltında kolluk görevlilerinin kötü

muamelesine maruz kalma şikâyetleri yönünden yetkili Cumhuriyet

Başsavcılıklarına yapılacak suç duyurusu ve devamında yapılacak ceza

yargılaması sürecini bireysel başvuruda bulunmadan önce tüketilmesi gereken

etkili bir hukuk yolu olarak gördüğünü birçok kararında istikrarlı bir şekilde

belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Günay

Dağ ve diğerleri § 100; Hidayet

Karaca, §§ 46-52; Alparslan Altan

[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 183).

75. Somut olayda başvurucu, kötü muameleye maruz kaldığına

yönelik şikâyetlerine ilişkin olarak yetkili Cumhuriyet başsavcılığına suç

duyurusunda bulunduğuna ve nihai bir yargısal kararla sürecin sona erdiğine

dair bir bilgi ya da belge sunmamıştır.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sağlık Durumuna Rağmen

Ceza İnfaz Kurumunda Tutulmaya İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

77. Başvurucu; böbreğinde bulunan taşlardan birinin

tutuklanmadan önce 6/5/2016 tarihinde ameliyatla alındığını, diğer taşın da

ameliyatla alınması gerektiğini, aksi hâlde böbreğini kaybedebileceğini

belirtmiştir. Başvurucu, bu hususları tutuklama kararına itirazında dile

getirmesine rağmen salıverilmeyerek ceza infaz kurumunda tutulmasının organ

kaybı ve/veya hayati tehlike riski doğurduğunu, ayrıca etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

78. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucu hakkında böbrek rahatsızlığına ilişkin olarak başvuru tarihi

öncesinde veya sonrasında hayati tehlikeye işaret eden tıbbi bir müdahalenin

varlığına rastlanmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun çok ciddi bir hayati

tehlike geçirdiğinden söz etmek ve bu nedenle yaşam hakkı yönünden bir inceleme

yapmak mümkün görünmemektedir. Başvurucunun sağlık sorunlarına rağmen ceza

infaz kurumunda tutulmaya devam edilmesi yönündeki şikâyeti kötü muamele yasağı

kapsamında değerlendirilmiştir.

79. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz."

80. Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumlarının fiziki ve tıbbi

imkânlarının sağlık durumuna uygun olmamasına dayalı şikâyetleri istikrarlı bir

şekilde kötü muamele yasağı kapsamında incelemektedir (Mete Dursun, B. No: 2012/1195, 18/11/2015; Serdar Öztürk, B. No: 2013/7532,

4/2/2016; Sabri Kaya, B. No:

2014/8482, 29/6/2016; Ergin Aktaş, B.

No: 2014/14810, 21/9/2016; Hayati Kaytan,

B. No: 2014/19527, 16/11/2016; İmam

Çelikdemir, B. No: 2014/20289, 5/12/2017).

81. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Somut olayda başvurucu, başvuru formunda veya eklerinde ceza infaz

kurumlarında olması muhtemel olağan koşullar dışındaki tutulma koşullarına

yönelik özellik taşıyan bir iddia ileri sürmemiştir. Dolayısıyla daha nitelikli

tedavi olanaklarından yararlandırılmadığına dönük bir şikâyeti de bulunmayan

başvurucunun infaz kurumunda tutulmasının sağlık durumu üzerindeki etkisinin

değerlendirilmesiyle sınırlı bir inceleme yapılacaktır. Bu nedenle başvurucunun

şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

kötü muamele yasağı çerçevesinde ele alınacaktır.

82. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz.” şeklindeki kural, hükümlü ve tutuklulara

yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus 13/12/2004 tarihli ve 5275

sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "İnfazda temel ilke" kenar başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında "Ceza ve güvenlik

tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı

davranışlarda bulunulamaz." ve yine Kanun'un 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti

bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının

korunmasını sağlayan maddi ve manevi koşullar altında çektirilir." şeklindeki

düzenleme ile açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla tutuklamaya veya hapis

cezasına mahkûmiyete ilişkin bir kararın yerine getirilmesi için sağlanacak

şartlar, insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, B. No: 2013/3550,

19/11/2014, § 36).

83. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki davranışların

mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem

seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir.

Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde mahkûmların

sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence altına

alınması ve mahkûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan onuruna

yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan

Günana, § 39). Bu çerçevede hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki

ve tıbbi koşullarda tutulması da Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına

aykırı bir muamele olarak kabul edilebilir (Murat

Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 65).

84. Hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan

onuruna uygun tutma koşullarına sahip olma hakkı bulunduğunu, alınan

tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü

seviyesini aşacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini kabul etmek

gerekir (Fatih Hilmioğlu, B. No:

2014/648, 18/9/2014, § 65). Ayrıca Anayasa'nın tutuklu bir kimsenin sağlık

gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir genel

zorunluluk getirmediğini ancak doğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya

da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının yetkililerin sorumlu

tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı artması ya da artma riski

bulunması hâlinde bu durumun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamına girebileceğini belirtmek gerekir (Fatih

Hilmioğlu, § 66).

85. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin hasta olmaları

durumunda devletin kontrolü altında tuttuğu bu kişilere gerekli tıbbi yardımı

sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün hiç veya gerektiği gibi

yerine getirilmemesi sonucunda kişinin yaşamı veya vücut bütünlüğü bakımından

tehlike arz eden acil bir duruma, ağır veya uzun süreli bir acı çekmesine

sebebiyet verilmiş olması, belirtilen sonuçlar ortaya çıkmamakla birlikte

kişinin tıbbi yardımdan mahrum kalmış olması nedeniyle yaşadığı stres,

huzursuzluk veya aşağılanma hissinin -olayın kendine has koşulları

çerçevesinde- insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele düzeyine ulaşacak

ciddiyette olması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal

edildiği kabul edilebilir. Bu kapsamdaki değerlendirmede kişinin özgürlüğünden

yoksun bırakılmasına bağlı dezavantajlı konumunun da dikkate alınması gerekir (Hayati Kaytan, § 44).

86. Başvurucunun tutuklu olarak bulunduğu sürede yaşadığı sağlık

problemleri ile ilgili olarak hem ceza infaz kurumu bünyesinde faaliyet

gösteren sağlık birimlerine hem de gerektiğinde daha donanımlı başka bir

hastaneye sevkinin sağlandığı, bu kapsamda kendisine gerekli muayene, tahlil,

tetkik ve tedavi hizmetlerinin verildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 26).

Başvurucunun sunduğu veya ilgili kurumlardan gelen tıbbi belgelerde

başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulmasına engel olabilecek şekilde bir

rahatsızlığı olduğundan bahsedilmemiştir. Kaldı ki Numune Hastanesinin iki ayrı

tarihli raporuyla başvurucunun böbrek taşı rahatsızlığı nedeniyle ceza infaz

kurumunda kalmasında bir sakınca olmadığı ortaya konulmuştur. Diğer taraftan

başvurucu; rahatsızlığının ceza infaz kurumu şartları veya yetkililerin

uygulamalarından kaynaklanan bazı nedenlerle kötüleştiğini, bu nedenle

özgürlüğünden yoksun bırakılma nedeniyle ortaya çıkan olağan elemin ötesinde

bir ızdırap ve/veya acıya maruz bırakıldığını da somut olgularla

desteklememiştir. Başvurucu, rahatsızlıklarına rağmen tutukluluk hâlinin devam

ettirilmesinin sağlığı üzerindeki etkisini somut olarak ortaya koymadan soyut

bir şikâyet ileri sürmüştür.

87. Bu tespitler kapsamında şikâyetine ilişkin olarak somut bir

delil sunmayan başvurucunun sağlık durumuna rağmen tutukluluk hâlinin devam

ettirilmesi nedeniyle kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

88. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

89. Başvurucu, arama ve elkoyma kararlarının hukuka aykırı

olduğunu ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

90. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma

tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda

yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren

makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme

yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları

kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan

zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî

uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden

daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için

bkz. Hülya Kar, §§ 21-46).

91. Somut olayda başvurucu hakkında başlatılan bir soruşturma

kapsamında başvurucunun konutunda ve iş yerinde arama yapılmıştır. Söz konusu

tedbirin bir soruşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek

amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

92. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi,

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma tedbiri

maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi bulunan

hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir hukuki

düzenlemeye dayanmaktadır. Başvurucuya da itirazlarını sorumlu makamlar önünde

etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka tedbir,

süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.

93. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

D. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

95. Başvurucu, yorgun ve uykusuz bir şekilde nezarethaneden

çıkarıldıktan sonra ifadesinin alınması ve gözaltı sürecince müdafii ile

görüştürülmemesi nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

96. Anayasa ve kanun hükümleri gereğince Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince

düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama

yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve

Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

97. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında başvurucu hakkında kamu davası

açılmıştır. Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih

itibarıyla başvurucu hakkındaki kovuşturmanın henüz kesinleşmediği

görülmektedir. Başvurucunun başvuru formunda dile getirdiği -savunma hakkının

kısıtlandığı yönündeki- şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında temyiz

aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda inceletme imkânı bulunmaktadır.

Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve temyiz süreçleri beklenmeden

soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin başvurucu

tarafından bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

98. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Diğer İhlal İddiaları

99. Başvurucu 22/11/2016, 25/1/2017, 22/2/2017, 24/8/2017,

2/10/2017 ve 3/1/2018 tarihli Anayasa Mahkemesine yazdığı dilekçelerle bireysel

başvuru formunda ileri sürdüğü şikâyetlerin yanında başka hak ve güvencelerinin

de ihlal edildiğini belirtmiş; bunlar hakkında da karar verilmesini talep etmiştir.

100. Bireysel başvuru yaptıktan sonra başvuru formunda

belirtilen hususlar dışında başkaca bir şikâyetin dile getirilebilmesi için

öncelikle ileri sürülen iddiaya ilişkin idari ve adli yolların tüketilmesi

sonrasında başvuru süresi içinde yeni bir bireysel başvuru formu doldurmak,

başvuru harcı yatırmak gibi usul yükümlülüklerinin yerine getirilerek yeniden

başvuru yapmak zorunludur. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra öne sürülen yeni

iddialar konusunda eldeki dosya üzerinden bir inceleme yapılması beklenemez (Selahattin Demirtaş [GK], B. No:

2016/25189, 21/12/2017, §§ 119, 120).

101. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sonradan ileri sürdüğü

bu şikâyetler yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğine, sağlık durumu elvermemesine rağmen ceza infaz kurumunda tutulduğuna

ve tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, gözaltı tedbirinin

hukuki olmadığına, nezarethanede ve

ceza infaz kurumundaki tutma koşullarının yetersizliğine, ters kelepçe takıldığına

ve adliye koridorlarında bekletildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

8/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Sinan ARMAĞAN Başvurucu : B.Y. Vekili : Av. Barış ANTÜRK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/15429, 8 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvuruya İlişkin
  8. C. Başvurucuya Sunulan
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kişi Hürriyeti ve
  12. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  13. B. Kötü Muamele Yasağının
  14. B. No: 2014/19527, 16/11/2016; İmam
  15. C. Özel Hayata ve Aile
  16. D. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  17. E. Diğer İhlal İddiaları
  18. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  19. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/15429
Tarih
8 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Fikret Topaloğlu Başvurusu (B. No: 2017/15403)
  • Kemal Demirtaş ve Gülcan Demirtaş Başvurusu (B. No: 2017/18196)
  • Tasfiye Halinde Dis Reklam Elek. Bilg. Turz. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/55435)
  • Fevzi İlhan Başvurusu (B. No: 2017/31442)
  • Şemsettin Köseoğlu ve Zafer Köseoğlu Başvurusu (B. No: 2016/73175)
  • Hatice Çalış ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/40500)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.